TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
NESRİN KILIÇ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/772)
Karar Tarihi: 7/11/2013
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Raportör
:
Selami ER
Başvurucu
:
Nesrin KILIÇ
Vekili
:
Av. Serkan AKDEMİRCİ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurucu, iş akdinin feshedilmesi üzerine işmahkemesinde açtığı feshe itiraz davasının, 4857 sayılı İş Kanunu’ndabelirtilen üç aylık süreye rağmen yaklaşık 40 aylık makul olmayan bir süredetamamlandığı ve davayla ilgili kesin kararın kendi içinde çelişik olduğugerekçesiyle hak arama hürriyeti ile çalışma ve sözleşme hürriyetinin ihlaledildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle uğramış olduğu maddi ve manevizararın tazminine karar verilmesini talep etmiştir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 11/1/2013 tarihinde Aksaray Ağır Ceza Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 22/4/2013 tarihinde,Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3)numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafındanyapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. İkinci Bölümün 20/5/2013 tarihli ara kararı gereğincebaşvurunun, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 28. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esas incelemesininbirlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneğigörüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş, Adalet Bakanlığının 19/7/2013tarihli görüş yazısı 23/7/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.Başvurucu vekili Adalet Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını 15/8/2013 tarihlidilekçesiyle Anayasa Mahkemesine gönderilmek üzere Aksaray Ağır CezaMahkemesine on beş günlük yasal süresinden sonra ibraz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Şekerbank T.A.Ş.’nin AksarayŞubesinde, 1/8/2006 tarihinden itibaren işçi statüsünde operasyon yöneticisiunvanıyla çalışan başvurucunun işveren banka teftiş kurulu tarafından 25/3/2009tarihinde düzenlenen teftiş raporuyla mudilerin haberi olmaksızın hesaplarındatediye ve tahsil işlemleri yapıldığı halde gerekli kontrolleri yapmadığı,otorizasyon şifresini diğer kullanıcılarla paylaştığı, ayrıca şubenin güvenlikgörevlisi R. G.’nin müşterilere borç para teminederek maddi menfaat sağladığını ve gişe yetkilisi M. Ö.’nünise müşteri hesaplarını kullandığını bildiği halde gerekli bildirimleriyapmadığı ve durumu gizlediği tespit edilmiş; ardından banka disiplin kurulunun27/3/2009 tarihli kararına istinaden Beşiktaş 11. Noterliğince düzenlenen3/4/2009 tarih ve 31857 sayılı ihbarnameyle ihbar öneli ve kıdem tazminatıödenmeksizin iş akdi feshedilmiştir.
8. Başvurucu, iş akdinin feshinin haklı veya geçerli birsebebe dayanmadığı gerekçesiyle, Aksaray İş Mahkemesinde 6/5/2009 tarihindefeshin geçersizliği iddiasıyla feshe itiraz /işe iade davası açmıştır.
9. Mahkeme, 8/5/2009 tarihli müzekkereyle başvurucunun özlükdosyasıyla birlikte iş akdi feshine ilişkin evrakı, banka personelyönetmeliğini ve toplu iş sözleşmelerini davalıdan istemiştir.
10. Davalı vekili, 8/6/2009 tarihli dilekçesiyle, Mahkemedenişin esasına girilmesi durumunda başvurucunun iş akdi haklı nedenlefeshedildiğinden davanın reddedilmesini talep etmiştir. Başvurucu vekili ise26/6/2009 tarihli dilekçesiyle Mahkemeye tanık listesi sunmuş ve delillerintoplanmasını Mahkemeden talep etmiştir.
11. 14/7/2009 ve 18/8/2009 tarihli duruşmalarda, Mahkeme,tanıkları dinlemiş, 15/7/2009 tarihinde ise noterden ihbarnamenin tebliğ tarihihakkında bilgi istemiştir.
12. 17/7/2009 tarihinde davalı Banka vekili, başvurucununcevaplarına karşı beyanlarını Mahkemeye sunmuş ve haklı nedenle fesih iddiasınıtekrarlamıştır.
13. Aksaray İş Mahkemesi, 19/11/2009 tarihli duruşmadabilirkişi raporu alınmasına karar vermiş ve 14/1/2010 tarihinde resenbelirlediği üç kişilik bir bilirkişi heyetinden bilirkişi raporu hazırlanmasıtalebiyle dosyayı Ankara Nöbetçi İş mahkemesine göndermiştir. Dosyanın geldiğiAnkara 2. İş Mahkemesi, 25/1/2010 tarihinde bilirkişilere bir ay süre vererekraporlarını hazırlamalarını istemiştir.
14. Mahkeme, resen görevlendirdiği bankacı bilirkişiyeulaşılamaması nedeniyle 10/6/2010 tarihinde, Ankara 2. İş Mahkemesindenkendisinin belirleyeceği bir bankacı bilirkişiden rapor almasını istemiştir.
15. Ankara 2. İş Mahkemesi, 14/6/2010 tarihinde ulaşılamayanbilirkişi yerine yeni bir bilirkişi tayin ederek yeni bilirkişi heyetinden biraylık sürede raporlarını hazırlamalarını istemiştir.
16. Bilirkişiler, başvurucunun ağır kınama cezasıylacezalandırılması gerektiği kanaatine ulaştıkları 18/6/2010 tarihli raporlarınıAnkara 2. İş Mahkemesine teslim etmişlerdir.
17. Aksaray İş Mahkemesinde yapılan yargılama neticesinde,davacının kusurunun işten çıkarma cezasını gerektiren boyuta ulaşmadığı,dolayısıyla fesih için haklı veya geçerli bir sebebin bulunmadığı gerekçesiyle21/10/2010 tarih ve E.2009/133, K.2010/136 sayılı kararla davanın kabulünekarar verilmiş ve feshin geçersizliği ile davacının işe iadesi yönünde hükümkurulmuştur.
18. İlk derece mahkemesinin kararı davalı işveren tarafındantemyiz edilmiştir. Temyiz edilen dava dosyası, önce Yargıtay 10. HukukDairesine gönderilmiştir. İnceleme konusu kararın işe iade isteğine ilişkinolması dolayısıyla işbölümü esası gereği dosya,Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 20/1/2011 tarih ve E.2011/324, K.2011/357 sayılıkararıyla, Yargıtay 9. Hukuk Dairesine gönderilmiştir. Dosya, aynı şekildeYargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından Yargıtay 22. Hukuk Dairesinegönderilmiştir.
19. Başvurucunun iş akdi, müfettiş soruşturması sonucundafeshedildiğinden, Yargıtay 22. Hukuk Dairesince, soruşturmaya ait tüm bilgi vebelgeler ile düzenlenen müfettiş raporunun incelenmesi gereği duyulmuş ancakdosyada bu belgeler mevcut olmadığından 13/4/2012 tarih ve E.2011/14369,K.2012/7340 sayılı kararla, gerekli belgelerin getirtilip dosyaya eklenmesiiçin dosyanın mahalli mahkemesine geri çevrilmesine karar verilmiştir.
20. Mahkemenin 11/5/2012 tarihli talep müzekkeresi üzerinemüfettiş raporu 13/6/2012 tarihinde davacı vekili tarafından mahkemeyesunulmuştur. Mahkeme eksikliği giderdikten sonra 21/6/2012 tarihinde dosyayıtekrar Yargıtay 22. Hukuk Dairesine göndermiştir.
21. Eksiklikleri giderilen dava dosyası, Yargıtay 22. HukukDairesi tarafından tekrar ele alınmıştır. Yargıtay 22. Hukuk Dairesince yapılaninceleme neticesinde, başvurucunun şube içinde kendisine bağlı personelin rutindenetimlerini ve görevli olduğu diğer kontrolleri yapmadığı, kullanıcışifresinin başka personel tarafından kullanılmasına izin vererek yolsuzlukyapılmasına elverişli ortam sağlanmasına sebep olduğu, bankacılık sektöründegüven ve itibarın çok önemli olduğu, başvurucunun davranışlarının iş akışını bozucunitelikte olduğu ve artık iş ilişkisinin iyi niyetle sürdürülmesinin normalölçülerde beklenemeyeceği hususları belirtilerek başvurucunun davranışlarınınhaklı nedenle fesih sebebi oluşturacak ağırlıkta olmadığı, fakat geçerlinedenle fesih oluşturacak boyuta ulaştığı gerekçesiyle 12/10/2012 tarih veE.2012/17314, K.2012/22548 sayılı kararla yerel mahkeme kararı bozma suretiyleortadan kaldırılmış ve davanın reddine karar verilmiştir. Karar aynı tarihtekesinleşmiştir.
B. İlgili Hukuk
22. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi”kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde vedüzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamaklayükümlüdür.”
23. 6100 sayılı Kanun’un “Diğerkanunlardaki yargılama usulü ile ilgili hükümler” kenar başlıklı447. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Diğer kanunların sözlü yahut seri yargılamausulüne atıf yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgilihükümleri uygulanır.”
24. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun “Fesih bildirimine itiraz ve usulü” kenarbaşlıklı 20. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içindesonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ayiçinde kesin olarak karar verir.”
25. 4857 sayılı Kanun’un “Feshingeçerli sebebe dayandırılması” kenar başlıklı 18. maddesinin birincifıkrası şöyledir:
“Otuz veya daha fazla işçi çalıştıranişyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli işsözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından yada işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebedayanmak zorundadır.”
26. 4857 sayılı Kanun’un “İşvereninhaklı nedenle derhal fesih hakkı” kenar başlıklı 25. maddesişöyledir:
“Süresi belirli olsun veya olmasın işveren,aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirimsüresini beklemeksizin feshedebilir:
I- Sağlık sebepleri:
…
II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayanhaller ve benzerleri:
…
e) İşçinin, işverenin güvenini kötüyekullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibidoğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması.
…
h) İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevlerikendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi.
ı) İşçinin kendi isteği veya savsamasıyüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malıolmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya vemaddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kaybauğratması.
III- Zorlayıcı sebepler:
…
İşçi feshin yukarıdaki bentlerde öngörülensebeplere uygun olmadığı iddiası ile 18, 20 ve 21 inci madde hükümleriçerçevesinde yargı yoluna başvurabilir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 7/11/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 11/1/2013 tarih ve 2013/772 numaralı bireysel başvurusu incelenipgereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
28. Başvurucu, iş akdinin işveren Şekerbank T.A.Ş. tarafındanfeshedilmesi üzerine 6/5/2009 tarihinde Aksaray İş Mahkemesi nezdinde açtığıişe iade davasının, 4857 sayılı Kanun’da bu davaların üç aylık süre içindekesin olarak karara bağlanması gerektiği belirtilmesine rağmen, 12/10/2012tarihinde yaklaşık 40 aylık makul olmayan bir sürede kesin olaraksonuçlandırıldığını ve davayla ilgili kesin kararın kendi içinde çelişikolduğunu belirterek hak arama hürriyeti ile çalışma ve sözleşme hürriyetininihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Gerekçeli Karar Hakkı Yönünden
29. Başvurucu, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin gerekçelikararında kullanılan “Fesih haklı sebepboyutuna ulaşmamış ise de geçerli nedenle feshedildiğinin kabulü gerekir.”ifadelerinin kendi içinde çelişkili olduğunu belirterek adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
30. Adalet Bakanlığı görüş yazısında gerekçeli karar hakkıyönünden bir açıklamaya yer verilmemiştir.
31. Mahkeme kararının çelişkili olduğu iddiası, kararıngerekçesinin doyurucu, ikna edici ve yeterli olmadığı şikâyeti olup, adilyargılanma hakkının unsurlarından olan gerekçeli karar hakkı başlığı altındaincelenmesi gerekir.
32. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları veincelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
33. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasına göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezolduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı,iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu,temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğuaçık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurularaçıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir.
34. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesinde işverenin haklınedenle derhal fesih hakkı, 18. maddesinde ise feshin geçerli sebebedayandırılması düzenlenmiştir. Bu bağlamda, haklı nedenle fesih sebepleri,geçerli nedenle fesih sebeplerinden daha ağır nitelikte olup taraflarınbirbirlerine karşı duydukları güven ve sadakat duygularının bir dahakurulamayacak şekilde temelinden çökmesi durumunu ifade eder. Kararda geçen veçelişkili olduğu iddia edilen söz konusu ifadeler, aradaki bu farka işaretetmekte olup, başvurucunun davranışlarının haklı nedenle fesih oluşturacakağırlıkta olmamasına rağmen geçerli fesih sebebinin oluştuğunu ve feshingeçerli olduğunu ifade etmek maksadıyla kullanıldığı anlaşılmış olduğundanmahkeme kararında başvurucunun iddia ettiği gibi bir çelişkinin olmadığı vegerekçeli karar hakkına yönelik bir hak ihlalinin bulunmadığı açıktır.
35. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürüleniddianın yerinde olmadığı ve bir ihlalin bulunmadığı anlaşıldığından,başvurunun gerekçeli karar hakkı şikâyetinin diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti Yönünden
36. Başvurucu, İş Mahkemesi nezdinde açtığı işe iadedavasının, 4857 sayılı Kanun’da yer alan üç aylık sürenin çok üzerinde yaklaşık40 aylık makul olmayan bir sürede kesin olarak sonuçlandırılması nedeniyle işarama ve sözleşme hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
37. Adalet Bakanlığı görüş yazısında çalışma ve sözleşmehürriyetinin, Anayasa’nın 48. maddesinde düzenlendiğini, ancak AİHS’nde ve bunaek protokollerde düzenlenmediğinden, Anayasa’nın 148. maddesinin (3) numaralıfıkrası ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarıncaAnayasa Mahkemesi’nin konu bakımından yetkisi dışında olduğu yönünde beyandabulunulmuştur.
38. Başvurunun çalışma ve sözleşme hürriyetine yönelikşikâyeti Anayasa Mahkemesi’nin konu bakımından yetkisi kapsamındaincelenecektir.
39. Anayasa’nın 148. maddesinin (3) numaralı fıkrasışöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındakiherhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilir …”
40. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuruhakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ekTürkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücütarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
41. Anayasa’nın 148. maddesinin (3) numaralı fıkrası ve 6216sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, AnayasaMahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamugücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmışolmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Türkiye’nin tarafolduğu ek protokollerin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle,Anayasa ve AİHS’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasınıiçeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B.No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
42. AİHS ve buna ek protokoller Sözleşme’yetaraf olan devletlere çalışma hürriyetinin etkili bir biçimde hayatageçirilmesini sağlama şeklinde bir yükümlülük öngörmemektedir. Ancak AİHM işeiade ve işten haksız çıkartılma gibi bazı konularla ilgili şikâyetin Sözleşme’de korunan diğer hakları da ilgilendirmesidurumunda, ilgili haklarla bağlantı kurarak bir inceleme yapabilmektedir (Buyöndeki AİHM kararları için bkz. Sidabras ve Dziautas/Litvanya,B. No: 55480/00, 27/7/2004, § 46 ve 67; Dahlab/İsviçre, B. No: 42393/98, 15/2/2001).
43. Başvurucunun başvuru dilekçesinde ifade ettiği veAnayasa’nın 48. maddesinde yer alan çalışma ve sözleşme hürriyeti, Anayasa’dagüvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden olmakla beraber, AİHS vebuna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokollerden herhangi birinin kapsamınagirmemektedir. Başvurucunun çalışma ve sözleşme hürriyeti konusundaki şikâyeti,Anayasa ve Sözleşmenin ortak koruma alanında olan bir başka hakla bağlantılı dadeğildir.
44. Açıklanan nedenlerle, başvuru konusu çalışma ve sözleşmehürriyetinin ihlal iddialarının Anayasa ve AİHS’nin ortak koruma alanı dışındakaldığı anlaşıldığından bu iddianın, diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin “konu bakımındanyetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
c. Yargılamanın Makul Sürede TamamlanmadığıYönünden
45. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyetiaçıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezliknedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bubölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden İnceleme
46. Başvurucu, iş akdinin feshedilmesi üzerine işmahkemesinde açtığı feshe itiraz davasının, İş Kanunundabelirtilen üç aylık süreye rağmen yaklaşık 40 aylık makul olmayan bir süredetamamlandığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
47. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, makul süreye ilişkindeğerlendirmede Anayasa Mahkemesinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)yaklaşımını benimseyerek yargılama sürecinin bütününü ele aldığını, AİHM’in ulusal mahkemelerin yasal süreye riayetlerineilişkin yerel mevzuatı nasıl yorumladığı ve uyguladığını denetlemediğini,davanın başvurucu açısından taşıdığı önemi bir değerlendirme kriteri olarak elealdığını; somut başvuruda ilk derece mahkemesinin 18 ayda karar verdiğini,tanık ifadeleri ile bilirkişi raporlarına başvurduğunu, başvurucu vekilinin ikiduruşmaya mazeret beyan ederek katılmadığını; tanık sayısının fazla olması,bilirkişi raporunun beklenmesi ile başvurucu vekilinin iki duruşmayakatılmamasının dava sürecini uzattığını, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesininüçüncü fıkrasında zikredilen sürelerin düzenleyici nitelikte olduğunu ifadeederek yargılama süresinin makul olup olmadığı incelenirken bu hususların gözönünde bulundurulması gerektiği yönünde beyanda bulunulmuştur.
48. Başvurucu vekili karşı beyan dilekçesinde, 4857 sayılıKanun’da geçen sürelerin düzenleyici değil, emredici süreler olduğunu, tanıksayısı ve bilirkişi incelemesinin yargılamanın uzamasında mazeret olarakdeğerlendirilmesinin hakkaniyete aykırı oluğunu, mazeret belirterek davayakatılamadıkları iki duruşmanın da dava başladıktan altı ay sonraki süreçte,yani davanın yasa gereği bitmesi gereken süreden sonra gerçekleştiğini, davanınmakul sürede tamamlanmadığının açık olduğunu beyan etmiştir.
49. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, AnayasaMahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamugücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) veTürkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başkaifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hakihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesimümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
50. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
51. Anayasa’nın “Duruşmalarınaçık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en az giderle ve mümkün olansüratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”
52. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde,hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
53. Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın 36. maddesine dayanarakinceleme yaptığı birçok kararında, AİHS’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadıışığında yorum yaparak Sözleşmenin lâfzî içeriğinde yer alan alt ilke vehakları adil yargılanma hakkı kapsamında kabul etmektedir (AYM, E.2011/43,K.2012/10, 19/1/2012).
54. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul süredeyargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkınınkapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratlesonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).
55. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesiuyarınca, medeni hak ve yükümlülükler ile cezai alanda yöneltilen suçlamalarailişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvurukonusu olayda iş akdi feshedilen başvurucunun feshin geçerli olmadığını ilerisürerek açtığı bir iş uyuşmazlığı sorunu bulunmakta olup, bu sorunun çözümüneyönelik olarak 4857 ve 6100 sayılı Kanunlarda yer verilen usul hükümlerine göreyürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alanbir yargılama olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
56. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzunsüren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ilesıkıntılardan korunmasıdır. Hukuki uyuşmazlıkların çözüm sürecini uzatarak çoğuzaman elde edilecek hükmün yararını ortadan kaldıran bir yargılama, adaletinyerine getirilmesindeki etkililiğe ve güvenliğe zarar verecektir. Ancak, makulsürede yargılanma hakkı bakımından uyuşmazlığa ilişkin yargılamanın kısa süredesonuçlandırılması kadar, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özeningösterilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle yargılama süresinin makulolup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 40).
57. Davanın koşulları ve karmaşıklığı, yargılamanın kaçdereceli olduğu, başvurucunun yargılama süresince gösterdiği tavır vedavranışlar, ilgili kamu makamlarının yargılama sürecindeki tutumu vebaşvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaati ile davanınbaşvurucu açısından taşıdığı önem ve değer gibi hususlar bir davanın süresininmakul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken unsurlardır(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Frydlender/Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43;Kalachinikov/Rusya, B. No: 47095/099, 15/7/2002, §125; Danespayeh/Türkiye, B. No: 21086/04, 16/7/2009, §28).
58. Makul süre incelemesinde; yargılamaya intikal eden maddivakıalar ve ispat araçlarından oluşan dava malzemesinin veya uygulanacak hukukkurallarının karmaşık olması; tarafların genel olarak yargılama sürecindekitutumu, yargılama sürecinin uzamasındaki etkisi ve usulihaklarını kullanırken gereken dikkat ve özeni gösterip göstermedikleri; yargımakamları yanında dava süreciyle ilgili kamu gücü kullanan tüm devletorganlarına atfedilebilir yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğindenkaynaklanan bir gecikme olup olmadığı ve yargılamanın süratle sonuçlandırılmasıhususunda gerekli özenin gösterilip gösterilmediği; başvurucu için hukukikorumanın bir an önce gerçekleştirilmesindeki yararının ne olduğu gibi davanınniteliği ve niceliğine ilişkin birçok hususun birlikte değerlendirilerek kararverilmesi gerekmektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 42-46)
59. Adil yargılanma hakkı Devlete uyuşmazlıkların makul süreiçinde nihai olarak sonuçlandırılmasını garanti edecek bir yargı sistemi kurmaödevi yükler. İş akdinin işveren tarafından haksız yere feshedildiğini düşünenbir çalışanın, bu işlemin hukuka uygunluğu hakkında derhal bir yargı kararıverilmesinde önemli bir kişisel yararı bulunmaktadır. Zira işten çıkarılmaksuretiyle geçim kaynağını kaybeden bir bireyin hukuki durumunun ivedilikleaçıklığa kavuşturulması gerekir. Bir bireyin geçim kaynağı olmaksızın hukukidurumunun uzun süre belirsiz bırakılması halinde bu durumdan olumsuzetkilenecektir. Bu nedenle iş uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi hususundayargı organlarının özel bir itina göstermesi gerekir (Benzer yöndeki AİHMkararları için bkz. Frydlender/Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 45;Ruotolo/İtalya, B. No: 12460/86, 27/2/1992, § 17;Çalık/Türkiye, B. No: 3675/07,31/8/2010).
60. Bu nedenle kanun koyucu iş hukukunun çalışanı koruyucuniteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarak genel mahkemelerindışında özel bir iş yargılaması sistemi oluşturmuş ve iş davalarının, konununuzmanı mahkemelerce mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde sonuçlandırılmasınıamaçlamıştır. Özellikle işe iade davalarında yargılamanın uzaması her iki tarafiçin de hukuki belirsizliğin devamına sebep olduğundan bu davaların ivediliklesonuçlandırılması ayrı bir öneme sahiptir. Bu durum iş sözleşmesi feshedilen fakatbir an önce eski işine dönme beklentisi taşıyan ve bu yüzden yeni bir işebaşlamakta tereddüt eden işçi açısından önemli olduğu gibi, sözleşmesinifeshettiği işçi yerine yeni bir işçi istihdam ederek iş organizasyonunutamamlamak isteyen işveren açısından da önemlidir. Dolayısıyla iş sözleşmesininfeshine ilişkin uyuşmazlıkların kısa sürede sonuçlandırılması hem çalışan hemde işverenin yararınadır.
61. Kanun koyucu, feshe itiraz davalarının özel öneminidikkate alarak diğer iş davalarına oranla daha hızlı bir şekilde kararabağlanması için 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinde özel hükümlere yervermiştir.4857 sayılı Kanun’un “Fesihbildirimine itiraz ve usulü” kenar başlıklı 20. maddesine göre işgüvencesi hükümlerine tabi işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, işverentarafından feshedilirse işçi, bu feshin geçerli nedene dayanmadığı iddiasıylafeshin kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren 1 aylık hak düşürücü süreiçinde iş mahkemesinde feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davası açabilmektedir.Kanun koyucu, işe iade davalarının yukarıda bahsedilen özel önemine binaen 4857sayılı Kanun’un 20. maddesi gereğince seri muhakeme usulüyle mahkemelerce ikiay içinde; bu davaların temyiz incelemesinin de bir ay içinde sonuçlandırılmasıyönünde düzenleme yapmıştır.
62. Taraflar için 4857 sayılı Kanun’da belirtilen sürelerkural olarak kesin ve hak düşürücü nitelikte olmasına rağmen, Kanun’un 20.maddesinde mahkemeler için öngörülen süreler hak düşürücü nitelikte değildir.İşe iade davalarının sonuçlandırılması için öngörülen iki aylık süre,mahkemelere yönelik bir süre olduğundan düzenleyici nitelikte olup, mahkemelerbu sürede davayı sonuçlandıramasalar da daha sonra verdikleri kararlarıngeçerli olduğunda şüphe yoktur.
63. Nitekim AİHM de, işe iadedavalarının 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinde öngörülen yasal süre içerisindesonuçlandırılamaması nedeniyle Türkiye aleyhine yapılmış başvurularda,Türkiye’nin bu tür bir kanunu kabul etmekle, iş hukukuna ilişkinanlaşmazlıkları çözmek, özellikle işten çıkarma durumlarında iş hukukukonusundaki çekişmelerin süresini kısaltmak amacıyla hızlandırılmış bir usuldüzenlemiş olduğunu saptamakta ve kanunun bu amacını vurgulamaktadır. AİHM,ulusal mahkemelerin yasal süreye riayetlerine ilişkin yerel mevzuatı nasılyorumladıklarını ve uyguladıklarını denetlemenin görevi olmadığını belirterekbaşvuranların davasının “makul süre”içerisinde tamamlanıp tamamlanmadığını tespit etmek amacıyla yargılamasüresinin bütününü ele alarak, bu sürenin Sözleşme’nin 6. maddesinin 1.fıkrasına uygun olup olmadığıyla sınırlı bir inceleme yapmaktadır. AİHM bir yılbeş ay süren bir işe iade davasıyla ilgili değerlendirmesinde, sözü edilendavada ulusal mahkemelerin ihtilaf konusu olayla ilgili tutumunun özel birkarmaşıklık göstermediğini, yargılamanın iki dereceli mahkeme önünde bir yılbeş ay sürdüğünü, ulusal mahkemelerin bu süre zarfında, başvuranın iddialarınailişkin karar vermek için davanın esasını incelediğini ve tanık ifadeleri ilebilirkişi raporları aldıklarını ifade ederek yargılama süresinin bütünü dikkatealındığında ulusal mahkemeler nezdinde gecikme olmaması nedeniyle Sözleşme’nin6. maddesinin 1. fıkrası bağlamında “makulsürenin” aşılmadığı yönünde karar vermiştir (Çalık/Türkiye, B. No: 3675/07, 31/8/2010;benzer bir karar için bkz. Dildirim/Türkiye, B. No: 42927/10, 12/3/2013).
64. Bunun yanında 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesindeuyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerektiği belirtilmiş, bu amaçla 6100sayılı Kanun’un 447. maddesiyle 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinde olduğu gibidaha önce yürürlüğe girmiş olan kanunlarda yer alan sözlü ve seri yargılamausulleri kaldırılmış ve bunun yerine iş hukuku uyuşmazlıklarına da uygulanmaküzere basit yargılama usulü getirilmiştir. Bu durumda işe iade davalarında datakip edilmesi gereken yargılama usulü 6100 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği1/10/2011 tarihinden itibaren basit yargılama usulü olmuştur.
65. Basit yargılama usulü, 6100 sayılı Kanun’un 316.maddesinde yer alan davalar ile kanunlarda açıkça belirtilen bazı davalardauygulanan ve yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, daha kısabir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ilesonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür.
66. 6100 sayılı Kanun’un 317. maddesi ve devamı maddelerdeyer alan bu usulde davalar, mahkemeye sunulan dilekçe ile açılmakta vedavalının, dava dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren 2 hafta içindecevap dilekçesini mahkemeye sunması gerekmektedir. Bu süre bir defaya mahsusolmak üzere en fazla iki hafta uzatılabilmektedir. Basit yargılama usulündecevaba cevap ve ikinci cevap aşamaları bulunmamaktadır. Mahkemeler, 6100 sayılıKanun’un 320. maddesine göre mümkünse tarafları duruşmaya davet etmeden dosyaüzerinden karar verirler. Duruşmalı yargılamada aynı maddeye göre mahkemelerin,tahkikatı ilk duruşma hariç, kural olarak iki duruşmada tamamlaması veduruşmalar arasındaki sürenin de bir aydan uzun olmaması gerekmektedir. Ancakistisnai hallerde ikiden fazla duruşma yapılabileceği gibi, duruşma araları dabir aydan fazla tutulabilmektedir.
67. 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesindeki sürelerindüzenleyici nitelikte süreler olduğu, yapılması gereken duruşmalar ve duruşmaaralıkları, bilirkişi raporlarının beklenmesi, şahitlerin dinlenmesiyletebligat işlemleri göz önünde bulundurulduğunda, bu sürelerin aşılabileceğigörülmektedir. Bu nedenle öngörülen süreyi aşan her yargılamanın süresininmakul olmadığı ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiği söylenemez. Bununlabirlikte işe iade davalarının başvurucu açısından taşıdığı değer ile davanınkısa sürede bitirilmesindeki başvurucunun kişisel yararı göz önüne alındığındabu davaların süre yönünden diğer davalarla aynı nitelikte olduğu da söylenemez.
68. Bu durumda somut başvuruda makul süre incelemesiyapılırken işe iade davasının başvurucu için taşıdığı değer ve başvurucununkişisel yararı göz önünde bulundurularak yargılama sürecindeki gecikmelerin herbiri belirlenerek gecikmeye neden olan unsurlar ve bunların gecikmedekietkisinin tespiti ve bahsedilen makul süre kriterlerinin toplam etkisinindeğerlendirilmesi gerekmektedir.
69. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, somutişe iade davasında başvurucunun mahkemeye dilekçeyle başvurarak dava sürecinibaşlattığı tarihtir. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını dakapsayacak şekilde yargılamanın kesin olarak sona erme tarihidir.
70. Başvuru konusu olayda, iş akdi işveren tarafındanfeshedilen başvurucunun 6/5/2009 tarihinde Aksaray İş Mahkemesi nezdinde açılanfeshe itiraz davasında Aksaray İş Mahkemesi, 17 buçuk ay gibi bir süre sonunda21/10/2010 tarihinde davanın kabulüne karar vermiş, temyiz edilen kararYargıtay 22. Hukuk Dairesi tarafından 12/10/2012 tarihinde bozularak ortadankaldırılmış ve kesin olarak reddedilmiştir. Bu durumda iki dereceli yargılamasisteminde davanın 3 yıl 5 ay sürdüğü anlaşılmaktadır.
71. İlk derece Mahkemesinde 17 buçuk ay süren yargılamasürecinde toplam 12 duruşma yapılmıştır. Dava tarihinden 24/9/2009 tarihinekadar dört buçuk aylık sürede gerçekleştirdiği ilk beş duruşmada Mahkeme,tarafların sundukları delil, tanık ve iddiaları dikkate alarak delillerintamamlatılması ile üç davacı tanığı ve üç davalı tanığının ifadelerinindinlenmesiyle meşgul olmuştur. Bu süreçte Mahkemenin duruşma aralığı bir ayınaltında gerçekleşmiştir.
72. Mahkeme 19/11/2009 tarihindeki duruşmada bilirkişi raporualınması için Ankara Nöbetçi İş Mahkemesine talimat yazılmasına karar vermişsede bu talimat, bir sonraki 14/1/2010 tarihli duruşmada bilirkişilerinisimlerinin tespitiyle yazılabilmiştir. Bahsedilen talimatın geç yazılmasıdavanın iki ay kadar uzamasına neden olmuştur. Ankara 2. İş Mahkemesi 25/1/2010tarihinde yaptığı duruşmayla Aksaray İş Mahkemesinin 14/1/2010 tarihliduruşmada resen belirlediği bilirkişilerden rapor talep etmiştir. Bilirkişiheyetinden bankacı bilirkişiye ulaşılamaması nedeniyle 10/6/2010 tarihindebulunamayan bilirkişi yerine yenisi atanarak tekrar rapor talep edilmiştir.Belirlenen bilirkişiye ulaşılamaması nedeniyle meydana gelen gecikme, yaklaşıkdört buçuk ay kadardır. Bilirkişi raporunun beklendiği süreçte gerçekleşen10/6/2010 tarihinden önceki iki duruşmada raporun beklenmesi dışında bir kararalınmamıştır. 18/6/2010 tarihli bilirkişi raporu Mahkemeye geldikten sonra22/7/2010 tarihli duruşmada okunabilmiştir.
73. Adalet Bakanlığı görüşünde tanık sayısının çokluğundanbahsedilmişse de başvurucu ve davalının Mahkemeye yargılamanın uzamasınasebebiyet verecek derecede çok olarak değerlendirilemeyecek sayıda (üçer) tanıksundukları, 14/7/2009 tarihli duruşmada başvurucunun tanıklarının, 18/8/2009tarihli duruşmada ise davalı tanıklarının dinlendiği ve bu tarihte yaniyargılamanın başladığı tarihten üç buçuk ay sonra bilirkişi raporunun alınmasıdışında dosya tekemmülünün gerçekleştiği, sonuç olarak tanık dinlemenin davanınuzamasına esaslı bir etkisinin olmadığı anlaşılmıştır.
74. Başvurucu vekili, mazeret dilekçeleriyle 24/9/2009 ve22/7/2010 tarihli iki duruşmaya katılmamıştır. Başvurucu vekilinin katılmadığı24/9/2009 tarihli duruşma bilirkişi raporunun beklendiği sürece denkgeldiğinden herhangi bir gelişme olmamış ve bu duruşmaya katılmamanın davanınuzamasına etkisi görülmemiştir. Başvurucu vekilinin katılmadığı 22/7/2010tarihli duruşmaya ise davalı vekili de katılmadığından bilirkişi raporunungeldiği görülerek okunmuş ve dosyasına konulmuştur. Bu durumda başvurucuvekilinin katılmadığı ilk duruşma nedeniyle davanın uzamasına sebebiyet verdiğisöylenemez. Başvurucu vekilinin 22/7/2010 tarihli duruşmaya katılmamasınındavanın uzamasında belli bir rolü olmuş ise de bu duruşmaya davalı vekilininmazeretsiz olarak katılmadığının da göz önünde bulundurulması gerekir.
75. Yargılama sürecinde başvurucular dışındaki taraflarınyargılamayı geciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural olarak,yargılamanın uzamasında taraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de, yargılama makamlarının ilgili usuliimkânları kullanmak suretiyle bu girişimleri engelleme sorumluluğubulunmaktadır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 59).
76. Başvuruya konu ilk derece mahkemesi önündeki davaya beşfarklı hâkimin nezaret ettiği görülmüştür. Hâkimlerin görevlerinin sıkaralıklarla değiştirilmesi nedeniyle farklı hâkimlerin aynı dosyayı tekrar elealarak incelemek zorunda kalmalarının davaların uzamasının yanı sıra yargınıniş yükünün artması üzerindeki olumsuz etkileri de göz önünde tutulmalıdır.
77. 17 buçuk ay süren ilk derece mahkemesi önündeki yargılamaboyunca yapılan duruşmaların ortalama bir buçuk ay gibi bir aralıktagerçekleştiği görülmekle birlikte bilirkişi talebi ve belirlenen bilirkişiyeulaşılamaması nedeniyle altı buçuk aylık bir gecikmenin olduğu görülmektedir.
78. Başvurucu tarafından temyiz edilen bu karar, önceYargıtay 10. Hukuk Dairesine gelmiş ve aynı Dairenin 20/1/2011 tarih ve E.2011/324,K.2011/357 sayılı kararıyla, Yargıtay 9. Hukuk Dairesine gönderilmiştir. Dosya,aynı şekilde Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından Yargıtay 22. Hukuk Dairesinegönderilmiştir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi ise başvurucunun işine sonverilmesine dayanak teşkil eden müfettiş raporunun tamamlatılması maksadıyladosyayı mahalli mahkemesine geri göndermiştir.
79. Başvurucunun temyiz başvurusu yaptığı 26/11/2010 tarihiile Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin eksikliklerin giderilmesi için davadosyasının mahalli mahkemesine geri çevrilmesine karar verdiği tarih olan13/4/2012 tarihi arasında yaklaşık 16 buçuk ay gibi bir süre geçmiştir. Dosyadaeksikliğin tamamlanması için Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin dosyayı mahallimahkemesine gönderdiği tarih ile eksiklik tamamlatıldıktan sonra dosyanıntekrar Yargıtay 22. Hukuk Dairesine gönderildiği 21/6/2012 tarihi arasında iseyaklaşık iki ay geçmiştir. Dava dosyasının tamamlatılarak Yargıtay 22. HukukDairesine gönderildiği 21/6/2012 tarihiyle Dairenin esastan kesin kararıverdiği 12/10/2012 tarihi arasında geçen süre yaklaşık dört aydır. Bir başkaifadeyle dava dosyasının temyiz aşamasında Yargıtay’a sevki ve esastanincelemesi için geçen süre yaklaşık dört aydır. Dosyanın Yargıtay daireleriarasında gidip gelmesiyle geçen 16 buçuk ay süre ile dosyada eksikliğintamamlatılması için geçen iki aylık sürenin makul olarak değerlendirilmesimümkün değildir.
80. İlk derece mahkemeleri ile temyiz incelemesi yapan yüksekmahkemelerin dava türlerine göre iş bölümü yapmaları yargıda uzmanlaşmasağlayarak ve uyuşmazlıkların çözümünü hızlandırarak yargının etkinliğini veetkililiğini arttıran önemli bir unsurdur. Bu çerçevede uyuşmazlıkları hızlı vehakkaniyete uygun bir biçimde karara bağlayacak yargı sistemi kurmak isteyendevletin iyi bir iş bölümü ve etkin bir organizasyon kurma konusunda gereklitedbirleri almasının devletin asli görevleri arasında olduğu açıktır. Bunedenle meydana gelen aksamalarla oluşan gecikmelerin davanın taraflarınayükletilmesi mümkün değildir.
81. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konufeshe itiraz davası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olaylarınkarmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf ve tanıksayısı gibi kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır.Başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ve usulihaklarını kullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemliölçüde sebep olduğu da söylenemez.
82. Söz konusu başvurunun konusu olan feshe itiraz davasındayargılama sürecindeki gecikme periyotları ayrı ayrı değerlendirildiğinde, ilkderece mahkemesince talep edilen bilirkişiye ulaşılamadığı, temyiz aşamasındadava dosyasının iş bölümü gereği daireler arasında gidip geldiği ve eksikliğintamamlatılması için tekrar ilk derece mahkemesine gönderildiği; sonuç olarak İşKanunu’nda öngörülen sürelere oranla haklı görülemeyecek derecede uzun bir süreolan 3 yıl 5 ayda yargılamanın tamamlandığı görülmektedir. İş ilişkisindenkaynaklanan uyuşmazlıkların özellikle de işe iade talebini içeren feshe itirazdavalarının niteliği, başvurucu açısından taşıdığı değer ve başvurucunundavadaki menfaati dikkate alındığında, 3 yıl 5 ay gibi bir sürenin makulolmadığı aşikârdır.
83. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun50. Maddesi Yönünden
84. Başvurucu, uzun süren yargılama nedeniyle iş arama vesözleşme hürriyetinin ihlal edildiğini belirterek 4857 sayılı Kanun gereğidavanın bitirilmesi gereken 6/8/2009 tarihinden itibaren başlamak ve kararınkesinleştiği 12/10/2012 tarihine kadar devam etmek üzere aylık asgari ücretüzerinden yapılan hesaplama sonucu 30.343,50 TL maddi ve uzun yargılama nedeniylemaruz kaldıkları manevi zararın giderilmesi için 30.000 TL manevi tazminatahükmedilmesini talep etmiştir.
85. Adalet Bakanlığı görüşünde, başvurucunun tazminat talebikonusunda değerlendirme yapılmamıştır.
86. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
87. Başvurucu tarafından davanın 4857 sayılı Kanun gereğibitirilmesi gereken üç aylık süreden kararın kesinleştiği tarihe kadar geçensüre için aylık asgari ücret üzerinden yapılan hesaplama sonucu maddi tazminattalep edilmişse de bu süreçte uzun süren yargılama ile başvurucunun uğradığınıiddia ettiği maddi zarar arasında illiyet bağı kuracak bir delil sunulmamıştır.Başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmaklaberaber, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağıbulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebinin reddinekarar verilmesi gerekir.
88. Başvurucu açısından işe iade konulu davanın başvurucununkişisel yararı göz önünde bulundurulduğunda, yaklaşık üç yıl beş ay sürenyargılama sürecinin uzunluğu sebebiyle başvurucuya yalnızca ihlal tespitiylegiderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında davanın başvurucu için taşıdığıdeğer de dikkate alınarak takdiren 3.000,00 TL manevitazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
89. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 198,35 harç ve 2.640,00 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 2.838,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan nedenlerle;
A. Başvurunun;
1- Gerekçeli karar hakkına yönelik şikâyet yönünden “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2- Çalışma ve sözleşme hürriyetinin ihlal edildiğine yönelikşikâyet yönünden “konu bakımındanyetkisizlik” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3- Yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyet yönünden KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucu Nesrin KILIÇ’a 3.000,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
D. Başvurucunun diğer taleplerininREDDİNE,
E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35harç ve 2.640,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.838,35 TL yargılamagiderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğinitakiben başvurucuların Maliye Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ayiçinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiğitarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
G. Kararın bir örneğinin ilgilimahkemesine gönderilmesine,
7/11/2013 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.