TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MUSTAFA ÖZEN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5017)
Karar Tarihi: 2/12/2015
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Kamil KAYA
Başvurucu
:
Mustafa ÖZEN
Vekili
:
Av. Kürşat KARACABEY
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, itirazın iptali davasına konu uyuşmazlığındayanağı olan sözleşmenin geçerlilik süresinin Mahkemece hatalıdeğerlendirilmesi neticesinde davanın reddine karar verilmesi nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 8/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 13/9/2013 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Birinci Bölüm tarafından 9/1/2014 tarihinde yapılantoplantıda başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığına (Bakanlık) başvuru konusu olay veolgular bildirilmiş, başvuru belgelerinin bir örneği görüş için gönderilmiştir.Bakanlığın 13/2/2014 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarınave bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağıbildirilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılamadosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, Ankara ilinde emlak komisyoncusu olarakçalışmakta olup Ankara ili Çankaya ilçesindeki konut niteliğindeki taşınmazınsatımına veya kiralanmasına aracılık etmek üzere sözü edilen taşınmazın maliki(satıcı) ile 10/8/2010 tarihinde sözleşme imzalamıştır.
8. Taraflar arasındaki sözleşmede taşınmazın satış fiyatının138.000 TL ile 155.000 TL arasında olacağı kararlaştırılmıştır. Sözleşmeninbazı hükümleri şöyledir:
i. “... emlakın 10/04/2011 gününekadar satılması / kiraya verilmesi için müşteri T.’ninaracılığını kabul eder.”
ii. “Hizmet gerçekleştiğinde müşteri emlak satılır ise satışfiyatının %2 + KDV’sini … T.’ye ödemeyi kabul vetaahhüt eder.”
iii. “Taraflar sözleşme süresinin bitiminden en az 15 günönce yazılı fesih bildiriminde bulunurlarsa sözleşme dönem sonu itibarıyla,fesih bildiriminde bulunulmazsa uzama süresi sonunda sona erecektir. Uzamasüresi otuz gündür.”
iv. “Sözleşme ve uzama süresince, söz konusu emlaka T.’ce alıcı / kiracıbulunmasına rağmen müşteri herhangi bir sebepten dolayı satışı / kiralamayıengellerse, … satış bedelinin % 4 + KDV’sini … T.’ye ödemeyi kabul ve taahhüt eder.”
9. Başvurucu, anılan sözleşmeye istinaden yürüttüğüçalışmalar sonucunda taşınmaza alıcı bulmuş; 140.850 TL satım bedelinde anlaşıpprotokol yapmış ve satıcıyı bilgilendirmiştir.
10. Bunun üzerine satıcı, satım işlemlerini kendisi adınayapması için noter tarafından düzenlenmiş bir vekâletname ile H.I.yı vekil tayin etmiştir.
11. Başvurucu, satıcının vekili ve alıcılar satış işleminigerçekleştirmek üzere 24/9/2010 tarihinde ilgili tapu müdürlüğünebaşvurmuşlardır. Ancak işlemler sırasında satıcı vekilinin, satıcının satımdanvazgeçtiğini bildirmesi üzerine tapu işlemleri tamamlanamamıştır. Başvurucu vealıcı tarafından düzenlenen tutanakla bu durum tespit edilmiştir.
12. Başvurucu, taşınmaza alıcı bulmasına rağmen satıcınınsatımdan vazgeçtiği gerekçesiyle başka alacaklarla birlikte 10/8/2010 tarihlisözleşmede “satış bedelinin % 4 + KDV’si” şeklinde kararlaştırılan tellaliyealacağının ödenmesi için icra takibi başlatmıştır.
13. İcra takibi kapsamında borçlu sıfatı olan satıcının ödemeemrinin tellaliye alacağına ilişkin kısmına itiraz etmesi üzerine takip durmuş,bunun üzerine başvurucu Ankara 5. Sulh Hukuk Mahkemesi nezdinde itirazın iptalidavası açmıştır.
14. Ankara 5. Sulh Hukuk Mahkemesince yapılan yargılamasonucunda 1/10/2012 tarihli ve E.2011/174, K.2012/1579 sayılı karar ile davakonusu tellallık sözleşmesinin süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddinekarar verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
“Tellallık sözleşmesinin 30 gün süreli olduğu, sürenin işlem yapılmadandolduğu anlaşılmakla, hükümsüz kalan sözleşmeden dolayı davalının hizmetalımını tamamlamadığından, satışın gerçekleşmediğinden, davacının talep ettiğitakibe konu ücreti davalıdan talep edemeyeceğinden davacının davasının reddinekarar vermek gerekmiştir.”
15. Başvurucu anılan kararı temyiz etmiş; temyiz dilekçesindedavaya konu sözleşmenin 10/4/2011 tarihine kadar geçerli olduğunu, 30 günlüksürenin ise sözleşmenin sona ermesinden sonra uygulanacak uzatma süresineilişkin olduğunu, bu çerçevede edimini sözleşmenin geçerli olduğu dönemdeyerine getirdiğini, bu nedenle davanın reddedilmesinin haksız olduğunu temyiznedeni olarak ileri sürmüştür.
16. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi2/5/2013 tarihli ve E.2013/3312, K.2013/10997 sayılı ilamı ile başvurucununtemyiz itirazlarını yerinde görmeyerek İlk Derece Mahkemesi kararınınonanmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygungerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlikbulunmamasına göre yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul veyasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, … karar verildi.”
17. Karar 11/6/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş,başvurucu 8/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
18. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun19. maddesi şöyledir:
“Birakdin mevzuu, kanunun gösterdiği hudut dairesinde, serbestçe tayin olunabilir.
Kanununkat'i surette emreylediği hukuki kaidelere veya kanuna muhalefet; ahlaka(adaba) veya umumi intizama yahut şahsi hükümlere müteallik haklara mugayir bulunmadıkça,iki tarafın yaptıkları mukaveleler muteberdir.”
19. 818 sayılı mülga Kanun’un 405. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Yaptığı hazırlık veya icra eylediği tavassut akdin icrasına müncerolunca, tellal ücrete müstahak olur.”
20. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun67. maddesi şöyledir:
“Takiptalebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir seneiçinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığınıispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.
...”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
21. Mahkemenin 2/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvurucunun 8/7/2013 tarihli ve 2013/5017 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
22. Başvurucu; emlak komisyoncusu olduğunu, satımına aracılıkettiği taşınmazın maliki (satıcı) ile sözleşme serbestisi çerçevesinde yaptığısözleşmede taşınmaza alıcı bulunduktan sonra satıcının satıştan vazgeçmesihâlinde ücret ödeyeceği ve sözleşmenin geçerlilik süresinin 6 ay olduğununkararlaştırıldığını, sözleşme süresi içinde taşınmaza alıcı bulduğunu, bunarağmen satıcının satıştan vazgeçmesi nedeniyle satış işlemi tamamlanamadığındantellaliye ücretine hak kazandığını, bu alacağının ödenmesi için başlattığı icratakibine satıcının itiraz etmesi üzerine açtığı itirazın iptali davasındaMahkemenin sözleşme süresinin dolduğu gerekçesiyle davasını reddettiğini,halbuki sözleşmenin 6 ay süreli olduğunu, sözleşmede geçen 30 günlük süreninise sözleşmenin sona ermesinden sonra uygulanacak uzatma süresine ilişkinolduğunu, Mahkemenin bu süreyi hatalı biçimde sözleşmenin geçerlilik süresiolarak kabul ettiğini, bu hususu temyizde ileri sürmesine rağmen kararınonandığını, anılan kararın bariz takdir hatası içerdiğini belirterekAnayasa’nın 2., 10., 36., 40. ve 123. maddelerinin ihlal edildiğini ilerisürmüş; ihlalin tespiti, yargılamanın yenilenmesi ve yargılama süresinceyaptığı yargılama giderlerinin tazmin edilmesi talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
23. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucunun,açmış olduğu itirazın iptali davasına konu uyuşmazlığın dayanağı olansözleşmenin 6 ay süreli olmasına rağmen davaya bakan Mahkemenin sözleşmesüresini hatalı biçimde 30 gün kabul ederek sözleşme süresinin dolduğugerekçesiyle davayı reddetmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 10., 36., 40. ve 123.maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü görülmüştür.
24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu nedenle başvurucunun, açtığı davanındayanağı olan sözleşmenin geçerlilik süresinin Mahkemece hatalı değerlendirilmesineticesinde davanın reddine karar verildiği yönündeki iddiası, adil yargılanmahakkı kapsamında gerekçeli karar hakkı açısından incelenmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
25. Başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddiasına dayanan şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başkabir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden İnceleme
26. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
27. Anayasa’nın “Duruşmalarınaçık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarakyazılır.”
28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusundakarar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
29. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 36. maddesi uyarıncainceleme yaptığı birçok kararında ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi veAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak suretiyleSözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanmahakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesigibi ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, § 38).
30. Hakkaniyete uygun yargılamanın bir unsuru olan gerekçelikarar hakkı, Anayasa'nın 141. maddesinin birinci fıkrası uyarınca mahkemelerinuyması gereken bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir. Bir muhakemede usuleilişkin koruma sağlayan adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri olangerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı vedenetlemeyi amaçlamaktadır (Sencer Başat vediğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 31).
31. Anayasa'daki hakların etkili bir biçimde korunması içindavaya bakan mahkemelerin Anayasa'nın 36. maddesine göre “taraflarındayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi”vardır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). AİHMiçtihatlarına göre bir mahkemenin davaya yaklaşımının, anılan mahkemeninbaşvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve başvurucuların temelşikâyetlerini incelemekten kaçınmasına neden olması hâlinde Sözleşme'nin 6.maddesi, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenmesi hakkı bakımındanihlal edilmiş olur (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84,85).
32. Mahkemeler “kararlarını hangi temele dayandırdıklarınıyeterince açık olarak belirtme” yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülük,tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992,§ 33) tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallarauygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik birtoplumda toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebepleriniöğrenmelerinin sağlanması için de gereklidir (SencerBaşat ve diğerleri, § 34).
33. Mahkemelerin bu yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt verilmesigerektiği şeklinde anlaşılamaz. Diğer bir ifadeyle derece mahkemeleri,kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değildir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat TaahhütMadencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No:2013/1213, 4/12/2013, § 26; Yasemin Ekşi,B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).
34. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunmasıgerektiği, davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açıkve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkiliolması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunmasıhâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul birgerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (SencerBaşat ve diğerleri, § 35).
35. Ayrıca insan haklarına ilişkin güvenceler soyut ve teorikolarak değil, uygulamada etkili bir şekilde olmalıdır. Buna göre mahkemelerin,ileri sürülen iddia ve savunmalara şeklen cevap vermiş olmaları yeterli olmayıpiddia ve savunmalara verilen cevapların dayanaksız olmaması, mantıklı vetutarlı olması da gerekir. Diğer bir ifadeyle mahkemelerce belirtilengerekçeler, davanın şartları dikkate alındığında makul olmalıdır (Sencer Başat ve diğerleri, § 36).
36. Makul gerekçe; davaya konu olay ve olguların mahkemecenasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksaldüzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hükümarasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır (İbrahim Ataş, B. No: 2013/1235, 13/6/2013,§ 24). Gerekçelendirme; davanın sonucuna etkili olay, olgu ve kanıtlarıaçıklamak yükümlülüğü olmakla birlikte bu şekildeki gerekçelendirmenin mutlakadetaylı olması gerekmez. Ancak gerekçelendirmenin, iddia ve savunmadan birinindiğerine üstün tutulma sebebinin ve bu kapsamda davanın taraflarınca gösterilendelillerden karara dayanak olarak alınanların mahkemelerce kabul edilme vediğerlerinin reddedilmesi hususunda makul dayanakları olan bir bilgilendirmeyisağlayacak ölçü ve özene sahip olması beklenir (Sencer Başat ve diğerleri, §37).
37. Zira bir davada tarafların hukuk düzenince hangi nedenlehaklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için usulüneuygun şekilde oluşturulmuş, hükmün içerik ve kapsamı ile bu hükme varılırkenmahkemenin neleri dikkate aldığı ya da almadığını gösteren, ifadeleri özenleseçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve bunauyumlu hüküm fıkralarının bulunması "gerekçeli karar hakkı" yönündenzorunludur (Sencer Başat ve diğerleri,§ 38).
38. Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkiliolduğunu kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili ve yeterli bir yanıt”vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarıncevapsız bırakılmış olması, hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).
39. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerininayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerinonama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmalıdır (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. García Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1999, § 26).Ancak başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin detartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvuruları ile başvurucularınusule ilişkin haklarının ihlal edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin temyizincelemesinde tartışılmaması, gerekçeli karar hakkının ihlali olarakgörülebilir (Faik Gümüş, B. No: 2012/603,20/2/2014, § 49).
40. Başvuru konusu olayda emlak komisyoncusu olan başvurucuile satımına aracılık ettiği taşınmazın maliki (satıcı) arasında taşınmazınsatılması/kiralanması konusunda 10/8/2010 tarihinde sözleşme imzalanmıştır. Busözleşmenin A/9. maddesinde “... emlakın 10/04/2011 gününe kadar satılması / kirayaverilmesi için müşteri T.’nin aracılığını kabuleder.”, C/1.maddesinde ise “Taraflar sözleşme süresininbitiminden en az 15 gün önce yazılı fesih bildiriminde bulunurlarsa sözleşmedönem sonu itibarıyla, fesih bildiriminde bulunulmazsa uzama süresi sonundasona erecektir. Uzama süresi otuz gündür.” şeklinde hükümlere yerverilmiştir. Sözleşmede ayrıca taşınmaza alıcı bulunduktan sonra satıcınınsatıştan vazgeçmesi hâlinde başvurucuya ücret ödeyeceği de kararlaştırılmıştır.
41. Başvurucu, sözleşme süresi içinde taşınmaza alıcıbulmasına rağmen satıcının satıştan vazgeçmesi nedeniyle satış işlemitamamlanamamasına rağmen sözleşmede kararlaştırılan tellaliye ücretine hakkazandığını ileri sürerek satıcı hakkında icra takibi başlatmış; satıcınınitiraz etmesi üzerine itirazın iptali davası açmak suretiyle Mahkemeyebaşvurmuştur. Mahkeme, yukarıda bahsi geçen oluşa göre başvurucunun ücretalacağı hakkı doğup doğmadığı yönünden değerlendirme yapmamış “taraflar arasında imzalanmış sözleşmesinin 30 günsüreli olduğu, sürenin işlem yapılmadan dolduğu, hizmet alımı tamamlamadığındanve satış gerçekleşmediğinden hükümsüz kalan sözleşmeden dolayı başvurucununücret talep edemeyeceği” gerekçesiyle davanın reddine kararvermiştir (bkz. § 14).
42. Mahkeme, taraflar arasındaki sözleşmenin 30 gün süreliolduğunu ve sürenin işlem yapılmadan dolduğunu karar gerekçesinde belirtmiş isede 10/8/2010 tarihli anılan sözleşmede geçen “...emlakın 10/04/2011 gününe kadar satılması / kirayaverilmesi için müşteri T.’nin aracılığını kabuleder.” şeklindeki hüküm dikkate alındığında 30 günlük süreyi neşekilde tespit ettiğini açıklamamıştır.
43. Başvuruya konu yargılama dosyası içeriğindeki belgelerincelendiğinde davalı malikin de davaya cevap ve ödeme emrine itirazdilekçelerinde dava konusu sözleşmenin süresinin dolduğuna ilişkin bir itirazileri sürmediği, başvurucuya herhangi bir borcu olmadığını savunduğuanlaşılmaktadır.
44. Başvuruya konu davada başvurucunun anılan hükme dayanaraksözleşmenin 10/4/2011 tarihine kadar geçerli olduğunu ileri sürdüğü dikkatealındığında davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki bu iddianın Mahkemecemakul bir gerekçe ile yanıtlanmadığı değerlendirilmiştir. Mahkemenin, buyaklaşımla “tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili birbiçimde inceleme görevini” tam anlamıyla yerine getirdiği söylenemez. Mahkemekararında şeklen gerekçe mevcut olmakla birlikte bu gerekçe, davanın şartlarıve davada dayanılan sözleşme hükümleri dikkate alındığında makul bir gerekçedeğildir.
45. Başvurucu temyiz başvurusunda, İlk Derece Mahkemesinindava konusu sözleşmenin 30 gün geçerli olduğu yönündeki kabulünün hatalıolduğunu, sözleşmenin 10/8/2010 ile 10/4/2011 tarihleri arasında geçerliolduğunu, sözleşmede geçen 30 günlük sürenin ise sözleşmenin sona ermesindensonra uygulanacak uzatma süresine ilişkin olduğunu, bu nedenle Mahkemekararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Buna rağmen temyizincelemesini yapan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2/5/2013 tarihli kararında,başvurucunun esasa dair hususlarla ilgili bu somut şikâyetini tartışmaksızıntemyiz edilen kararı onamıştır (bkz. § 16).
46. Başvurucunun, davanın sonucuna etkili olabilecekiddiasının neden kabul edilmediğinin ilk derece ve temyiz mahkemelerince makulgerekçeyle açıklanmaması nedeniyle başvuru konusu davada hakkaniyete uygun biryargılama yapılmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
47. Belirtilen nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçelikarar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. MaddesiYönünden
48. Başvurucu; anayasal haklarının ihlal edildiğinin tespiti, yargılamanın yenilenmesi veyargılama süresince yaptığı yargılama giderlerinin tazmin edilmesi talebindebulunmuştur.
49. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesi şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem veişlem niteliğinde karar verilemez.
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.
…”
50. Başvuru konusu olayda tespit edilen ihlal, Mahkemecebaşvurucu tarafından ileri sürülen ve davanın sonucunu değiştirebileceknitelikteki esaslı bir iddiaya makul bir gerekçe ile yanıt verilmemesinedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin olduğundan 6216sayılı Kanun’un (1) ve (2) numaralı fıkraları gereğince ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgiliMahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
51. Yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgili Mahkemeyegönderilmesine karar verilmesi nedeniyle başvurucunun diğer taleplerininreddine karar verilmesi gerekir.
52. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidenyargılama yapılmak üzere kararın Ankara 5. Sulh Hukuk MahkemesineGÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun diğer taleplerinin REDDİNE,
E. 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına
2/12/2015tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.