TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİBÖLÜM
KARAR
MUSTAFA DOĞAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/1836)
Karar Tarihi: 28/9/2016
İKİNCİBÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Yakup MACİT
Başvurucu
:
Mustafa DOĞAN
Vekili
:
Av. Özcan OLCAY
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, inançlı temlik nedeniyle açılan tapu iptali vetescil davasında, mahkeme ve Yargıtay kararlarında davanın sonucunu etkileyecekesaslı iddiaların karşılanmaması, duruşmasız temyiz incelemesi yapılması,Yargıtay onama ilamına karşı karar düzeltme yolu açık olduğu hâlde ilamda kanunyolunun gösterilmemesi, karar düzeltme incelemesi sonucu farklı gerekçe ileverilen yeni bozma kararına karşı karar düzeltme hakkının tanınmaması, mevzuatve hakkaniyete aykırı değerlendirme yapılarak karar verilmesi nedenleriyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 12/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 27/2/2015 tarihinde kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için 25/3/2016tarihinde Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Projesi Bilişim Sistemi (UYAP)aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucu ile A.V.ye vekaleten B.D. isimli şahıs arasında22/6/1998 tarihli "Protokol" başlıklı bir belge imzalanmıştır. H.V.ve A.T. isimli şahıslar da belgeyi şahit sıfatıyla imzalamışlardır. Belgeniniçeriği şöyledir:
"İş bu protokol 22/6/1998 tarihindeMustafa Doğan ileA.V. (vekili) B.D. ile aralarındaköy önündeki tarlanın tapusu Mustafa Doğan'a verilecektir. Konuya mevzu olanborç ödendiği zaman tapu Mustafa Doğan tarafından A.V.ye iade edilecektir. Tapuiade edilmediği takdirde Ankara mahkemeleri yetkilidir.
Konu olan 2 milyarlık (2.000 TL) borcakarşılık 3 milyarlık (3.000 TL) senet verilmiştir."
7. A.V. protokole göre borç olarak aldığı bedelden başvurucununkendisinden borç aldığı ve ödemediği 1.250 TL'yi mahsup ettikten sonra kalan750 TL ve 2.000 TL alacak ve faizini, başvurucuya otomobil vermek suretiyleödediğini, protokolden doğan borcu ödemesine rağmen başvurucunun taşınmazıtapuda iade etmediğini belirterek Kazan Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme)tapu iptali ve tescil davası açmıştır.
8. Yargılama sırasında yapılan keşif sonucunda bilirkişilerce113.750 TL olarak belirlenen taşınmazın değeri üzerinden hesaplanan harcıneksik kalan kısmı 8/4/2010 tarihinde davacı tarafça Mahkeme veznesineyatırılmıştır.
9. Mahkeme 11/6/2010 tarihli ve E.2006/314, K.2010/164 sayılıkararı ile davayı reddetmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"...
DELİLLER :
1- Kazan Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/207esas sayılı dava dosyası,
2- Tapu kaydı,
3- Tapu satış senedi,
4- Protokol örneği,
5- Keşif tutanağı,
6- Bilirkişi raporu,
7- KazanCumhuriyet Başsavcılığının 2009/489 hazırlık ve 2009/434 karar numaralısoruşturma dosyası
8- Taraf vekillerinin beyanları
GEREKÇE : Dava; Borçlar Kanunu'nun 81.maddesine göre inanç sözleşmesine dayalı olarak tapu iptal ve tescil istemineilişkindir.
İnanç sözleşmesi bir yandan mülkiyetin nakilborcu doğması bakımından tarafları bağlayıcı diğer yandan mülkiyetin naklininsebebini teşkil etmesi bakımından tasarruf işlemlerini bünyesinde barındıransözleşmedir. İnançlı işleme dayalı olup dinlenilirliğikabul edilen iddiaların ispatı herhangi bir şekle bağlı olmayan yazılı birdelildir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan bir belgenin sözleşmeye tarafolanlarca imzalanması ve en geç sözleşme konusu işlem tarihinde düzenlenmişolması gerekli ve yeterlidir.
Davacının davasına dayanak olarak gösterdiğiprotokol davalı tarafından bizzat ve davalı adına da vekil olarak B.D.tarafından imzalanmıştır. Protokolde "İş bu protokol 22/6/1998 tarihindeMustafa Doğan ve A.V. vekili B.D. aralarında köy önündeki tarlanın tapusuMustafa Doğan'a verilecektir. Konuya mevzuu olan borcun ödendiği zaman tapuMustafa Doğan tarafından tekrar A.V.'ye iadeedilecektir......" belirtilmiştir. Protokoldeki imzanın davalı MustafaDoğan'a ait olduğu bilirkişi raporunda da tespit edilmiştir. Davacı A.V.de buprotokolün doğru olduğunu ve protokol gereğince dava konusu taşınmazıdevrettiğini beyan etmiştir. Bu durumda protokolün Borçlar Kanunu'nun 81.maddesine göre inanç sözleşmesi olarak değerlendirilmesi kaçınılmazdır.
İnanç sözleşmesi karşılıklı borçlanmayı içerenbir sözleşme olduğundan bu sözleşmenin yerine getirilmesini isteyen tarafınkendi borcunu ödemiş veya ödemeyi önermiş olması gerekir. Davacı tarafprotokolde belirtilen borcunu ödediğine dair yazılı bir belge sunamamıştır. Mahkememizceyapılan keşif sonucu mahkememize verilen bilirkişi raporuna göre dava konusutaşınmazın dava tarihi itibariyle değerinin 113.750 TL. olduğu tespitedilmiştir. Bilirkişi raporu mahkememizce oluş, usul ve yasaya uygunbulunmuştur. Davacı taraf protokoldeki borcunu ödediğini ispatlayamadığı içindava tarihi itibariyle protokoldeki borcun protokolde belirtilen dava konusutaşınmazın değeri olan 113.750 TL.sının depo edilmesiiçin davacı tarafa kesin süre ve kesin süre verilmiştir. Ancak davacı taraf kendisineverilen sürelere rağmen ara kararlarının gereğini yerine getirmemiştir. Bunagöre davanın reddine karar verilmesi gerektiği kanısına varılmıştır."
10. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin21/9/2011 tarihli ve E.2011/9608, K.2011/10169 sayılı ilamı ile bozulmuştur.İlam gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"...
1-Davada “protokol” başlıklı 22/6/1998 tarihlisözleşmeye dayanılmıştır. Bu sözleşmede, davacının köy mevkiindeki (633 sayılıparsel) tarlanın tapusunu davalıya vereceği, davacıya verilen borcun ödenmesihalinde tapunun tekrar davacıya iade edileceği yazılıdır.
Türk Medeni Kanunu'nun 873. madde hükmü “Borçödenmezse alacaklı, alacağını rehinli taşınmazın satış bedelinden elde etmekhakkına sahiptir. Borcun ödenmemesi halinde rehinli taşınmazın mülkiyetininalacaklıya geçeceğine ilişkin sözleşme hükmü geçersizdir. Aynı alacak içinbirden çok taşınmazın rehnedilmiş olması halinde, rehnin paraya çevrilmesi istemi, taşınmazların tamamıhakkında yapılır. Bununla birlikte, icra dairesi onlardan ancak gerektiğikadarını paraya çevirir” şeklindedir. Görülüyor ki, yasanın ikinci fıkrasındakihükmün amacı, alacaklının, borçlunun ödemezlikdurumundan yararlanarak, taşınmazı elde etmesini önlemek, kısaca borçluyukorumaktır. Buna Roma Hukukundan gelen bir deyimle “LexComissoria Yasağı” denilmektedir.
Somut uyuşmazlıkta, çekişme konusu taşınmazmülkiyeti alacağın teminatı olmak üzere davalıya geçirildiğine (rehinedildiğine), mülkiyet nakline ilişkin sözleşmenin anılan yasa kuralı uyarıncageçersiz olması nedeniyle davacı rehin konusu taşınmaz mülkiyetinin iadesiniisteyebilir.
Mahkemece yapılan bu saptamaya göre, davanınkabulü gerekirken, bazı nedenlerle reddi doğru olmamıştır.
..."
11. Başvurucunun karar düzeltme talebi üzerine Daire, 12/1/2012tarihli ve E.2011/15113, K.2012/143 sayılı ilamı ile 21/9/2011 tarihli bozmailamını kaldırarak farklı bir gerekçe ile mahkeme kararını bozmuştur. İlamıngerekçesi şöyledir:
"...
Davadaki istemin dayanağı, 22/6/1998 tarihli“protokol” başlıklı belgedir. Burada, davacının köy önü mevkiindeki (633 sayılıparsel) mülkiyetini davalıya aldığı 2.000 TL borca karşılık devrettiği, borcunödenmesi halinde tapunun tekrar davacıya iade edileceği yazılıdır.
Bir taşınmaz mülkiyetini devreden malikindevralanın bu taşınmazı belli bir amaç için kullandıktan sonra tekrar kendisineveya onun belirleyeceği üçüncü bir şahsa geri temlik edeceği inancıyla taşınmazmülkiyetini devretmesine “inançlı temlik” denilmektedir. İnançlı temlikte,taşınmaz mülkiyetini devralan yeni malik belli koşulların gerçekleşmesihalinde, taşınmaz mülkiyetini tekrar geri temlik etmeye taahhüt etmektedir.Burada her iki tarafın başlangıçtaki amacı da mülkiyeti nakletmek olduğundan,mülkiyetin alıcıya geçişi muteberdir. İnançlı temlikler daha çok kredi teminamacıyla yapılmaktadır. İnançlı temlikte rehin verilecek yere işlemin başındataşınmaz mülkiyeti alacaklıya geçirilmekte, sözleşmede kararlaştırılan borcunödenmesi halinde ise borçlu alacaklıdan mülkiyetin iadesini talep yetkisikazanmaktadır.
Yapılan bu açıklamalara göre, taraflararasındaki 22/6/1998 tarihli sözleşmenin nitelendirilmesinde Dairemizceyanılgıya düşüldüğü anlaşıldığından mahkemece yapılması gereken iş, bilirkişiincelemesi yaptırılarak 22/6/1998 tarihli sözleşmeyle davacı tarafındandavalıya karz olarak verilen 2.000 TL’nin davatarihindeki güncelleştirilmiş değerini saptamak, bulunacak miktarı davalıyaödenmek üzere davacıya depo ettirmek, bedelin depo edilmesi halinde birlikteifa kuralları doğrultusunda davayı kabul etmek, aksi takdirde reddetmekolmalıdır.
Bu açıklamalar doğrultusunda, davalınınyerinde olan karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin bozma ilamınınkaldırılarak hükmün belirtilen gerekçe ile bozulmasına karar vermekgerekmiştir.
..."
12. Başvurucu yeniden karar düzeltme talebinde bulunmuş, Daire17/5/2012 tarihli ve E.2012/6021, K.2012/7087 sayılı ilamı ile mülga 18/6/1927tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun yürürlükte olan 442.maddesi gereğince aynı ilam hakkında bir defadan fazla karar düzeltme yolunabaşvurma imkanının bulunmadığını belirterek dilekçenin reddine karar vermiştir.
13. Bozma üzerine dosya Mahkemenin E.2012/267 sırasına kaydedilmiş,bozma ilamına uyularak yargılamaya devam edilmiştir.
14. Mahkeme, 25/6/2013 tarihli ve K.2013/209 sayılı kararı iledavayı kabul etmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"...
Davadaki istemin dayanağı, 22/6/1998 tarihli“protokol” başlıklı belgedir. Burada, davacının köy önü mevkiindeki (633 sayılıparsel) mülkiyetini davalıya aldığı 2.000 TL borca karşılık devrettiği, borcunödenmesi halinde tapunun tekrar davacıya iade edileceği yazılıdır.
Bir taşınmaz mülkiyetini devreden malikin devralanınbu taşınmazı belli bir amaç için kullandıktan sonra tekrar kendisine veya onunbelirleyeceği üçüncü bir şahsa geri temlik edeceği inancıyla taşınmazmülkiyetini devretmesine “inançlı temlik” denilmektedir. İnançlı temlikte,taşınmaz mülkiyetini devralan yeni malik belli koşulların gerçekleşmesihalinde, taşınmaz mülkiyetini tekrar geri temlik etmeye taahhüt etmektedir.Burada her iki tarafın başlangıçtaki amacı da mülkiyeti nakletmek olduğundan,mülkiyetin alıcıya geçişi muteberdir. İnançlı temlikler daha çok kredi teminamacıyla yapılmaktadır. İnançlı temlikte rehin verilecek yere işlemin başındataşınmaz mülkiyeti alacaklıya geçirilmekte, sözleşmede kararlaştırılan borcunödenmesi halinde ise borçlu alacaklıdan mülkiyetin iadesini talep yetkisi kazanmaktadır.
Mahkememizce bilirkişi incelemesi yaptırılarak22/6/1998 tarihli sözleşmeyle davacı tarafından davalıya karzolarak verilen 2.000 TL’nin dava tarihindeki güncelleştirilmiş değeribelirlenmiştir. Hesap uzmanı bilirkişi Şerife Bayar davalıya karz olarak verilen 2000 TL'nin dava tarihindeki değerini9471,73 TL olarak tespit etmiştir. Bilirkişi raporunda belirtilen ilmi veteknik veriler ile ulaşılan netice mahkememizce de benimsenmiştir. Bilirkişitarafından belirlenen 9471,73 TL davacı tarafça mahkememiz veznesine depoedilmiştir. Bu itibarla davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir."
15. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin2/12/2013 tarihli ve E.2013/13235, K.2013/14949 sayılı ilamı ile onanmıştır.İlamın ilgili kısmı şöyledir:
"...
Mahkemece, Dairemizin bozma ilamıdoğrultusunda araştırma ve inceleme yapılarak verilmiş olan karar usul veyasaya uygun bulunduğundan yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiylehükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine,2/12/2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi."
16. Onama ilamı 14/1/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş12/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
17.Başvuruya konu davadan önce başvurucu Kazan Asliye HukukMahkemesinin E.2004/586 sayılı dosyasında dava konusu yere ilişkin el atmanınönlenmesi ve ecrimisil davası açmış, yargılamasırasında alınan protokole ilişkin 12/7/2006 tarihli kriminalraporda belgedeki imzanın başvurucuya ait olduğu, belge üzerindeki "Konu olan 2 milyarlık (2.000 TL) borca karşılık 3milyarlık (3.000 TL) senet verilmiştir." yazısının farklı birmürekkepli kalemle söz konusu bölüme yazıldığı belirtilmiştir.
18.Bu arada başvurucu, yargılama sırasında protokolün sahteolduğunu iddia ederek Kazan Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusundabulunmuştur. Başvurucunun soruşturma sırasında düzenlenen 6/4/2009 tarihliifade tutanağındaki beyanı şöyledir:
"Ben halen belirttiğim adreste ikametederim. İşçi emeklisiyim. Şuan için herhangi bir işle uğraşmam. Şikâyet dilekçemdebelirttiğim hususlar doğrudur tekrar ederim. Şüpheli A.V.dentam tarihini hatırlayamıyorum ancak 9 yıl önce DağyakaKöyü/Kazan da bulunan bir tarla aldım. Kendisiile bu satış işlemi üzerine şikayet dilekçem ekinde bulunan bir protokolimzaladık. Daha sonra benim haberim olmadan bu protokolün altına kendisininbana borcu olduğunu bu borcu ödeyince de tarlayı kendisine vereceğime dairkendi yazısı ile haberim olmadan eklemiştir. Bu protokolde şüpheli A.V.nin vekili sıfatı ile B.D.ninimzası vardır. B.D.nin de bu suça iştirak ettiğinidüşünmekteyim. Halbuki böyle bir borç söz konusu değildir. Ben tarlayı 30,000TL karşılığında şüpheli A.V.den aldım. Tapusubendedir. Ben evrak üzerinde yanlış beyan bulunarak sahtecilik yapanşüphelilerden şikâyetçiyim."
19. Başvurucunun soruşturma kapsamında alınan 21/5/2009 tarihlibeyanı ise şöyledir:
"Bendaha önce vermiş olduğum dilekçemde A.V.nin benimimzamı taşına boş bir belge ele geçirerek benim bilgim ve muvafakatımdışında doldurduğunu belirtmiş isem de bu doğru değildir. Boşbelgenin imzalı olarak ele geçirilip geçirilmediğini hatırlamıyorum. Protokolünsonradan eklenen iki satırı dışında üstteki kısımlarını düzenleyipdüzenlemediğimizi de hatırlamıyorum.
Soru: 06/04/2009 tarihli ifadenizde şüpheli A.V.den dokuz yıl önce tarla satın aldığınızı ve şikayetdilekçesi ekindeki protokolü imzaladığınızı belirttiğiniz halde bu protokolünnasıl düzenlendiğini hatırlamadığınızı beyan ediyorsunuz. Bu çelişkiyi açıklayınız.
Cevap: Bensavcılıkta 6/4/2009 tarihinde verdiğim ifadede bu protokolü imzaladığımızısöylemiş isem de yanlış söylemişim. Doğrusu ben A.V. ile böyle bir protokol imzalamadım. Buna karşılık kriminal incelemede protokolün altındaki imza bana aitçıktı. Bu imzayı ne zaman ve nasıl attığımı hatırlamıyorum. Benim öncekidilekçemde ve beyanımda şikayet ettiğim husus bu protokolün altına sonradaneklenen "konu olan 2 milyarlık borca karşılık 3 milyarlık senetverilmiştir" şeklindeki ilave yazıdır. Bu yazıyı sonradan protokole yazmışlar.Benim başkaca söyleyeceğim bir husus yoktur dedi"
20. Kazan Cumhuriyet Başsavcılığı 22/6/2009 tarihli veE.2009/489, K.2009/434 sayılı kararı ile kovuşturmaya yer olmadığına kararvermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"...
Müşteki tarafından şüphelilerden A.V.den 9 yıl önce Dağyakaköyünde bir tarla aldığı ve şikayet dilekçesi ekinde sunduğu protokolüimzaladığını, bu protokolün sonuna kendisinden habersiz şüpheliler tarafından“konu olan 2 milyarlık borca karşılık üç milyarlık senet verilmiştir” şeklindeilave yapıldığı iddiasıyla şikayette bulunulduğu, müştekinin şikayet dilekçesiile Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği ifadeler arasında protokolünverilmesiyle ilgili olarak esaslı çelişkiler bulunduğu, yeniden alınanifadesinde protokolü imzaladığını kabul etmediği, oysa Asliye HukukMahkemesinde yürütülen davada alınan bilirkişi raporuna göre imzanın müştekiyeait olduğunun anlaşıldığı, protokolde imzası olan bütün kişilerin alınanifadelerinde eklemenin sonradan yapıldığını doğrulamakla birlikte teminatolarak tapuda devri yapılacak taşınmazın devrinin verilmesinden önce yapılanilavenin müşteki de dahil imzası bulunanların huzurunda yapıldığını beyanettikleri, müştekinin sonradan eklenen kısım ile ilgili olarak, taşınmazınteminat olarak verildiği ve borcun ödenmesinden sonra iade edileceği hususlarıgösterilmiş ise de bu hususların ihtilaflı olmayan ve müşteki tarafından da ilkifadesinde kabul edilen protokol metnine dahil olduğu, itiraz edilen ilaveninise borcun miktarı ve verilen senede ilişkin olduğu, bununda onun bilgisidışında sonradan ilave edilmeyip protokolde imzası bulunanlar huzurundayapıldığı anlaşıldığından,
CMK'nın 172. maddesi gereğince kamu adına KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA,
..."
21. Başvurucunun kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yaptığıitiraz, Sincan Ağır Ceza Mahkemesinin 16/11/2009 tarihli ve E.2009/1950 Değişikiş sayılı kararı reddedilmiş ve aynı tarihte kesinleşmiştir.
B. İlgili Hukuk
22. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Bir sözleşmenin türünün ve içeriğininbelirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçekamaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek veortak iradeleri esas alınır."
23. 6098 sayılı Kanun'un 97. maddesi şöyledir:
"Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmeninifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göredaha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasınıönermiş olması gerekir."
24. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 81.maddesi şöyledir:
“Mütekabil taahhütleri muhtevi olan bir akdinifasını talep eden kimse, akdin şartlarına ve mahiyetine nazaran bir eceldenistifade hakkını haiz olmadıkça kendi borcunu ifa etmiş veya ifasını teklifeylemiş olmak lazımdır.”
25. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 199. maddesi şöyledir:
“Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişliyazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntüveya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzerbilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir.”
26. 6100 sayılı Kanun'un 200. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri,değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılanhukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispatolunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtankurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz TürkLirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz."
27. 6100 sayılı Kanun'un 201. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
"Senede bağlı her çeşitiddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracakveya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüzTürk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz."
28. 6100 sayılı Kanun'un 207. maddesi şöyledir:
“Senetteki çıkıntı, kazıntı veya silintiayrıca onanmamışsa, inkâr hâlinde göz önünde tutulmaz. Bu tür çıkıntı, kazıntıveya silinti mahkemece senedin geçerliliğine ve anlamına etkili olacaknitelikte görülürse, senet kısmen veya tamamen hükümsüz sayılabilir."
29. 6100 sayılı Kanun'un 208. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“Taraflardan biri, kendisi tarafındandüzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazı veya imzayı inkâr etmek isterse,sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi hâlde belge, aleyhine delil olarakkullanılır."
30. 6100 sayılı Kanun'un 209. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Resmî senetlerdeki yazı veya imza inkâredildiğinde, senetteki yazı veya imzanın sahteliği, ancak mahkeme kararıylasabit olursa, bu senet herhangi bir işleme esas alınamaz.”
31. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 5/2/1947tarihli ve E.1945/20, K.1947/6 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“Gerek menkule gerekse gayrimenkule taalluketsin namı müstear hadiselerinde mesele bir istihkak ve mülkiyet davasımahiyetini geçemeyeceğinden ne resmi senet ne de şekil meselesi bahis mevzuuolamaz .Nitekim; öteden beri mahkemeler vaki olan bu kabil ikrarlara müstenidenhüküm vermekte ve meselede bir şekil meselesi görmemektedirler. Bundan başkameseleyi zatı akitte ve isimlerde muvazaayı dahi şumulünealan ve netice itibariyle namı müsteara müncer olan on sekizinci madde hükmüçerçevesi içinde mütalaa kanunun ruh ve maksadına muvafık olur.
Bu esasların müzakere ve münakaşasından sonrabir senede karşı dermeyan olunan iddiaların aynı kuvvette senetle ispatıgerekli olup olmaması meselesine de temas edilmiş ve Medeni Kanunun yedi veyirmi dokuz ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 290. maddeleri sarahatından açıkça anlaşıldığı üzere kanunlarımız dahaziyade nazari olan bu düşünceyi kabul etmediğinden bunun üzerinde daha fazladurulmaya da lüzum görülmemiştir.
Sonuçta oylara başvurularak yukarıdakisebeplere binaen namı müstear davalarının mesmu veyazılı delil ile ispatı caiz olduğuna üçte ikiyi geçen çoklukla 5/2/1947tarihinde karar verilmiştir.”
32. 2/7/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk UsulüMuhakemeleri Kanunu'nun 14/7/2004 tarihli ve 5219 sayılı Kanun'un 2. maddesiyledeğiştirilen 427. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"... Alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde, hükümde, asılisteminin kabul edilmeyen bölümü birmilyar lirayıgeçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur; şu kadar ki karşı tarafça temyiz yolunabaşvurulması halinde, düzenleyeceği cevap dilekçesinde temyize ilişkinitirazlarını ileri sürmesi mümkündür.
438 inci maddenin birinci fıkrasındaki onmilyar liralık duruşma sınırı ile 440 ıncımaddenin üçüncü fıkrasının birinci bendindeki altımilyarliralık karar düzeltme sınırının belirlenmesinde yukarıdaki fıkra hükmü kıyasenuygulanır.
..."
33. 1086 sayılı mülga Kanun'un 438. maddesinin birinci vedördüncü fıkrası şöyledir:
"Yargıtay temyiz incelemesini dosyaüzerinde yapar. Ancak tüzelkişiliğin feshine veya genel kurul kararlarınıniptaline, evlenmenin butlanına veya feshine, boşanma veya ayrılığa, velayete,nesebe ve kısıtlamaya ilişkin davalarla miktar veya değeri onmilyarlirayı aşan alacak ve ayın davalarında taraflardan biri temyiz dilekçesi veyacevap dilekçesinden duruşma yapılmasını istemiş ise, Yargıtaycabir gün belli edilerek taraflara usulen tebligat yapılır. Tebliğ tarihi ileduruşma günü arasında en az onbeş gün bulunmasıgerekir; taraflar gelmişlerse bu süreye bakılmaz. Tebligat gideri verilmemişseduruşma isteği dikkate alınmaz."
"Duruşma günü belli edilen hallerdeYargıtay, tarafları veya gelen tarafı dinledikten sonra ve taraflardan hiç birigelmemiş ise dosya üzerinde inceleme yaparak kararını o gün tefhim eder."
34. 1086 sayılı mülga Kanun'un 440. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"...
Yargıtayın aşağıdaki kararları hakkında karar düzeltmesi yoluna gidilemez
1– Miktar veya değeri altımilyarliradan az olan davalara ait hükümlerin onanması veya bozulmasına ilişkinkararlar
..."
35. 1086 sayılı mülga Kanun'un 442. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Aynı ilam aleyhine bir defadan ziyadetashihi karar talebi mesmu olmadığı gibi tashihikarar arzuhalinin reddine veya kabuliyle kararısabıkın tadiline dair sudur eden hükümlere karşı dahi tashihi karar caizdeğildir."
36. 1086 sayılı mülga Kanun'un ek 2. maddesi şöyledir:
"Görev, kesin hüküm, Yargıtaydaduruşma, karar düzeltme ve senetle ispata ilişkin maddelerdeki parasalsınırlar, 1 Ocak 1990 tarihinden itibaren dört katı olarak uygulanır. Buuygulama nedeniyle görevsizlik kararı verilemez."
37. 1086 sayılı mülga Kanun'un ek 3. maddesi şöyledir:
"Görev, kesin hüküm, Yargıtayda duruşma,karar düzeltme, senetle ispata ve sulh mahkemelerindeki taksim davalarındamuhakeme usulünün belirlenmesine ilişkin maddelerdeki parasal sınırlar,1/1/1998 tarihinden itibaren iki, 1/1/2000 tarihinden itibaren dört katı olarakuygulanır. Bu uygulama nedeniyle mahkemelerce görevsizlik kararıverilemez."
38. 1086 sayılı mülga Kanun'un ek 4. maddesi şöyledir:
"Görev, kesin hüküm, istinaf, temyiz, Yargıtayda duruşma, senetle ispata ve sulh mahkemelerindekitaksim davalarında muhakeme usulünün belirlenmesine ilişkin maddelerdekiparasal sınırlar; her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulananparasal sınırların; o yıl için 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilânedilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekildebelirlenen sınırların onmilyon lirayıaşmayan kısımları dikkate alınmaz. Bu uygulama nedeniyle mahkemelercegörevsizlik kararı verilemez.
Yukarıdaki fıkra uyarınca her takvim yılı başından geçerli olmak üzereuygulanan parasal sınırların artışı, artışın yürürlüğe girdiği tarihten önceilk derece mahkemelerince nihaî olarak karara bağlanmış davalar ile bölgeadliye mahkemesi kararı üzerine yeniden bakılan davalarda ve Yargıtayın bozma kararı üzerine kararı bozulan mahkemeceyeniden bakılan davalarda uygulanmaz."
39. 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nunmükerrer 298. maddesi şöyledir:
"...B) Yeniden değerleme oranı, yeniden değerleme yapılacak yılınEkim ayında (Ekim ayı dahil) bir önceki yılın aynı dönemine göre Devletİstatistik Enstitüsünün Toptan Eşya Fiyatları Genel Endeksinde meydana gelenortalama fiyat artış oranıdır. Bu oran Maliye Bakanlığınca Resmî Gazete ileilân edilir. ..."
40. 1086 sayılı mülga Kanun'un geçici 2. maddesi şöyledir:
"Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılıAdlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş,Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 ncimaddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden öncealeyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadarHukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunlayapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasınadevam olunur."
41. 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkrası şöyledir:
"Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge AdliyeMahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’deilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyizeilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlamatarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceyekadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılandeğişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devamolunur."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
42. Mahkemenin 28/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuruincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
43. Başvurucu;
i. Aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davasında, davacınındosyaya sunduğu "Protokol" başlıklı belgede geçen "konu olan 2 milyarlık borca karşılık üç milyarlıksenet verilmiştir" ibaresinin farklı bir mürekkepli kalemleyazıldığının tespit edildiğini, sonradan eklenen bu kısımda kendi imza veyaparafının bulunmadığını, Kazan Cumhuriyet Başsavcılığının E.2009/489 sayılıhazırlık dosyasında belgeyi düzenleyenlerin ve tanıkların bu ibarenin belgeyesonradan eklendiğini kabul ettiklerini, bilgisi dışında eklenen kısmın yokhükmünde olduğunu, Mahkemece ilk kararda taşınmazın güncel değeri üzerindendeğerlendirme yapılarak depo kararı verildiğini, para yatırılmadığı için dedavanın reddedildiğini, gerekçeli kararda eklenen kısmın yok sayıldığıhususunun açıkça belirtilmediğini, Mahkemenin bozma ilamına uyarak belgeyesonradan ilave edilen imza ve paraf da atılmayan kısmı, Kanuna aykırı birşekilde dikkate aldığını ve taşınmazın değerini buna göre belirlediğini, buaçıdan delillerin yanlış değerlendirildiğini, hukuk kurallarının hatalıyorumlandığını, savcılık soruşturma dosyası ve bilirkişi raporunun yeterliölçüde incelenmediğini,
ii. Hakkaniyete uygun olarak verilen ilk kararın Yargıtaytarafından dava konusu taşınmazın rehin olarak verildiği belirtilerekbozulduğunu, karar düzeltme talebi üzerine Yargıtayınbozma ilamını kaldırarak olayda inançlı temlik olduğunu belirtmek suretiyleyeniden bozma kararı verdiğini, Yargıtayın farklı birgerekçeyle bozma kararı vermesi üzerine bu karara karşı yeniden karar düzeltmebaşvurusu yapma hakkının doğduğunu ancak bu talebinin reddedildiğini,
iii. Mahkeme ve Yargıtayın davanınesasını etkileyecek nitelikteki itirazlarına cevap vermediğini, kararların buyönden gerekçesiz olduğunu,
iv. Bozma sonrası verilen karara karşı duruşmalı temyiztalebinde bulunduğunu, gerekli giderleri yatırdığını, buna rağmen Yargıtaytarafından bu talebiyle ilgili karar verilmeksizin incelemenin duruşmasızyapıldığını,
v. Nihai karar olan 2/12/2013 tarihli onama ilamına karşı karardüzeltme yolunun açık olup olmadığının kararda gösterilmemesi nedeniyle bu yolada başvuramadığını, karar nedeniyle taşınmazının düşük bedelle elindençıktığını,
belirterek Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde güvence altınaalınan mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş veyargılamanın yenilenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındakorunmaya değer bir menfaatinin var olup olmadığı, varsa kamunun müdahalesininbulunup bulunmadığına yönelik iddiaları yargılamanın sonucuna bağlı olduğundanbaşvurucunun bu yöndeki şikâyetleri adil yargılanma hakkı kapsamındaincelenmiş, mülkiyet hakkı yönünden ayrıca bir inceleme yapılmamıştır.
45. Başvurucunun, ilk derece mahkemesi ve Yargıtay kararlarındadavanın esasını etkileyecek nitelikteki itirazlarına cevap verilmediğineyönelik şikâyetinin ise gerekçeli karar hakkının ihlali iddiası kapsamında;yargılamada dava konusu "Protokol" başlıklı belgeye sonradan ilaveedilen, imza ve paraf da atılmayan kısmın dikkate alındığı, taşınmazındeğerinin buna göre belirlendiği, bu açıdan delillerin yanlışdeğerlendirildiği, hukuk kurallarının hatalı yorumlandığı, savcılık soruşturmadosyası ve bilirkişi raporunun yeterli ölçüde incelenmediği ve dikkatealınmadığı yönündeki şikâyetlerinin yargılamanın sonucunun adil olmadığıiddiası kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.
46. Bunun yanında temyiz aşamasında duruşma talebi olmasınarağmen bu talebine ilişkin hiçbir değerlendirme yapılmadan temyiz incelemesininyapılması, onama ilamında karar düzeltme yolunun gösterilmemesi nedeniyle kanunyoluna başvurma hakkından yoksun bırakılması ve 12/1/2012 tarihli bozma ilamınakarşı karar düzeltme incelemesinin yapılmamasına ilişkin şikâyetleri ayrıbaşlıklar altında değerlendirilmiştir.
1. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
47. Başvurucu, "Protokol" başlıklı belgenin sonkısmına bilgisi olmadan yapılan ilavede imza ya da parafının bulunmadığını, budurumun bilirkişi raporu ile tespit edildiğini ve davacı tarafından ikrar edildiğini,buna rağmen belgeye ilave edilen kısmın hangi nedenle davada esas alındığıhususuna yönelik itirazlarının Mahkeme ve Yargıtay ilamında cevaplandırılmadığınıbelirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
48. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması, kanun yoluna başvurmaolanağını etkili kullanabilmek ve mahkemelere güveni sağlamak açısından hemtarafların hem kamunun menfaatini ilgilendirmekte olup kararın gerekçesihakkında bilgi sahibi olunmaması, kanun yoluna müracaat imkânını da işlevsizhâle getirecektir. Bu nedenle mahkeme kararlarının dayanaklarının yeteri kadaraçık bir biçimde gösterilmesi zorunludur (TahirGökatalay, B. No. 2013/1780, 20/3/2014, §66).
49. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından biri olmakla beraber, bu hak yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz.Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göredeğişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesinigerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hakihlaline neden olacaktır. Bunun yanı sıra kanun yolu mahkemelerince verilenkarar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da her zaman bu hakkın ihlal edildiğişeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu mahkemelerince verilen bu türkararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin kabuledilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup bu durumda, üst derecelimahkeme tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesinin benimsendiği kabuledilmelidir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kayaİnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.,B. No. 2013/1213, 4/12/2013, § 26).
50. Somut başvuru açısından; Savcılık soruşturma dosyası ve kriminal raporun dava dosyasına celp edildiği, Mahkemeninsoruşturma kapsamında yer alan başvurucunun şikâyet dilekçesi, 6/4/2009 ve21/5/2009 tarihli beyanları ve tüm delilleri gözönünealarak belgeye sonradan eklendiği belirtilen ibareyi davada esas alarak hükümkurduğu, bu açıdan belgeye eklendiği iddia edilen kısmın davada esasalınamayacağına ilişkin iddialarının esasa yönelik yapılan değerlendirmeçerçevesinde zımnen reddedildiği, başka bir ifadeyle kararın ve bu karara atıfyapan Yargıtay ilamının gerekçesi ile belgeye sonradan eklendiği iddia edilenibarenin taşınmazın değer tespitinde esas alınması olgusu arasında neden sonuçilişkisinin kurulabildiği, dolayısıyla bu hususta Mahkemenin ayrı biraçıklamada bulunmamasının, kararın gerekçeden yoksun olduğu sonucunudoğurmayacağı anlaşılmıştır. Yine Mahkemenin gerekçesi ve dosya kapsamındakidelillere açıkça atıf yapan Yargıtay onama ilamının gerekçesiz olduğundan dabahsedilemeyeceği açıktır. Bu açıdan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğineyönelik iddianın yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
51. Başvurucuların gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalinolmadığının açık olduğu anlaşılmakla birlikte başvurunun bu kısmının diğerkabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Temyiz Aşamasında Duruşma Yapılmamasına İlişkinİddia
52. Başvurucu temyiz aşamasında duruşma talebi olmasına rağmenbu talebine ilişkin hiçbir değerlendirme yapılmadan duruşmasız incelemeyapıldığını ileri sürmüştür.
53. Başvurucunun söz konusu iddiası, yargılama sürecinde temyizaşamasında sözlü beyanda bulunmasına imkân tanınmamış olmasına yönelikolduğundan ilgili iddianın aleni yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi uygungörülmüştür.
54. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir."
55. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasınagöre Anayasa Mahkemesince açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezolduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı,iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu,temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğuaçık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurularaçıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir.
56. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkının temel unsurlarından biri de Anayasa'nın 141. maddesindedüzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir. Ancak “duruşmalıyargılama hakkı”, her türlü yargılamanın mutlaka duruşmalı yapılmasızorunluluğu anlamına gelmez. Adil yargılama ilkelerine uyulmak şartıyla usulekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibi amaçlarla bazı yargılamalarınduruşmadan istisna tutulması ve duruşma yapılmaksızın karara bağlanmasıanayasal hakların ihlalini oluşturmaz. Özellikle ilk derece mahkemeleri önündeduruşmalı yargılama yapılıp karar verildikten sonra kanun yolu incelemesinin,tarafların iddia veya savunmaları yazılı olarak alındıktan sonra dosyaüzerinden yapılması hâlinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez(Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664, 17/9/2013, § 32).
57. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin(1) numaralı fıkrasında “aleni yargılama” hakkınıntanınması, zorunlu olarak “sözlü yargılama” hakkınıda içerir. Bununla birlikte Sözleşme’nin bu maddesinde yer alan söz konusuyükümlülük mutlak değildir (Adnan Altın,B. No: 2013/9748, 7/1/2016, § 44).
58. Yargılamada, tarafların şüpheye yer vermeyecek şekilde buhaklarından vazgeçmesi ve kamu yararının sözlü yargılama yapılmasını gereklikıldığı bir durumun bulunmaması hâlinde duruşma yapılmayabilir. Vazgeçmenin,açıkça veya zımnen yapılması mümkündür. Duruşma yapılmasına ilişkin talebinsürdürülmemesi ya da hiç ileri sürülmemesi, zımnen vazgeçmeye örnekgösterilebilir. Bunun yanında dava dosyası ve tarafların yazılı görüşleritemelinde yeterince çözülemeyen hukuki ve olgusal herhangi bir sorunlakarşılaşılmaması örneğinde olduğu gibi yargılamanın istisnai koşulları daduruşma yapılmasını gerektirmeyebilir (AdnanAltın, § 46).
59. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), özellikleinandırıcılık sorunu taşımayan, karmaşık olmayan veya olaylarla ilgili hiçbirtartışmanın bulunmadığı, oldukça teknik davalar ile mahkemelerin taraflarınsunduğu görüşlere ve diğer belgelere dayanarak adil ve makul bir biçimde kararverebilecekleri davalar için duruşma yapılmasının gerekli olmayabileceğinibelirtmiştir (Jussila/Finlandiya, B. No:73053/01, 23/11/2006 §41, Döry/İsveç, B. No:28394/95, 12/11/2002, § 37, Mehmet Emin Şimşek/Türkiye, B. No:5488/05, 28/2/2012, § 30).
60. Yargılamaya taraf olan kişilerin hakkaniyetli yargılamatemelinde beyanlarını sözlü vermesinin gerektiği durumlarda sözlü yargılamayapılmaması yargılamanın bir bütün olarak adil olmasını engelleyebilir.Dolayısıyla sadece dosyaya dayanılarak tatmin edici bir çözümün sağlanamayacağıolaylarda sözlü yargılamanın yapılması gerekebilir. Sözlü yargılamaya kararvermede davaya konu meselelerin çokluğu değil niteliği önem kazanacaktır (Adnan Altın, § 48).
61. 1086 sayılı mülga Kanun'un hâlen yürürlükte olan ve 5219sayılı Kanun'un 2. maddesiyle değiştirilen 438. maddesinde, temyizincelemesinin kural olarak dosya üzerinden yapılacağı hüküm altına alınmaklabirlikte sınırlı olarak sayılan bazı istisnai durumlarda temyiz incelemesi içinduruşma açılacağı belirtilmiştir. Yine aynı maddede bu istisnalardan biriolarak uyuşmazlık miktarı on milyar lirayı aşan alacak davalarına ilişkintemyiz incelemesinin, taraflardan birinin talebi üzerine duruşmalı olarakyapılması düzenlenmiştir.
62. Anılan Kanun maddesinde yer verilen on milyar liralık sınır1086 sayılı Kanun'un ek 4. maddesi uyarınca her yıl güncellenmektedir. Bubağlamda başvurucunun duruşmalı olarak temyiz talebinde bulunduğu 2013senesinde duruşma sınırının güncellenmiş değeri 18.560 TL'dir.
63. Bireysel başvuruya konu edilen tapu iptali ve tescildavasının yargılaması sırasında Mahkeme, taşınmazın keşifte tespit edilen113.750 TL'lik değer üzerinden eksik kalan harcın yatırılması için ara karartesis etmiş, belirlenen harç 8/4/2010 tarihinde davacı tarafça Mahkemeveznesine yatırılmıştır. Mahkeme davayı tümden kabul etmiştir. Bu doğrultudatemyizde duruşma talep edebilme sınırının hesaplanmasına yönelik uyuşmazlıkmiktarının yasal sınırın üzerinde olduğu ve ilk derece mahkemesi kararınayönelik temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması gerektiği söylenebilir.Başvurucu temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını istemiş ise deYargıtay 14. Hukuk Dairesinin dosya üzerinden değerlendirme yaptığıanlaşılmıştır.
64. Temyiz yolu ilk derece mahkemesi kararlarına karşıbaşvurulabilen, ilk derece mahkemeleri önüne taşınmış vakaların, bumahkemelerce usulüne uygun olarak incelenip incelenmediğinin ve özellikleilgili vakalara kanunların doğru uygulanıp uygulanmadığının kontrol edildiğiolağan kanun yoludur. 1086 sayılı Kanun'un ilgili hükümleri de temyiz yolunamüracaatlarda kural olarak incelemenin dosya üzerinden yapılacağını, istisnaidurumlarda ise duruşmalı olarak incelemenin zorunlu bir usul olduğunu kuralabağlamıştır (Cengiz Topel Çelikoğlu,B. No: 2013/8049, 18/2/2016, § 88).
65. 1086 sayılı mülga Kanun'un temyiz ile ilgili hükümlerinde,taraflarca sınırlı durumlarda temyiz incelemesinin duruşmalı olarakyapılmasının talep edebileceği, duruşma için belirlenen günde Yargıtayın gelenleri dinleyeceği, taraflardan hiçbirigelmemiş ise dosya üzerinden inceleme yaparak karar vereceği düzenlenmiştir (Cengiz Topel Çelikoğlu, § 89)
66. Somut olayda, temyize konu edilen uyuşmazlık miktarınınduruşmalı inceleme yapılabilmesi için Kanun'da öngörülen sınırın üzerindeolduğu ve başvurucunun da duruşma yapılması talebine karşın incelemenin dosyaüzerinden yapıldığı anlaşılmış ise de yazılı yargılama usulünün uygulandığıbaşvuru konusu davanın niteliği dikkate alındığında başvurucunun kişiselözellikleri, davranışları gibi sözlü yargılamayı zorunlu kılan olguların Yargıtayın kararını doğrudan etkileme potansiyeline sahipolmadığı, Yargıtayın dava dosyasının içeriği, yazılıbelgeler ve beyanlara istinaden uyuşmazlığı hakkaniyete uygun bir şekildesonlandırma imkânına sahip olduğu, başka bir ifadeyle şikâyet konusu temyizincelemesinin yazılı sunumlar temelinde hüküm vermeye elverişli bir yapıdaolduğu, nitekim Kanun'da tarafların duruşmaya gelmemeleri hâlinde incelemenindosya üzerinden yapılmasına imkân tanındığı anlaşılmıştır.
67. Bunların yanında, Kanun'da tanınmış usule ilişkin bir hakkınmahkeme tarafından resen kullandırılmamasının, yargılamayı her durumda adilolmaktan uzaklaştırmayacağı hususu ile birlikte başvurucunun da AnayasaMahkemesine, sözlü yargılama yapılması hâlinde daha önce sunduğu belge vedelillerin dışında yargılamanın sonucunu etkileyebilecek nitelikte, esasayönelik hangi beyan veya delilleri sunacağına ilişkin bir açıklamadabulunmadığı anlaşılmıştır.
68. Açıklanan nedenlerle yargılamanın bütünü gözönünealındığında aleni yargılanma hakkına yönelik açık ve görünür bir ihlalbulunmadığından başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
3. Yargıtay Onama İlamında Karar Düzeltme YolununGösterilmemesi ve 12/1/2012 Tarihli İlama Karşı Karar Düzeltme İncelemesininYapılmamasına İlişkin İddia
69. Başvurucu, uyuşmazlık konusu miktar itibarıyla karardüzeltme yolunun açık olduğu derece mahkemesi kararıyla ilgili olarak, Yargıtayonama ilamında kanun yolunun gösterilmediğini, karar düzeltme yoluna gidilmesihâlinde Anayasa Mahkemesine yapılacak bireysel başvuruda süre aşımı sonucunundoğmaması için bu yola başvurulmadığını, yine Yargıtayın12/1/2012 tarihli ilamında, bozma ilamını kaldırarak olayda inançlı temlikolduğunu belirtmek suretiyle yeniden bozma kararı verdiğini, Yargıtayın farklı bir gerekçeyle bozma kararı vermesiüzerine bu karara karşı karar düzeltme başvurusu yapma hakkının doğduğunu;ancak, bu talebinin de reddedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
70. Başvurucunun iddiaları, Yargıtay ilamında karar düzeltmekanun yolunun usulünce gösterilmemesi ve karar düzeltme incelemesinde farklıgerekçeyle verilen yeni bozma kararına karşı karar düzeltme hakkınınkullandırılmamasına yönelik olması nedeniyle iddialar mahkemeye erişim hakkıkapsamında değerlendirilmiştir.
71. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
72. Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
" Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerinhangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmekzorundadır.
73. Sözleşme'nin6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
74. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temelhak niteliği taşımasının ötesinde Anayasa’nın 40. maddesi uyarınca diğer temelhak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasınısağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2013/64, K.2013/142,28/11/2013). Bu bağlamda Anayasa’nın, devletin işlemlerinde ilgili kişilerinhangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmesigerektiğini ifade eden 40. maddesinin de adil yargılanma hakkının kapsamınınbelirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır. Bunun yanında Anayasa’da adilyargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin Sözleşme'nin6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).
75. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olanmahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek veuyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamınagelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararınıanlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüdeetkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §52).
76. Anılan hak, kural olarak mutlak bir hak olmayıpsınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlamaların;hakkın özünü zedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi,açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir(Serkan Acar, B. No: 2013/1613,2/10/2013, § 38).
77. AİHM, mahkemeye etkili erişim hakkını “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temelunsurlarından biri olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının,mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmakisteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahipolmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin yada uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiğidurumlarda bu hakkın ihlâl edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa (k.k.), B. No: 51307/99,23/1/2003).
78. Bir mahkemeye başvuru hakkının yasal birtakım şartlara tabitutulması kabul edilebilir olsa da mahkemeler usul kurallarını uygularken biryandan âdil yargılanma hakkını ihlâl edebilecek aşırı şekilcilikten, diğeryandan da yasalar tarafından düzenlenen usul kurallarının ortadan kaldırılmasısonucunu doğurabilecek aşırı esneklikten kaçınmalıdırlar (Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29).
79. Mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da imkânsızhâle getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. Bununlabirlikte dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerinöngörülmesi bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkçahukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılıkoluşturmaz. Ne var ki, öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarakyanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya dakanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlaledildiğini kabul etmek gerekir (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Osu/İtalya, B. No: 36534/97, 11/7/2002, §§36-40).
80. Usul kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması veyargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesinehizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafındangörülmesi bakımından bir çeşit engel hâline gelmeleri durumunda mahkemeyeerişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır (Efstathiou ve diğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02,27/7/2006, § 24).
81. Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında Devletinişlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yollarına ve mercilere başvuracağınıve sürelerini belirtmek zorunda olduğu ifade edilmiştir. Kanun koyucu, devletorganlarının tesis ettiği işlemlere karşı hangi kanun yollarına ve mercilerebaşvurulacağı hususu ile başvuru süresi bakımından tarafların doğru bilgisahibi olmalarını sağlayarak, dağınık mevzuat karşısında hangi yola müracaatedeceğini bilmeyen yahut tereddüt eden bireylerin hak arama özgürlüğünü etkinve sağlıklı bir şekilde kullanmalarını amaçlamıştır (Kommersan Kombassan Mermer Maden İşletmeleri Sanayi veTicaret A.Ş. ve diğerleri, B. No: 2013/7114, 20/1/2016, § 50).
82. 1086 sayılı mülga Kanun'un hâlen yürürlükte olan ve14/7/2004 tarihli ve 5219 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle değiştirilen 440.maddesinde miktar veya değeri altı milyar liradan az olan davalara aithükümlerin onanması veya bozulmasına ilişkin kararlara karşı karar düzeltmeyoluna gidilmeyeceği hususu düzenlenmiştir.
83. Anılan Kanun maddesinde yer verilen altı milyar liralıksınır her yıl güncellenmektedir. Bu bağlamda karar düzeltme talebine konu onamailamının verildiği2013 senesinde karar düzeltme sınırının güncellenmiş değeri11.100 TL'dir.
84.Bireysel başvuruya konu edilen tapu iptali ve tescildavasında karar düzeltme sınırının hesaplanmasına yönelik uyuşmazlık konusumiktarın (113.750 TL) yasal sınırın üzerinde olduğu ve ilk derece mahkemesikararına yönelik Yargıtay onama ilamına karşı karar düzeltme yolunun açıkolduğu, Yargıtay onama ilamında karar düzeltme yolunun açık olduğu hususununbelirtilmediği anlaşılmaktadır.
85. Hukuk yargılamasında karar düzeltme, Yargıtayıntemyiz incelemesi sonucunda vermiş olduğu kararlara karşı tanınmış olan birkanun yoludur. Karar düzeltme yolunda, ilgililerin bu yöndeki talebi kararıvermiş olan Yargıtay dairesince değerlendirilir. Bu açıdan karar düzeltme yolutemyiz incelemesi sırasındaki hatalardan dönülmesi imkânını veren bir yoldur.Karar düzeltme yolu ancak Yargıtayın temyiz incelemesindeverdiği karara karşı tanınır. Dolayısıyla karar düzeltme incelemesi Yargıtayilamı çerçevesinde kanunda sayılan belirli hususlarda yapılır.
86. Davacı A.V., Mahkemenin 11/6/2010 tarihli kararına karşıtemyiz talebinde bulunmuş, karar Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 21/9/2011tarihli ilamı ile bozulmuştur. Bozma ilamında karar düzeltme yolunun açıkolduğu hususu belirtilmemiş; ancak, başvurucu ilama karşı karar düzeltmetalebinde bulunmuş ve Daire 12/1/2012 tarihli ilamıyla söz konusu bozma ilamınıkaldırarak farklı bir gerekçeyle hükmü yeniden bozmuştur.
87. Başvurucu verilen bozma kararının yeni bir temyiz incelemesiniteliğinde olduğunu belirterek bu ilama karşı yeniden karar düzeltme talebindebulunmuş, Daire 17/5/2012 tarihli ilamı ile aynı ilama karşı bir defadan fazlakarar düzeltme yoluna başvurulamayacağı gerekçesiyle dilekçenin reddine kararvermiştir.
88. Başvuru konusu yargılama safahatının bütününe bakıldığında,ilk derece mahkemesince yargılama sırasında dava değeri 113.750 TL olarakbelirlenerek eksik harcın davacıya tamamlattırıldığı, Mahkemece davanın tamamenkabulüne karar verildiği, davada uyuşmazlık konusu miktar ve karar düzeltmesınırının bu değer üzerinden tespitinin belirlenebilir olduğu, Mahkemenin bozmaöncesi ve sonrası karara karşı kanun yolunun açık olduğunu belirterek hükümkurduğu, başvurucunun 21/9/2011 tarihli bozma ilamına karşı karar düzeltmehakkını kullandığı ve Yargıtayın da bu aşamada onamailamını kaldırarak farklı gerekçeden hükmü bozduğu, dolayısıyla başvurucuaçısından 2/12/2013 tarihli karara karşı karar düzeltme yolunun açık ve etkilibir şekilde kullanılabilir olduğu hususunun öngörülebilir olduğu, somut olayaçısından, 2/12/2013 tarihli onama ilamında karar düzeltme yolunungösterilmemesinin başvurucunun bu yolu kullanmasını engelleyecek nitelikte birhukuki belirsizliğe yol açmadığı, kaldı ki başvurucunun anılan ilama karşı buyola başvurmadığı, başvurucunun, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru süresinindolması ihtimaline karşı karar düzeltme yoluna gitmediğine yönelik subjektif değerlendirmesinin bu yolu fiilen kullanmasınıengelleyen bir neden olarak görülemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
89. Buna göre karar düzeltme yolunun açık olduğu ve bu durumunbaşvurucu tarafından öngörülebilir olduğu anlaşılan Yargıtay ilamına karşı,onama ilamında karar düzeltme yolunun açık olduğunun belirtilmemesininbaşvurucunun mahkemeye erişim hakkı bağlamında adil yargılanma hakkının ihlalisonucunu doğurmayacağı anlaşılmıştır.
90. Bunun yanında başvurucu, Yargıtayın12/1/2012 tarihli ilamında, bozma ilamını kaldırarak olayda inançlı temlikolduğunu belirtmek suretiyle yeniden bozma kararı verdiğini, Yargıtayın farklı bir gerekçeyle bozma kararı vermesiüzerine bu karara karşı yeniden karar düzeltme başvurusu yapma hakkınındoğduğunu ancak bu talebinin de reddedildiğini belirterek adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
91. Başvurucu 21/9/2011 tarihli bozma ilamına karşı karardüzeltme talebinde bulunmuş, Yargıtay 12/1/2012 tarihli kararı ile bozmailamını kaldırarak farklı gerekçeden yeniden bozma kararı vermiştir.
92. Başvurucu 12/1/2012 tarihli ilamın yeni bir bozma kararıolduğunu ve bu karara karşı yeniden karar düzeltme talebinde bulunma hakkınınolduğunu bu hakkın Yargıtay tarafından kullandırılmadığını iddia etmiştir.
93. 1086 sayılı mülga Kanun'un yürürlükte olan 442. maddesindeaynı ilam aleyhine bir defadan fazla karar düzeltme talebinde bulunulamayacağıgibi karar düzeltme talebinin ret veya kabulüne yönelik kararlara karşı dayeniden karar düzeltme talebinde bulunulamayacağı belirtilmiştir.
94. Mahkemelerin, usul ekonomisi gereği bireylerin hak aramaözgürlüğünü güvence altına almak için verimli ve etkin çalışarak uyuşmazlıklarıkısa sürede çözümlemesi gerektiği, bu nedenle yargı organlarının gereksiz yeremeşgul edilmesini önlemek, hukuki istikrar ve belirlilik adına kararlarınetkinliğinin sağlanması amacıyla bazı kuralların benimsenebileceği, buçerçevede yargı kararlarına karşı yapılacak başvuruların belli şartlarabağlanmasında yasama organının takdir yetkisinin bulunduğu, mahkemelerin anılankuralları somut olaya uygularken öngörülebilirlik sınırları içerisinde hareketetmesinin gerekli olduğu anlaşılmaktadır.
95. Buna göre başvurucunun 12/1/2012 tarihli ilama karşı yenidenkarar düzeltme talebi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 17/5/2012 tarihliilamında, 1086 sayılı mülga Kanun'un 442. maddesi gereği dilekçenin reddinekarar vermesi nedeniyle ileri sürülen ihlal iddiasına konu müdahalenin yasaldayanağının bulunduğu ve meşru amaca yönelik olduğu, Mahkemece mevzuatçerçevesinde yapılan değerlendirmenin hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleribağlamında öngörülebilirlik sınırları içerisinde ve ölçülü olduğu, bu yönüylemahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da imkânsız hâle getirenniteliğinin olmadığı anlaşılmış, bu açıdan karar düzeltme talebininreddedilmesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmediğisonucuna ulaşılmıştır.
96. Açıklanan nedenlerle mahkemeye erişim hakkına yönelik birihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
4. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığınaİlişkin İddia
97. Başvurucu, yargılamada hükme esas alınan belgeye sonradanilave edilen "konu olan 2 milyarlıkborca karşılık üç milyarlık senet verilmiştir" ibaresine imzaya da paraf atmadığını, bu açıdan bu kısmın taşınmazın değerinin tespitindedikkate alınmasının mümkün olmadığını, Mahkemenin yok hükmünde olan bu kısmıgeçerli kabul ederek değerlendirme yaptığını, bu açıdan delillerin yanlışdeğerlendirildiğini, hukuk kurallarının somut olayda hatalı yorumlandığını,davada savcılık soruşturma dosyası ve bilirkişi raporunun yeterli ölçüdeincelenmediğini ve dikkate alınmadığını belirterek adil yargılanma hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
98.Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesigereken hususlarda inceleme yapılamaz”
99.6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasışöyledir:
“Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlarda inceleme yapılamaz.”
100. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
101. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri ile kanun yolundagözetilmesi gereken hususların bireysel başvuruda incelenemeyeceği ve buçerçevede Anayasa Mahkemesince açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verilebileceği hükme bağlanmıştır. Bir anayasal hakkınihlali iddiasını içermeyen yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yenidenincelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa veKanun tarafından Anayasa Mahkemesinin yetkisi dışında bırakılan hususlarailişkin olduğu açıktır (Miraş Mümessillik İnş. Taah.Reklam. Paz. Bas. Yay. San. Tic. A.Ş., B. No: 2012/1056, 16/4/2013,§ 34).
102. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular için benimsediğitemel yaklaşım doğrultusunda kural olarak bireysel başvuruya konu davadakiolayların kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması,yargılama sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ilekişisel bir uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esasyönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabitutulamaz. Anayasada yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece veaçıkça keyfilik içermedikçe derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi vehukuki hatalar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede,derece mahkemelerinin delilleri değerlendirmesinde ve hukuk kuralınıyorumlamasında bariz bir takdir hatası bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin butakdire müdahalesi söz konusu olamaz (Kenan Özteriş, B. No: 2012/989, 19/12/2013, § 48).
103. Başvurucuya karşı Kazan Asliye Hukuk Mahkemesinde açılantapu iptali ve tescil davasında, Mahkemenin, E.2007/207 sayılı dava dosyası,tapu kaydı, satış senedi, protokol örneği, keşif tutanağı, bilirkişi raporu, Kazan Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/489 hazırlık ve2009/434 karar numaralı soruşturma dosyası, taraf beyanları vetoplanan tüm delilleri gözönüne alarak davanın inançsözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil davası olduğunu, davacınınprotokoldeki borcunu ödediğini ispatlayamadığını; bu nedenle dava tarihiitibarıyla protokoldeki borcun, dava konusu taşınmazın değeri olan 113.750TL'nin depo edilmesi için davacı tarafa kesin süre verildiğini, davacınınverilen süreye rağmen ara kararlarının gereğini yerine getirmediğini belirterekdavayı reddettiği, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 21/9/2011 tarihli ilamda,uyuşmazlığın rehin sözleşmesinden kaynaklandığını, çekişme konusu taşınmazınmülkiyetinin alacağın teminatı olmak üzere davalıya geçirildiğinde mülkiyetnakline ilişkin sözleşmenin geçersiz olacağını, bu açıdan davacının rehinkonusu taşınmazın mülkiyetinin iadesini isteyebileceğini belirterek davanınkabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle hükmü bozduğu, karar düzeltmetalebi üzerine Dairenin 12/1/2011 tarihli ilamda uyuşmazlığın inançlı temliktenkaynaklandığını, davacının taşınmazın iadesini isteme hakkını haiz olduğunu,protokolde geçen 2.000 TL'nin dava tarihindeki güncelleştirilmiş değerininbelirlenerek davalıya ödenmek üzere depo ettirilmesi ve sonucuna göre kararverilmesi gerektiği gerekçesiyle 21/9/2011 tarihli bozma ilamını kaldırarakfarklı gerekçeyle hükmün bozulmasına karar verdiği, başvurucunun yeniden karardüzeltme talebinde bulunması üzerine Dairenin 17/5/2012 tarihli ilamla aynıilam hakkında birden fazla karar düzeltme yoluna başvurulamayacağı gerekçesiyletalebi reddettiği, Mahkemenin bozma ilamına uyarak yeniden bilirkişi raporualdırdığı ve protokolde geçen 2.000 TL'nin dava tarihi itibarıyla belirlenen9.471,73 TL'nin davacı tarafından mahkeme veznesine yatırılması nedeniyledavanın kabulüne karar verdiği, kararın Yargıtay tarafından onandığıanlaşılmıştır.
104. Mahkeme ve Yargıtayın taraflarıniddia ve savunmalarını, özellikle Kazan Cumhuriyet Başsavcılığının E.2009/489 hazırlıksayılı soruşturma dosyasında başvurucunun şikâyet dilekçesini, 6/4/2009 ve21/5/2009 tarihli beyanlarını gözönüne alarak verdiğikarardaki gerekçeler ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddialarınözünün Mahkeme tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarınınyorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunailişkin olduğu, Anayasa Mahkemesinin derece mahkemelerinin hukuk kurallarınınolay ve olgulara uygulanması sırasındaki takdirine müdahale etmesinin vekendisini onların yerine koyarak değerlendirme yapmasının mümkün olmadığı, buaçıdan başvurucunun ileri sürdüğü iddiaların Anayasa Mahkemesinin değerlendirmeyetkisi dışında kalan hususlara ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
105.Başvurucunun davaya esas protokole sonradan yapılaneklemenin dava konusu taşınmazın değerinin tespitinde esas alınamayacağınailişkin iddiasının, başvuru konusu yargılama sürecinde Kazan CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından yapılan soruşturma kapsamında alınan beyanlarçerçevesinde söz konusu ibarenin davada esas alınıp alınmayacağı hususundakideğerlendirme yetkisinin derece mahkemesine ait olduğu, bu açıdan iddianınyargılamanın sonucuna yönelik olduğu anlaşılmıştır.
106. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu delillerve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunmaolanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili birşekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözümekavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafındandinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmamıştır.
107. Açıklanan nedenlerle başvurucunun belirtilen iddiasınınkanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, derece mahkemesikararlarının açıkça keyfilik veya bariz bir takdir hatası da içermediğianlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartlarıyönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Temyiz aşamasında duruşma yapılmaması nedeniyle aleniyargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Yargıtay onama ilamında karar düzeltme yolunun gösterilmemesive 12/1/2012 tarihli ilama karşı karar düzeltme incelemesinin yapılmamasınailişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA28/9/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.