TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
NAİM ASLAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5154)
Karar Tarihi: 9/3/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
Tuğba YILDIZ
Başvurucu
:
Naim ASLAN
Vekili
:
Av. Mehmet Cemal İLGE
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör olayı nedeniyle köyü terk etmeye mecburbırakılması sonucu özel hayatın gizliliği ilkesi ve mülkiyet hakkının; terörörgütü üyeleri tarafından amcasının kaçırılıp öldürüldüğü dikkate alınmaksızın17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan ZararlarınKarşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun reddedilmesi ve retişlemlerine karşı açılan davaya ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması,makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 4/7/2013 tarihinde Batman İdare Mahkemesi vasıtasıylayapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 19/1/2015 tarihinde,başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.
4. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 19/1/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucu, Batman ili Kozluk ilçesi Kaletepeköyünde ikamet etmekte iken 1994 yılında meydana gelen terör olayları nedeniyleköyünden göç etmek zorunda kaldığını iddia etmektedir.
7. Başvurucu 23/2/2005 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar TespitKomisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
8. 7/4/2008 tarihli ve 2008/2-1482 sayılı Komisyon kararında,terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılanbaşvuruda dosyada yer alan bilgi ve belgeler uyarınca başvurucunun yaşadığıköyün boşaltılmadığı, kendisine yönelik doğrudan bir tehdit ve saldırıolmadığından talebin reddine karar verilmiştir.
9. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin 31/7/2009 tarihli veE.2008/1511, K.2009/1609 sayılı kararı ile de anılan karara karşı açılan davareddedilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
"... Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerden ve davalıidarenin savunmasından, Batman ili Kozlukİlçesi Kaletepe Köyüİnanlı mezrasınınboşaltılan köyler listesinde olmadığı görülmektedir.
Danıştay 10. Dairesinin E: 2008/8935, K:2008/9582 sayılı kararında, terör olayları sonucu köyü terk edenlerinmalvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle uğradıkları zararın, sadece köyün idareceveya köy halkı tarafından tamamen boşaltılması halinde ve köyünboşaltılmasından köye dönüşün başladığı tarihe kadar geçen süreçle sınırlıolarak tazmininin mümkün olduğu, boşaltılan bir köye dönüşün başlamasının, oköyde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanaklarına kavuşulduğu anlamınageldiği, köye dönüş için sağlanması zorunlu olan asgari güvenlik düzeyiölçütünün ise objektif olması gerektiği; başka bir anlatımla, köye geri dönenve dönmeyen kişilere göre değişmemesi gerektiği belirtilmiştir.
Öte yandan; davacı tarafından 1999 yılındaköyde amcasının teröristlerce öldürüldüğü ve bu nedenle göç edildiği ilerisürülmekte ise de; davacı tarafından Batman Valiliğineverilen başvuru dilekçesinde köyden göç tarihinin 1995 yılı gösterildiği yaniamcasının ölümünden önce göç edildiği anlaşıldığından bu iddiaya itibaredilmemiştir.
Yukarıda anılan bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğindeköyün boşaltılan köylerden olmadığı, güvenlik sıkıntısının olmadığı davacıyayönelik doğrudan tehdit ya da saldırı olmadığıköyükendi isteği ile terk ettiği sonuç ve kanaatine ulaşılmaktadır.
Bu nedenle, köyün boşaltılan köylerden olmadığı,köyde güvenlik sıkıntısının olmadığı davacıya yönelik doğrudan tehdit ya dasaldırı olduğuna ilişkin bir tespit yer almaması, köyü terk edildiği ifadeedilen tarihten sonra amcasının öldürülmesi karşısında dava konusu işlemdehukuka aykırılık bulunmamaktadır."
10. Temyiz üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 8/5/2012 tarihli ve E.2011/9067, K.2012/2617 sayılı ilamıyla hükmünonanmasına karar verilmiştir.
11. Karar düzeltme istemi aynı Dairenin 20/12/2012 tarihli veE.2012/9525, K.2012/14644 sayılı ilamıyla reddedilmiştir
12. Başvurucu 4/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
13. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
14. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılıKanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölümhâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımısonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesinegöre,
b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncüderece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidörtkatı tutarına kadar,
c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinciderece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar,
d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katıtutarına kadar,
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenennakdî ödemenin mirasçılara intikalinde4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasailişkin hükümleri uygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
15. Mahkemenin 9/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
16. Başvurucu; amcası M.Ş.A.nın terörörgütü üyeleri tarafından kaçırıldığını ve öldürüldüğünü, terör olaylarınedeniyle köyünü terk etmek zorunda kaldığını, uğradığı zararların karşılanmasıamacıyla yaptığı idari başvurudan ve ardından açtığı davadan, Kaletepe köyünün tamamen boşalan yerleşim yerlerinden biriolmadığı gerekçesiyle reddedildiği için bir sonuç alamadığını oysa Kaletepe köyü ve mezraları için “terör olaylarının yoğun olarak yaşandığı ve PKK-Kongra-Gel terör örgütünün baskısı nedeniyle göçolaylarının yaşandığı”nınilgili kolluk birimleritarafından tutulan tutanakta belirtildiğini, 5233 sayılı Kanun kapsamındatanzim edilen bilgi ve belgeler değerlendirildiğinde zararlarının kanunkapsamında kaldığını; aynı yerleşim yerinde ikamet eden, daha önceki birtarihte başvuruda bulunan kişilere tazminat ödendiği hâlde kendisine tazminat ödenmediğini,rızası dışında yerleşim yerini terk etmekzorunda kaldığını, mülkiyetinden faydalanma hakkının engellendiğini, hukukuntemel ilkeleri gereği kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasında kişilerinuğradığı özel ve olağandışı zararların idare tarafından karşılanmasıgerektiğini, başvurusunun reddine yönelik idari işlemin, dosya kapsamında“sosyal risk” kuramı ile 5233sayılı Kanun’un ruhuna ve amacına aykırı olduğunu, bu nedenle söz konusu idariişlemin iptalinin gerektiğini, Mahkeme kararında Danıştayın“nesnel güvenlik kaygısı” içtihatlarınındikkate alındığını, bu içtihadın hakkaniyete uygun olmadığını, maddi imkânıbulunmadığı için köyünden ayrılamayan ve bu sebeple her türlü tehlikeyi gözealan vatandaşın diğer vatandaşa örnek gösterilemeyeceğini, uğradığı zararlarınkarşılanması amacıyla yaptığı başvurudan ve akabinde açtığı davadan sonuçalamadığını, başvurusunun karara bağlanmasının yaklaşık sekiz yıl sürdüğünübelirterek Anayasa’da düzenlenen mülkiyet ve adil yargılanma hakkının, özelhayatın gizliliği ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş; maddi vemanevi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
17. Başvuru formuve ekleri incelendiğinde başvurucunun, 5233 sayılı Kanun kapsamındakizararlarının tazmini amacıyla açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın10., 20., 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddiaettiği anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, idarenin can ve mal güvenliğinisağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucunda köyünü terk etmeye mecburkaldığını ve Mahkemece 5233 sayılı Kanun'un tazminata ilişkin hükümlerininyanlış değerlendirilmesi neticesinde oluşan zararları için yeterli bir giderimimkânının kendisine tanınmadığını belirterek özel hayatın gizliliği ilkesininve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Anılan ihlal iddiaları,hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali iddiasının incelenmesi sonucundaverilen karara bağlı olarak değerlendirileceğinden bu ihlal iddiaları yönündenayrıca inceleme yapılmamıştır. Başvurucunun diğer ihlal iddiaları aşağıdakibaşlıklar altında incelenmiştir:
1. Eşitlik İlkesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
18. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderimtaleplerinin mukim olduğu köyün tamamen boşaltılmamış olduğu gerekçesiylereddedildiğini ancak önceki bir tarihte aynı yerleşim yerinden başvurudabulunanlar hakkında Komisyonun tazminat ödenmesi yönünde karar verdiğini veyargı mercilerince bu kararlar konusunda araştırma ve inceleme yapılmayarakdavalarının reddine hükmedildiğini belirterek Anayasa’nın 10. maddesindetanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
19. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminattaleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası dahaönce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılıkyapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtileniddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamışoldukları dikkate alınarak anılan iddialarınınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğusonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar,B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; CahitTekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014, §§ 39-44).
20. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığınhangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtileniddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibifarklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
21. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddiasının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğiİddiaları
a. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
22. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğügiderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
23. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar, daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
24. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ilgili bölümü şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
25. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında başvurucununKomisyona başvuru tarihi olan 23/2/2005 tarihi ile nihai karar tarihi olan20/12/2012 tarihli karar düzeltme tarihi arasında geçen 7 yıl 9 aylık sürede,uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespitedilemediğinden, başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yönde bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.
26. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanmahakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Hakkaniyete UygunYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
27. Başvurucu, güvenlik nedeniyle köyünün boşaltılmış olduğunubelirten belgeler ile terör örgütü mensuplarınca amcası M.Ş.A.nın öldürülmesine dair özel durumu gözönünde bulundurulmadan köyün tamamen boşalmamış olduğusoyut gerekçesine ve şahsına yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısınınbulunmamasına dayanılarak verilen kararın adil olmadığını belirtmiştir.
28. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında bireysel başvurulara ilişkinincelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabitutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında iseaçıkça dayanaktan yoksun başvuruların mahkemece kabul edilemezliğine kararverilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüzve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).
29. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvurukapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yoluşikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdirhatası veya açık keyfîlik içermedikçe AnayasaMahkemesince esas yönünden incelenemez (NecatiGündüz ve Recep Gündüz, § 26).
30. Başvuru konusu olayda başvurucu; mevcut delillerindeğerlendirilip tartışılmadığını, terör örgütü mensuplarınca amcası M.Ş.A.nın öldürülmesine dair özeldurumunun dikkate alınmadan karar verildiğini belirtmekte olup başvurucununiddialarının özünün Derece Mahkemesince delillerin değerlendirilmesinde vehukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıylayargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
31. Başvuru konusu İdare Mahkemesi kararında; başvurucununamcası M.Ş.A.nın 1999 yılında terör örgütünceöldürüldüğü, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuru dilekçesindebaşvurucunun 1995 yılında köyden göç ettiğinin belirtildiği, bu nedenle amcası M.Ş.A'nın 1999 yılında öldürülmesinin başvurucuya yönelikbir terör tehdidi ya da saldırısı olarak kabul edilmesine olanak bulunmadığı,başvurucunun anılan tarihlerden çok önce (1995 yılında) ikamet ettiği köydengöç ettiğinin görüldüğü, bu durumda anılan köyün boşaltılan köylerden olmadığıve köyde güvenlik sıkıntısının yaşanmadığı, başvurucuya yönelik doğrudan terörtehdidi ve saldırısı olmadığı, amcasının ölümünden önce kendi isteğiyle köyüterk ettiği sonuç ve kanaatine ulaşılması nedenleriyledavanın reddine karar verilmiştir. Başvurucunun iddiaları, temyiz merciince deincelenip reddedilmek suretiyle yerel Mahkeme kararı onanmış; karar düzeltmetalebi ise reddedilmiştir. Bu çerçevede Derece Mahkemesinin kararında açık bir keyfîlik bulunmadığı anlaşılmaktadır.
32. Başvurucu; ayrıca idarenin can ve mal güvenliğini sağlamayükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle köyden ayrıldığını, özel hayatıngizliliği ilkesinin ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
33. Başvuru formu incelendiğinde başvurucunun mülkiyet hakkınınve özel hayatı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğini ileri sürdüğü bölümde,idari yargı makamlarının 5233 sayılı Kanun’un tazminat başvurusuna ilişkinhükümlerini bu hükümlerin sözüne ve ruhuna aykırı değerlendirmeleri nedeniylesöz konusu haklarının ihlal edildiğini ileri sürdüğü görülmüştür.
34. Başvurucu tarafından, özel hayatın gizliliği ilkesinin vemülkiyet hakkının ihlal edildiği hususundaki iddiaların yargılamanın sonucunadayandırıldığı ve yargılama sürecine ilişkin olarak yukarıda yapılandeğerlendirmeler neticesinde başvurucunun delillerini ve iddialarını sunmafırsatı bulamadığına ve yargılamaya etkin olarak katılma imkânının elindenalındığına dair bir bulgu da saptanmadığı anlaşılan somut yargılamafaaliyetinin, derece mahkemesince adil yargılanma hakkının gereklerine uygunşekilde yerine getirildiği; başvurucunun ileri sürdüğü iddiaların ve delillerinDerece Mahkemeleri tarafından değerlendirilerek karşılandığı tespit edilmişolduğundan özel hayatı koruma yükümlülüğünün ve mülkiyet hakkının ihlaledildiği yönündeki iddiaların ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir (Ülkü Özgür, B. No: 2013/2263, 26/6/2014, §43, Mehmet Gürgen, § 42).
35. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Adli yardım talebinin kabulüyle geçici muafiyet sağlananyargılama giderlerinin tahsilinin başvurucunun mağduriyetine neden olacağıanlaşıldığından 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurucunun yargılamagiderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
9/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.