TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ÖMER AYÇİL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/12110)
Karar Tarihi: 16/11/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Recai AKYEL
Raportör
:
Aydın ŞİMŞEK
Başvurucu
:
Ömer AYÇİL
Vekili
:
Av. Kutsal HADİOĞLU
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişihürriyeti ve güvenliği hakkının, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmamasınedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 17/7/2014 tarihinde İstanbul9. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasınaengel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 26/11/2014tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafındanyapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 5/12/2014tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 5/1/2015 tarihliyazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulangörüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK mülga250. maddesiyle görevli bölümü) 2009/872 sayılı dosyası ile yürütülensoruşturma kapsamında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK mülga 250.maddesiyle görevli) 2/9/2009 tarihli ve 2009/101 Sorgusayılı kararı ile örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapmasuçundan tutuklanmıştır.
8. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 28/9/2009tarihli ve E.2009/955 sayılı iddianamesi ile başvurucunun suç işlemek amacıylakurulan örgüte üye olma ve örgütlü olarak uyuşturucu madde ticareti yapmasuçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle İstanbul 12. AğırCeza Mahkemesine (CMK mülga 250. maddesiyle görevli) kamu davası açılmıştır.
9. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 1/3/2010tarihli ve E.2009/228, K.2010/89 sayılı kararı ile başvurucu hakkında açılandavanın hukuki ve fiili irtibat bulunması nedeniyle aynı Mahkemenin E.2009/126sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.
10. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2009/126 sayılıdosyası üzerinden görülen dava başvurucu yönünden tutuklu olarak sürdürülmüşolup başvurucu ile birlikte toplam yirmi üç sanık hakkında yargılamayapılmıştır.
11. Mahkemenin 21/5/2012 tarihli veE.2009/126, K.2012/74 sayılı kararı ile başvurucunun "suç işlemek amacıylakurulan örgüte üye olma" suçundan 10 ay hapis, "uyuşturucu maddeticareti yapma" suçundan 18 yıl 9 ay hapis ve 75.000 TL adli para cezalarıile cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkeme hükümle birlikte "aldıkları ceza miktarına, tutuklu kaldıklarısüreye ve uyuşturucunun cins ve miktarına göre" başvurucunun tutuklululuk hâlinin devamına da karar vermiştir.
12. Anılan karar, temyiz incelemesi sonunda Yargıtay 10. CezaDairesinin 29/5/2014 tarihli ve E.2014/2850,K.2014/4235 sayılı ilamı ile bozulmuştur. Daire, bozma ilamında ayrıca "tutuklama koşullarında bir değişiklikolmadığı" gerekçesiyle başvurucunun tahliye talebinin reddinede karar vermiştir.
13. 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılıKanun'un 1. maddesi ile CMK mülga 250. maddesiyle görevlendirilen ağır cezamahkemelerinin kaldırılması üzerine dosya, Yargıtay bozma ilamı sonrasıİstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine E.2014/206 sayısı ile devredilmiştir.
14. Başvurucu, Yargıtay bozma ilamı sonrası Mahkemece henüz birişlem yapılmadığını belirterek 17/7/2014 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
15. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi 4/8/2014tarihinde yaptığı tensip incelemesinde başvurucunun tutukluluğunun devamınakarar vermiştir.
16. Mahkemenin 2/9/2014 tarihli veE.2014/206, K.2014/116 sayılı kararı ile davaya bakma hususunda Bursa ağır cezamahkemelerinin yetkili olduğundan bahisle yetkisizlik kararı verilmiştir.Mahkemece yetkisizlik kararıyla birlikte tutukluluğun devamına da kararverildiği görülmektedir.
17. Dosyanın gönderildiği Bursa 1. Ağır Ceza CezaMahkemesi 10/12/2014 tarihli ve E.2014/459, K.2014/467sayılı kararı ile davaya bakma hususunda İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesininyetkili olduğundan bahisle (karşı) yetkisizlik kararı vermiştir. Mahkemeceyetkisizlik kararıyla birlikte başvurucununtahliyesine de karar verilmiştir. Başvurucu aynı tarihte tahliye edilmiştir.
18. Yetki uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın gönderildiğiYargıtay 5. Ceza Dairesi 19/3/2015 tarihli veE.2015/2248, K.2015/8528 sayılı ilamı ile Bursa 1. Ağır Ceza Ceza Mahkemesinin yetkisizlik kararının kaldırılmasınakarar vermiştir.
19. Yargıtay 5. Ceza Dairesi ilamı sonrasında yargılamaya Bursa1. Ağır Ceza Ceza Mahkemesinin E.2015/207 sayılıdosyası üzerinden devam olunmuştur.
20. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıylaMahkemesinde derdesttir.
B. İlgili Hukuk
21. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılıCeza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklamakararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
"(1) Soruşturma evresinde şüphelinintutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimitarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısınınistemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersizkalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya buhusustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneğiyazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."
22. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminatistemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasınınilgili bölümü şöyledir:
"Suç soruşturması veya kovuşturmasısırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışındayakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
...
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâldemakul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkındahüküm verilmeyen,
...
Kişiler, maddî ve manevî her türlüzararlarını, Devletten isteyebilirler."
23. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminatisteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Karar veya hükümlerinkesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veyahükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat istemindebulunulabilir.
(2) İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağırceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemleilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa,en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 16/11/2016 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
25. Başvurucu, tutuklandığı tarihten itibaren 4 yıl 8 aydırsürdürülen tutukluluk sürecindeki tüm tahliye taleplerinin matbu gerekçelerlereddedildiğini ve bu durumun Anayasa'nın 19. maddesini ihlal ettiğini,yargılandığı davanın karmaşık bir nitelikte olmamasına rağmensonuçlandırılmamasının Anayasa'nın 36. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmüş;tahliye ve tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
26. Başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığına yönelenşikâyetleri, Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığı şikâyeti iseAnayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkıçerçevesinde incelenmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. KişiHürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
27. Başvurucu, tutuklandığı tarihten itibaren 4 yıl 8 aydırsürdürülen tutukluluk sürecindeki tüm tahliye taleplerinin matbu gerekçelerlereddedildiğini ileri sürmüştür.
28. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesişöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır."
29. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenarbaşlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
30. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuruyoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarınınöncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafındandeğerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır. Bu nedenle AnayasaMahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derecemahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte birkanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16,17).
31. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilirolmaları yanında, telafi kabiliyetini haiz ve tüketildiklerinde başvurucununşikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanımaları gerekir. Dolayısıylamevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada daetkili olduklarının gösterilmesi ya da en azından etkili olmadıklarınınkanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras,B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).
32. 5271 sayılı Kanun'un tazminatisteminin düzenlendiği 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre kanunlardabelirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamınakarar verilenler ile kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul süredeyargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hükümverilmeyen kişilerin, maddi ve manevi her türlü zararlarını devlettenisteyebileceklerine ilişkin hükümlerin bu hususta bir başvuru mekanizmasıöngördüğü görülmektedir. Bununla birlikte aynı Kanun'un tazminat istemininkoşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1) numaralı fıkrasında karar veyahükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâldekarar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminatisteminde bulunulabileceği belirtilmektedir.
33. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azamisüreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurularbakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliyeedilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa (ilgili Yargıtay içtihatlarına atıfyaparak) 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açmaimkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğunu belirtmektedir (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §§ 48-62; İrfanGerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016,§§ 33-45).
34. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 10/12/2014 tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun,tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141.maddesi kapsamında açılacak davada da incelenebilir. Bu madde kapsamındaaçılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığınıntespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata dahükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilendava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz etkili birhukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireyselbaşvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun "ikincil niteliği" ilebağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.
35. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutukluluğun makul süreyiaştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireyselbaşvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. AdilYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
36. Başvurucu, hakkındaki yargılamanın makul süredesonuçlandırılmadığını ileri sürmüştür. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı vekabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni debulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
37. Makul sürede yargılanma hakkı, Anayasa'nın 36. maddesi ilegüvence altına alınan adil yargılanma hakkının kapsamına dâhildir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).
38. Anayasa'nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin(Sözleşme) 6. maddeleri uyarınca kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamalarında (suç isnadı) makul sürede karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır.İsnat olunan fiil, ceza kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılamaaşamasında ceza hukukunun kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlikincelemesi yapılmaksızın kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer(B.E.,B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).
39. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığıdeğerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasınınyetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiğiarama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Ceza yargılamasındasürenin sona erdiği tarih, suç isnadının nihai olarak karara bağlandığı,yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul süreşikâyetiyle ilgili kararını verdiği tarihtir (ErsinCeyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35).
40. Başvurucuya bir suçun isnat edildiği (başvurucununtutuklandığı) 2/9/2009 tarihi ile bireysel başvurununkarara bağlandığı tarih arasında geçen süre yaklaşık 7 yıl 2 aydır.
41. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddialarına ilişkinolarak mutlak bir süreye göre değerlendirme yapılmamakta, her davanınözelliğine göre makul sürenin aşılıp aşılmadığı incelenmektedir. Davanınkarmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamlarınyargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızlasonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanınsüresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönündebulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).
42. Yargılamanın karmaşıklığınıdeğerlendirirken davanın hem hukuki hem de maddi açıdan bütün yönleri elealınmalı; davanın konusunun karmaşıklığı, hukuki meselenin çözümündeki güçlük,delillerin toplanmasında karşılaşılan engel, maddi olayların karmaşıklığı,sanıkların ya da isnat edilen suçların veya tanıkların sayısı, davanınuluslararası unsurları, bilirkişi deliline ihtiyaç, yazılı delillerin hacmigibi birçok unsur incelenmelidir. Davanın taraflarının ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu açısından ise ceza davalarında sanık, adli makamlarla aktifbir iş birliği yapmak zorunda olmadığı gibi hukuk sisteminin sunduğu savunmaimkânlarını kullandığı için de kusurlu bulunamaz. Diğer taraftan devlet, kendiidari ve yargısal organlarına yüklenebilecek gecikmelerden sorumludur (Murat Öztürk, B. No: 2014/2454, 4/11/2014, §§ 52, 53).
43. Somut olayda başvurucu 2/9/2009tarihinde tutuklanmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 28/9/2009 tarihli iddianamesiyle başvurucu hakkında"suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, örgütlü olarak uyuşturucumadde ticareti yapma" suçlarını işlediğinden bahisle kamu davası açıldığı,İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince başvurucu hakkında açılan davanın aynıMahkemedeki bir başka dava ile birleştirildiği, toplam yirmi üç sanık hakkındayargılama yapıldığı, 21/5/2012 tarihinde başvurucunun mahkûmiyetine kararverildiği, anılan hükmün Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 29/5/2014 tarihliilamıyla bozulduğu, Yargıtay bozma ilamı sonrasında Kanun değişikliği gereğidosyanın İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine devredildiği, bu Mahkemede devamolunan yargılamada 4/8/2014 tarihinde yetkisizlik kararı verildiği, dosyanıngönderildiği Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin de 10/12/2014 tarihinde (karşı)yetkisizlik kararı verdiği, her iki mahkeme arasındaki yetki uyuşmazlığınınYargıtay 5. Ceza Dairesinin 19/3/2015 tarihli ilamıyla (Bursa 1. Ağır CezaMahkemesinin yetkisizlik kararının kaldırılması suretiyle) giderildiği vedavanın hâlen Mahkemesinde derdest olduğu tespit edilmiştir.
44. Davada yer alan kişi sayısı, davanın örgütlü suçlara ilişkinolması, birçok olayın dava konusu edilmesi, davada birleştirme kararı verilmesiolguları başvuruya konu yargılamanın kısmen karmaşık nitelikte olduğunu ortayakoymaktadır. Bununla birlikte başvurucu hakkındaki yargılama sürecinin önemlibir bölümünün tutuklu olarak sürdürüldüğü ve yaklaşık sekiz aylık sürenindavanın görüleceği mahkemenin belirlenmesi için geçirildiği dikkate alındığındave davaya bütün olarak bakıldığında, 7 yıl 2 aydır devam eden yargılamasürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
45. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
46. 6216 sayılı Kanun'un "Kararlar"kenar başlıklı 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir."
47. Başvurucu 50.000 TL manevi tazminat talep etmiştir.
48. Başvuruda Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınanmakul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
49. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızcaihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuyanet 6.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
50. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın başvuru yollarınıntüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 6.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için Bursa 1. Ağır CezaMahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 16/11/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE kararverildi.