TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
NUSRET MUTLUCA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/14436)
Karar Tarihi: 5/12/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör Yrd.
:
Gizem Ceren DEMİR KOŞAR
Başvurucu
:
Nusret MUTLUCA
Vekili
:
Av. Vural SOYTEKİN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, karbonmonoksit zehirlenmesisonucu meydana gelen ölüm olayı üzerine açılan tazminat davasının makul süredetamamlanmayarak hatalı bir değerlendirme sonucu reddedilmesi nedeniyle adilyargılanma hakkının ve ölüme sebebiyet verdiği ileri sürülen şofbenlerinyetkili makamlar tarafından toplanmamış olması nedeniyle de yaşam hakkınınihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 29/8/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucunun eşi ile kızı 12/12/2005 tarihinde evlerindebanyo yapmakta iken karbonmonoksit zehirlenmesisonucu vefat etmiştir.
9. Bağcılar Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülensoruşturma sonucunda banyoda bulunan şofbenin sönmesinin ölüme sebep olduğununtespit edildiği ve 2006 yılında kovuşturmaya yer olmadığına dair kararverildiği anlaşılmaktadır.
10. Başvurucu 13/10/2016 tarihinde, eşi ile kızının evdeki tüpile şofbenin birlikte kullanılmasıyla elde edilen sıcak suyla banyo yaparken COintoksikasyon (karbonmonoksitzehirlenmesi) sonucu ölmüş olduğunu belirterek destekten yoksun kalma tazminatıve manevi tazminat talebiyle İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinde,kullanılan tüp ile şofbenin üretici firmaları ile tüp gaz zorunlu sorumluluksigortacısı aleyhine dava açmıştır.
11. İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi 30/4/2009 tarihinde,olayda kullanılan tüp ya da şofbende kaçak veya imalat hatası olup olmadığınınbaşvurucu tarafından tüp ve şofbenin muhafaza edilmemesi nedeniyle tespitedilemediği, tüp ve şofbenin bozuk, ayıplı imal edildiği yönünde bir delile deulaşılamadığı, tüpte gaz kaçağı, yangın, infilak oluşmaması nedeniyle "TüpGaz Zorunlu Sorumluluk Sigortası Genel Şartları" uyarınca sigortaşirketinin sorumluluğunun bulunmadığı, başvurucu tarafından TüketicininKorunması Hakkındaki Kanun hükümleri uyarınca kusursuz sorumluluk ilkesinedayanılmış ise de olayda imalat hatasının kanıtlanamamış olduğu gerekçeleriyledavanın reddine karar vermiştir.
12. Yargıtay 11. Hukuk Dairesince 7/3/2011 tarihinde, ölümnedeninin karbonmonoksit zehirlenmesi olduğunun sabitolması karşısında bu sonuca nelerin sebep olabileceği yönünde bir tabipbilirkişisinin de aralarında olduğu bilirkişi heyetinden rapor alınıpneticesine göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle anılan kararbozulmuştur.
13. İstanbul 30. Asliye Ticaret Mahkemesince aldırılan bilirkişikurulu raporunda; ölüm olayının meydana gelmesinin hemen ardından düzenlenenAdli Tıp raporuna göre ölüm nedenlerinin karbonmonoksitzehirlenmesi olduğunun sabit olduğu, bu sonucun tüp gaz sızıntısına bağlıolarak meydana gelmeyeceğinin tıbben bilinmekte olduğu, anılan sonucun şofbeninfonksiyonlarının tam olarak yerine getirmemesi ve gazın tam olarak yanmamasıdurumunda ortamdaki oksijen yetersizliği durumunda ya da baca ve havalandırmayoluyla dışarı atılması gereken ürünün havalandırmadaki yetersizlik, tıkanıklıkya da rüzgâr gibi nedenlerle ortama yayılması durumunda ortaya çıkabileceği,şofben ve baca sistemi üzerinde bir inceleme yapılmamış olması nedeniyle somutolayda bu olasılıklardan hangisinin gerçekleşmiş olduğu tespitinin yapılamadığıbelirtilmiştir.
14. İstanbul 30. Asliye Ticaret Mahkemesince 6/5/2013 tarihinde,tüp içinde likit hâlde bulunan propan ve bütankarışımının ortama yayılmasının karbonmonoksitzehirlenmesine sebebiyet vermesinin mümkün olmaması nedeniyle tüp gaz üreticisifirmanın ölüm olayından sorumlu olma imkânı bulunmadığı, sigorta şirketininsorumlu olabilmesi için ise tüpün bulunduğu yerde infilak etmesi, gazkaçırması, yangın çıkarması sonucu zararın oluşması gerektiği, şofbende imalathatası olduğu yönünde de bir tespit bulunmadığı, kusursuz sorumluluk ilkesininise ancak imalat hatası bulunması hâlinde uygulanabileceği gerekçeleriyledavanın reddine karar verilmiştir.
15. Yargıtay 11. Hukuk Dairesince 1/7/2014 tarihinde onanankarar kesinleşmiştir.Anılan karar 14/8/2014 tarihindebaşvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu otuz günlük başvuru süresi içindebireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
16. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 58.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Bir bina veya imal olunan herhangi birşeyin maliki, o şeyin fena yapılmasından yahut muhafazadaki kusurundan dolayımesul olur. "
17. 23/2/1995 tarihli ve 4077 sayılı mülga Tüketicinin KorunmasıHakkında Kanun'un 4. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
"Ambalajında, etiketinde, tanıtma vekullanma kılavuzunda ya da reklam ve ilânlarında yer alan veya satıcıtarafından bildirilen veya standardında veya teknik düzenlemesinde tespitedilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da tahsis veyakullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydalarıazaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içerenmallar, ayıplı mal olarak kabul edilir.
Tüketici, malın teslimi tarihinden itibarenotuz gün içerisinde ayıbı satıcıya bildirmekle yükümlüdür. Tüketici bu durumda,bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyledeğiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım istemehaklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerinegetirmekle yükümlüdür. Tüketici bu seçimlik haklarından biri ile birlikteayıplı malın neden olduğu ölüm ve/veya yaralanmaya yol açan ve/veyakullanımdaki diğer mallarda zarara neden olan hallerde imalatçı-üreticidentazminat isteme hakkına da sahiptir."
18. Tüp Gaz Zorunlu Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın 1. maddesi şöyledir:
"Bu sigorta, Likit Petrol Gazı (LPG) tüpleyen firmaların, doldurdukları veya doldurttukları veyetkili bayileri vasıtasıyla veya doğrudan doğruya tüketiciye intikalettirdikleri tüplerin kullanılmak üzere bulundurdukları yerlerde infılaki, gaz kaçırması, yangın çıkarması sonucu (kusurlarıolsun veya olmasın) verecekleri bedeni ve maddi zararlara karşısorumluluklarını, aşağıdaki şartlar dairesinde temin eder.
...
Zarar meydana geldiğinde sigorta ettireninkusurlu olup olmadığına bakılmadan zarara uğrayan üçüncü şahısların tazminatıödenir. Zararın LPG tüpünün takılması sırasında servis hatasından, kullanıcınınkullanma hatasından, tüpün imalat hatasından, dolum hatasından, hortum,kelepçe, dedantör, cihaz, musluk hatalarından meydanagelmesi durumu değiştirmez."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
19. Mahkemenin 5/12/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
20. Başvurucu, 1997 yılında şofbenlerde atık gaz tahliyesiemniyet cihazı takılması zorunlu kılınmış olmasına karşın bu tarihten önceüretilmiş ve kullanılmakta olan şofbenlerin toplanmasına yönelik yetkilimakamlar tarafından bir düzenleme ve uygulama yapılmadığını belirterek yaşamhakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
21. Başvurucu ayrıca LPG tüp ve şofbeni üreten firmalar ilezorunlu sorumluluk sigortacısına açtığı davanın makul sürede tamamlanmamasınedeniyle adil yargılanma hakkının, davanın hukuk kurallarının yanlışyorumlanması nedeniyle reddedilmesi nedeniyle etkili başvuru hakkı ile yaşamhakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
B. Değerlendirme
22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
23. Başvurucunun, gaz tahliyesi emniyet cihazı takılmamışcihazların toplatılmasına yönelik olarak kamu makamları tarafından bir önlemalınmamış olması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasıAnayasa'nın 17. maddesi kapsamında devletin sahip olduğu yaşamı korumayükümlülüğü kapsamında incelenmiştir. Başvurucu tarafından tüp ve şofbeninüretici firmaları ile zorunlu sorumluluk sigortacılarına açılan davanınkusursuz sorumluluk ilkesine dayandığı, ölüm olayına ilişkin başvurucu tarafındanbu firmalara herhangi bir kusur atfedilmediği, bireysel başvurunun zorunlusorumluluk sigortası şartlarının yanlış yorumlanması nedeniyle tazminattalebinin reddedildiği iddiasına ilişkin olduğunun anlaşılması nedeniyle budavanın reddedilmesine ilişkin ihlal iddiaları Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası ayrıcadeğerlendirilmiştir.
1. Yaşamı KorumaYükümlülüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia
24. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralıfıkrasında ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmalnedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuruhakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliğigereği, yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancakyaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafındanyapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuru konusu olaydabaşvurucu, ölen kişilerin babası ve eşidir. Bu nedenle başvuru ehliyetiaçısından bir eksiklik bulunmamaktadır.
25. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkınasahiptir.”
26. Anayasa'nın “Devletintemel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, …Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur vemutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devletive adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik vesosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi içingerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
27. Yaşam ve vücut bütünlüğü üzerindeki temel hak, devletlerepozitif ve negatif yükümlülük yükleyen haklardandır (AYM, E.2007/78,K.2010/120, 30/12/2010). Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı,Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif venegatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 50).
28. Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanındabulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermemeyükümlülüğünün yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanındabulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğerbireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklerekarşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).
29. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birininkamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmişolması şarttır."
30. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenarbaşlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal içinkanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
31. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında; bireysel başvurudabulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal içinkanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamınıntüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini önceliklederece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesikoşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz veRecep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, § 26).
32. Somut olayda başvurucu; eşi ve kızının karbonmonoksitzehirlenmesi sonucu vefat etmesi olayına ilişkin olarak, kullanılan tüp veşofbeni üreten firmalar ile tüp gaz zorunlu sorumluluk sigortacısına kusursuzsorumluluk ilkesine göre tazminat davası açmış bu davanın reddedilmesi üzerinebireysel başvuruda bulunmuştur. Anılan dava yaşamı koruma yükümlülüğü yönündenkamu makamlarının sahip oldukları yükümlülüklere ilişkin olmayıp açılan davakapsamında da üretici firma ve sigorta şirketlerine bu yönde bir sorumlulukatfedilmediği anlaşılmaktadır. Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında devletinsahip olduğu koruma yükümlülüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkin olarakihlalin tespitini ve giderimini sağlayabilecek hukuksisteminde mevcut yargısal yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğuanlaşılmaktadır.
33. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Yargılamanın Sonucuİtibarıyla Adil Olmadığına İlişkin İddia
34. Başvurucu, LPG tüp ve şofbeni üreten firmalar ile zorunlusorumluluk sigortacısına açtığı davanın hukuk kurallarının yanlış yorumlanmasınedeniyle hukuka aykırı olarak reddedildiğini ileri sürmektedir.
35. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanunyolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceğibelirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmışmaddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukukkurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıklailgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancakbireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariztakdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit vesonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam,B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).
36. Somut olayda İstanbul 30. Asliye Ticaret Mahkemesinceyapılan yargılamada ilgili mevzuat hükümleri, somut olaya ilişkin bilgi vebelgeler ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilmek suretiyle bir kararverildiği anlaşılmıştır. Başvurucunun anılan iddialarının esas itibarıyladerece mahkemelerince verilen kararların hukuk kurallarının yorumlanmasındaisabet bulunmadığına, dolayısıyla kararın sonucuna ilişkin olduğugörülmektedir. Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan herhangi bir durum da tespitedilmemiştir.
37. Başvurucu tarafından ileri sürülen ihlal iddialarınınyukarıda belirtilen içtihat kapsamında kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğusonucuna varıldığından başvurunun bu kısmınınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğunakarar verilmesi gerekir.
b. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
38. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
i. Kabul EdilebilirlikYönünden
39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Esas Yönünden
40. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanınikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra aşamasınıda kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam eden davalaryönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 50, 52).
41. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanınkarmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).
42. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurulardaverdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık 7 yıl 8 ay sürdüğüanlaşılan yargılamanın süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
44. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
45. Başvurucu, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
46. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
47. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızcaihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuyanet 12.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
48. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun davanın makul süredetamamlanmaması nedeni ile maddi zarara uğradığına ilişkin herhangi bir belgesunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesigerekir.
49. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 12.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin İstanbul 30. Asliye Ticaret Mahkemesine(E.2011/425, K.2013/138) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE5/12/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.