TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
NEDİM ERKUŞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/988)
Karar Tarihi: 10/3/2015
R.G. Tarih- Sayı: 9/6/2015-29381
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Raportör Yrd.
:
Gökçe GÜLTEKİN
Başvurucu
:
Nedim ERKUŞ
Vekili
:
Av. Cevat BALTA
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, 2/4/2007tarihinde açtığı vekâlet alacağının tahsiline ilişkin alacak davasında usul veyasaya uygun yargılama yapılmadığını, yargılamanın makul süredesonuçlanmadığını, Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğunu belirterek, adilyargılanma hakkının, eşitlik ilkesinin ve angarya yasağının ihlal edildiğiniileri sürmüş, yargılamanın yenilenmesi ile 19/3/1969 tarih ve 1136 sayılıAvukatlık Kanunu'nun 174. maddesinin ikinci fıkrasının kısmen iptalini talepetmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 31/1/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğinbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca 21/7/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından16/10/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.Adalet Bakanlığının 30/10/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin öncekikararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüşsunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, 2/4/2007tarihinde Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2007/145 sayılı dosyasındaE.G. ve A.O.T. aleyhine alacak davası açmış, davalıların vekili olarak takipettiği davanın ilâmlı icra aşamasında sebepsiz olarakvekâletten azledildiğini, vekâlet ücretinin ödenmediğini ileri sürerek, vekâletücretinin 20.000,00 TL tutarındaki kısmının tahsilini talep etmiştir.
8. Başvurucu, vekil sıfatıylatakip ettiği işlerle ilgili hak ettiği vekâlet ücretinin tahsili talebiyle E.G.ve A.O.T. hakkında Ankara 12. İcra Müdürlüğünün E.2007/5798 sayılı dosyasındaicra takibi başlatmış, takibe itiraz edilmesi üzerine 31/7/2007 tarihindeAnkara 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2007/327 sayılı dosyasında itirazıniptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesini talepetmiştir.
9. Mahkemece, 29/1/2009 tarihlikararla aralarında hukuki ve fiili bağlantı olduğu gerekçesiyle MahkemeninE.2007/327 sayılı dosyasının, E.2007/145 sayılı dava dosyasındabirleştirilmesine karar verilmiştir.
10. Ankara 12. Asliye HukukMahkemesinin, 29/1/2009 tarih ve E.2009/145, K.2009/5 sayılı kararıyla asıldavanın kabulüne, birleşen davanın kısmen kabulüne hükmedilmiştir. Kararınilgili kısımları şöyledir:
"Asıldavada :
...
Dava,müvekkili avukat tarafından davalılar adına yürütülen dava neticesinde alınanilâmın icrası sebebiyle, icra vekâlet ücreti alacağına ilişkindir. Davalılarhaklı azil nedeniyle bu ücretin istenemeyeceği iddiasındadır. Azil işbu davanınaçılmasından sonra yapılmış olup, haklı bir nedene dayandığı ispatedilememiştir. Bu sebeple avukatlık ücretine hak kazanılmıştır.
..
Birleşendavada: (Mahkememizin 2007/327 E sayılı dosyası)
Toplanantüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, davacının avukat sıfatıyladavalılar adına “Kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat” talebi ile açtığıdava neticesinde, 25. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2003/605, K.2004/105 sayılıilâmını elde ettiği, ilâmın icrası için 12. İcra Müdürlüğünün E.2007/5798sayılı dosyasında takibe geçtiği, takipte ilâm ile hüküm altına alınan karşıtaraf vekâlet ücreti 35.892,15 TL ile 13. İcra Müdürlüğünün 2004/9283 sayılıdosyasındaki karşı taraf icra vekâlet ücretinin talep edildiği anlaşılmaktadır.Davacı, vekil sıfatıyla sonuçlandırdığı ve karşı taraftan azil tarihine kadartahsil ettiği veya tahsil etmiş sayılabileceği ücretleri isteyebilir. Sözkonusu ilâmın icraya konulmasından sonra iş sahipleri davalılartarafından davacıya keşide edilen 23/2/2007 tarihli ihtarla, tahsilat ve takipişlemlerinin bir sonraki yazılı talimatlarına kadar durdurulması talep edilmiş,davacıya bu nedenle müteakip işlemlere devam imkanıverilmemiştir. Bu durumda, davacı avukatın vekâlet ücretine hak kazandığı kabuledilmiştir. Davaya konu edilen vekâlet ücreti, ilâm ile karşı tarafa yüklenen avukatlık ücreti ve bu ilâmın icrası nedeniyle karşı tarafa yüklenen vekâletücretine ilişkindir. Davacının her iki iş yönünden ayrı ayrı talepte haklıolduğu anlaşılmış, bilirkişi tarafından düzenlenen 15/7/2008 günlü rapordahesaplandığı üzere, ilâmda bozmasonrası hükmedilen karşı taraf vekâlet ücreti 34.313,50 TL ile icra vekâlet ücreti 45.159,00 TL olmak üzere toplam 79.472,50TL talep edilebileceği, takip tarihi itibariyle işlemiş faiz tutarının 1.063,71TL olduğu kabul edilmiştir. Bu miktarlar üzerinden itirazın iptaline kararverilmiştir.
Davakonusu alacak likid ve belli olduğundan, İİK. 67/2maddesi gereğince asıl alacağın %40’ı üzerinden inkâr tazminatınahükmedilmiştir."
11. Temyiz üzerine, Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 21/1/2010 tarih ve E.2009/6471, K.2010/422 sayılı ilâmıyla,vekâlet sözleşmesinin temel dayanağının güven ve saygı ilişkisi olduğu, bugüveni sarsacak hareketlerde bulunulması sonucu mevcut ilişkinin bozulmasınabaşvurucunun tutum ve davranışının yol açması halinde azlin haklı olduğu,vekâlet sözleşmesi devam ederken, başvurucunun takip ettiği icra dosyasınınakıbetini ve sonuçlanmasını beklemeden davalılara gönderdiği ihtarnamede,aralarındaki yazılı sözleşmede kararlaştırılan ücretten çok daha fahiş vekâletücreti talep ettiği, bu ücretlerin tahsili için azilden önce vekil edenleraleyhine dava açarak aralarındaki vekâlet sözleşmesinin esaslı unsurlarınıihlal ettiği, başvurucunun vekâletten azledilmesinin haklı olduğu, bu nedenletam vekâlet ücretine hükmedilemeyeceği gerekçesiyle karar bozulmuştur.
12. Karar düzeltme istemi, aynıDairenin 7/6/2010 tarih ve E.2010/4028, K.2010/8055sayılı ilâmı ilereddedilmiştir.
13. Mahkemece bozmaya uyularakyapılan yargılama sonunda 22/2/2011 tarih ve E.2010/279, K.2011/71 sayılıkararıyla; başvurucunun, müvekkili tarafından azledilmesinin haklı olduğu, emekve mesaisi dikkate alınarak asıl davada 3.000,00 TL, birleşen davada 5.000,00TL vekâlet ücretinin uygun görüldüğü gerekçesiyle belirlenen miktarlarüzerinden davaların ayrı ayrı kısmen reddine karar verilmiştir.
14. Temyiz üzerine, Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 6/3/2012 tarih ve E.2011/8655, K.2012/5464 sayılı ilâmıyla “dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına,delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle taraflararasındaki 11/7/2002 tarihli Avukatlık Sözleşmesinde, ‘hukuki yardımın konusunun’,‘kamulaştırmasız el atma nedeniyle bedelintahsili’ olarak kararlaştırılmış olması nedeniyle davacı avukatınkamulaştırmasız el atma nedeniyle açılacak davada hüküm altına alınacak bedelintahsiline kadar sürecek olan vekalet görevini üstlenmiş olduğunun anlaşılmasınagöre”, temyiz itirazlarının reddine ve hükmün onanmasına kararverilmiştir.
15. Karar düzeltme istemi, aynıDairenin 14/11/2012 tarih ve E.2012/13533, K.2012/25448 sayılı ilâmı ile “dosyadaki yazılara, Mahkeme kararında belirtilen veYargıtay ilâmında benimsenen gerektirici sebeplere göre” reddedilmiştir.
16. Karar, başvurucuya 2/1/2013tarihinde tebliğ edilmiştir.
17. Başvurucu, 31/1/2013tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
18. 12/1/2011 tarih ve 6100sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Usulekonomisi ilkesi" kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
"Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimdeyürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür."
19. 1136 sayılı Kanun'un 174.maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
“Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukatkusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
20. Mahkemenin 10/3/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 31/1/2013 tarih ve 2013/988numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
21. Başvurucu, 2/4/2007 tarihindeAnkara 12. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı vekâlet alacağının tahsilineilişkin davada usul ve yasaya uygun yargılama yapılmadığını, hukuka aykırıkarar verildiğini, Mahkemece takdir edilen vekâlet ücretinin beş yıl süreylesarf ettiği emeğini karşılamadığını, vekil sıfatıyla takip ettiği davadahükmedilen 34.313,50 TL vekâlet ücretine hak kazanmışken yaklaşık dört ay sonramüvekkiline gönderdiği vekillikten azledilmesine gerekçe gösterilenihtarnamenin bu ücretten mahrum kalmasına sebep olamayacağını, azledilmesinemüvekkili ile arasındaki ücret uyuşmazlığının neden olduğunu, takibiniüstlendiği davada ihmali veya kusuru neticesinde meydana gelen bir zararınolmadığını, vekillikten azledilmesinin haklı olup olmadığı hususundabilirkişiye başvurulmadan karar verilmesinin Yargıtayınönceki kararlarıyla çeliştiğini, Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğunu,yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, eşitlik ilkesinin,angarya yasağının, çalışma ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini,ayrıca 1136 sayılı Kanun'un 174. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalindendolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez" ibaresinin,avukatın harcadığı emek ve mesaisinin yok sayılmasına neden olduğu gerekçesiyleAnayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
22. Başvuru formu ve ekleriincelendiğinde, başvurucunun, Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığıalacak davasının reddedilmesinin eşitlik ilkesini, angarya yasağını, çalışma veadil yargılanma haklarını ihlal ettiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. AnayasaMahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlıolmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar. Anılan ihlal iddiaları, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ile Mahkemece verilenkararın adil olup olmamasına ilişkin olduğundan, bu iddiaların tamamı adilyargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında nitelendirilmiştir. Başvurucunun1136 sayılı Kanun'un 174. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalindendolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez" ibaresininiptali istemi ile Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğuna yönelik ihlaliddiası ve makul sürede yargılama yapılmadığı yönündeki iddiası ayrıcadeğerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası
23. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlarda inceleme yapılamaz.”
24. 30/3/2011 tarih ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
25. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvurularınMahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurularkapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkinşikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
26. Anılan kurallar uyarınca,ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay veolguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgilivarılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinekonu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarınınadaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilikiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyetiniteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkçaAnayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
27. Başvuru konusu olaydabaşvurucu, davalıların vekili olarak takip ettiği davanın ilâmlıicra aşamasında sebepsiz olarak vekâletten azledildiğini, vekâlet ücretininödenmediğini, vekâlet ücretinin ödenmesi amacıyla Ankara 12. Asliye HukukMahkemesinin E.2007/145 sayılı dosyasında açtığı davada, alınan bilirkişiraporlarında vekâlet görevinden haksız olarak azledildiğinin vurgulanmasınakarşın bu durumun Mahkemece dikkate alınmadığını, Yargıtayınyerleşik içtihatlarına aykırı olarak bilirkişi raporuna başvurmadan vekâletgörevinden azledilmesinin hukuka uygun olduğu hakkında kendiliğinden tespittebulunulduğunu, vekâlet ücreti konusunda tarafların anlaşmamış olmasına rağmentaraflar arasında bir sözleşmenin var olduğu yönünde karar verildiğini, 1136sayılı Kanun’da öngörülen sınırlar içinde vekâlet ücreti talep ettiğini,birleşen E.2007/327 sayılı davanın kısmen reddedilmesi sonucunda ise vekilolarak takip ettiği davada hükmedilen vekâlet ücretinin ödenmemesi nedeniylekazanılmış hakkına dokunulduğunu belirterek, adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
28. Mahkemece, taraflarındilekçeleri ve delilleri toplanmış, asıl davanın kabulüne ve birleşen davanınkısmen reddine karar verilmiştir (bkz. § 10).Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin21/1/2010 tarihli ilâmıyla, vekâlet sözleşmesinin temel dayanağının güven vesaygı ilişkisi olduğu, bu güveni sarsacak hareketlerde bulunulması sonucumevcut ilişkinin bozulmasına başvurucunun tutum ve davranışının yol açmasıhalinde azlin haklı olduğu, vekâlet sözleşmesi devam ederken, başvurucununtakip ettiği icra dosyasının akıbetini ve sonuçlanmasını beklemeden davalılaragönderdiği ihtarnamede, aralarındaki yazılı sözleşmede kararlaştırılan ücrettençok daha fahiş vekâlet ücreti talep ettiği, bu ücretlerin tahsili için azildenönce vekil edenler aleyhine dava açarak aralarındaki vekâlet sözleşmesininesaslı unsurlarını ihlal ettiği, başvurucunun vekâletten azledilmesinin haklıolduğu, bu nedenle tam vekâlet ücretine hükmedilemeyeceği gerekçesiyle İlkDerece Mahkemesinin kararı bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak davalarınkısmen reddine karar verilmiş, Yargıtayın 6/3/2012tarihli ilâmı ile karar onanmış ve karar düzeltme isteminin aynı Dairenin14/11/2012 tarihli ilâmıyla reddedilmesi üzerine kesinleşmiştir.
29. Mahkemenin gerekçesi vebaşvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemeleritarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarınınyorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunailişkin olduğu anlaşılmaktadır.
30. Başvurucu, Yargıtayın, vekâlet görevinden azledilme hususununhaklılığının tespiti amacıyla bilirkişi incelemesi yapılması yönündeiçtihadının bulunduğunu, kendi dava dosyası bakımından böyle birdeğerlendirmede bulunulmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
31. Aynı hukuki metne ilişkinolarak, aynı derecedeki bağımsız yargı mercileri arasındaki yorum ve içtihatfarklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabuledilemeyeceği gibi, temyiz mercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olarak taraflarıntalepleri ve delilleri arasındaki yorum farklılıkları da tek başına adilyargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (B. No: 2013/3351,18/9/2013, § 45).
32. Öte yandan başvurucu,bilirkişi raporları yok sayılarak ve teknik konularda bilirkişinin uzmanlıkalanına girilerek Yargıtay tarafından bozma kararı verildiğini belirterek, adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
33. 6100 sayılı Kanun'un 266.maddesi şöyledir:
“Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyigerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden,bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hâkimlik mesleğiningerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konulardabilirkişiye başvurulamaz.”
34. Somut olayda Mahkemece, asıldavanın kabulüne birleşen davanın kısmen reddine dair verilen karar, Yargıtay13. Hukuk Dairesi tarafından hukuki yönden incelenmiş, dava konusu olaydabaşvurucunun vekillik görevinden azledilmesine ilişkin delillerindeğerlendirilmesi suretiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bilirkişiincelemesi yapılması konusunda takdir hakkı mahkeme hâkimine ait olup,mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine bilirkişi raporualınmasına karar verilebilir. Ancak hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel vehukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz (B.No: 2013/5703, 17/11/2014, §44). Başvurucunun, teknik konularda bilirkişilerin uzmanlık alanına girilerekkarar verildiği iddialarının da Yargıtay tarafından delillerindeğerlendirilmesine ve hukuk kurallarının yorumlanmasına yönelik olduğu,Mahkeme ve Yargıtay kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfilikoluşturan herhangi bir durum da bulunmadığı anlaşılmıştır.
35. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğindeolduğu, Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik deiçermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
b. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiği İddiası
36. Anayasa’nın 141. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararlarıgerekçeli olarak yazılır.”
37. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarakbaşvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanmahakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hakve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasınısağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütünmahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesindegözetilmesi gerektiği açıktır(B. No: 2013/307,16/5/2013, § 30).
38. Temyiz mercilerininkararlarının tamamen gerekçeli olması zorunlu değildir. Temyiz merciininyargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı fikirde olması ve bunu ya aynıgerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir.Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmişana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığınıya da bozduğunu göstermesidir(B. No: 2013/5486,4/12/2013, § 57).
39. Başvurucu, bozma kararıdoğrultusunda Mahkemece verilen kararın temyizi üzerine Yargıtay tarafındangerekçesiz şekilde onandığını ve karar düzeltme istemlerinin gerekçegösterilmeksizin reddedildiğini ileri sürmüştür.
40. Somut olayda, başvurucununaçtığı davada Mahkemece, başvurucunun iddiaları, davalıların savunması,taraflar arasındaki sözleşme hükümleri değerlendirilmiş, bilirkişi raporualınarak, davalıların, vekâlet sözleşmesine aykırı olarak sözleşmeyi feshettiğigerekçesiyle asıl davanın kabulüne ve birleşen davanın kısmen reddine kararverilmiştir (bkz. § 10). Kararın temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesince,tüm deliller değerlendirilerek, taraflar arasındaki sözleşmenin davalılartarafından feshedildiği ancak, sözleşmenin feshinde başvurucunun, aralarındavekâlet sözleşmesi devam etmekte iken davalı müvekkilleri aleyhine icra takibibaşlatması nedeniyle kusurlu olduğu, dolayısıyla tam vekâlet ücreti talep etmehakkına sahip olmadığı ancak yaptığı işlerden dolayı emek ve mesaisigözetilerek hak ve nesafete göre ücret talepedebileceği, bu sonuca uygun bir karar verilmesi gerektiği belirtilerek hükmünbozulmasına karar verilmiştir (bkz. § 11). Karar düzeltme istemi, Yargıtay 13.Hukuk Dairesince reddedilmiştir (bkz. § 12). Mahkemece bozma kararına uyularakve bozma ilâmında belirtilen gerekçeler kabul edilerek, sözleşmenin feshindebaşvurucunun kusurlu olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kısmenreddine hükmedilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesince, Mahkemeceverilen kararın gerekçesine atıf yapılarak ve bu gerekçe kabul edilerek hükümonanmış ve karar düzeltme istemi aynı Daire tarafından reddedilmiştir (bkz. §§14-15). Dolayısıyla Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğundan da sözedilemez.
41. Açıklanan nedenlerle;gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan,başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
c. 1136 sayılı Kanun’un 174. Maddesinin İkinci FıkrasınınKısmen İptali Talebi
42. 6216 sayılı Kanun'un 'Bireysel başvuru hakkı' kenar başlıklı45. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:
“Yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhinedoğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı gibi Anayasa Mahkemesi kararları ileAnayasanın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler de bireysel başvurununkonusu olamaz.”
43. Anayasa'nın 148. maddesininüçüncü ve 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca,Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokollerkapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini iddia edenkişilere Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı tanınmıştır.
44. 6216 sayılı Kanun'un 45.maddesinin (3) numaralı fıkrasında ise yasama işlemleri ile düzenleyici idariişlemlerin doğrudan bireysel başvuru konusu yapılamayacağı açıkçadüzenlenmektedir.
45. Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuru yolu, kamusal bir düzenlemenin soyut biçimde Anayasa'ya aykırılığınınileri sürülmesini sağlayan bir yol olarak düzenlenmemiştir.(B. No: 2012/237, 26/3/2013, § 20).
46. Bir yasama işleminin, temelhak ve özgürlüğün ihlaline neden olması durumunda, bireysel başvuru yoluyladoğrudan yasama işlemine değil ancak yasama işleminin uygulanması mahiyetindekiişlem, eylem ve ihmallere karşı başvuru yapılabilecektir. Bu şekilde bireyselbaşvuru yolunun kullanılabilmesi için söz konusu işlem, eylem ve ihmallerekarşı varsa başvurulabilecek kanun yollarının da daha öncesinde tüketilmişolması gerekmektedir (B. No: 2013/4061,30/9/2013, § 12).
47. Başvuru dilekçesinde, 1136sayılı Kanun'un 174. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalindendolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez" ibaresininAnayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali gerektiği iddia edilmiştir.Bireysel başvuru kapsamında, bir yasama işleminin doğrudan ve soyut olarakAnayasa'ya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvuru yapılamaz.
48. Açıklanan nedenlerle,doğrudan ve soyut olarak yasama işlemlerinin iptali talebini içerdiği anlaşılanbaşvurunun bu kısmının 'konu bakımındanyetkisizlik' nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
d. Yargılamanın Süresinin Makul Olmadığı İddiası
49. Başvuru formu ile eklerininincelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanbaşvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
50. Başvurucu, 2/4/2007tarihinde Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı vekâlet alacağınıntahsiline ilişkin alacak davasında yargılamanın makul sürede tamamlanmadığınıbelirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkınınihlal edildiğini iddia etmiştir.
51. Anayasa ve Sözleşme’ninortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049,26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanmahakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarıncainceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHMiçtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzı içeriğinde yer alanve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke vehaklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunundayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilenilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıcadavaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargınıngörevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkınındeğerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).
52. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
53. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusualacak davasında, 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve 6100sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılamafaaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğundakuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).
54. Medeni hak ve yükümlülüklerleilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcıkural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeyebaşlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, somut başvuruaçısından bu tarih 2/4/2007 tarihidir.
55. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Somut başvuru açısından bu tarih,Yargıtay tarafından karar düzeltme isteminin reddedildiği 14/11/2012 tarihidir.
56. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinde, 2/4/2007 tarihinde Ankara 12. Asliye HukukMahkemesinde açılan davada, 29/1/2009 tarihli kararla Mahkemenin E.2007/327sayılı dosyasının, E.2007/145 sayılı dava dosyasında birleştirilmesine kararverildiği, toplamda üç farklı bilirkişi raporu alındığı, 29/1/2009 tarihindeİlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleşen davanın ise kısmenreddine karar verildiği, kararın temyizi üzerine Yargıtayın21/1/2010 tarihli ilâmıyla bozulduğu, karar düzeltme isteminin ise aynıDairenin 7/6/2010 tarihli ilâmıyla reddedildiği, Mahkemece bozmaya uyularakyapılan yargılama sonucunda 22/2/2011 tarihinde asıl dava ve birleşen davanınkısmen reddedildiği, temyiz üzerine Yargıtayın6/3/2012 tarihli ilâmıyla İlk Derece Mahkemesi kararının onandığı, karardüzeltme isteminin Yargıtay tarafından verilen 14/11/2012 tarihli ilâmlareddedildiği ve bu tarihte kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır.
57. 6100 sayılı Kanun’un öngördüğüyargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul süredetamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış veAnayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmeteden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-64).
58. Başvuruya konu vekâletücreti alacağının tahsili davasının incelenmesinde; hukuki meselenin çözümündekigüçlük, maddi olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılanengeller, taraf sayısı gibi kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktanuzaktır. Başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ve usulihaklarını kullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına sebep olduğuda söylenemez. Anılan davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısındanfarklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı, söz konusu beşyıl yedi ay on iki günlük yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmeninolduğu sonucuna varılmıştır.
59. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
60. Başvurucu, adil yargılanmahakkının ihlal edildiğinin tespitini, 1136 sayılı Kanun'un 174. maddesininikinci fıkrasının kısmen iptalini ve yargılamanın yenilenmesini talep etmiştir.
61. 6216 sayılı Kanun'un“Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlemniteliğinde karar verilemez.
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmaküzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukukiyarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
62. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceğibelirtilmiş, ancak yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlemniteliğinde karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
63. Başvurukonusu olayda, başvurucunun makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte,başvuruya konu olan yargılama sürecinin kesinleşerek sona erdiği dikkatealındığında, başvurucunun da tazminat talebi bulunmaması nedeniyle ihlalintespiti dışında sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gereken birhusus bulunmadığı anlaşılmaktadır.
64. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Yargılamanın sonucunun adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3.1136 sayılı Kanun’un 174. maddesinin ikinci fıkrasının kısmen iptali yönündekitalebinin "konu bakımından yetkisizlik"nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4.Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
5.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Başvurucunun diğer taleplerinin reddine,
C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
10/3/2015tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.