TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
N. A. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5076)
Karar Tarihi: 6/4/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Erdal TERCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
Yusuf Enes KAYA
Başvurucu
:
N.A.
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru "görevi kötüye kullanma" suçundan dolayıbaşvurucu hakkında yürütülen soruşturma sürecinde verilen aramaveiletişimin tespiti kararları nedeniyle özel hayatın gizliliği, konutdokunulmazlığı ve haberleşme hakkı ile kötü muameleyasağının; yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 10/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 31/12/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. BirinciBölüm tarafından başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvurubelgelerinin bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine, Anayasa Mahkemesiİçtüzüğü'nün (İçtüzük) 71. maddesinin(2)numaralı fıkrası uyarınca başvurununiçtihadınoluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenilmedenincelenmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
6. Ankara 2 No.lu Devlet GüvenlikMahkemesinin9/7/2003 tarihli ve 2003/708 Değişik İş sayılı kararı ile "organize suçörgütü üyesi olmak" suçlamasıyla başvurucunun iş yeri olan avukatlıkbürosunda arama yapılmıştır.
7. Ankara 2. Nolu Devlet GüvenlikMahkemesinin 16/7/2003 tarihli ve 2003/244 Değişik İş sayılı kararıylabaşvurucunun 2003 yılı Mayıs, Haziran ve Temmuzaylarına ilişkin görüşme detay bilgilerinin alınmasına karar verilmiştir.
8. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/1/2007 tarihli veE.2004/220, K.2007/701 sayılı kararı ile başvurucunun "görevi kötüyekullanmak" suçundan cezalandırılmasına ve cezanın ertelenmesine kararverilmiştir.
9. Temyiz üzerine Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/1/2007tarihli kararı, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 28/2/2008 tarihli ve E.2007/9110sayılı ilamı ile bozulmuştur.
10. Bozma üzerine yargılanmasına devam olunan başvurucuhakkındaki davanın, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/12/2011 tarihli veE.2008/93, K.2011/302 sayılı kararı gereğince zamanaşımı nedeniyle düşmesinekarar verilmiştir.
11. Temyiz üzerine Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/12/2011tarihli kararı, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 4/2/2013 tarihli ve E.2012/433,K.2013/777 sayılı ilamı ile onanmıştır.
B. İlgili Hukuk
12. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun240. maddesi.
13. 1/8/1999 tarihli ve 4422 sayılı mülgaÇıkarAmaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu'nun 2. maddesi şöyledir:
"Bu Kanunda öngörülen suçları işleme veyabunlara iştirak yahut işlendikten sonra faillere her ne suretle olursa olsunyardım veya aracılık veya yataklık etme kuşkusu altında bulunan kimselerinkullandıkları telefon, faks ve bilgisayar gibi kablolu, kablosuz veya diğerelektromanyetik sistemlerle veya tek yönlü sistemlerle alınan veya iletilensinyalleri, yazıları, resimleri, görüntü veya sesleri ve diğer niteliktekibilgileri dinlenebilir veya tespit edilebilir. Tespit edilenler mühürlenerekyetkililerce zapta bağlanır.
İletişimin dinlenmesine veya tespitine ilişkinkararlar, ancak kuvvetli belirtilerin varlığı halinde verilebilir.
Başka bir tedbir ile failin belirlenmesi, elegeçirilmesi veya suç delillerinin elde edilmesi mümkün ise, iletişimindinlenmesine veya tespitine karar verilemez.
Resmî veya özel her türlü iletişim kuruluşlarınıntuttukları, iletişimin içeriği dışında kalan kayıtlar hakkında da yukarıdakihükümler uygulanır.
Dinleme veya tespite veya kayıtlarınincelenmesine hâkim karar verir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerdeCumhuriyet savcısı da bu hususlarda yetkilidir. Hâkim kararı olmaksızın yapılanbu gibi işlemlerin yirmidört saat içinde hâkimkararına bağlanması şarttır. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine kararverilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhal kaldırılır.
Dinleme ve tespit kararları en çok üç ay içinverilebilir, bu süre en çok iki defa üçer aydan fazla olmamak üzereuzatılabilir.
İletişimin dinlenmesi ve tespiti sırasında buKanunda öngörülen suçların işlendiğine ilişkin şüphe ortadan kalkarsa, tedbirCumhuriyet savcısı tarafından kaldırılır. Bu gibi hallerde tedbir uygulamasısonucu elde edilen veriler, Cumhuriyet savcısının denetimi altında derhal venihayet on gün içinde yok edilir ve durum bir tutanakla belirlenir.
Cumhuriyet savcısı veya görevlendireceğikolluk mensubu, iletişim kurum ve kuruluşlarında görevli veya böyle bir hizmetivermeye yetkili olanlardan, dinleme ve kayda alma işlemlerinin yapılmasını vebu amaçla cihazların kurulmasını istediğinde, bu istem derhal yerine getirilirve işlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saat bir tutanakla saptanır."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
14. Mahkemenin 6/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
15. Başvurucu; arama işlemi sırasında kendisine kötü muameledebulunulduğunu, hakkında verilen aramave iletişimintespiti kararının hukuka aykırı olduğunu, yargılamanın sonucu itibarıyla adilolmadığını, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamadığını belirterek adilyargılanma, özel hayatın gizliliği, konutdokunulmazlığıve haberleşme hakları ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
B. Değerlendirme
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
16. Başvurucu arama işleminin aşağılayıcı muameleye tabi tutulurtarzda gerçekleştirildiğini, diğer sanıklarda olmadığı kadar çok polis vesavcının aramaya katıldığını, arama sırasında kendisine "Alın bunu." denmek suretiylekötü muamelede bulunulduğunu ileri sürmüştür.
17. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 47. maddesinin (3) numaralı,48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile İçtüzük'ün59. maddesinin ilgili fıkraları uyarınca Anayasa Mahkemesine başvuru konusuolaylarla ilgili delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını vedayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalardabulunarak hukuki iddialarını kanıtlamak başvurucuya düşer (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §19).
18. Başvurucunun; kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmalinedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasahükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğuileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneğini başvuru dilekçesineeklemesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddiaedilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özetiyapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenleihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, § 20).
19. Yukarıda belirtilen koşullar yerine getirilmediği takdirdeAnayasa Mahkemesi başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilemez bulabilir. İddiaların dayanaktan yoksun olmadığı konusunda AnayasaMahkemesinin ikna edilmesi, başvurucu tarafından ileri sürülen iddialarınniteliğine bağlıdır. Başvurucunun başlangıçta, başvuru hakkında kabuledilemezlik kararı verilmesini önlemek için başvuru formu ve eklerindeiddialarını destekleyici belgeleri sunması, kamu gücünün ihlale neden olduğunuiddia ettiği hak ve özgürlüklere ilişkin gerekli açıklamaları yapmasızorunludur (Veli Özdemir, § 23).
20. Somut olayda başvurucu, arama sırasında kendisine kötümuamelede bulunulduğunu ileri sürmüşse de buna ilişkin gerekçeler ile delillereait açıklamaları başvuru dilekçesinde göstermemiş; şikâyete konu şartlarıngiderilebilmesi için herhangi bir başvuru yapıp yapmadığını belirtmemiş;bireysel başvuru kapsamında inceleme yapılabilmesi için gerekli açıklamalarıyapmamıştır. Ayrıca başvurucu şikâyetlerini, şikâyet ettiği maddi olayların veAnayasa Mahkemesine sunmak istediği haksızlıkların anlaşılmasını objektifolarak imkânsız kılacak kadar karmaşık bir şekilde dile getirmiştir.
21. Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurulardabaşvurucuların başvurularını titizlikle hazırlama ve takip etme yükümlülüklerivardır. Bu yükümlülüğün bir gereği olarak başvurucu, Anayasa hükmünün ihlaledildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle iddialarını kanıtlamakzorundadır. Başvurucu tarafından soyut şekilde anayasal haklarının ihlaledildiğinin ileri sürülmesi iddiaların ispatlandığı anlamına gelmez. AnayasaMahkemesine bireysel başvuru yolu, Anayasa'ya aykırılığının soyut biçimde ilerisürülmesini sağlayan bir yol olarak düzenlenmemiştir (İrfan Sarı, B. No: 2014/1397, 30/6/2014,§27).
22. Somut başvuruda başvurucunun iddialarına ilişkin kanıtsunmamış olması ve iddialarını temellendirememiş olması nedeniyle başvurusununbu kısmının esasının incelenmesi imkânı bulunmamaktadır. Öte yandanbaşvurucunun da imzaladığı arama tutanağında başvurucu arama dolayısıylaherhangi bir zarara uğramadığını belirtmiştir.
23. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının başvurucutarafından kanıtlanamamış olması nedeniyle diğer kabul edilebilirlik şartlarıyönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
b. Özel Hayatın Gizliliğine ve KonutDokunulmazlığına Saygı Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
24. Başvurucu, organize suç örgütü mensubu gösterilerek ortadabir örgüt olmamasına rağmen örgüt suçlamasında bulunularak hakkında verilenarama kararının özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı hakkını ihlalettiğini ileri sürmüştür.
25. Anayasa'nın 20. maddesinde herkesin özel hayata ve ailehayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve ailehayatının gizliliğine dokunulamayacağı, 21. maddesinde de kimsenin konutunadokunulamayacağı belirtilmiştir (AYM, E.2003/38, K.2005/63, 12/10/2005).
26. Özel hayatın korunması her şeyden önce bu hayatıngizliliğinin korunması, başkalarının gözü önüne serilmemesi demektir. Kişininözel hayatında yaşananların yalnız kendisi veya kendisinin bilmesini istediğikimseler tarafından bilinmesini isteme hakkı, kişinin temel haklarından biridirve bu niteliği nedeniyle insan haklarına ilişkin beyanname ve sözleşmelerde yeralmış; tüm demokratik ülkelerin mevzuatlarında açıkça belirlenen istisnalardışında devlete, topluma ve diğer kişilere karşı korunmuştur (AYM, E.2009/1,K.2011/82, 18/5/2011).
27. Modern toplumlarda diğer kişi haklarında olduğu gibi özelhayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı da sınırsız bir hak niteliğindedeğildir. Bazı hâllerde bu haklara da müdahale edilmesi gerekebilmekte, kişilerde önemli nedenlerle yapılan bu müdahalelere katlanmak durumunda kalmaktadır(AYM, E.2009/1, K.2011/82, 18/5/2011).
28. Özel hayat geniş bir kavram olup kapsayıcı bir tanımınınyapılması oldukça zordur. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişiselbağımsızlık olup bu koruma; herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak,kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikteözel hayat kavramının herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme vedış dünyayı bu alandan uzak tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır (Faris Korkmaz, B. No: 2013/6995, 8/9/2015, §33).
29. Anayasa'nın 20. ve 21. maddelerinde, bu maddeler ile korumaaltına alınan haklar bakımından aynı sınırlama sebeplerine yer verilmiştir.Buna göre özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı hakları; millîgüvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık, genel ahlakınveya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veyabirkaçına bağlı olarak sınırlanabilir.
30. Anayasa'nın 20. ve 21. maddelerinde sayılan nedenlerden biriveya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça yinebu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde de kanunlayetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça kimsenin üstü, özel kâğıtlarıve eşyası aranamayacak; bunlara el konulamayacak, kimsenin konutunagirilemeyecek, arama yapılamayacak ve buradaki eşyaya el konulamayacak, yetkilimerci kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulacak; hâkim,kararını el koymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklayacak, aksi hâlde elkoyma kendiliğinden kalkacaktır (AYM, E.2003/38, K.2005/63, 12/10/2005).
31. Arama, suçu önlemek amacıyla suç işlenmeden önce veya suçişlendikten sonra delillerin elde edilmesi ve/veya sanığın veya şüphelininyakalanabilmesi için bireylerin bazı temel haklarının sınırlandırılmasına sebepolacak şekilde yürütülen bir koruma tedbiridir. Arama ile başlıca özel hayatıngizliliği, konut dokunulmazlığı ve vücudun dokunulmazlığı gibi temel haklarsınırlandırılmış olur (AYM, E.2005/43, K.2008/143, 18/9/2008).
32. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) konut kavramınıgenellikle özel yaşamın ve aile yaşamının geliştiği, maddi olarak belirlenmişyer olarak tanımlamıştır (Giacomelli/İtalya, B. No: 59909/00, 2/11/2006, §76). Öte yandan AİHM, konut kavramını iş yerlerini de kapsayacak şekildegenişletmiş; bu bağlamda bir kişinin mesleğini sürdürdüğü bürosunun, özel birkişinin işlettiği şirketin faaliyetlerinin yürütüldüğü kayıtlı merkezin, tüzelkişilerin kayıtlı merkezlerinin, şubelerinin ve diğer iş yerlerinin bu kapsamdaolduğunu ifade etmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, §30; Petri Sallinen/Finlandiya,B. No: 50882/99, 27/12/2005, § 70).
33. AİHM'e göre ceza soruşturmasındaarama ve el koyma yetkilerinin kullanılması meşru olmakla birlikte başvuruyakonu olayın şartları çerçevesinde bu tedbirlere, yerinde ve yeterligerekçelerle ve orantılı olarak başvurulması gerekir. Bu konudeğerlendirilirken özellikle arama izninin verildiği sırada başka bir delilinvarlığı gibi şartların; arama izninin içeriği ve kapsamı, arama sırasındabağımsız gözlemcilerin bulunması, aramanın gerçekleştirilme biçimi ve aramadanetkilenen kişinin işi ve itibarına yönelik olan etkinin boyutu gibi hususlardikkate alınmalıdır (Chappell/İngiltere, B. No: 10461/83, 30/3/1989, §60; Buck/Almanya, B. No: 41604/98, 28/4/2005, §45).
34. Somut olayda Ankara 2 No.lu Devlet GüvenlikMahkemesinin2003/708 Değişik İş sayılı kararı ile "organize suç örgütü üyesiolmak" suçlamasıyla başvurucunun iş yerinde suç delili elde etmek amacıylaaramalar yapılmıştır. Söz konusu arama işlemleri, Cumhuriyet savcılarınındenetiminde ve Ankara Barosunun görevlendirdiği avukatlarınnezaretindegerçekleştirilmiştir. Aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanmamış, başvurucuda arama dolayısıyla herhangi bir zarara uğramadığını beyan etmiştir.Dolayısıyla başvurucunun özel hayatının gizliliği ve konut dokunulmazlığınayapılan müdahale, anılan haklara yönelik anayasal sınırlama sebepleriçerçevesinde Anayasa ve Kanun ile öngörülen usule göre ve suç delili eldeedilmesi meşru amacına dayalı olarak bağımsız gözlemciler olan Barotemsilcilerinin gözetiminde gerçekleştirilmiştir. Müdahalenin niteliği vemüdahale ile öngörülen meşru amaç ve bu amacı gerçekleştirmek için ilgili veyeterli gerekçelere dayanıldığı dikkate alındığında arama işleminin demokratikbir toplumda gerekli ve ölçülü olduğu anlaşılmaktadır.
35. Açıklanan nedenlerle başvurucunun yapılan arama işlemlerininhukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin bir ihlalin olmadığı açık olduğundanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
c. Haberleşme Hürriyetinin İhlal Edildiğineİlişkin İddia
36. Başvurucu, hakkında verilen iletişimin tespiti kararınedeniyle haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
37. Anayasa’nın 22. maddesi şöyledir:
“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.Haberleşmenin gizliliği esastır.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesininönlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak veözgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarakusulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarakgecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciinyazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz.Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevlihâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekizsaat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar. İstisnalarınuygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.”
38. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel veaile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
"(1) Herkes özel ve aile hayatına,konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamumakamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik birtoplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzeninkorunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarınınhak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda sözkonusu olabilir."
39. Görüldüğü üzere haberleşme özgürlüğü ve haberleşmeningizliliğine saygı hakkı, gerek Anayasa’da gerekse Sözleşme’de güvence altına alınmaktadır. Anılandüzenlemelerde ifade edilen haberleşme kavramının telefon vasıtasıyla yapılaniletişimi de içine aldığı ve dolayısıyla başvurucunun, görüşme detaybilgilerinin alınmasının ve haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarınınAnayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı kapsamında yer aldığı konusundatereddüt yoktur.
40. Başvurucu; iletişimin tespiti kararının keyfî olduğunu,organize suç örgütü mensubu gösterilerek ortada bir örgüt olmamasına rağmenörgüt suçlamasında bulunularak hakkında iletişimin tespiti kararı verildiğini,iletişimin tespiti kararında belirtilen başka şekilde delil elde etme imkanınınolmaması gerekeçesinin hukuki bir gerekçe olmadığınıve bu nedenle haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
41. AİHM, haberleşme özgürlüğüne ilişkin şikâyetleriSözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde incelemektedir. Bununla birlikteAnayasa’da Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında yer alan konulara karşılık tekmadde bulunmamaktadır. Anayasa’nın 20. maddesinde özel hayatın gizliliği genelolarak düzenlenmekle birlikte başvurucunun iddialarına esas olan haberleşmeözgürlüğü, Anayasa’nın 22. maddesinde özel ve ayrı olarak düzenlenmiştir.
42. Anayasa’nın 22. maddesi ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı,haberleşme özgürlüğünün yanı sıra -içeriği ve biçimi ne olursa olsun-haberleşmenin içeriğinin gizliliğini de güvence altına almaktadır. Haberleşmebağlamında bireylerin karşılıklı ve toplu olarak sözlü, yazılı ve görseliletişimlerine konu olan ifadelerinin gizliliğinin sağlanması gerekir (Yasemin Çongar ve diğerleri, B. No:2013/7054, 6/1/2015, § 49).
43. Posta, elektronik posta, telefon, faks ve internetaracılığıyla yapılan haberleşme faaliyetleri, haberleşme özgürlüğü vehaberleşmenin gizliliği kapsamında değerlendirilmelidir (Yasemin Çongar ve diğerleri, § 50).
44. Haberleşmenin içeriğinin denetlenmesi, haberleşmeningizliliğine ve dolayısıyla haberleşme özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahaleoluşturur. Telekomünikasyon yoluyla iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması dabu kapsamdaki müdahalelerdir (Yasemin Çongarve diğerleri, § 52).
45. Somut olayda, Ankara 2. No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin16/7/2003 tarihli ve 2003/244 Değişik İş sayılı kararıyla "çıkar amaçlı suç örgütlerinin yapısı organizeoluş şekli ve suç işleme yöntemleri göz önüne alındığında sanıklara vekanıtlara ulaşmak için başka yöntem bulunmadığı kamu düzeninin sağlanması vesuçların işlenmesinin önlenmesi açısından iletişimin dinlenmesinin tespiti vedetay sorgulamasının yapılması gerektiği kanaatine varıldığından Cumhuriyetbaşsavcılığının talebinin kabulüne, çıkar amaçlı suç örgütü mensubu zanlılarıtarafından suç işlerken kullanıldığı yönünde kuvvetli kuşku ve yeterli emarebulunan ... numaralı cep telefonlarının4422 sayılı Yasanın ilgili maddelerigereğince 2003 yılı Mayıs Haziran ve Temmuz aylarına ilişkin görüşme detaybilgilerinin alınmasına" karar verilmiştir.
46. Başvurucunun kullandığı telefona ilişkin mayıs, haziran vetemmuz aylarına ilişkin görüşme detay bilgileri alınmıştır. Buna göre başvurucuhakkında uygulanan bu tedbirin haberleşme hürriyetine yönelik bir müdahaleoluşturduğu açıktır.
47. Haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp birtakımmeşru sınırlamalara tabidir. Bu kapsamdaki özel sınırlama ölçütleri,Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci ve Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralıfıkralarında sıralanmaktadır.
48. Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasına göre millîgüvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genelahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biriveya birkaçına bağlı olarak ve usulüne göre verilmiş hâkim kararı ile veya aynısebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde de kanunla yetkilikılınmış merciin yazılı emri ile haberleşme özgürlüğüne ve haberleşmeningizliliğine müdahale edilebilir. Yetkili mercininkararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararınıkırk sekiz saat içinde açıklar; aksi hâlde karar kendiliğinden kalkar.
49. Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında dahaberleşme özgürlüğüne yönelik müdahalenin hukuka uygun ve demokratik toplumdagerekli olması ile ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı,suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın veyabaşkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla yapılmış olmasıgerekli olup bu şartlar altında yapılmayan müdahaleler yasaklanmıştır.
50. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
51. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama vegüvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hakve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler gözönündebulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nınbütünselliği ilkesi çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukungenel kuralları dikkate alınarak uygulanması zorunlu olduğundan belirtilendüzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm güvenceölçütlerinin Anayasa’nın 22. maddesinde yer verilen hakkın kapsamınınbelirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187,19/12/2013, § 35).
52. Anayasa Mahkemesinin AhmetTemiz (B. No: 2013/1822, 20/5/2015, §§ 28-34) kararında haberleşmeözgürlüğüne yapılan müdahalelerin değerlendirilmesine ilişkin temel ilkelerbelirlenmiştir. Gizli uygulanmaları nedeniyle kötüye kullanılma riskibarındıran, haberleşmenin gizliliğine yönelen tedbirlerin uygulama alanı veusulünün açık kanun hükümleri ile düzenlenmesi şarttır. Buna göre haberleşmeözgürlüğüne yapılan müdahale öncelikle kanunla öngörülmelidir. Müdahaleninyasal dayanağını oluşturan mevzuatın “ulaşılabilir”, “yeterince açık” vebelirli bir eylemin gerektirdiği sonuçlar açısından “öngörülebilir” olmasıgerekir. İkinci olarak söz konusu sınırlandırma “meşru bir amaca” dayalıolmalıdır. Bunun yanı sıra müdahale demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülüolmalıdır.
53. AİHM kararlarında, gizli tedbirlere ilişkin kanunhükümlerinin barındırması gereken asgari unsurlar sıralanmıştır. Bu kapsamdaizleme kararı verilmesine yol açabilecek suçların niteliği, iletişimleriizlenecek kişi kategorisi, izleme sürelerinin sınırları, elde edilen verilerininceleme, değerlendirme ve saklanmalarına ilişkin esaslar, verilerinbaşkalarıyla paylaşılmasına ilişkin önlemler ve elde edilen verilerin ortadankaldırılmasına ilişkin koşulların kanunda açık bir şekilde düzenlenmesigereklidir (The Association For European Integration And Human Rights ve Ekimdzhiev/Bulgaristan, B. No: 62540/00,28/6/2007, §§ 76, 77).
54. Somut olayda başvurucunun haberleşmesinin gizliliğineyönelik müdahalenin dayanağı 4422 sayılı Kanun’un 2. maddesidir. Müdahaletarihi itibarıyla yürürlükteki hâliyle 2. maddeye göre bu Kanun'da sayılan suçtürleri bakımından yapılan soruşturmalarda, suç işlendiğine ilişkin kuvvetlişüphe sebeplerinin olması ve başka suretle delil elde edilmesi imkânınınbulunmaması durumunda hâkimin veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerdeCumhuriyet savcısının karar alabileceği; Cumhuriyet savcısının kararını derhâlhâkimin onayına sunacağı ve hâkimin kararını en geç yirmi dört saat içindevereceği, sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlindetedbirin Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılacağı düzenlenmiştir.Aynı maddede,tespit kararlarının en çok üç ay içinverilebileceği ve bu sürenin en çok iki defa üçer aydan fazla olmamak üzereuzatılabileceği, iletişimin dinlenmesi ve tespiti sırasında bu Kanun'daöngörülen suçların işlendiğine ilişkin şüpheninortadankalkması hâlinde tedbirin Cumhuriyet savcısı tarafından kaldırılacağı,bugibi hâllerde tedbir uygulaması sonucu elde edilen verilerin Cumhuriyetsavcısının denetimi altında derhâl ve nihayet on gün içinde yok edileceği vedurumun bir tutanakla belirleneceği düzenlenmiştir.
55. Görüldüğü üzere 4422 sayılı Kanun’un 2. maddelerinde telefongörüşmelerinin dinlenmesine yönelik açık ve detaylı kurallar ortaya konulmuş,kamu makamlarının değerlendirme yetkisinin kapsam ve sınırları net bir şekildebelirtilmiştir. Aynı şekilde dinleme tedbirinin hangi suçlar için verileceği,süresi, kayıtların saklanma ve imha edilme şartları belirlenmiştir. Ayrıca acildurumlarda dahi dinleme tedbirinin alınmasının, keyfîliğekarşı yeterli bir güvence sağlayacak şekilde hâkim onayına tabi tutulmasıöngörülmüştür. Buna göre müdahalenin dayanağı olan kanun hükümleri, hak veözgürlüğe yönelen müdahalelerin sınırlarını yeterli açıklıkta ortaya koyan,erişilebilir ve öngörülebilir niteliktedir. Yapılan değerlendirmeler neticesinde4422 sayılı Kanun’un anılan maddelerinin “kanunilik” ölçütünü karşıladığısonucuna varılmıştır.
56. Haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin meşru kabuledilebilmesi için bu müdahalenin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasındasayılmış olan millî güvenlik, kamu düzeni, suçun önlenmesi, genel sağlık vegenel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerindenbiri veya birkaçına dayanması gerekir.
57. Somut olayda suç işlenmesinin önlenmesi ve suç kanıtlarınınelde edilmesi amacına yönelik olarak 4422 sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarıncave hâkim kararıyla başvurucunun iletişiminin tespitine karar verilmiştir.Dolayısıyla müdahale Anayasa’nın 22. maddesinde gösterilen meşru bir amacadayalıdır.
58. Haberleşme özgürlüğüne ilişkin olarak Anayasa'nın 22.maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların, Anayasa'nın 13.maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülükilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda da bir değerlendirme yapılmasıgerekmektedir (Yasemin Çongar ve diğerleri, §§57, 58).
59. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel hakve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşmakiçin seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple haberleşme özgürlüğü alanındagetirilen müdahalelerde hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahaleninelverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12/11/2014,§§ 92, 93).
60. Somut olayda suç işlenmesinin önlenmesi ve suç kanıtlarınınelde edilmesi amacına yönelik olarak 4422 sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarıncave Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi kararıyla başvurucunun telefon görüşmedetay bilgileri alınmıştır. Anılan Mahkeme kararında, başvurucunun çıkar amaçlısuç örgütü oluşturan bir organizasyon içinde yer aldığının değerlendirildiği,soruşturma konusu olayın aydınlatılabilmesi için bu aşamada başkaca delil eldeetme imkânı bulunmadığı gerekçesine yer verilmiştir. 4422 sayılı Kanun’un 2.maddesi, iletişimin tespiti tedbirleri karşısında kişilerin özel hayatlarını vehaberleşme hürriyetlerini korunması bağlamında yeterli güvenceleri düzenlemekteolup somut olayda da anılan Kanun hükmüyle getirilen güvencelere uyulmuştur. Dahaaçık ifadeyle başvurucu hakkında anılan 4422 sayılı Kanunda belirtilen bir suçisnadı dolayısıyla (suç işlemek amacıyla örgüt kurma) ve Devlet GüvenlikMahkemesi kararına dayalı olarak telefon görüşme detay bilgilerinin alınmasıtedbirine başvurulmuştur. Buna göre kamu düzenini tehdit eden nitelikte birsuçun işlenmesinin önlenmesi ve suç kanıtlarının elde edilmesi amacına yönelikolarak başvurucunun iletişiminin tespitinin demokratik bir toplumda gerekliolmadığı söylenemez. Bunun yanı sıra Mahkeme kararında başvurucunun sadece 2003yılı Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarına ilişkin görüşmedetay bilgilerinin istendiği, ayrıca bu görüşme detay bilgilerinin kamuoyununerişimine açılarak alenileştirilmemesi karşısında söz konusu tedbirinorantılı olduğu sonucuna varılmıştır.
61. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 22. maddesinde güvencealtına alınan haberleşme hürriyetine yönelik bir ihlalin olmadığı açıkolduğundan başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
d. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğineilişkin İddia
62. Başvurucu; Sosyal Güvenlik Kurumunun doğrudan bir zararıdoğmuş olmamasına rağmen müdahale talebinin kabul edildiğini, davanıniddianamesini gazetecilerden öğrendiğini, avukatlık görevi nedeniyleyargılandığı için Bakanlıktan soruşturma izni yönündeki taleplerinin kabuledilmediğini, hukuki irtibat olmamasına rağmen birleştirme kararlarıverildiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamadığını belirterek adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
i. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
63. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmınınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin Diğer İddialar
64. Anayasa’nın “Görev veyetkileri” kenar başlıklı 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgilikısmı şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındakiherhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla AnayasaMahkemesine başvurabilir. ...”
65. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“(1) Herkes, Anayasada güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ekTürkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücütarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
66. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuru hakkına sahip olanlar” kenar başlıklı 46. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığıileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkıdoğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.”
67. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuru hakkına sahip olanlar” başlıklı 46. maddesinde kimlerinbireysel başvuru yapabileceği sayılmıştır. Anılan maddenin (1) numaralıfıkrasına göre bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesiiçin üç temel ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu ön koşullar;başvurucunun kamu gücünün eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı “güncel bir hakkının ihlal edildiği iddiasında”bulunması,iddia edilen ihlalden kişinin “kişiselolarak” ve “doğrudan”etkilenmiş olması ve bunların sonucunda başvurucunun “mağdur” olduğunu iddia etmesidir (Fetih Ahmet Özer, B. No: 2013/6179,20/3/2014, § 24).
68. Bir başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilebilmesiiçin başvurucunun mağdur olduğunu ileri sürmesi yeterli olmayıp iddia edilenihlalden doğrudan etkilendiğini, bir başka ifadeyle mağduriyetini kanıtlamasıgerekir. Bu itibarla mağdur olduğu zannı veya şüphesi mağdurluk statüsününmevcudiyetinin kabulü için yeterli değildir (AyşeHülya Potur, B. No: 2013/8479, 6/6/2014, § 24).
69. Diğer yandan bir şüpheli hakkında yürütülen cezasoruşturmasının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanması veyaaçılmış olan davanın ertelenmesi, düşürülmesi ya da sanığın beraatinehükmedilmesi hâlinde makul sürede yargılanma hakkına ilişkin iddialara zarargelmemesi şartıyla bu kişilerin adil yargılanma hakkının ihlali nedeniylemağdur olduklarının kabulü mümkün değildir (Benzer yöndeki AİHM kararları içinbkz. Eğinlioğlu/Türkiye (k.k.),B. No: 31312/96, 21/10/1998; Koç ve Tambaş/Türkiye (k.k.),B. No: 46947/99, 24/2/2005; İsak Tepe/Türkiye, B. No: 17129/02,21/10/2008, § 30; Bouglame/Belçika (k.k.),B. No: 16147/08, 2/3/2010; Juge ve Ducamp/Fransa(k.k.), B. No: 66170/09, 12/4/2011). Ancak bu durum,soruşturma veya kovuşturmaların yukarıda belirtilen sonuçlarının adilyargılanma hakkı dışındaki haklara etkisinin incelenmesine engel teşkil etmez (Mustafa Kamil Uzuner ve Mustafa Kadir Gül,B. No: 2013/3371, 9/3/2016,§ 52).
70. Somut olayda başvurucu hakkında kamu davası açılmış ise deöngörülen zamanaşımı sürelerinin dolması nedeniyle nihai olarak davanındüşmesine karar verilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun bahse konu iddialarıbakımından mağdur sıfatı bulunmamaktadır.
71. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
72. Başvurucu,hakkında açılan kamu davasında yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığınıbelirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
73. Ceza davalarına ilişkin yargılamaların makul süredesonuçlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış veAnayasa Mahkemesince makul sürede yargılanma hakkının adil yargılanma hakkınınkapsamına dâhil olduğu kabul edilerek bir davadaki yargılama süresinin makulolup olmadığının tespitinde davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceliolduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu vebaşvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibihususların dikkate alınacağı belirtilmiş (B.E.B. No: 2012/625, 9/1/2014, §§ 23-41; ErsinCeyhan, B. No:2013/695, 9/1/2014, §§ 24-40) ve bu kapsamda yapılanincelemeler sonucu makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelikkararlar verilmiştir (Mehmet Fatih Özdemir,B. No:2013/1607, 17/11/2014; Ömer Çoygun, B. No:2013/3396, 22/6/2015; Osman Bayrak, B. No: 2013/3803,25/2/2015).
74. Başvuru konusu olay, görevi kötüye kullanma suçundan açılanceza davasına ilişkindir. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olupolmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediğiiddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olaraketkilendiği arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anı ya dakamu davasının açıldığı tarihtir. Somut başvuru açısından bu tarih, başvurucuhakkında arama işleminin gerçekleştiği 9/7/2003'tür. Ceza yargılamasındasürenin sona erdiği tarih, suç isnadının nihai olarak karara bağlandığı tariholup somut davada bu tarih, Yargıtay 5. Ceza Dairesince İlk Derece Mahkemesikararının onandığı 4/2/2013'tür (ErsinCeyhan, § 35).
75. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde, AnkaraCumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 9/7/2003 tarihindebaşvurucunun ofisinde arama yapıldığı, başvurucu hakkında görevi kötüyekullanma suçundan ceza davası açıldığı, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin12/1/2007 tarihli kararı ile başvurucunun "görevi kötüye kullanmak" suçundan cezalandırılmasına vecezanın ertelenmesine karar verildiği, bu kararın Yargıtay tarafındanbozulduğu, bozma üzerine İlk Derece Mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyledüşmesine karar verildiği, bu kararın Yargıtay 5. Ceza Dairesince 4/2/2013 tarihindeonanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
76. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde başvuruya konu cezadavası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterlerdikkate alındığında karmaşık olduğu söylenebilirse de başvurucunun tutum vedavranışlarıyla ve usuli haklarını kullanırkenözensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu dasöylenemez. Anılan davaya bütün olarak bakıldığında somut başvuru açısındanfarklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusuyaklaşık on yıllık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğusonucuna varılmıştır.
77. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
78. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
79. Başvurucu, tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.
80. Bireysel başvuru dosyasının incelenmesi sonucundabaşvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucunavarılmıştır.
81. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık onyıllık yargılama süresi dikkate alındığında yargılama faaliyetinin uzunluğusebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararıkarşılığında başvurucuya net 7.500 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
82. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşanyargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine, özel hayatıngizliliğine ve konut dokunulmazlığına saygı haklarının ihlal edildiğine,haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olmaları nedeniylekabulKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündekiiddia haricindeki diğer adil yargılanma hakkı şikâyetlerinin kişi bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Başvurucuya net 7.500 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
6/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.