TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
NURETTİN GÜNAYDIN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/822)
Karar Tarihi: 12/3/2015
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Raportör
:
Bahadır YALÇINÖZ
Başvurucu
:
Nurettin GÜNAYDIN
Vekili
:
Av. Zeynel GÜVENÇ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, 2007 yılı Ağustosayından itibaren geriye doğru beş yıl süreyle eksik yararlandırıldığı veyararlandırılmadığı döner sermaye alacağının emsalleri baz alınarak yasalfaiziyle birlikte tarafına ödenmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddineilişkin kararın iptali ve 10.184,92 TL döner sermaye alacağının yasal faiziylebirlikte tazmini istemiyle açtığı davanın reddedilmesi ve yargılamanın makulsürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa'nın 10., 35., 36. ve 40.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 20/1/2014 tarihindeEskişehir 2. İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bireksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca 31/3/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. İkinci Bölüm Başkanı8/5/2014 tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş,Adalet Bakanlığınca 2/7/2014 tarihli yazı ile görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, AnadoluÜniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde memur statüsünde çalışmaktadır.
8. Başvurucunun, 2007 yılı Ağustos ayından itibaren geriye doğru beş yıl süreyle eksikyararlandırıldığı ve yararlandırılmadığı döner sermaye alacağının emsalleri bazalınarak yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesi istemiyle yapmış olduğu6/8/2007 tarihli başvuru, Anadolu Üniversitesi Yönetim Kurulunun 14/8/2007tarih ve 32 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
9. Başvurucu tarafından anılankararın iptali ve 10.184,92 TL döner sermaye alacağının muaccel hale geldiğitarihlerden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesitalebiyle 10/10/2007 tarihinde Eskişehir 2. İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.
10. Mahkeme 25/4/2008 tarih veE.2007/464, K.2008/552 sayılı kararı ile davanın süre aşımı nedeniyle reddinekarar vermiştir.
11. Başvurucu bu kararı temyizetmiş ve Danıştay Sekizinci Dairesi 16/12/2008 tarih ve E.2008/9187,K.2008/8269 sayılı kararıyla davanın tümüyle süre aşımı nedeniyle reddineilişkin kararın bozulmasına karar vermiş, bu karara karşı yapılan karardüzeltme başvurusunu ise 28/9/2009 tarih ve E.2009/4219, K.2009/5135 sayılıkararı ile reddetmiştir.
12. Bozma kararı üzerine yapılanyargılama sonucunda Eskişehir İdare Mahkemesi 29/3/2010 tarih ve E.2009/677,K.2010/176 sayılı kararı ile davayı kısmen süre aşımından, kısmen de esastanreddetmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:
"Dosyadan her ne kadar davacı tarafından, emsallerinekendisinden fazla döner sermaye katkı payı ödendiği iddia edilmekte ise de,Mahkememizin ara kararları sonucu davalı idarece gönderilen bilgi ve belgelerin2007 yılına ilişkin yönetim kurulu kararı çerçevesinde değerlendirilmesinden, ÜniversiteYönetim Kurulu kararıyla; davacının görev yaptığı Anadolu Üniversitesi GüzelSanatlar Fakültesinde çalışan tüm memurlara davacıyla aynı oranda (% 50 oranında)döner sermaye katkı payı ödenmesine karar verildiği, diğer bir ifadeyle davacıaçısından emsal teşkil eden personele de eşit oranda ödeme yapıldığıgörülmektedir.
Bu durumda, 2547 sayılı Yasanın 58. maddesinde, Kanundaöngörülen sınırlar içinde döner sermaye Katkı payının, kimlere hangi orandaödeneceği konusunda Üniversite Yönetim Kuruluna tanınan takdir yetkisinin kamuyararı ve hizmetin gereğine uygun olarak kullanıldığı sonucuna varıldığındandava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.
Öte yandan, davacının süre gelen döner sermayeden eksikyararlandırılmasından kaynaklanan alacağı nedeniyle uygulama tarihindenitibaren 2577 sayılı Yasanın 7. maddesi uyarınca idari dava açılabileceği veyaaynı Kanunun 11. maddesi uyarınca idareye başvurabileceği açık olduğundan,davacının eksik yararlandırılmasından kaynaklanan döner sermaye alacağınınödenmesi yolunda 06.08.2007 tarihinde yaptığı başvurudan geriye doğru altmışgünlük dava açma süresi içinde kalan döner sermayenin eksik ödenmesine ilişkinuygulama işlemleri nedeniyle uğradığı zararların tazminini isteyebileceğindenbu tarihten önce döner sermayenin eksik ödenmesi nedeniyle uğradığı zararlarıntazmini isteminde süre aşımı bulunduğu da açıktır.
Hüküm :
1- Davacının döner sermaye alacağının ödenmesi yolunda06.08.2007 tarihinde yaptığı başvurudan geriye doğru altmış günlük süredenönceki kısma ilişkin olarak süre aşımı nedeniyle reddine,
2- Döner sermaye alacağının ödenmesi yolunda 06.08.2007tarihinde yaptığı başvurudan geriye doğru altmış günlük dava açma süresi içindekalan kısım yönünden davanın reddine"
13. Danıştay Sekizinci Dairesi16/11/2012 tarih ve E.2010/6372, K.2012/9469 sayılı kararı ile temyiz istemini,18/9/2013 tarih ve E.2013/3342, K.2013/6264 sayılı kararı ile de karar düzeltmeistemini reddetmiştir.
14. Bu karar başvurucuya23/12/2013 tarihinde tebliğ edilmiş, 20/1/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesinebireysel başvuru yapılmıştır.
B. İlgiliHukuk
15. 6/1/1982 tarih ve 2577sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesi şöyledir:
“1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süregösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idaremahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.
2. Bu süreler;
a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı,
…
Tarihi izleyen günden başlar. “
16. 2577 sayılı Kanun’un 11.maddesi şöyledir:
“1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idariişlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlemyapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari davaaçma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari davaaçma süresini durdurur.
2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmişsayılır.
3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halindedava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş sürede hesaba katılır.”
17. 2577 sayılı Kanun’un 12.maddesi şöyledir:
“İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruyatam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabileceklerigibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, buhusustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararıntebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icratarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu haldede ilgililerin 11 nci maddeuyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.”
18. 4/11/1981 tarih ve 2547sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 58. maddesinin dava tarihi itibarıyla (a)bendinin 4. fıkrası şöyledir:
" Her eğitim-öğretim,araştırma veya uygulamabirimi veya bölümü ile ilgili öğretim elemanlarının katkısıyla toplanan dönersermaye gayrisafi hasılatının en az %35'i o kuruluş veya birimin araç, gereç,araştırma ve diğer ihtiyaçlarına ayrılır. Kalan kısmı ise üniversite yönetimkurulunun belirleyeceği oranlar çerçevesinde bağlı bulunduğu üniversiteninbilimsel araştırma projeleri ile döner sermaye gelirinin elde edildiği fakülte,enstitü, yüksek okul, konservatuvar ile uygulama ve araştırma merkezlerindegörevli öğretim elemanları ve aynı birimlerde görevli 14.07.1965 tarihli ve 657sayılı D. Memurları Kanununa tabi personel ( döner sermaye işletme müdürlüğü vedöner sermaye saymanlık personeli dahil ) arasında katkıları da dikkate alınmaksuretiyle paylaştırılır. Öğretim üyeleri ile Üniversitelerarası Kurulun önerisiüzerine Yükseköğretim Kurulunca kabul edilen sağlık, teknik ve sanatla ilgilibirimlerde görevli öğretim elemanlarına döner sermayeden bir ayda ayrılacakpayın tutarı, bunların bir ayda alacakları aylık ( ek gösterge dahil, yanödeme, ödenek ( geliştirme ödeneği hariç ) ve her türlü tazminat ( makam,temsil ve görev tazminatı hariç ) toplamının iki katını, diğer öğretimelemanları için bir katını, 657 sayılı Kanuna tabi personel için ise %100'ünügeçemez. İşin ve hizmetin özelliği dikkate alınarak yoğun bakım, doğumhane,yeni doğan, süt çocuğu, yanık, diyaliz ameliyathane, kemik iliği nakil ünitesive acil serviste çalışan sağlık personeli için % 100oranı, ayrıca % 50 sine kadar artırabilir. ( Değişikcümle: 17.09.2004-5234 S.K./2.mad. ) Rektörler ve rektör yardımcıları,üniversite veya ileri teknoloji enstitülerindeki döner sermaye gelirinin eldeedildiği birimlerin birinden katkılarına bakılmaksızın bu maddedeki esaslaragöre her ay pay alabilirler ve bunlara bir ayda ödenebilecek pay,bir ayda alacakları aylık ( ekgösterge dahil ) ödenek ( geliştirme ödeneği hariç ) ve her türlü tazminat ( makam,temsil ve görev tazminatları hariç ) toplamının iki katınıgeçemez. Öğretim üyelerine saat 14.00'den sonra döner sermayeye yaptıklarıdoğrudan gelir getirici katkılarından dolayı ilave olarak, almakta olduklarıaylık ( ek gösterge dahil ), ödenek ( geliştirmeödeneği hariç ) ve her türlü tazminat ( makam,temsive görev tazminatları hariç ) toplamının on katına kadar pay verilebilir.Rektör ve rektör yardımcıları ile bu kapsamdaki gelirin elde edildiğifakültelerin dekan ve dekan yardımcıları ile başhekim ve başhekimyardımcılarına doğrudan gelir getirici katkılarına bakılmaksızın bu kapsamdaelde edilen gelirlerden karşılanmak üzere ,bir aydaalacakları aylık ( ek gösterge dahil ) ödenek ( geliştirme ödeneği hariç ) veher türlü tazminat ( makam,temsil ve görevtazminatları hariç ) toplamının dört katına kadar ayrıca pay verilebilir.”
19. 6/1/1982 tarih ve 2577sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 14.maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları, 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası,49. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 60. maddesi.
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
20. Mahkemenin 12/3/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 20/1/2014 tarih ve 2014/822numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
21. Başvurucu, döner sermaye ileilgili alacakların idareye başvuru tarihinden geriye doğru 5 yıllık süre ilesınırlı olmak üzere talep edilebileceğine ilişkin iddiasının dava ve temyizdilekçelerinde ileri sürülmesine rağmen karşılanmadığını, davanın reddedilmesinedeniyle döner sermaye katkı payı ödemelerinin tam yapılmadığını veyargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek, Anayasa'nın 10.,35., 36. ve 40. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
22. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay veolguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu kapsamda başvurucununiddialarının, yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı, kararlarıngerekçesiz olduğu ve yargılama süresinin makul olmadığı iddiaları çerçevesindedeğerlendirilmesi uygun görülmüştür.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Yargılamanın Sonucuİtibarıyla Adil Olmadığı İddiası
23. Başvurucu, davanın reddedilmesinin adilyargılanma hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
24. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncüfıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlarda inceleme yapılamaz.”
25. 30/3/2011 tarih ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
26. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin(2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamındadeğerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkinşikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
27. Anayasa Mahkemesininbireysel başvurular için benimsediği temel yaklaşım doğrultusunda kural olarak,bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabuledilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derecemahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması,bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasada yeralan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçederece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuruincelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delillerideğerlendirmesinde açık ve bariz takdir hatası bulunmadıkça Anayasa Mahkemesininbu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
28. 2577 sayılı Kanun’un 7.maddesi ile idari uyuşmazlıklarda dava açma süresinin yazılı bildiriminyapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı hükme bağlanmıştır.
29. Aynı Kanun’un 11. maddesindeise ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce idari işlemin kaldırılması,geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan,üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresi içindeistenebileceği, bu başvurunun idari dava açma süresini durduracağı, altmış güniçinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, isteğinreddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresinin yenidenişlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçmiş sürenin de hesabakatılacağı hükme bağlandıktan sonra 12. maddesinde de, ilgililerin haklarınıihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya,idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal vetam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarakbu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarınabaşvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrasısebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içindetam yargı davası açabilecekleri, bu halde de ilgililerin 11. madde uyarıncaidareye başvurma haklarının saklı olduğu kuralına yer verilmiştir (B. No:2013/6833, 3/4/2014, § 48).
30. Başvuru konusu olayda, başvurucu2007 yılı Ağustos ayından itibaren geriye doğru beş yıl süreyle eksikyararlandırıldığı ve yararlandırılmadığı döner sermaye alacağının emsalleri bazalınarak yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesi istemiyle 6/8/2007 tarihindebaşvuru yapmış, Anadolu Üniversitesi Yönetim Kurulunun 14/8/2007 tarihli kararıile talebi reddedilmiş, bunun üzerine başvurucu 10/10/2007 tarihinde anılankararın iptali ile 10.184,92 TL döner sermaye alacağının muaccel hale geldiğitarihlerden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesitalebiyle dava açmıştır. İlk Derece Mahkemesi ise 2577 sayılı Kanun’un davaaçma süresi ve idari başvurulara ilişkin maddelerinden hareketle başvurucununeksik yararlandırılmadan kaynaklanan döner sermaye alacağının ödenmesi yolunda6/8/2007 tarihinde yaptığı başvurudan geriye doğru altmış günlük dava açmasüresi içinde eksik ödenmeye ilişkin uygulama işlemleri nedeniyle uğradığızararlarının tazminini isteyebileceğinden, bu tarihten öncesine ilişkintalebinin süre aşımı nedeniylereddine karar vermiş, bu tarihten sonraki eksik ödeme iddiaları hakkında isedavanın esası hakkında inceleme ve değerlendirme yapmıştır.
31. İlk Derece Mahkemesi 2577 sayılıKanun’un 7., 11. ve 12. maddeleri uyarınca 6/8/2007 tarihinden geriye doğrualtmış gün öncesine ilişkin talep edilen döner sermaye ödemeleri ile ilgiliolarak dava açma süresinin geçtiğine karar vermiştir.
32. İlk Derece Mahkemesi esashakkında ise Üniversite Yönetim Kurulu kararıyla başvurucunun görev yaptığıAnadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde çalışan tüm memurlara aynıoranda (% 50 oranında) döner sermaye katkı payı ödenmesine karar verildiği vebaşvurucuya emsal teşkil eden personele eşit oranda ödeme yapıldığı, 2547sayılı Kanun’un 58. maddesinde Üniversite Yönetim Kuruluna tanınan takdiryetkisinin de kamu yararı ve hizmetin gereğine uygun olarak kullanıldığıgerekçeleriyle davayı reddetmiştir.
33. Adil yargılanma hakkı bireylere davasonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olupolmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adilyargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılamasürecinde haklarına saygı gösterilmediği, bu çerçevede yargılama sürecindekarşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veyabunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini veiddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgiliiddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesizolduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeyealınmamış eksiklik, ihmal ya da bariz takdir hatası veya açık keyfiliğe ilişkinbir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir. Somut olayda başvurucu, yargılamasürecinin hakkaniyete aykırı olduğuna dair bir bilgi ya da belge sunmamış olup,başvurucunun mahkemece delillerin değerlendirilmesinin ve verilen kararıniçeriğinin adil olmadığı şikâyetini dile getirdiği anlaşılmaktadır.
34. Açıklanan nedenlerle, başvurucutarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu,derece mahkemeleri kararlarının bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik deiçermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir
b. Gerekçeli KararHakkının İhlali İddiası
35. Başvurucu, İlk DereceMahkemesi ve Danıştay kararlarının gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.
36. Anayasa’nın 141. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeliolarak yazılır.”
37. Mahkeme kararlarınıngerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber,bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekildeyanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe göstermezorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birliktebaşvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dairiddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (B.No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).
38. Kanun yolu mahkemelerinceverilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesikararlarında yer verilen gerekçelerin onama kararlarında kabul edilmiş olduğuşeklinde yorumlanmakla beraber (bkz. García Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96,21/1/1999, § 26) başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesininde tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvuruları ile başvurucuların usuli haklarının ihlal edildiğine yönelik somutşikâyetlerinin temyiz incelemesinde tartışılmaması gerekçeli karar hakkınınihlali olarak görülebilir (B. No: 2012/603, 20/2/2014, § 49).
39. Başvurucu, döner sermaye ile ilgilialacakların idareye başvuru tarihinden geriye doğru 5 yıllık süre ile sınırlıolmak üzere talep edilebileceğine yönelik iddiasının karşılanmadığını da ilerisürmüş ise de İlk Derece Mahkemesi, başvurucunun talepte bulunduğu tarihtengeriye doğru altmış günlük süreden önceki kısım için dava açma süresiningeçtiği, bu tarihten sonraki kısım için de döner sermaye ödemelerinden başvurucuyaeksik ödeme yapılmadığı sonucuna ulaşarak davayı reddetmiş, Danıştay SekizinciDairesi de bu kararı onamıştır.
40. Görüldüğü üzere başvurucunun iddiasıdavanın sonucuna etkili olmayıp, İlk Derece Mahkemesi ve Danıştay tarafından buiddiaya yönelik açık bir yanıt verilmemiş olması gerekçeli karar hakkınamüdahale olarak değerlendirilemez.
41. Açıklanan nedenlerle,gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan,başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönündenincelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksunolması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası
42. Başvuru formu ve eklerikapsamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine kararverilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bukısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
43. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıhükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkınAnayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamınada girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak korumaalanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
44. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
45. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en azgiderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”
46. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul birsüre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemehakkına sahiptir.”
47. Sözleşme metni ile AİHMkararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adilyargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafziiçeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamınadâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yervermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
48. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesindegöz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).
49. Makul sürede yargılanmahakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruzkalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, hukukiuyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılamafaaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olupolmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.No:2012/13, 2/7/2013, § 40).
50. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığınıntespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 41–45).
51. Ancak belirtilenkriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyicideğildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespitiile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurunyargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 46).
52. Yargılama faaliyetinin makulsürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığıntürüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesigereklidir.
53. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarih olmakla beraber, bazı özel durumlarda girişimin niteliği göz önündetutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki bir tarih başlangıç tarihiolarak kabul edilebilmektedir. Somut başvuru açısından benzer bir durum sözkonusu olup, makul süre değerlendirmesinde nazara alınacak zaman dilimininbaşlangıç tarihi, başvurucu tarafından davaya temel alınan talebin ilgili idareyeiletildiği 6/8/2007 tarihidir (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 45).
54. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).
55. Yargılama sürecininuzamasında yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratlesonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesindenkaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden deileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlamayükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerinegetirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13,2/7/2013, § 44).
56. Bu kapsamda, yargısisteminin yapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar,hükmün yazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerinegönderilmesindeki ve raportör atanmasındaki gecikmeler, yargıç ve personelsayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle yargılamada makul süreninaşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (B.No: 2012/1198, 7/11/2013, § 55).
57. Başvuru konusu yargılamasüreci değerlendirildiğinde, 6/8/2007 tarihinde davalı idareden döner sermayealacağının ödenmesi için talepte bulunulduğu, idarenin 14/8/2007 tarihinde butalebi reddettiği, İlk Derece Mahkemesinde 10/10/2007 tarihinde dava açıldığı,açılan bu dava hakkında 25/4/2008 tarihinde karar verildiği ve yargılamasüresinin 6 ay 15 gün olduğu, bu karara karşı yapılan kanun yolu incelemesiniDanıştay Sekizinci Dairesinin 1 yıl 5 ay 3 günde tamamladığı ve İlk DereceMahkemesi kararını bozduğu, karar düzeltme talebinin reddi kararından itibaren6 ay 1 gün sonra İlk Derece Mahkemesinin yeniden karar verdiği, bu karara karşıyapılan kanun yolu incelemesini Danıştay Sekizinci Dairesinin 3 yıl 5 ay 19günde tamamladığı ve toplam yargılama süresinin ise idareye yapılan başvurutarihinden itibaren toplam 6 yıl 1 ay 12 gün olduğu, İlk Derece Mahkemesincemakul sürede dava hakkında karar verilmiş ise de Danıştay Sekizinci Dairesindegeçen kanun yolu incelemelerinde gecikmelerin yaşandığı tespit edilmekleberaber, yukarıda yer verilen tespitler ışığında, özellikle yargı sistemininyapısından kaynaklanan iş yükü ve organizasyon eksikliğinin somut başvuruyailişkin yargılama süresinin uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğuanlaşılmaktadır. Ancak Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi gereğince,yargılama sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde kararabağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılanma koşullarını yerinegetirebilecek biçimde düzenlenmesini zorunlu kıldığından, hukuk sisteminde varolan yapısal ve organizasyona ilişkin eksikliklerin yargılama faaliyetininmakul sürede gerçekleştirilmemesine mazeret sayılamaz.
58. Başvurucunun tutumununyargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.
59. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin idari yargı makamlarınezdinde sürdüğü görülmekle, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerinetabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve idari yargı alanına dâhiluyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren 2577 sayılı Kanun’un muhtelifmaddelerinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortayakoyduğu anlaşılmaktadır (§ 19).
60. Hukuk sistemimizde idariyargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılamasüresini aştığı yönündeki tespitlere, AİHM tarafından verilen birçok ihlalkararında yer verilmiş olup, özellikle idari yargı alanındaki yapısal sorunlarve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde geçirilen uzunyargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bukapsamda idari yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul süredetamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış veAnayasa Mahkemesi tarafından, özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer alan usulhükümleri de göz önünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği yönünde karar verilmiş (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 54-60) olup,davaya bütün olarak bakıldığında, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usulhükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklıbir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu 6 yılıaşan yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucunavarılmıştır.
61. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. MaddesiYönünden
62. Başvurucu, 10.184,92 TLmaddi ve 5.000,00 TL manevi zararının tazminine hükmedilmesini talep etmiştir.
63. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
64. Başvurucunun tarafı olduğuuyuşmazlığa ilişkin yargılamanın 6 yılı aştığı nazara alındığında, yargılamafaaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olanmanevi zararları karşılığında başvurucuya takdirennet 4.150,00 TL manevi tazminat ödenmesine, tespit edilen ihlal ile iddiaedilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
65. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Yargılamanın sonucu itibarıyla adilolmadığı yönündeki iddiasının “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğiyönündeki iddiasının “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
4. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Başvurucuya net 4.150,00 TL MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMESİNE,başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
C. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 harç ve 1.500,00 TL vekâletücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
12/3/2015tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.