TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
NEDRET BAŞARAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/30316)
Karar Tarihi: 2/12/2020
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Eşref Uğur ŞENOL
Başvurucu
:
Nedret BAŞARAN
Vekili
:
Av. Ertunç Korhan ERKOÇ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, imar planında taşınmazın kamu hizmeti alanınaayrılmasına rağmen kamulaştırılmaması ve imar kısıtlılığından kaynaklanan değerkaybının giderilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 17/7/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucunun hissedarı olduğu İstanbul'un Pendikilçesi 3.960 ada 11 parsel numaralı ve 8.108 metrekare (m²) yüz ölçümlütaşınmazın bir kısmı 10/7/2012 tasdik tarihli ve 1/1000 ölçekli revizyonuygulama imar planıyla sosyal ve kültürel tesis alanı, bir kısmı da atıksu ve yağmur suyu alanı vasfıyla kamu hizmeti alanına ayrılmıştır.Başvurucu bu taşınmazın imar planlarında yaklaşık yirmi beş yıldır kısıtlıdurumda olduğunu beyan etmektedir ancak başvuru formunda buna ilişkin bir bilgiya da belge bulunmamaktadır.
9. Başvuru formu ve eklerinden 10/7/2012 tarihindeonaylanan uygulama imar planıyla taşınmazın kamu hizmeti alanına ayrılmışolduğu anlaşılmaktadır.
10. Bu taşınmaza ilişkin olarak açılan ortaklığıngiderilmesi davasında İstanbul Anadolu 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 7/11/2013tarihli kararı ile taşınmazdaki ortaklığın satış yolu ile giderilmesine kararverilmiştir. İstanbul Anadolu 10. İcra Müdürlüğünün 2014/55 sayılı dosyasındada ilgili taşınmazın satışına esas olmak üzere kıymet takdiri yapılmıştır.
11. Hazine tarafından yapılan kıymet takdirine itirazdabulunulmuştur. Başvurucu bu davada, taşınmaz üzerinde kısıtlılıkolmadığı durumda oluşacak bedele göre yeniden kıymet takdiri yapılmasını talepetmiştir.
12. İstanbul Anadolu 6. Sulh Hukuk Mahkemesince (SulhHukuk Mahkemesi) kıymet takdirinin belirlenmesi için bilirkişi görüşünebaşvurulmuştur. 27/10/2014 tarihli bilirkişi raporunda; taşınmaz üzerindekısıtlılık olmaması, bitişik parseldeki gibi konut alanı olması durumundataşınmazın m² değerinin 2.050 TL olacağı ancak imar planında kamu hizmeti alanıolarak ayrıldığından m² birim fiyatının 1.000 TL olduğu belirtilmiştir. Burapor uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesi kıymet takdirinin iptaliyle taşınmazınsatışa esas değerinin 8.108.000 TL olarak tespitine kesin olarak kararvermiştir.
13. Açık artırma sonucunda taşınmaz 900 TL m² değeriüzerinden toplam 7.300.000 TL bedelle 14/7/2015 tarihinde ihale alıcısına ihaleedilmiştir.
14. Başvurucu; imar planında konut alanında kalanbölgedeki emsal taşınmazların m² değerlerinin 2.050 TL olduğu, imar planındataşınmazın kamu hizmeti alanına ayrılması nedeniyle değerinin yarısından dahaaz bir bedelle satıldığı gerekçesiyle Pendik Belediyesi aleyhine 9/9/2015tarihinde İstanbul 12. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) tam yargı davası açmıştır.
15. Mahkeme 14/12/2016 tarihinde davanın reddine kararvermiştir. Kararda; başvurucunun maddi zararının karşılanabilmesi için zararınbelirlenebilir olması, diğer bir deyişle muhtemel zararın olmaması gerektiğivurgulanmıştır. Buna göre taşınmazın kısıtlı olmasından kaynaklandığı ilerisürülen maddi zarar isteminin muhtemel zarara yönelik olduğu, ortadabelirlenebilir bir zararın bulunmadığı ifade edilmiştir. Başvurucunun anılankarara yönelik istinaf talebi İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 9. İdari DavaDairesinin 23/5/2017 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir.
16. Nihai karar 16/6/2017 tarihinde başvurucu vekilinetebliğ edilmiştir.
17. Başvurucu, nihai kararın tebliği üzerine 17/7/2017tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
18. Konu ile ilgili hukuk için bkz. Hüseyin Ünal, B.No: 2017/24715, 20/9/2018, §§ 17-29.
V. İNCELEME VEGEREKÇE
19. Mahkemenin 2/12/22020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kamu HizmetiAlanına Ayrılan Taşınmazın Uzunca Bir Süredir Kamulaştırılmaması NedeniyleMülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları
20. Başvurucu; imar planında taşınmazın kamu hizmetialanına ayrılması ile taşınmaz üzerindeki tasarruf hakkının kısıtlandığını,buna rağmen uzunca bir süre geçmiş olmasına rağmen taşınmazınınkamulaştırılmadığını ve kısıtlılığın giderilmesi yönünde başka bir işlem deyapılmadığını belirtmiştir. Başvurucu anılan durumun taşınmazdan tam anlamıylayararlanmasını engellemesi ve taşınmazın değerini olumsuz yönde etkilemesinedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
21. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarıncabireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması gerekir.
22. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereğiAnayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun, bireysel başvuru konusuşikâyetini öncelikle yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarakiletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlarasunması ve bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özenigöstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177,26/3/2013, § 17).
23. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden sözedilebilmesi için öncelikle hukuk sisteminde, hakkının ihlal edildiğini iddiaeden kişinin başvurabileceği idari veya yargısal bir hukuki yolun öngörülmüşolması gerekmektedir. Ayrıca bu hukuki yolun iddia edilen ihlalin sonuçlarınıgiderici, etkili ve başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilirnitelikte olması ve sadece kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliğe sahipbulunması gerekmektedir. Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi başvurucudanbeklenemeyeceği gibi hukuken veya fiilen etkili bulunmayan, ihlalin sonuçlarınıdüzeltici bir vasıf taşımayan veya aşırı ve olağan olmayan birtakım şeklîkoşulların öngörülmesi nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir olmaktanuzaklaşan başvuru yollarının tüketilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır (FatmaYıldırım, B. No: 2014/6577, 16/2/2017, § 39).
24. Somut olayda, paydaş olduğu taşınmazın imar planındakamu hizmetine ayrılması nedeniyle zarara uğradığını iddia eden başvurucununzararının tazmini ya da taşınmazın gerçek bedeli üzerinden kamulaştırılmasıamacıyla idareye karşı dava açma hakkı mevcuttur. Hâl böyle iken başvurucu,bireysel başvuruya konu ettiği Mahkemenin E.2015/243, K.2016/2003 sayılıdosyasında taşınmazın uzun zaman önce kamu hizmetine ayrıldığını iddia etmeklebirlikte bu husustan kaynaklanan zararlarına ilişkin bir talepte bulunmamıştır.Başvurucu, bu davada taşınmazın imar planındaki mevcut durumunun ortaklığıngiderilmesi davası sonrasında yapılan ihale bedelini olumsuz olarak etkilediğiiddiasıyla yalnızca ihale bedeli nedeniyle oluşan zararlarının tazmininiistemiştir. Derece mahkemeleri de uyuşmazlığı yalnızca başvurucunun talebidoğrultusunda ihale bedeli ile sınırlı olarak incelemiş ve başvurucununtalebinin muhtemel bir zarara yönelik olup ortada belirlenebilir somut birzarar bulunmadığından bu talebi reddetmiştir. Bu hâlde başvurucunun uzunca birsüre önce imar planında kamuya tahsis edilmesine rağmen taşınmazınınkamulaştırılmadığı ya da bu süre içinde meydana gelen zararının karşılanmadığıyönündeki iddialarını yargılama konusu yapmadığı bir davadan sonra mülkiyethakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerini Anayasa Mahkemesi önünegetirdiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda mülkiyet hakkının ihlali iddiasıkapsamında uğranılan zararların giderilmesi şikâyetleri yönünden başvuruyollarının usulünce tüketildiği söylenemez. Dolayısıyla etkin ve erişilebilirbir çözüm imkânı sunan bu hukuk yollarına başvurulmaksızın yapılan başvurununincelenmesi, bireysel başvuru yolunun ikincilliği ilkesi gereği mümkündeğildir.
25. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. TaşınmazdakiDeğer Kaybının Tazmin Edilmemesi Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları
26. Başvurucu, taşınmaz üzerinde kısıtlılık olmamasıdurumunda m² fiyatının 2.050 TL olacağını, taşınmazın kamu hizmeti alanınaayrılması nedeniyle m² değerinin 1.000 TL olarak takdir edildiğini ve buhususun kıymet takdirine itiraz davasında alınan bilirkişi raporunda ifadeedildiğini vurgulamıştır. Taşınmazdaki değer kaybının imar uygulaması sonucundameydana geldiğinden yakınan başvurucu, bu zararın tazmin edilmemesi nedeniylemülkiyet hakkının ihlal edildiğini ifade etmiştir.
2. Değerlendirme
27. Anayasa’nın "Mülkiyet hakkı" kenarbaşlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplumyararına aykırı olamaz.”
28. Somut olayda imar planında kamu hizmetine ayrılanancak fiilen el konulmaması nedeniyle henüz arsa niteliğinde olan ve ortaklığıngiderilmesi davası neticesinde açık ihale usulü ile satılan taşınmazdaki payınAnayasa'nın 35. maddesi bağlamında mülk teşkil ettiği açıktır. Başvurucu, ihalebedelinin taşınmazın imar durumu nedeniyle olması gereken miktaraulaşamamasından kaynaklı olarak mal varlığında bir azalma meydana geldiğiniiddia etmektedir. Başvurucunun önceden sahip olduğu taşınmaza ilişkin değerazlığının da bu bağlamda mülk teşkil ettiği tartışmasızdır.
29. Anayasa Mahkemesi uygulama imar planında birtaşınmazın kamu hizmeti alanına ayrılmasının şikâyet edildiği Hüseyin Ünal(aynı kararda bkz. § 41) başvurusunda taşınmazın kamulaştırılmadığısüreçte müdahalenin yol açtığı kısıtlamaları gözeterek müdahaleyi mülkiyettenbarışçıl yararlanmaya ilişkin genel kural çerçevesinde incelemiştir. Başvurukonusu olayda da bu ilkeden ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır.
30. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyethakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanunadayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerekyapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546,2/2/2017, § 62).
31. Somut olayda 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmarKanunu'nun ilgili hükümleri çerçevesinde uygulanan söz konusu müdahaleninulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun hükümlerine dayandığıanlaşılmaktadır.
32. 3194 sayılı Kanun'un 1. maddesinde, Kanun'un yerleşmeyerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların plan, fen, sağlık ve çevre şartlarınauygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlendiği belirtilmiştir. Kanun'unbelirtilen amacı çerçevesinde arazi ve arsaların düzenlemesi sırasındataşınmazın imar durumunun sosyal ve kültürel tesis alanı ile atık su veyağmur suyu alanı olarak belirlenmesi yönündeki müdahalenin kamu yararınadayalı meşru bir amacının bulunduğu kabul edilmelidir.
33. Son olarak başvurucunun mülkiyet hakkına yapılanmüdahalenin ölçülü olup olmadığı değerlendirilmelidir.
34. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilikve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülenmüdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilikulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amacadaha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılıkise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makulbir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127,22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §38).
35. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkınınsınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin haklarıarasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucununşahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuşolacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; birtaraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahaleninniteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönündebulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Arif Güven,B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60; Osman Ukav, B. No: 2014/12501,6/7/2017, § 71).
36. Anayasa Mahkemesi Hüseyin Ünal başvurusunda ölçülülükyönünden yapılan değerlendirmede uygulama imar planının onaylanmasındanitibaren beş yıldan fazla süre geçmesine rağmen imar planında kamu hizmetineayrılan taşınmazın kamulaştırılmaması ve herhangi bir tazminat da ödenmemesininbaşvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği kanaatine ulaşmıştır. Busebeple başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasındaolması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu ve müdahalenin ölçülüolmadığı kabul edilmiştir (Hüseyin Ünal, §§ 51-62).
37. Somut olay ise çeşitli yönleriyle anılan başvurudanfarklılaşmaktadır. Şöyle ki Hüseyin Ünal başvurusunda uygulama imarplanında kamu hizmetine ayrıldığı hâlde taşınmazın uzun sürekamulaştırılmamasından şikâyet edilmiştir. Bu başvuruda ise başvurucununşikâyeti yalnızca bu durumun ortaklığın giderilmesi davası sonucunda düzenlenenihale bedeline olan olumsuz etkisine ilişkindir.
38. Kamu makamlarının özellikle büyük şehirleringelişmeleri gibi karmaşık ve zor bir alanda kendi imar politikalarını uygulamakiçin geniş bir takdir alanı kullanmaları doğaldır (benzer yönde bkz. AYM,E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013). Öte yandan imar planlarının hukuk kurallarınauygun olup olmadığının değerlendirilmesi, bu alanda uzmanlaşmış derecemahkemelerinin görevidir. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamındadelillerin değerlendirilmesi veya hukuk kurallarının yorumlanması ile ilgiligörevi ise yalnızca açık keyfîlik veya bariz takdir hatası içeren kararlar ilesınırlıdır. İdare takdir hakkı kapsamında uyuşmazlık konusu taşınmazı uygulamaimar planında kamu hizmeti alanına dâhil etmiştir. Anılan imaruygulamasına yönelik olarak başvurucu ya da diğer malikler tarafından davaaçıldığı yönünde bir iddia da mevcut değildir.
39. Başvurucu, esas olarak devamı yönünde herhangi birşikâyetinin bulunmadığı imar durumunun taşınmazın satışı aşamasında zararaneden olduğunu ayrıca taşınmaz uygulama imar planında kamu hizmetine tahsisedilmemiş olsaydı konut alanında kalan komşu parseller gibi iki kat değerliolacağını iddia etmektedir. Bu hâlde taşınmazın mevcut imar durumunun başvurucuyönünden katlanılabilir olup olmadığı ve mevcut niteliği ile taşınmazın ihaledeoluşan değerine gerçekten olumsuz etki edip etmediği müdahalenin ölçülülüğübakımından önem arz etmektedir.
40. Başvurucu, taşınmazın uzun yıllar önce kamu hizmetinetahsis edildiğini ileri sürmekle birlikte bu hususta herhangi bir bilgi vebelge sunmamıştır. Başvurucu tarafından açılan tazminat davasına ilişkin davadosyasının incelemesinde de bu hususu destekleyecek bir bilgiyeulaşılamamıştır. Bu itibarla taşınmazın bireysel başvuru dosyasında bulunan 10/7/2012tasdik tarihli ve 1/1000 ölçekli revizyon uygulama imar planıyla kamu hizmetialanına ayrıldığı kabul edilmelidir. Anılan tarih ile taşınmazın satışıarasında beş yıllık süre dolmamıştır. Anayasa Mahkemesi Hüseyin Ünalbaşvurusunda uygulama imar planının onaylanmasından itibaren beş yıldan fazlasüre geçmesine rağmen imar planında kamu hizmetine ayrılan taşınmazınkamulaştırılmaması ve herhangi bir tazminat da ödenmemesinin mülkiyet hakkınıihlal ettiği sonucuna varmıştır. Somut olayda beş yıllık süre geçmediğindenbaşvurucunun imar uygulamasından kaynaklanan kısıtlılıklara katlanmayükümlülüğü bulunmakta olup bu yükümlülüğün başvurucu yönünden aşırı ve olağandışı bir nitelikte olduğu söylenemez.
41. Başka bir açıdan taşınmaz arsa vasfında olup tapudaçok sayıda paydaş adına kayıtlıdır. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı TürkMedeni Kanunu'nun 698. maddesinde paydaşların her birinin malın paylaşılmasınıisteyebileceği düzenlenmiş olup paylı mülkiyeti sürdürme hususunda biryükümlülük bulunmadığı sürece paydaşların herhangi bir zamanda ortaklığıngiderilmesi davasını açması yönünde bir engel bulunmamaktadır. Bu hâldeuyuşmazlığa konu taşınmazın ortaklığın giderilmesine ilişkin dava sonucundaihale ile satılması başvurucu yönünden öngörülemez değildir. Taşınmazdakiortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmekle taşınmaz, satışmemurluğu tarafından ihaleye çıkarılmıştır. Bu amaçla kıymet takdiri yapılmışve belirlenen bedele itiraz edilmesi üzerine Sulh Hukuk Mahkemesince yeni birkıymet takdiri yapılmıştır. Mahkemece belirlenen bu bedel üzerinden ilanaçıkılmış ve ilanda belirtilen gün ve saatte ihale gerçekleşmiştir. 9/6/1932tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun ilgili hükümleri çerçevesindeyapılan açık ihalede taşınmaz en çok pey süren katılımcıya satılmıştır. Öteyandan bir taşınmazın değeri ancak o taşınmaza ilişkin objektif kriterlerdoğrultusunda belirlenebilecek bir husustur. Uygulama imar planında komşutaşınmazın farklı bir nitelikte yer alması mümkün olup idarenin imar planınınuygulandığı alandaki bütün taşınmazları aynı vasıfla plana alması çağdaşşehircilik ilkeleri ve imar planlaması ile bağdaşmamaktadır. Taşınmazınsatışına ilişkin ihale başvurucu da dâhil olmak üzere herkese açık olup satışbedeli ilgili Kanun'un öngördüğü usule uygun olarak ve rekabetçi bir ortamdakatılımcılar tarafından sürülen peyler sonucunda oluşmuştur. Başka bir ifadeile taşınmazın ihale bedeli serbest piyasa şartlarına göre oluşmuştur.Dolayısıyla taşınmazın sahip olduğu objektif koşullar dikkate alınarakbelirlenen bedel üzerinden yapılan bir satışta taşınmazın uygulama imarplanında kamu hizmetine ayrılmış olmasının ihale bedeline açık bir etkisininbulunduğu ve bu etkinin başvurucu yönünden ağır ve katlanılamaz bir hâlaldığını söylemek mümkün değildir.
42. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda bir ihlalinbulunmadığı açık olan başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (HikmetBalabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).
43. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kamu hizmetine ayrılan taşınmazın uzunca birsüredir kamulaştırılmaması dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Taşınmazdaki değer kaybının tazmin edilmemesidolayısıyla mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerindeBIRAKILMASINA 2/12/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.