TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ÖMER MERCEN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6265)
Karar Tarihi: 18/6/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Raportör
:
Murat AZAKLI
Başvurucular
:
Ömer MERCEN
Zilan MERCEN
Ahmet MERCEN
Fesih MERCEN
Hamdullah MERCEN
Mehmet MERCEN
Mahmut MERCEN
Vekilleri
:
Av. Ali AYDEMİR
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucular, 19/3/1975tarihinde Derik Kadastro Mahkemesinde aleyhlerine açılan kadastro tespitineitiraz davasında yargılamanın halen devam ettiğini belirterek, mülkiyet ve adilyargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler, tazminat talepetmişlerdir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 19/8/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemedebaşvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. İkinciBölüm Birinci Komisyonunca, 19/11/2013 tarihinde, kabul edilebilirlikincelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesinekarar verilmiştir.
I.4. İkinci Bölümün 7/1/2014tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için AdaletBakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. AdaletBakanlığının 4/3/2014 tarihli görüş yazısı başvuruculara tebliğ edilmiş olup,başvurucular vekili tarafından Adalet Bakanlığı görüşüne karşı 24/3/2014tarihli beyan dilekçesi ibraz edilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuruformu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Mardin ili Derik ilçesi Pınarcık köyünde 1974 yılındayapılan kadastro çalışmaları sonunda, 1, 11, 12, 14, 18, 20, 21, 22, 26, 27,29, 30, 33, 34, 60, 61, 67, 68, 75, 78, 85, 86, 103, 113, 116, 117, 118, 119,120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127 ve 128 parsel numaralı taşınmazlarkısmen hisseli olarak, başvurucu Ömer Mercen ve diğerbaşvurucuların murisleri Burhanettin Mercen ilearkadaşları adlarına tespit edilmiştir.
8. R.B. ve arkadaşları tarafından 20/2/1975 tarihinde, DerikTapulama Mahkemesinde, başvurucu Ömer Mercen vearkadaşları ile diğer başvurucuların murisleri Burhanettin Mercenaleyhine açılan kadastro tespitine itiraz davasında 1, 11, 12, 14, 18, 20, 21,22, 26, 27, 29, 30, 33, 34, 60, 67, 68, 75, 78, 85, 86, 103, 113, 116, 117,118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127 ve 128 parsel numaralıtaşınmazların kadastro tespitlerinin iptali talep edilmiştir.
9. Yine R.B. ve arkadaşları tarafından 19/3/1975 tarihindeDerik Tapulama Mahkemesinde açılan kadastro tespitine itiraz davasında 61parsel numaralı taşınmazın kadastro tespitinin iptali talep edilmiştir.
10. Anılan davada Mahkemece, 2/2/1979 tarih ve E.1975/21,K.1979/21 sayılı ilamla davanın reddine, 61 parsel numaralı taşınmazın tespitgibi tapuya tesciline karar verilmiştir.
11. Temyiz üzerine, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 20/8/1979tarih ve E.1979/8504, K.1979/8255 sayılı ilamıyla hüküm bozulmuştur.
12. Mahkemece bozma kararına uyularak, başvurucu Ömer Mercen ile diğer başvurucuların murisleri aleyhine20/2/1975 tarihinde açılan dava dosyasıyla birleştirme kararı verilmiş, tümtaşınmazlara yönelik yapılan yargılama sonunda 28/12/1984 tarih ve E.1979/65,K.1984/93 sayılı kararla davanın reddine, dava konusu tüm taşınmazların tespit gibitapuya tesciline karar verilmiştir.
13. Temyiz üzerine, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 17/10/1988tarih ve E.1985/25029, K.1988/9366 sayılı ilamıyla hüküm bozulmuştur.
14. Mahkemece bozma kararına uyularak, 28/4/2014 tarih veE.1988/27, K.2014/8 sayılı kararla davanın reddine, taşınmazların tespit gibitescillerine karar verilmiş, ancak hüküm davacı tarafından temyiz edilmiş oluphenüz kesinleşmemiştir.
B. İlgiliHukuk
15. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun “Usul ekonomisiilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli birbiçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
16. 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Genel olarak görev”kenar başlıklı 25. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Kadastro mahkemesi; taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlıayni haklara, tapuya tescil veya şerh edilecek veyahut beyanlar hanesindegösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapusicilini ilgilendiren benzeri davalara ve özel kanunlarca kendisine verilenişlere bakar; Kadastroya veya kadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıklarıçözümleyebileceği gibi, istek üzerine veraset belgesi de verebilir. ”
17. 3402 sayılı Kanun’un “Kadastro davalarında usul” kenar başlıklı28. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Kadastro hakimi, askı süresiiçinde açılacak davalar ve kadastro müdürü tarafından mahkemeye tevdi olunacaktaşınmaz mallara ait kadastro tutanakları ve mahalli hukuk mahkemelerindendevredilen işler hakkında dava dosyası açar. İlgililerin başvurusunubeklemeksizin kadastro tutanakları ile uyuşmazlığın çözümlenmesine etkiliolabilecek kayıt ve diğer bilgileri ilgili dairelerden getirtir. Hakim, duruşma gününü taraflara Tebligat Kanunu hükümlerinegöre resen tebliğ eder.”
18. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama usulü” kenar başlıklı 29.maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:
“Kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşmayapılır. Taraflardan hiç biri gelmez ise dosyaişlemden kaldırılmaz. Hakim, toplanması mümkün olandelilleri inceler ve 30 uncu madde hükmünce işi karara bağlar.
…
Bu Kanunun tatbikinde ayrıca açıklık bulunmıyanhallerde basit yargılama usulü uygulanır.
Kadastro mahkemeleri adli tatile tabi değildir.”
19. 3402 sayılı Kanun’un “Deliller ve hakimin takdiri”kenar başlıklı 30. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
“Kadastro tutanaklarında beyanlarına başvurulan kişiler, bubeyanlarına gerekçe gösterilerek itiraz edilmedikçe, yeniden dinlenmezler.Ancak hakim, kadastro tutanağındaki beyanla, duruşmasırasında topladığı deliller arasında çelişki görürse, bunu gidermek içintutanakta beyanlarına başvurulan kimseleri tanık sıfatıyla yenidendinleyebilir.
Kadastro komisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahallimahkemelerden devredilen dosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığıveya dava açan mirasçının dışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığıtakdirde, hakim resen lüzum gördüğü diğer delilleritoplayarak taşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekleyükümlüdür. Taşınmaz malın ölü bir şahsa ait olduğu anlaşılır ve mirasçıları datespit edilemezse, ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararıverilir.”
20. 3402 sayılı Kanun’un “Kararların tebliği, kanun yollarına başvurma veilamların infazı” kenar başlıklı 32. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Kadastro mahkemesi kararları Tebligat Kanunu hükümlerinegöre resen taraflara tebliğ olunur.”
21. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama giderleri, kadastro harcı ve tahakkuku”kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi şöyledir:
“Bu Kanun gereğince resen yapılması gereken soruşturma vetebligat işlemleri için zaruri giderler, ileride haksız çıkacak taraftanalınmak üzere bütçeye konulan ödenekten karşılanır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
22. Mahkemenin 18/6/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucuların 19/8/2013 tarih ve 2013/6265 numaralı başvuruları incelenipgereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
23. Başvurucular, 1974 yılında yapılan kadastro çalışmalarısonunda Derik ilçesinde bulunan taşınmazın murisleri adlarına tespitedildiğini, 1975 tarihinde Derik Tapulama Mahkemesinde aleyhlerine açılankadastro tespitine itiraz davasında yargılamanın halen devam ettiğini, busürede taşınmazı kullanamadıklarını, yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığınıbelirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
24. Başvurucuların yargılamanın uzunluğuyla ilgilişikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi, bu şikâyet için diğer kabuledilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle,başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
25. Başvurucular, 1975 tarihinde Derik Kadastro Mahkemesindeaçılan kadastro tespitine itiraz davasının halen devam ettiğini ve makul süredeyargılama yapılmadığını belirterek, Anayasa’nın 35. ve 36. maddesindetanımlanan mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
26. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, makul sürede yargılanmahakkına ilişkin olarak görüş sunulmasına gerek görülmediği ve başvurucularıntaşınmaz üzerinde halihazırda mülkiyet haklarının bulunmadığı bildirilmiştir.
27. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, AnayasaMahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamugücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) veTürkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Birbaşka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan birhak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
28. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
29. Anayasa’nın “Duruşmalarınaçık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratlesonuçlandırılması, yargının görevidir.”
30. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusundakarar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
31. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan veadil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. AnayasaMahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçokkararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığındayorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §38).
32. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul süredeyargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanmahakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olansüratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır.
33. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusuolayda, taşınmaz mülkiyeti hakkında Derik Kadastro Mahkemesinde açılan kadastrotespitine itiraz davasında, 3402 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da yer alanusul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak veyükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13,2/7/2013, § 49).
34. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzunsüren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ilesıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olaninancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özeningösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde gözardıedilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuruaçısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 40).
35. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
36. Ancak, belirtilenkriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyicideğildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikmelerin ayrı ayrı tespiti ile bukriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurunyargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 46).
37. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşipgerçekleşmediğinin saptanması için öncelikle uyuşmazlığın türüne göredeğişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.
38. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başkabir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuruaçısından, 20/2/1975 tarihidir.
39. Başvuruya konu dava, başvurucular Ömer Mercen dışında, diğer başvurucuların miras bırakanlarındanintikalle takip etmekte oldukları bir uyuşmazlık olup, bu yönüyle makul süredeğerlendirmesi bakımından dikkate alınacak sürenin başlangıç anı, mirasçılarınyargılamaya katıldıkları an değil, somut olayda muris açısından değerlendirmeyeesas alınan sürenin başlangıç anıdır (B. No: 2013/1115, 5/12/2013, § 51).
40. Davanın ikame edildiği tarihile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zamanbakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde dikkate alınacaksüre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıçtarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).
41. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını dakapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Ancak devam edenyargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasınıiçeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesiolanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anıbaşvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).
42. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,yargılamanın konusunun, kadastro tespitine itiraz ile taşınmazın başvurucularınmurisi adına tapuya tescili istemine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. 20/2/1975tarihinde Derik Kadastro Mahkemesinde açılan kadastro tespitine itirazdavasında birçok parselin kadastro tespitinin iptali talep edilmiştir. Yine,19/3/1975 tarihinde Derik Kadastro Mahkemesinde açılan, 61 parsel numaralıtaşınmazın kadastro tespitinin iptaline yönelik davada, Mahkemece tarafteşkilinin sağlanmasından sonra deliller toplanmış ve 2/2/1979 tarihindedavanın reddine ve taşınmazın tespit gibi tesciline karar verilmiştir.
43. Kararın davacılar tarafından temyizi üzerine Yargıtay 7.Hukuk Dairesinin 20/8/1979 tarihli kararıyla hüküm bozulmuştur. Bozma kararısonrasında 7/1/1981 tarihinde dosya yeniden esasa kaydedilerek bozmayauyulmasına karar verilmiş ve dava dosyası Mahkemenin 20/2/1975 tarihinde açılandava dosyasıyla birleştirilerek yargılamaya devam edilmiştir. Mahkemece,28/12/1985 tarihinde, asıl ve birleşen davalarda dava konusu tüm parsellereilişkin davanın reddine, taşınmazların tespit gibi tesciline karar verilmiştir.
44. Kararın, Yargıtay 7. Hukuk Dairesince 17/10/1988tarihinde bozulması sonrasında dosya yeniden esasa kaydedilerek yargılamayadevam edilmiştir. Mahkemece taraf teşkilinin sağlanmasından sonra 28/4/2014tarihinde davanın reddine karar verilmiş, ancak hüküm kesinleşmemiştir.
45. Yargılama evrakınınincelenmesinden, özellikle tensip zaptı kapsamında ikmaline başlanılmasıgereken tapu kaydı, birleşik kroki, mahalli bilirkişi listesi gibi evrakınilgili kurumlardan talep edilmeyerek, yargılama sırasında münferit celselerdeverilen ara kararları uyarınca kısım kısım talepedildiği, Mahkemece birçok defa dosyanın incelemeye alındığı ve bu sebepleduruşmaların ertelendiği, keşif ara kararlarının farklı gerekçelerle yerinegetirilmediği ve birçok defa keşiflerin ertelendiği anlaşılmaktadır.
46. 3402 sayılı Kanun’da yeralan özel usul hükümleri ile bu Kanunda hüküm bulunmaması durumunda uygulamaalanı bulacak olan ve medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konualan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usulihükümler içeren 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesi, uyuşmazlıkların makul süredeçözümlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
47. Belirtilen hükümlere rağmen, Mahkemece defalarca davayadâhil edilmesi gereken şahısların tespiti ve davaya dâhil edilmeleri, yargılamasırasında vefat edenlere ait veraset ilamlarının sunulması için taraflarasüreler verildiği, birçok defa keşif ara kararlarının müracaat yokluğu, hava şartları,bilirkişi temin edilememesi, keşif masrafının yatırılmaması, güvenlik gibinedenlerle yerine getirilmediği ve bu uygulamanın davada yer alan taraf sayısıda nazara alındığında yargılamanın uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahipolduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda verilen bir kısım keşif ara kararlarındandönülerek tekrar taraf teşkili sağlanmaya çalışıldığı görülmektedir.
48. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konuyargılamanın gerek taşınmaz sayısı gerekse taraf sayısı bakımından ve keşif vebilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerini gerektirmesine bağlı olarak karmaşıkbir niteliğe sahip olduğu, ancak yargılama sürecindeki gecikmeler ayrı ayrıdeğerlendirildiğinde Kadastro Mahkemesinde tatbiki gereken yargılamayı hızlandırıcıniteliğe sahip özel usul hükümlerine riayet edilmediği ve verilen arakararların birçoğunda taraflara eksikliklerin ikmali hususunda usul hükümlerineaykırı şekilde süreler verilerek, yapılması gereken işlemlerin uzun sürelerleyerine getirilmediği anlaşılmaktadır.
49. Özellikle somut yargılama açısından dava malzemesinintaraflarca hazırlanması ilkesinin geçerli olmadığı nazara alındığında,yargılama makamlarının davayı gerekli süratle yürütme yükümlülüğünün dahadikkatli bir şekilde ele alınması gerekmektedir (B. No: 2013/4687, 23/1/2014, §47).
50. Başvuru konusu yargılamada söz konusu olduğu gibi,verilen birleştirme kararının adaletin daha iyi gerçekleştirilebilmesi içinmakul olduğu değerlendirilebilirse de, bu türkararların yargılamayı uzatacağı göz önünde bulundurularak, yargılamanın diğeraşamalarında sürecin hızlandırılması hususunda daha fazla gayret ve özengösterilmesi gerektiği açıktır.
51. Yargılama sürecinde davanın taraflarının yargılamayıgeciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural olarak, yargılamanın uzamasındataraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de, yargılamamakamlarının ilgili usuli imkânları kullanmaksuretiyle bu girişimleri engelleme sorumluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda,başvurucuların tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğutespit edilememiştir.
52. Davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyleicrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşıkolduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığındabaşvurucular açısından otuz dokuz yılı aşkın süredir devam eden yargılamasürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
53. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
54. Başvurucular ayrıca, uzun süren yargılama nedeniyletaşınmazdan yararlanamadıkları gibi taşınmazdan sağlanan gelir desteğinden demahrum kaldıklarını belirterek, Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyethaklarının ihlal edildiğini iddia etmiş olup makul sürede yargılanma haklarınınihlal edildiği yönünde yukarıda yer verilen tespitler ışığında, mülkiyethaklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının ayrıca değerlendirilmesinegerek görülmemiştir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
55. Başvurucular, taşınmazlarını uzun süren yargılama boyuncakullanamadıklarını ve gelirlerinden istifade edemediklerini belirterek, maruzkaldıkları zarar karşılığı 250.000,00 TL maddi ve 150.000,00 TL manevitazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.
56. Adalet Bakanlığı görüşünde, başvurucuların makul süredeyargılanma haklarının ihlal edildiğinin tespiti halinde hakkaniyete uygun birtazminata karar verilmesinin yerinde olacağı bildirilmiştir.
57. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzeredosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
58. Başvurucular tarafından maddi tazminat talebindebulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiğitespit edilmiş olmakla beraber, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarararasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucuların madditazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
59. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin otuz dokuzyılı aşkın yargılama süresi nazara alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğusebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararıkarşılığında başvurucu Ömer Mercen’e 22.450,00 TL,diğer başvuruculara takdiren ayrı ayrı 1.200,00 TLmanevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
60. Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
61. Başvuruya konu yargılamanın otuz dokuz yılı aşkın süredirdevam ettiği ve bu hususun makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiğigözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan bir yargılamadosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü zararın devametmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısa süredesonuçlandırılmasını teminen, kararın bir örneğininilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucuların,
1.Makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan makul sürede yargılanma haklarının İHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Başvurucu Ömer Mercen’e 22.450,00 TL,diğer başvuruculara ayrı ayrı 1.200,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
C. Başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARAMÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
E. Kararın bir örneğinin ilgiliDerik Kadastro Mahkemesine gönderilmesine,
18/6/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.