TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
NEJDET ATALAY BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/184)
Karar Tarihi: 16/7/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Serhat ALTINKÖK
Başvurucu
:
Nejdet ATALAY
Vekili
:
Av. Mustafa YILDIZ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, tutuklanmasını haklıgösterecek somut olay, olgu ve bilgi olmadığı halde tutuklandığını, derecemahkemelerinin formül gerekçelerle tahliye taleplerini reddettiğini,tutukluluğun makul süreyi aştığını, belediye başkanı seçildikten sonra tutuklubulundurulmalarının siyasi faaliyette bulunma hakkına yönelik bir müdahaleolduğunu, emsal nitelikteki Anayasa Mahkemesi kararının kendisi hakkındauygulanmadığını, yargılama sırasında tabii hakim ilkesinin gözetilmediğiniileri sürerek Anayasa’nın 10., 19., 37. ve 67. maddelerinin ihlal edildiğiniiddia etmiş ve tahliye edilerek tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 6/1/2014 tarihinde Batman1. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idariyönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bireksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca,29/1/2014 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm, 12/2/2014 tarihinde yapılantoplantıda kabul edilebilirlik ve esas hakkındaki incelemenin birlikteyapılmasına karar vermiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular12/2/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı,görüşünü 20/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafından AnayasaMahkemesine sunulan görüş başvurucuya 20/3/2014 tarihinde bildirilmiştir.Başvurucu, karşı beyanlarını 31/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve ekleri ile AdaletBakanlığının görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, 29/3/2009 tarihindeyapılan yerel seçimlerde, Batman Belediye Başkanı olarak seçilmiştir.
9. 24/12/2009 tarihinde gözaltınaalınan başvurucu, Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/12/2009 tarih ve2009/73 sorgu sayılı kararıyla tutuklanmıştır.
10. Başvurucu hakkında, örgütünfaaliyetlerini düzenlemek suretiyle örgütü yönetme, 2911 sayılı Toplantı veGösteri Yürüyüşleri Hakkında Kanun’a muhalefet ile terör örgütü propagandasıyapma suçlarını işlediğinden bahisle kamu davası açılmıştır.
11. Başvurucu Anayasa Mahkemesinin4/12/2013 tarih ve B. No: 2012/1272 sayılı kararına dayanarak, yargılamasınındevam ettiği Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinden 6/12/2013 tarihindetahliyesini talep etmiştir.
12. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi,başvurucunun talebini 11/12/2013 tarih ve E.2010/444 sayılı kararıylareddetmiştir.
13. Diyarbakır 6. Ağır CezaMahkemesinin 11/12/2013 tarihli ret kararına karşı başvurucu, 20/12/2013tarihinde Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesine itiraz etmiştir.
14. İtirazı inceleyen Diyarbakır 4.Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun itirazını 24/12/2013 tarih ve 2013/701Değişik İş sayılı kararı ile reddetmiştir. Başvurucu anılan ret kararının2/1/2014 tarihinde kendisine tebliğ edildiğini bildirmiştir.
15. Başvurucu Diyarbakır 2. Ağır CezaMahkemesince 1/7/2014 tarihinde tahliye edilmiştir. Başvurucu hakkındaki cezadavası ilk derece mahkemesi önünde derdesttir.
B. İlgili Hukuk
16. 3713 sayılı Terörle MücadeleKanunu’nun 7. maddesi şöyledir:
“Cebir ve şiddet kullanılarak;baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddedebelirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar,yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesihükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütünyöneticisi olarak cezalandırılır.”
17. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“Bu kısmın dördüncü ve beşincibölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veyayöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasıile cezalandırılır.
Birinci fıkradatanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.”
18. 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu’nun 100. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:
“Aşağıdaki suçların işlendiğihususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni varsayılabilir:
a)26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
…
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişineKarşı Suçlar (Madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
…”
19. 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Ağır ceza mahkemesinin görevinegiren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde,gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”
20. 5271 sayılı Kanun’un 104.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Soruşturma ve kovuşturmaevrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
21. Mahkemenin 16/7/2014 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 6/1/2014 tarih ve 2014/184 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
22. Başvurucu;
i. Tutuklanmasını haklı gösterecek somut olay, olgu ve bilgiolmadığı halde tutuklandığını, yerel mahkemelerin formül gerekçelerle tahliyetaleplerini reddettiğini, uzun bir süredir tutuklu olduğunu ileri sürerekAnayasa’nın 19. maddesinin,
ii. 29/3/2009 tarihinde Batman Belediye Başkanı olarak seçildiğini,Anayasa’nın 67. maddesinde seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasiparti içinde siyasi faaliyette bulunma hakkının güvence altına alınmasınarağmen belediye başkanı seçildikten sonra tahliye edilmemesi nedeniyle görevinifiilen yerine getiremediğini, tutukluluk halinin belediye başkanı olarak siyasifaaliyette bulunma ve temsil hakkını engellemesi nedeniyle seçilme hakkına birmüdahale olduğunu, belediye başkanı seçildikten sonraki tahliye taleplerininreddine ilişkin mahkeme kararlarında seçilme ve temsil hakkıyla yargılamanıntutuklu olarak sürdürülmesindeki kamu yararı arasında makul dengeningözetilmediğini, belediye başkanı olduktan sonra tutuklu kaldığı süre degözetildiğinde seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına yönelik müdahaleninölçülü ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığını ilerisürerek Anayasa’nın 67. maddesinin,
iii. Yerel seçimler ile belediye başkanı olarak seçilmesinin ardındanilk derece mahkemesinin tutuklama tedbiri konusundaki tutumunda hiçbirdeğişiklik gözlenmediğini, 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin EtkinleştirilmesiAmacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenenSuçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un yürürlüğegirmesinin ardından derece mahkemelerince verilen kararlarda hedeflenen meşruamaçla yapılan müdahale arasında gözetilmesi gereken denge açısından lehlerineolan adli kontrol tedbirlerinin yeterince dikkate alınmadığını, AnayasaMahkemesinin 4/12/2013 tarih ve B. No: 2012/1272 sayılı kararını emsalgöstererek Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesine yaptıkları başvuruların klişegerekçelerle reddedildiğini, Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasına göreAnayasa Mahkemesinin kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarınıbağlamasına ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama UsulüneDair Kanunun 50. maddesi uyarınca da Anayasa Mahkemesinin kararlarınıngereğinin yerine getirilmesinin bir zorunluluk olmasına rağmen derecemahkemesinin tutuklama kararında ısrar etmesinin kanun önünde eşitlik ilkesiniihlal ettiğini ileri sürerek Anayasa’nın 10. maddesinin,
iv. 6352 sayılı Kanun’un 105. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 250.,251. ve 252. maddelerinin yürürlükten kaldırıldığını, ancak aynı Kanun’ungeçici 2. maddesinin (4) numaralı fıkrasındayer alan “Ceza Muhakemesi Kanunununyürürlükten kaldırılan 250. maddesinin birinci fıkrasına göre görevlendirilenmahkemelerde açılmış olan davalara, kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bumahkemelerce bakmaya devam olunur. Bu davalarda, yetkisizlik veya görevsizlikkaran verilemez. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 10uncu maddesinin kovuşturmaya ilişkin hükümleri bu davalarda da uygulanır.”şeklindeki hükme göre aynı suçlarabakmakla yetkili iki ayrı mahkeme kurulduğunu, “tabii/olağan mahkeme” ilkesinin bir uyuşmazlığı yargılayacakolan mahkemenin o uyuşmazlığın doğmasından önce kanunen belli olması veyargılanacak olayın meydana geldiği anda o olay için kanunun önceden öngördüğümahkeme anlamına geldiğini, bu mahkemenin hâkiminin de “tabii hâkim” olduğunu, bir uyuşmazlığınancak doğumu anında görevli ve yetkili olan mahkeme tarafındangörülebileceğini, tabii hâkim ilkesine göre davanın olaydan sonra çıkarılacakbir kanunla kurulacak bir mahkeme tarafından görülemeyeceğini, tabii hâkimilkesinin sonucu olarak “olağanüstü/istisnai”mahkemelerin kurulamayacağını, 6352 sayılı Kanun’un 75. maddesiyle 3713 sayılıKanun’un 10. maddesinin yeniden düzenlenerek bu Kanun kapsamına giren suçlarınsoruşturma ve kovuşturma usulleri yeniden düzenlenerek yeni mahkemelerinkurulmasının tabii hâkim ilkesine aykırı olduğunu ileri sürerek Anayasa’nın 37.maddesinin,
ihlaledildiğini iddia etmiştir.
B. Değerlendirme
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Kişi Özgürlüğü ve GüvenliğiHakkının İhlali İddiası
i. Tutukluluğun Somut Olgu ve OlaylaraDayanmadığı İddiası
23. Başvurucu, tutuklanmasını haklıgösterecek somut olay, olgu ve bilgi olmadığı halde tutuklandığını ilerisürmüştür. Başvurucunun bu iddialarının Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncüfıkrası kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
24. Adalet Bakanlığı, görüşünde buşikâyetle ilgili ayrı bir değerlendirme yapmamıştır.
25. Başvurucu, söz konusu iddia ileilgili olarak, başvuru dilekçesindeki beyanlarını tekrarlamıştır.
26. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları veincelenmesi” kenarbaşlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
27. Anayasa'nın 19. maddesinin birincifıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilkeolarak konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanundagösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlarsınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkınınkısıtlanması ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardanherhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir (B. No: 2012/239,2/7/2013, § 43).
28. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncüfıkrasında, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin, ancakkaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıylaveya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerdehâkim kararıyla tutuklanabilecekleri hükme bağlanmıştır. Buna göre bir kişinintutuklanabilmesi öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirtibulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur.Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerledesteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olgu ve bilgilerinniteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır.
29. Ancak bu nitelemeye bağlı olarakkişinin suçla itham edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında delillerinyeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Zira tutukluluğunamacı, yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinintutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veyaortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Bunagöre, suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ileceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyetegerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir (B. No:2012/1272, 4/12/2013, § 73).
30. Tutukluluk, 5271 sayılı Kanun'un100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişi ancakhakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren olgularınve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir. Maddede tutuklamanedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre, (a) şüpheli veyasanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgularvarsa, (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1) delilleri yok etme, gizlemeveya değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutukluluk kararıverilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunmasıhalinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar bir liste halindebelirtilmiştir (B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 46).
31. Diğer yandan, Anayasa'da yer alanhak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındakikanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireyselbaşvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerininyorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisikapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa'ya bariz şekilde aykırı yorumlar iledelillerin takdirinde açıkça keyfilik halinde hak ve özgürlük ihlalinesebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi gerekir.Aksinin kabulü bireysel başvurunun getiriliş amacıyla bağdaşmaz (B. No:2012/239, 2/7/2013, § 49).
32. Başvurucu 24/12/2009 tarihindegözaltına alınmış ve Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/12/2009 tarih ve2009/73 sorgu sayılı kararıyla tutuklanmıştır. Tutuklamaya gerekçe olarak, “… hakkında mevcut delillerin toplanmamış olması,yüklenen suçun niteliği, atılı suçun CMK. 100/3 maddesinde sayılı katolog suçlardan olması” gösterilmiştir.Başvurucu hakkında savcılıkça düzenlenen iddianame incelendiğinde, yasadışı PKKterör örgütü adına faaliyet yürüten KCK/TM yapılanması bünyesinde KCKsözleşmesinin 14. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendinde yer alan Ekoloji veYerel Yönetimler Komitesinden emir ve talimat alarak örgütsel faaliyetleridüzenlediği, yapılan görevlendirme neticesinde aynı maddenin 5. fıkrasında yeralan Mali Alan Merkezi kapsamında faaliyetleri düzenlediği, ikametinde veKCK/TM yapılanması içerisinde faaliyet gösteren örgüt üyelerinin ikametlerindeyapılan aramada örgütsel dokümanların ele geçirildiği iddiasıyla, örgütünfaaliyetlerini düzenlemek suretiyle örgütü yönetme, 2911 sayılı Kanun’amuhalefet ile terör örgütü propagandası yapma suçlarını işlediğinden bahislekamu davası açıldığı görülmektedir.
33. Somut olayda başvurucu, söz konusuiddiasını soyut olarak dile getirmekle yetinmiş ve bu konuda herhangi biraçıklamada bulunmamıştır. Dava dosyasının incelenmesinden, tutuklama kararının,Derece Mahkemesinin bu konudaki hukuki yetki ve görevi çerçevesinde verildiğianlaşılmaktadır. Başvuru dosyasında bunun aksini ifade eden herhangi bir hususda yer almamaktadır. Bu durumda başvurucunun, suç işlediğinden şüphelenilmesiiçin somut olgu ve bilgi bulunmadığı halde tutuklandığı ve tutukluluğunsürdürüldüğü iddiasının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. Tutukluluğundevamına dair kararların ilgili ve yeterli olup olmadığı meselesinin isetutukluluğun makul olup olmadığının incelenmesi sırasında ele alınması gerekir.
34. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun“tutuklanmasını haklı gösterecek somut olay,olgu ve bilgi olmadığı halde tutuklandığı”na ilişkin iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” sebebiylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığıİddiası
35. Başvurucunun, tutukluluğun makulsüreyi aştığı ve formül gerekçelerle tutukluluğun devamına karar verildiğineilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabuledilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun bu şikâyetlere ilişkinkısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Adil Yargılanma Hakkının İhlaliİddiası
36. Başvurucu, hakkındaki davanın “tabii hâkim ilkesi”ne aykırı olarak olağanüstübir mahkeme tarafından görüldüğünden şikâyet etmişlerdir.
37. Adalet Bakanlığı görüşünde, adilyargılanma hakkının, davaların yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız birmahkeme tarafından görülmesini gerektirdiğini, Sözleşme’nin 6. maddesininmahkemelerin yasayla kurulması şartını öngördüğünü, bu düzenlemenin amacınınmahkemenin bağımsızlığını sağlamak üzere demokratik bir toplumda yargısistemini yürütmenin takdirine bırakmamak ve bu sistemin parlamento tarafındandüzenlenmesini sağlamak olduğunu, Sözleşme’nin 6. maddesinin yasaylakurulmaları koşuluyla özel mahkemelerin kurulmasını engellemediğini, Avrupaİnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Keser/Türkiyekararında (B. No: 29321/11, 15/10/2013, §§ 25-28) Hakimler ve Savcılar YüksekKurulu tarafından yetkilendirilen Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin,yetkileri Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250. maddesinde belirlenen mahkemelerolduğunu belirterek söz konusu şikayeti açıkça dayanaktan yoksun bulduğunubelirtmiştir.
38. Başvurucu, söz konusu iddia ileilgili olarak, başvuru dilekçesindeki beyanlarını tekrarlamıştır.
39. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncüfıkrası ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanunu’nun 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince AnayasaMahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamugücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) veTürkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Birbaşka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan birhak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
40. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay veolguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun, haklarındakidavanın tabii hâkim ilkesine aykırı olarak olağanüstü bir mahkeme tarafındangörüldüğü yönündeki şikâyetlerinin Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan “adilyargılanma hakkı” kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
41. Anayasa’nın 36. maddesinin birincifıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargımercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkınınkapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriği, Sözleşme’nin “adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
42. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülenişlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuruyollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olmasıgerekir.”
43. Bu hüküm uyarınca AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilenişlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmişolması gerekir.
44. Zira temel hak ve özgürlükleresaygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygundavranılmadığı takdirde ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idarimercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlaledildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde olağan kanun yollarıvasıtasıyla çözüme kavuşturulması gerekir. Bireysel başvuru yoluna, iddiaedilen hak ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesidurumunda başvurulabilir (B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 17-18). Başvurucuhakkındaki dava, derece mahkemesi önünde derdesttir. Dolayısıyla bu şikâyetbakımından başvuru yolları henüz tüketilmemiştir.
45. Açıklanan nedenlerle, başvurucununhakkındaki davanın “tabii hâkim ilkesi”neaykırı olarak olağanüstü bir mahkeme tarafından görüldüğü iddiasının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Eşitlik İlkesinin İhlali İddiası
46. Başvurucu, Anayasa’nın 10.maddesinde düzenlenen “kanun önünde eşitlikilkesi”ninihlal edildiğini ileri sürmüştür.
47. Adalet Bakanlığı görüşünde, AnayasaMahkemesi içtihatlarına göre, başvurucunun Anayasa’nın 10. maddesindedüzenlenen eşitlik ilkesi ve Sözleşme’nin 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılıkyasağının ihlal edildiğine yönelik iddialarının, bahsi geçen maddelerdekiifadeler dikkate alındığında, Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğertemel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerektiğini (B. No:2012/1049, 26/3/2013, § 33; B. No: 2013/1337, 16/5/2013, § 20), başka bir ifadeyleayrımcılık yasağının ihlal edilip edilmediğinin tartışılabilmesi için, ihlaliddiasının, kişinin hangi temel hak ve özgürlüğü konusunda ayrımcılığa maruzkaldığı sorularına cevap verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
48. Bakanlık, başvurucu ile benzer durumda olan kişilerinbaşvuruları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin kararlarını emsal göstererektahliye talep ettiği, ancak talebinin reddedildiği iddiasıyla ilgili olarak;Anayasa Mahkemesince, aynı hukuki metne ya da duruma ilişkin olarak, aynı derecedekibağımsız yargı mercileri arasındaki yorum ve içtihat farklılıkları ile temyizmercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin yorum farklılıklarının tek başına adilyargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemeyeceğine karar verdiğiniifade etmiştir (B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 45).
49. Başvurucu, söz konusu iddia ile ilgili olarak, başvurudilekçesindeki beyanlarını tekrarlamıştır.
50. Başvurucunun, Anayasa’nın 10.maddesinin ihlal edildiğine yönelik iddialarının, soyut olarak değerlendirilmesimümkün olmayıp, mutlaka Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak veözgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (B. No: 2012/1049,26/3/2013, § 33).
51. Başvurucunun, eşitlik ilkesininihlali iddiasının esas olarak kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı çerçevesinde vebu hakla bağlantılı olarak ele alınması gerekir. Dolayısıyla kişi özgürlüğü vegüvenliği hakkı bakımından eşitlik ilkesi, bağımsız nitelikte koruma işlevinesahip olmayıp, bu hakkın kullanılmasını, korunmasını ve başvuru yollarınıgüvence altına alan tamamlayıcı nitelikte haklardandır (B. No: 2012/1049,26/3/2013, § 34).
52. Açıklanan nedenlerle, başvurucununAnayasa’nın 10. maddesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının, Anayasa’nın 19.maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği yönündeki iddialar çerçevesindedeğerlendirilmesi gerekir.
d. Seçme, Seçilme ve Siyasi FaaliyetteBulunma Hakkının İhlali İddiası
53. Başvurucu, belediye başkanı olarakseçildikten sonra tutuklandığını ve tutukluluğu nedeniyle görevini fiilenyerine getiremediğini ileri sürmüştür.
54. Adalet Bakanlığı görüşünde, serbestseçim hakkının Avrupa kamu düzeninin temel unsuru olan demokrasinin en önemliilkelerinden biri olduğunu, seçme ve seçilme hakkının mutlak nitelikte bir hakolmadığını, Sözleşme’nin taraf devletlere seçme ve seçilme hakkının kapsam veuygulamasını belirleme konusunda geniş bir takdir hakkı verdiğini, seçme veseçilme hakkının kullanımının belli şartlara bağlanabileceğini, AnayasaMahkemesinin de benzer nitelikteki başvurulara ilişkin 4/12/2013 tarihli ikikararında yer verilen ilkelere göre seçilme, seçilme ve bağımsız olarak veyabir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma hakkının güvence altınaalındığını ve takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğu belirtilmiştir.
55. Başvurucu, söz konusu iddia ile ilgili olarak, başvurudilekçesindeki beyanlarını tekrarlamıştır.
56. Anayasa ve Sözleşme’nin ortakkoruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun esasınınincelenmesi mümkün değildir. Başvurucunun iddiasının Anayasa’nın 67. maddesininbirinci fıkrası ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün3. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
57. Anayasa’nın “Seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma hakları”başlıklı 67. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Vatandaşlar, kanunda gösterilenşartlara uygun olarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasî partiiçinde siyasî faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.”
58. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesişöyledir:
“Yüksek Sözleşmeci Taraflar, yasamaorganının seçilmesinde halkın kanaatlerinin özgürce açıklanmasını sağlayacakşartlar içinde, makul aralıklarla, gizli oyla serbest seçimler yapmayı taahhütederler.”
59. AİHM, “serbest seçim hakkı”nıAvrupa kamu düzeninin temel unsuru olan demokrasinin en önemli ilkelerindenbiri olarak kabul etmektedir. AİHM, Sözleşme’ye Ek 1No.lu Protokol’ün 3. maddesince korunan hakların, hukukun üstünlüğüne dayananetkili ve anlamlı bir demokrasinin temellerinin kurulması ve sürdürülmesi içinhayati öneme sahip olduğunu belirtmiştir (Mathieu-Mohin ve Clerfayt/Belçika,B. No: 9267/81, 2/3/1987, § 47; Ždanoka/Letonya [BD], B. No: 58278/00,16/3/2006, § 103; Yumak ve Sadak/Türkiye[BD], B. No: 10226/03, 8/7/2008 § 105).
60. AİHM, Sözleşme’yeEk 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesindeki serbest seçim hakkını, “yasama organı”nın seçimi ya da bu organıniki meclisi varsa en azından bir meclisin seçimi ile sınırlı olarak değerlendirmektedir(Gorizdra/Moldova (kk.),B. No: 53180/99, 02/07/2002, hukuk kısmı, § 2; Cherepkov/Rusya (kk.), B. No: 51501/99, 25/01/2000, hukuk kısmı, § 1).
61. AİHM, serbest seçim hakkınınkapsamını, yasama yetkisine sahip olmayan yerel yönetimlerin seçimleriniiçerecek kadar genişletmemiş ve yerel seçimlerin, ulusal yasaları yerel düzeydeuygulayarak parlamentonun desteklenmesi işlevine sahip olduğunu belirtmiştir.AİHM ayrıca, belediye seçimlerinin (Cherepkov/Rusya (kk.), B. No: 51501/99, 25/01/2000), bölgesel seçimlerin(Malarde/France (kk.),B. No: 46813/99, 5/9/2000), il genel meclisi seçimlerinin (Santoro/Italy, B. No: 36681/97,16/1/2003), belediye ve ilçe meclisi seçimlerinin (Mółka/Poland (kk.),B. No: 56550/00, 11/4/2006) Sözleşme’ye Ek 1 No.luProtokol’ün 3. maddesinde belirlenen serbest seçim hakkının kapsamındaolmadığına karar vermiştir.
62. Anayasa’nın 67. maddesinde seçme,seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyettebulunma hakkı güvence altına alınmıştır. Anayasa Mahkemesine yapılan birbireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafındanmüdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmışolmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamınada girmesi gerekir. Somut olayda, belediye başkanı seçilen başvurucununtutuklanması nedeniyle bu görevini yerine getiremediğine ilişkin iddiası,Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalmaktadır.
63. Açıklanan nedenlerle, başvurucununtutukluluğu nedeniyle belediye başkanlığı görevini yerine getiremediğineilişkin iddiasının, Anayasa ve Sözleşme’ninortak koruma alanı dışında kaldığı anlaşıldığından “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
64. Başvurucu, tahliye taleplerininformül gerekçelerle reddedildiğini ve makul olmayan bir süredir tutukluolduğunu ileri sürmüştür.
65. Adalet Bakanlığı görüşünde, AnayasaMahkemesi ve AİHM’in tutukluluk süresininhesaplanmasıyla ilgili ilkelerine değinerek somut olayda başvurucunun25/12/2009 tarihinde tutuklandığını, başvuru tarihi itibariyle yaklaşık dörtyıl iki aydır tutuklu olduğunu, tutuklamaya ilişkin konularda AİHM kararlarlarına göre belli bir süreye kadar tutukluluğundevamı için makul şüphe ya da inandırıcı nedenlerin aranmasının yeterliolduğunu, somut olayda başvurucunun atılı suçu işlediğine dair inandırıcıdelillerin bulunup bulunmadığının, toplam tutukluluk süresi ve tutukluluk konusundakiulusal mahkeme kararlarının gerekçelerinin, davanın kapsamının vekarmaşıklığının, sanık sayısının, isnat olunan suçun organize suç olmasının,yargılama süresince derece mahkemesine izafe edilebilecek herhangi bir ihmalveya hareketsiz kalmanın bulunup bulunmadığının ve yargılamanın sürdürülüptamamlanmasında mahkemenin kendinden beklenen her türlü dikkat ve özenigösterip göstermediğinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ve bu konudakitakdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğunu ifade etmiştir.
66. Başvurucu, dört yılı aşan birsüredir tutuklu olduğunu, klişe gerekçelerle tutukluluğunun devamına kararverildiğini, adli kontrol tedbirlerinin dikkate alınmadığını, delilleri yoketme, gizleme ve değiştirme ihtimalinin bulunmadığını ifade etmiş ve başvuruformundaki iddialarını tekrarlamıştır.
67. Anayasa’nın 19. maddesinin yedincifıkrası şöyledir:
“Tutuklanankişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturmasırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılmailgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerinegetirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”
68. Anayasa’nın 19. maddesinin yedincifıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin, yargılamanınmakul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbestbırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.
69. Tutukluluk süresinin makul olupolmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkündeğildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olupolmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.Anayasa’nın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmensabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” şeklinde ifadesinibulan masumiyet karinesi, yargılama süresince kişinin hürriyetinin esas,tutukluluğun ise istisna olmasını gerektirmektedir. Tutukluluğun devamı ancakmasumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınankişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha ağır basan gerçek bir kamu yararınınmevcut olması durumunda haklı bulunabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 61).
70. Bir davada tutukluluğun belli birsüreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin görevidir. Bu amaçla,yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm olayların derecemahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma taleplerine ilişkinkararlarda bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir (B. No: 2012/1137,2/7/2013, § 62).
71. Tutuklama tedbirine kişilerinsuçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bu kişilerinkaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıylabaşvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğundevamı için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra, uzatmaya ilişkinkararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin gerekçeleriyle birliktegösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili” ve “yeterli”görüldüğü takdirde, yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği deincelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veyasanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenindeğerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiylesürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir (B. No:2012/1137, 2/7/2013, § 63). Tutukluluk süresinin makul seviyede kalması içinilgili makamların almış oldukları önlemler de dâhil olmak üzere tüm buunsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusundabir sonuca ulaşılabilir (B. No: 2014/85, 3/1/2014, § 43).
72. Dolayısıyla Anayasa’nın 19.maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesindeesas olarak, serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerinebakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itirazbaşvurularında sunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterincegerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne alınmalıdır. Öte yandan hukuka uygunolarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti vetutuklama nedenlerinden biri veya birkaçının varlığı devam ettiği sürece ilkeolarak belli bir süreye kadar tutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerekir(B. No: 2012/1137, 2/7/2013, §§ 63-64).
73. Diğer taraftan özgürlük hakkı, adlimakamlarla güvenlik görevlilerinin özellikle organize suçlarla etkili birşekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek biçimdeyorumlanmamalıdır. Nitekim AİHM, Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (c) bendinin, Sözleşme’ye TarafDevletlerin güvenlik görevlilerinin bilhassa organize olanlar olmak üzeresuçlulukla etkili olarak mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye sebepolabilecek biçimde uygulanmaması gerektiğini vurgulamaktadır (Dinç ve Çakır/Türkiye, B. No. 66066/09,9/7/2013, § 46).
74. Bir kişinin gerekçeden tamamen yoksun bir yargıkararıyla tutuklanması ve tutukluluğun uzatılması kabul edilemez (Benzeryöndeki AİHM kararları için bkz: Nakhmanovich/Rusya, B. No: 55669/00, 2/3/2006, § 70; Belevitskiy/Rusya, B. No: 72967/01, 1/3/2007, § 91).Bununla beraber tutukluluğu meşru kılan gerekçeler gösterilerek bir zanlıya da sanığın tutuklanmasının keyfi olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak aşırıderecede kısa gerekçelerle ve hiçbir yasal hüküm gösterilmeden tutuklama kararıvermek ya da tutukluluğu devam ettirmek bu çerçevede değerlendirilmemelidir(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz: Mooren/Almanya [BD], B. No: 11364/03, 9/7/2009,§ 79).
75. İtiraz veya temyiz merciinin,itiraz veya temyiz incelemesine konu mahkeme kararına ve bu karardakigerekçelere katıldığı durumlarda, buna ilişkin kararını ayrıntılı olarakgerekçelendirmemesi, kural olarak, gerekçeli karar hakkına aykırılık teşkil etmez(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz: García Ruiz/İspanya,B. No: 30544/96, 21/1/1999, § 26).
76. Makul sürenin hesaplanmasındasürenin başlangıcı, başvurucunun daha önce yakalanıp gözaltına alındığıdurumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir.Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı tarihtir. Ancakkişinin, tutuklu olarak yargılanmakta olduğu davada mahkumiyetine kararverilmiş ise mahkûmiyet tarihi itibarıyla da tutukluluk hali sona erer (B. No:2012/237, 2/7/2013, §§ 66, 67).
77. Dava dosyası incelendiğindebaşvurucunun, 1/4/2013, 18/4/2013 ve son olarak da 6/12/2013 tarihinde tahliyetalebiyle mahkemeye başvurduğu görülmektedir. Başvurucunun 1/4/2013 tarihlitahliye talebi Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 4/4/2013 tarihli kararıyla,“… isnat olunan suçun vasıf ve mahiyeti,sanıkların üzerine atılı suçlarla ilgili tanık beyanları, aramalarda elegeçirilen belge ve dokümanlar, dijital malzemelere ilişkin incelemetutanakları, telefon görüşmeleri ve ortam dinlemeleri, görüntü inceleme vefotoğraftan tespit tutanakları, teknik araçlarla izleme ve dinleme çözümtutanakları, doküman inceleme tutanakları, olay tespit tutanakları ve fizikitakip tutanaklarına göre kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgularınbulunması, sanıkların delilleri yok etme gizleme, değiştirme, tanıklar üzerindebaskı yapma olasılıklarının bulunması, suçların 5271 sayılı Kanun’un 100/3maddesinde sayılan katolog suçlardan olması ve isnatedilen suçlar için öngörülen ceza miktarı, sanıkların kaçma şüphesininbulunması ...” gerekçesiyle reddedilmiş ve tutukluluk halinindevamına karar vermiştir.
78. Başvurucunun 18/4/2013 tarihlitahliye talebi Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/4/2013 tarihlikararıyla, “… olay tutanakları, iletişim tespit tutanakları ve fotoğraftan tespittutanakları ile tüm dosya kapsamına göre kuvvetli suç şüphesinin varlığınıgösteren olguların bulunması, suçların 5271 sayılı Kanun’un 100/3 maddesindesayılan katolog suçlardan olması ve isnat edilensuçlar için öngörülen ceza miktarı, sanıkların kaçma şüphesinin bulunması,tutuklama tedbirinin makul ve dosya kapsamında uyumlu olması …”gerekçesiyle reddedilmiş ve tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.
79. Başvurucu son olarak, 6/12/2013tarihinde tahliye talebiyle Mahkemeye başvurmuş, ancak talebi Diyarbakır 6.Ağır Ceza Mahkemesinin 11/12/2013 tarihli kararıyla, “… isnat edilen suçun vasıf ve mahiyeti, sanıklarınüzerine atılı suça ilişkin gizli tanık beyanları, fiziki takip ve tespittutanakları, olay tutanakları, iletişim tespit tutanakları ve fotoğraftantespit tutanakları ile tüm dosya kapsamına göre kuvvetli suç şüphesininvarlığını gösteren olguların bulunması, suçların 5271 sayılı Kanun’un 100/3maddesinde sayılan katolog suçlardan olması ve isnatedilen suçlar için öngörülen ceza miktarı, sanıkların kaçma şüphesininbulunması, tutuklama tedbirinin makul ve dosya kapsamında uyumlu olması …”gerekçesiyle reddedilmiş ve tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.
80. Başvurucu Diyarbakır 6. Ağır CezaMahkemesinin 11/12/2013 tarihli ret kararına itiraz etmiş, ancak itirazıDiyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/12/2013 tarih ve 2013/701 Değişik İşsayılı kararıyla “Diyarbakır 6. Ağır CezaMahkemesinin 11/12/2013 tarihliara kararıyla verilen tutukluluk halinin devamına ilişkin kararında herhangibir isabetsizlik bulunmadığı …” gerekçesiyle reddedilmiş vetutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.
81. Suçluluğu hakkında kuvvetli belirtibulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veyadeğiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılanve kanunda gösterilen diğer hâllerde tutulabilirler. Bu şartların tutukluluksüresince devam ediyor olması, tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu vemeşruiyeti bakımından olmazsa olmaz bir koşul olmakla birlikte bu durumun devamedip etmediğinin ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konulması ve yürütülenişlemlerde gerekli özenin gösterilmesi gerekir (B. No: 2012/338, 2/7/1013, §70).
82. Somut olayda başvurucu 24/12/2009tarihinde tutuklanmış olup yargılaması derece mahkemesi önünde devametmektedir. Başvurucu Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesince 1/7/2014 tarihindetahliye edilmiştir. Buna göre başvurucu, yaklaşık 4 yıl 6 ay boyuncaözgürlüğünden mahrum kalmıştır.
83. Derece mahkemelerince verilentutukluluğa itiraz ve itirazın reddine dair kararların gerekçeleriincelendiğinde, bu gerekçelerin tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu vetutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte olmadığı ve aynıhususların tekrarı niteliğinde olduğu görülmektedir. Somut olaydaki tutuklulukhalinin devamına ilişkin bu gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu söylenemez. İlgilive yeterli olmayan gerekçelere dayanılarak başvurucunun özgürlüğünden mahrumbırakıldığı dikkate alındığında söz konusu tutukluluk süresi makul olarakdeğerlendirilemez.
84. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. MaddesiYönünden
85. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin(1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlindeihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedileceği belirtilmiş; ancak yerindelik denetimi yapılamayacağı, idarieylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
86. Başvuruda, Anayasa’nın 19.maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
87. Başvurucu, uğradığı zararkarşılığında 20.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvurucuya,özgürlük ve güvenlik hakkına yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlaltespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararının varlığı ve somutolayın özelliklerini dikkate alarak takdiren 5.000,00TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
88. Başvurucu tarafından yapılan vedosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 209,90 TL harç ve 1.500,00 TL vekâletücretinden oluşan toplam 1.709,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
89. Kararın bir örneğinin ilgilimahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. “Tutukluluğun somut olgu ve olaylara dayanmadığı” yönündekiiddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. “Hakkındaki davanın tabii hâkim ilkesine aykırı olarak olağanüstü birmahkeme tarafından görüldüğü” yönündeki iddiasının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. “Tutukluluğu nedeniyle belediye başkanlığı görevini yerine getiremediği”yönündeki iddiasının “konu bakımındanyetkisizlik” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. “Tahliye taleplerinin formül gerekçelerle reddedildiği ve uzun birsüredir tutuklu olduğu” yönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
B. “Tahliye taleplerinin formülgerekçelerle reddedildiği ve tutukluluğun makul süreyi aştığı” iddiası yönünden Anayasa’nın 19.maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya 5.000,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNEve tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucular tarafından yapılan toplam 209,90 TL harç ve1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.709,90 TL yargılama giderininBAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğinden sonra Maliye Bakanlığına yapılacakbaşvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olmasıhalinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre içinyasal faiz uygulanmasına,
F. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,
16/7/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.