TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MUSTAFA KARACA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/11657)
Karar Tarihi: 22/6/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Ayhan KILIÇ
Başvurucu
:
Mustafa KARACA
Vekili
:
Av. Sezai DEMİRKAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; taşınmaz satış vaadi sözleşmesineistinaden açılan tapu iptali ve tescil davasında taşınmazınharcaesas olmak üzere tespit edilen gerçek bedeli yerine sözleşmede belirlenenbedelin malike ödenmesine karar verilmesi, buna karşılık harç ve vekâletücretinin ise mahkemece belirlenen gerçek bedel üzerinden hesaplanması, kararve ilam harcına her bir davalı için ayrı ayrı hükmedilmemesi, ayrıca temyizkarar harcının yanlış hesaplanması nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlaledildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 11/7/2014 tarihindeyapılmıştır.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca başvurunun kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüşbaşvurucuya tebliğ edilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu 1950 doğumlu olup Samsun ili Vezirköprü ilçesindeikamet etmektedir.
9. Başvurucu ve başvurucunun kardeşleri olan A. Karaca ve N.Karaca Samsun ili Vezirköprü ilçesi Esentepe Mahallesi'nde kâin 179 ada 3parsel numaralı taşınmazın hisseli malikleri olup her biri taşınmaza 1/3oranında paydaştır.
10. Başvurucu ve kardeşlerden N. Karaca, anılan taşınmazdaki hisseleriniVezirköprü Noterliğinde düzenlenen 11/3/2005 tarihligayrimenkul satış vaadi sözleşmesiyle diğer kardeş A. Karaca'ya 5.000 TL bedelkarşılığında satmayı taahhüt etmiştir.
11. Taraflar arasında anlaşmazlık çıkması üzerine A. Karacatarafından söz konusu gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayanılarakbaşvurucu ve diğer hissedar aleyhine 22/5/2008tarihinde Vezirköprü 1. Asliye Mahkemesinde (Mahkeme) tapu iptali ve tescildavası açılmıştır.
12. Mahkeme tarafından dava konusu taşınmazın harca esas değerinintespiti için 18/5/2012 tarihinde mahallinde keşif vebilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Bilirkişi tarafından Mahkemeye sunulan 24/5/2012 tarihli raporda, taşınmazın değeri 932.616 TLolarak hesaplanmıştır. Mahkeme, taşınmazın değerini dikkate alarak eksikyatırılan harcı ikmal ettirmiştir. Bu şekilde davacı tarafından 9.232 TL peşinkarar ve ilam harcı yatırılmıştır.
13. Mahkeme, davacının sözleşme ile belirlenen 5.000 TL satışbedelinin ödendiğini ispatlayamadığı sonucuna ulaşarak bu tutarı başvurucu vediğer davalıya ödenmek üzere Mahkeme veznesine depo ettirmiştir.
14. Mahkemece 25/12/2012 tarihindeverilen kararla, davanın kabulü ile taşınmazın tapusunun davacı adına tescilinehükmedilmiştir. Mahkeme ayrıca davalılar (başvurucu ve N. Karaca) aleyhine36.931,59 TL nispi karar ve ilam harcına, 35.719,76 TL de vekâlet ücretinehükmetmiştir. Karar ve ilam harcı ile vekâlet ücretinin miktarı, taşınmazınbilirkişi tarafından belirlenen değerinin -davalıların hisseleri dikkatealınarak- üçte ikisi üzerindenhesaplanmıştır. Kararıngerekçesinde 12/1/2011 tarihli ve 6101 sayılı TürkBorçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 1. maddesidelaletiyle olayda uygulanacak olan 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülgaBorçlar Kanunu'nun 81. maddesi uyarınca vaat alacaklısı lehine tescilehükmedilebilmesi için vaat alacaklısının sözleşmede belirlenen semeni ödemesigerektiği ifade edilmiştir. Gerekçede, satış vaaadisözleşmesinin 11/3/2005 tarihinde akdedildiği vedavanın da 22/5/2008 tarihinde açıldığı gözetildiğinde yerleşik Yargıtayiçtihadına göre semenin güncelleştirilmeksizin aynen depo ettirilmesininyeterli olacağı açıklanmıştır.
15. Karar, davalılar tarafından temyiz edilmiştir. Başvurucuyaait temyiz dilekçesinde, harç ve vekâlet ücretinin taşınmazın satış bedeliüzerinden belirlenmesi gerektiği savunulmuş; her bir davalının sorumlu olduğuyargılama giderinin ayrı ayrı belirlenmesi gerektiği ifade edilmiş; ayrıcadavacının ediminin de (satış bedelinin) taşınmazın bilirkişi tarafından belirlenenbedelinin esas alınarak tayin edilmesi gerektiği iddia edilmiştir. Yargıtay 14.Hukuk Dairesinin (Daire) 16/12/2013 tarihli kararıylaMahkeme kararı usul ve yasaya uygun görülerek onanmıştır. Daire kararında,ayrıca temyiz talebinde bulunan her iki davalı aleyhine ayrı ayrı 42.471,26 TLtemyiz karar harcına hükmedilmiştir. Harcın oranının binde 68,31 olarakuygulandığı anlaşılmaktadır.
16. Kararın düzeltilmesi isteminde bulunan başvurucu tarafındandiğer iddiaların yanında aleyhine hükmedilmesi gereken temyiz karar harcınınhissesi gözetildiğinde 21.235,66 TL olması gerektiği de ileri sürülmüştür.Daire 14/5/2014 tarihli kararıyla karar düzeltmeistemini reddetmiştir. Kararda, başvurucunun temyiz karar harcının yanlışhesaplandığına yönelik iddiasıyla ilgili herhangi bir değerlendirmeyapılmamıştır.
17. Kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin karar 20/6/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
18. Başvurucu 11/7/2014 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
19. 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılıHarçlar Kanunu'nun 15. maddesi şöyledir:
“Yargı harçları (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsünegöre nispi esas üzerinden, işlemin nev'i ve mahiyetine göre maktüesas üzerinden alınır.”
20. 492 sayılı Kanun’un 16. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
“Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1)sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahelenin men'i tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynınataallük eden davalarda gayrimenkulün değeri nazaraalınır.
Gayrimenkulün aynına taallükeden davalarda ecrimisil ve tazminat gibi taleplerdede bulunulduğu takdirde harc, gayrimenkulün değeriile talebolunan tazminat ve ecrimisiltutarı üzerinden alınır.
...
Noksan tesbit edilendeğerler hakkında 30 uncu madde hükmü uygulanır.”
21. 492 sayılı Kanun’a ekli (1) sayılı Tarife'nin "Karar veilam harçları"nı düzenleyen bölümünün ilgilikısmı şöyledir:
“1. Nispi harç :
a) Konusu belli bir değerle ilgili bulunandavalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlıkkonusu değer üzerinden (Binde 68,31)
(Ek hüküm: 4/12/1985- 3239/96-A md.) (Değişik cümle: 15/7/2016-6728/36 md.) ... Bakanlar Kurulu dava çeşitleri itibariyle birlikteveya ayrı ayrı olmak üzere bu bente yazılı nispetibinde 10’a kadar indirmeye veya Kanunda yazılı nispete kadar çıkarmayayetkilidir.
...
e)(Değişik:25/12/2003-5035/34md.) Yukarıdaki nispetler... Yargıtayıntasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları için de aynenuygulanır.”
22. 6101 sayılı Kanun'un 1. maddesi şu şekildedir:
"(1) Türk Borçlar Kanununun yürürlüğegirdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olupolmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte ikengerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk BorçlarKanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarakgerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerinetabidir.”
23. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı mülgaKanun'un 81. maddesi şu şekildedir:
"Mütekabil taahhütleri muhtevi olan birakdin ifasını talep eden kimse, akdin şartlarına ve mahiyetine nazaran birecelden istifade hakkını haiz olmadıkça kendi borcunu ifa etmiş veya ifasınıteklif eylemiş olmak lazımdır.”
24. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılıHukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326. maddesi şöyledir:
“(1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhinehüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.
(2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklıçıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına görepaylaştırır.
(3) Aleyhine hüküm verilenler birden fazla isemahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir.”
25. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılıHukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326. maddesi şöyledir:
“(1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhinehüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.
(2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklıçıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına görepaylaştırır.
(3) Aleyhine hüküm verilenler birden fazla isemahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir.”
26. 12/1/2011 tarihli ve 6098 sayılıTürk Borçlar Kanunu’nun 162. maddesi şöyledir:
“Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamındansorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar.
Böyle bir bildirim yoksa,müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar.”
27. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (HGK) 8/11/2006tarihli ve E.2006/14-692, K.2006/702 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
“...Satış vaadi sözleşmesine dayanılarak elde edilmesi istenilen haktapu iptali ve tescildir. Sözleşmenin asli unsurunu tapu iptali ve tesciloluşturmaktadır. Sözleşme ile elde edilmek istenilen nihai talep iptal vetescildir. Tatbikatta görüldüğü gibi, bu talep, bazen çok uzun yıllarcayapılmamaktadır. Taşınmaz vaad olunana teslimedilmişse zamanaşımı da işlemeyeceğinden, taraflar tescil talebindebulunmamaktadır. Çok zaman 20-30 yıl sonra talepte bulunabilmektedirler. Bazende sözleşmede onlarca taşınmazınsatışı vaatedilmektedir. 20-30 yıl önce veya onlarca taşınmazın satışının vaad edildiği sözleşmelerde gösterilen değerler yeni açılandavalarda çok cüzi kalmaktadır. Uzun yıllar süren yüksek enflasyon vetarafların satış bedelini sözleşmede bilerek düşük göstermeleri ihtimali nazaraalındığında taşınmazın değerinin dava tarihine göre belirlenmesi gerekmektedir.
Hakim yapacağı keşifte dinleyeceği bilirkişilere taşınmazın değerini tespitettirecektir. Tespit edilen bu değere göre hem mahkemenin görevi tayinedilecek, hem de noksan harç ikmal ettirilecektir. Bu durumda sözleşmeyemüdahaleden de söz edilemeyecektir. Kamu düzeninden olan bu husus tarafların insiyatifine bırakılmadan, hakimtarafından resen yerine getirilmiş olacaktır. Harçlar Kanununun 16.maddesi de,müdahalenin meni, tescil ve tapu iptali gibi taşınmazın aynını ilgilendirendavalarda, taşınmazın değerinin esas alınacağını öngörerek görüşümüzü teyitetmektedir. Harç kaybı da böylece önlenmiş olacaktır.
...”
28. HGK'nın 29/3/2006tarihli ve E.2006/14-91, K.2006/115 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
“...Satış vaadi sözleşmesine dayanılarak elde edilmesi istenilen haktapu iptali ve tescildir. Sözleşmenin asli unsurunu tapu iptali ve tesciloluşturmaktadır. Sözleşme ile elde edilmek istenilen nihai talep iptal vetescildir. Tatbikatta görüldüğü gibi, bu talep, bazen çok uzun yıllarcayapılmamaktadır. Taşınmaz vaad olunana teslimedilmişse zamanaşımı da işlemeyeceğinden, taraflar tescil talebindebulunmamaktadır. Çok zaman 20-30 yıl sonra talepte bulunabilmektedirler. Bazende sözleşmede onlarca taşınmazınsatışı vaatedilmektedir. 20-30 yıl önce veya onlarca taşınmazın satışının vaad edildiği sözleşmelerde gösterilen değerler yeni açılandavalarda çok cüzi kalmaktadır. Uzun yıllar süren yüksek enflasyon vetarafların satış bedelini sözleşmede bilerek düşük göstermeleri ihtimali nazaraalındığında taşınmazın değerinin dava tarihine göre belirlenmesi gerekmektedir.
Hakim yapacağı keşifte dinleyeceği bilirkişilere taşınmazın değerini tespitettirecektir. Tespit edilen bu değere göre hem mahkemenin görevi tayinedilecek, hem de noksan harç ikmal ettirilecektir. Bu durumda sözleşmeyemüdahaleden de söz edilemeyecektir. Kamu düzeninden olan bu husus tarafların insiyatifine bırakılmadan, hakimtarafından resen yerine getirilmiş olacaktır. Harçlar Kanununun 16. maddesi de,müdahalenin meni, tescil ve tapu iptali gibi taşınmazın aynını ilgilendirendavalarda, taşınmazın değerinin esas alınacağını öngörerek görüşümüzü teyitetmektedir. Harç kaybı da böylece önlenmiş olacaktır.
...”
29. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 13/11/2015tarihli ve E.2015/10774, K.2015/10298 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
“...Mahkemece, satış bedelinin dava tarihindeki güncelleştirilmişdeğeri depo ettirilerek tapu iptali ve tescil isteminin kabulüne kararvermiştir.
...
Kaynağını Türk BorçlarKanununun 29. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk BorçlarKanununun 237. maddesi ile Türk Medeni Kanununun 706. ve Noterlik Kanununun 89.maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sendüzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlıkılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür.Vaat alacaklısı,taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdanedim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanununun 716. maddesi uyarıncaaçacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesiniisteyebilir.
Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayanantescil isteminin hüküm altına alınabilmesi için sözleşmede kararlaştırılanbedel ödenmiş olmalıdır. Ancak, bedelden ödenmeyen bir kısım var ise, bu bedelBorçlar Kanununun 97. maddesi uyarınca depo ettirilmelidir.
Yukarıda yapılan açıklamaların ışığı altındasomut olaya gelince; dava konusu 1226(103 ada 3) sayılı parsel, Giresun 1. Noterliği'nin 18.01.1993 tarihli ve 760 yevmiye numaralısatış vaadi sözleşmesi gereğincedavalıların murisi ... tarafından 10.000.000,00ETL'ye dava dışı ...'e satmayı vaadedildiği onun da taşınmazdaki hak ve hisselerinin tamamını 20.02.1990 tarih2469 yevmiye numaralı satış vaadi sözleşmesi ile davacıya satmayı vaad ettiği anlaşılmaktadır. Satış vaadi sözleşmesinintaraflarınca satış bedelinin 5.000.000,00 ETL kısmı peşin kalan kısmının isetapu devrinde ödeneceği kararlaştırılmıştır. Davacı satışbedelinin tamamının ödendiği kanıtlanayamadığına göredava konusu taşınmazın dava tarihindeki rayiç değeri belirlenerek, ödenen5.000.000,00 ETL taşınmazın sözleşmedeki satış bedeli olan 10.000.000,00 ETL’ye oranlanmalı ve bu orana göre dava konusu bağımsızbölümün dava tarihindeki rayiç değeri üzerinden belirlenecekbakiyesatış bedelinin depo edilmesi için davacıya süre verilerek sonucuna göre kararverilmesi gerekirken, satış bedelinin ödenmeyen kısmının güncelleştirilmişdeğeri esas alınarak hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararınbozulması gerekmiştir."
30. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 17/5/2012tarihli ve E.2012/5689, K.2017/7082 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
“...Kaynağını Borçlar Kanununun 22.maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanununun 213.maddesi ile Türk Medeni Kanununun 706. ve Noterlik Kanununun 89. maddesihükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesigereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tamiki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devirborcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanununun716. maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmenyerine getirilmesini isteyebilir.
Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayanantescil isteminin hüküm altına alınabilmesi için sözleşmede kararlaştırılanbedel ödenmiş olmalıdır. Ancak, bedelden ödenmeyen bir kısım var ise, bu bedelBorçlar Kanununun 81. maddesi uyarınca depo ettirilmelidir.
...
...Somut olayda; dosya içerisinde bulunan22.02.1978 tarihli satış vaadi sözleşmesi incelendiğinde satış bedelinin200.000 TL olduğu 50.000TL kısmınınpeşin ödendiği,kalan 150.000 TL'nin ise 10.000TL'lik taksitlerle ödeneceğininkararlaştırıldığı görülmektedir. Satış vaadinde bulunan ...mirasçıları davalılar satış bedelinin tamamınınödenmediğinisavunmuşlar, satış vaadi alacaklısı ... mirasçıları davacılar ise dosyaya ibraz ettikleri bononiteliğindeki belge fotokopileri ile satış bedelinin tamamının ödenerek senetleringeri alındığını ifade etmişlerdir. Bu durumda davacılarınsatışbedeline ilişkin ödemelerini dosyaya ibraz ettikleri senetler karşılığındayapıldığını ispat etmeleri gerekir. Davacılar bu hususu kanıtlayamadıklarıtakdirde dava konusu taşınmazın dava tarihindeki rayiç değeri hesaplanarakdavalılar tarafından ödendiği kabul edilen 70.000TL, taşınmazın değerineoranlanıp hesaplanmalı, ödenmeyen kısım davacılar tarafından depo edildiğinde davakabul edilmelidir."
31. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 17/2/2014tarihli ve E.2013/14923, K.2014/2015 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
“... Somut olayda; dosya içerisinde bulunan29.07.1997 tarihli satış vaadi sözleşmesi incelendiğinde satış bedelinin1.400.000.000,00 eski TL olduğu, 1.000.000.000,00 eski TL kısmınınpeşinödendiği, kalan 400.000.000,00 eski TL'nin ise yarısının 16.08.1997 diğeryarısının 31.10.1997 tarihindeödeneceğininkararlaştırıldığı görülmektedir. Davalı satış vaadi borçlusu yüklenici ... satış bedelinin tamamınınödenmediğini savunmuştur. Bu durumda davacı ...'ın satış bedelinden kalan kısmı ödendiğini kesin delillerleispat etmesi gerekir. Davacı...ödemeyi kanıtlayamadığıtakdirdedavakonusu taşınmazın davatarihindeki rayiç değeri hesaplanarak satış vaadi sözleşmesinde ödendiği belirtilen1.000.000.000,00 eski TL, taşınmazın değerine oranlanıp hesaplanmalı, ödenmeyenkısım davacı ... tarafından depo edildiğinde davakabul edilmelidir. "
32. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 27/10/2015tarihli ve E.2015/8956, K.2015/9538 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
“... Davacıların dayanağı olan Adana 1. Noterliği'nin17.08.1998 tarihli 16660 yevmiye no'lu satış vaadisözleşmesinde sözleşmeye konu taşınmazın satış bedelinin "500.000.000TL" olduğu belirtilmiş ise de gerek satış vaadinde bulunan davalıların murisi ... gerekse satış vaadini kabul eden... tarafından satış bedelinin ödendiğineilişkin beyanlarının sözleşmeye geçirilmediği açıkça anlaşılmaktadır. Satışvaadi sözleşmesinin zorunlu unsurlarından olan "satış bedeli"sözleşmede belirtilmekte ise de gerek sözleşme kapsamından gerekse dosyaiçerisindeki belge ve delillere göre satış vaadini kabul eden... tarafından satış bedelinin ödendiği kanıtlanamadığındanBorçlar Kanununun 81. maddesi uyarıncadava konusu taşınmazın satış vaadine konu kısmınındavatarihindeki rayiç değeri belirlenerek satış vaadinde bulunan ...'ün mirasçılarıadına depo ettirilmesi için davacıya süre verilerek sonucuna göre bir kararverilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. "
B. Uluslararası Hukuk
33. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek (1) No.luProtokol'ün 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halelgetirmez."
34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'yeek (1) No.lu Protokol'ün 1. maddesinde güvenceye bağlanan mülkiyet hakkınınpozitif yükümlülükleri de içerdiğini kabul etmektedir (Kotov/Rusya, [BD] B. No: 54522/00, 3/4/2012,§§ 109-115; Öneryıldız/Türkiye, [BD], B. No: 48939/99,30/11/2004, § 134; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,§ 143; Dzugayeva/Rusya, B. No: 44971/04, 12/2/2013, § 26).AİHM, bu hükümle koruma altına alınan mülkiyet hakkınıngerçek ve etkili kullanımının sadece devletin müdahale etmeme ödevine bağlıolmadığını fakat aynı zamanda özellikle başvurucunun kamu otoritelerinden meşruolarak alınmasını beklediği önlemler ile mülkünden etkin bir biçimdeyararlanması arasında doğrudan bir bağlantının bulunduğu durumlarda koruyucu pozitifönlemler alınmasını da gerektirdiğini ifadeetmektedir. Öte yandan AİHM'e göre özelkişiler arasındaki ilişkilerde bile devlete pozitif yükümlülük yükleyen kamusalmenfaatlersöz konusu olabilir (Kotov/Rusya, § 109).
35. AİHM, bu bağlamda mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkınakamu otoriteleri dışındaki kişilerce müdahale edilmesi durumunda devletin pozitifyükümlülüğünün koruyucu/önleyici ve düzeltici ödevler biçiminde ikiyeayrılacağını ifade etmektedir. AİHM'e göre bu durumdaSözleşme'ye taraf devletler, iç hukuk sistemindemülkiyet hakkının yasalar tarafından tatmin edici bir şekilde korunmasının güvencealtına alınması ve hakkına müdahale edilen kişinin -gerekmesi durumunda-meydana gelen zararının giderilmesine yönelik talepler dâhil olmak üzerehakkını arayabileceği düzeltici mekanizmaların teminedilmesi yükümlülüğü altındadırlar (Blumberga/Litvanya, B. No: 70930/01, 14/10/2008,§ 67).
36. AİHM, devletin pozitif yükümlülüklerinin mahiyeti vekapsamının olayın somut koşullarına göre farklılaşabileceğini düşünmektedir (Kotov/Rusya, § 111). AİHM'egöre devletin olayın somut koşullarına göre sağlama yükümlülüğü altına girdiğidüzeltici önlemler, zarar gören tarafın hakkını savunabilmesi imkânı tanıyanuygun yasal mekanizmaların oluşturulmasını içermektedir. (1) No.lu Protokol'ün1. maddesi açık bir biçimde usule ilişkin yükümlülükler içermemekte ise de buhüküm, gerek devletin müdahil olduğu uyuşmazlıklarda gerekse iki özel kişiarasındaki uyuşmazlıklarda devlete usule ilişkin yükümlülükler yüklemektedir.Özel kişiler arasındaki müdahalelerde devlet, zorunlu usule ilişkin garantileriçeren yargısal başvuru yolları kurma yükümlülüğü altındadır. Bu bağlamdagörevlendirilecek mahkemelerin veya yargısal yetkiyi haiz diğer kurul veyakamusal otoritelerin özel kişiler arasındaki uyuşmazlığı etkili ve adil birşekilde çözecek yargısal güçle donatılmaları gerekmektedir (Kotov/Rusya, § 114).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
37. Mahkemenin 22/6/2017 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Satış Bedeline İlişkinİddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
38. Başvurucu; taşınmaz satış vaadi sözleşmesine istinadenaleyhine açılan tapu iptali ve tescil davasında, taşınmazın Mahkemece tespitedilen gerçek bedeli yerine sözleşmede belirlenen bedelin lehine depoettirilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.Başvurucu, davacının sözleşmeden doğan edimini zamanında ifa etmemesi nedeniylesözleşmede kararlaştırılan bedelin dikkate alınamayacağını savunmuş vetaşınmazın satış bedelinin Mahkeme tarafından tespit edilen harca esas değerüzerinden belirlenmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
39 Bakanlık görüşünde, başvurucunun iddiasının dördüncüdereceden temyiz şikâyeti niteliğinde olduğu ifade edilmiş ve delillerindeğerlendirilmesinde açık bir keyfîlik bulunupbulunmadığının değerlendirilmesinin Anayasa Mahkemesinin takdirinde olduğubelirtilmiştir.
2. Değerlendirme
40. Anayasa'nın "Mülkiyethakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz."
41. Somut olayda başvurucu ve kardeşi N. Karaca, ihtilaf konusutaşınmazdaki hisselerini 11/3/2005 tarihli gayrimenkulsatış vaadi sözleşmesiyle diğer kardeş A. Karaca'ya toplam 5.000 TL bedelkarşılığında satmayı taahhüt etmişlerdir. Ancak taraflar arasında anlaşmazlıkçıkması üzerine A. Karaca tarafından söz konusu gayrimenkul satış vaadisözleşmesine dayanılarak başvurucu ve diğer hissedar aleyhine Mahkemede tapuiptali ve tescil davası açılmıştır. Mahkeme tarafından dava konusu taşınmazınharca esas değeri bilirkişi marifetiyle 932.616 TL olarak tespit edilmiştir.Mahkeme; davacının sözleşme ile belirlenen 5.000 TL satış bedelini ödediğiniispatlayamadığı sonucuna ulaşarak bu tutarı, başvurucu ve diğer davalının herbirine 2.500 TL olarak ödenmek üzere Mahkeme veznesine depo ettirmiştir.Mahkemece davanın kabulü ile taşınmazın davacı adına tesciline hükmedilmiştir.
42.Başvurucunun şikâyetinin temelindeki satış bedeli, taraflararasında akdedilen ve özel hukuk hükümlerine tabi olan gayrimenkul satış vaadisözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı taraf, başvurucunun satış sözleşmesiniifa etmemesi nedeniyle kamu gücü kullanılarak sözleşmenin gereğinin yerinegetirilmesinin temini amacıyla dava açmak suretiyle kamu gücüne müracaatetmiştir. Yargı mercilerinin yargılama sürecindeki işlem ve eylemleri taraflararasındaki özel hukuk ihtilafını çözüme bağlama amaçlıdır. Dolayısıyla özelkişiler arasındaki özel hukuk ihtilaflarının çözümlenmesi amacına yönelikyargısal süreçlerdeki iş ve işlemlere yönelik şikâyetlerin devletin pozitifyükümlülükleri kapsamında incelenmesi gerekmektedir.
a. MülkünVarlığı
43. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında inceleme yapılabilmesiiçin öncelikle somut olayda "mülk"ün varolduğunun tespit edilmesi gerekmektedir.
44. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyethakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü malvarlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015,§ 20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayanmenkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı aynihaklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak damülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (MahmutDuran ve diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017,§ 60). Ancak bir alacak hakkının mülkiyet hakkı kapsamındadeğerlendirilebilmesi için iç hukukta kesin bir biçimde tanımlanmış ve icraedilebilir bir hâle erişmesi gerekmektedir.
45. Başvurucu, mülkiyetin kaybı karşılığında lehine takdiredilen 2.500 TL'nin taşınmazın gerçek bedelini karşılamaktan uzak olduğundanşikâyet etmektedir. Başvurucunun şikâyetinin temelindeki satış bedeli, taraflararasında akdedilen gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinden kaynaklansa dauyuşmazlığın asıl konusunu taşınmazın başvurucuya ait hissesine ilişkin tapununiptali ve tescil istemi oluşturmaktadır. Mahkeme tarafından başvurucu lehinedepo ettirilen 2.500 TL, taşınmaz mülkiyetinin davacı adına tescil edilmesininkarşılığı ödenen bir bedeldir. Başvurucu lehine 2.500 TL depo ettirilmişolmasından hareketle somut olaydaki uyuşmazlığın bir alacak hakkının tespitineyönelik bir ihtilaf olduğu sonucuna ulaşılamaz. Somut olaydaki mülk, davacılehine tescil kararı verilen taşınmaz hissesidir. Taşınmaz hisselerinin mülkteşkil ettiği tartışmasızdır.
b. Genelİlkeler
46. Bireysel başvuru, devlet tarafından kamu gücü kullanılarakbireylerin temel haklarına yapılan müdahaleler sonucu meydana gelen hakihlallerini gidermek amacıyla ihdas edilmiş bir ikincil koruma mekanizmasıolmakla birlikte kimi durumlarda özel kişiler arası ilişkiler sonucu özelkişilerin birbirlerinin haklarına yaptıkları müdahalelerde devlete atfedilebileceksorumluluklar bulunabilmektedir. Bu durumlarda bireysel başvuru konusu yapılandava sadece adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmekle kalmayıp özel kişilertarafından başlatılan süreç sonucu etkilenen diğer haklar yönünden deincelenebilir (Türkiye Emekliler Derneği,B. No: 2012/1035, 17/7/2014, § 34).
47. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet güvencesi,mülkiyet hakkına yönelik kamu gücü tarafından gerçekleştirilen müdahalelerinyanı sıra kimi durumlarda özel hukuk kişilerince yapılan müdahalelere karşı daanayasal koruma sağlamaktadır. Dolayısıyla mülkiyet hakkı devlete, müdahaledebulunmama biçimindeki negatif yükümlülüğün yanında üçüncü kişilerdengelebilecek müdahalelere karşı malike koruma sağlama şeklindeki birtakımpozitif yükümlülükler de yüklemektedir (Osmanoğluİnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri A.Ş., B. No: 2014/8649,15/2/2017, § 42).
48. Mülkiyet hakkına üçüncü kişiler tarafından müdahaledebulunulması durumunda bu müdahalenin malik üzerinde doğurduğu olumsuz sonuçlarınmümkünse eski hâle döndürülmesini, mümkün değilse malikin zarar ve kayıplarınıntelafi edilmesini sağlayan idari veya yargısal hukuki mekanizmalarınoluşturulması devletin pozitif yükümlülüklerinin bir gereğidir. Bu bağlamda hakihlalinin sonuçlarının giderilmesi bakımından ne tür hukuki mekanizmalarınöngörüleceği hususu devletin takdirindedir. Bu husus, kural olarak AnayasaMahkemesinin ilgi alanı dışındadır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin,tercih edilen idari veya yargısal mekanizmanın malik üzerinde doğurduğu olumsuzetkilerin düzeltilmesi bakımından yeterli ve elverişli olup olmadığıhususundaki denetim yetkisi saklıdır. Bu bağlamda düzeltici bir mekanizmanınhiç oluşturulmaması veya oluşturulan mekanizmanın müdahaleden önceki durumutesis edici veya oluşan kayıpları giderici bir nitelik arz etmemesi durumundamülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülükler ihlal edilmişolabilir (Osmanoğlu İnşaat Eğitim GıdaTemizlik Hizmetleri A. Ş.,§ 48).
49. Devletin pozitif yükümlülükleri, mülkiyet hakkına yapılanmüdahalelere karşı usule ilişkin güvenceler sunan yargısal yolları da kapsayanetkili hukuksal bir çerçeve oluşturma ve oluşturulan bu hukuksal çerçevekapsamında yargısal ve idari makamların bireylerin özel kişilerle olan uyuşmazlıklarındaetkili ve adil bir karar vermesini temin etme sorumluluklarını da içermektedir(Selahattin Turan, B. No:2014/11410, 22/6/2017, § 41).
50. Taraflar arasındaki mülkiyet uyuşmazlığının çözümlenmesindeuygulanacak mevzuatın yorumlanması ve uygulanması hususu bu konuda uzman olanderece mahkemelerinin görev ve yetkisindedir. Anayasa Mahkemesi bu konudauzmanlaşmış bir mahkeme olmadığı gibi Mahkemenin bu şekilde bir görevi debulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu bağlamdaki görevi, derece mahkemelerinceyapılan yorumun sonuçlarının ve somut olay bazındaki tatbikinin başvurucununhak ve özgürlüklerini ihlal edip etmediğini tespit etmekten ibarettir.
c. İlkelerinOlaya Uygulanması
51. Somut olaydaki uyuşmazlık, başvurucu ve N. Karaca ile A.Karaca arasında akdedilen satış vaadi sözleşmesinin başvurucu ve N. Karaca'yayüklediği taşınmazın mülkiyetini karşı tarafa devretme ediminin ifa edilmemesisebebiyle başvurucu ve N. Karaca aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davasınailişkindir. Söz konusu davanın özel kişiler arasındaki uyuşmazlıkları çözmeamacına yönelik olarak devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesindeoluşturulmuş hukuksal bir mekanizma olduğu açıktır. Başvurucu, bu hukuki yolabaşvuran (davacı) değil aleyhine yargısal koruma talep edilen davalı tarafkonumundadır. Dolayısıyla davalı taraf statüsünde bulunan başvurucu açısındanbu mekanizmadan beklenen, uyuşmazlığın etkili ve adil bir çözümünün teminedilmesidir.
52. Olayda Mahkeme, borçlar hukuku hükümleri çerçevesindeuyuşmazlığı incelemiş; davacı tarafından sözleşmeyle yüklenilen 5.000 TL'nindavalılara ödendiğinin ispatlanamadığı sonucuna ulaşarak 5.000 TL'yi davalılarlehine Mahkeme veznesine depo ettirdikten sonra taşınmazın davacı adınatesciline karar vermiştir. Başvurucu ise Mahkeme tarafından harca esas olmaküzere belirlenen gerçek bedelin (başvurucunun hissesine isabet eden 310.872 TL)ödenmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
53. Satış vaadi sözleşmesinin ifa edilmemesinin hüküm vesonuçlarının ne olduğu ve ne tür yaptırımlar uygulanacağı hususu borçlarhukukuna ilişkin düzenlemelerde gösterilmiştir. Bu düzenlemelerin yorumu veneyi ifade ettiğinin tespiti, borçlar hukukuna ilişkin uyuşmazlıklara bakmaklagörevli ve alanında uzmanlaşmış derece mahkemelerinin görev ve yetkisi kapsamındadır.Özellikle adli yargı kolunda en üst derece mahkemesi olan ve aynı zamandaiçtihada istikrar kazandırmakla görevli bulunan Yargıtayınilgili düzenlemelere ilişki yorum ve uygulamaları büyük önem taşımaktadır.Anayasa Mahkemesinin bu husustaki yetkisi yargılama sürecine ilişkin olarakgetirilen güvencelere uygun davranılıp davranılmadığının tespitiyle sınırlıdır.
54. Özel borç ilişkilerindeki edimler kural olarak eşit konumdabulunan tarafların serbest iradeleriyle belirlenir. Sözleşmedeki edimlerin belirlenmesindemutlak anlamda bir eşitlik ve adalet fikrinden hareket edilmiş olması gerekmez.Özerk bir varlık olarak birey kendi çıkarının ne olduğunu ve ne tür bir ediminkendi menfaatine sonuç doğuracağını en iyi bilebilecek konumdadır. Buna bağlıolarak bireyin yaptığı sözleşmenin hukuksal sonuçlarına katlanma sorumluluğu vemecburiyeti bulunmaktadır. Bireylerin özgür iradeleriyle akdettiklerisözleşmelerin taraflara yüklediği edimler arasında dengesizlik bulunması da sözkonusu olabilir. Ancak özerk bireyin serbest iradesiyle yüklendiği edimintaraflardan birine ölçüsüz bir külfet yüklemiş olması ve edimler arasındadengesizlik bulunması kural olarak devletin müdahalesini gerektirmemektedir.Kamu müdahalesi ancak hata, hile, zorlama gibi bireyin iradesini sakatlayanistisnai durumların varlığı koşuluyla haklı görülebilir. Bu gibi müstesnahâller haricinde kamunun özel hukuk sözleşmeleriyle yüklenen edimlere -adaletdüşüncesiyle bile olsa- müdahale, özerk bireyin devletin vesayeti altınasokulması anlamına gelir ki bu durum özgürlükçü demokratik hukuk devletiylebağdaşmaz. Devletin özel borç ilişkilerindeki rolü üstün buyurma gücünedayanarak sözleşmelerin ifasını sağlamaktan ibarettir. Dolayısıyla sözleşmeyletayin edilen edimin dengesiz olduğu gerekçesi tek başına yargı organlarının osözleşmenin hükümlerini ihmal ederek karar vermesini gerektirmez.
55. Yargıtay içtihadı da sözleşmede belirlenen bedele önceliktanınması yönündedir. Ancak yukarıda atıfta bulunulankararlarından da anlaşılacağı üzere (bkz. §§ 29-32) Yargıtayıntaşınmaz satış vaadi sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklara bakmaklagörevli 14. Hukuk Dairesinin-taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin rızaen ifa edilmemesi nedeniyle tapu iptali ve tescildavası açıldığı durumlarda- sözleşme tarihi ile dava tarihi arasında uzun zamangeçmesi hâlinde sözleşmede kararlaştırılan semenin aynen depo ettirilmesininadalete aykırı sonuçlar doğurabileceği düşüncesiyle ödenmeyen satış bedelininveya kısmen ödeme durumunda kalan kısmının dava tarihi itibarıyla güncellenereködenmesi gerektiği içtihadında bulunduğu görülmektedir. Dairenin, buiçtihadını medeni hukukta geçerli olan "dürüstlük ilkesi"nedayandırdığı anlaşılmaktadır. Daireye göre aksi takdirde edimini ifa etmeyenvaat alacaklısı dürüstlük kuralıyla bağdaşmayacak bir biçimde kenditemerrüdünün sonuçlarından yararlanmış olmaktadır. Bununla birlikte sözleşmetarihi ile dava tarihi arasında geçen sürenin uzun olmaması durumunda Daire,taraflar arasında kararlaştırılan bedelin depo ettirilmesinin yeterli olacağınıbelirtmektedir.
56. Somut olayda taşınmaz satım vaadi sözleşmesi 11/3/2005 tarihinde akdedilmiş, dava ise 22/5/2008 tarihindeaçılmıştır. Başvurucu, sözleşme tarihi ile dava tarihi arasında geçen yaklaşık3 yıl 2 aylık sürenin uzun olduğu yolunda açık bir iddia öne sürmemiştir.
57. Kaldı ki sözleşme tarihi ile dava tarihi arasında geçenyaklaşık 3 yıl 2 aylık sürenin semenin güncellenmesini gerektirecek derecedeuzun olup olmadığının takdiri derece mahkemelerine aittir. Nitekim Mahkeme,sözleşme tarihi ile dava tarihi arasında geçen sürenin uzun olmadığınıdeğerlendirerek semenin güncellenmesine gerek görmemiş ve tarafların özgüriradeleriyle sözleşmede kararlaştırılan bedelin depo ettirilmesini yeterligörmüştür. Mahkemenin bu yoldaki değerlendirmesi Yargıtay denetiminden geçmişve hukuka aykırı bulunmayarak temyiz istemi reddedilmiştir.
58. Son olarak Mahkemenin taşınmazın rayiç bedelini bilirkişimarifetiyle belirlemiş olması, ödenmesi gereken harcın miktarının tespitiiçindir. Harca esas değerin tespit edilmesi devletin harçlandırmayetkisine ilişkin bir mesele olup tespitin taraflar arasında kararlaştırılansatış bedeliyle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Harcın miktarının veya harç almaölçüsünün belirlenmesi kanun koyucunun takdirindedir. Nitekim 492 sayılıKanun’un 16. maddesinin birinci fıkrasında, müdahalenin men'i,tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taallükeden davalarda gayrimenkulün değeri üzerinden karar ve ilam harcı alınacağıhükme bağlanmıştır. HGK'nın yukarıda atıfta bulunulankararları da satış vaadi sözleşmesinin ifa edilmemesinden doğan tapu iptali vetescil davasında harcın, taraflarca kararlaştırılan satış bedeli üzerindendeğil mahkemece belirlenen taşınmazın rayiç bedeli üzerinden alınmasıyönündedir(bkz. §§ 27, 28). Tapu iptali ve tescil davalarında karar ve ilamharcının taşınmazın değeri üzerinden belirlenmesi, davanın temelindeki satışvaadi sözleşmesiyle kararlaştırılan bedeli geçersiz kılmaz.
59. Bu itibarla somut olayda devletinpozitif yükümlülükleri kapsamında mülkiyetin kullanılmasına ve korunmasınayönelik yeterli güvencelerin mevcut olduğu, bireysel başvuruya konu kararlardayer verilen tespit ve gerekçeler itibarıyla mülkiyet hakkının korunmasıyükümlülüğü yönünden başvurucunun usule ilişkin güvencelerden etkin biçimdeyararlanmasının sağlandığı ve yargısal makamların takdir yetkilerinin sınırınınaşılmadığı sonucuna varılmıştır. Bu sebeple başvurucunun mülkiyet hakkına ilişkin şikâyetiyönünden açık ve görünür bir ihlal bulunmamaktadır.
60. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun mülkiyet hakkının ihlaledildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Karar ve İlam HarcınınAyrı AyrıHükmedilmemesine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
61. Başvurucu; her biri taşınmazın 1/3 hissesine müşreken malik olan davalıların mecburi dava arkadaşıolmadığını, bu nedenle karar ve ilam harcının her iki ihtiyari dava arkadaşıaleyhine ayrı ayrı hükmedilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucu, karar veilam harcının davalılar aleyhine ayrı ayrı hükmedilmemiş olması nedeniylemülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
62. Bakanlık görüşünde, yargılamagiderlerinin kural olarak davada haksız çıkan tarafa yükletileceği ve haksızçıkan tarafın birden fazla kişi olması durumunda hâkimin yargılama giderlerinipaylaştırması mümkün olabileceği gibi davayı kaybedenlerin yargılamagiderlerinden müteselsilen sorumlu olmasına da kararverebileceği ancak bu yönde bir kararın verilmemesi durumunda her davaarkadaşının yargılama giderlerinin kendi payına düşen kısmı için sorumluolacağı belirtilmiştir. Bakanlık, başvurucunun iddiasının dördüncü derecedentemyiz şikâyeti niteliğinde olduğunu savunmuştur.
2. Değerlendirme
63. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar”kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuruancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncelve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.
64. Buna göre bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvurudabulunabilmesi için üç temel ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu önkoşullar başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücüeylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı başvurucunun “güncel bir hakkınınihlal edilmesi”, bu ihlalden dolayı kişinin “kişiselolarak” ve “doğrudan” etkilenmiş olması ve bunların sonucunda başvurucunun,kendisinin “mağdur” olduğunu ileri sürmesidir (OnurDoğanay, B. No: 2013/1977, 9/1/2014, § 42).
65. Olayda İlk Derece Mahkemesi, karar tarihinde yürürlüktebulunan tarife uyarınca davalılar (başvurucu ve N. Karaca) aleyhine 36.931,59TL nispi karar ve ilam harcına hükmetmiştir. Başvurucunun yargılama sonucundakarar ve ilam harcı ödemekle yükümlü kılınması ekonomik menfaatlerinietkilemektedir. Bu nedenle olayda Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülk teşkileden ekonomik bir menfaatin var olduğu anlaşılmaktadır.
66. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı veren birhaktır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikinmülkünü kullanma, ürünlerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etmeyetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkileder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan,B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). Ayrıca kişinin malvarlığında azalma sonucunu doğuran kamusal işlem ve eylemler de mülkiyethakkına müdahale oluşturur (Tülay Arslan vediğerleri, B. No: 2014/7051, 2/2/2017, §77). Bu bağlamda başvurucu aleyhine nispi karar harcına hükmedilmesi mülkiyethakkına müdahale teşkil etmektedir.
67. 6100 sayılı Kanun'un 326. maddesinin(2) numaralı fıkrasında, davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsamahkemenin yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına görepaylaştıracağı belirtilmiş; (3) fıkrasında ise aleyhine hüküm verilenler birdenfazla ise mahkemenin yargılama giderlerini bunlar arasında paylaştırabileceğigibi müteselsilen sorumlu tutulmalarına da kararverebileceği hükme bağlanmıştır.
68. Somut olayda Mahkeme, davalılar (başvurucu ve N. Karaca)aleyhine 36.931,59 TL nispi karar ve ilam harcına hükmetmiş ancak bu harcıdavalılar arasında paylaştırmadığı gibi davalıların harçtan müteselsilensorumlu tutulmalarına da karar vermemiştir. 6100 sayılı Kanun'un 326.maddesinde mahkemenin davayı kaybedenlerin yargılama giderlerinden sorumluolacağı bölümü somutlaştırmadığı ve müteselsilensorumlu tutulmaları yolunda hüküm de kurmadığı durumlarda davayı kaybedenlerinyargılama giderlerinin ne kadarından sorumlu olacağını belirleyen bir hükümbulunmamaktadır. Bu durumda genel hükümlere müracaat edilmesi gerekmektedir.
69. 6098 sayılı Kanun’un 162. maddesinin birinci fıkrasında,birden çok borçludan her biri alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayıkabul ettiğini bildirirse müteselsil borçluluğun doğacağı belirtildikten sonraikinci fıkrasında, böyle bir bildirim yoksa müteselsil borçluluğun ancak kanundaöngörülen hâllerde doğacağı düzenlenmiştir. Bu hüküm dikkate alındığındatarafların kendi aralarında rızası olarak müteselsil sorumluluk öngörmesidışında açık bir kanun hükmü bulunmadıkça müteselsil sorumluluk hükümlerininuygulanamayacağı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla müteselsil sorumluluğun istisnaibir sorumluluk türü olduğu söylenebilir.
70. 6100 sayılı Kanun'un 326. maddesinin (3) numaralı uyarıncayargılama giderlerinden dolayı müteselsil sorumluluk ancak mahkemenin kararvermesi hâlinde doğabilmektedir. Mahkemece açıkça davayı kaybedenlerinyargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olacağıyolunda hüküm kurulmadıkça müteselsil sorumluluk hükümleri uygulanmaz. Budurumda mahkemece açıkça belirtilmese bile davayı kaybedenlerden her biri kendipayına düşen miktardan sorumlu olur.
71. Bu açıklamalar dikkate alındığında başvurucunun sorumluolacağı karar ve ilam harcı Mahkeme kararında açıkça belirtilmemiş olsa biledavalıların karar ve ilam harcından müteselsilensorumlu olacağına yönelik açık bir ifade bulunmadığından başvurucunun sadecekendi hissesine isabet eden 18.454,80 TL'den sorumlu olacağı anlaşılmaktadır.Başvurucunun fiilen diğer davalının hissesine isabet eden harcı ödemekmecburiyetinde bırakıldığı yolunda bir iddiası ve şikâyetinin de bulunmadığıgörülmektedir. Dolayısıyla başvurucunun sorumlu olacağı karar ve ilam harcının,Mahkeme kararında hissesi oranında açıkça somutlaştırılmamasının başvurucuyönünden bir mağduriyete yol açmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
72. Açıklanan nedenlerle başvurucuların karar ve ilam harcınaayrı ayrı hükmedilmediği şikâyeti yönünden mağdur sıfatı taşımadığıanlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartlarıyönünden incelenmeksizin kişi yönündenyetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
C. Temyiz MerciinceHükmedilen Temyiz Karar Harcı Yönünden
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
73. Başvurucu; 492 sayılı Kanun'un ilgili hükümleri uyarıncabinde 68,31 oranı üzerinden aleyhine hükmedilmesi gereken temyiz karar harcının-hissesi gözetildiğinde- 21.235,66 TL olarak belirlenmesi gerektiği hâldeYargıtay tarafından bu miktarın iki katına hükmedilmesi nedeniyle mülkiyethakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
74. Bakanlık görüşünde, başvurucunun iddiasının dördüncüdereceden temyiz şikâyeti niteliğinde olduğu savunulmuş ve delillerindeğerlendirilmesinde açık bir keyfîlik bulunupbulunmadığının değerlendirilmesinin Anayasa Mahkemesinin takdirinde olduğubelirtilmiştir.
2. Değerlendirme
75. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Herkes, meşrûvasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veyadavalı olarak iddia ve savunma (Değişik ibare: 3.10.2001-4709/14 md.) ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
76. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Temyiz kararharcının fazla hesaplanmasına yönelik şikâyetin mahkemeye erişim hakkıkapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
a. KabulEdilebilirlik Yönünden
77. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan temyizkarar harcının yanlış hesaplanmasına yönelik iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. MüdahaleninVarlığı ve Hakkın Kapsamı
78. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında; herkesinyargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme, bunun doğal sonucuolarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altınaalınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisibir temel hak niteliği taşımasının ötesinde Anayasa’nın 40. maddesi uyarıncadiğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunlarınkorunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2011/33,K.2012/54, 11/4/2012; AYM, E.2010/83, K.2012/169,1/11/2012; E.2012/108, K.2013/64, 22/5/2013; E.2013/64, K.2013/142, 28/11/2013;E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014; E.2015/96, K.2016/9, 10/2/2016 § 18).
79. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesindedüzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almaktadır (Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144,2/10/2013, § 28; Özkan Şen, B.No: 2012/791, 7/11/2013, § 51; Ş.Ç., B. No:2012/1061, 21/11/2013, § 28; Kenan Yıldırımve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 41).
80. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlıkkapsamında bir talebi mahkeme önüne taşıyabilmek ve bunların etkili bir şekildekarara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Mahkemeye erişim hakkı,hak arama özgürlüğünün bir gereği olmakla birlikte hak arama özgürlüğününvarlığının kabulü için tek başına yeterli bulunmamaktadır. Mahkemeye erişimietkisiz kılacak ya da yargı yoluna başvurmayı önemli ölçüde zorlaştırıcı veyacaydırıcı nitelikte(AYM, E.2013/40, K.2013/139, 28/11/2013)kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını (Özkan Şen, § 52) ya da kişinin bizatihimahkemeye başvurmuş olmasını anlamsız hâle getiren sınırlamalar, mahkemeyeerişim hakkını ihlal edebilir (İbrahim CanKişi, B. No: 2012/1052, 23/7/2014, § 31).
ii. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
81. Adil yargılanma hakkının görünümlerinden biri olan mahkemeyeerişim hakkı, mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması mümkündür.Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın13. maddesinin gözönünde bulundurulmasıgerekmektedir.
82. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
83. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratiktoplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızınAnayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir.
84. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü içinherhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbirşekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez.Anayasa Mahkemesi kararlarında, Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak veözgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemişhak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir (AYM,E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012; E.2012/108,K.2013/64, 22/5/2013; E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014; E.2014/177, K.2015/49,14/5/2015; Hüseyin Dayan, B. No:2013/5033, 13/4/2016, § 46). Sonuç itibarıyla mutlak olmayan vesınırlandırılabilen mahkemeye erişim hakkına ilişkin sınırlandırmaların kanunadayanması, hakkın özünü zedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaçizlemesi ve ölçülü olması gerekir (SerkanAcar, B. No:2013/1613, 2/10/2013, § 38; İbrahimCan Kişi, § 36).
85. Dava konusu yapılmış hukuk kurallarının yorumlanması veuygulanması ilke olarak derece mahkemelerinin takdirindedir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42). Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurukapsamında inceleme yaparken kural olarak derece mahkemelerince uygulanan hukukkurallarının nasıl yorumlanması gerektiği hususunda derece mahkemelerininyerine geçerek karar vermesi bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. AnayasaMahkemesinin görevi; derece mahkemelerince benimsenen yorumun etkileriniincelemek, bunların hak ve özgürlükleri ihlal edip etmediğini saptamaktır (Süleyman Oktay Uras ve SevtapUras, B. No: 2014/11994, 9/3/2017, § 71).Ancak derece mahkemelerinin bu husustaki değerlendirmelerinin bariz takdirhatası veya açık bir keyfîlik içermesi, bunun hak veözgürlüklere müdahale teşkil etmesi hâlinde Anayasa Mahkemesinin denetim hakkısaklıdır (Ahmet Sağlam, § 42).
86. 492 sayılı Kanun’un 15. maddesinde yargı harçlarının (1)sayılı Tarife'de yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden,işlemin nevi ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınacağı belirtilmiştir.Aynı Kanun’un 16. maddesinin birinci fıkrasında, değer ölçüsüne göre harca tabiişlemlerde (1) sayılı Tarife'de yazılı değerlerin esas olduğu düzenlenmiş ancakmüdahelenin men'i tescil vetapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taallükeden davalarda gayrimenkulün değerinin nazara alınacağı açıklığakavuşturulmuştur. Kanun'a ekli (1) sayılı Tarife'nin mahkemeharçlarından nispi karar harcını düzenleyen bölümünde, konusu belli bir değerleilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi hâlinde hüküm altınaalınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68,31 oranında karar ve ilamharcına hükmedileceği kurala bağlanmış ve bu oranların, Yargıtayıntasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları için de aynenuygulanacağı ifade edilmiştir.
87. Bu hükümlerin değerlendirilmesinden tapu iptali ve tescilidavalarında gerek karar ve ilam harcının gerekse temyiz karar harcınıntaşınmazın değerinin binde 68,31 oranı üzerinden hesaplanacağı anlaşılmaktadır.Somut olayda Dairenin 16/12/2013 tarihli kararındatemyiz talebinde bulunan her iki davalı aleyhine ayrı ayrı olmak üzeretaşınmazın değerinin üçte ikisi olan 621.744 TL'ye binde 68,31 oranı uygulanmaksuretiyle belirlenen 42.471,26 TL temyiz karar harcına hükmedilmiştir.
88. Başvurucu taşınmazın 1/3 hissesine sahip olup kendisiyönünden davanın değeri değeri 621.744 TL değil310.872 TL'dir. Dolayısıyla başvurucunun ödemesi gereken temyiz ve kararharcının da bu tutar üzerinden hesaplanması gerekmektedir. Yargıtayınbaşvurucunun sorumlu olduğu temyiz karar harcının taşınmazın değerinin üçteikisi üzerinden hesaplaması, yukarıda değinilen kanuni düzenlemelerin açıklafzına uygun düşmemektedir. Yargıtayın ulaştığısonucun Kanun'un açık hükmüne aykırılık taşıması nedeniyle bariz hata içerdiğikanaatine varılmaktadır. Bu nedenle başvurucunun aleyhine fazladan hükmedilen21.235,66 TL temyiz karar harcının kanunilik unsurunu taşımadığı kanaatinevarılmaktadır.
89. Açıklanan nedenlerle fazladan aleyhe hükmedilen 21.235,66 TLtemyiz karar harcı yönünden Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
D. Karar ve İlam Harcıile Vekâlet Ücretinin Taşınmaz Değeri Üzerinden Belirlenmesi
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
90. Başvurucu, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine istinadenaçılan tapu iptali ve tescil davasında taşınmazın Mahkemece tespit edilengerçek bedeli yerine sözleşmede belirlenen bedelin kendisine ödenmesine kararverildiği hâlde harç ve vekâlet ücretinin Mahkemece belirlenen gerçek bedelüzerinden hesaplanmasının mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.Başvurucu, taşınmazın satışı karşılığında 2.500 TL elde ettiği hâlde toplamda115.122,61 TL harç ve vekâlet ücreti ödediğini iddia etmiştir.
91. Bakanlık görüşünde, başvurucunun iddiasının dördüncüdereceden temyiz şikâyeti niteliğinde olduğu savunulmuş ve delillerindeğerlendirilmesinde açık bir keyfîlik bulunupbulunmadığının değerlendirilmesinin Anayasa Mahkemesinin takdirinde olduğubelirtilmiştir.
2. Değerlendirme
92. Harç ve vekâlet ücretinin Mahkemece belirlenen gerçek bedelüzerinden hesaplanmasına yönelik şikâyetin mahkemeye erişim hakkı kapsamındaincelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
93. Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına görekazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkememasraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkınamüdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksuntalepleri azaltmaya yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir. Ancak busınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalıve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararınıngerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacakşekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklememiş olması gerekir (Özkan Şen, §§ 61, 62).
94. Somut olayda davanın konusu, tazminat ödenmesi istemiolmayıp tapu iptali ve tescil istemidir. Mahkemece, başvurucu lehine 2.500TL'nin davacı tarafından Mahkeme veznesine depo edilmesi temin edilmiş ise detaşınmaz bedeli davanın asıl konusunu oluşturmamaktadır. Mahkeme, gayrimenkulsatış vaadi sözleşmesiyle vaatte bulunulana yüklenen edimin ifasını temineyönelik 2.500 TL'yi vaatte bulunan başvurucu adına depo ettirmiştir.Dolayısıyla başvurucuya yüklenen harç ve vekâlet ücretinin ölçülü olup olmadığıdeğerlendirirlerken 2.500 TL'nin değil dava konusu taşınmazın bedelinin dikkatealınması gerekmektedir.
95. Mahkemece bilirkişi marifetiyle taşınmazın toplam değeri932.616 TL olarak tespit edilmiştir. Taşınmazın başvurucuya ait üçte biroranındaki hissesi başvurucu aleyhine açılan davanın konusunu oluşturduğunagöre davanın başvurucunun hissesine isabet eden değeri 310.872 TL'dir. İlkDerece Mahkemesince hükmedilen harcın başvurucuya isabet eden kısmı 18.454,80TL, vekâlet ücretinin başvurucuya isabet eden kısmı ise 17.858,88 TL'dir.Başvurucu aleyhine 42.471,26 TL temyiz karar harcına hükmedilmiş ise de bunun21.235,66 TL'sinin hatalı hesaplandığı ve bu miktar yönünden mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşıldığından başvurucunun gerçektekatlandığı temyiz karar harcı 21.235,66 TL'dir. Dolayısıyla başvurucunun temyizaşaması dâhil toplamda yüklendiği karar ve ilam harcı ile vekâlet ücretinin57.549,34 TL olduğu anlaşılmaktadır. Bu miktarın, dava konusu taşınmazınbaşvurucunun hissesine isabet eden kısmının değerinin yaklaşık %18,5'inetekabül ettiği görülmektedir.
96. Bu durumda somut olayda başvurucu aleyhine hükmedilen vedava değerinin %18,5'ine tekabül eden karar ve ilam harcı ile avukatlıkücretinin başvurucunun mahkemeye erişimini ve temyiz yolu incelemesine ulaşmayıengelleyecek şekilde yüksek bir miktara ulaşmadığı anlaşılmaktadır.
97. Açıklanan nedenlerle başvurunun diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
E. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
98. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
90. Başvurucu, yapılan yargılama gideri ve vekâlet ücretininödenmesine hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.
100. Başvurucunun aleyhine fazladan hükmedilen 21.235,66 TLtemyiz karar harcı yönünden Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
101. Başvurucu aleyhine fazladan hükmedilen 21.235,66 TL temyizkarar harcı yönünden mahkemeye hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Yargıtay 14. HukukDairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
102. İlk Derece Mahkemesince hükmedilen karar ve ilam harcı ilevekâlet ücretine ilişkin şikâyetin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverildiğinden buna ilişkin tazminat talebinin reddi gerekir.
103. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harcın ve1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Satış bedeline ilişkin şikâyet yönünden mülkiyet hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Karar ve ilam harcına ayrı ayrı hükmedilmediğine ilişkinşikâyet yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının kişi yönünden yetkisizlik nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Temyiz karar harcının hatalı hesaplandığı şikâyeti yönündenmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
4. İlk Derece Mahkemesince hükmedilen karar ve ilam harcı ilevekâlet ücretinin taşınmazın değerinin esas alınarak belirlenmesine yönelikşikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Başvurucu aleyhine fazladan hükmedilen 21.235,66 TL temyizkarar harcı yönünden Anayasa'nın 36. maddesinde güvenceye bağlanan mahkemeyeerişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin başvurucu aleyhine fazladan hükmedilen21.235,66 TL temyiz karar harcı yönünden Anayasa'nın 36. maddesinde güvenceyebağlanan mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılmasıiçin yeniden yargılama yapılmak üzere Yargıtay 14. Hukuk Dairesine (E.2013/15692) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 206,10 TL harcın ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için Vezirköprü 1. AsliyeMahkemesine (E.2009/317)GÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 22/6/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.