TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
NEJMETTİN TİRYAKİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/14265)
Karar Tarihi: 8/12/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Nuri NECİPOĞLU
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
Tuğba YILDIZ
Başvurucu
:
Nejmettin TİRYAKİ
Vekili
:
Av. Saim BOZKURT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör örgütü üyeleri tarafından kardeşi ve köyhalkından bazı kişilerin öldürüldüğü dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması HakkındaKanun kapsamında yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygunyargılanma ve mülkiyet haklarının; ret işlemine karşı açılan davaya ilişkinyargılama işlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmamasınedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 1/9/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/10/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 11/4/2016 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucu; terör örgütü üyeleri tarafından 6/6/1993 tarihindeköye yapılan baskında kardeşi ve köy halkından bazı kişilerin öldürüldüğünü, buözel durumundan kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk etmekzorunda kaldığını iddia etmiştir.
7. Başvurucu 1/5/2006 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar TespitKomisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
8. Komisyon 2/10/2006 tarihli ve 2006/1-201 sayılı kararında,başvurucunun olay tarihinde reşit olmadığı için mal sahibi olamayacağıkanaatine vardığından talebin reddine karar vermiştir.
9. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhineDiyarbakır 1. İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.
10. Diyarbakır 1.İdare Mahkemesinin 19/3/2008 tarihli veE.2006/2243, K.2008/349 sayılı kararı ile davanın reddine hükmedilmiştir.Kararın gerekçesi şöyledir:
“...Dava konusu işlemde zarar tespit komisyonunun davacının başvurusunureddetmesinin sebebi olarak; "davacının olay tarihinde yaşı küçük olduğu,olay tarihinde reşit olmadığı, mal sahibi olamayacağı kanaatine varıldığıgerekçesiyle " gösterildiğine göre, uyuşmazlığın bu çerçevede incelenmesive değerlendirilmesi gerekmektedir.
5233 sayılı Kanun Hükümlerindenfaydalanabilmek için; terör eylemi sebebiyle ya da terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler nedeniyle meydana gelen bir zararın olması gerekmekte olup, olayınbu kapsamda yani davacının herhangi bir zararının olup olmadığının tespiti içindava dosyasına sunulan;
Davacıya ait nüfus kayıt örneğinin incelendiğinde; davacının"07.07.1983" doğumlu olduğu yani köyden göç etme tarihinde 10 yaşındaolduğu, köye dönüş tarihi olan 1997 tarihinde de 14 yaşına olduğu, 18.03.2003tarihinde de evlendiği görülmektedir.
Diğer taraftan anılan kanunun genel gerekçesi ile 1. maddesiningerekçesinde belirtildiği üzere; olağanüstü hal ilan edilen illerdeki kişilerinuğradıkları zararlar, ister terör örgütlerinin eylemlerinden, isterse terörlemücadele kapsamında alınan tedbirlerden kaynaklanmış olsun; bu zararlarınbelirtilen ilkeler uyarınca karşılanmasının, Devlete olan güveni pekiştireceği;vatandaş ve Devlet kaynaşmasını arttıracağı, terörle mücadeleye ve toplumsalbarışa önemli katkıda bulunacağı açık olup, kişilerin terör ve terörle mücadelekapsamında meydana gelen bir malvarlığı zararının olmaması durumunda tazminatistemlerinin 5233 sayılı Kanun uyarınca karşılanmasının ise Kanunun amacınaters düşeceği kuşkusuzdur.
Dava dosyasındaki bütün bilgi ve belgeler ile yukarıda belirtilenbelgelerin incelenmesinden; köyden göç etme tarihinde 10 yaşında olduğu vereşit olmadığı, fiil ehliyetinin bulunmadığı, bu yaştaki bir insanın köyyerinde ayrı evi, arazisi, ahırı vs. taşınmazının bulunmasının hayatın olağanakışına aykırı olduğunun hukuken karine olarak kabulü gerektiği, aksi birdurumun davacı tarafından da somut olarak ortaya konulamadığı; dolayısıyla,davacının 5233 sayılı Kanun kapsamında uğradığı herhangi bir zararının olmadığısonuç ve kanaatine varılmıştır.
Bu itibarla; davacının, zarar gören malvarlığının olmadığı anlaşıldığındanbaşvurusunun bu sebeple reddedilmesinde hukuka ve mevzuata aykırılıkbulunmamaktadır...”
11. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 17/4/2014 tarihli ve E.2011/7187, K.2014/2855 sayılı ilamı ilekararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiznedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğibelirtilerek onanmasına karar verilmiştir. Temyiz kararı başvurucuya 5/8/2014tarihinde tebliğ edilmiştir.
12. Başvurucu 1/9/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
13. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu kararı eki kararın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
14. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılıKanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) göstergerakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesinegöre,
b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncüderece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidörtkatı tutarına kadar,
c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinciderece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar,
d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinciderece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar,
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenennakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasailişkin hükümleri uygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
15. Mahkemenin 8/12/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
16. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin veakabinde açtığı davanın reddedildiğini,"Köy korucusu ol ya da köyü terk et." şeklinde idareceyapılan baskı ve zorlamaya köy halkının maruz kalmasının dikkate alınmadığını,terör örgütü üyeleri tarafından 6/6/1993 tarihinde köye yapılan baskındakardeşinin ve köy halkından bazı kişilerin öldürülmesine dair özel durumunundikkate alınmadığını, Komisyonca adına kayıtlı mal varlığının bulunmadığı vereşit olmadığı için mal sahibi olamayacağı kanaatine varıldığından bahisletalebinin reddedildiğini oysa bilirkişi ve keşif heyeti tarafından malvarlığının tespit edilerek tutanak tanzim edildiğini, 1983 yılında doğduğunu vekırsal alanda olması nedeniyle ergin olmadan erken evlendiğini, altı çocuğununolduğunu, açtığı davada yapılan yargılama sırasında Derece Mahkemesinde vetemyiz aşamasında dile getirmesine rağmen Mahkeme ve Danıştay tarafından buhususların dikkate alınmadığını belirterek adil yargılanma haklarının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
17. Başvurucu; ayrıca kararların yeterli gerekçe ihtivaetmediğini, sunduğu belgeleri dikkate almadan idarece sunulan belgelere dayalıolarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, aynı köyden başvuru yapankişilere tazminat verilirken kendisine tazminat verilmediğini ve ayrımcılıkyapıldığını, idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerinegetirmemesi sonucu mülkiyet hakkından yoksun kaldığını ve Derece Mahkemesininyaptığı hatalı değerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, 5233sayılı Kanun’da yer almayan bir nedene dayanılarak Komisyon ve yargımakamlarınca talebinin reddedildiğini, yaptığı başvuru hakkında yürütülenişlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın2., 7.,10., 35., 36., 87., 125. ve 141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlaledildiğini iddia etmiş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
18. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun 5233sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanınreddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiğianlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukukinitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisitakdir eder (Tahir Canan, B. No:2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklaraltında incelenmiştir:
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkinİddia
19. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderimtaleplerinin yaşı küçük olması gerekçesiyle reddedildiğini ancak aynı yerleşimyerinden aynı yaşta başvuruda bulunanlar hakkında Komisyonun tazminat ödenmesiyönünde karar verdiğini ve yargı mercilerince bu kararlar konusunda araştırmave inceleme yapılmayarak davasının reddine hükmedildiğini, bu nedenle makul veobjektif bir sebep bulunmamasına rağmen tazminat ödenmemesi yönünde kararalındığını belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesininihlal edildiğini iddia etmiştir.
20. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminattaleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası dahaönce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesi, başvurucularınkendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık yapıldığına ilişkin birbeyanının bulunmadığı başvurular ile bu yöndeki iddialarını somut herhangi bir bulguve kanıt ile temellendirmedikleri başvuruların açıkça dayanaktan yoksun olduğugerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014,§§ 43-48; Cahit Tekin, B. No:2013/2744, 16/7/2014, §§ 39-44).
21. Somut başvuru açısından, yapıldığı iddia edilen ayrımcılığınhangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtileniddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığıanlaşıldığından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmamaktadır.
22. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin, açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Tarafsız MahkemedeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
23. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğedilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını iddiaetmiştir.
24. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda benzeriddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimintarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürütenhâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel birkanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusuolduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucularınanılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar,§§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).
25. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkinkarineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı kararverilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
26. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemedeyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
c. Çelişmeli Yargılama veSilahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
27. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge ve deliller dikkatealınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyenbelgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine kararverildiğini belirtmiş, bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliğiilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
28. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeliyargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha öncebireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanunkapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdasedilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamenboşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti içinde bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bubelgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarınaaktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk DereceMahkemesi kararıyla başvurucuların vâkıf olduğu tespit edilmiştir.Başvurucuların temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgelerışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürmeimkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyandilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulanbelgelerin değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olaraktetkik ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyalarıkapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin birimkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (MesudeYaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,§§ 70-72).
29. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılanincelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı vebaşvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığısonucuna varılmıştır.
30. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama vesilahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
d. Yargılamanın Sonucuİtibarıyla Adil Olmadığına İlişkin İddia
31. Başvurucu, Komisyonca verilen kararın akabinde açtığıdavadan sonuç alamadığını, göç etmeye mecbur kalması nedeni ile mal varlığınaulaşamadığını, yaşı küçük olduğu gerekçesiyle Mahkemece taleplerininreddedildiğini, zararlarının tazmin edilmediğini belirterek mülkiyet hakkınınihlal edildiğinden şikâyetçi olmuş; yargılama sürecinde yapılan incelemeler velehine olmayan yargı kararı temeline dayandırıldığı tespit edilen bu iddialarınAnayasa’nın 36. maddesi kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.
32. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurularailişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeyetabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,§ 24).
33. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz bir takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvurukapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yoluşikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdirhatası veya açık keyfîlik içermedikçe AnayasaMahkemesince esas yönünden incelenemez (NecatiGündüz ve Recep Gündüz, § 26).
34. Başvurucu, maddi vakıa ve delillerin hatalı takdirineticesinde yaşı küçük olduğu gerekçesiyle zararlarının karşılanmadığını vedavasının reddedildiğini, bu kapsamda Derece Mahkemesince delillerin takdirininhatalı ve hükmün sonuç itibarıyla hukuka aykırı olduğunu belirtmekte olupbaşvurucunun iddialarının özünün Derece Mahkemesince delillerindeğerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına veesas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
35. İdare Mahkemesince, dava dosyasında yer alan bilgi vebelgelere göre başvurucunun köyden göç etme tarihinde 10 yaşında olduğu vereşit olmadığı, fiil ehliyetinin bulunmadığı, bu yaştaki bir insanın köyyerinde ayrı evi, arazisi, ahırı vs. taşınmazının bulunmasının hayatın olağanakışına aykırı olduğunun hukuken karine olarak kabulünün gerektiği, aksi birdurumun başvurucu tarafından da somut olarak ortaya konulamadığı dolayısıyla başvurucunun5233 sayılı Kanun kapsamında uğradığı herhangi bir zararının olmadığı sonuç vekanaatine varıldığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.Başvurucunun iddiaları, temyiz merciince de incelenip reddedilmek suretiyleyerel Mahkeme kararı onanmıştır. Başvurucunun anılan iddialarına yönelik olarakbu çerçevede Derece Mahkemesinin kararında açık bir keyfîlikbulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
36. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından, başvurununbu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
e. Hakkaniyete UygunYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
37. Başvurucu, terör örgütü üyeleri tarafından 6/6/1993tarihinde köye yapılan baskında kardeşi ve köy halkından bazı kişilerinöldürüldüğünü, güvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk etmek zorunda kaldığını,bu özel durumu dikkate alınmaksızın 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığıbaşvurunun reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlananhakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
38. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır."
39. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal içinkanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
40. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesinebireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veyaeylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olmasıgerekir.
41. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınuyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortayaçıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerinebaşvurulmalıdır.
42. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte birkanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının önceliklegenel yargı mercilerinde olağan yasa yolları ile çözüme kavuşturulması esastır.Bireysel başvuru yoluna iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetimmekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §18).
43. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle hukuk sistemindedüzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarıncabaşvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle vesüresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bukonuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması, aynızamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermişolması gerekir (Bayram Gök, §19).
44. Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarakolağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialarAnayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayanyeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök, § 20).
45. Başvuru konusu olayda başvurucunun dava dilekçesi ve temyiztalebi incelendiğinde başvurucunun dava dilekçesinde kardeşinin ölümüne dairherhangi bir husustan bahsetmediği, davasını yaşı küçük olması nedeniyle malvarlığı zararının karşılanmadığını iddia ettiği, Komisyon kararına karşı açtığıve dava dilekçesinde sadece maddi tazminat talebinde bulunduğu tespitedilmiştir. Sadece temyiz aşamasında kardeşinin öldüğünü ileri sürmesi yeterligörülmeyerek anılan iddia hakkında herhangi bir dava açmamış olması neticesindeiddiaların Anayasa Mahkemesince incelenmesi bireysel başvurunun ikincillikilkesi gereği mümkün değildir.
46. Açıklanan nedenlerle anılan ihlal iddialarının başvuruyolları usulüne uygun şekilde tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığıanlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
f. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
47. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmınınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
48. Başvurucu 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürülen giderimtalebinin değerlendirilmesi hususundaki yargılama prosedürünün özellikleDanıştay aşamasında geçen sürecin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyleAnayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
49. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari yargımakamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 58-66). Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha uzun bir süredegerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdankaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır (İsmet Kaya,B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).
50. Başvuru konusu olayda başvurucunun şikâyetinin yargılamasürecine özellikle Danıştay aşamasında geçen sürece ilişkin olması veKomisyonda bir ay gibi kısa sürede başvurunun sonuçlandırılmış olması dikkatealındığında başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddiasının 5233 sayılı Kanun kapsamında Anayasa Mahkemesince oluşturulanilkelere göre değil Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkınayönelik şikâyetlerde uyguladığı genel ilkelere göre değerlendirilmesi gerektiğisonucuna varılmıştır.
51. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamalar ile hukuksisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince kamu hukuku alanına dâhil olanancak sonucu itibarıyla medeni haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyiciolan uyuşmazlıkları konu alan davaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar, daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesincemakul sürede yargılanma hakkının adil yargılanma hakkının kapsamına dâhilolduğu kabul edilerek bir davadaki yargılama süresinin makul olup olmadığınıntespitinde davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, taraflarınve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızlasonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağıbelirtilmiştir (Güher Ergun ve diğerleri,B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-64; SelahattinAkyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013, §§ 54-60).
52. Somut başvuru bakımından başvurucunun 1/5/2006 tarihindeKomisyona başvurduğu, Komisyonca 2/10/2006 tarihli kararla başvurunun reddinekarar verildiği anlaşılmaktadır. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğindeise ret kararı sonrasında19/12/2006 tarihinde dava dilekçesinin Diyarbakırİdare Mahkemesine sunulması suretiyle dava sürecinin başladığı, Diyarbakır 1.İdare Mahkemesinin 19/3/2008 tarihli kararı ile davanın reddine kararverildiği, başvurucu tarafından kararın 30/4/2008 tarihinde temyiz edilmesiüzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin 17/4/2014tarihli ilamı ile hükmün onandığı anlaşılmaktadır.
53. Sonuç olarak idari makamlar ile yargılamada geçen ve makulsürede yargılanma hakkı kapsamında dikkate alınması gereken toplam süreninyaklaşık 7 yıl 11 ay olduğu, bu sürelerin 7 yıl 3 ayının yargılama aşamasındageçtiği, açıkça dava süresinin uzunluğundan da şikâyet eden başvurucununtutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisinin olmadığıanlaşılmaktadır.
54. Somut başvuruya bir bütün olarak bakıldığında başvurununyargılama aşamasında karara bağlanma süresi olan 7 yıl 3 aylık yargılamasüresinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
55. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
56. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
57. Başvurucu,makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespitini ve bu nedenletazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
58. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızcaihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuyanet 6.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
59. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarıncatespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 6.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE8/12/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.