TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MUSTAFA YILDIRIM BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/53)
Karar Tarihi: 12/9/2019
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan y.
:
Recep KÖMÜRCÜ
Üyeler
:
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Eşref Uğur ŞENOL
Başvurucu
:
Mustafa YILDIRIM
Vekili
:
Av. Mustafa ÇİNKILIÇ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, deprem sonucunda konutun ağır hasarlı hâle geldiğigerekçesiyle binanın yıkımına karar verilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaledildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 2/1/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucunun Adana'nın Seyhan ilçesinde bulunan konutu için27/6/1998 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle ağır hasarlı olduğunailişkin tespit raporu düzenlenmiştir. Başvurucunun beyanına göre bu raporkendisine tebliğ edilmemiştir.
9. Adana Valiliği Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü (İdare), ağırhasarlı olduğu gerekçesiyle 5/4/2006 tarihinde konutun yıktırılmasına kararvermiştir.
10. Başvurucu, konutun ağır hasarlı olduğuna ilişkin tespit vebu tespit üzerine verilen 5/4/2006 tarihli yıkım kararının hukuka aykırı olduğugerekçesiyle idari işlemin iptali istemiyle Adana 2. İdare Mahkemesinde(Mahkeme) dava açmıştır.
11. Mahkeme 16/10/2007 tarihinde davanın kabulü ile idariişlemin iptaline karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, mahallinde yapılankeşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen 8/8/2007 tarihli bilirkişiraporunda, binanın yıkılmasını gerektiren önemli bir hasarın gözlemlenmediği vebinanın az hasarlı olduğunun tespit edildiği vurgulanmıştır. Öte yandan anılanbilirkişi raporunun tebliği üzerine taraflarca herhangi bir itirazdabulunulmadığı ve raporun karar ittihazı için yeterli olduğu belirtilmiştir.
12. Kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay OnbirinciDairesi 28/4/2010 tarihinde hükmün bozulmasına karar vermiştir. Kararıngerekçesinde, başvurucunun konutunun ağır hasarlı olarak tespit edildiği ve butespit raporunun itiraz edilmeksizin kesinleştiği, tespit raporu ve bu raporaistinaden verilen yıkım kararında hukuka aykırılık bulunmadığı ve ağır hasarlıkonutun tamir edilerek onarılabileceğine ilişkin bir düzenleme olmadığıbelirtilmiştir. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Daire tarafından23/9/2011 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucunun temyiz ve karar düzeltmedilekçelerinde ilgili idari işlemin -hasar tespit raporunun- tebliğ edilmediğivurgulanmıştır. Ancak temyiz ve karar düzeltme kararlarında bu hususta birdeğerlendirme yapılmadığı görülmektedir.
13. Mahkeme, bu karara uyarak bozma ilamında belirtilengerekçelerle 17/11/2011 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Danıştay Ondördüncü Dairesi 3/10/2012 tarihinde ilk derece mahkemesikararının onanmasına hükmetmiştir. Karar düzeltme talebi de aynı Dairetarafından 23/9/2014 tarihinde reddedilmiştir.
14. Nihai karar 2/12/2014 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir.
15. Başvurucu 2/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
16. 15/5/1959 tarihli ve 7269 sayılı Umumi Hayata MüessirAfetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle YapılacakYardımlara Dair Kanun'un 1. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Deprem (Yer sarsıntısı), yangın, subaskını, yer kayması, kaya düşmesi, çığ, tasman ve benzeri afetlerde; yapılarıve kamu tesisleri genel hayata etkili olacak derecede zarar gören veya görmesimuhtemel olan yerlerde alınacak tedbirlerle yapılacak yardımlar hakkında bukanun hükümleri uygulanır."
17. 7269 sayılı Kanun'un"Afet bölgelerinde yapılacak teknik işler" kenar başlıklı13. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Yapılacak işlemlere esas olmak üzereİmar ve İskan Bakanlığınca kurulacak fen kurulları tarafından, afetin meydanageldiği arazinin durumu ile bütün yapılar ve kamu tesisleri incelenerek, hasartespit raporu düzenlenir.
Gereken hallerde, yapılarda meydana gelenhasarı tespit etmek üzere Bayındırlık ve İskan Bakanlığının isteği üzerinediğer bakanlık, kurum ve kuruluşlar, mahalli idareler, üniversiteler ve meslekodaları, konusunda deneyimli yeteri kadar inşaat mühendisi ve/veya mimarı hasartespiti çalışmalarında derhal görevlendirmekle yükümlüdürler.
Arazinin tehlikeli durumu ve binaların gördüğühasar bakımından yıktırılması ve boşaltılması gerekenler hakkında, o il veilçenin en büyük mülkiye amirine ayrı bir rapor verilir. Bu makamlarca böylebinalar derhal boşalttırılır. Yıkılması gerekenler için en çok 3 gün süreverilerek tehlikenin giderilmesi sahiplerine bildirilir. Mahallinde sahibibulunmadığı takdirde durum, mahalli vasıtalarla ilan edilmek suretiyle, bildiriyapılmış sayılır.
Mal sahibi veya vekili, bu bildiriye karşı 3gün içinde yetkili idare kurullarına itiraz edebilir. İdare kurulları buitirazı en geç 3 gün içinde inceler ve karara bağlar.
Süresinde itiraz olunmıyan,yahut itiraz olunup da idare kurullarınca yıkılması onaylanan binaları malsahibi yıkmadığı takdirde bu binalara el konularak yıkma parası yıkıntıdan eldeedilecek malzeme bedelinden ödenmek üzere, mahallin en büyük mülkiye amirininemri ile yıktırılır.
...
Yapılacak asıl işlemlere esas olmak üzere, fenkurulları tarafından düzenlenen teknik mahiyetteki hasar tespit raporlarınamahallî ilân tarihinden itibaren otuz gün içinde itiraz edilebilir ve hasartespit raporları ancak asıl işlemlerle birlikte dava konusu edilebilir.Gayrimenkulleri kesin bir şekilde hasarsız olarak tespit edilenlerin veyagayrimenkullerinin hasar tespiti hiç yapılmayanların, yargı yoluna gitmedenönce, mahallî ilân tarihinden itibaren otuz gün içinde ilgili idareye başvurmalarızorunludur.
..."
B. Uluslararası Hukuk
18. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenarbaşlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."
19. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), her ne kadar Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinde açıkolarak usule ilişkin güvencelerden söz edilmese de bu maddenin keyfîmüdahalelerden korunmak amacıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin kanundışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma veitirazları sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilmeolanağının tanınması güvencesini kapsadığını belirtmektedir. Bu değerlendirmeise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (AGOSI/Birleşik Krallık, B. No: 9118/80,24/10/1986, § 60; Jokela/Finlandiya, B. No: 28856/95, 21/5/2002, §45).
20. AİHM ayrıca, usule ilişkin güvencelerin özel kişilerarasında ihtilaf oluşturan mülkiyet hakkı ile ilgili meseleler yanındataraflardan birinin devlet olması durumunda da geçerli olduğunu belirtmiştir (Plechanow/Polonya, B. No: 22279/04, 7/7/2009, §100). Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasına dair usule ilişkin güvencelerkapsamında mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli bir gerekçesinin olmasıgerektiğine değinilmiştir. AİHM'e göre bu zorunlulukdavacının her iddiasına ayrıntılı olarak cevap verilmesi anlamına gelmemeklebirlikte en azından mülk sahibinin esasa ilişkin temel iddia ve itirazlarınınyargılama makamlarınca yapılacak dikkatli ve özenli bir inceleme sonucundakarşılanması gerekmektedir (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, B. No: 34764/05,34786/05,34800/05, 34811/05, 1/2/2011, § 54).
21. Gereksar ve diğerleri/Türkiye kararına konu olaydaidare tarafından sulama kanalına hasar verilmesi nedeniyle başvurucularıntarlalarının zarar görmesi söz konusudur. AİHM, derece mahkemelerininkararlarının başvurucuların davanın sonucuna etkili olabilecek mahiyettekiiddia ve itirazlarına cevap verecek nitelikte yeterli bir gerekçe içermediğitespitine yer vermiştir. AİHM, bu sebeple Sözleşme'yeek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinde öngörülen usul güvencelerinin yerinegetirilmediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır(Gereksar ve diğerleri/Türkiye, §§ 55-64).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
22. Mahkemenin 12/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
23. Başvurucu, İdarenin yıkım kararı aldığı konutun ağır hasarlıolmadığını, depremin meydana geldiği tarihten yıkım kararının alındığı tarihekadar yaklaşık sekiz yıl boyunca bu konutu kullanmaya devam ettiğini, bu sürezarfında herhangi bir engelle karşılaşmadığını ve binanın ağır hasarlı olduğunailişkin tespit raporunun kendisine tebliğ edilmediğini savunmuştur.
24. Başvurucu, Mahkemece alınan bilirkişi raporunda konutun ağırhasarlı değil az hasarlı olduğunun tespit edilmesine rağmen, derecemahkemelerince İdare tarafından düzenlenen tespit raporu ve bilirkişi raporuarasındaki çelişki giderilmeden karar verildiğini ifade etmiştir. Diğertaraftan başvurucu, ağır hasarlı konutun yıkımı için 7269 sayılı Kanun'un 13.maddesinde öngörülen prosedürün yerine getirilip getirilmediğinin de derecemahkemelerince incelenmediğini belirterek mülkiyet ve adil yargılanmahaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
25. Anayasa’nın"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes,mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu adil yargılanma hakkının da ihlaledildiğini ileri sürmekte ise de konutun yıkımına dair kararı alınmasıyönündeki şikâyetlerin esas itibarıyla mülkiyet hakkını ilgilendirdiğianlaşıldığından başvurucunun bütün şikâyetlerinin mülkiyet hakkının ihlaliiddiası kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varlığı
28. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No:2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54). Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaatininolup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, §26; İhsan Vurucuoğlu,B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).
29. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyethakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü malvarlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).Somut olayda başvurucu tapu kayıtlarına göre hakkında yıkım kararı verilenkonutun malikidir. Buna göre başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi bağlamındakorunması gereken bir menfaatinin bulunduğu kuşkusuzdur.
b. Müdahalenin Varlığı veTürü
30. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma ve üzerinde tasarruf etme, ayrıca ürünlerinden yararlanma imkânıverir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkünsemerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerindenherhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:2014/1546, 2/2/2017, § 53).
31. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas edendiğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkınamüdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğubelirtilmek suretiyle mülkten barışçılyararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülktenbarışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddeninikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullardasınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülktenyoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir.Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararınaaykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımınıkontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazımaddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özelhükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakmave mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).
32. Somut olayda, meydana gelen deprem nedeniyle başvurucununkonutunun ağır hasarlı olduğu belirtilerek İdare tarafından konutunyıktırılmasına karar verilmiştir. Dolayısıyla kamu makamlarınca alınan birkarar sonucunda başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale sözkonusudur.
33. Mülkiyet hakkı yönünden şikâyet edilen temel husus, ağırhasarlı olmamasına rağmen konutun yıkılması kararı alınmasına ilişkindir. Başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan bumüdahale, mülkiyetten yoksun bırakma niteliği taşımadığı gibi mülkiyetin kamuyararına kullanımının kontrolü veya düzenlenmesi gibi bir amacı daiçermemektedir. Dolayısıyla müdahalenin mülkiyettenbarışçıl yararlanma hakkına saygıya ilişkin genel kural çerçevesindeincelenmesi gerekir.
c. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
34. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
35. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkentemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleridüzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönündebulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahaleninAnayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararıamacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).
i. Kanunilik
36. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesigereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespitedildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkınınihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanunhükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiyeİş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; NecmiyeÇiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).
37. Başvuru konusu olayda binanın ağır hasarlı olduğu ve buyöndeki tespit kararının itiraz edilmeksizin kesinleştiği, buna göre ağırhasarlı olduğu tespit edilen binanın yıktırılması yönünde alınan kararın 7269sayılı Kanun'un 13. maddesi kapsamında hukuka aykırı olmadığı derecemahkemelerince kabul edilmiştir. Bu bağlamda müdahalenin kanunilik ölçütünütaşıdığı değerlendirilmiştir.
ii. Meşru Amaç
38. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkıancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasınaimkân vermesi sebebiyle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyethakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamdabir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekildekorumaktadır. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini deberaberinde getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan buölçütün her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah,B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§28, 29).
39. Somut olay bağlamında, başvurucuya ait konutun ağır hasarlıolduğu gerekçesiyle yıkılmasının insan sağlığı ve çevre güvenliği açısındankamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu açıktır.
iii. Ölçülülük
(1) Genelİlkeler
40. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkınayapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmekiçin kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığıdeğerlendirilmelidir.
41. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. Elverişliliköngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını, gereklilik ulaşılmakistenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafifbir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ileulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğiniifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §38).
42. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkınınsınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin haklarıarasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucununşahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuşolacaktır. Müdahalenin orantılılığı değerlendirilirken bir taraftan ulaşılmakistenen meşru amacın önemi, diğer taraftan da müdahalenin niteliği ilebaşvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışları gözönündebulundurularak başvurucuya yüklenen külfet dikkate alınacaktır (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017,§§ 58, 60; Osman Ukav,B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).
43. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişilerarasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücüolduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının sözkonusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda sağlandığındansöz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu ile ilgili veyeterli gerekçe bulunmalıdır. Bu zorunluluk davacının bütün iddialarına cevapverilmesi anlamına gelmemekle birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanınsonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia ve itirazların yargılama makamlarıncaözenli bir şekilde değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (Kamil Darbaz ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd.Şti., B. No: 2015/12563, 24/5/2018, § 53).
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
44. Somut olayda Adana ilinde 27/6/1998 tarihinde meydana gelendeprem sonucunda başvurucunun konutunun ağır hasarlı olduğunun tespit edilmesiüzerine İdare tarafından 5/4/2006 tarihinde konutun yıktırılmasına kararverilmiştir. Başvurucu depremin meydana geldiği tarihten yıkım kararı alınantarihe kadar aynı konutta ikamet ettiğini, bu süre zarfında herhangi birengelle de karşılaşmadığını belirterek alınan yıkım kararının hukuka aykırıolduğunu ileri sürmüştür.
45. Başvurucunun yıkım kararının iptali istemiyle açtığı davadaMahkemece bilirkişi görüşüne başvurulmuştur. Bilirkişi kurulunun 8/8/2007tarihli raporunda, binanın yıkılmasını gerektirecek derecede önemli bir hasarıngözlemlenmediği ve binanın az hasarlıolduğu belirtilmiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporu taraflara tebliğedilmiş, başvurucu ya da İdare tarafından rapora itiraz edilmemesi üzerinebilirkişi raporu hükme esas alınarak idari işlemin iptaline karar verilmiştir.Anılan karar Danıştay tarafından ilk tespit raporunun itiraz edilmeksizinkesinleştiği, tespit raporu ve bu rapora istinaden verilen yıkım kararındahukuka aykırılık bulunmadığı ve ağır hasarlı konutun tamir edilerekonarılabileceğine ilişkin bir düzenleme olmadığı gerekçesiyle bozulmuştur. (bkz.§ 12). Mahkemece bu karara uyulmasına karar verilerek bozma kararındabelirtilen gerekçelerle davanın reddine hükmedilmiştir.
46. Bu durumda üzerinde durulması gereken husus,asılişlemlere esas olmak üzere idari kurullar tarafından oluşturulan teknik mahiyettekihasar tespit raporuna itiraz edilmemesinin söz konusu rapora karşı davaaçılmasına engel teşkil edip etmeyeceğidir. 7269 sayılı Kanun'un 13. maddesindeafet işlerinin ivediliği nedeniyle üç günlük bir bildirim ve ilan süresiöngörülmüştür. Diğer taraftan Kanun metninde, yapılacak asıl işlemlere esasolmak üzere fen kurulları tarafından düzenlenen teknik mahiyetteki hasar tespitraporlarına mahallinde ilân edilmesinden itibaren otuz gün içerisinde itirazedilebileceği düzenlenmiştir. Afet sonrası işlemlerin çabuklaştırılmasıbakımından idari süreçlerin kesinleştirilmesi için böyle bir bildirim ve ilansüresi öngörülebileceğini kabul etmek gerekse de anılan Kanun maddesinde ayrıcahasar tespit raporlarının ancak asıl işlemlerle birlikte dava konusu edilebileceğide hüküm altına alınmıştır. Ne var ki tespit raporuna itiraz edilmemesinedeniyle raporun kesinleştiği, bu nedenle anılan raporun içeriğine yönelik birdeğerlendirme yapılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle derece mahkemelerincedavanın esası yönünden bir inceleme yapılmadığı anlaşılmaktadır.
47. Mülkiyet hakkının korunmasında usule ilişkin güvencelerinyerine getirildiğinden söz edilebilmesi için başvurucuya mülkiyet hakkınayapılan müdahalelerin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekildeuygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin birbiçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması gerekmektedir. Somut olayda İdaretarafından yapılan tespitte deprem nedeniyle konutun ağır hasarlı hâle geldiğibelirtilmiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda ise binanın yıkılmasınıgerektirecek derecede önemli bir hasarın bulunmadığının ifade edildiğigörülmektedir. Buna göre her iki rapor arasında yargılamanın sonucudeğiştirecek nitelikte farklılıklar bulunmasına rağmen, derece mahkemelerinceraporlar arasında çelişkinin giderilmesi yoluna gidilmediği, dolayısıylamülkiyet hakkına ilişkin yargılamanın sonucu bakımından önemli nitelikte olananılan iddialar yönünden derece mahkemelerince konu ile ilgili ve yeterli birdeğerlendirmenin yapılmadığı anlaşılmaktadır.
48. Sonuç olarak derece mahkemelerinin kararlarının başvurucununmülkiyet hakkının korunması çerçevesinde davanın sonucuna etkili olabilecekmahiyetteki iddia ve itirazlarına cevap verecek ilgili ve yeterli bir gerekçeiçermediği tespit edilmiştir. Bu sebeple mülkiyet hakkının korunmasına ilişkinusule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirilmediği sonucunavarılmıştır.
49. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
50. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
51. Anayasa MahkemesininMehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlalsonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesihususunda genel ilkeler belirlenmiştir.
52. Buna göre bireysel başvuru kapsamında bir temel hak vehürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğuncaeski hâle getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır.Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararınveya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsaihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamdauygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, § 55).
53. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasılgiderileceğine hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organınınyerine geçerek işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarınınnasıl giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararıilgili mercilere gönderir (Mehmet Doğan, §56).
54. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna göre ihlal;idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerindenkaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim yolununbelirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (MehmetDoğan, § 57).
55. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak içinyeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeyegönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §58).
56. Buna göre Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiğihâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derecemahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesinebırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararındabelirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleriyapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan,§ 59).
57. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gerekenşey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafındanbir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlaligideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespitedilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır(Mehmet Doğan, § 60).
58. Başvurucu, maddi ve manevi tazminat talep etmiştir.
59. Derece mahkemelerinin kararlarının başvurucunun davanınsonucuna etkili olabilecek mahiyetteki iddia ve itirazlarına cevap vereceknitelikte yeterli gerekçe içermediği gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlaledildiği sonucuna varıldığından, somut başvuruda ihlalin Mahkeme kararındankaynaklandığı anlaşılmaktadır.
60. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasınayöneliktir. İhlalin sonuçlarının giderilmesi için yeniden yapılacak yargılamadamülkiyet hakkının usul yönünden ihlaline yol açan uyuşmazlığın çözümüne etkili,ayrı ve açık yanıt gerektiren başvurucunun iddialarının derece mahkemelerinceyeterli ve makul bir gerekçe ile karşılanması gerekmektedir. Bu sebeple kararınbir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Adana 2. İdare Mahkemesinegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
61. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili yargımerciine gönderilmesine karar verilmesinin ihlal sonucu açısından yeterli birgiderim sağladığı anlaşıldığından başvurucunun tazminat taleplerinin reddinekarar verilmesi gerekir.
62. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL tutarındaki yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Adana2. İdare Mahkemesine (E.2011/1985, K.2011/2062) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE
E. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazineve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE12/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.