TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MUSTAFA YILDIRIM BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/8663)
Karar Tarihi: 30/3/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Raportör
:
Mehmet Sadık YAMLI
Başvurucu
:
Mustafa YILDIRIM
Vekili
:
Av. Fatih TEPEAŞAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tam yargı davasının makul sürede sonuçlanmaması vedavanın yetkisiz mahkemede görülerek süre aşımı nedeniyle reddedilmesinin adilyargılanma hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 29/11/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 17/4/2015 tarihinde,başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.
4. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 17/4/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
5. Bölüm Başkanı/Bölüm tarafından 11/1/2016 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 9/2/2016 tarihli yazısında, AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlere atfen başvuruhakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle vebaşvuruya konu yargılama dosyasından elde edilen bilgi ve belgelere göre ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, işçi olarak çalışmakta iken 20/4/2005 tarihindekarın ağrısı şikâyetiyle başvurduğu İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesinde20/4/2005, 23/4/2005 ve 30/4/2005 tarihlerinde ameliyata alınmıştır. 30/4/2005tarihli ameliyata ilişkin epikriz raporunda başvurucunun ince bağırsaklarınınkısaltıldığına ilişkin bilgiye yer verilmiştir.
9. Daha sonra aynı Hastanenin Sağlık Kurulu tarafındanbaşvurucuya kısa bağırsak sendromuteşhisiyle 17/6/2005 tarihinden geçerli olmak üzere iki ay istirahat raporuverilmiştir. Aynı teşhisle 17/8/2015 tarihinden itibaren iki ay daha istirahatraporu verilmiştir. 17/10/2015 tarihli raporda da apendektomi sonrası i. bağırsak rezeksiyonu (kısa bağırsak send.) teşhisine yer verilerek bir ay istirahatuygun görülmüştür. 18/11/2005 tarihli raporda dakısa bağırsak sendromu teşhisiyle yenidenikiay istirahat uygun görülmüştür.
10. Başvurucu 18/1/2006 tarihinde yeniden kısa bağırsak sendromu teşhisiyleikiay istirahat raporu almış ve bunun üzerine iş akdi, 20/4/2005 tarihindenitibaren çalışamadığı gerekçesiyle 31/1/2006 tarihinde feshedilmiştir.
11. Başvurucu 27/7/2008 tarihinde Sağlık Bakanlığına başvurudabulunmuştur. Başvurucu 20/4/2005 tarihinde anılan Hastanede apandisitameliyatına alındığını, ameliyatın 4-5 saat sürdüğünü, sonrasında iyileşmedentaksiyle evine gönderildiğini, aynı gece tekrar rahatsızlanması üzerine özelbir hastaneye götürüldüğünü; burada ameliyat kesiğinin büyük olduğu ve iltihapkaptığı söylenerek tekrar ameliyat olduğu Hastaneye gönderildiğini, ertesi günburada ikinci defa ameliyat edildiğini, bu ameliyatın da başarısız olmasıüzerine takip eden günlerde aynı Hastanede üçüncü bir ameliyatın yapıldığınıancak bunun da başarısız olduğunu, sonrasında ailesi tarafından özel birhastaneye götürüldüğünü ve tedaviye başlandığını, tedavinin devam ettiğini,bununla birlikte ameliyat sonrasında yeni sorunların ortaya çıktığını,doktorunun söz konusu rahatsızlığın bağırsaklarının kısaltılmasından kaynaklandığınısöylediğini, apandisit ameliyatı nedeniyle üç yıldır acı çektiğini belirterekmaddi ve manevi tazminat istemiştir.
12. Sağlık Bakanlığı 3/9/2008 tarihli işlemle, söz konusudilekçe üzerine düzenlenen tıbbi mütalaa raporunda, uygulanan ameliyatların hayatiönemi haiz olduğu; ileri sürülen problemin basit diyet tedbirleriylegiderilebileceği, ameliyatlarda yanlışlık bulunmadığı, her şeyin zamanında veyerinde yapılarak hayat kurtarıcı olduğu hususlarının belirtildiği dolayısıylaolayda hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle istemi reddetmiştir.
13. Bunun üzerine başvurucu;bağırsaklarınınkısaltılmasının başka problemlere yol açtığını oysa bağırsaklarınınkısaltılması konusunda bilgilendirilmediğini ve bu durumu doktorundan yeniöğrendiğini, ayrıca çalıştığı iş yerinde iyi ücret almakta iken ameliyatlardansonra çalışamadığını, doktorların çalışabilir raporu vermediğini belirterekmaddi ve manevitazminat istemiyle 17/9/2008 tarihindeAnkara 9. İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır.
14. Mahkeme 26/9/2008 tarihli ve E.2008/1697, K.2008/1801 sayılıkararı ile davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Kararın gerekçesişöyledir:
"Dava dosyasınınincelenmesinden mamul vinç operatörü olarak çalışan davacının 20 Nisan 2005tarihinde karın ağrısı şikayeti ile İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesinebaşvurduğu ve dava dosyasındaki raporlardan davacının 20.4.2005, 23.4.2005tarihleri de dahil üç kez ameliyat olduğu ve bu ameliyatlardan dolayı yine 2005yılı içerisinde de sağlık raporları aldığı, davacının bu sağlık durumundandolayı çalışmaması nedeniyle 31.1.2006 tarihinde iş akdinin feshedildiği veaynı tarih itibariyle Türkiye İş Kurumunca işten ayrılma bildirgesinindüzenlendiği ve Türkiye İş Kurumu Bayrampaşa Şube Müdürlüğünün 21.3.2006tarihli yazısından davacıya 01.02.2006 ila 01.08.2006 tarihleri arasındanişsizlik ödeneğinin ödendiği ve davacının bu tarihten sonra işsiz kaldığı,bunun üzerine 27.07.2008 tarihinde davalı idareye başvurarak çalışamaz durumagelmesine sebebiyet veren idarenin kusurundan dolayı tazminat talebindebulunduğu, Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 3.9.2008 tarihve 33.707 sayılı işlemiyle davacının talebinin reddedilmesi üzerine 17.9.2008tarihinde görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Olayda, her ne kadar davacı tarafından davalıidareye başvuru üzerine tesis edilen işlem üzerine 60 gün içinde dava açılmışise de; 2005 yılı içerisinde geçirmiş olduğuameliyatlardan dolayı hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek tazminat talepedildiğinden dava açma süresi 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının13.maddesinin 1. fıkrası uyarınca hesaplanacaktır.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerdendavacının 2005 yılı içindeki ameliyatlardan dolayı meydana geldiği ilerisürülen hizmet kusurunu en son sağlık durumu nedeniyle artık çalışamayacağınıortaya koyan ve çalıştığı şirket tarafından iş akdinin feshedildiği 31.01.2006 tarihinde öğrendiğinin kabulü gerektiği açıktır.
Bu nedenle, yukarıda belirtilen kanun hükmügereğince davacının en geç 2577 sayılı Yasanın 13. maddesi uyarınca 31.01.2006tarihinden itibaren bir yıl içerisinde davalı idareye başvurmak suretiyledavasını açması gerekirken, bu bir yıllık süreyi geçirdikten sonra davalıidareye 27.7.2008 tarihinde yaptığı başvuru üzerine açılan davada süre aşımıbulunduğundan işin esasını incelemeye hukuken imkanbulunmamaktadır."
15. Başvurucu 99,50 TL temyiz harcı ödeyerek kararı temyizetmiş, karar Danıştay Onuncu Dairesinin 25/12/2012 tarihli ve E.2009/4152, K.2012/6892sayılı ilamıylaonanmıştır. Başvurucunun, karardüzeltme istemi aynı Dairenin 12/6/2013 tarihli ve E.2013/7427, K.2013/4564sayılı kararı ile reddedilmiştir. Nihai karar 1/11/2013 tarihinde tebliğedilmiştir.
16. Başvurucu 29/11/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
17. 1/6/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun 13. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmişolanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veyabaşka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yılve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarakhaklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmenveya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen gündenitibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde busürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 30/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
19. Başvurucu,
i. Uğradığı zararların tazmini istemiyle açtığı davanın süreaşımı nedeniyle reddinin hukuka uygun olmadığını zira malul olup olmadığınıntespitinin ancak sağlık raporu alınması suretiyle tespit edilebileceğini ve işakdinin feshinin subjektif bir tasarruf olmasınedeniyle dava süresinin hesabına esas alınamayacağını,
ii. Uyuşmazlığa yetkisiz mahkeme tarafından bakıldığını,
iii. Adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesine karşınkendisinden temyiz aşamasında harç tahsil edildiğini,
iv. Makul süre içinde yargılama yapılmadığını belirterekAnayasa’nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüş, maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini ve yargılamanınyenilenmesine karar verilmesini istemiştir. Başvurucu ayrıca adli yardımtalebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
20. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun tüm iddialarının adilyargılanma hakkı kapsamında aşağıdaki başlıklar altında incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir:
a. Mahkemeye ErişimHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Davanın Süre Aşımı GerekçesiyleReddedilmesine İlişkin İddia
21. Başvurucu, uğradığı zararların tazmini istemiyle açtığıdavanın süre aşımı nedeniyle reddinin hukuka uygun olmadığını zira malul olupolmadığının tespitinin ancak sağlık raporu alınması suretiyle tespitedilebileceğini, iş akdinin feshinin subjektif birtasarruf olması nedeniyle dava süresinin hesabında esas alınamayacağını ilerisürmüştür.
22. Bakanlık, başvurucunun şikâyetlerinin Derece Mahkemesitarafından delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasınailişkin olduğunu belirtmiştir
23. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
24. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı6. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun veaçık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. …”
25. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altınaalınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü -kendisi birtemel hak niteliği taşımasının ötesinde- diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir (Vedat Benli,B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).
26. Mahkemeye erişim hakkı aynı zaman da Anayasa’nın 36.maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almaktaolup (Ahmet Yıldırım, B. No:2012/144, 2/10/2013, § 28), bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek veuyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamınagelmektedir (Özkan Şen, B. No:2012/791, 7/11/2013, § 52).
27. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıpsınırlandırılabilen bir haktır. Ancak, bu sınırlamaların hakkın özüne zararvermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlamaamacı ile orantılı olması, kamu yararının gerekleri ile bireyin haklarıarasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey aleyhinekatlanılması zor külfetler yüklenmemiş olması gerekir (Özkan Şen, § 58).
28. Belli bir hakkın mahkemede ileri sürülebilmesi ya da hakarama hürriyeti kapsamında bir davanın açılabilmesi için öngörülecek sürelerhukuk güvenliği ilkesi gereği olup, adil yargılanma hakkının ihlali olarakdeğerlendirilemez. Anılan süreler, mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniylegüvenilirliği kalmayan, eksik ya da ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzakgeçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar vermelerini istemekleoluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibiönemli ve meşru amaçlara hizmet eder. Süre sınırlaması getiren bu müdahaleler,devletin takdir yetkisi içinde olup ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılıoldukça ve hakkın özünü zedelemedikçe Anayasa'da yer alan hak arama hürriyetiniengellemiş sayılmaz (Garanti Bankası A.Ş.,B. No: 2013/4553, 16/4/2015, § 43).
29. İdari işlem ve eylemlerin sürekli bir biçimde dava açılmatehdidi altında kalmasını engellemek, kamu hizmetinin hızlı ve etkin biçimdeyürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idari davaların açılma süresi kanunlarladüzenlenmiş; 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesi uyarınca idari eylemlerden dolayıhakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan önce bu eylemlerin yazılıbildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl veher durumda eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarakhaklarının yerine getirilmesini istemeleri, bu isteklerin kısmen veya tamamenreddi hâlinde ise bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veyaaltmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihtenitibaren altmış gün içinde tam yargı davası açmaları gerektiği düzenlenmiştir.
30. Derece mahkemelerin usul kurallarını uygularken bir yandandavanın hakkaniyetine halel getirecek kadar katı şekilcilikten, öte yandankanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadaraşırı bir esneklikten kaçınmaları gereklidir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).
31. Başvurucu, derece mahkemesinin dava açma süresine ilişkinhükümleri yorumlamasından ve uygulamasından şikâyet etmektedir. Somut olaydabaşvurucu, 20/4/2005 tarihinde karın ağrısı şikâyetiyle gittiği İstanbul Eğitimve Araştırma Hastanesinde yapılan ameliyatların başarısız olduğunu, ameliyatsonrası yeni rahatsızlığın oluştuğunu, doktorunun bu durumun bağırsaklarınınkısaltılmasından kaynaklandığını söylediğini, apandisit ameliyatı nedeniyle üçyıldır acı çektiğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminat istemiyle 27/7/2008tarihinde Sağlık Bakanlığına başvuruda bulunmuştur. Sağlık Bakanlığının, olaydahizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle istemi reddetmesi üzerine başvurucu,bağırsaklarının kısaltılması konusunda bilgilendirilmediğini ve bu durumudoktorundan yeni öğrendiğini, ayrıca çalıştığı işyerinde iyi ücret almakta ikenameliyatlardan sonra doktorların çalışabilir raporu vermediğini belirterek17/9/2008 tarihinde Ankara 9. İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır.
32. İdareMahkemesi ise başvurucununameliyatlar nedeniyle oluştuğunu ileri sürdüğü hizmet kusurunu en geç sağlıkdurumu nedeniyle iş akdinin fesh edildiği 31/1/2006tarihinde öğrendiğinin kabulü gerektiği ve 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesiuyarınca bu tarihten itibaren bir yıl içinde idareye başvurarak dava açmasıgerekirken 27/7/2008 tarihinde yaptığı başvuru üzerine açtığı davada süre aşımıbulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş, karar Danıştayincelemesinden geçerek kesinleşmiştir.
33. Adil yargılanma hakkı çerçevesinde mahkemeye erişim hakkınayönelik sınırlamaların veya mevzuat yorumlamalarının dava açmak isteyen birkişinin mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek seviyeye ulaşmamasıgerekir. Bu değerlendirmeler ışığında ve özellikle başvurucuya verilenistirahat raporlarının tamamında kısa bağırsak sendromu teşhisinin yer aldığıve bu raporlar üzerine iş akdinin feshedildiği dikkate alındığında İdareMahkemesinin, 2005 yılı Nisan ayında yapılan ve başarısız olduğu ileri sürülenameliyatlar ve bu ameliyatlar sırasında bağırsaklarının kısaltılması nedeniyleuğranılan zararların tazmini istemiyle, en geç iş akdinin feshedildiği31/1/2006 tarihinden itibaren bir yıl içinde idari başvuru yapılması gerektiğiyönündeki değerlendirmesinin mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran yada imkânsız hale getiren nitelikte olmadığı sonuç olarak başvurucunun mahkemeyeerişim hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu sonucuna varılmıştır.
34. Açıklanan nedenlerle davanın süre aşımından reddedilmesindebir ihlalin olmadığı açık olup, başvurunun bu kısmınınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğunakarar verilmesi gerekir.
ii. Adli Yardım TalebininKabulüne Karar Verilmesine Karşın Temyiz Aşamasında Harç Tahsil Edilmesineİlişkin İddia
35. Başvurucu davanın İdare Mahkemesinde adli yardım talepliolarak görüldüğünü, karardan sonra karar kesinleşmeden harçlarıntamamlatılmasının istenmesinin ve eksik harç tamamlanmadan dosyanın Danıştaya gönderilmemesinin adil yargılanma hakkını ihlalettiğini ileri sürmüştür.
36. Bakanlık başvurucunun bu şikâyetinin Derece Mahkemesitarafından delillerin değerlendirilmesine ilişkin olduğunu belirtmiştir.
37. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilenişlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmişolması gerekir.
38. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınuyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortayaçıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerinebaşvurulmalıdır.
39. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte birkanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının önceliklegenel yargı mercilerinde, olağan yasa yolları ile çözüme kavuşturulmasıesastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağandenetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §18).
40. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle hukuk sistemindedüzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca,başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle vesüresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bukonuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynızamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermişolması gerekir (Bayram Gök, 19).
41. Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarakolağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialarAnayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemeleresunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök,§ 20).
42. Somut olayda, başvurucunun açtığı tam yargı davasında İlkDerece Mahkemesince 26/9/2008 tarihli kararla davanın reddine ve toplam 37 TLyargılama giderinin davanın adli yardım talepli olması nedeniyle başvurucuyatamamlattırılmasına karar verilmiştir. Başvurucu, temyiz ettiği İlk DereceMahkemesi kararının yürütmesinin durdurulması isteminde bulunmadığı gibi temyizve karar düzeltme dilekçelerinde de adli yardıma ilişkin şikayetini dilegetirmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun iddialarının temyizincelemesinde karşılanması imkânı bulunduğu ancak bu konuda temyiz dilekçesindeherhangi bir talepte bulunmadığı anlaşıldığından anılan iddiaların AnayasaMahkemesince incelenmesi, bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği mümkündeğildir.
43. Açıklanan nedenlerle başvuru yolları usulüne uygun şekildetüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Kanuni HâkimGüvencesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
44. Başvurucu; davanın yetkisiz mahkemede görüldüğünü, davanınAnkara İdare Mahkemesi yerine İstanbul İdare Mahkemesinde görülmesi gerektiğiniileri sürmüştür.
45. Başvurucunun iddiaları kanuni hâkim güvencesine ilişkindir.
46. Anayasa’nın 37. maddesi şöyledir:
“Hiçkimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.
Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemedenbaşka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstümerciler kurulamaz.”
47. Hukuk devletinde kanuni hâkim, tabii hâkim olarakanlaşılmalıdır. Tabii hâkim kavramı ise dar anlamda, suçun işlenmesinden veyaçekişmenin doğmasından önce davayı görecek yargı yerini yasanın belirlemesidiye tanımlanmaktadır. Başka bir anlatımla tabii hâkim ilkesi, yargılamamakamlarının, suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonrakurulmasına veya hâkimlerin atanmasına engel oluşturur; sanığa veya davanınyanlarına göre hâkim atanmasına olanak vermez (AYM, E.1990/13,K.1990/30,20/11/1990).
48. Kanuni hâkim güvencesi ilkesi, olayın niteliğine göreyargılamanın hangi mahkemede yapılacağının önceden belirlenmiş olmasıilkesidir. Yargılama, tabii hâkimi dışında başka bir hâkim tarafından yapılamaz(Muhammet Kaplan, B. No:2013/1586, 18/9/2013, § 31).
49. Somut olayda başvurucu tarafından davanın İstanbul İdareMahkemesinde açılmayıp Ankara İdare Mahkemesinde açıldığı, Ankara 9. İdareMahkemesinin de davayı süre aşımı gerekçesiyle reddettiği anlaşılmakta olup,davayı karar veren Mahkemenin ihtilafın doğmasından sonra kurulan bir mahkemeolmayıp görev ve yetkileri daha önceden kanunla belirlenmiş bir mahkemedir. Budurumun kanuni hâkim güvencesi açısından sorun oluşturmadığı açıktır.
50. Açıklanan nedenlerle başvurucunun bu yöndeki iddiası açıkça dayanaktan yoksun bulunmuştur.
c. Makul Sürede YargılamaYapılmadığına İlişkin İddia
51. Başvurucu davanın makul sürede bitirilmediğinin ilerisürmüştür.
52. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
53. Başvurucu 27/7/2008 tarihinde yaptığı idari başvuru üzerineaçtığı tam yargı davasının 2013 yılında karara bağlanması nedeniyle makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
54. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan birhak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, § 18) Sözleşme metni ile Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanmahakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesindeyer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi deAnayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgilihükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyleSözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanmahakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamındayer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanmahakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkınınkapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratlesonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanmahakkının değerlendirilmesinde gözönündebulundurulması gerektiği açıktır (GüherErgun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).
55. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönündebulundurulması gereken kriterlerdir (GüherErgun ve diğerleri, §§ 41-45).
56. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarıncamedeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanmasıgerekir. Hukuk sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu hukuku” alanına dâhil olan ancaksonucu itibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyiciolan uyuşmazlıkları konu alan davalar da Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Bu anlamdabelirtilen düzenlemelerde yer verilen güvenceler; başvurucunun, haklarına zararverdiğini iddia ettiği idari bir eylemden doğan zararlarının tazmini amacıylaaçtığı tam yargı davalarına da uygulanacaktır (SelahattinAkyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44). Başvurucunun, yapılanameliyat nedeniyle uğradığı zararların tazmini istemiyle açtığı tam yargıdavasına ilişkin somut yargılamanın medeni hak ve yükümlülükleri konu alan biryargılama olduğunda kuşku yoktur
57. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinmakul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığıkarara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişledavanın ikame edildiği tarih olmakla beraber, bazı özel durumlarda girişiminniteliği dikkate alınarak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki bir tarihbaşlangıç tarihi olarak kabul edilebilmektedir (Selahattin Akyıl, § 45). Somut başvuru açısından benzer birdurum söz konusu olup makul süre değerlendirmesinde nazara alınacak zamandiliminin başlangıç tarihi, başvurucu tarafından tazminat talebinin SağlıkBakanlığına iletildiği 27/7/2008 tarihidir.
58. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacakşekilde yargılamanın sona erme tarihidir (GüherErgun ve diğerleri, § 52). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyetiaçısından sürenin bitiş tarihi, başvurucunun karar düzeltme talebinin DanıştayOnuncu Dairesince reddedildiği 12/6/2013 tarihidir.
59. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde 27/7/2008tarihinde Sağlık Bakanlığına tazminat istemiyle başvurulmasıyla sürecinbaşladığı, Sağlık Bakanlığının 3/9/2008 tarihli işlemle istemi reddettiği,Ankara 9. İdare Mahkemesinde 17/9/2008'de açılan davanın ilk incelemeaşamasında 26/9/2008 tarihli kararla reddedildiği, kararın temyiz edilmesisonrasında Danıştay Onuncu Dairesinin 25/12/2012 tarihli kararıyla onandığı,karar düzeltme talebinin de aynı Dairenin 12/6/2013 tarihli kararıylareddedilerek İlk Derece Mahkemesi kararının kesinleştiği ve yargılamanın butarih itibarıyla sonlandığı görülmektedir.
60. İlgili yargılama evrakının incelenmesinden, başvuruya konuyargılama sürecinin idari yargı makamları nezdinde sürdüğü görüldüğünden 2577sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama faaliyetinin sözkonusu olduğu ve idari yargı alanına dâhil uyuşmazlıkları konu alan yargılamafaaliyetleri için geçerli usule ilişkin genel hükümler içeren 2577 sayılıKanun’un muhtelif maddelerinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesigerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır.
61. Hukuk sistemimizde idari yargı alanında yer alanuyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama süresini aştığıyönündeki tespitlere, AİHM tarafından verilen birçok ihlal kararında yerverilmiş olupözellikle idari yargı alanındaki yapısalsorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme incelemelerindegeçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel oluşturduğuanlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargı makamları nezdindeki yargılamalarınmakul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvurukonusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle 2577 sayılı Kanun’dayer alan usul hükümleri de dikkate alınarak makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (SelahattinAkyıl, §§ 54-60).
62. Başvuruya konu davada yer alan kişi sayısı ve davanınmahiyeti nedeniyle karmaşık olduğunun söylenemeyeceği, özellikle dört yılayakın bir süre Danıştay'da temyiz incelemesinde beklediği ve toplamda yaklaşıkbeş yıl süren yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucunavarılmıştır.
63. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
64. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
65. Başvurucu davanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
66. Yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
67. Adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyle yalnızcaihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuyanet 4.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
68. Vekâlet ücretinden oluşan 1.800 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesine karşıntemyiz aşamasında harç tahsil edilmesine ilişkin iddianınnınbaşvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Kanuni hâkim güvencesi ilkesinin ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesine güvence altına alınan adilyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 4.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. Vekâlet ücretinden oluşan 1.800 TL yargılama giderininBAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Ankara 9. İdare MahkemesineGÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Danıştay Onuncu Daire BaşkanlığınaGÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,
I. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesimağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemektenTAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
30/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.