TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
NURTEN KÖKCÜ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/15241)
Karar Tarihi: 19/7/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Mehmet Sadık YAMLI
Başvurucu
:
Nurten KÖKCÜ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, konutun belediye görevlilerince çöp ev olduğuiddiası ile boşaltılması nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılantam yargı davasının süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesinin mahkemeye erişimhakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 19/9/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne kararverilmiştir.
5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu, "Demetevler 3.Cadde No:.. Yenimahalle/Ankara" adresinde bulunan ve zaman zaman ikametettiğini belirttiği evinde kendisinin bulunmadığı sırada evine ve eşyalarınazarar verildiği iddiasıyla 29/1/2010 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınaşikâyette bulunmuş ve şüpheli olarak apartman yönetimini (sakinler ve malikler)göstermiştir. Şikâyet dilekçesinde şöyle demiştir:
"...
Kilitli muhafazalı iki adet demir ve iki adetağaç kapı ile kapalı evimizin açılıp mevcut kapıların da (içli dışlı) yokedilip sökülmesi sonucu içeri girilip talan edilmiştir. İçerisi tamamenboşaltılmıştır. Meskenimizin her tarafı açık olarak bırakılmıştır. Bu olayıngeçtiği olay yerinin bir an önce araştırılıp soruşturulması herhangi birelektrik kaçağı ve yangın sabotajı ihtimali açısından ivedi olaraksoruşturulması ve tespitinin yapılmasını, suçluların cezalandırılmasının arz vetalep ederim.
Alacak çeklerimiz, senetlerimiz, sözleşme niteliği taşıyan açıksenetler, çeşitli kıymetli belgeler ve evraklar, müşteri alacak senetleri,antika değeri taşıyan eşyalar, mağaza ve restoran malzemeleri, çeşitli mahkemekararları, tapu belgeleri, çeşitli noter vekaletleri, altın, gümüş, pırlantataşlı takı ve ziynet eşyalarımız v.b. evimizden yokedilmiştir. Alenen bir soygun gerçekleştirilmiştir. Zararımız madden ve manençok büyüktür. Ailecek travma geçiriyoruz adli tıbba sevkimizi talep ediyoruz.... "
10. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 15/12/2010 tarihli ve Sor.No. 2010/13584, K.2010/69824 sayılı kararıyla "...Soruşturma evrakı kapsamından evin çöp dolu olduğu ve belediye zabıtasıyetkilileri tarafından boşatıldığı, müştekilerin iddialarını doğrulayan herhangibir delil bulunmadığı..." gerekçesiyle kovuşturmaya yerolmadığına karar vermiştir.
11. Başvurucu, bu kararı 23/3/2012 tarihinde savcılık kalemindeelden tebliğ ederek karara itiraz etmiştir. Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi9/8/2012 tarihli ve Değişik İş No. 2012/1963 sayılı kararıyla kovuşturmaya yerolmadığına dair kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle itirazıreddetmiştir.
12. Başvurucu; evin çöp ev olmadığını, evde kıymetli evrak, eveşyası, hatıra ve ziynet eşyası ile daha önce işlettiği lokanta ve tuhafiyeyeait eşyanın bulunduğunu, kendilerine hiçbir bildirim yapılmadan evdeolmadıkları bir sırada evin boşaltıldığını, eşyanın yok edildiğini ilerisürerek uğradığı zararın tazmini istemiyle 4/12/2012 tarihinde YenimahalleBelediyesi (Belediye) aleyhine doğrudan tam yargı davası açmıştır.
13. Ankara 4. İdare Mahkemesi 13/12/2012 tarihli kararıyladavanın davalı idareye başvurulmadan açıldığı gerekçesiyle 6/1/1982 tarihli ve2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 15/1-e maddesi uyarınca davadilekçesinin davalı Belediyeye tevdiine karar vermiştir.
14. Belediyece 8/2/2013 ve 14/3/2013 tarihli işlemlerlebaşvurucunun tazminat istemi reddedilmiştir. Belediyece verilen 14/3/2013tarihli cevap şöyledir:
"... Apartmanı'nınYöneticisi I.S., bina sakinlerinden M.A. ve diğerleri tarafından verilen veidaremiz kayıtlarına 22.05.2009 tarih, 16676 sayı ile giren dilekçede; sözkonusu apartmanın bahçe katında bulunan 1 noludairenin: yıllardır boş, bakımsız, virane olup, cam ve çerçevesi olmayankorunaksız, fare ve haşerelerin görüldüğü, içerisinden kokular gelmekte olandairenin sağlıklarını tehdit ettiğinden bahisle, eşyaların tahliye edilerekilaçlama yapılmasını talep etmeleri üzerine:
Atıl durumdaki konutun sahibi olduğu öğrenilen A.B.'leyapılan telefon görüşmesinde ilgili şahsın konuya duyarsız kalması üzerinedilekçede yer alan durumun sabit olmasına ve konunun aciliyetinebinaen gerekli güvenlik tedbirleri alınmak suretiyle, Belediyemizgörevlilerince; İdaremiz Zabıta Müdürlüğü ve Temizlik İşleri Müdürlüğü YetkiliAmirleri ile, Mahalle Muhtarı G. Ö., Polis Memuru E. Ç., Polis Memuru O. B. veBina Yöneticisi İ. S. gözetiminde 28.05.2009 tarihinde saat 10.30 sularında çöpev temizlenmiş ve bu durum olay mahallinde düzenlenen tutanak ve memur raporuile imza altına alınmıştır. Söz konusu şikayet dilekçesi, tutanak ve memurraporundan birer ilgi b yazımız ekinde sunulmuştur.
... yaptırılan temizlik sonrasında çöp evden çıkan mal ve malzemeler,çöp aracına yüklenerek döküm alanı olan Mamak Çöplüğü'nesevk edilmiş olup, emanete alınan ve depolarımızda muhafaza edilen herhangi birmalzeme bulunmamaktadır.
Sonuç olarak; aynı eylem sebebiyle Ankara 4. İdare Mahkemesi nezdindetazminat talepli olarak açmış olduğunuz dava bulunduğundan, ilgi a dilekçenizle[1/3/2013 tarihli dilekçe] eşyaların iadesi yönünde yapmış olduğunu başvurununmükerrerliğe sebebiyet verebilecek bir başvuru olması ve zaten halihazırdaemanete alınmış ve depolarımızda muhafaza edilmekte olan mal ve malzemebulunmaması sebepleriyle iade talebinizin yerine getirilmesi hukuken ve fiilenmümkün değildir. "
15. Başvurucu bunun üzerine 27/3/2013 tarihinde yeniden davaaçmıştır. Ankara 15. İdare Mahkemesi 3/4/2013 tarihli ve E.2013/442, K.2013/446sayılı kararıyla; eve 28/5/2009 tarihinde girildiği ve anılan eylemleringerçekleştirildiği, başvurucunun söz konusu eylemi en geç Ankara CumhuriyetBaşsavcılığına yapılan şikâyet tarihinde (29/1/2010) öğrendiğinin kabulügerektiği, bu açıdan 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi hükmüne göre eyleminöğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içinde idareye başvuruda bulunulmasıgerekmekte iken bu süre geçtikten sonra 4/12/2012 tarihinde Ankara 4. İdareMahkemesinde dava açıldığı gerekçesiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddinekarar vermiştir.
16. Başvurucu; eylemin Belediye görevlilerince yapıldığınısavcılığa başvurduğu sırada bilmediğini, savcılığın takipsizlik kararını tebliğaldığı 23/3/2012 tarihinde eylemin Belediye görevlilerince yapıldığınıöğrendiğini ve buna göre bir yıllık süre dolmadan dava açtığını belirterekkararı temyiz etmiştir.
17. Danıştay Sekizinci Dairesi 11/9/2013 tarihli ve E.2013/7244,K.2013/6111 sayılı kararıyla, İdare Mahkemesi kararının ve dayandığı gerekçeninusul ve yasaya uygun olup bozulmasını gerektiren bir neden bulunmadığıgerekçesiyle temyiz istemini reddetmiş ve kararı onamıştır.
18. Başvurucunun karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 9/5/2014tarihli ve E.2014/762, K.2014/3834 sayılı ilamıyla, karar düzeltme nedenlerininbulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu karar, başvurucuya 16/9/2014tarihinde tebliğ edilmiştir.
19. Başvurucu 19/9/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Anayasa ve KanunMaddeleri
20. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:
“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğanzararı ödemekle yükümlüdür.”
21. 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi şöyledir:
“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadanönce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretleöğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibarenbeş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesiniistemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bukonudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmışgün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, davasüresi içinde dava açılabilir.
Görevli olmayan adli ve askeri yargı mercilerine açılan tam yargıdavasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerineaçılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz.”
2. Danıştay İçtihadı
22. Danıştay Onbeşinci Dairesinin20/2/2014 tarihli ve E.2013/11650, K.2014/1022 sayılı kararı şöyledir:
“…
… davacının, 2004 yılının ağustos ayında bisikletten düşerekyaralanması üzerine kaldırıldığı Konya Numune Hastanesi'nde yapılan tedavi veameliyatından sonra iyileşememesi sonucunda başvurduğu Konya Eğitim veAraştırma Hastanesi'nden 13/05/2010 tarihinde aldığı rapordan %26,9 oranındaözürlü olduğunu öğrendiği, davacının ameliyatı gerçekleştiren doktor S. S.aleyhine tazminat istemiyle 08/02/2011 tarihinde Konya 2. Asliye HukukMahkemesi'nin 2011/75 sayılı esasına kayıtlı olarak açtığı davanın 14/06/2012tarih ve E:2011/75, K:2012/585 sayılı kararla anılan davanın idareye karşıaçılması gerektiğinden husumet nedeniyle reddedildiği ve bahsi geçen kararınYargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 09/11/2012 tarih ve E:2012/15934, K:2012/16599sayılı kararıyla onanarak kesinleşmesi üzerine davalı idare aleyhine bakılmaktaolan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Buna göre, davacının Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden13/05/2010 tarihinde aldığı rapordan %26,9 oranında özürlü olduğunu öğrendiği,bunun üzerine 08/02/2011 tarihinde ameliyatı gerçekleştiren doktor aleyhinetazminat istemiyle Konya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan davanın husumetyokluğu nedeni ile reddedilerek buna ilişkin kararın 09/11/2012 tarihindekesinleştiği, davacının söz konusu kararın kesinleşmesiyle birlikte eylemi veeylemin idareye atfedilebilir olduğunu öğrendiği 09/11/2012 tarihinden itibaren1 yıl içinde, 08/05/2013 tarihinde açtığı davada süre aşımı bulunmamakta olup;İdare Mahkemesince, davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken,davanın süre aşımı yönünden reddi yolunda verilen kararda usul hükümlerineuygunluk görülmemektedir.”
23. Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011 tarihli ve E.2008/7182,K.2011/4711 sayılı kararı şöyledir:
“…
Bir eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazıdurumlarda eylemin gerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma veincelemelerden, hatta ceza davalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.
Özelikle, kamu görevlilerinin idari tasarrufta bulunurken uyulmasızorunlu görülen kurallara uymamaları nedeniyle kendilerine izafe edilebileceknitelikte olmakla birlikte, resmi yetkilerin kullanımı sırasında gerçekleştiğiiçin idaresinden de ayrılamayan görev kusurlarından doğan zararın tazminiistemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği,zararın, kamu görevlisinin kişisel kusurundan mı, görev kusurundan mıkaynaklandığının ceza muhakemesi sonucunda belirlenmesiyle ortayaçıkabilmektedir.
Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinde öngörülen 1 ve 5yıllık sürelerin eylemin idariliğinin ve doğurduğuzararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun,dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetini olumsuzetkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde öngörülen tam yargıdavalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelik olmasısebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğininve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur.
Dosyanın incelenmesinden, davacının eşinin yaralanması üzerinekaldırıldığı Salihli Devlet Hastanesinde 24.4.2004 tarihinde ölümünün gerçekleştiği,acil servis personelinden doktor S.T. hakkında taksirle bir kişiyi öldürmesuçunu işlediğinden bahisle 25.9.2006 günlü iddianame ile açılan ceza davasınınsürdüğü, davacının ise iddianamenin 13.10.2006 tarihinde tebliğ edilmesiüzerine 8.10.2007 gününde maddi ve manevi tazminat talebiyle davalı idareyeyaptığı başvurunun 27.11.2007 tarihinde tebliğ edilen 20.11.2007 günlü işlemlereddi sonrasında 25.1.2008 tarihinde dava açtığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, eylemin idariliğinin S.T. hakkındaaçılan ceza davasında verilecek kararın kesinleştiği tarihte ortayaçıkabileceği dikkate alındığında, iddianamenin tebliği üzerine yapılanbaşvurunun reddi sonrasında açılan davada süre aşımı, davanın süre aşımıbakımından reddi yolunda verilen Mahkeme kararında ise hukuksal isabetbulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.”
B. Uluslararası Hukuk
24. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkesmedeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alandakendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuşbağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir...”
25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edilen hakkın kurucu unsurlarındanbirinin mahkemeye erişim hakkı olduğunu belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36).Mahkemeye erişim hakkı, Sözleşme'nin 6. maddesinde yerini bulan güvencelerindoğal bir parçası olup (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B.No: 54252/07, 16/6/2009, § 52) bu kapsamda (1) numaralı fıkra, herkesin kişiselhakları ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını bir mahkeme veya biryargı yeri önüne çıkarma hakkını güvence altına alır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).
26. Mahkemeye erişim hakkı, niteliği gereği devlet tarafındandüzenleme yapılmayı gerektirdiğinden mutlak bir hak olmayıp sınırlamalaratabidir. AİHM'e göre bu hak, Sözleşme'nintanımlamaksızın kabul ettiği bir hak olduğundan bir hakkın kapsamını belirleyen(çerçevesini çizen) sınırlardan başka sınırlamalara da tabi olabilir. Ancakhiçbir durumda bu sınırlamalar hakkın özünü zedelememelidir (Golder/Birleşik Krallık, § 38). Ayrıca busınırlama meşru bir amaç izlemeli ve kullanılan araçlarla gerçekleştirilmekistenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmalıdır, aksitakdirde sınırlama 6. maddenin (1) numaralı fıkrasıyla bağdaşmaz (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No:8225/78,28/5/1985, § 57).
27. Bir tazminat davasının kusur veya ihmale dayandırıldığıhâllerde başvurucu söz konusu kusur veya ihmali oluşturan olaydan haberi olduğuya da haberi olması gerektiği tarihten itibaren dava açma hakkına sahipolmaktadır (Miragall Escolano vediğerleri/İspanya, No. 38366/97, 38688/97, 40777/98, 40843/98, 41015/98,41400/98, 41446/98, 41484/98, 41487/98 ve 41509/98, § 37, AİHM 2000-Ive Canete de Goni/İspanya,No. 55782/00, § 40, AİHM 2002-VIII). Bu kapsamda tazminat davasının ilerisürülen bir kusur veya ihmale dayandığı durumlarda, başvurucunun yalnızca bukusur veya ihmalin sonuçlarından haberdar olduğu veya haberdar olması gerektiğiandan itibaren yani haklarının ihlal edildiğiyle ilgili belge ya da karardanhaberdar olduğu tarihten itibaren dava açma süresi işleyebilecektir (Yeşilkaya/Türkiye (k.k.),B. No: 47157/10, 26/5/2015,§ 39).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
28. Mahkemenin 19/7/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mahkemeye ErişimHakkının İhlal Edeldiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
29. Başvurucu; konutunun kilitli kapısı kırılarak evdekieşyalarının götürülmesi nedeniyle 2010 yılında savcılığa başvurduğunu, busırada bu eylemin kim tarafından yapıldığını bilmediğini, eylemin Belediyegörevlilerince yapıldığını savcılığın takipsizlik kararını tebliğ aldığı23/3/2012 tarihinde öğrendiğini ve bu tarihten sonra süresi içinde gerekli başvurularıyaptığını, dolayısıyla açtığı davanın süresinde olduğunu ileri sürerek adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiş ve yargılamanın yenilenmesinekarar verilmesini istemiştir.
2. Değerlendirme
30. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
31. Anayasa’nın 36. maddesinin biricifıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargımercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
32. Anayasa Mahkemesi içtihadına göre de bir uyuşmazlığı mahkemeönüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına gelen mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesindegüvence altına alınan hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biridir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §52). Mahkemeye erişim hakkı, mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılmasımümkündür. Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın13. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir(Murat Kara ve diğerleri, B. No:2014/6042, 9/3/2017, § 59).
33. Buna göre uygulanacak sınırlandırmanın ihlale yol açmamasıiçin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşenkoşullardan kanuna dayanma, meşru amaç izleme ve ölçülü olma koşulları yerinegetirilmelidir.
34. Bu çerçevede dava açmayı imkânsız kılacak ya da aşırızorlaştıracak ölçüde kısa olmadıkça dava açma ya da kanun yollarına başvurmaiçin belli sürelerin öngörülmesi, hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir vetek başına bu durum mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz (Remzi Durmaz, B. No: 2013/1718, 2/10/2013,§ 27). Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanınhakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiğigibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüdeaşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (KamilKoç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).
35. Danıştayın yerleşik içtihatlarında2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinde öngörülen bir ve beş yıllık sürelerineylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortayaçıkması ile başlayacağı, eylemin idariliği ve yolaçtığı zararın ise bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıktığı bazen dedeğişik araştırma ve inceleme sonucu çok sonra ortaya çıkabildiği, eylemin idariliğinin sonradan ortaya çıktığı durumlarda 2577 sayılıKanun ile öngörülen bir ve beş yıllık sürelerin bu tarihten itibarenhesaplanması gerektiği, aksi bir yorumun dava açma yolunun kullanımınıgüçleştirerek hak arama hürriyetini olumsuz şekilde etkileyeceğibelirtilmektedir. Danıştay, yerleşik içtihatları ile uyumlu olarak kamugörevlilerinin kamu hizmetini yürütürken üçüncü kişilere vermiş olduklarızararlar nedeniyle kamu görevlileri aleyhine adli yargıda açılan tazminatdavalarında ve adli yargı mercilerince davalının hasım sıfatının bulunmadığıgerekçesiyle verilen ret kararlarında da aynı içtihadı benimsemiş; eylemin idariliğinin, adli yargı mercilerince husumet yokluğunedeniyle verilen ret kararının kesinleşmesiyle birlikte ortaya çıktığını, budurumlarda husumet yokluğu nedeniyle verilen ret kararlarının kesinleşmesindenitibaren bir yıl içinde 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesi uyarınca tam yargıdavası açılabileceğini kabul etmiştir (bkz. §§ 22-23).
36. Somut olayda başvurucunun uğradığı zararın kaynağına ilişkineylemin idari bir eylem olduğunu öğrendiği tarihin belirlenmesi ve bu tarihedair Derece Mahkemesinin gerekçesi, başvurucunun mahkemeye erişim hakkınınihlal edilip edilmediğinin tespitinde önem arz etmektedir. Zira ilke olaraktazminat davalarında dava açma hakkının, tarafların uğradığı zararı doğuraneylemin idariliğini öğrendiğinde kullanabilmelerigerekir. Bu bağlamda eylemin idariliğinin bilindiğiveya bilinmesi gerektiği tarihin tespiti ve buna ilişkin Derece Mahkemesininyorumu önem kazanır.
37. Olayda başvurucunun 29/1/2010 tarihinde yaptığı suçduyurusunun ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı gerekli incelemeyi yaparak15/12/2010 tarihinde olayı sonuçlandırmıştır. Başvurucu ise ilk başvurusundaniki yılı aşkın bir süre sonra23/3/2012 tarihinde söz konusu kararı savcılıkkaleminde elden tebliğ almıştır. İlk Derece Mahkemesi, idari eylemin en geçsavcılığa şikâyet tarihi itibarıyla öğrenildiğinin kabulüyle bu tarihtenitibaren bir yıl içerisinde idareye başvuru yapılmadığı gerekçesiyle davayısüre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Karar, Danıştay incelemesinden geçerekkesinleşmiştir. Başvurucu, bir yıllık idari dava açma süresinin, takipsizlikkararını savcılık kaleminde aldığı 23/3/2012 tarihinden başlaması gerektiğinizira eylemin idariliğini bu tarihte öğrendiğini ilerisürmektedir.
38. Söz konusu evin 28/5/2009 tarihinde başvurucunun yokluğundaBelediye görevlilerince çöp ev olduğu gerekçesiyle boşaltıldığı, başvurucununise eylemin failini bilmemekle birlikte evin boşaltıldığını en geç savcılığaşikâyette bulunduğu 29/1/2010 tarihinde öğrenmiş olduğu hususunda bir tartışmabulunmamaktadır. Başvurucu, eylemin idariliğinisavcılığın takipsizlik kararını tebliğ aldığı 23/3/2012 tarihinde öğrendiğiniileri sürmekte ise de eyleme konu olan ev kırsal bir adreste bulunmayıpapartman dairesi niteliğinde ve şehir hayatının yaşandığı Ankara iliYenimahalle ilçesi Demetevler 3. Caddesi'nde bulunmaktadır.Başvurucunun, evinin boşaltıldığını öğrendiği 29/1/2010 tarihinden itibarenBelediye, mahalle karakolu, mahalle muhtarlığı gibi resmî merciler nezdindeyapacağı basit bir araştırmayla evinin Belediye tarafından boşaltıldığınıöğrenmesi mümkündür. Öte yandan her ne kadar başvurucu, söz konusu eylemleilgili olarak savcılığa şikâyette bulunmuş ise de savcılığın takipsizlikkararının somut olayın koşullarına göre eylemin idariliğininortaya konulmasında özel bir öneminin bulunduğundan bahsedilemeyeceğianlaşılmaktadır. Bir başka ifadeyle başvuruya konu olayda eylemin idariliğinin ortaya konulması için kamu makamlarınca araştırmaveya inceleme yapılmasını gerektiren bir durum sözkonusu değldir.
39. Bu hâliyle olaya bakıldığında Derece Mahkemesinin gerekçesinin,başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir nitelik taşımadığı ve bunedenle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir ihlalin olmadığınınaçık olduğu sonucuna varılmıştır.
40. Açıklanan nedenlerle başvurucunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Diğer İddialar
41. Başvurucu; evine girilmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin,konut dokunulmazlığının, özel hayatın gizliliğinin ve Anayasa'nın 5. ve 40.maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
42. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarınıntüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetiniöncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarakiletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlarasunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermişolması gerekir(İsmail Buğra İşlek,B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).
43. Başvuru konusu olayda başvurucu anılan iddialarına ilişkinolarak uğradığı zararlarının tazmini amacıyla tam yargı davasını süresindeaçmamıştır. Dolayısıyla başvurucunun özen yükümlülüğüne aykırı olarak hukuksisteminde mevcut idari ve yargısal yolları tüketmeksizin bireysel başvurudabulunduğu anlaşılmaktadır.
44. Açıklanan nedenlerle başvurunun diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Diğer ihlal iddialarının başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA19/7/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.