TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
NEVZAT UCAK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/15574)
Karar Tarihi: 4/4/2019
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan y.
:
Recep KÖMÜRCÜ
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Raportör Yrd.
:
Zehra GAYRETLİ
Başvurucu
:
Nevzat UCAK
Vekili
:
Av. Mehmet Şefik KOCAAĞA
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; gözaltında avukat yardımından faydalandırılmamanedeniyle müdafi yardımından yararlanma hakkının, müdafi yokluğunda baskı vezora dayalı verilen ifadelerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle hakkaniyeteuygun yargılanma hakkının, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmamasınedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 22/9/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmeyeceğini ifade etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. İstanbul Emniyet Müdürlüğü 17/1/2000 tarihinde, İstanbul’daHizbullah terör örgütüne karşı operasyonlar düzenlemiştir. Emniyetgörevlilerinin bir daireye yaptığı operasyonda örgüt lideri öldürülmüştür. Evdeyapılan aramada, örgüt hakkında bilgiler içeren çok sayıda sabit disk elegeçirilmiştir.
9. Başvurucu, operasyonda elde edilen bilgiler üzerine Van iligenelinde Van Emniyet Müdürlüğünün gerçekleştirdiği operasyon kapsamında terörörgütü üyesi olduğu şüphesiyle 27/1/2000 tarihinde yakalanarak gözaltınaalınmış; 4/2/2000 tarihinde tutuklanmıştır.
10. Başvurucu; kollukta müdafiiolmaksızın alınan ifadesinde Şerefiye isimli camiye gelen gençlere Hizbullahİlim Grubu içinde üst düzey sorumlulardan almış olduğu talimat gereği yasa dışıolarak dersler verip örgüt propagandası yaptığını, örgütün üst düzeysorumlularından bir olan Z.nin kendisine Yasin (K)adını verdiğini belirtmiştir.
11. Başvurucu, sorguda ve Cumhuriyet Başsavcılığında alınanifadelerinde suçlamaları kabul etmemiştir.
12. Van Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının27/3/2000 tarihli iddianamesi ile başvurucunun da aralarında yer aldığı birkısım şüpheli hakkında yasa dışı Hizbullah terör örgütünün sair efradı olmasuçundan kamu davası açılmıştır. Başvurucu, yargılama sırasında müdafiyardımından yararlanmış; suçlamaları reddetmiş ve önceki ifadelerini kabuletmemiştir.
13. Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250. madde ile görevli)(Mahkeme) 12/3/2002 tarihli kararı ile başvurucunun terör örgütüne yardım veyataklık suçundan hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedilmiştir.
14. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 24/9/2003 tarihli kararı ilehüküm bozulmuştur.
15. Bozma kararına uyularak devam edilen yargılama sonucundaMahkemenin 19/4/2011 tarihli kararı ile başvurucunun Hizbullah terör örgütüüyesi olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasınahükmedilmiştir. Mahkûmiyet gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:
"C) SANIK NEVZAT UÇAK'IN HUKUKİ DURUMUNUNDEĞERLENDİRİLMESİNDE:
(...)
Bozmadan sonra mahkememizdeki ifadesinde"önceki kararda direnilmesini beyan ettiği" görülmüştür.
Sanık hakkında örgüt merkezinde ele geçirilendiskette elde edilen belgeye göre Yasin kod adını aldığı cemaatle birlikteolduğu ve şerefiye camii sorumlusu olduğu açıklandığı anlaşılmıştır.
Sanığın olayınsıcağı sıcağına vermiş olduğu suçu ikrarı yönündeki ifadesi ve sanığın bu ifadesini doğrulayan belgesanığın kod adı alması hususlarının bir araya alınıp değerlendirildiğindebelirli bir eğitim ve tebliğ sürecinden geçip örgüte özgeçmiş raporu vererekcemaate giren örgütsel amaçlı ders faaliyetleri gösterdiği anlaşılan sanığın,eylem ve faaliyetlerinin Yargıtay bozma ilamında işaret edildiği üzere örgüt üyeliği suçu oluşturduğu kanaatinevarılmıştır."
16. Başvurucu; kollukta müdafi yokluğunda ve zora dayalı birşekilde ifadesinin alındığını, bu ifadeyi Savcılık sorgusunda ve yargılamaaşamasında reddettiğini, buna rağmen kolluk ifadesinin hükme esas alındığınıbelirterek hükmü temyiz etmiştir. Başvurucu temyiz dilekçesinde özetle atılısuçu işlemediğini, aleyhine delil olarak değerlendirilen bilgisayarkayıtlarının kimler tarafından oluşturulduğunun belirli olmadığını, bukayıtlara ilişkin incelemenin usulüne uygun yapılmadığını, ayrıca kayıtlarailişkin olarak düzenlenen bilirkişi raporundaki lehe değerlendirmelerin dedikkate alınmadığını belirtmiştir.
17. Anılan karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesince 9/4/2014 tarihindehükümde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle onanmıştır.
18. Başvurucu 22/9/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
19. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314.maddesi şöyledir:
"(1)Bu kısmın dördüncü ve beşincibölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veyayöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasıile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üyeolanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunailişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır. "
20. Olay tarihinde yürürlükte olan 4/4/1929 tarihli ve 1412sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135. maddesi şöyledir:
“Zabıtaamir ve memurları ile Cumhuriyet Savcısı tarafından ifade almada ve hâkimtarafından sorguya çekilmede aşağıdaki hususlara uyulur:
1. İfade verenin veya sorguya çekileninkimliği tesbit edilir. İfade veren veya sorguyaçekilen kimliğe ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmak zorundadır.
2. Kendisine isnat edilensuç anlatılır.
3. Müdafi tayin hakkınınbulunduğu, müdafi tayin edebilecek durumda değilse baro tarafından tayinedilecek bir müdafi talep edebileceği ve onun hukuki yardımındanyararlanabileceği, isterse müdafiin soruşturmayıgeciktirmemek kaydı ile ve vekaletname aranmaksızın ifade veya sorguda hazırbulunacağı bildirilir; yakınlarından istediğine yakalandığını duyurabileceğisöylenir.
4. İsnad edilen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğusöylenir.
5. Şüpheden kurtulmasıiçin somut delillerinin toplanmasını talep edebileceği hatırlatılır ve kendisialeyhine var olan şüphe sebeplerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususlarıileri sürmek imkânı verilir.
6. İfade verenin veyasorguya çekilenin şahsi halleri hakkında bilgi alınır.
7. İfade veya sorgu birtutanakla tesbit edilir. Bu tutanakta;
a) İfade verme veyasorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih,
b) İfade verme veyasorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifadeveren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği,
c) İfade vermenin veyasorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, buişlemler yerine getirilmemiş ise sebepleri,
d) Tutanak içeriğininifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu veimzalarının alındığı,
e) İmzadan imtina halinde bunun nedenleri yeralır.”
21. 1412 sayılı mülga Kanun’un 136. maddesi şöyledir:
“Yakalanankişi veya sanık, soruşturmanın her hal ve derecesinde bir veya birden fazla müdafiin yardımından faydalanabilir. Kanuni temsilcisivarsa o da yakalanana veya sanığa bir müdafi seçebilir.
Zabıta amir ve memurları tarafından yapılacaksorgulama işlemlerinde, ancak bir müdafi hazır bulunabilir. CumhuriyetSavcılığı işlemlerinde bu sayı üçü geçemez.
Zabıtaca yapılan soruşturma da dahil olmaküzere, soruşturmanın her safhasında müdafiin,yakalanan kişi veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanındaolma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.”
22. 1412 sayılı mülga Kanun’un 138. maddesi şöyledir:
“Yakalanankişi veya sanık müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse talebihalinde baro tarafından kendisine bir müdafi tayin edilir. Yakalanan kişi veyasanık onsekiz yaşını bitirmemiş yahut sağır veyadilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malul olur ve bir müdafi’de bulunmazsa talebi aranmaksızın kendisine müdafitayin edilir.”
23. 1412 sayılı mülga Kanun’un 144. maddesi şöyledir:
“Yakalananveya tutuklu bulunan kişi vekaletname aranmaksızın müdafi ile her zaman vekonuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerinmüdafi ile yazışmaları denetime tabi tutulamaz.”
24. Başvurucunun gözaltında bulunduğu sırada yürürlükte bulunan16/6/1983 tarihli ve 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş veYargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 16. maddesi şöyledir:
“Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanınagiren suçlarda yakalanan veya tutuklanan şahıs, yakalama veya tutulma yerine enyakın mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç en geç kırksekizsaat içinde hakim önüne çıkarılır ve sorguya çekilir.
Üç veya daha fazla kişinin bir suça iştirakisuretiyle toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veyafail sayısının çokluğu ve benzeri nedenlerle Cumhuriyet savcısı, bu sürenindört güne kadar uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. Soruşturma bu süredesonuçlandırılmazsa Cumhuriyet savcısının talebi ve hakim kararı ile süre yedigüne kadar uzatılabilir.
Anayasanın 120 ncimaddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde yakalanan veyatutuklanan kişiler hakkında ikinci fıkrada yedi gün olarak belirlenen süre Cumhuriyetsavcısının talebi ve hakim kararıyla on güne kadar uzatılabilir.
Tutuklu bulunan sanık, müdafiiile her zaman görüşebilir. Hakim tarafından gözaltı süresinin uzatılmasınakarar verildikten sonra gözaltında bulunan kişi hakkında da aynı hüküm uygulanır.”
25. Başvurucunun gözaltında bulunduğu sırada yürürlükte olan18/11/1992 tarihli ve 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“BuKanunun 4, 5, 6, 7, 9, 12, 14, 15, 18, 19, 20 ve 22 ncimadde hükümleri Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlardauygulanmaz. Bunlar hakkında 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun budeğişiklikten önce yürürlükte olan eski hükümleri değiştirilmeden öncekihalleriyle uygulanır.”
26. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun148. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:
“Müdafihazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheliveya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.”
B. Uluslararası Hukuk
1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin (1) numaralı fıkrası ve (3) numaralı fıkrasının (c) bendi şöyledir:
''1. Herkes davasının, …cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecekolan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil vekamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir...
…
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdakiasgari haklara sahiptir:
…
c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği birmüdafiin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmakiçin gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi içingerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarakyararlanabilmek;''
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı
28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre Sözleşme'nin 6.maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi kapsamında, suç isnadı altında bulunankişi savunma hakkının kullanılmasında üç ayrı hakka sahiptir. Bunlar kendisinibizzat savunma, seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma, bir müdafi tayinetme olanağından yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görülürseresen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma haklarıdır. Dolayısıyla suçisnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması talep edilemez (Pakelli/Federal Almanya, B. No: 8398/78,25/4/1983, § 31). Bir suçla itham edilen herkesin avukat yardımından etkili birşekilde yararlanma hakkı, mutlak bir hak olmamakla beraber adil yargılanmailkesinin temel özelliklerinden birini oluşturmaktadır (Salduz/Türkiye [BD], B. No: 36391/02, 27/11/2008, § 51).
29. Kendini suçlamama hakkı, kamu makamlarınınşüphelinin/sanığın arzusu hilafına baskı ve zorlama metotları ile elde edilendelillere başvurmadan iddialarını ispat etmelerini öngörmektedir (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/7/2006,§ 100; Salduz/Türkiye, § 54). AİHM, soruşturmaevresindeki ikrarın kötü muamele veya işkence altında verildiği belirtilerekhâkim önünde reddedilmesi hâlinde bu konu irdelenmeden esasa geçilerek ikrarındayanak olarak kullanılmasını bir eksiklik olarak değerlendirmiştir (Hulki Güneş/Türkiye, B. No: 28490/95,19/6/2003, § 91). Bu kapsamda ikrarın avukat yardımı olmaksızın ve uzun sürenbir gözaltı sırasında yapılmış olması gibi hususlar da gözönündebulundurulmalıdır (Barberà, Messegué ve Jabardo/İspanya [GK], B. No: 10590/83,6/12/1988, § 87).
30. İlke olarak şüpheliye, gözaltına alındığı ya da tutuklandığıandan itibaren avukat yardımından yararlanma imkânı sağlanmalıdır (Dayanan/Türkiye, B. No: 7377/03,13/10/2009, § 31). Diğer taraftan kolluk tarafından ifade alınma aşamasını dakapsayan müdafi yardımından yararlanma hakkının geçerli bir nedene dayanılarakkısıtlanabileceğini, bu durumda somut olay açısından yargılamanın bütününebakılarak söz konusu kısıtlamanın adil yargılanmaya engel olup olmadığınındeğerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir (JohnMurray/Birleşik Krallık [BD], B. No:18731/91, 8/2/1996, § 63; Magee/Birleşik Krallık, B. No: 28135/95,6/6/2000, § 41).
31. Bu bağlamda AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesinin ne lafzı ne deruhunun başvuranın iradi olarak açık ya da örtülü biçimde adil yargılanmahakkından vazgeçmesini engellemediğini belirtmektedir (Aksin ve diğerleri/Türkiye, B. No:4447/05, 1/10/2013, § 48). Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafiyardımından yararlanmadan vazgeçmenin geçerli ve etkin olabilmesi için hertürlü şüpheden uzak bir açıklıkta olması, ayrıca sonuçlarının ağırlığınıngerektirdiği asgari garantileri içermesi gerekir (Salduz/Türkiye, § 59).
32. AİHM, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da resenücretsiz olarak avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişininolanağının olmaması yanında ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlüktenmahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı, avukatyardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Tunç/Türkiye, B. No: 32432/96, 27/3/2007,§§ 55, 56).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
33. Mahkemenin 4/4/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Müdafi YardımındanYararlanma Hakkıyla Bağlantılı Olarak Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucuların İddiaları
34. Başvurucu, genel olarak yargılamanın hakkaniyete uygunyürütülmediğini, bu kapsamda esas olarak gözaltında avukata erişim imkânındanyararlandırılmadığı sırada imzalanan ancak içeriği kabul edilmeyen ifadeyedayanılarak mahkûmiyetine karar verildiğini belirterek adil yargılanma hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüş; yargılamanın yenilenmesine karar verilmesitalebinde bulunmuştur.
2. Değerlendirme
35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının adil yargılanmahakkının görünümlerinden olan müdafi yardımından faydalanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
36. Anayasa’nın 36. maddesinin(1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan müdafiyardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
38. Ceza yargılamasında savunma haklarının güvence altınaalınması, demokratik toplumun temel ilkelerindendir (Erol Aydeğer, B. No: 2013/4784,7/3/2014, § 32). Savunma, ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesinisağlamaktadır. İddiaya karşı savunma tanınmadığı sürece silahların eşitliği veçelişmeli yargılama ilkelerine uygun muhakeme yapılması ve maddi gerçeğeulaşılması da mümkün değildir (Yusuf Karakuşve diğerleri, B. No: 2014/12002, 8/12/2016, § 69).
39. Savunma hakkının sağladığı güvenceler,esasen adil yargılanma hakkı içinde yer almaktadır. Savunma hakkı, hukukdevleti ilkesinin gereklerinden ve adil yargılanma hakkının önemligüvencelerinden biri olması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde açıkça ifadeedilmiştir. Anılan hükümde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Savunma hakkı tanınmadankişilerin cezalandırılması, Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınanmasumiyet karinesine de uygun değildir. Bu nedenle savunma hakkınınsağlanmadığı bir yargılamanın adil olduğundan söz edilemez(Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 70).
40. Müdafi, şüpheli veya sanığın ceza yargılamasında savunmasınıyapan avukat olarak tanımlanmaktadır. Şüpheli veya sanığın müdafiiaracılığıyla savunulması hususunda tercih yapma olanağına sahip olduğu hâllerdegörev yapan müdafi, ihtiyari müdafi; görevlendirilmesi hususunda şüpheli veyasanığın iradesinin önem taşımadığı hâllerde görev yapan müdafi ise zorunlumüdafidir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2011/10-182, K.2011/204, 11/1/2011).
41. Şüpheli ve sanığa salt savunma hakkının tanınması yeterlideğildir. Şüpheli ve sanığın savunma için Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilenmeşru vasıta ve yollardan yararlandırılmasıda gerekir. Savunmada başvurulacak meşru vasıta ve yollar arasında avukatlarınteknik bilgilerinden ve tecrübelerinden yararlanma olanağı da bulunmaktadır.Şüpheli ve sanık için Anayasa'nın 36. maddesinde sözü edilen meşru vasıta veyollardan en önemlisi müdafi yardımından yararlanmaktır. Diğer bir ifadeylemüdafi yardımından yararlanma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen meşru vasıta ve yollar kavramınınkapsamındadır. Bu itibarla müdafi yardımından yararlanmanın adil yargılanmahakkının kapsam ve içeriğine dâhil ve bu hakkın doğal sonucu olduğu ortayaçıkmaktadır. Dolayısıyla suç isnadı altındaki kişi, adil yargılanma hakkıkapsamında kendisini bizzatsavunma veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanma hakkına sahiptir (Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 72).
42. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesineilişkin gerekçede, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerce de güvence altınaalınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır.NitekimSözleşme'nin6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (c) bendinde; bir suçile itham edilen herkesin kendisini bizzatsavunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanması, eğer avukattutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesiiçin gerekli görüldüğünde resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsizolarak yararlanabilmesi hakkı düzenlenmiştir (YusufKarakuş ve diğerleri, § 73).
43. Savunmanın iddia makamı karşısında dezavantajlı konumadüşmemesi için şüpheli ve sanığın kendisini bireyselolarak (bizzat) savunabilmesinin yanı sıra müdafi yardımından yararlandırılmasıda gerekebilir. Suç isnadı altındaki kişinin müdafi yardımına olan ihtiyacı;delillere ulaşma bakımından yaşanan güçlüklerin aşılması, hukuki bilgieksikliği veya içinde bulunulan psikolojik durumdan kaynaklanabilir. Bukapsamda savunma hakkının etkin bir şekilde kullanma imkânını sağlayan müdafiyardımından yararlanma hakkı aynı zamanda adil yargılanma hakkının diğer birunsuru olan silahların eşitliği ilkesininde gereğidir. Diğer bir ifadeyle müdafi yardımından yararlanma hakkı hemsavunma hakkının etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamakta hem de silahlarıneşitliği ilkesine işlerlik kazandırmaktadır (YusufKarakuş ve diğerleri, § 74).
44. Müdafi yardımından yararlanma hakkının Anayasa'nın 36.maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı bakımından başka bir önemi, suçisnadı altında olan kişinin bu haktan yararlandırılması yönünden devletinpozitif bir yükümlülüğü olduğunun kabul edilmesidir. Anayasa'nın 36. maddesinegöre suç isnadı altında bulunan kişinin ekonomik durumunun elverişli olmamasıveya ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesi için gerekli görülmesihâlinde resen atanacak bir müdafinin yardımından yararlandırılması da gerekir.Dava konusunun karmaşıklığı ve isnadın ağırlığıyla bağlantılı olarak suçlamanınciddiliği değerlendirilerek ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesiiçin suç isnadı altındaki kişiye müdafi atanması gerekebilir (Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 75).
45. Anılan hakkın ilke olarak şüphelinin kolluk tarafından ilkkez sorgulanmasından itibaren sağlanması gerekir. Şüpheliye kolluk tarafındanilk kez sorgulanmasından itibaren avukata erişim hakkı sağlanması, kendisinisuçlamama ve susma hakları yanında genel olarak da adil yargılanma hakkınınetkili bir koruma işlevine sahip olması bakımından gereklidir. Çünkü bu aşamadaelde edilen deliller, yargılama sırasında söz konusu suçun hangi çerçevede elealınacağını belirlemektedir. Özellikle delillerin toplanması ve kullanılmasıaşamasında cezai yargılamaya ilişkin mevzuat giderek daha karmaşık hâlegeldiğinden şüpheliler, ceza yargılamasının bu evresinde kendilerini savunmasızbir durumda bulabilir. Belirtilen savunmasızlık hâli, ancak bir müdafininhukuki yardımı ile gereği gibi telafi edilebilir (Aligül Alkaya ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1138, 27/10/2015, §§118, 135; Sami Özbil,B. No: 2012/543, 15/10/2014, § 64).
46. Müdafi yardımından yararlanma hakkı mutlak değildir. Buhakkın istisnai hâllerde sınırlandırılması mümkündür. Zorunlu sebeplerin ortayaçıkması hâlinde bu hak kısıtlanabilir. Avukat erişiminin sağlanmamasınaistisnai olarak zorunlu sebeplerin gerekçe gösterilmesi durumunda bile böylesibir kısıtlama şüphelinin/sanığın adil yargılanma bağlamında güvence altınaalınan haklarına zarar vermemelidir (Aligül Alkaya ve diğerleri, §§ 118, 137). Müdafi yardımındanyararlanma hakkı bakımından önemli olan, yargılamaya bir bütün olarakbakıldığında şüphelinin/sanığın müdafi yardımından etkili bir biçimdeyararlanmış olmasıdır. Ancak avukata erişim yönünden getirilen kısıtlamayargılamanın sonraki aşamalarında telafi edilmiş ise savunma hakkı ihlaledilmiş sayılmaz. (Yusuf Karakuş vediğerleri, § 78).
47. Sanık, olay hakkında doğrudan doğruya bilgiye sahiptir.Dolayısıyla sanığın beyanlarının olayın aydınlatılması bakımından son dereceönemli bir delil niteliğinde olduğu açıktır. Bu bakımdan suç isnadı altındakikişinin müdafi hazır bulunmadığı hâlde kendini suçlayıcı beyanlarda bulunup bulunmadığı,bu itirafların aleyhinde kullanılıp kullanılmadığı, susmasından mahkemeceolumsuz sonuçlar çıkarılıp çıkarılmadığı ve kendisine herhangi bir baskıuygulanıp uygulanmadığı her somut olayda değerlendirilmelidir. Bir cezadavasında kendi aleyhine tanıklık etmeme ve delil vermeye zorlanmama hakkı, suçisnadını zorla veya baskıyla sanığın isteğine aykırı olarak elde edilendelillere başvurmadan kanıtlamaya çalışmayı gerektirir. Avukata erişimisağlanmayan sanığın kolluktaki ikrarının mahkûmiyet kararında kullanılmasıdurumunda savunma hakkına telafi edilmez biçimde zarar verilmiş sayılacaktır.Soruşturma evresinde elde edilen ikrarın kötü muamele ve işkence altındaverildiği belirtilerek reddedilmesi durumunda mahkemece bu hususirdelenmeksizin ikrarın dayanak olarak kullanılması önemli bir özeneksikliğidir (Yusuf Karakuş ve diğerleri,§ 79).
48. Bireysel başvuru incelemelerinde, ölçü norm Anayasa'dır;kanuna uygunluk denetimi yapılmamaktadır. Bu nedenle kanuna dayalı olarakavukata erişimin kısıtlanması yönündeki uygulamanın Anayasa'ya uygun olduğuanlamına gelmez. Müdafi yardımından yararlanma hakkının Anayasa'nın 36.maddesini ihlal edip etmediğinin değerlendirilmesinde yargılamanın bütünlüğüiçinde somut davanın kendine özgü koşulları dikkate alınmalıdır. AnayasaMahkemesi de daha önce şüphelilerin devlet güvenlik mahkemelerinin görevalanına giren suçlar yönünden müdafi yardımından faydalandırılmamasınınmevzuattan kaynaklanan bir uygulama olduğunu tespit etmiş (Aligül Alkaya ve diğerleri, § 144, Sami Özbil, § 71; Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 48)ancak müdafi yararlanma hakkının sonradan telafi edilmediği gerekçesiyle ihlalkararları vermiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri, §§ 127-145, Sami Özbil, §§56-76; Aynur Avyüzen,B. No: 2014/784, 27/10/2016, §§ 37-58; VeliÖzdemir, B. No: 2014/785, 27/10/2016, §§ 39-62).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
49. Somut olayda başvurucu 27/1/2000 tarihinde gözaltına alınmışve tutuklandığı 4/2/2000 tarihine kadar gözaltında kalmıştır. Başvuru formununve formun ekinde yer verilen bilgi ve belgelerin incelenmesinden başvurucununkolluk beyanının müdafi yokluğunda alındığı ve Savcılık sorgusunda da müdafiyardımından yararlanamadığı anlaşılmaktadır. Belirtilen şartlarda gözaltında tutulanbaşvurucu, müdafi olmadan kollukta verdiği ifadesinde örgüt adına kimlerdentalimat aldığına ve hangi camide ders verdiğine dair beyanda bulunmuştur.Mahkeme kararının gerekçesine göre başvurucuya örgütün üst düzeysorumlularından aldığı talimatlar uyarınca örgüt propagandası yapma ve camisorumlusu olarak örgütsel amaçlı ders verme eylemleri isnat edilmektedir.Başvurucuya isnat edilen suç kapsamındaki eylemlere ilişkin değerlendirmedebaşvurucunun gözaltında müdafi olmaksızın elde edilen beyanının delil olarakkabul edildiği görülmektedir (bkz. § 15).
50. Başvurucunun gözaltında tutulduğu sırada devlet güvenlikmahkemelerinin görev alanına giren suçlar yönünden kural olarak müdafiyardımından yararlanması ancak belli bir aşamadan sonra mümkün olmaktadır. 3842sayılı Kanun’a eklenen 31. maddeyle gözaltında bulundurmaya ve müdafiyardımından yararlanmaya ilişkin yeni düzenlemelerin devlet güvenlikmahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmayacağı, bunlar hakkındadeğişiklik yapılmadan önceki 1412 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı hükmebağlanmıştır. Başvurucunun gözaltında tutulduğu tarihlerde anılan mevzuat,gözaltı süresinde avukata erişim imkânını tanımamaktadır. Bu itibarlabaşvurucunun gözaltında bulunduğu dönemde müdafi yardımındanfaydalandırılmamasının mevzuata dayandırılan yerleşik bir uygulama olduğuanlaşılmaktadır.
51. Başvurucunun diğer deliller yanında müdafi olmaksızın alınanve daha sonra Mahkemede doğrulanmayan ifadeleri doğrultusunda anılan eylemlerigerçekleştirmek suretiyle isnat edilen suçtan mahkûmiyetine karar verildiği,gözaltında iken alınan bu ifadelerin mahkûmiyet için belirleyici biçimde kanıtolarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.
52. Sonradan (yargılama devam ettiği sırada) yürürlüğe giren5271 sayılı Kanun’un 148. maddesi, hâkim veya mahkeme önünde doğrulanmayanmüdafi yardımı sağlanmadan alınan kolluk beyanları bakımından kovuşturmaaşamasında savunmanın etkinliğini sağlayacak niteliktedir. Ancak Mahkemece buhusus gerekçede tartışılmamış ve temyiz aşamasında da bu eksiklik telafiedilememiştir. Gözaltında avukata erişim imkânı sağlanmamasının mevzuata dayalıyerleşik bir uygulamadan kaynaklanması ve bu sırada elde edilen ifadelerinmahkûmiyet kararına esas alınması müdafi yardımından yararlanma hakkıylabağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali sonucunudoğurmuştur.
53. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki müdafiyardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanmahakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
54. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
55. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı yada yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediğiiddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurularailişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkinyolu, ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlamakapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğinitartışmıştır (Ferat Yüksel, §§ 27-36).
56. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuruyolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlamasınedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarınamakul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı vetazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafiolanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlamaimkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçelerdoğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlaliddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterligiderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmedenyapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ilebağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).
57. Mevcut başvuruda, söz konusu karardan ayrılmayı gerektirenbir durum bulunmamaktadır.
58. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduklarına karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
59. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
60. Başvurucu, adil yargılanma hakkı kapsamında müdafiyardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanmahakkının ihlal edildiğinin tespitiyle yargılamanın yenilenmesi taleplerindebulunmuştur.
61. Anayasa MahkemesininMehmet Doğan (B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, AnayasaMahkemesince bir temel hakkın ihlal edildiği sonucuna varıldığında ihlalin vesonuçlarının nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda genelilkelere yer verilmiştir (Mehmet Doğan,§§ 57-60).
62. Başvuruda, başvurucunun gözaltında müdafi yardımındanfaydalandırılmaksızın alınan beyanlarının mahkûmiyet için belirleyici biçimdekanıt olarak kullanılması nedeniyle müdafi yardımından yararlanma hakkıylabağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucunavarmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığıanlaşılmaktadır.
63. Bu durumda müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılıolarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesininikinci fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasınayöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikleihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlalsonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın birörneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere (kapatılan) Van 3. Ağır CezaMahkemesinin (CMK 250. madde ile görevli) yerine bakan mahkemeye gönderilmesinekarar verilmesi gerekir.
64. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 2.475TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.681,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
2. Müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarakhakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılıolarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin müdafi yardımından yararlanma hakkıylabağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere (kapatılan) Van 3.Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250. madde ile görevli) (E.2003/196, K.2011/189)yerine bakan Mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
D. 206,10 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.681,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE4/4/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.