TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
NİHAT ÖZDEMİR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1997)
Karar Tarihi: 8/4/2015
R.G.Tarih- Sayı: 3/7/2015-29405
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Serruh KALELİ
Başkanvekili
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Burhan ÜSTÜN
Engin YILDIRIM
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör
:
Yunus HEPER
Başvurucu
:
Nihat ÖZDEMİR
Vekili
:
Av. Pınar Melis EPİKMAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurucu, bir gazeteci olan Fatih Altaylı’nıninternet sitesinde yayınlanan bir köşe yazısı ve iki televizyon programındakendisi hakkında kullandığı sözlerin tahkir içerdiği halde başvurduğu hukukyollarından sonuç alamadığını belirterek şeref ve itibarın korunması hakkının,adil yargılanma hakkının ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ilerisürmüştür. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama ve tazminattalebinde bulunmuştur.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 18/3/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 26/11/2014tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 25/3/2015tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına,dosyanın Genel Kurula sevk edilmesine ve başvurunun bir örneğinin AdaletBakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının 2/4/2015tarihli yazısında, daha önce benzer olaylarda görüş bildirildiğinden yenidengörüş bildirilmeyeceği belirtilmiştir.
III. OLAYLAR VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
7. Türkiye’nin bilinen işadamlarından biri olan başvurucu,ayrıca Türkiye’nin önde gelen spor kulüplerinden birinde de yöneticilikyapmıştır. Bu nedenlerle kamuoyunca iyi bilinen bir kişidir. Gazeteci FatihAltaylı ise ulusal ölçekte yayın yapan gazetelerde çalışan bir gazeteci, köşeyazarı ve televizyon programı sunucusudur.
8. Başvurucu, Fatih Altaylı’nınwww.fatihaltaylı.com.tr adlı internet sitesindeki 2/11/2007tarihli “Nihat Özdemir Olayı”başlıklı yazısı ile 6/2/2008 ve 16/4/2008 tarihinde yayınlanan “Olaylar ve Gerçekler” adlı programdakendisi hakkında gerçek dışı açıklamalarla kişilik haklarına saldırıdabulunduğu ve tarafı olduğu bir ceza yargılamasında henüz nihai karar verilmemişiken mahkum olduğu izlenimi yaratarak masumiyet karinesini çiğnediği iddiasıylaFatih Altaylı aleyhine manevi tazminat davası açmıştır.
9. Davanın görüldüğü Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, 21/12/2010 tarihli kararla davanın reddine karar vermiştir.Kararın gerekçesi şöyledir:
"...
Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/269 esassayılı davasında davacıya ait Limak A.Ş. tarafındanyürütülen Cumhur Başkanlığı Muhafız Alayı inşaatı ile ilgili olarak ihaleye fesatkarıştırmak, resmi evrakta sahtekarlık, dolandırıcılıksuçlarından şirket temsilcileri ve muhtelif şahıslar yargılanmıştır.
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/113 esassayılı davası derdest olup; davacı, kamu oyunda MaviHat olarak adlandırılan Petrol Boru Hatları inşaatında yolsuzluk ithamıylayargılanmaktadır.
Muhafız Alayı İnşaatı ile ilgili Ankara 1.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen karar bozulmuş ve dava derdesttir.
Davacı veya şirketleri ile ilgili olarakbasında çok sayıda haber yayınlanmış olup bu haberlerde Botaşihaleleri ile ilgili olarak ‘Nihat Özdemir’in Şeref Trübününde,ortağı kaçak Operasyon kapsamında Nihat Özdemir Serbest bırakıldı, ancak yurtdışına çıkışı yasaklandı, beş tutuklama daha çıktı’ ‘Mavi Hat Operasyonukapsamında ünlü zenginlere dava açıldı… aralarında Nihat Özdemir gibi isimlerinde bulunduğu 71 kişi hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurmak…vs suçlardan dava açıldı, Mavi Hatta Nihat Özdemirsürprizi’ gibi açıklamalar yer almıştır.
Davalının TV programları metin halinegetirilmiş ve sülük olarak vasıflandırılan kişilerin vergi vermeyi aptallıkolarak görenler olduğu, davacının kastedilmediği, davacının ticari faaliyetlerisebebiyle vergi vermemiş olması ve kendisi veya şirketi hakkındaki yolsuzlukithamları sebebiyle tutuklanmamış olmasının eleştirildiği görülmüştür.
Yayınlardaki amaç davacının kamuoyu önündeküçük düşürülmesi değil, bazı kişilerin vergi vermemesi veya yolsuzlukithamları sebebiyle müeyyideye tabi tutulmamasından duyulan kaygıların dilegetirilmesidir.
Yargıtay Yüksek 4. H.H.nin13/06/2006 tarih ve 2005/3738 esas, 2006/7165 kararsayılı kararında açıklandığı gibi gazetecinin görevi o anda mevcut bilgileregöre haber yapmaktır, polis ya da savcı gibi somut gerçeği aramak zorundadeğildir.
Davalının davacıyı küçük düşürme, kamuoyununkin ve nefretine yol açma düşüncesi taşımadığı, eleştiri sınırlarının dışınaçıkılmadığı, ceza davalarının beklenmesinde hukuki fayda olmadığı kanaatiyledavanın reddi gerekmiştir."
10. Temyiz üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 22/5/2012 tarihli ilamı ile İlk Derece Mahkemesi kararınınonanmasına karar vermiştir.
11. Onama kararına karşı yapılan düzeltme istemi aynıDairece, 22/1/2013 tarihli ilamla reddedilmiş ve builam başvurucu vekiline 18/2/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
12. Bireysel başvuru, 18/3/2013tarihinde yapılmıştır.
B. İlgili Hukuk
13. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı TürkBorçlar Kanunu’nun “Sorumluluk”başlıklı 49. maddesinin şöyledir:
“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasınazarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zararverici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı birfiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
14. Mahkemenin 8/4/2015 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 18/3/2013 tarihli ve 2013/1997 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
15. Başvurucu,
i. Davalı tarafından kaleme alınanwww.fatihaltaylı.com.tr isimli internet sitesindeki 2/11/2007 tarihli “Nihat Özdemir Olayı” başlıklı yazıdaÇankaya Köşkündeki bir inşaatta yolsuzluk yapmakla itham edildiğini oysa bahsigeçen inşaat ile ilgili Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/269 esas sayılıdosyasında yürütülen davada sanık olmadığını, hakkında yargılama dahiyapılmadığını,
ii. 6/2/2008 tarihinde Habertürk adlıtelevizyon kanalında yayınlanan “Olaylar veGerçekler” isimli programda, programın yayınlandığı tarih itibarıylakendisinin de taraf olduğu Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/113 esassayılı dosyasında derdest olan yargılamaya ilişkin olarak “başvurucunun tutuklanmamış olmasının bir hikmetiolduğu; başvurucunun bir çete liderini arayarak telefonlarının dinlendiğihaberini verdiği ve çete vasıtasıyla ilgili bürokratlara 1,5 milyon dolarrüşvet vereceğinin teminatını verdiği” biçimindeki beyanlarının adilyargılanma hakkı ve masumiyet karinesini ihlal eder nitelikte olduğunu, nitekimsöz konusu dava kapsamında atılı suçlardan beraat ettiğini ve buna ilişkinkararın 29/11/2013 tarihinde kesinleştiğini,
iii. Yineyukardaki sözlerle birlikte aynı televizyon programının 16/4/2008tarihli yayınında kendisi hakkında “vergisülüğü” ifadesinin kullanılması suretiyle de kişilik haklarınasaldırıda bulunulduğunu,
belirterek hakkında gerçeğe uygun olmayanbeyanlarla yolsuzluk yaptığı yönündeki ithamlar nedeniyle masumiyet karinesi veadil yargılanma hakkının; tahkir içeren sözler nedeniyle de şeref ve itibarhakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, Anayasa’nın 2., 17., 36. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğinin tespitiile yeniden yargılama ve tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
16. Başvurucu, davalının 2/11/2007tarihli “Nihat Özdemir Olayı”başlıklı yazısı ile 6/2/2008 ve 16/4/2008 tarihli “Olaylar ve Gerçekler” programında kendisi hakkındakiaçıklamaları hakkında şikayetçi olmakla birlikte başvuru formunda ve eklerindeşikâyet ettiği açıklamaların yer aldığı yazı ve konuşma içeriklerini AnayasaMahkemesine sunmamıştır. Buna karşın başvurucunun esas olarak Ankara 2. AsliyeHukuk Mahkemesinin 21/12/2010 tarihli kararına karşıbireysel başvuruda bulunduğu göz önüne alındığında söz konusu Mahkeme kararındayer alan açıklamalarla sınırlı bir şikayette bulunduğu kabul edilmiş vebireysel başvuru incelemesi söz konusu Mahkeme kararının gerekçesinde yer alanaçıklamalar çerçevesinde yapılmıştır.
17. Başvurucu, gerçeğe uygun olmayan beyanlarla yolsuzlukyaptığı yönündeki ithamlar nedeniyle adil yargılanma hakkının; tahkir içerensözler nedeniyle de şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğinibelirterek Anayasanın 2., 17. ve 36. maddelerininihlal edildiğini ileri sürmüş ise de başvurucunun şikâyet ettiği koşullar veşikâyetlerini dile getirme biçimi dikkate alınarak bu şikâyetlerin Anayasa’nın17. maddesi bağlamında incelenmesi uygun görülmüştür.
18. Bundan başka başvurucu, şikâyete konu makale vetelevizyonda dile getirilen yorumlar nedeniyle masumiyet karinesinin ihlaledildiğini ileri sürmüştür. Çözümlenmesi gereken mesele, henüz kesinleşmiş birmahkûmiyet kararı olmadığı halde bir kişi hakkında isnat edilen suçları işlediğiizlenimi verecek şekilde haber ve yorum yapılması halinde, söz konusumüdahalenin şeref ve itibarın korunması hakkı bağlamında mı yoksa masumiyetkarinesi bağlamında mı inceleneceğidir.
19. Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
"Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar,kimse suçlu sayılamaz"
20. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"Kendisine bir suç isnat edilen herkes,suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır."
21. Masumiyet karinesi, kişinin suç işlediğine dairkesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvencealtına alır. Bunun sonucu olarak, kişinin masumiyeti “asıl” olduğundan suçluluğu ispat külfetiiddia makamına ait olup, kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez.Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları vekamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesinetabi tutulamaz (Kürşat Eyol,B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).
22. Masumiyet karinesi, bir kimsenin suçluluğu hükmen sabitoluncaya kadar kamu yetkilileri tarafından suçlu ilan edilmesine karşı korumasağlamaktadır. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifadeözgürlüğü, bilgi edinme ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu nedenle Anayasa’nın38. maddesinin dördüncü fıkrası, yürütülmekte olan bir ceza soruşturmasıhakkında yetkililerin kamuoyuna bilgi vermesini engellemez. Ancak masumiyetkarinesine saygı gösterilmesi söz konusu olduğundan, Anayasa’nın 38. maddesinindördüncü fıkrası, bilginin gereken bütün dikkat ve ihtiyat gösterilerekverilmesini gerekli kılar (bkz. Allenet de Ribemont/Fransa, B. No: 15175/89, 10/02/1995, § 41).
23. Yargılanan kişilere yönelik olarak, devlet görevlilerininifadeleri veya kışkırtmasına dayanan basın ve yayın organlarındaki yazılar veyabazı küçük düşürücü ifadeler nedeniyle masumiyet karinesinin ihlali söz konusuolabilir. Buna karşın kamu menfaatine ilişkin konularda basın ve yayınorganlarında yazılar yayınlanmasının, haberlere ve yorumlara yer verilmesininbeklenmesi gereken bir olgu olduğu göz önünde bulundurulmalıdır (X./Norveç, B. No: 3444/67, 16/07/1970).
24. Somut olayda başvurucu, başvuruya konu makale veyayınlarla gerçek dışı ve asılsız iddiaların kanıtlanmış gerçeklermiş gibikamuoyuna aktarıldığını ileri sürmüştür. Buna karşın başvurucu, bu şekildeyayınlar yapılması nedeniyle herhangi bir kamu gücünü kullanan organ veya yetkilihakkında şikâyetçi olmamıştır. Başvurucu, genel olarak yayınların yapılmasısırasında ve daha sonra derece mahkemelerinde yapılan yargılama sırasındadevletin, itibarını korumadığından şikâyetçi olmuştur.
25. Bu çerçevede, başvuruya konu makaleve televizyon programlarındaki yorumlarda yer alan bazı ifadelerden, suçluluğuilgili mahkeme kararlarıyla sabit olmayan başvurucunun bu eylemleri işlediği vesuçlu olduğu inancı yansıtılmış olsa bile söz konusu haber ve yorumların devletyetkililerinin açıklamalarına dayandığı veya devlet yetkililerinin söz konusuhaber ve yorumların yapılmasına neden oldukları yönünde bir şikâyette debulunulmamıştır. Tüm bunlar göz önüne alındığında mevcut başvuruya konuşikâyetin Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında incelenmesi gerekmektedir.
26. Başvurucunun, söz konusu gazetede yayınlanan yazınedeniyle kişilik haklarının zarar gördüğüne ve Anayasa’nın 17. maddesininihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıcabaşka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun buşikâyetlere ilişkin kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
27. Mevcut davada başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesininbirinci fıkrasında koruma altına alınan kişisel itibarın korunmasını istemehakkı ile ulusal günlük gazetenin Anayasa’nın 28. maddesinde güvence altınaalınan basın özgürlüğü ve bu özgürlükle bağlantılı olarak Anayasa’nın 26.maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü arasında bir denge kurulmasıgerekmektedir.
28. Öte yandan başvuru konusu olaya benzer olaylardauygulanacak ilkeler 30/6/2014 tarihli ve 2013/5574sayılı İlhan Cihanerkararında ortaya konulmuştur. Mevcut başvuruda, sözü geçen kararda belirtilenilkelerden ayrılmayı gerektirecek bir yön bulunmamaktadır.
a. Genelİlkeler
i. Kişinin ManeviBütünlüğü
29. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes,yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
30. Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17.maddesinde yer alan “manevi varlık”kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olankişisel şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerinsaldırılarını önlemekle yükümlüdür (AbdullahDoğtaş, B.No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33). Başka bir deyişle kişisel itibarınkorunması hakkı, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının korumasıaltındadır ve şeref ve itibarı etkileyen sözel saldırılar veya basın ve yayınyolu ile yapılan yayınlara karşı bireyin korunmaması halinde Anayasa’nın 17.maddesinin birinci fıkrası ihlal edilmiş olabilir (İlhan Cihaner, B.No:2013/5574, 30/6/2014, § 42).
31. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişisel şeref veitibara yapılan müdahaleleri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “özel ve aile yaşamına, konuta ve haberleşmeye saygıhakkı” kenar başlıklı 8. maddesi kapsamında değerlendirmektedir. AİHM’e göre kişisel itibarın korunması hakkı, Sözleşme’nin8. maddesi tarafından korunan özel yaşama saygı hakkının bir parçasıdır (Bkz. X veY/Hollanda, B. No: 8978/80, 26/3/1985, § 22; Pfeifer/Avusturya, B. No: 12556/03, 15/11/2007 § 35; Axel Springer AG/ Almanya, B. No: 39954/08, 7/2/2012, § 83). Aynı şekilde, gazetemakalesinde hakaret içerdiği iddia edilen beyanlara karşı bir kimseninitibarının korunması hakkı da (White/İsveç, B. No: 42435/02, 19/12/2006, § 19 ve30) eleştirel bir gazete makalesine karşı kişinin korunmadığı iddiası da (Minelli/İsviçre,(kk), B. No: 14991/02, 14/06/2005) özel yaşam kapsamında görülmüştür.
32. Kamusal bir tartışma bağlamında ve yayımlanan yazılarnedeniyle eleştirilmiş olsa bile bir kişinin itibarı, kişisel kimliğinin vemanevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur (Bkz.Pfeifer/Avusturya, § 35) ve Anayasa’nın 17.maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner, §44).
33. Öte yandan Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasınınolaya uygulanabilmesi için kişinin itibarına yapılan saldırının belli birağırlık düzeyine erişmiş olması ve kişinin itibarına saygı gösterilmesiniisteme hakkından başvurucunun kişisel olarak yararlanmasına zarar verecekşekilde yapılmış olması gerekir. Ayrıca, öngörülebilir şekilde, kişinin kendieylemleri sonucu ortaya çıkabilecek itibarının zedelenmesi olgusundan şikâyetetmek için Anayasa’nın 17. maddesi ileri sürülemez (İlhan Cihaner, § 45, 56; benzerbir değerlendirme için bkz. Mater/Türkiye,B. No: 54997/08, 16/7/2013, § 52).
34. İnceleme konusu olan dava gibi davalar nedeniyle sözkonusu olan, devletin, başvurucunun şeref ve itibarına sağladığı korumanınyetersiz olduğu iddiasıdır. Anayasa’nın 17. ve Sözleşme’nin 8. maddeleri esasolarak kamu görevlilerinin keyfi müdahalelerine karşı bireyi korumayı amaçlasada söz konusu maddeler sadece devletin bu tür müdahalelerde bulunmaktankaçınmasını sağlamayı amaçlamamaktadır. Anayasa’nın 17. maddesinin birincifıkrasında mündemiç negatif yükümlülüğe, bireyin maddi ve manevi varlığınaetkin bir saygının sağlanması için gerekli pozitif yükümlülükler eklenebilir.Bu yükümlülükler, kişilerin birbirleri ile olan ilişkilerini de kapsayacakşekilde, kişisel itibarının korunmasını isteme hakkına saygının güvence altınaalınması amacıyla birtakım tedbirler alınmasını gerektirebilir (Sözleşme’nin 8.maddesi bağlamında benzer kararlar için bkz. Xve Y/Hollanda, B. No: 8978/80, 26/3/1985, § 23; Von Hannover/Almanya (no2), B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 98). Bu tedbirlere, kişiselitibarın üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı korunması hususunda dabaşvurulabilir (bkz. İlhan Cihaner, § 47).
35. Başvuruya konu televizyon programlarında ve bir internetsitesinde yayınlanan makalede, başvurucu hakkında Çankaya Köşkündeki bir inşaatişinde yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla kovuşturma yapıldığı, Mavi Hat isimlipetrol boru hattı işinde yapılan yolsuzluk nedeniyle başvurucu hakkında davaaçıldığı, başvurucunun vergi vermediği ileri sürülmüş ve bazı detaylara yerverilmiştir. Söz konusu haberlerdeki iddialar nedeniyle başvurucunun kişiselitibarının korunması hakkına müdahale edildiği kabul edilmelidir.
ii. İfade Özgürlüğü ile Basın Özgürlüğü
36. Mevcut başvuruda başvurucununAnayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında koruma altına alınan kişiselitibarın korunmasını isteme hakkı ile ulusal günlük gazetenin Anayasa’nın 28.maddesinde güvence altına alınan basın özgürlüğü ve bu özgürlükle bağlantılıolarak Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğüarasında bir denge kurulması gerekmektedir (bkz. İlhan Cihaner, § 49). Bu sebeple, bu özgürlüklerinkullanımıyla ilgili genel ilkelerin belirlenmesi gerekir.
37. Anayasa’nın “Düşünceyiaçıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı,resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yaymahakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veyafikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo,televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sisteminebağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerinkullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temelnitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması,suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulüncebelirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özelve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veyayargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıylasınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarınınkullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememekkaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetininkullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”
38. Anayasa’nın “Basınhürriyeti” kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili fıkraları şöyledir:
“Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevikurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.
…
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerinisağlayacak tedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır.
…”
39. Anayasa’nın 26. maddesinde ifade özgürlüğününkullanımında başvurulabilecek araçlar “söz,yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiştir ve “başka yollar” ifadesiyle her türlü ifadearacının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir (Emin Aydın, B.No:2013/2602, 23/1/2014, § 43).
40. Anayasa’da basın özgürlüğüne ilişkin olarak dahaayrıntılı düzenlemeler de yer almıştır. Basın özgürlüğü alanındaki temeldüzenleme Anayasa’nın 28. maddesinde yer almaktadır. Bu madde, basılmışmateryalleri kapsayacak, ancak görsel ve işitsel iletişim araçlarını dışarıdabırakacak şekilde düzenlenmiştir. Nitekim düşünceyi açıklama ve yaymaözgürlüğünün düzenlendiği Anayasa’nın 26. maddesinde “…radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarlayayımların izin sistemine…” bağlanabileceği belirtilerek, builetişim araçlarının düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğündenyararlanabileceği belirtilmek istenmiştir. Anayasa’nın 28. maddesine ilaveolarak 29. maddede süreli ve süresiz yayın hakkına, 30. maddede basınaraçlarının korunmasına yer verilmiştir. Anayasa’nın 31. maddesinde ise kamutüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanmahakkı düzenlenmiştir. Dolayıyla, Anayasa’ya göre basın, kitle iletişimaraçlarından biridir; ancak diğer kitle iletişim araçlarından ayrılarak özelolarak korunmuştur (bkz. Abdullah Öcalan,B.No: 2013/409, 25/6/2014, §68; İlhan Cihaner, § 53).
41. İnternet ve diğer sosyal mecralarda makale yayınlama vetelevizyon gibi kitle iletişim ve yayın araçlarında yorum yapma özgürlüğününifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğu konusunda şüphe bulunmamaktadır.Yukarıda gösterildiği gibi Anayasa’da ifade özgürlüğüne ilişkin olarak dahaayrıntılı düzenlemeler de yer almakla birlikte mevcut koşullar altındabaşvurunun ifade özgürlüğüne ilişkin temel düzenleme olan Anayasa’nın 26.maddesi kapsamında incelenmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir.
42. İfade özgürlüğü, Anayasa’da yer alan diğer hak veözgürlüklerin önemli bir kısmını doğrudan etkiler. Gerçekten de düşünceninyayılmasının başlıca aracı olan basın özgürlüğü de ifade özgürlüğününkullanılma biçimlerinden biridir. Basın özgürlüğü, Sözleşme’deayrı bir madde olarak değil ifade özgürlüğüne ilişkin 10. maddenin altındakoruma altına alınmıştır. Sözleşme’nin 10. maddesi, yalnızca düşünce vekanaatlerin içeriğini değil iletilme biçimlerini de koruma altına almaktadır(bkz. İlhan Cihaner,§ 54).
43. İnternet ve televizyon gibi görsel ve işitsel iletişimaraçlarının, modern demokrasilerde başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hakve özgürlüklerin kullanılması bakımından önemli bir araçsaldeğeri bulunmaktadır. İnternetin ve görsel ve işitsel iletişim araçlarınınsağladığı sosyal medya zemini kişilerin bilgi ve düşüncelerini açıklama,karşılıklı paylaşma ve yaymaları için vazgeçilmez niteliktedir.
44. AİHM içtihatlarında da ifade özgürlüğünün demokratiktoplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyingelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturduğu sıklıklavurgulanmaktadır. AİHM, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmaküzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsızveya ilgisiz kabul edilen “bilgi”ve “fikirler” için değil,incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerliolduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM’e göreifade özgürlüğü, yokluğu halinde “demokratikbir toplum”dansöz edilemeyecek olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin birgereğidir. 10. maddede güvence altına alınan bu hak, bazı istisnalara tabi isede, bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasının iknaedici olması gerekir (bkz. İlhan Cihaner, § 55; başka kararlar yanında bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49).
45. Basın özgürlüğü düşüncenin iletilmesini ve dolaşımınıgerçekleştirerek bireyin ve toplumun bilgilenmesini sağlar. Çoğunluğa muhalifolanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanabilmesi,açıklanan düşünceye paydaş sağlanabilmesi, düşünceyi gerçekleştirme konusundailgililerin ikna edilebilmesi çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Buitibarla ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü demokrasinin işleyişi içinyaşamsal önemdedir (bkz. Abdullah Öcalan,§ 74; İlhan Cihaner,§ 56).
46. Özgür bir siyasal sistemde, devletin eylem veişlemlerinin, adli ve idari yetkililerin olduğu kadar, basının ve aynı zamandakamuoyunun da denetimi altında bulunması gerekmektedir. Yazılı, işitsel veyagörsel basın kamu gücünü kullanan organların siyasi kararlarını, eylemlerini veihmallerini sıkı bir denetime tabi tutarak ve vatandaşların karar almasüreçlerine katılımını kolaylaştırarak demokrasinin sağlıklı bir şekildeişlemesini ve bireylerin kendilerini gerçekleştirmelerini güvence altınaalmaktadır (bkz. İlhan Cihaner,§ 57; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986,§ 41; Özgür radyo-Ses Radyo Televizyon Yapımve Tanıtım AŞ/Türkiye, B. No: 64178/00, 64179/00, 64181/00,64183/00, 64184/00, 30/3/2006 § 78; Erdoğdu veİnce/Türkiye, B. No: 25067/94, 25068/94, 8/7/1999, § 48). Bu sebeplebasın özgürlüğü, herkes için geçerli ve yaşamsal bir özgürlüktür (bkz. AYM,E.1997/19, K.1997/66, K.T. 23/10/1997; Abdullah Öcalan, § 75).
47. AİHM, birçok kez demokratik bir toplumda basının oynadığıtemel rolün altını çizmiştir. Her ne kadar, özellikle de başkalarının şöhret vehaklarının korunmasıyla ilgili olarak, bazı sınırları aşmaması gerekse debasının, görev ve sorumluluklarının bilincinde olarak kamu yararını ilgilendirenher konuyu iletme görevi vardır. Onun böyle konularda bilgi ve fikir yaymadanibaret olan görevine kamunun bu fikir ve bilgileri alma hakkı eklenir. AİHM’e göre bu görevi olmasaydı basın, vazgeçilmez “gözetleyici” (watchdog)rolünü oynayamazdı (Bladet Tromsø ve Stensaas/Norveç [BD], B. No: 21980/93, 20/5/1999, §§ 59 ve 62; Pedersenve Baadsgaard/Danimarka [BD], B. No:49017/99, 17/12/2004 § 71).
48. Ayrıca bu tür başvurularda basının yerine geçip belli birdurumda kullanılacak haber yapma şeklinin ne olacağını belirlemenin yargımercilerinin görevi olmadığı (Jersild/Danimarka,B. No: 15890/89, 23/9/1994,§ 31) göz önünde bulundurulmalıdır (bkz. İlhanCihaner, § 59).
49. Sosyal görevini yerine getirebilmesi için basının özgürolması kadar sorumluluk bilinci ile hareket etmesi de şarttır. Basınözgürlüğünde belli ölçüde abartıya ve hatta tahrik yoluna başvurmak mümkün olsada (Prager ve Oberschlick /Avusturya,B. No: 15974/90, 26/4/1995,§ 38) bu özgürlük aynı zamanda ilgililerin meslek ahlâkına saygı göstererekdoğru ve güvenilir bilgi verecek şekilde ve iyi niyetli olarak hareketetmelerini de zorunlu kılmaktadır (Bladet Tromsø ve Stensaas/ Norveç [BD], B. No: 21980/93, 10/5/1999, § 65; bkz. B.No: 2013/5574, 30/6/2014, § 60).
50. Gerçekten de kötü niyetli olarak gerçeğin çarpıtılmasıbazen kabul edilebilir eleştiri sınırlarını aşabilir. Gerçeğe uygun bir beyana,kamuoyunun gözünde yanlış bir imaj uyandırabilecek vurgular, değer yargıları,varsayımlar hatta imalar eşlik edebilmektedir. Dolayısıyla haber verme görevizorunlu olarak ödev ve sorumluluklar ve basın kuruluşlarının kendiliğindenuymaları gereken sınırlar içermektedir. Bu durum özellikle basında yer alansöylemlerde isimleri zikredilen kişilerin ciddi şekilde itham edilmelerihallerinde geçerlidir (bkz. İlhan Cihaner, § 61; AİHM kararı için bkz. Mater/Türkiye, B. No: 54997/08, 16/7/2013, § 54-55).
51. Sınırlanabilir birer hak olan ifade özgürlüğü ile onutamamlayan ve onun kullanılmasını sağlayan basın özgürlüğü Anayasa’da yer alantemel hak ve özgürlükleri sınırlama rejimine tabidir. Basının, Anayasa’nın 26., 27. ve 28. maddelerinde sayılan sınırlandırmalardan biriolan “başkalarının şöhret veya haklarının,özel veya aile hayatlarının” korunması için konmuş olansınırlandırmalara uyması gerekir (bkz. İlhanCihaner, § 62).
52. Son olarak halkın da bu tür bilgileri almaya hakkıvardır. Basın özgürlüğü, kamuoyuna, çeşitli fikir ve tutumlarının iletilmesi vebunlara ilişkin bir kanaat oluşturması için en iyi araçlardan birinisağlamaktadır (bkz. İlhan Cihaner, § 63; başka pek çok karar yanında aynıyöndeki AİHM kararları için bkz. Lingens/Avusturya,B. No: 9815/82, 8/7/1986, §§ 41-42; Erdoğdu ve İnce/Türkiye, B. No: 25067/94,25068/94, 8/7/1999, § 48).
iii. Olgusal İddialar ve Değer Yargıları
53. Somut davanın kendine has koşullarında mahkemelerin başvuranıeleştiri sınırını aşan bir saldırıdan korumakta yetersiz kalıp kalmadıklarıincelenmelidir. Bu bağlamda somut başvuruda taraflar arasındaki ihtilaf, büyükölçüde, dava konusu televizyon programlarında ve makalede dile getirilen maddivakıaların açıklanması veya değer yargısı olarak nitelendirilmesi ileilgilidir. Bu noktada, maddi olgular ile değer yargısı arasında dikkatli birayrıma gidilmelidir. Maddi olgular ispatlanabilse de, değer yargılarınındoğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı hatırda tutulmalıdır (bkz. İlhan Cihaner, §64; bkz. Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 46).
iv. Denge Kurmak İçin Başvurulan UygunKriterler
54. Mevcut olaydaki gibi başvurularda başvurunun sonucu,prensip olarak, başvurunun ihtilaflı makale veya sözlerin sahibi tarafındanAnayasa’nın 26. maddesine dayanılarak yapılmış olması ile bu makale veyasözlere konu olan kişi tarafından Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasınadayanılarak yapılmış olmasına göre değişmez. Gerçekte bu hakların her ikisi de prensipolarak eşit bir saygıyı hak etmektedirler (bkz. İlhan Cihaner, § 65; benzeryöndeki AİHM kararları için bkz. VonHannover/Almanya (no 2) B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 106).
55. Yargı mercilerinin bu iki hak arasında Anayasa Mahkemesiiçtihadında ortaya konulan ölçütlere uygun bir şekilde bir denge kurmaları gerekir.İfade özgürlüğü ile itibarın korunması hakkı arasında bir denge kurulmasıylailgili olarak mevcut olaya uygulanabilecek olan ve Mahkememizin 2013/5574numaralı İlhan Cihaner başvurusunda benimsenen kriterler aşağıda sayılmıştır (bkz. İlhan Cihaner, §66-73).
α) Kamu yararına katkı
56. Birinci temel unsur, haber, makale veya fotoğraflarınbasında çıkmasının kamu yararına yönelik bir tartışmaya yapacağı katkıdır (Von Hannover/Almanya (no2) B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 109). Genel yarar konusu olan hususların belirlenmesiihtilaflı yazıların içerikleri ile birlikte somut davanın şartlarına dabağlıdır. Ancak sadece yayımın siyasi konular ya da işlenen suçlarla ilgiliolduğu ( bkz. Egeland ve Hanseid/Norveç,B. No: 34438/04, 16/4/2009, § 58) durumlarda böyle bir yararınvarlığı kabul edilmelidir.
β) Hedef alınan kişinin ünlülük derecesive haber veya makalenin konusu
57. Hedef alınan kişinin rol ve fonksiyonu ve haber, yazı,röportaj ve/veya fotoğrafa konu faaliyetin niteliği bir önceki ölçütlerlebağlantılı önemli başka bir ölçüt oluşturmaktadır. Burada sıradan bireyler ilekamusal şahıs ya da siyasi kişilik olarak kamusal alanda hareket eden bireyleriayırmak yerinde olur. Kamu tarafından tanınmayan bir kişi kişisel itibarınasaygı gösterilmesini isteme hakkına ve özel hayat hakkına ilişkin özel birkorumadan yararlanmayı talep edebilirken, kamu tarafından tanınan bireyler içinbu derecede bir koruma söz konusu değildir (kamu tarafından tanınan kişileriçin korumanın daha esnek olacağına ilişkin bir karar için bkz. Minelli/İsviçre (k.k),B. No: 14991/02, 14/6/2005). Mesela resmi bir göreviyerine getiren siyasi kişilikler hakkında demokratik toplumdaki bir tartışmayakatkı sunabilecek olaylardan bahseden bir haber ile böyle bir görev yerinegetirmeyen bir kişinin özel hayatıyla ilgili detaylar üzerine yapılan birhaber, bir tutulamaz (Von Hannover/Almanya, B. No: 59320/00, 24/09/2004, § 63).
58. Anılan birinci durumda basının rolü basının birdemokraside kamu yararı bulunan konularda bilgi ve fikir iletme yükümlülüğüolan “gözetleyici” (watchdog) fonksiyonuyla örtüşüyorsa da, ikinci durumda burol tali önemdedir. Aynı şekilde kamunun bilgilenme hakkı, kamuda tanınankişilerin, kamu görevlilerinin ve özellikle de siyasi kişiliklerin özelhayatlarının çeşitli boyutlarına belli bazı durumlarda üstün gelebilse de,yayımlanan haberler ile onlara eşlik eden fotoğraf ve yorumların bu kişilerinsadece özel hayatlarıyla ilgili detaylar hakkında olması ve belli bir kesiminbu konudaki merakını gidermek dışında bir amaç taşımaması durumunda, ilgilikişiler belli bir üne sahip olsalar bile, böyle bir üstün gelme durumundanbahsedilemez (Von Hannover/Almanya, B. No: 59320/00, 24/09/2004, § 65). Bu en son durumda ifadeözgürlüğünün daha dar yorumlanması gerekir (VonHannover/Almanya, B. No: 59320/00, 24/09/2004, § 66).
γ) İlgili kişinin önceki davranışı
59. İlgilikişinin haber veya yazının yayımlanmasından önceki davranışı ya da ihtilaflıbilgilerin daha önce yayımlanmış olması da dikkate alınacak unsurlar içinde yeralmaktadır (Von Hannover/Almanya (no2) B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012 § 111).
δ) Yayımın içeriği, şekli ve sonuçları
60. Birgazetede haberin, röportajın, fotoğrafın veya makalenin yayımlanma şekli vehedef alınan kişinin orada sunulma biçimi de değerlendirmelerde göz önünealınmalıdır (bkz. Wirtschafts-Trend Zeitschriften-Verlagsgesellschaftm.b.H./Avusturya (no 3), B. No: 66298/01 ve 15653/02, 13/12/2005,§ 47). Ayrıca haber veya makalenin, ulusalveya yerel, tirajı az veya çok bir gazetede yayımlanmış olmasına göre, yayımgenişliği de önemli olabilir (bkz. Karhuvaara ve Iltalehti/Finlandiya, B.No: 53678/00, 16/2/2005,§ 47).
ε) Haber veya makalenin yayınlanmaşartları
61. Sonolarak, haber veya makalenin yayınlanma şartlarının, söz konusu haberde yeralan olayların geçtiği dönemde ülkede meydana gelen olaylar ışığındadeğerlendirilmesi gerekir. Aynı zamanda hedef alınan kişi bakımındanmüdahalenin başka bir ifadeyle haberin yayımlanmasının etkilerinin niteliğiniya da ağırlığını göz önünde bulundurmak gerekir.
b. Bu ilkelerin mevcut olaya uygulanması
62. İlk olarak, davalının başvuruya konu sözlerinin olgulartemelinde gelişen bir tartışmaya katkı sunup sunmadığı ve içeriğinin kamununmerakını giderme isteğinin ötesine geçip geçmediği sorularına cevapverilmelidir. Bu bağlamda, bir haber, yazı veya televizyon programında dilegetirilen yorumların kamuyu bilgilendirme değeri ne kadar yüksek ise kişininsöz konusu haber veya makalenin yayımlanmasına veya sözlerin söylenmesine okadar çok boyun eğmesi gerekir. Aksine, yazı veya sözlerin bilgilendirme değerine kadar düşükse kişinin korunan çıkarına da o kadar çok üstünlük tanınmasıgerekir (bkz. İlhan Cihaner,B.No: 2013/5574, 30/6/2014,§ 74).
63. Başvurucu, kendisi hakkındaki sözü geçen makale vesözlerin gerçeğe aykırı olduğunu, yazı ve sözlerin bütününün kendisi hakkındasuçlayıcı iddialara yer vermek suretiyle itibar ve kişilik haklarına zararverdiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, açtığı tazminat davasında İlk DereceMahkemesinin ve Yargıtayın, itibarını korumadıklarınışikâyet etmiştir. Başvurucu, bireysel başvuru dilekçesinde davalının kendisihakkında “çete liderini arayaraktelefonlarının dinlendiği haberini verdiği ve çete vasıtasıyla ilgilibürokratlara 1,5 milyon dolar rüşvet vereceğinin teminatını verdiği” biçimindebazı sözler söylediğini ileri sürmüş ise de hem şikâyet konusu internetmakalesi hem de televizyon programının çözümleri Anayasa Mahkemesinesunulmamıştır. Davalı başvurucunun iddia ettiği sözleri söylemiş olsa bilebaşvurucunun sunduğu belgelerden söz konusu sözleri dava ettiği de açıkdeğildir. Derece mahkemesi kararlarında davalının makale ve televizyonprogramlarında dile getirdiği ve başvurucunun dava konusu ettiği bazı iddialartartışılmış, başvurucunun zikrettiği yukarıdaki sözler değerlendirilmemiştir.
64. Başvurucu, Çankaya Köşkündeki bir inşaat işinde yolsuzlukyapıldığı iddiasıyla kovuşturma yapıldığını, söz konusu kovuşturmanın Ankara11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2008/113 Esas sayılı dava dosyasında görüldüğünü,kendisinin burada yargılanan sanıklardan biri olmadığını, dolayısıyla davalınındoğru beyanda bulunmadığını iddia etmiştir. İlk Derece Mahkemesi, ÇankayaKöşkündeki yolsuzluk iddialarına ilişkin olarak başvurucunun sahibi olduğuşirketin adının karıştığı ve şirket temsilcileri ile muhtelif bazı şahıslarınAnkara 7. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığını, ayrıca başvurucunun Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesinde “mavi hat”olarak bilinen petrol boru hattı inşaatında yolsuzluk yapıldığı iddialarıylayargılandığını tespit etmiştir. İlk Derece Mahkemesi ayrıca, olayların geçtiğitarihte başvurucu hakkında pek çok basın yayın organında çeşitli suç soruşturmave kovuşturmalarına ilişkin olarak haberler yapıldığını gözlemlemiştir.
65. Başvurucunun, davalının sözlerinin şahsiyet haklarınayönelik bir saldırı olduğu yönündeki soyut değerlendirmelerine karşı, davalısöz konusu makale ve programlardaki bilgilerin daha önce başka gazetelerde yeraldığını ve kendisinin esas olarak bu haberlerde yer alan bilgilerdenfaydalandığını, haberin görünür gerçeğe uygun olduğunu ileri sürmüştür. İlkDerece Mahkemesi de başvurucunun talebini, söz konusu haberin bir bütün olarakgörünür gerçeğe uygun olduğu ve özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığı gerekçesiile reddetmiştir.
66. Başvurucu ayrıca, davalının “sülük” diyerek kendisine hakaret ettiğini ileri sürmüştür.İlk Derece Mahkemesi, davalının başvurucuya sülük demediğini, davalının sülükolarak adlandırdığı kişilerin vergi vermeyenler ve vergi vermeyi reddedenlerolduğunu kabul etmiş, davalının ticari faaliyetleri nedeniyle vergi vermeyen vehakkında yapılan yolsuzluk soruşturmalarında tutuklanmayan başvurucuyueleştirdiğine karar vererek davayı reddetmiştir. Somut davada İlk Derece Mahkemesi, davalının kullandığı “sülük” gibi sert sözlere kendisininverdiği anlamın ötesinde anlam yüklemeyi reddetmiştir. Mahkeme davalınınsözlerinin hedefinin başvurucu olmadığını kabul etmiştir. Davalının sertsözleri doğrudan başvurucuya yönelttiği de yeterince açık değildir. Ayrıcadavalının kullandığı kelimelere onun verdiği anlamın ötesinde bir anlam dayüklenmemelidir.
67. Davalı, internet sitesinde yayınlanan makalesinde vetelevizyon programlarında esas olarak, başvurucunun adının Çankaya Köşkündekibir inşaat yolsuzluğu iddialarına karıştığını ve vermesi gereken vergiyivermediğini iddia etmiştir. Söz konusu televizyon programında ayrıca vergivermeyenler “vergi sülüğü” olaraktanımlanmıştır. Dolayısıyla, söz konusu makale ve televizyon programında sarf edilensözlerin, bir ölçüde, genel yararı ilgilendiren bir tartışmaya katkı sunduklarıkabul edilebilir. Bu hususla ilgili olarak, basının genel yararı ilgilendirenbütün sorunlar hakkında bilgi ve fikir yayma fonksiyonuna, kamunun bu bilgi vefikirleri alma hakkının eklendiği unutulmamalıdır.
68. Son olarak başvurucunun olayların geçtiği zaman dilimindeve halen Türkiye kamuoyunda oldukça tanınan bir işadamı olduğu ve itirazgötürmeyen tanınmışlık derecesi dikkate alındığında, onun az bilinen bir kişi olduğuiddia edilemez.
69. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi, davalının basınözgürlüğü ve bu bağlamda ifade özgürlüğü ile başvurucunun şeref ve itibarınınkorunması hakları arasında bir denge kurma işlemi yapmıştır. İlk DereceMahkemesi, söz konusu haber ve yazının, genel çıkarı ilgilendiren birtartışmaya katkı sunup sunmadığı sorusuna özel bir önem vermiş, ayrıca haberinyapıldığı şartlar üzerine de eğilmiştir. İlk Derece Mahkemesi davaya konuyazıda ve televizyon programlarında geçen olayların gerçekliği meselesineeğilmiş ve yayınların yapıldığı tarihte meydana gelen olaylarla yayınlarıniçeriği arasındaki öz-biçim ilişkisinin bozulmadığına ve başvuruya konusözlerde geçen olayların “görünür gerçekliğeuygun” olduğuna karar vermiştir.
70. Diğer yandan başvuruya konu sözlerde abartıya kaçılmadığıda söylenemez. Ne var ki basın özgürlüğünün kapsamının, demokrasi ile yakınilişkisinin doğal sonucu olarak, bir dereceye kadar abartıya ve hattakışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmelidir(Radio France ve Diğerleri/Fransa, B. No: 53984/00, 30/3/2004, §37). Nitekim somut olayda başvurucu, İlk Derece Mahkemesine açtığı davanındilekçesinde “gerçeği yansıtsa bilekullanılan dil ve ifadenin incitici ve aşağılayıcı olduğunu, davacının muhafızalayı inşaatı ile ilgili olarak yargılanmadığı, davacı hakkında devam eden cezadavasının sonuçlanmaması sebebiyle suçlu olarak gösterilemeyeceği”ni ileri sürmüştür. Bunakarşın İlk Derece Mahkemesi başvuruya konu ifadeleri değerlendirmiş ve buifadelerin hukuka uygunluk sınırları içerisinde kaldığına karar vermiştir.
71. Bu şartlarda, yukarıdaki değerlendirmelerin tamamı veyargı mercilerinin farklı çıkarları dengelerken sahip oldukları takdir paylarıda dikkate alındığında, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alanpozitif yükümlülüklere uyulduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan sebeplerle bumaddenin ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
Serruh KALELİ ve Serdar ÖZGÜLDÜR bugörüşe katılmamıştır.
V. HÜKÜM
Açıklanan nedenlerle;
A. Başvurucunun,
1. Maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddiaları yönündenbaşvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,
2. Maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğiiddiasıyla ilgili olarak Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE, SerruhKALELİ ve Serdar ÖZGÜLDÜR’ün karşıoylarıve OY ÇOKLUĞUYLA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, OY BİRLİĞİYLE,
8/4/2015 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Başvurucu,bir gazetecinin kendisi hakkında köşe yazısı ve televizyon programındakullandığı tahkir içerikli sözleri nedeniyle Ankara 2. Asliye Hukukmahkemesinde açtığı (2008/304 E., 2010/399 K. sayılı)manevi tazminat davasının reddedilmesi ile şeref ve itibarın korunmasıhaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Bu kapsamda davalının, kendisini Ankara 7. Ağır CezaMahkemesinin 2006/269 E. ,2007/330 K. sayılı ancak taraf olmadığı veyargılanmadığı bir davanın sanığı olarak gösterip yolsuzluk yapmakla ithamettiği, ayrıca Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2008/113 esas sayılıdosyasının yargılama sürecinde yazdığı yazı ve yaptığı TV programlarıyla benzerithamlar yönelttiği ancak bu davada yargılanıp beraat ettiği, 16.04.2008tarihli TV programında kendisine karşı “vergi sülüğü” (Yargıtay tarafından dahakaret olarak kabul edilmiş) ifadesini kullandığı, anılan nedenler ilemasumiyet ilkesinin, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ve kişilikhaklarının zarar gördüğü nedenleri ile mahkememize başvurduğu anlaşılmaktadır.
Dosyanınmahkememizce müracaatını takiben yapılan ön incelemesinde komisyona sunulmasınaengel bir eksiklik bulunmadığı tespit ile dosya görüş için Adalet Bakanlığı’nagönderilmiştir.
Bakanlıkçacevabi bir görüş bildirilmeyen dosya, mahkememiz raportörünce başvurucuya aitşikayetlerin, başvurucu hakkında ithamlara karşı açtığı manevi tazminatdavasının gerekçeli kararında yer alan hususlar ile sınırlı bir başvuru olduğukabulü ile, derece mahkemesi kararında yer alanaçıklamalar doğrultusunda bir inceleme yapıldığı söylenmiş ise de (kararparagraf 16) başvuruya esas karar içeriğinde yer alan, başvurucunun da atıftabulunduğu ve derece mahkemesi kararında da yer alan ilgili ceza davası dosyaiçerikleri ya da hakarete konu derece mahkemesi dosyasında mevcut metin halinegetirilmiş asli delil niteliğindeki TV program içeriklerinin ihlal iddialarıkapsamı karşısında bir değerlendirilmesi yapılmamıştır.
Anayasa’nın17. maddesi bağlamında incelenmesi uygun görülen başvuruya konu iddia,masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkı kapsamında da yukarıda adı geçenAğır Ceza Mahkemesi dosya içeriklerinde, hakaret içerikli kişilik haklarınasaldırı nitelemeli şikayet ise olaylar ve gerçeklerbaşlıklı TV program akışında geçtiği anlaşılmaktadır.
AnayasaMahkemesi iç tüzüğünün 69. maddesi bireysel başvuru dosyalarında incelemesırasında muhtemel ya da gerekli görülecek eksikliklerin giderilmesi amacı iledurumuna göre Genel Sekreterlik, komisyon ya da Bölüm tarafından süre verilerek başvurucu ile yazışmayapılabileceğini, değerlendirmeye alınacak bilgi ve belgelerin istenebileceğinibu itibarla başvurucuya kesin süreler verilebileceğini ifade etmektedir.
Hattabir bireysel başvuruda duruşma, tanık dinleme veya keşif yapabilme yetkisi olanmahkemenin temel bir hak ihlali iddiasını, iş yoğunluğu baskısı ile şikayetçinin kendince yaptığı bir sınırlama ve işin özününgerektirdiği belge düzenine ilişkin varsa bir eksiklik gidertilmedenbaşvuru belgesi kapsamında değerlendirilmesi, hak ihlalinin giderilmesineodaklı bir mahkemenin çalışma düzeninden sayılmamalıdır.
Buhalde, somut bir hakaretin 17. madde kapsamında değerlendirilmesinde bir hakihlali yaratıp yaratmadığı, mahkemece yapılmış değerlendirmenin hukukibelirliliğe uyup uymadığı ya da kararda keyfi ya da bariz bir taktir hatası yapılıp yapılmadığının denetiminin şikayeteesas bilgi ve belgelerin eksiksiz incelenmesinden geçeceği açıktır.
Başvurucuvekilinin başvurusunda var olan eksiksiz bilgi ve belge verme sorumluluğununyanında, mahkememizin de bir hak kaybının önüne geçmek adına dosya esasınamüessir gördüğü eksik bilgi ya da belgeleri dosya karara bağlanmadan heraşamada talep etme zorunluluğu vardır. Mahkememizin birçok kararında görüleceğiüzere olaylar ve olgular başlığı altında yapılan değerlendirmeye geçerken ilkparagrafımız başvuru formunda yer alan hususlar dışında ihtiyaç duyulduğundaUYAP üzerinden derlediğimiz bilgilere de atıf yaparak inceleme yaptığımızı ifadeettiğimiz görülecektir. Anılan dosyada bu gerek yerine gelmemiştir.
Mahkememizkararına esas alınmış salt gerekçeli karar metni üzerinden yapılacak birdeğerlendirmede bile ilk derece mahkemesinin davalının internet adresinde yer alanbaşvurucuyu muhatap alan şikayet konusu içeriklere yerverdiği, Yargıtay 4. Ceza Dairesi ilgili bir kararında bile hakaret niteliğindesayılan “vergi sülüğü” ifadesinin hakaret içerdiğinin anlaşılabileceği ancakmahkemenin bu ifadenin davacıya yöneltilmediği ya da davacının kastedilmediğinianladığı, atıfta bulunduğu iki farklı Ağır Ceza Mahkemesi dosyalarında kibaşvurucunun sosyal konumlarına ve hakkında ki hukuki sonuçlarına yer vermediğigörülmektedir.
Kararbu içeriği ile şikayetler yönünden hak ihlalideğerlendirmesine yeterli değildir. Şikayetlerin dosyabütününde yapılmaması eksik belge ve bilgilerin istenmemesi usulü bir eksiklikolup başvurunun bu haliyle değerlendirilmesine katılınmamıştır.
Somutolayın esası yönünden ise;
Başvurucununihlal iddialarının değerlendirilmesi için sunduğu bilgi ve belgelerle sınırlıolarak yapılan incelemede;
Sanığıolmadığı ama konusu ihaleye fesat karıştırmak, resmi evrakta sahtecilik,dolandırıcılık suçları olan görülmekte bulunan bir ağır ceza mahkemesi davasındayargılanıyor gösterilmek suretiyle anılan suçlar kapsamında zan altında birşahıs hüviyetinde gösterilmek suretiyle kamu oyundatanınmış kişiliğine karşı hiç kimse tarafından hoş karşılanmayacak birolgu/sanı yaratma olgusu,
Başvurucuyayönelik bir yargılama hakkında kamuoyuna haber iletme görev sınırını aşaraksuçluluğun kesinleşmediği süreçte bir “itham”ınvarlığının suçlu sayılmak, nitelenmek için yeterli olmadığı ve başvurucuhakkında yolsuzluk, hukuksuzluk yaptığı yollamasına meşru taban ve yasal korumasağlamadığının dikkate alınmaması ve hal böyle iken;
Başvurucununvergi ödemesi gereken kişilerden olmasına rağmen vermesi gereken vergiyivermediğinden söz ettikten sonra bir genelleme ile vergi vermeyene “vergisülüğü” denilir şeklindeki söylem ile davacının kastedilmediğini ifade eden ilkderece mahkeme kararı ile,
Vergi sülüğü ifadesinin Yargıtay 4. CezaDairesi içtihadı ile doğrudan hakaret suçuna sebep olduğunun dikkate alınmamışolması değerlendirildiğinde,
İfade hürriyetini basın yoluyla kullanan yönünden, hakaretiçeriği yargı uygulamaları ile de kabul edilmiş somut da sarf edilmiş sözlerin,başvurucunun kişisel itibarını hedeflemiş olduğu, AİHS 10. maddesinde korunanbu hakkın sınırlarının bulunmadığının söylenemeyeceği, hakkı kullananın görevve sorumluluk bilincinin Anayasa’nın 17. maddesince kişiye tanınan varlıkkapsamında, bireyin şeref ve itibarını korumayı aşan ve manevi varlığına zararverecek boyutta olmaması ile sınırlı ve dengeli olmak zorunluluğu taşıdığı, ilkderece mahkemesince verilen ve bireyin maddi ve manevi varlığına etkin birsaygıyı sağlamak için gerekli pozitif yükümlülük taşımayan, kişisel itibarıkorumayı sağlamaktan uzak, doğrudan başvurucuya yöneltilmiş hakaret içeriği subut bulmuş sarf edilmiş sözlerin herhangi bir açıkfikirliliğin ya da hoşgörünün ifade biçimi olamayacağını gözetmeyen kararın,Anayasa’nın 17. maddesinin ihlali sayılacağı nedenleri ile ilk derece mahkemesikararında ki gerekçeyi yeterli sayıp ihlal görmeyen mahkeme karar sonucuna katılınmamıştır.
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR