TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
NEVZAT ŞAHİN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6341)
Karar Tarihi: 30/3/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Raportör Yrd.
:
Gökçe GÜLTEKİN
Başvurucu
:
Nevzat ŞAHİN
Vekili
:
Av. Ahmet KURT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör örgütü üyeleri tarafından babası şehitedildiği dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılanbaşvurunun reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkıylamülkiyet hakkının; ret işlemlerine karşı açılan davaya ilişkin yargılamaişlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 6/8/2013 tarihinde Batman İdare Mahkemesi vasıtasıylayapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 9/2/2016 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu, güvenlik kaygısı nedeniyle 1992 yılında köyünüterk etmek zorunda kaldığını iddia etmiş;terörörgütü mensupları tarafından babasının 2/6/1997 tarihinde şehit edildiğinibeyan etmiştir.
6. Başvurucu 6/12/2006 tarihinde, 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar TespitKomisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
7. Komisyon 24/9/2010 tarihli ve 2010/1-238 sayılı kararında,terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılanbaşvuruda dosyada yer alan bilgi ve belgeler uyarınca Sason ilçesi Dağçatı köyünün boşaltılmadığından, kişiye yönelik birtehdit ve saldırı olmadığından, korucu aileleri dışında da köyde ikamet edenailelerin bulunduğundan bahisle talebin reddine karar vermiştir.
8. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine Batmanİdare Mahkemesinde dava açılmıştır.
9. Batman İdare Mahkemesinin 30/12/2011 tarihli ve E.2011/1821,K.2011/1955 sayılı kararı ile Batman İl Jandarma Komutanlığının ilgiliyazısında Dağçatı köyünün1993 ile 2000 tarihleriarasında kısmen boşaldığının ifade edildiği, 1987 ile 2000 yılları arasında Dağçatı köyünde geçici köy korucusu ve gönüllü köy korucusugörevlendirildiği ve koruculuk sisteminin olduğu, korucu aileleri haricindeköyde 48 hanenin bulunduğu; köy nüfusunun 1990 yılında 581, 1997 yılında 563,2000 yılında 719 kişi olduğu; 1990 ile 2000 yılları arasında köyde muhtarlıkseçimlerinin yapıldığı, Dağçatı köyü halkının birkısmının güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmesinden dolayı uğradığızararın anılan köyün tamamen boşalmamış olması, diğer bir ifadeyle anılan köydenesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması ve başvurucuya yönelik bir terörtehdidi ya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle 5233 sayılı Kanunhükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığı gerekçesiyledavanın reddine hükmedilmiştir.
10. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 31/1/2013 tarihli ve E.2012/4599, K.2013/568 sayılı ilamı ilekararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiznedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğibelirtilerek onanmasına karar verilmiştir.
11. Karar başvurucuya 31/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
12. Başvurucu 6/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
13. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
14. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılıKanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) göstergerakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesinegöre,
b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncüderece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidörtkatı tutarına kadar,
c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinciderece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar,
d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinciderece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar,
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılaraintikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri uygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
15. Mahkemenin 30/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
16. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin veakabinde açtığı davanın reddedildiğini, babasının şehit edildiğine dair özeldurumu dikkate alınmadan köyün tamamen boşalmamış olduğu soyut gerekçesine veşahsına yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmamasına dayanılarakhakkında karar verildiğini ve bu kararın adil olmadığını, 2004 ile 2005 yıllarıarasında başvuruda bulunan köy halkına tazminat ödendiğini, davasının reddinekarar verilmesi nedeniyle makul ve objektif bir sebep bulunmamasına rağmenşahsına tazminat ödenmemesi yönünde karar alınarak ayrımcılığa maruz kaldığını,idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucumülkiyet hakkından yoksun kaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalıdeğerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, ayrıca yaptığıbaşvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığınıbelirterek Anayasa’nın 10., 35., 36.maddelerinde belirtilen haklarının ihlaledildiğini iddia etmiş; maddi ve manevi tazminat ile adli yardım talebindebulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Adli Yardım TalebiYönünden
17. Anayasa Mahkemesinin MehmetŞerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkelerdikkate alınarak, geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılamagiderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkçadayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesigerekir.
2. Kabul EdilebilirlikYönünden
18. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun, 5233sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanınreddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10., 35., 36.maddelerinde tanımlananhaklarının ihlal edildiğini iddia ettiği anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi,olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıpolay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16). Başvurucu, Mahkemece verilen ret kararı neticesinde idarenin can ve malgüvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu maruz kaldığımülkiyet hakkından yoksun kalma durumu karşısında bir giderim sağlanmasıimkânının kendisine tanınmadığını belirterek Anayasa’nın 35. maddesindetanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Anılan ihlaliddiaları, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali iddiasının incelenmesisonucu verilen karara bağlı olarak değerlendirileceğinden bu ihlal iddiasıyönünden ayrıca inceleme yapılmamıştır. Başvurucunun diğer ihlal iddialarıaşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:
a. Eşitlik İlkesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
19. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderimtalebinin ve akabinde açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10.maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
20. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminattaleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası dahaönce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılıkyapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtileniddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamışoldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,§§ 39-44).
21. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığınhangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtileniddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibifarklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
22. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
23. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğügiderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
24. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
25. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
26. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvurutarihi (6/12/2006) ile nihai karar tarihi (31/1/2013) arasında geçen 6 yıl 1aylık sürede uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespitedilemediğinden, başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yönde bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.
27. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanmahakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Hakkaniyete UygunYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
28. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurununve açtığı davanın, babasının terör örgütü tarafından şehit edilmesine dair özeldurumu nazara alınmaksızın Mahkemece mukim olduğu köyün tamamen boşaltılmamışolduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketle reddedildiğini belirterekAnayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete uygun yargılanma hakkınınihlal edildiğini iddia etmiştir.
29. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır.”
30. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
31. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri uyarınca AnayasaMahkemesine bireysel başvuru “ikincilnitelikte bir kanun yolu” olup bu yola başvurulmadan önce kuralolarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.
32. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınuyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde, ortayaçıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerinebaşvurulmalıdır (Cemal Ay, B. No:2013/8674, 16/10/2014, § 29).
33. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılıKanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa'da güvence altınaalınmış temel hak ve özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi(Sözleşme) ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındakiherhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini iddia eden herkeseAnayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapma hakkı tanınmıştır. Anayasa'nın 148.maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (2)numaralı fıkrasında ise bireysel başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasınındayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari veyargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiğibelirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle derece mahkemeleriningidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar(Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B.No: 2012/1027,12/2/2013, §§ 19, 20).
34. Bireysel başvurunun ikincil niteliği gereği başvurucuların,temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarını öncelikle yetkili idarimercilere ve derece mahkemelerine usulüne uygun olarak iletmeleri, bu konudasahip oldukları bilgi ve kanıtları zamanında bu mercilere sunmaları, aynızamanda bu süreçte dava ve başvurularını takip etmek için gerekli özenigöstermiş olmaları gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları önündeileri sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkiniddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §19).
35. Başvuru konusu olayda, başvurucu terör örgütü tarafındanbabasının şehit edildiğini, bu durumu dikkate alınmadan davanın reddedildiğinibelirterek hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüşse de söz konusu iddianın temyiz mercii önünde ileri sürülmesine engelbir durum ya da bu anlamda temyiz incelemesinin etkisiz bir yol olduğunayönelik somut bir veri ortaya konulmadığından iddianın öncelikle temyiz merciiönünde ileri sürülmesi gerekmektedir. Ancak olayda anılan iddiaların olağankanun yolu olan temyiz merci önünde ileri sürülmediği tespit edilmiştir.
36. Açıklanan nedenlerle hukuk sisteminde düzenlenen başvuruyolları usulüne uygun olarak tüketilmeden temel hak ve özgürlüklerin ihlaledildiği iddiasının bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığındanbaşvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
37. Başvurucu ayrıca idarenin, can ve mal güvenliğini sağlamayükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğiniiddia etmektedir.
38. Başvuru dilekçesi incelendiğinde başvurucunun Anayasa’nın35. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü bölümde, 5233 sayılı Kanunkapsamında tanzim edilen belgelerde maddi zararlarının mevcut olduğu iddiaedilmiş, fakat idari yargı makamlarının tazminat başvurularına ilişkin sözkonusu düzenlemeleri dar ve aleyhe yorumlayarak Anayasa’nın 35. maddesininihlal edildiği ileri sürülmüştür.
39. Başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiğihususundaki iddiaların yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılamasürecine ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesinde mülkiyethakkının ihlal edildiği yönündeki iddiaların ayrıca değerlendirilmesine gerekgörülmemiştir (Ülkü Özgür, B. No:2013/2263, 26/6/2014, § 43).
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın başvuru yollarınıntüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Adli yardım talebinin kabulü ile muaf tutulan yargılamagiderlerinin tahsilinin, başvurucunun mağduriyetine neden olmayacağıanlaşılmakla, 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun339. maddesi uyarınca tamamen muafiyetin koşulları oluşmadığından 198,35 TLharçtan ibaret yargılama giderinin başvurucudan TAHSİLİNE
30/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.