TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
NAFİYE SALİHOĞLU VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/4301)
Karar Tarihi: 3/2/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
Leyla Nur ODUNCU
Başvurucular
:
1. Nafiye SALİHOĞLU
2. Abdullah SALİHOĞLU
3. Cüneyt SALİHOĞLU
4. Elvan SALİHOĞLU
5. Saide AVCU
6. Şükran SENEM
Vekilleri
:
Av. Saim BOZKURT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; terör örgütü üyeleri tarafından hısımlarınınöldürülmüş olması dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terörve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılanbaşvurunun reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma ve mülkiyethaklarının, ret işlemlerine karşı açılan davaya ilişkin yargılama işlemlerininadil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanmahakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 28/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğininbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 31/10/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 18/12/2014 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 19/1/2015 tarihli yazısında AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfenbaşvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucular, terör örgütü mensupları tarafından 16/4/1994tarihinde Batman-Sason kara yolu kesilerek birinci başvurucunun eşi, diğerbaşvurucuların babaları olan muris M.S.nin yeğenleri H.A. ve S.A.nın öldürüldüğünü beyan etmiş ve bu özel durumundankaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle murisleri M.S.nin köyünü terk etmekzorunda kaldığını iddia etmişlerdir.
8. Başvurucuların murisi olan M.S., 21/7/2005 tarihinde 5233sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle Batman ValiliğiZarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
9. Başvurucular murisi M.S., 3/7/2007 tarihinde vefat etmiştir.
10. Komisyon 4/12/2008 tarihli ve 2008/1-2082 sayılı kararında,terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılanbaşvuruda bilirkişi raporlarının incelenmesi neticesinde Sason ilçesi Çayırlıköyü boşalmadığından, başvuru sahibine yönelik doğrudan bir tehdit ve saldırıbulunmadığından bahisle talebin reddine karar vermiştir.
11. Başvurucular tarafından belirtilen ret işlemi aleyhineDiyarbakır 1. İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.
12. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin 10/11/2010 tarihli veE.2009/309, K.2010/2168 sayılı kararı ile Batman İl Jandarma Komutanlığıncayapılan araştırma sonucunda düzenlenen listede Çayırlı köyünün ve mezralarınınterör olaylarından etkilenmediğinin belirtildiği, köy nüfusunun 1997 yılında480 kişi, 2000 yılında 583 kişi olduğu, köyde koruculuk sisteminin bulunduğu,köyde korucu aileleri dışında başka ailelerin de bulunduğu, köyde muhtarlıkseçimlerinin düzenli olarak yapıldığı, köy okulunun açık olduğu, Batman ilindemeydana gelen terör olaylarına ilişkin listede Çayırlı köyü ve mezralarındaterör olayı yaşandığı yönünde kayıt bulunmadığı, Çayırlı köyü ve mezralarınıntamamen boşalan ya da boşaltılan köyler arasında yer almadığı nedenleri ileanılan dönemlerde köyde güvenli ortamın bulunduğu dikkate alındığında nesnelgüvenlik sorunu bulunmadığı hâlde Çayırlı köyü halkının bir kısmının güvenlikkaygısıyla da olsa köyden göç etmeleri nedeniyle uğradıkları zararın 5233sayılı Kanun hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanakbulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
13. Başvurucuların temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin25/6/2012 tarihli ve E.2011/11449, K.2012/4898 sayılı ilamı ile kararın usul vehukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararınbozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek onanmasına kararverilmiştir.
14. Başvurucular tarafından yapılan karar düzeltme istemi,Danıştay Onbeşinci Dairesinin 3/12/2013 tarihli ve E.2012/10641, K.2013/9774sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Karar düzeltme isteminin reddi kararıbaşvurucular vekiline 17/3/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucular 28/3/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
16. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K. 2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
17. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılıKanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölümhâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımısonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemeküzere yaralanma derecesine göre,
b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncüderece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar,
c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinciderece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarınakadar,
d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinciderece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarınakadar,
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılaraintikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleriuygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 3/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
19. Başvurucular; 5233 sayılı Kanun kapsamında murisleritarafından yapılan talebin ve akabinde açtıkları davanın reddedildiğini,dosyadaki zarar tespitine ilişkin raporlar ve güvenlik nedeniyle köylerininboşaltılmış olduğunu belirten belgeler nazara alınmaksızın ve terör örgütümensuplarınca hısımları H.A. ve S.A.nın öldürülmesine dair özel durumlarıdikkate alınmadan köyün tamamen boşalmamış olduğu soyut gerekçesine veşahıslarına yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmaması ilerisürülerek sundukları belgeler değerlendirilmeksizin idare tarafından sunulanbelgelerin dikkate alındığını ve bu belgeler tebliğ edilmediği için kendilerinesavunma yapma imkânı tanınmadığını, verilen kararın adil olmadığınıbelirtmişlerdir.
20. Başvurucular; ayrıca kararların yeterli gerekçe ihtivaetmediğini, sundukları belgeler dikkate alınmadan idarece sunulan belgeleredayalı olarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, kendi içindeçelişkili ve gerçeği yansıtmayan belgelere dayanılarak karar verildiğini,idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucumülkiyet haklarından yoksun kaldıklarını ve Derece Mahkemelerinin yaptığıhatalı değerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, 5233 sayılıKanun’da yazmayan bir neden ileri sürülerek Komisyon ve yargı makamlarınca taleplerininreddedildiğini, ayrıca yaptıkları başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makulsürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın2., 7., 35., 36., 87., 125.ve 141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmişler vemaddi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
21. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucuların5233 sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtıkları davanınreddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 35., 36., 87., 125. ve 141.maddelerindetanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettikleri anlaşılmıştır.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların ihlal iddiaları aşağıdakibaşlıklar altında incelenmiştir.
a. Tarafsız MahkemedeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
23. Başvurucular, idare tarafından sunulan ve kendilerine tebliğedilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemelerin tarafsız olmadığını iddiaetmişlerdir.
24. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda benzeriddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimintarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürütenhâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişiselbir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusuolduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucularınanılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014,§§ 38-41; Cahit Tekin, B. No:2013/2744, 16/7/2014, §§ 34-37).
25. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkinkarineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı kararverilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
26. Açıklanan nedenlerle başvurucuların tarafsız mahkemedeyargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Çelişmeli Yargılama veSilahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
27. Başvurucular sundukları bilgi, belge, deliller dikkatealınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendilerine tebliğ edilmeyenbelgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemeleri tarafından davalarının reddinekarar verildiğini belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahlarıneşitliği ilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
28. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeliyargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha öncebireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanunkapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdasedilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmışolması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için de bir kısım idaribirimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu belgelerin ve içeriklerininKomisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarına aktarıldığı, bu suretle ilgilibelgeler ve içeriklerine en geç İlk Derece Mahkemesi kararıyla başvurucularınvakıf olduğu tespit edilmiştir. Başvurucuların temyiz ve karar düzeltme talepdilekçelerinde bu belgeler ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz vesavunmalarını ileri sürme imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibrazedilen delil ve beyan dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce, idare vebaşvurucular tarafından sunulan belgeler değerlendirilerek başvuruculara davamalzemesine ilişkin olarak tetkik ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, buçerçevede başvuru dosyaları kapsamından, başvurucuların yargılamanın sonucunuetkileyecek usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığındanbaşvuruların bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude Yaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin, §§ 70-72).
29. Somut başvuruda yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılanincelemelerde başvurucuların usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı vebaşvurucular açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığısonucuna varılmıştır.
30. Açıklanan nedenlerle başvurucuların çelişmeli yargılama vesilahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
31. Başvurucular, Mahkeme kararlarında talep sonucuna etki edenhususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmişlerdir.
32. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, gerekçelikarar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuşve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucularınhakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarınındeğerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen vehüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin derece mahkemelerikararlarında denetlenerek reddedildiği gerekçesiyle başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,§§ 75-77).
33. Somut başvurunun incelenmesi neticesinde başvurucularıntaleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceği noktasındaDerece Mahkemesince yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olupolmadığının çeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgelerkapsamında değerlendirildiği, başvurucular tarafından ileri sürülen ve hükümsonucunu etkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarak reddedildiği (bkz. §12), İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygunbulunmak suretiyle kanun yolu mahkemelerinin denetiminden geçerek (bkz. §§ 13,14) kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucuların -hakkaniyete uygunyargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarının değerlendirilmesi hususudışında- gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğine yönelik iddiaları hakkındafarklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmamaktadır.
34. Açıklanan nedenlerle başvurucuların gerekçeli kararhaklarının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
d. Hakkaniyete UygunYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
35. Başvurucular 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurunun;birinci başvurucunun eşi, diğer başvurucuların babası olan M.S.nin yeğenleriH.A. ve S.A.nın 16/4/1994 tarihinde terör örgütüüyelerince öldürülmesi noktasındaki özel durum dikkatealınmaksızın Mahkemecemukim oldukları köyün tamamen boşaltılmamış olduğu nesnel ölçütünden hareketlereddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyeteuygun yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
36. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmışmaddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukukkurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıklailgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuruincelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit vesonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatasıiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindekibaşvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlikiçermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 26).
37. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde,terördışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlikkaygıları dışında kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin busebeple uğradıkları zararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.
38. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikleekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklananzararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminedilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdasedilmesi zorunlu görünmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşimyerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşimyerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyletoplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepkigöstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişidenkişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranıntamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadecegeçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasınızorunlu görerek güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmenboşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilmeolanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundanhareketle 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesineyasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemişlerdir (Mesude Yaşar, §§ 89, 90; CahitTekin, §§ 84, 85).
39. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerinbelirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu veKanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ilebu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut olayın bu ölçüt uyarıncadeğerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derece mahkemelerine ait olup5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha önce bireysel başvuru konusuyapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi tarafından yapılandeğerlendirmeler neticesinde de belirtilen hususlara ilişkin iddiaların, maddiolayın ve hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması kapsamında kanun yolumahkemelerince değerlendirilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu belirtilerekaçıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Sabri Çetin, §§ 45-50; Benzer yöndeki AİHMkararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/6/2011, § 88). Bukonudaki takdir, esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derecemahkemesi kararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda anayasal birtemel hak veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklıbir değerlendirme yapılması gerekebilecektir (MesudeYaşar, § 93; Cahit Tekin, § 88).
40. Başvurucuların murisinin, yeğenlerinin terör örgütümensuplarınca öldürülmesinden kaynaklanan güvenlik kaygısıyla köyünü terkettiği ve bu çerçevede oluşan zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamındadeğerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdüğü ve başvurucuların murisinin vefatetmesi üzerine başvurucuların belirtilen vakıaya ilişkin tutanaklar ilesoruşturma evrakını derece mahkemelerine ibraz ederek yerleşim yerinin terörolaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeni ile terk edildiği noktasındakiözel durumlarının dikkate alınmasını talep ettikleri anlaşılmaktadır.
41. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 46. maddesinin (1)numaralı fıkrasında yer alan hükümler gözetildiğinde bireysel başvurudabulunacakların; başvuruya konu ettiği kamu gücü işlemi, eylemi ya da ihmalinedeniyle ya kişisel olarak doğrudan etkilenmiş olması ya da başvurucu iledoğrudan mağdur arasında şahsi ve özel bir bağının bulunması gerekir (Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği, B.No: 2012/95, 25/12/2012, § 21).
42. Aile bireylerinden birisi insan hakları ihlalinden dolayımağdur olduğunda, başvurucunun maruz kaldığı sıkıntı, insan hakkı ihlalininmağduru olan kişinin akrabasında kaçınılmaz olarak meydana geldiği kabul edilenduygusal çöküntüden daha farklı bir boyut ve karakter arz eden özel nedenlerinvarlığını gerektirir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Çakıcı/Türkiye, B. No: 23657/94, 8/7/1999,§ 98; İpek/Türkiye, B. No:25760/94, 17/2/2004, § 181).
43. Başvurucunun, yakınının mağduriyeti nedeniyle etkilenmiş vekendi hayat akışına yön vermiş olduğunun kabulü için, yaşanan olay sonucundaduyulan üzüntünün ötesinde, yakınının başına gelen hadise sebebiyle başvurucudaoluşan algı, bu algının meydana gelmesinde temel teşkil eden özel bağ vealgının yoğunluğu konusunda açıklamada ve kanıtlamada bulunulması gerekmektedir(Sahibe Çelik ve Necla Çelik, B.No: 2013/4899, 20/1/2015, § 48).
44. Anayasa Mahkemesinin 10/6/2015 tarihli yazısı ile başvuruculardan,başvuru formunda ileri sürülen iddialarını ispat etmeye yönelik mağduroldukları beyan edilen kişiler ile başvurucular murisi M.S. arasında şahsi veözel bağ bulunduğuna dair elverişli delilleri Mahkemeye sunması istenmiştir.
45. Başvurucular 8/7/2015 tarihli dilekçeleri ile murislerinin,H.A. ve S.A.nın amcası olduğunu belirtmiş; bu kişilerile aralarındaki hısımlık derecelerini ve buna ilişkin nüfus kayıtlarınısunmanın dışında başkaca bir husus beyan etmemişlerdir.
46. Bu çerçevede başvurucunun murisleri olan M.S.ninyeğenlerinin öldürülmesi iddiaları hakkında Anayasa Mahkemesi tarafındanbaşvuruculara yazılan müzekkereye cevap olarak başvurucuların murislerinin bukişiler ile aralarındaki akrabalık ilişkisine değinmekle yetinildiği, aralarındakiilişkide şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair herhangi bir bilgi veya belgesunulmadığı,mağdur olduğu beyan edilen kişilerin başına geldiği iddia edilenolay neticesinde başvurucuların murisinde oluşan algı, bu algının oluşmasındatemel teşkil eden özel nedenler ve algının yoğunluğu konusunda başvurucularınyeterince açıklıkta beyanlarının bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu tespitkarşısında başvurucuların murisi M.S.nin talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamındadeğerlendirilebilmesinin, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle yerleşim yeriniterk edip etmediği noktasındanesnel ölçütten farklı bir karine veya ölçüt arayışına girilmesini gerektirecekboyuta ulaşmadığı anlaşılmaktadır.
47. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesikararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik de içermediğianlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
48. Başvurucular, ayrıca idarenin can ve mal güvenliğini sağlamayükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle mülkiyet haklarını ihlal ettiğiniiddia etmektedir.
49. Başvuru dilekçesinin incelenmesi neticesinde başvurucuların,Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürdükleri bölümde 5233sayılı Kanun kapsamında tanzim edilen belgelerde murislerinin maddi zararınınmevcut olduğunun belirtildiği ve tazminat başvurusunun reddedilmesine ilişkindavada idari yargı makamlarının söz konusu düzenlemeleri dar ve aleyheyorumlaması nedeniyle Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiğini ilerisürdükleri tespit edilmiştir.
50. Başvurucular tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiğihususundaki iddianın yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılama sürecineilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesinde (bkz. §§ 34–44)başvurucuların delillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadıklarına ve yargılamayaetkin olarak katılma imkânlarının ellerinden alındığına dair bir bulgu dasaptanmadığı anlaşılan somut yargılama faaliyetinin, adil yargılanma hakkınıngereklerine uygun şekilde yerine getirildiği tespit edilmiş olduğundan mülkiyethakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerekgörülmemiştir (Ülkü Özgür, B. No:2013/2263, 26/6/2014, § 43).
e. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
51. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça dayanaktanyoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başkabir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
52. Başvurucular 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürülengiderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürünün makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
53. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, §§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B. No: 2013/3008,6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet Gürgen,B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; CelalDemir, §§ 58-66). Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının dahauzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek birkusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya,B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).
54. Somut başvuru bakımından başvurucuların murisi M.S.tarafından 21/7/2005 tarihinde Komisyona yapılan müracaat sonrasında 5233sayılı Kanun’un öngördüğü usul uyarınca bir kısım işlemin yapılması akabinde4/12/2008 tarihinde talebin reddedildiği, belirtilen karar aleyhine 13/2/2009tarihinde başlatılan yargılama sürecinin ise başvurucuların karar düzeltmetalebinin reddine dair Danıştay Onbeşinci Dairesinin 3/12/2013 tarihli kararıile tamamlandığı, bu bakımından makul sürede yargılanma hakkı kapsamındadikkate alınması gereken toplam sürenin 8 yıl 4 ay olduğu anlaşılmaktadır.
55. Somut başvuruya bir bütün olarak bakıldığında başvurucularaçısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı ve söz konusu8 yıl 4 aylık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucunavarılmıştır.
56. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un50. Maddesi Yönünden
57. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
58. Başvurucular, başvuru formunda belirtikleri maddi tazminatmiktarının taraflarına ödenmesi talebinde bulunmuşlardır.
59. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği tespit edilmiş olmaklabirlikte başvurucular tarafından manevi tazminat talebinde bulunulmadığı,tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı daolmadığı anlaşıldığından başvurucuların maddi tazminat taleplerinin reddinekarar verilmesi gerekir.
60. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderininbaşvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Tazminata ilişkin taleplerin REDDİNE,
D. Yargılama giderlerinin Maliye Hazinesi üzerindeBIRAKILMASINA,
E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREK OLARAK ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemelerdegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA
3/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.