TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MUSTAFA SITKI ÖZKAYA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/3689)
Karar Tarihi: 21/5/2015
R.G. Tarih- Sayı: 8/8/2015-29439
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Raportör Yrd.
:
İsmail Emrah PERDECİOĞLU
Başvurucu
:
Mustafa Sıtkı ÖZKAYA
Vekilleri
:
Av. Emin Ersel EREN – Av. Hakan EREN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, 30/12/2008tarihinde aleyhine açılan menfi tespit davasına ilişkin verilen Mahkeme veYargıtay kararlarının gerekçesiz olduğunu ve yargılamanın makul süredesonuçlanmadığını belirterek, hukuki dinlenilme, adil yargılanma ve mülkiyethaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, yeniden yargılama yapılmasına kararverilmesini ve tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 27/5/2013 tarihindeİstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yöndenyapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumununbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca 28/2/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından11/7/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.Adalet Bakanlığının 5/8/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin öncekikararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüşsunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucu, 30/12/2008tarihinde İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan menfi tespit davasınındavalı tarafı olarak, ilk oturumda kabul beyanında bulunmuş, bunun üzerineMahkeme 15/6/2009 tarihli ve E.2008/765, K.2009/381 sayılı kararı ile davanınkabulüne karar vermiş ve başvurucuyu harç, yargılama gideri ve avukatlık ücretiile sorumlu tutmuştur.
8. Başvurucunun temyizi üzerinedosya eksiklik nedeniyle Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin, 15/2/2011 tarihli ilamıile geri çevrilmiş, eksikliğin tamamlanmasının ardından yapılan inceleme sonucuDairenin 30/5/2011 tarihli ve E. 2011/4910, K.2011/6023 sayılı ilâmıyla "... eldeki davanın açılmasında kusurubulunmayan ve ilk oturumda davayı kabul eden davalı, harç, yargılama gideri veavukatlık ücreti ile sorumlu tutulamaz" gerekçesine dayanılarakhükmün bozulmasına ve “peşin alınan harcınistek halinde geri verilmesine” karar verilmiştir.
9. Aynı Daireye davacı tarafçayapılan karar düzeltme istemi, 1/12/2011 tarihli ve E.2011/12818, K.2011/12851sayılı ilâm ile reddedilmiştir.
10. İstanbul 5. Asliye TicaretMahkemesi bozma kararına uyarak 18/4/2012 tarihli ve E.2011/574, K.2012/24sayılı kararı ile davanın açılmasında kusuru bulunmayan ve ilk oturumda davayıkabul eden davalının harç yargılama gideri ve avukatlık ücretinden sorumlututulamayacağı gerekçesiyle, “davalınınkabul beyanı esas alınarak davanın kabulüne, davanın açılmasında kusurubulunmayan ve ilk oturumda davayı kabul eden davalının harç, yargılama giderive avukatlık ücretinden sorumlu tutulmamasına, davacı üzerinde bırakılmasına,davalı vekili her ne kadar 312/2 maddesi ve 323/g maddesi gereği lehine avukatlıkücretini takdiren istemiş ise de yerinde görülmeyentalebin reddine” karar vermiştir.
11. Başvurucu, İlk DereceMahkemesinin kararını, yargılama boyunca yaptığı masrafların davacı tarafındankendisine ödenmesine yönelik bir hüküm tesis edilmediği ve lehine vekâletücretine hükmedilmediği gerekçesiyle temyiz etmiştir.
12. Temyiz incelemesi sonucundaYargıtay 4. Hukuk Dairesi, 6/11/2012 tarihli ve E.2012/11699, K.2012/16236sayılı ilâmı ile “dosyadaki yazılara,kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin değerlendirilmesinde birisabetsizlik bulunmamasına göre yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarınınreddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün onanmasına” kararvermiştir.
13. Karar düzeltme istemiüzerine aynı Dairenin 2/4/2013 tarih ve E.2013/1379, K.2013/6037 sayılı ilâmıile “temyiz ilamında bildirilen gerektiricinedenler karşısında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun değişik 440. maddesindesayılan nedenlerden hiç birine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin reddineve aynı kanunun 442/3. ve 4421 sayılı Kanunun 2. ve 4/b-1. maddeleri gereğince takdiren 219,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyendenalınarak hazineye gelir kaydedilmesine” karar verilmiştir.
14. Bu karar, başvurucuya14/5/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu, 27/5/2013tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
16. 12/1/2011 tarihli ve 6100sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Usulekonomisi ilkesi" kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
"Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli birbiçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamaklayükümlüdür."
17. 6100 sayılı Kanun’un “Feragat ve kabul halinde yargılama giderleri”kenar başlıklı 312. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“(2) Davalı, davanın açılmasına kendi hâl ve davranışıylasebebiyet vermemiş ve yargılamanın ilk duruşmasında da davacının talep sonucunukabul etmiş ise yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilmez.”
18. 6100 sayılı Kanun’un “Yargılama giderlerinin kapsamı” kenarbaşlıklı 323. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Yargılama giderleri şunlardır:
…
ğ)Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdirolunacak vekâlet ücreti,
…”
19. 6100 sayılı Kanun’un “Yargılama giderlerinden sorumluluk” kenarbaşlıklı 326. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılamagiderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.”
20. 18/6/1927 tarihli ve 1086sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 94. maddesinin ikinci fıkrasışöyledir:
“Şu kadar ki müddeaaleyh hal ve vaziyeti ile aleyhine dava ikamesinesebebiyet vermemiş ve ilk muhakeme celsesinde de müddeinin iddiasını kabuletmiş ise masarifi muhakeme ile ilzam olunamaz.”
21. 21/12/2011 tarihli AvukatlıkAsgari Ücret Tarifesi’nin “Davanın konusuz kalması, feragat, kabul ve sulhteücret” kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:
“Anlaşmazlık, davanın konusuz kalması,feragat, kabul ve sulh nedenleriyle; delillerin toplanmasına ilişkin ara kararıgereğinin yerine getirilmesinden önce giderilirse, Tarife hükümleriylebelirlenen ücretlerin yarısına, karar gereğinin yerine getirilmesinden sonragiderilirse tamamına hükmolunur.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
22. Mahkemenin 21/5/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 27/5/2013 tarihli ve 2013/3689numaralı bireysel başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
23. Başvurucu, 30/12/2008tarihinde aleyhine açılan menfi tespit davasında verilen karar nedeniyle açıkyasa hükmüne rağmen yargılama masraflarını ödemek zorunda kaldığını, lehineavukatlık ücretine hükmedilmediğini, buna ilişkin itirazlarının Mahkeme veYargıtay kararlarında tartışılmadan gerekçesiz olarak reddedildiğini veyargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, hukuki dinlenilme, adilyargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
24. Başvuru dilekçesi ve ekleriincelendiğinde, başvurucunun, kanun yollarına başvurması nedeniyle yargılamagiderlerini ödemek zorunda kaldığını ayrıca yargılama sonunda lehine vekâletücretine hükmedilmediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ilerisürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların ihlal iddialarınailişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar.Anılan ihlal iddialarından, İlk Derece Mahkemesinin, 15/6/2009 tarihli kararınakarşı yapılan kanun yolu başvuruları nedeniyle ödenmek zorunda kalınanyargılama giderlerine ilişkin kısımlar, mülkiyet hakkının ihlali iddiasıkapsamında değerlendirilmiştir.
25. Bununla birliktebaşvurucunun, İlk Derece Mahkemesinin 18/4/2012 tarihli kararına karşı kanunyollarına başvurulması sonucu yargılama giderlerini ödemek zorunda kalması ileyargılama sonunda başvurucu lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi nedenleriylemülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiaları ile hukuki dinlenilme hakkının ihlaliiddiaları yargılama sürecinin ve yargılama sonunda verilen kararın adil olupolmadığına ilişkin olduğundan, bu iddialar adil yargılanma hakkının ihlaliiddiası kapsamında değerlendirilmiştir. Öte yandan başvurucunun, Mahkeme veYargıtay kararlarının gerekçesiz olduğu ile yargılamanın makul süredesonuçlanmadığı iddiaları ayrıca değerlendirilmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. MülkiyetHakkının İhlali İddiası
26. Başvurucu, İstanbul 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin, yargılama giderleri ve vekâlet ücreti yönündenhatalı olan 15/6/2009 tarihli kararı nedeniyle aleyhine yargılama giderine vevekalet ücretine hükmedildiğini, bu durumu düzeltmek için temyiz talebindebulunduğundan karar harcı ve temyiz harcı ile posta ücretleri ödediğinibelirterek, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
27. Anayasa'nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
"... Başvuruda bulunabilmek için olağankanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."
28. 30/3/2011 tarihli ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireyselbaşvuru hakkı" kenarbaşlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
29. Anayasa'nın148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (2)numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak içinihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için idari ve yargısalbaşvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir.
30. Temel hak ve özgürlükleresaygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygundavranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idarimercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 17).
31. Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlaledildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde, olağan yasa yollarıile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hakihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumundabaşvurulabilir (Bayram Gök, §18).
32. Bireysel başvuru yolununikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmekiçin öncelikle hukuk sisteminde düzenlenen başvuru yollarının tüketilmesizorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiğişikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygunolarak iletmesi ve bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bumakamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmekiçin gerekli özeni göstermiş olması gerekir (BayramGök, § 19).
33. Bireysel başvurunun ikincilniteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genel mahkemelerönünde dayanılmayan iddialar Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusuedilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgeler deAnayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök,§ 20).
34. Bireysel başvuruya konuedilen, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin ilgili dosyasınınincelenmesinde, 15/6/2009 tarihli kararda, bakiye karar harcının 1/3’ünün vedavacı taraf vekâlet ücretinin 1/2’sinin başvurucudan tahsiline kararverildiği, bu karara karşı başvurucu tarafından temyiz talebinde bulunulmasıüzerine başvurucunun Mahkeme veznesine karar harcı, temyiz harcı ve postagideri yatırdığı anlaşılmıştır. Temyiz incelemesi sonucunda ise Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 30/5/2011 tarihli ilâmı ile İlk Derece Mahkemesi kararınıbozduğu, bozma ilâmında “… peşin alınanharcın istek halinde geri verilmesine… karar verildi.” hükmüne yerverdiği, bozma ilâmına uyarak yeniden karar veren İlk Derece Mahkemesinin budefa, “… davanın açılmasında kusurubulunmayan ve ilk oturumda davayı kabul eden davalının harç yargılama gideri veavukatlık ücretinden sorumlu tutulmamasına, davacı üzerinde bırakılmasına…” şeklindehüküm tesis ettiği tespit edilmiştir. Dolayısıyla, haksız yere yargılamagiderlerini ödemek zorunda kaldığını ve bu durumu düzeltmek için temyiz yolunabaşvurarak karar ve temyiz harcı ile posta giderleri ödemek zorundabırakıldığını ileri süren başvurucunun, ilgili Mahkeme ve Yargıtay kararlarıdoğrultusunda, yaptığı masrafları talebi halinde geri alabilmesi mümkündür. Ancakbaşvurucunun Derece Mahkemeleri nezdinde veya davacı taraftan bu yönde herhangibir talebinin bulunduğu tespit edilememiştir. Buanlamda, ihlale neden olduğu ilerisürülen iddiaya ilişkin olarak idari ve yargısal yollara başvurulmadığından,başvuru yolları usulünce tüketilmemiştir.
35. Açıklanan nedenlerle, bireysel başvurunun bu kısmına ilişkinihlal iddialarının, başvuru yollarıusulüne uygun şekilde tüketilmeden başvurukonusu yapıldığı anlaşıldığından, diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin “başvuruyollarının tüketilmemesi” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. AdilYargılanma Hakkının İhlali İddiası
36. Başvurucu, bozma üzerine verilen 18/4/2012 tarihli kararda lehine vekaletücretine hükmedilmemesi nedeniyle temyiz ve karar düzeltme yollarınabaşvurduğunu, ancak Yargıtay tarafından Mahkeme kararının onandığını ve karardüzeltme isteminin reddedildiğini, böylelikle lehine vekalet ücretinehükmetmeyen Mahkeme kararı düzeltilmediği gibi temyiz ve karar düzeltmeharçları ile posta masrafları ve karar düzeltme para cezasından oluşanyargılama giderlerini ödemek zorunda kaldığını belirterek, adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ayrıca yargılama sonunda,kendisini vekil ile temsil ettirmesine rağmen lehine vekâlet ücretinehükmedilmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
37. 6216 sayılıKanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme,… açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
38. 6100 sayılı Kanun’un “Yargılama giderlerinin kapsamı” kenarbaşlıklı 323. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Yargılama giderleri şunlardır:
a) Celse, karar ve ilam harçları.
b) Dava nedeniyle yapılan tebliğ ve posta giderleri.
…”
39. 18/6/1937tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 442.maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
40. Bir yargılamada tarafların,davanın görülmesi ve sonuçlanması için ödedikleri paraların tamamına yargılamagiderleri; devletin, mahkemelerin gördüğü hizmet karşılığı olarak aldığı parayaise yargılama harcı denir. Türk hukuk sisteminde, yargılama harçları dayargılama giderlerinin içinde kabul edilmiştir. Yargılama giderleri, kuralolarak, davada aleyhine hüküm verilen tarafa yükletilir.
41. Başvuruya konu olayınincelenmesinde, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin, Yargıtay 4. HukukDairesinin 30/5/2011 tarihli bozma ilâmına uyarak verdiği 18/4/2012 tarihlikararında, “…davanın açılmasında kusurubulunmayan ve ilk oturumda davayı kabul eden davalının harç yargılama gideri veavukatlık ücretinden sorumlu tutulmamasına, davacı üzerinde bırakılmasına…” şeklindehüküm verdiği, başvurucunun bu karara karşı, lehine vekalet ücretine hükmedilmediğive ödediği yargılama giderlerine yönelik Mahkemece hüküm kurulmadığıgerekçesiyle temyiz talebinde bulunarak 124,65 TL temyiz harcı ödediği, talebinreddi üzerine bu defa karar düzeltme isteminde bulunarak 43,90 TL karardüzeltme harcı ödediği, yapılan inceleme sonunda karar düzeltme isteminin dereddedilerek hükmün kesinleştiği, ayrıca yine bu süreçte başvurucu tarafındanMahkeme veznesine 80,00 TL posta masrafı yatırıldığı ve karar düzeltmetalebinin reddedilmesi nedeniyle aleyhine para cezasına hükmedildiğianlaşılmıştır.
42. Başvurucu, vekalet ücretiyönünden kanun yollarına başvurmasına rağmen hükmün onanması nedeniyle temyiz ve karar düzeltme harçları ile posta masraflarıve karar düzeltme para cezasından oluşan yargılama giderlerini ödemek zorundakaldığını ileri sürmüş, anılan giderlerin tahsilinin hukuka aykırı olduğuiddiasında bulunmamıştır.
43. Başvurucunun, temyiz vekarar düzeltme istemlerinde bulunması üzerine kendisinden tahsil edilen harçlar2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nda düzenlenen tarifeye görealınmakla birlikte temyiz ve karar düzeltme talepleri reddedilen başvurucunun,bu süreçte yaptığı masraflara katlanmak zorunda kalması, 6100 sayılı Kanun’un326. maddesi (bkz. § 19) hükmü gereğidir. Yine karar düzeltme talebininreddedilmesi nedeniyle hükmedilen para cezası halen yürürlükte olan 1086 sayılımülga Kanun’un 442. maddesine göre tahsil edilmektedir.
44. Temyiz ve karar düzeltmeharcı ile karar düzeltme para cezasının, başvurucu üzerinde ağır bir yükoluşturmadığı, kanun yollarına başvurmak için yapılan masrafların mahkemeyeerişim hakkına bir engel teşkil etmediği ve başvurucunun kanun yollarınayaptığı başvuruların reddedildiği de dikkate alındığında, bu iddiaların açıkçadayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır.
45. Açıklanannedenlerle, adil yargılanma hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
46. Öte yandan başvurucu,yargılama sonunda lehine vekalet ücretine hükmedilmediğini belirterek, adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
47. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvurularınMahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurularkapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkinşikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
48. Anılan kurallar uyarınca,ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay veolguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgilivarılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinekonu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarınınadaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açık bir keyfilik içermesi ve bu durumunkendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmişolmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariztakdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez(Necati Gündüz ve Recep Gündüz,B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
49. Başvuruya konu edilen yargılama, başvurucu aleyhine İstanbul 5.Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan menfi tespit davasıdır. Yargılamada, başvurucununilk oturumda davayı kabul etmesi üzerine, davanın kabulüne ve başvurucununyargılama giderleri olarak harç ve vekâlet ücretinden sorumlu tutulmasına kararverilmiştir. Temyiz üzerine anılan karar, başvurucunun davanın açılmasındakusuru bulunmaması ve ilk oturumda davayı kabul etmesi nedeniyle 6100 sayılıKanun’un 312. maddesi gereği (bkz. § 17)yargılama giderleri yönünden bozulmuştur. Bozmaya uyarak yeniden hüküm tesiseden İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi, davanın kabulüne ancak başvurucununharç ve avukatlık ücretinden sorumlu tutulmamasına karar vermiş, ayrıcabaşvurucunun lehe avukatlık ücretine hükmedilmesi istemini yerinde bulmayarakreddetmiştir. Ardından bu karar, temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerekkesinleşmiştir.
50. Mahkemenin gerekçesi vebaşvurucunun iddiası incelendiğinde ve somut olayda başvurucu lehine vekâletücretine hükmedilmesi gerektiğine dair açık bir düzenleme olmadığı hususu dadikkate alındığında, iddianın özünün derece mahkemeleri tarafından delillerindeğerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına veesas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
51. Başvurucu, yargılamasürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibiolamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşıtarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatıbulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarınınDerece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıtsunmadığı gibi İlk Derece Mahkemesinin ve Yargıtayınkararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi birdurum da tespit edilememiştir.
52. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından ileri sürülen bu iddianın kanun yolu şikâyeti niteliğindeolduğu, Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik deiçermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
c. GerekçeliKarar Hakkının İhlali İddiası Yönünden
53. Başvurucu, lehine vekaletücretine hükmedilmesi istemine yönelik İlk Derece Mahkemesince verilen hükümile Yargıtayın bu hükme ilişkin onama ve karardüzeltme ilamlarının yetersiz gerekçelere dayandığını belirterek, adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
54. Anayasa’nın 141. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeliolarak yazılır.”
55. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarakbaşvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanmahakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hakve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasınısağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütünmahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamınınbelirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B.No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).
56. Ancak derece mahkemeleri,kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değildir. Bununla beraber,ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucuna etkili olmasısöz konusu ise, mahkeme bu hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorundaolabilir. Böyle bir durumda dahi, ileri sürülen iddiaların zımnen reddi yeterliolabilir (Yasemin Ekşi, B. No:2013/5486, 4/12/2013, § 56).
57. Öte yandan temyizmercilerinin kararlarının tamamen gerekçeli olması zorunlu değildir. Temyizmerciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı fikirde olması ve bunu yaaynı gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla kararına yansıtmasıyeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizdedile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararınıinceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (Yasemin Ekşi, § 57).
58. Somut olayda, Mahkemece,başvurucunun ilk duruşmadaki kabul beyanı dikkate alınarak, davanın kabulüyönünde hüküm kurulmuş (bkz. § 7), ancak bu karar başvurucu aleyhine yargılamagiderlerine hükmedilmesi nedeniyle yerinde görülmeyerek Yargıtaycabozulmuştur (bkz. § 8). Bozma ilâmı sonrası İlk Derece Mahkemesince ilâmdabelirtilen hususlar dikkate alınarak yeniden hüküm kurulmuş, başvurucununtemyiz konusu da yaptığı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi istemi iseMahkemece “…davalı vekili her ne kadar 312/2maddesi ve 323/g maddesi gereği lehine avukatlık ücretini takdirenistemiş ise de yerinde görülmeyen talebin reddine…” gerekçesinedayanılarak kabul edilmemiştir (bkz.§ 10). Verilen son hükmün vekalet ücreti yönünden başvurucu tarafından tekrartemyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, İlk Derece Mahkemesikararının bozmaya uygun olduğunu ve Mahkemenin delilleri değerlendirmesinde birisabetsizlik bulunmadığını belirterek kararı onamış; karar düzeltme istemini deKanun’da sayılan hallere uygun bulmayarak reddetmiştir (bkz. §§ 12-13). Dolayısıylasomut olayda Mahkeme ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğundan da sözedilemez.
59. Açıklanan nedenlerle, gerekçeli kararhakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurucunun bu yöndekiiddiası diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun” bulunmuştur.
d. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığıİddiası Yönünden
60. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyetiaçıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezliknedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bubölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
61. Başvurucu, 30/12/2008 tarihinde İstanbul 5. AsliyeTicaret Mahkemesinde aleyhine açılan menfi tespit davasında makul süredeyargılama yapılmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniiddia etmiştir.
62. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metniile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adilyargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36.maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. AnayasaMahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçokkararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığındayorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkınındeğerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 38–39).
63. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41–45).
64. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesiuyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul süredekarara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, Asliye TicaretMahkemesi nezdinde açılan menfi tespit davasının söz konusu olduğu görülmekle,6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılamafaaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğundakuşku yoktur (Güher Ergun ve diğerleri,§ 49).
65. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarih olup, somut başvuru açısından bu tarih,30/12/2008 tarihidir.
66. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir (Güher Ergun ve diğerleri,§ 52). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiştarihinin, başvurucunun karar düzeltme talebinin Yargıtay 4. Hukuk Dairesincereddedildiği 2/4/2013 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.
67. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun başvurucu aleyhine açılanmenfi tespit istemine ilişkin olduğu, ilk duruşmada davalı taraf olanbaşvurucunun kabul beyanı üzerine davanın kabulüne karar verildiği, kararıntemyiz edildiği ancak eksiklik nedeniyle dosyanın Yargıtaycageri çevrildiği, eksikliğin tamamlanmasının ardından yapılan inceleme sonundakararın, başvurucu aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmesi nedeniylebozulduğu, bozma ilâmı sonrası karar düzeltme talebinin reddedildiğianlaşılmıştır. Bozma ilâmı doğrultusunda İlk Derece Mahkemesinin 18/4/2012tarihinde yeniden karar verdiği, temyiz üzerine hükmün onandığı ve karardüzeltme isteminin de reddedilerek 2/4/2013 tarihi itibarıyla kararınkesinleştiği anlaşılmıştır.
68. 6100 sayılı Kanun’un öngördüğüyargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul süredetamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış veAnayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmeteden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 34-64).
69. Başvuruya konu menfi tespit davasının incelenmesinde;hukuki meselenin çözümündeki güçlük, yargılamanın niteliği, maddi olaylarınkarmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibikriterler dikkate alındığında davanın karmaşık olmaktan uzak olduğuanlaşılmıştır. Başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ve usulü haklarınıkullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebepolduğu da söylenemez. Dolayısıyla somut başvuru açısından, daha önce verilenkararlar dışında farklı karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı, sözkonusu dört yıl üç aylık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmeninolduğu sonucuna varılmıştır.
70. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
71. Başvurucu, adil yargılanmahakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edilmesi nedeniyle yeniden yargılamayapılmasına karar verilmesini, 8.827,20 TL maddi zararın ve 5.000,00 TL manevizararın tazmin edilmesini talep etmiştir.
72. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzeredosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
73. Başvurucunun tarafı olduğuuyuşmazlığa ilişkin dört yıl üç aylık yargılama süresi nazara alındığında,yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiylegiderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 2.100,00 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
74. Başvurucu tarafından madditazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddiaedilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
75. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Mülkiyet hakkının ihlali iddiasının “başvuruyollarının tüketilmemesi”,
2.Adil yargılanma hakkının ihlali iddiasının “açıkçadayanaktan yoksun olması”,
3.Gerekçeli karar hakkının ihlali iddiasının “açıkçadayanaktan yoksun olması”,
nedenleriyle KABULEDİLEMEZ OLDUKLARINA,
4.Makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
5. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Başvurucuya net 2.100,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
21/5/2015tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.