TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MUSTAFA SOYÖZEN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/4810)
Karar Tarihi: 23/3/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Nahit GEZGİN
Başvurucu
:
Mustafa SOYÖZEN
Vekili
:
Av. Zeynel GÜVENÇ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, bir yayanın ölümüyle sonuçlanan trafik kazasınınetkili soruşturulmaması nedeniyle yaşama hakkının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 7/4/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
9. Başvurucunun eşi 1970 doğumlu Hülya Soyözen(H.S.) 29/9/2012 tarihinde saat 16.00 sıralarında yolda karşıdan karşıya geçmekisterken bir aracın çarpması sonucu olay yerinde yaşamını yitirmiştir. Kazayerinde kolluk tarafından aynı tarihli tespit tutanağı düzenlenmiştir. Sözkonusu tutanakta, müteveffanın yola aniden çıkıp araçlara ilk geçiş hakkını davermeyerek kazanın oluşumuna sebebiyet verdiği belirtilmiştir.
10. Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı)tarafından aynı gün olay hakkında resen soruşturma açılmış ve olay yeriincelemesi yapılmıştır.
11. Olay yeri incelemesinin gerçekleştirilmesinden sonra doktorbilirkişi refakatinde müteveffaya ilişkin ölü muayenesi yapılmıştır. Ölümuayene tutanağında, müteveffanın kesin ölüm sebebinin çarpma sonucu gelişenkafa travmasına bağlı doku hasarı ve komplikasyonları olduğu ve sistematikotopsiye gerek bulunmadığı belirtilmiştir.
12. Soruşturmada, kazaya karışan aracın şoförü olan şüpheli E.D.ve kazanın gerçekleştiği anda aynı araçta bulunan tanıklar E.C. ve G.K.nin de ifadeleri alınmıştır.
13. E.D.nin 30/9/2012 tarihindekolluğa vermiş olduğu ifadenin ilgili bölümü şöyledir:
“Çalıştığım işyerinin aracıyla yemekdağıtımına çıkmıştım. Yanımda şirkette muhasebecilik yapan G.K. ile sevkiyatçı E.C. bulunuyordu. Tahmini olarak 70-80 km ilesol şeritten ilerliyordum. T... kavşağı civarında sağtaraftan bir bayan karşıdan karşıya geçmek için yola fırladı. Ben kornayabastım ancak bayan hiçbir tarafa bakmadan yoluna devam etti. Ben bayan yolunadevam edince tekrar kornaya bastım ve frene bastım ama duramayarak aracın sağtarafıyla bayana çarptım. Çarpmanın etkisiyle bayan sağ tarafa düştü.Yanımdakiler araçtan inerek bayanın yanına gittiler ve 112’yi aradılar. Benolayın şokuyla araçtan inemedim. Daha sonra polisler olay yerine geldi. ...Bayan kontrolsüz bir şekilde ana yola çıktı ve bu nedenle kaza meydana geldi.Kazanın meydana geldiği yere çok yakın yerde üst geçit bulunmaktadır (...)”
14. E.C. ve G.K. ifadelerinde özetle yolun en sol şeridindeilerlediklerini, aracın süratinin fazla olmadığını, bir kadının sağtaraflarından aniden koşmaya başlayarak yolu geçmeye çalıştığını, E.D.nin bu anda aracın kornasını çaldığını ama kadınındurmayarak koşmaya devam etmesi nedeniyle frene bastığı, duramadan kadınaçarptığını belirtmişlerdir.
15. E.D. hakkında düzenlenen adli raporda, alkolsüz olduğununtespit edildiği belirtilmiştir.
16. Başvurucu, olayı gördüğünü ileri sürdüğü üç kişinin isminivekili aracılığıyla soruşturma makamlarına bildirmiş ve bu kişilerindinlenilmelerini talep etmiştir. Başvurucu ayrıca şüphelinin kaza sırasındamobil telefonuyla konuşup konuşmadığının tespit edilebilmesi amacıyla görüşmekayıtlarının ilgili kurumlardan getirtilmesini istemiştir.
17. CumhuriyetSavcısı 18/10/2012tarihinde olay hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiş ve bu kararıCumhuriyet Başsavcısının onayına sunmuştur. Karar gerekçesinde; kaza tespittutanağına göre şüphelinin olayda kusurunun bulunmadığı, müteveffanın, kazanıngerçekleştiği yere 61 metre mesafede bir yaya üst geçidi olduğu hâlde yolaaniden çıkıp E.D.nin aracına ilk geçiş hakkını davermeyerek kazaya sebebiyet verdiği belirtilmiştir.
18. Söz konusu karar, Cumhuriyet Başsavcı Vekilince kusurailişkin bilirkişi incelemesi yaptırılmadığı gerekçesiyleCumhuriyetSavcısına iade edilmiştir.
19. Bunun üzerine Cumhuriyet Savcısı tarafından olay yerinde2/11/2012 tarihinde bilirkişi refakatinde bir keşif yapılmıştır. Bu keşfebaşvurucu, vekili ve ismini bildirdiği tanıklar katılmamıştır. Bilirkişi,raporunu 6/11/2012 tarihinde hazırlamıştır. Raporda;olayda şüphelinin bir kusurunun bulunmadığı,kazaya müteveffanın kusurlu davranışlarının sebepolduğubelirtilmiştir.
20. Cumhuriyet Başsavcılığı 9/11/2012 tarihinde olay hakkındakovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Karar gerekçesinde kazayamüteveffanın sebep olduğu belirtilmiştir.
21. Başvurucu, vekili aracılığıyla bu karara itiraz etmiştir.İtirazında şüphelinin aracını süratli kullandığını, bunun kaza yerine yakınişyerlerinde bulunan kişilerce görüldüğünü, talep ettiği hâlde isimlerinibildirdiği tanıklar dinlenmediği gibi şüphelinin olay sırasında telefonlakonuşup konuşmadığının da belirlenmeye çalışılmadığını ileri sürmüştür. Başvurucuayrıca, kaza yerinde yapılan keşfin günü ve saatinin soruşturma dosyasındavekâletnamesi olduğu hâlde vekiline değil kendisine tebliğ edilmesi nedeniylebu keşfe katılamadıklarını iddia etmiştir.
22. İtirazı inceleyen Bilecik Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır CezaMahkemesi), 1/4/2013 tarihli kararıyla, başvurucunun tanıkları dinlenildiktenve kaza öncesi araç kullanırken telefonla görüşme yapıp yapmadığınınbelirlenmesine yönelik olarak şüphelinin mobil telefonuna ait kayıtlar ilgilioperatörden getirtildikten sonra Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden(Trafik İhtisas Dairesi) kusura ilişkin rapor alınarak yeniden birdeğerlendirme yapılması gerektiği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığıkararının eksik soruşturma nedeniyle kaldırılmasına karar vermiş ve soruşturmadosyasını Cumhuriyet Başsavcılığına iade etmiştir.
23. Ağır Ceza Mahkemesinin bu kararından sonra CumhuriyetBaşsavcılığı, olay yerinde -başvurucunun isimlerini bildirdiği tanıkların hazırbulunacağı- yeni bir keşif yapılmasına karar vermiş; ayrıca şüpheliye aittelefona ilişkin görüşme dökümünün alınması için ilgili kurumlarla yazışmalargerçekleştirmiştir. Bu yazışmalar sonucunda istenen görüşme tutanaklarıgönderilmiş ancak şüpheli E.D.nin kaza anında birgörüşme gerçekleştirdiği belirlenememiştir.
24. Cumhuriyet Başsavcılığı, yeni keşif gününü ve saatinibaşvurucu vekiline bildirmiş ayrıca kolluğa yazı yazarak başvurucunun isminibildirdiği kişilerin tanık olarak dinlenilmeleri için keşif günü ve saatindeolay yerinde hazır edilmelerinin sağlanmasını istemiştir. Ancak bu kişiler,3/7/2013 tarihinde gerçekleştirilen keşfe katılmamıştır. Keşifte hazır bulunanbaşvurucu vekilinin beyanına göre, bu kişiler keşif gününden ve saatindenhaberdar olmuş ve kendisine de keşfe katılacaklarını beyan etmişlerdir.
25. Keşfe ilk keşiftekinden farklı bir bilirkişi katılmış ve bubilirkişi, raporunu 8/7/2013 tarihinde hazırlamıştır. Söz konusu raporda,soruşturmada düzenlenen ilk bilirkişi raporundaki tespitlerden farklı olarakolayda müteveffanın birinci derecede, şüphelinin ise ikinci derecede kusurluolduğu belirtilmiştir.
26. Bu rapor üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmadosyasına sunulan bilirkişi raporları arasındaki kusur durumuna ilişkinçelişkileri gidermek için soruşturma dosyasını Trafik İhtisas Dairesinegöndermiş; Daireden, 2/11/2012 ve 3/7/2013 tarihli keşif tutanaklarınıayrıntılı olarak inceleyip dosyaya sunulan bilirkişi raporlarında farklılıkbulunması hususunu da değerlendirerek taraflara ait kusur durumlarınıayrıntılarıyla tespit etmesini istemiştir. Daire, 18/11/2013 tarihinde raporunudüzenleyerek Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Bu raporun ilgilibölümleri şöyledir:
" ...
Savcılığınızın 9/9/2013 tarihli istemyazısında belirtilen hususlar dikkate alınarak dosya tümüyle incelenmiştir.Olay mahallinin konumu, çarpma noktasının yeri, şüpheli ve tanık ifadelerindebelirtilen yayanın yolun sağından koşarak kontrolsüzce kaplamaya girdiğiyönündeki beyanlar, olay mahallinde yolun yaya geçidine kapatılmak üzere demirbariyerlerle bölünmüş olması, kazanın meydana geldiği yerde söz konusubariyerin yayalar tarafından kesilmiş olduğu ve şüpheli sürücünün bu durumuöngörebilmesinin mümkün olmadığı, olay mahallinin 61 metre gerisinde yaya üstgeçidinin bulunması, ifadelerde sürücünün kaplamaya giren yayayı gördüğündekorna ile uyarıp fren tedbirinde bulunduğu belirtilmekle, çarpma noktasınınyeri ve araçtaki hasar durumu da dikkate alındığında şüpheli sürücüye kusurizafe edilen ve 3/7/2013 tarihinde yapılan keşfe binaen hazırlanan 8/7/2013tarihli bilirkişi raporu, oluşa uygun bulunmamış olup 2/11/2012 tarihindeyapılan keşfe binaen hazırlanan 6/11/2012 tarihli bilirkişi raporuna iştirakedilmiştir.
...
Bu duruma göre;
1)Şüphelisürücü E...D... idaresindeki kamyonet ile yaya trafiğinekapalı D-200 karayolu üzerinde en sol şeridi takiben seyri sırasında olaymahalline geldiğinde yolun sağından soluna geçmek üzere kontrolsüzce ve koşarakkaplamaya giren müteveffaya çarpması ile karıştığı kazada atfı kabil kusur bulunmamaktadır.
2) Müteveffa yaya Hülya Soyözen,olay mahalline 61 metre mesafede bulunan yaya üst geçidini kullanarak geçişinigerçekleştirmesi gerekirken; nizamlara aykırı olarak yaya geçişi demirbariyerlerle engellenmiş D-200 karayoluna giriş yaptığı, buna rağmen şüphelisürücü idaresindeki araca ilk geçiş hakkını tanımaması ve korunma tedbirialmaması sonucu kendi ölümüyle neticelenen kazada dikkatsiz, özensiz venizamlara aykırı davranışlarından dolayı asli ve tamamen kusurludur.
(...)"
27. Cumhuriyet Başsavcılığı 12/12/2013 tarihinde kovuşturmayayer olmadığına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
“... böylece toplanan deliller ve alınanbilirkişi ve Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi raporlarıyla maktulünkazanın meydana gelmesinde tam kusurlu olduğu belirlenmiş olmakla; kusuryokluğu nedeniyle şüpheli hakkında atılı suç nedeniyle kamu adına kovuşturmayapılmasına yer olmadığına (karar verildi).”
28. Başvurucunun bu karara itirazı, Ağır Ceza Mahkemesinin14/2/2014 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir.
29. Nihai karar, başvurucu tarafından 10/3/2014 tarihindeöğrenilmiş olup 7/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
30. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Taksir" kenar başlıklı 22. maddesininilgili bölümü şöyledir:
"(1) Taksirle işlenen fiiller, kanununaçıkça belirttiği hâllerde cezalandırılır.
(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüneaykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanunî tanımında belirtilenneticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.
(...) ."
31. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun"Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar"kenarbaşlıklı 172. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresisonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil eldeedilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yerolmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesialınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı,süresi ve mercii gösterilir."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
32. Mahkemenin 23/3/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
33. Başvurucu, eşinin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan olayailişkin soruşturmanın yetkili makamlar tarafından olayın aydınlatılmasıbakımından önem arz eden delillerin toplanmaması, etkili katılımınınsağlanmaması ve makul süratte tamamlanmaması nedenleriyleetkiliyürütülmediğini belirterek Anayasa'nın 36. ve 40. maddelerinde güvence altınaalınan adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüş ve ihlalin tespiti ile tazminata karar verilmesi taleplerindebulunmuştur.
34. Bakanlık görüşünde, başvurucunun söz konusu şikâyetlerininAnayasa'nın 17. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 2. maddeleriçerçevesinde incelenmesinin doğru olacağı ve bu incelemede Avrupa İnsan HaklarıMahkemesinin (AİHM) ve Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin içtihatlarınınyararlı olacağının değerlendirildiği ifade edildikten sonra bireysel başvurudaileri sürülen şikâyetlerin soruşturma aşamasında da ileri sürülüp soruşturmamakamlarınca incelendiği nazara alındığında başvuruda yaşama hakkının ihlaledilmediğinin değerlendirildiği belirtilmiştir.
35. Başvurucu, Bakanlık görüşüne katılmadığını belirtmiştir.
2. Değerlendirme
36. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkınasahiptir."
37. Anayasa'nın "Devletintemel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgilibölümü şöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, …Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunusağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adaletilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyalengelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gereklişartları hazırlamaya çalışmaktır.”
38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu nedenle başvurucunun iddialarının yaşamahakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
39. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 46. maddesinin (1) numaralıfıkrasında, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmalnedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuruhakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşama hakkının doğal niteliğigereği, yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancakyaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafındanyapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41).
40. Başvurucu, başvuruya konu olayda yaşamını yitirenmüteveffanın eşidir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklikbulunmamaktadır. Öte yandan başvurunun kabul edilebilirlik bakımından daincelenmesi gerekir.
41. Ceza soruşturmasının etkili olması için diğer şartlarınyanında soruşturma makamlarının ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumlularınbelirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri gerekir.Soruşturmada ölüm olayının nedeninin veya sorumlu kişilerin belirlenmesiimkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yükümlülüğüne aykırılıkoluşturabilir (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 57).
42. Diğer taraftan ceza soruşturmasının amacı, yaşama hakkınıkoruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların hesapvermelerini sağlamak olmakla birlikte bu yükümlülük kesin olarak bir sonuç eldeetmeyi değil uygun araçların kullanılmasını gerektirir. Anayasa'nın 17.maddesi, başvuruculara üçüncü kişileri bir suç nedeniyle yargılatma veyacezalandırma hakkı vermediği gibi devlete tüm yargılamaları mahkûmiyetlesonuçlandırma ödevi de yüklemez (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 56).
43. Başvuruda Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olay hakkındaresen ve derhâl bir soruşturma açılarak bu soruşturmada kazaya ilişkinsorumluluğun tespit edilebilmesi bakımından olay yerinde inceleme yapıldığı,müteveffanın kesin tıbbi ölüm sebebinin tespit edildiği, kaza yerinde bilirkişirefakatinde iki kez keşif yapılarak Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisasdairesinden kusur durumuna ilişkin ayrıntılı rapor alındığı, bunun yanındabaşvurucunun iddialarına ilişkin delillerin de toplandığı ve elde edilen tümdelillere göre kazaya müteveffanın sebebiyet verdiği sonucuna ulaşılıpkovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır.
44. Bu noktada Anayasa Mahkemesinin doğrudan ilgili soruşturmave yargılama makamlarının yerine geçecek şekilde delillerin değerlendirmesinikendisinin yapmasının veya yürütülmesi gerekli olan soruşturma işlemlerinibelirlemesinin söz konusu olamayacağı belirtilmelidir. Başka bir ifadeyleAnayasa Mahkemesinin görevi, bu makamların maddi olaylara ilişkin yaptıklarıdeğerlendirmenin yerine kendi değerlendirmesini koymak değildir (Hıdır Öztürk ve DilifÖztürk, B. No: 2013/7832, 21/4/2014, § 58). Bu konuda asıl sorumluve yetkili olanlar ilk elden olayları inceleyen yetkili adli ve idarimercilerdir. Bunun aksine bir usul, ancak Anayasa Mahkemesinin somut olaylarailişkin elinde bulunan kesin ikna edici nitelikteki bulgulara dayalı olarakbenimsenebilir (Cemil Danışman,B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 58).
45. Öte yandan soruşturma makamlarınca olayın sebebinin objektifanalizinin yapılması ve soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada eldeedilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir değerlendirmesine dayalıolması da gerekmektedir (Cemil Danışman,§ 99).
46. Somut olay bu bağlamda incelendiğinde soruşturmamakamlarının, başvurucunun iddiasının aksine, olayı aydınlatabilecek ve varsasorumlulukların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit ettikleri,bu konuda soruşturmanın derinliği ve ciddiyeti üzerinde etki gösterecek bireksikliğin bulunmadığı, ayrıca soruşturmada olayın sebebinin objektif birdeğerlendirmesi yapılarak elde edilen delillerin kapsamlı, nesnel ve tarafsızbir analizine dayalı olarak sonuca ulaşıldığı anlaşılmıştır.
47. Bununla birlikte ceza soruşturmasının etkililiğini sağlayacakhususlardan biri de fiilen hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturmasürecinin kamu denetimine açık olmasıdır. Ayrıca her olayda ölen kişininyakınlarının meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüdekatılmaları sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğluve diğerleri,§58).
48. Soruşturmaların makul bir sürat ve özenle yürütülmesi degerekir. Bazı durumlarda soruşturmanın ilerlemesine engel olan güçlüklerbulunabilir. Ancak böyle bir durumda dahi yetkililerin süratle hareket etmeleriolayın aydınlatılabilmesi, hukukun üstünlüğüne olan inancın korunması ve hukukaaykırı eylemlere müsamaha gösterildiği veya kayıtsız kalındığı görünümüverilmemesi açısından kritik bir öneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B. No: 2013/6359, 10/12/2014,§96).
49. Başvuruya konu soruşturma 14/2/2014 tarihindetamamlanmıştır. Bu durumda soruşturma, olayın meydana gelmesinden (29/9/2012)yaklaşık 1 yıl 4 ay 15 gün gibi bir süre sonra tamamlanmış olmaktadır. Birsoruşturmanın makul süratle yapılıp yapılmadığına ilişkin tespit, başvuruyakonu olayın kendine özgü koşullarına, soruşturmadaki şüpheli veya sanıksayısına, suçlamaların niteliğine, olayın karmaşıklık derecesine vesoruşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlüklerin bulunupbulunmadığına göre farklılık gösterebilir. Başvuruya konu olayın konusu veözelliğine göre soruşturmanın ölü muayenesi, olay yeri incelemesi, keşif vebilirkişi incelemeleri ile iletişim kayıtlarının çıkartılması gibi teknik vezaman gerektiren bazı araştırmalar yapılmasını gerektirdiği nazara alındığındabu sürenin makul olmadığı söylenemeyecektir.
50. Diğer taraftan soruşturmada; başvurucunun delillerini ilerisürebildiği, verilen kararlara ve soruşturma dosyasına sunulan bilirkişiraporlarına itiraz edebildiği, talepleri doğrultusunda araştırmalarınderinleştirildiği, elde edilen delillerden ve delil toplama işlemlerindenhaberdar edildiği görülmüştür.
51. Bu itibarla bu yöndeki iddialarının aksine soruşturmanın,başvurucunun menfaatlerinin korunması için gerekli olduğu ölçüde kendisine açıkolduğu ve etkili katılımının sağlanmadığının söylenebilmesini mümkün kılanherhangi bir durumun dabulunmadığı sonucunavarılmıştır.
52. Açıklanan nedenlerle başvuruda bir ihlalin bulunmadığınınaçık olduğu anlaşıldığından başvurunun açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Yaşama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA23/3/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.