TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
Ö. A. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/4868)
Karar Tarihi: 13/10/2016
GENEL KURUL
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör Yrd.
:
Fatih ALKAN
Başvurucu
:
Ö. A.
Vekili
:
Av. Serkan AŞICI
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk SilahlıKuvvetlerinden (TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanınreddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 8/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır.Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 27/2/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 14/5/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 26/5/2015 tarihli yazısında AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfenbaşvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
6. Birinci Bölüm tarafından 21/9/2016 tarihinde yapılantoplantıda, verilecek kararın Bölümler tarafından önceden verilmiş kararlarlaçelişebileceği anlaşıldığından başvurunun Genel Kurul tarafından kararabağlanması gerekli görülmüş ve başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28.maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine kararverilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veerişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı emrinde muvazzafastsubay statüsünde görev yapmakta iken hakkında gönderilen isimsiz e-posta ileahlaki düşüklük içinde olduğu ve cinsel zafiyeti bulunduğu iddia edilmiş, bununüzerine Kurmay Başkanı emriyle idari tahkikat süreci başlatılmış, bu tahkikatsonucunda sıralı sicil üstleri tarafından başvurucu hakkında ahlaki durumunedeniyle "Türk Silahlı Kuvvetlerindekalması uygun değildir." ortak kanaatini içeren 24/4/2012tarihli ayırma sicil belgesi düzenlenmiştir.
9. 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı Resmî Gazete’de yayımlananAstsubay Sicil Yönetmeliği’nin (Astsubay Sicil Yönetmeliği) 61. maddesigereğince Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyondabaşvurucunun durumu değerlendirilmiş ve Komisyon 7/8/2012 tarihli kararı ilebaşvurucu hakkında ayırma işlemi tesis edilmesine karar vermiştir. Anılan karar13/8/2012 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından onaylandıktan sonraGenelkurmay Başkanının onayına sunulmuş, Genelkurmay Başkanı tarafından da HavaKuvvetleri Komutanlığı kararı doğrultusunda işlem yapılmasının uygun görüldüğübelirtilmiştir. Bunun üzerine 6/11/2012 tarihli kararnameye dayanılarak resenemekliye sevk edilmek suretiyle başvurucunun TSK ile ilişiği kesilmiştir.
10. Başvurucu, TSK’dan çıkarılmasını gerektiren birdisiplinsizliği veya adli eylemi mevcut olmadığı hâlde disiplinsizlik ve ahlakidurumu nedeniyle ilişiğinin kesildiğini, kendisine isnat edilen özel hayatailişkin eylemlerin on beş yıl öncesine ait olduğunu, birçoğunun ise gerçekleilgisi olmadığını, takdirlerle dolu başarılı bir sicile sahip olmasına veherhangi bir disiplin cezası bulunmamasına rağmen bu durumun dikkatealınmadığını, tesis edilen ayırma işleminin ölçülülük yönünden hukuka aykırıolduğu gibi sebep ve amaç unsurları yönünden de hukuka aykırı olduğunubelirterek yürütmenin durdurulması ve ayırma işleminin iptali talebiyle MillîSavunma Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) BirinciDairesinde 2/1/2013 tarihinde dava açmıştır.
11. AYİM Birinci Dairesinin 22/1/2013 tarihli ara kararı iledava dosyasındaki mevcut bilgi ve belgeler çerçevesinde başvurucu hakkındatesis edilen ayırma işleminin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsızzararların doğması ve hukuka açıkça aykırı olması şartlarının birliktegerçekleşmemesi gerekçesiyle yürütmenin durdurulması talebi reddedilmiştir.
12. Davalı idare tarafından sunulan savunma dilekçesinde heraskerin ahlaki yaşayışının kusursuz ve lekesiz olması gerektiği, ahlak olgusununyalnızca arzu edilen bir durum değil görevin başarıyla icra edilebilmesi içinbir koşul olduğu vurgulanmış; kamu hizmetinin yürütülmesinde zararlı olacakkişilerin idare mekanizmasının dışına çıkarılmasının kaçınılmaz olduğu veidarenin başvurucu hakkında tesis edilen ayırma işleminde takdir yetkisininobjektif sınırları içinde kaldığı, dava konusu ayırma işleminde hukukaaykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.
13. Davalı idare tarafından ayrıca 4/7/1972 tarihli ve 1602sayılı sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesi kapsamındaAYİM'e gizli belge ve bilgiler gönderilmiştir.
14. Davalı idarenin savunma dilekçesine karşı 27/3/2013tarihinde AYİM'e sunulan dilekçe ile başvurucu, Komutanlık makamına kimtarafından gönderildiği belli olmayan bir ihbar mektubu üzerine başlatılanidari tahkikat kapsamında kendisine tamamen özel hayatına ilişkin sorularsorulduğunu, meslek yaşamının ilk yıllarında ve yaklaşık on beş yıl öncesindehenüz evli olmadığı dönemde kız arkadaşları olduğunu, bu ve buna benzer özelkonuların soruşturma kapsamında incelendiğini, kendisine isnat edilen ahlakdışı hareketlerde bulunduğu iddiasının gerçek dışı olduğunu, sicil notortalamasının tam nota yakın olarak pekiyi seviyesinde olduğunu, meslek yaşamıboyunca herhangi bir disiplinsizliğinin bulunmadığını, bir kısmının doğruluğunukabul ederek detaylarıyla anlattığı özel hayatına ilişkin eylemleri nedeniyleamirlerinden daha önce herhangi bir uyarı veya ceza almadığını, aksine yirmiiki yıllık meslek yaşamı boyunca birçok takdir belgesi ile taltif edildiğini,soyut birtakım iddialarla savunma hakkı tanınmadan hakkında sonuçlarıitibarıyla çok ağır bir yaptırım olan ayırma işleminin tesis edilmesinin hukukaaykırı olduğunu belirtmiştir.
15. AYİM Başsavcılığı tarafından sunulan 13/6/2013 tarihli ve2013/118 sayılı düşünce yazısında, başvurucunun eş cinsel olarak bilinenkişilerle irtibatta olduğu ve pek çok kadınla cinsel birliktelik yaşadığıyönünde iddialar içeren isimsiz bir ihbar mektubu üzerine istihbarat çalışmasıbaşlatıldığı, bu kapsamda başvurucunun beyanları dikkate alınarak ayırma işlemitesis edildiğinin anlaşıldığı ancak başvurucunun yaşadığı bu ilişkilerin rızadışı veya menfaate dayalı olduğuna ya da cinsel zafiyeti nedeniyle görevini vegörevinden kaynaklanan hususları suistimal ettiğine veya askerî disipliniolumsuz etkilediğine dair bir bilgi ya da belgenin bulunmadığı, söz konusuilişkilerin tamamıyla başvurucunun dokunulmaz özel hayat sınırları içindecereyan ettiği, başvurucunun cinsel hayatının kamu görevi ve asker kişi sıfatıile bağdaşmayacak vahamet derecesine ulaşmadığı, başvurucunun statü dışınaçıkarılmasını gerektirecek ağırlıkta bir disiplin zafiyeti veya ahlaki düşüklükiçinde bulunduğuna dair yeterli somut olgu olmadığı, ayrıca ayırma işlemineesas olan tüm bilgilerin başvurucu hakkındaki imzasız bir ihbar mektubunda yeralan soyut ve dayanaksız iddialardan hareketle Hava Kuvvetleri Komutanlığıİstihbarat Başkanlığı tarafından yürütülen bir idari tahkikat kapsamında bizzatbaşvurucu tarafından dile getirildiği, bu hâli ile dahi bu hususların idariişleme esas alınmasının mümkün olmadığı ifade edilmiştir. Ayrıca başvurucununeş cinsel eğilimleri bulunduğu tespitinde bulunulmasına rağmen bu hususta adlibir soruşturma başlatılmamasının dikkat çekici olduğu zira isnat edileneylemlerin 22/5/1930 tarihli ve 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 153. maddesiuyarınca askerî suç vasfında olduğu ancak ayırma işlemine konu eylemlerhakkında adli bir soruşturma yapılmadan doğrudan ve yalnızca idari yaptırımyoluna başvurulmuş olmasının ayırma işleminin hukuki dayanaktan yoksun olduğunuortaya koyduğu, imzasız bir ihbar mektubu ile başvurucunun beyanı dışındadayanak başkaca bir delilin bulunmadığı, mevcut delil durumunun TSK'dan ayırmaişlemi için yeterli olmadığı, dış âleme yansımayan cinsel yaşamı nedeniylebaşvurucu hakkında ayırma işlemi tesis edilmesinin ölçülülük ilkesiyle debağdaşmadığı, işlemin hukuka aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği şeklindedeğerlendirmelerde bulunulmuştur.
16. AYİM Birinci Dairesinin 8/10/2013 tarihli ve E.2013/76,K.2013/947 sayılı kararı ile dava reddedilmiştir. Kararda, başvurucunun cinselyaşamına ilişkin detaylara yer verilmiş ve iddialarla uyumlu olarak somut olguve olayların ifade alma işlemi esnasında anlatıldığı, başvurucunun ahlakidurumunun TSK'nın güvenilirliğini sarsacak derecede kötü nitelik arz ettiği,hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketler sergilemediği, ayırmaişlemini tesis eden idare tarafından kişi yararı ile kamu yararı arasındakidenge gözetilerek, ölçülü ve nesnel olarak takdir yetkisinin kullanıldığı,başvurucunun sabit görülen eylemleri nedeniyle işlem tesis edilmesinde herhangibir hukuka aykırılığın bulunmadığı belirtilmiştir. Ayrıca, profesyonel vemuvazzaf bir rütbeli olan başvurucunun beyanlarından dolayı disiplin işleminetabi tutulacağını bilebilecek ve algılayabilecek durumda olduğu, bu bakımdanifade öncesi bir süre bekletilmesinin günlük yaşantısında değişikliğe nedenolsa bile bu durumun aynı yaş ve fizikteki bir insan için yasak usul olarakaddedilemeyeceği, gerçeği söylemesi gerektiği hususunun bildirilmesinin kanunaaykırı vaat kapsamında olmadığı zira başvurucu hakkında söz konusu iddialarıiçeren ihbar mektubu alınması üzerine idari soruşturma başlatıldığı ifadeedilmiştir.
17. Karara katılmayan bir üye tarafından kaleme alınan karşıoyyazısında, ifadenin başvurucunun özel hayatı dahil olmak üzere tüm yaşantısınısorgulayan bir çerçeveyi kapsadığı, ifadelerin olumsuz şartlar altında alındığıve ifade tespitinde hukuka aykırılıkların bulunduğu yönünde ısrarla ilerisürülen iddialara rağmen bu ifadelerin hukuken geçerli sayılmasının mümkünolmadığı, geçmişte olduğu ileri sürülen ancak başvurucunun ve başka birpersonelin ifadeleriyle şimdiki zamana taşınmaya çalışılan olguların, başvurucununkendi ifadesine dayanılarak kanıtlanmasının ve ayırma işlemine dayanakalınmasının hukuka aykırılık oluşturduğu, personelin giz alanlarına girilerekelde edilen birtakım bilgi ve belgelerin nereden ve kimden geldiği belliolmayan ihbar yazısıyla ifşa edilerek ilgili personel hakkında işlembaşlatılmasının hukuka aykırı olduğu, başvurucunun yaş ve fiziki yapısı gibisubjektif özelliklerine göre direnç göstermesi gerekir şeklindeki yaklaşımınhukuk dışılığa kapı aralamak anlamına geleceği ve çok iyi seviyede sicil notuortalamasına sahip olan başvurucunun kamu hizmetinin yürütülmesinde aksamayaneden olduğunu söylemenin gerçekçi olmadığı şeklinde değerlendirmelere yerverilmiştir.
18. Başvurucunun karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 4/3/2014tarihli ve E.2014/233, K.2014/199 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar14/3/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
19. Başvurucu 8/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
20. Anayasa Mahkemesinin 4/5/2016 tarihli yazısı ile, yargılamadosyasına sunulmuş olan ve başvurucunun TSK’dan ilişiğinin kesilmesi işleminedayanak oluşturan belgelerin gönderilmesi istenmiştir.
21. Hava Kuvvetleri Komutanlığının 3/6/2016 tarihli yazısı ileidari işlemin dayanağını oluşturan belgeler bazı bölümleri karartılarak AnayasaMahkemesine sunulmuştur.
22. Başvurucu hakkındaki gizlilik dereceli belgelerinincelenmesinden Hava Kuvvetleri Komutanlığınca istihbarata karşı koymahassasiyetleri çerçevesinde başvurucunun 18/5/2012 tarihinde ifadesininalındığı, söz konusu ifade tutanağında hangi kapsamda başvurucunun ifadesinebaşvurulduğu hususunun belirtilmemiş olduğu anlaşılmıştır. Aynı şekilde sözkonusu tutanağın “ifadeyi alan”kısmı karartılmış olduğundan ifadenin hangi birim tarafından alınmış olduğuanlaşılamamıştır. Anılan ifade metninde başvurucuya, şimdiye kadarki görevaşamaları ve kimlerle ikamet ettiği, mesai arkadaşlarına cinselliği çağrıştıranel ve kol şakaları yapıp yapmadığı, İnternet vasıtasıyla veya yüz yüzetanıştığı kadınlardan ilişki yaşadıklarının kimler olduğu, grup hâlinde cinselilişki yaşayıp yaşamadığı, yaşadı ise kimlerle, nerede ve ne zaman bu türilişkiler yaşadığı, eş cinsel kişilerle ilişki yaşayıp yaşamadığı, yaşadı isenerede ve nasıl yaşadığı, ilişki yaşadığı kadınların kendisinden TSK hakkında bilgialmaya yönelik bir girişimde bulunup bulunmadığı, uyuşturucu kullanıpkullanmadığı hususlarının sorulduğu görülmüştür. Başvurucu, anılan sorularıyanıtlamış ve ifade tutanağını imzalamıştır.
23. Soruşturma konusu olaylara ilişkin olarak başvurucu dışındabaşvurucunun birlikte çalıştığı B.Ş. isimli bir kişinin de ifadesinin alınmışolduğu, bu kişiden başvurucu hakkında bildiklerini anlatmasının istendiği vebaşvurucunun mesai arkadaşlarına cinselliği çağrıştıran el ve kol şakalarıyapıp yapmadığı hususunun sorulduğu anlaşılmaktadır. B.Ş. tarafından verilenifadede, başvurucu ile ilgili bilgilere yer verilmiş; ayrıca başvurucununanlatımıyla öğrenildiği beyan edilen bir kısım olaya ilişkin anlatımlardabulunulmuştur.
B. İlgili Hukuk
24. 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı KuvvetleriPersonel Kanunu’nun “Çeşitli nedenlerleSilahlı Kuvvetlerden ayrılacak astsubaylar hakkında yapılacak işlem”kenar başlıklı 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrasışöyledir:
“Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyleayırma:
Disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyleSilahlı Kuvvetlerde kalmaları uygun görülmiyen astsubayların hizmet sürelerinebakılmaksızın haklarında T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümleri uygulanır.
Bu sebeplerin neler olduğu ve bunlarhakkındaki sicil belgelerinin nasıl ve ne zaman tanzim edileceği, nereleregönderileceği, inceleme ve sonuçlandırma ile gerekli diğer işlemlerin nasıl vekimler tarafından yapılacağı Astsubay Sicil Yönetmeliğinde gösterilir. Bu gibiastsubaylardan durumlarının Yüksek Askerî Şura tarafından incelenmesiGenelkurmay Başkanlığınca gerekli görülenlerin Silahlı Kuvvetlerden ayırmaişlemi, Yüksek Askerî Şura kararı ile yapılır.”
25. Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükteolan “Disiplinsizlik ve ahlaki durumlarınedeniyle ayırma usulleri” kenar başlıklı 60. maddesinin ilgilikısmı şöyledir:
“Aşağıdaki sebeplerden biri ile disiplinsizlikveya ahlâkî durumları gereği Türk Silâhlı Kuvvetlerinde kalmaları, bulunduğurütbeye veya bir önceki rütbesine ait bir veya birkaç belge ile anlaşılıp uygungörülmeyenler hakkında, hizmet sürelerine bakılmaksızın emeklilik işlemiyapılır:
a. Disiplin bozucu hareketlerde bulunması,ikaz veya cezalara rağmen ıslah olmaması,
b. Hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini ikazlara rağmendüzenleyememesi,
c. (Değişik:RG-13/06/2003-25137) Aşırıderecede menfaatine, içkiye, kumara düşkün olması,
...
e. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin itibarını sarsacakşekilde ahlâk dışı hareketlerde bulunması,
...”
26. Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükteolan “Disiplinsizlik ve ahlaki durumnedeniyle ayırma sicil belgesi düzenlenmesi ve uygulanacak usuller”kenar başlıklı 61. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
“Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma iki şekilde yapılır.
a. Ayırma işleminin sıralı sicil üstlerince başlatılması:
Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma sicil belgesinindüzenlenmesinde, süre söz konusu olmayıp, her zaman düzenlenebilir. Temelnitelikler hariç olmak üzere, diğer niteliklere işaret konulmaz. Sicil üstleri,sicil belgelerinin temel nitelikler ve son bölümdeki kendilerine ait olankanaat hanelerine bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesindeki disiplinsizlik ve ahlâkîdurumlardan hangisine göre kesin kanaate vardıklarını belirttikten sonra‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ kanaatini yazarak imzalar vegerekli belgeleri ekleyerek, bekletmeden sıralı sicil üstlerinin tümününkanaatlerinin yazılmasını sağladıktan sonra, Kuvvet Komutanlıkları, JandarmaGenel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı Personel Başkanlığınagönderirler.
...
Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil GüvenlikKomutanlığı Personel Başkanlıklarına gelen bu siciller, ilgili şubelercekarargâhta bulunan dosya ve diğer belgelerle karşılaştırılarak incelenir vebunlar Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil GüvenlikKomutanlığı karargâhında; Kurmay Başkanının başkanlığında personel, istihbaratve harekât başkanları, personel ve tayin dairesi başkanları ve gerekligördükleri şube müdürleri ile kıdem, personel yönetim şube müdürleri ve adlîmüşavir veya hukuk işleri müdürlerinden oluşan komisyona sevk edilir. Bukomisyon tarafından, düzenlenen sicilin Kanun ve Yönetmeliklere uygunluğu, eklibelgelerin yeterliliği ve geçerliliği yönünden incelendikten sonra birdeğerlendirme yapılır. Gerekirse, sicil üstlerinin şifahî veya yazılı görüşlerialınır; bilgi veya belge isteğinde bulunulabilir. Komisyon, yapmış olduğuinceleme ve değerlendirme sonucunda almış olduğu kararı, bir tutanak ile KuvvetKomutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına sunarve alınacak onaya göre işlem yapılır. Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veyaSahil Güvenlik Komutanı tarafından emekliliği uygun görülmeyenlerin sicilleri,mazbata edilerek şahsî dosyalarına konur ve bunların görev yerlerideğiştirilir. Emekliliği, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya SahilGüvenlik Komutanı tarafından onaylanan personelin dosyaları, GenelkurmayBaşkanlığına gönderilir. Genelkurmay Başkanlığına gelen dosyalar, personelbaşkanlığınca adlî müşavirlikle koordine edilerek, Yüksek Askerî Şûra kararınasunulup sunulmaması yönünden incelenir ve Genelkurmay Başkanının tasvibinesunulur. Genelkurmay Başkanı tarafından, durumları Yüksek Askerî Şûradagörüşülmesi gerekli görülenler hakkındaki istemler, ilk Yüksek Askerî Şûratoplantısında gündeme alınarak haklarında kesin karara varılır ve işlemleritamamlanır. Genelkurmay Başkanının, durumlarını Yüksek Askerî Şûradagörüşülmesine gerek görmediği astsubayların dosyaları, Kuvvet Komutanlıkları,Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına iade edilir. Bu gibiastsubaylar hakkında, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya SahilGüvenlik Komutanının daha önce verdiği karara göre işlem yapılır...
Bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeyazılı fiillerden dolayı haklarında ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması UygunDeğildir’ sicili düzenlenmesi gereken astsubaylar ile mevcut belgelerin astkademelere intikali sakıncalı görülen astsubaylar hakkında, bu belgeleredayanarak Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanıtarafından sicil düzenlenebilir. Bu şekilde düzenlenen sicile göre kesin işlemyapılır.
b. Ayırma işlemlerinin personel başkanlıklarınca başlatılması:
Sıralı sicil üstlerince haklarında ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması UygunDeğildir’ sicili düzenlenmemesine rağmen, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma GenelKomutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı Personel Başkanlıklarınca bütünrütbelerdeki safahatı kapsayacak şekilde sicil belgeleri, özlük dosyaları vevarsa kişi hakkındaki özel dosyaların incelenmesi sonucu durumları, buYönetmeliğin 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yazılı fiillerden biri,birden fazlası veya hepsine birden uyan personelin tespiti hâlinde, bunlar, bumaddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen komisyona sevk edilirler.Komisyon, inceleme ve değerlendirme sonucunda aldığı kararı bir tutanak ileKuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanınınonayına sunar...
Emekli edilmesi uygun görülenler hakkında Kuvvet Komutanı, JandarmaGenel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı ile Genelkurmay Başkanı tarafından‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ şeklinde sicil düzenlenir vebunlar hakkında, bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen şekildeişlem yapılır.”
27. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İçHizmet Kanunu’nun “Disiplin”kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Disiplin: Kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak bir itaat ve astınınve üstünün hukukuna riayet demektir.
Askerliğin temeli disiplindir.
Disiplinin muhafazası ve idamesi için hususikanunlarla cezai ve hususi kanun ve nizamlarla idari tedbirler alınır.”
28. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:
“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraberahlak ve maneviyatın yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesinebilhassa itina olunur.
Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyiahlaklı olmak, üste itaat, hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret veatılganlık, icabında hayatını hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyigeçinmek, birbirlerine yardım, intizam severlik, yapılması men edilen şeylerdenkaçınmak, sıhhatini korumak, sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”
29. 6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılı Resmî Gazete’de yayımlananTürk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği’nin 86. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Asker, kendisinden beklenen vazifelerihakkıyla yapabilmek için yüksek ahlâk ve kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır.Her askerde bulunması lâzım gelen ahlakî ve mânevi vasıflar şunlardır:
…
(h). İyi ahlâk sahibi olmak: Askerin ahlâkı veyaşayışı kusursuz ve lekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan,yalancılıktan borçtan ve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüpkalkmaktan, hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardansakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati,azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biriayrı ayrı cezaları üstüne çeker…”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
30. Mahkemenin 13/10/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
31. Başvurucu, imzasız bir ihbar mektubu doğrultusunda HavaKuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı tarafından hukuka aykırıyöntemlerle alınan ifadesine dayanılarak somut, inandırıcı ve hukuka uygunhiçbir delil olmaksızın hakkında işlem tesis edildiğini, isnat edilen cinselhayatına ilişkin ayrıntıların tamamen özel hayatın dokunulmaz sahası içindedeğerlendirilmesi gereken, asker sıfatıyla ve yerine getirdiği kamu göreviyleilgisi bulunmayan hususlar olduğunu, uzun yıllar öncesine dair özel hayatı ileilgili soyut iddiaların şimdiki zamana taşınarak yeni ve gerçek vakıalarmışgibi sunulmak suretiyle ayırma işlemine gerekçe oluşturulmaya çalışıldığını,müdafi tayini hakkı kullandırılmadan yasak sorgu usulleri ve yanıltıcıbeyanlarla ifadesine başvurulup özel hayatının en ince ayrıntısına kadar nüfuzetme çabasına girildiğini, idarenin belirlediği bir tanığın ifadesininalınmasına rağmen isnat edilen iddialar hakkında kendisine tanık dinletmeimkânı tanınmadığını, meslek yaşamı boyunca herhangi bir disiplin cezasıalmadığı gibi sicil not ortalamasının tam nota yakın şekilde çok iyi seviyedeolduğunu hatta son beş yıla ait sicillerinin yüz tam puana tekabül ettiğini veyirmi beş kez takdire layık görüldüğünü, tesis edilen işlemde ölçülülükilkesinin gözetilmediğini, ayırma işlemine gerekçe olarak gösterilen sorgununkim tarafından ve nasıl yapıldığı hususu değerlendirilmeyerek istihbaratbirimleri tarafından yasak yöntemlerle elde edilen hukuka aykırı delillerinAYİM tarafından ret gerekçesi olarak kabul edildiğini, yalnızca kendisiniilgilendiren ve mesleğiyle ilgisi olmayan özel hayat alanına ilişkin ayrıntılarüzerinden tesis edilen idari işlem ve AYİM kararı nedeniyle Anayasa’nın 20. ve36. maddeleri ile güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüş; ihlalin tespiti ile yargılamanın yenilenmesi ve lehine tazminatahükmedilmesi talebinde bulunmuştur.
32. Başvurucu, mahrem alanına ilişkin bilgiler içeren başvuruhakkında verilecek kararın yayımlanması söz konusu olabileceğinden kimliğiningizli tutulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme
33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü, özel hayatailişkin bazı bilgilerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmesi ve bu bilgileredayanılarak ayırma işlemi tesis edilmesidr. İhlal iddialarının niteliği gereğibaşvurunun Anayasa’nın 20. maddesi ile güvence altına alınan özel hayatıngizliliği hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özelhayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
35. Anayasa’nın “Özel hayatıngizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatınıngizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesininönlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak veözgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarakgecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciinyazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz vebunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevlihâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saatiçinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerinkorunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişiselveriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesiniveya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıpkullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülenhallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasınailişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”
36. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş birkavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlık olup bukoruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özelbir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etse de diğer taraftan özelhayat kavramının herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme ve dışdünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır. Bu açıdanAnayasa’nın 20. maddesi özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altınaalmaktadır (Serap Tortuk, B. No:2013/9660, 21/1/2015, § 31).
37. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksalçıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadeceyalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak, bireyin kendisi hakkındakibilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyinkendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafınakullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaatibulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğinibelirleme hakkına işaret etmektedir (SerapTortuk, § 32).
38. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin kendibireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkileregirebilecekleri kavramsal ve fiziksel bir alana işaret etmektedir. Bumahremiyet alanı, devletin müdahale edemeyeceği veya meşru amaçlarla asgaridüzeyde müdahale edebileceği özel bir alanı kapsamaktadır. Bireyin mahremiyethakkının mekânı, kural olarak özel alandır. Ancak özel hayatın korunması hakkıbazı durumlarda kamusal alana da genişleyebilir. Zira meşru beklenti kavramı,bireylerin mahremiyetlerinin kamusal alanda da bazı koşullar altındakorunmasını mümkün kılmaktadır (SerapTortuk, § 33).
39. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen “özel hayat”kavramı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından da oldukça genişyorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapmaktan özelliklekaçınılmaktadır (Koch/Almanya, B.No: 497/09, 19/7/2012, § 51).
40. Bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin(Sözleşme) denetim organlarının içtihatlarında “bireyin kişiliğini geliştirmesive gerçekleştirmesi” kavramının özel hayata saygı hakkının kapsamınınbelirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkınınsadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğinserbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamınadâhil edilmiştir. Ancak özellikle mahremiyet alanında cereyan eden cinseliçerikli eylem ve davranışların bu alana dâhil olduğuna kuşku yoktur (Serap Tortuk, § 35). AİHM, mesleki hayatçerçevesinde kişilerin özel hayatı hakkında sorgulanmasının ve bunun doğurduğuidari sonuçların, buna ek olarak kişilerin davranış ve tutumları gerekçegösterilerek görevden alınmalarının özel hayatın gizliliğine yapılmış birmüdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye,B. No: 20999/04, 19/10/2010, §§47, 48).
41. Anayasa’nın 20. maddesinde, herkesin özel hayatına saygıgösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine dokunulamayacağıbelirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen özel hayatın gizliliği hakkı,Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvencealtına alınan hakka karşılık gelmektedir. Bireyin mahremiyet alanının ve bualanda cereyan eden eylem ve davranışlarının da kişinin özel yaşamı kapsamındaolduğu açıktır. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin bilgilerin gizliliğininkorunması Anayasa Mahkemesi tarafından da Anayasa’nın 20. maddesi kapsamındadeğerlendirilmektedir (AYM, E.2009/1, K.2011/82, 18/5/2011; E.1986/24,K.1987/8, 31/3/1987).
a. Müdahalenin Varlığı
42. Başvurucuya ilişkin idari tahkikat sürecinden, TSK’danayırma kararından ve AYİM kararlarından anlaşıldığı üzere başvuruya konusüreçte özellikle başvurucunun özel hayatı kapsamındaki davranış veilişkilerinin önemli yer tuttuğu görülmektedir. Bu şartlar altında özelyaşamına ait unsurlar temel gerekçe gösterilerek verilen ayırma kararınınbaşvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
43. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayatın gizliliği hakkıaçısından bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılan birtakımsınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel sınırlama nedeniöngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarıbulunmakta ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarakda bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktada Anayasa’nın 13.maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187,19/12/2013, § 33).
44. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
45. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama vegüvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hakve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınaraksınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesiçerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kurallarıgözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan belirtilen düzenlemede yeralan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin,Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde degözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim AkatEşki, § 35).
46. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddiaedilen müdahalenin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerinvar olup olmadığı, her somut olayın kendi koşulları içindedeğerlendirilmelidir.
i. Kanunilik
47. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü anayasayargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale sözkonusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren birkanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki, § 36).
48. Başvuruya konu disiplin uygulaması ve devam eden yargısalsürecin, 926 sayılı Kanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b)fıkrası ile Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 60.ve 61. maddeleri uyarınca yürütüldüğü anlaşılmaktadır.
49. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatın gizliliğihakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
ii.Meşru Amaç
50. Disiplin yaptırımlarının bir kamu veya özel teşkilatdüzenini devam ettirmek, onun verimli, süratli ve yararlı bir biçimdeçalışmasını sağlamak, anılan teşkilatın onur ve saygınlığını korumak amacıylatesis edildiği açıktır. Özellikle kamu görevi yürüten bireyler açısındandisiplin cezalarının amacı; kamu görevlisini görevine bağlamak, kamu hizmetiningereği gibi yürütülmesini ve bu suretle kurumların huzurunu temin etmektir.Disiplin cezaları kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması ve memurlarınhiyerarşik düzen içinde uyumlu hareket etmeleri amacıyla uygulanmaktadır. 211sayılı Kanun’un 13. maddesinde disiplin; kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlakbir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıcaaskerliğin temelinin disiplin olduğu vurgulanmış, disiplinin muhafazası veidamesi için özel kanunlarla cezai ve idari tedbirlerin alınacağıdüzenlenmiştir.
51. Anılan düzenlemeler, millî güvenliğin sağlanması meşru amacıkapsamında askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereği gibiyürütülmesini sağlamak meşru amacını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda disiplinhukukuna ilişkin uygulamalar neticesinde özellikle kamu görevlilerinin işlem veeylem tarzlarıyla ilgili bazı sınırlamalar getirilmesi belirtilen meşrutemellere dayanmaktadır. Aynı şekilde askerî bir meslek seçerek belirli birstatüye girmeyi kabul eden kişilerin, sivillere getirilemeyecek bazısınırlamaların askerî disiplin gereği kendilerine uygulanabileceğini baştankabul ettiklerini söylemek de mümkündür (AtaTürkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 41).
52. Dolayısıyla söz konusu müdahalenin askerî disiplininkorunması ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarlamillî güvenliğin korunması amacını taşıdığı, bunun da Anayasa'nın 20. maddesiçerçevesinde meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.
iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olmave Ölçülülük
53. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özelhayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerinönlenmesidir. Devletin ayrıca özel ve aile hayatın gizliliği hakkını etkiliolarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır. Buyükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleri bakımından dahi özel veaile hayatına saygı hakkının korunması için gerekli önlemlerin alınması ödevinide içermektedir (Ata Türkeri, §42).
54. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmaklaberaber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hakve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatıngizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göredemokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşruamaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı,sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğüsınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özengösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).
55. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikleözel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnaitedbirler niteliğinde olmasını, başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek enson önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. Demokratik toplumdüzeninin gereklerinden olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumdazorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifadeetmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsaya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse demokratik toplum düzeniningereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Ata Türkeri, § 44).
56. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veyaidari bir müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıpkarşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımındanyapılacak değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan idarenin vederece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayatıngizliliği hakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından“demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygunolduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Ata Türkeri, § 45).
57. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişengeniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayatkavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyalhayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında özelliklekamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayatunsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununlabirlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğugibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Serap Tortuk, § 52).
58. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığınaveya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğuzaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamıngizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusuolduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlarayönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddigerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §47).
59. Tesis edilen disiplin işlemlerinde ve bu işlemlerin hukukauygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında, bireylerin özelhayatlarına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları üzerindekietkilerinin açıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumların işleyişiüzerindeki etkilerinin ve risklerinin ortaya konulması ve bu hususlardakideğerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerle desteklenmesi, ayrıcatesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş mesleki sicilleri ve başarı durumlarıdikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesi gerekir.
60. Son olarak AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesiaçıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınanhaklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran kararalma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyısağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç,başvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adilşartlarda savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmayıgerektirir (Ciubotaru/Moldova,27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. veK.M./Birleşik Krallık, B. No: 28945/95, 10/5/2001, § 72).
61. Başvuru konusu idari sürecin değerlendirilmesi sonucundabaşvurucunun ahlaki düşüklük içinde olduğuna ilişkin iddialar içeren bir ihbaralınması üzerine idari tahkikat başlatıldığı görülmüştür. Bu kapsamda HavaKuvvetleri Komutanlığınca başvurucunun ve başka bir personelin ifadesininalındığı, başvurucunun cinsel hayatına dair hususların esas olarak başvurucunun18/5/2012 tarihli ifadesinden öğrenilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusuifade metninde, başvurucu hakkında idari tahkikat başlatıldığınınbelirtilmediği gibi hangi kapsamda başvurucunun ifadesine başvurulduğuhususunun da belirtilmemiş olduğu ancak başvurucunun kendisine sorulan sorularıyanıtladığı, geçmişte cinsel birliktelik yaşadığı ilişkileri açıkladığı vecinsel hayatına ilişkin hususları içeren ifade metnini imzaladığıanlaşılmıştır.
62. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığıtarafından manevi baskı altında ve hukuka aykırı yöntemlerle ifadesininalındığını, aldatma yöntemiyle özel hayatıyla ilgili bilgilerin en inceayrıntısına kadar elde edilmeye çalışıldığını, özel hayatına ilişkin gerçekdışı ve hukuka aykırı gerekçelerle hakkında ayırma işlemi tesis edildiğiniileri sürmüştür.
63. AYİM Birinci Dairesinin 8/10/2013 tarihli ve E.2013/76,K.2013/947 sayılı kararında başvurucunun anılan iddiaları değerlendirilmiş;gerekçede, başvurucu hakkında ihbar mektubu alınması üzerine idari soruşturmabaşlatıldığı, ifade alma esnasında ihbar mektubundaki iddialarla uyumlu olaraksomut olgu ve olayların anlatıldığı belirtilmiş ve söz konusu bilgi vebelgelerin soruşturma kapsamında incelenip delil olarak kullanılmasının özelhayata müdahale anlamına gelmediği kabul edilmiştir.
64. Somut olayda başvurucunun söz konusu ifadesinin belirli vesomut filler belirtilmeden ve hangi hukuki işleme esas alınacağı konusundabilgi verilmeden temin edilmiş olması, anılan ifadeyi hukuki yönden şüpheliduruma getirmektedir. Ayrıca ifade alma işlemi esnasında sorulan sorulardikkate alındığında başvurucunun mesleki hayatını değil özel hayatınıilgilendiren iddialara yanıt vermek zorunda bırakıldığı görülmektedir. Bukapsamda başvurucuya yöneltilen iddiaların görevinin ifasıyla değil daha çokmahremiyet alanında gerçekleşen özel yaşam eylemleri ile ilgili olduğuanlaşılmaktadır. Dolayısıyla ihtilaf konusu ayırma işleminin kapsamı meslekihayatın sınırlarını aşmaktadır. Bu bağlamda idarenin ve yargısal makamların karargerekçelerinde, başvurucunun İnternet üzerinden ya da sosyal ortamlardantanıştığı çok sayıda kadınla birliktelik yaşadığı, ahlaki yönden özenli biryaşam sürmediği, eş cinsel ilişkilerinin bulunduğu, cinselliği çağrıştıran elve kol şakaları yaptığı, cinsellik konusunda düşkünlüğünün bulunduğutespitlerine yer verildiği ve karar sonuçlarının bu gerekçelere dayandırıldığı,sonuç olarak başvuruya konu disiplin işlemi ile yargısal sürece konu edilendavranışların esasen mesleki faaliyet ile ilgisi olmayan mahremiyet alanınadâhil özel yaşam eylemleri olduğu anlaşılmaktadır.
65. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazıözel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır.Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesininbaşvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağındanyoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etkioluşturduğu, bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâle geldiği anlaşılmaktadır.Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu yada istisnai tedbir mahiyetinde olması, başvurulabilecek son çare ya daalınabilecek en son önlem niteliğinde olması gerekir.
66. AYİM kararında başvurucunun ifade alma işleminin usul veiçerik yönünden hukuka aykırı unsurlar taşıdığı iddialarına rağmen anılanifadenin alındığı koşulların detaylı şekilde incelenmediği, başvurucunun özelhayatının en mahrem yönünü oluşturan cinsel hayatını geçmiş yıllardan itibarentüm detaylarıyla anlatmasının nasıl gerçekleştiği hususunun ortaya konmadığıgörülmektedir. AYİM tarafından söz konusu soyut nitelikteki ifadede belirtilenhususlar dayanak alınmak suretiyle TSK'dan ilişiğin kesilmesi işlemine karşıaçılan davanın reddedildiği anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkeme kararındabaşvurucunun özel hayatına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatıüzerindeki etkilerine dair yeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konmadığıgibi anılan eylemlerin TSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin dedetaylı şekilde açıklanmadığı, ayırma işlemine dayanak olarak kabul edilendelillerin hukuka aykırı şekilde şekilde elde edildiğine ilişkin ileri sürüleniddialar hakkında bir araştırma yapılmadığı ve tesis edilen ayırma işlemininbaşvurucunun geçmiş sicili ve başarı durumu dikkate alınarak ölçülülük yönündendeğerlendirilmediği görülmüştür.
67. Bu durumda muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde önesürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu anlaşılanbaşvurucunun söz konusu iddialarına Mahkemece makul bir gerekçe ile yanıtverilmemesi, başvurucunun özel hayatına ilişkin hususların mesleği üzerindekietkisinin açıklanmaması ve özel hayatın gizliliği hakkına gerekli saygınıngösterilmesini adil şartlarda savunabileceği usule ilişkin etkili güvencelerdenbaşvurucunun yararlandırılmaması nedenleriyle AYİM kararının mahremiyet hakkınamüdahaleyi haklı kılacak şekilde konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediğikabul edilmelidir. Bunun yanında tesis edilen ayırma işleminin başvurucunungeçmiş sicili ve başarı durumu dikkate alınarak ölçülülük yönündendeğerlendirilmediği, sınırlama ile ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak veözgürlüğü sınırlanan başvurucunun kaybı arasında adil bir denge gözetilmediği,başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamanın zorunlu yada istisnai tedbirler niteliğinde olduğu veya başvurulabilecek son çare ya daalınabilecek en son önlem niteliğinde olduğu hususunda bir inceleme yapılmadığıve gerekli özenin gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
68. Buna göre başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvencealtına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
69. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin “Kararlar” kenar başlıklı (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
70. Başvurucu, hak ihlalinin tespiti ve uyuşmazlık hakkındayeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesi ile birlikte tazminat talepetmiştir.
71. Başvuruda, Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınanözel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
72. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİMBirinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
73. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebindebulunulmuş olmakla beraber yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın AYİMBirinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiasıaçısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından tazminat taleplerininreddine karar verilmesi gerekir.
74. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatıngizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmaküzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
F. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
.H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE13/10/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.