TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ÖMER KÖSE BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/12036)
Karar Tarihi: 16/11/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Recai AKYEL
Raportör
:
Aydın ŞİMŞEK
Başvurucu
:
Ömer KÖSE
Vekilleri
:
Av. Mücahit ERDAL
Av. Süleyman SARIBAŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişihürriyeti ve güvenliği hakkının, ilk derece mahkemesince beyanı alınmadanYargıtay bozma ilamına uyulması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 16/7/2014 tarihinde AnayasaMahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkiledecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 19/11/2014tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafındanyapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen birsoruşturma kapsamında 23/9/2005 tarihinde gözaltınaalınmış ve 24/9/2005 tarihinde tutuklanmıştır.
6. Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 16/12/2005tarihli ve E.2005/17796 sayılı iddianamesi ile başvurucunun kasten insanöldürme suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer ağırceza mahkemesine kamu davası açılmıştır.
7. Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2005/366 sayılı dosyasıüzerinden görülen dava başvurucu yönünden tutuklu olarak sürdürülmüştür.Mahkemenin 7/12/2006 tarihli ve E.2005/366, K.2006/342sayılı kararı ile başvurucunun kasten insan öldürme suçundan ağırlaştırılmışmüebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ve "tayinolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçirdiği süre nazara alınarak" tutuklulukhâlinin devamına karar verilmiştir.
8. Anılan karar, temyiz incelemesi sonunda Yargıtay 1. CezaDairesinin 10/12/2007 tarihli ve E.2007/3934,K.2007/9251 sayılı ilamı ile bozulmuştur.
9. Yargıtay bozma ilamı sonrası E.2008/22 sayılı dosya üzerindendevam olunan yargılamada Mahkemenin 8/8/2008 tarihlive E.2008/22, K.2008/209 sayılı kararı ile başvurucunun beraatına vetahliyesine karar verilmiştir. Başvurucu aynı tarihte tahliye edilmiştir.
10. Anılan karar, katılan ve Cumhuriyet savcısı tarafındantemyiz edilmiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 3/5/2011tarihli ve E.2009/3884, K.2011/2770 sayılı ilamı ile hükmün bozulmasına kararverilmiştir. Bozma ilamının ilgili bölümü şöyledir:
"...
Olaydan önceanneleriyle birlikte yaşaması ve dayılarının oğlu R.ninmaktulün yeğeni Ş. tarafından öldürülmesinden dolayı maktul ile sanıklar Ömer [başvurucu] ve R.K. arasında husumet bulunduğu, İstanbul’daikamet eden sanıkların maktulü öldürmek amacıyla 11.03.2005 günü akşamıAdana’ya gittikleri, anneleri olan sanık C.K.yi de maktulünöldürülmesihususundaiknaettikleri,17.03.2005günüsaat 02.30-03.00 sularında sanıklar Ömer ve R.K.ninkimliği belirlenemeyen başka bir kişiyle birlikte maktul ile C.K.nin yaşadıkları evin önüne yürüyerek geldikleri, sanık C.K.nin oda kapısını açmasından faydalanarak sanıklar Ömerve R.K.nin maktulü evin içinde yatağında uyurkenöldürdükleri, olaydan hemen sonra da olay yerinden uzaklaştıkları olayda,
Sanık C.K.nin gayrıresmi yaşadığı maktulle birlikte uyudukları sırada ayak sesi üzerineuyandığını, ahırdaki hayvanların ses çıkarttıkları düşüncesiyle evin ışığınıyakmadan kapıyı açtığını, bu sırada başları puşi ilekapalı üç kişiden birinin kendisinin ağzını kapattığını, diğer iki kişinin iseeve girerek yatakta uyuyan maktulü öldürdükleri yönündeki savunmasının hayatınolağan akışına uygun olmadığı, sanıklar Ömer ve R.K.ninise Adana ilinde olmadıklarını belirtmelerine rağmen kullandıkları ceptelefonlarının olaya yakın saatlerde suçun işlendiği yere ait baz istasyonundansinyal alması ve sanıkların bu durumu izah edememeleri karşısında; sanıklarıncezadan kurtulmaya yönelik savunmalarına itibar edilmesinin mümkün olmadığıanlaşılmakla, sanıklar C.K., Ömer ve R.K.nin fikir ve irade birliği içerisinde eylem üzerindeortak hakimiyet kurarak öldürme suçunu iştirak halinde birlikte işlemelerinedeniyle, kangütme saikiyletasarlayarak insan öldürme suçundan cezalandırılmaları gerekirken delillerintakdirinde yanılgıya düşülerek, yazılı biçimdeberaatlarinekarar verilmesi,
..."
11. Yargıtay bozma ilamı sonrası yargılamaya E.2011/301 sayılıdosya üzerinden devam olunmuştur. Mahkeme, 17/6/2011tarihinde yaptığı tensip incelemesinde başvurucuya Yargıtay bozma ilamınıntebliğine karar vermiştir. Yargıtay bozma ilamının başvurucuya tebliğ edildiğive başvurucunun bozma ilamına karşı yazılı beyanlarını Mahkemeye sunduğu 26/10/2011 tarihli duruşma tutanağında belirtilmiştir.Mahkeme 2/2/2012 tarihli celsede başvurucu hakkında"Yargıtay bozmailamınakarşıdiyeceklerinin tespitiamacıyla" yakalama emri çıkarılmasına kararvermiştir.
12. Başvurucunun yakalanması üzerine Mahkemece açılan 24/9/2013 tarihli ara celsede başvurucunun ve müdafiinin Yargıtay bozma ilamına karşı beyanları alınmış;başvurucu önceki kararda direnilmesini, başvurucu müdafiiise Yargıtay bozma ilamına katılmadıklarını ifade ederek beraat kararıverilmesini talep etmişlerdir.
13. Mahkeme aynı celsede"atılı suçun niteliği öngörülen ceza süresi, mevcut delil durumu, atılıeylemi işlediğine dair kuvvetli olguların varlığı,eyleminCMK nun 100 maddesinde sayılan suçlardan olması,tahliye sonrası yakalama emriile hazır edilmiş olmasıve kaçma şüphesinin varlığının kabulü gerektiği" gerekçesiylebaşvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir.
14. Mahkemece 4/3/2014 tarihli celsede "tutuklukaldığısüredikkatealınarak"başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir. Başvurucu aynı gün tahliyeedilmiştir.
15. Başvurucunun yargılandığı davada 18/6/2014tarihli celsede Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki görüşünü bildirmiştir.Mahkeme aynı celsede Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 3/5/2011tarihli bozma ilamıma uyulmasına ve "üzerineatılı suçun vasıf ve mahiyeti, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterenolguların bulunması, kaçmaşüphelerininbulunması, sanıklarınüzerine atılı suçun CMK. 100/3 maddesinde sayılansuçlardan olması ve mevcut delil durumuna göre" başvurucununtutuklanmasına karar vermiştir.
16. Başvurucu 25/6/2014 tarihindekarara itiraz etmiş; Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/6/2014 tarihli ve2014/210 Değişik İş sayılı kararı ile itirazın kesin olarak reddine kararverilmiştir.
17. Anılan karar 4/7/2014 tarihindebaşvurucuya tebliğ edilmiş; başvurucu, 16/7/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
18. Başvurucu,Cumhuriyetsavcısının esas hakkındaki görüşünü bildirmesinden sonra yapılan 8/7/2014,15/9/2014 ve 14/10/2014 ve 5/11/2014 tarihli celselerde esas hakkındakisavunmalarını müdafisiyle birlikte sözlü olarak ifade etmiştir.
19. Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/11/2014tarihli ve E.2011/301, K.2014/454 sayılı kararı ile başvurucunun kasten insanöldürme suçundan müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.Mahkeme, hükümle birlikte "tutukluluktageçirmiş olduğu süre, almış olduğu cezanın miktarı ve hapis cezasının miktarıitibariyle cezanın infazından kaçma şüphesi bulunduğundan ve adlikontroltedbirinin yetersiz olacağı"gerekçesiyle tutukluluğun devamına da karar vermiştir.
20. Anılan karar, temyiz incelemesi sonunda Yargıtay 1. CezaDairesinin 22/6/2016 tarihli ve E.2015/6386,K.2016/3217 sayılı ilamı ile onanmıştır.
B. İlgili Hukuk
21. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılıCeza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklamakararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
"(1) Soruşturma evresinde şüphelinintutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimitarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısınınistemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersizkalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya buhusustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneğiyazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."
22. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminatistemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasınınilgili bölümü şöyledir:
"Suç soruşturması veya kovuşturmasısırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışındayakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
...
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâldemakul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkındahüküm verilmeyen,
...
Kişiler, maddî ve manevî her türlüzararlarını, Devletten isteyebilirler."
23. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminatisteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Karar veya hükümlerinkesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veyahükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat istemindebulunulabilir.
(2) İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağırceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemleilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa,en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır."
24. 5271 sayılı Kanun'un "Davayayeniden bakacak mahkemenin işlemleri" kenar başlıklı 307.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Yargıtaydanverilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak bölge adliye veya ilkderece mahkemesi, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.
(2) Sanık, müdafii,katılan ve vekilinin dosyada varolan adreslerine dedavetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmayagelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları saptanmamış olsa da duruşmayadevam edilerek dava yokluklarında bitirilebilir. Ancak, sanık hakkındaverilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise, her hâlde dinlenmesigerekir."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin 16/11/2016 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
26. Başvurucu, yargılandığı davada tümdelillerin toplanmış olmasına ve isnat edilen suça ilişkin hakkında kuvvetlisuç şüphesi bulunmamasına rağmen matbu gerekçelerle tutuklanmasına karar verildiğini,tutukluluğun toplamda dört yıl gibi uzun bir süre devam ettiğini, Yargıtaybozma ilamına karşı beyanı alınmadan bozma ilamına uyulmasına karar verildiğinibelirterek Anayasa'nın 19. ve 36. maddelerinin ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
B. Değerlendirme
27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucununtutukluluğa ilişkin şikâyetlerinin Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altınaalınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, Yargıtay bozma ilamına karşıbeyanının alınmadığına ilişkin şikâyetinin ise Anayasa'nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı çerçevesinde incelenmesi gerekir.
1. Kişi Hürriyeti veGüvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
28. Başvurucu, yargılandığı davada tüm delillerin toplanmışolmasına ve isnat edilen suça ilişkin hakkında kuvvetli suç şüphesibulunmamasına rağmen matbu gerekçelerle tutuklanmasına karar verildiğini,tutukluluğun toplamda dört yıl gibi uzun bir süre devam ettiğini ilerisürmüştür.
29. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmekiçin olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak veözgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önündeileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözümekavuşturulması esastır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddiaedilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlindebaşvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolununikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmekiçin öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve CennetYeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§16-17).
30. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilirolmaları yanında, telafi kabiliyetini haiz ve tüketildiklerinde başvurucununşikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanımaları gerekir. Dolayısıylamevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada daetkili olduklarının gösterilmesi ya da en azından etkili olmadıklarınınkanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras,B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).
31. Devam eden tutukluluğun hukuka aykırı olduğu iddiasıylayapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin temel amacı, tutukluluğun hukukaaykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan sebep veya sebeplerinbulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde buna bağlı olarakilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak gösterilen hukukisebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest kalmasının yoluaçılabilecektir. Dolayısıyla belirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı teminedebilecek bir karar alma amacıyla yapılacak bireysel başvuruların, olağankanun yolları tüketilmek şartıyla, tutukluluk hali devam ettiği süreceyapılabilmesi mümkündür. Ancak başvurucu hakkında ilk derece mahkemesindemahkûmiyet kararı verilmiş ise, bireysel başvuru açısından talep hukukaaykırılığın tespiti ve tazminatla sınırlı kalacaktır (Korcan Pulatsü, B. No: 2012/726, 2/7/2013, §§ 30-31).
32. Kişi serbest bırakılmadan yargılandığı davada ilk derecemahkemesinin kararıyla mahkûm olmuşsa, mahkûmiyet tarihi itibarıyla tutuklulukhali sona erer. Çünkü bu durumda kişinin hukuki durumu "suç isnadına bağlıolarak tutuklu" olma kapsamından çıkmaktadır. Bu açıdan mahkûmiyetkararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez (Korcan Pulatsü, § 33).
33. Tutukluluk hâli sona erdikten sonra tutuklamanın hukukiolmadığını veya tutuklama süresinin makul olmadığını iddia eden başvurucunun,devam eden tutukluluk hâlinden farklı olarak, iddia edilen ihlalin tespitini vetazminat ödenmesini sağlayabilecek bir hukuk yolu mevcut ise bu yolu tüketmesigerekir (Hamit Kaya, B. No:2012/338, 2/7/2013, § 46).
34. 5271 sayılı Kanun'un tazminatisteminin düzenlendiği 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre, kanunlardabelirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamınakarar verilenler ile kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul süredeyargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hükümverilmeyen kişilerin, maddi ve manevi her türlü zararlarını Devlettenisteyebileceklerine ilişkin hükümlerin bu hususta bir başvuru mekanizmasıöngördüğü görülmektedir. Bununla birlikte aynı Kanun'un tazminat istemininkoşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1) numaralı fıkrasında karar veyahükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâldekarar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminatisteminde bulunulabileceği belirtilmektedir.
35. Bu yol bir yandan başvurucunun maruz kaldığı tutukluluksüresinin makul olup olmadığının tespiti, diğer yandan da uğradığı zararıntazmini imkânını sağlamaktadır. Bu nedenle, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesiile öngörülen hukuk yolu başvurucunun şikâyetleri açısından erişilebilir veelverişli bir çözüm olanağı ve makul ölçüde bir başarı imkânı sunmaktadır (Hamit Kaya, § 48).
36. Somut olayda başvurucu, isnat edilen suç nedeniyle sonolarak 18/6/2014 tarihinde tutuklanmıştır. İlk DereceMahkemesi, yargılama sonunda5/11/2014 tarihli kararı ile başvurucunun müebbethapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiş; anılan mahkûmiyet hükmütemyiz incelemesi sonunda Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 22/6/2016tarihli ilamı ile onanarak kesinleşmiştir.
37. Başvurucu, hakkındaki mahkûmiyet hükmünün kesinleştiğitarihten itibaren 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesine dayanarak süresi içindetazminat talebinde bulunma imkânına sahiptir. Mahkumiyetkararının kesinleşmesiyle birlikte tutukluluk sürecine ilişkin olarak sadecetazminat talebinde bulunabileceği dikkate alındığında, bu talep yönünden etkinve erişilebilir bir çözüm imkânı sunan hukuk yolu tüketilmeksizin bireyselbaşvuruların incelenmesi, bireysel başvuru yolunun ikincilliği ilkesi gereğimümkün değildir (Hamit Kaya, §49). Öte yandan bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih itibarıylabaşvurucunun anılan tazminat yolunu tüketmesi için 5271 sayılı Kanun'un 142.maddesinde öngörülen dava açma süresi de geçmemiştir.
38. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun iddialarına ilişkinolarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığıanlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuruyollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. ÖnSorun Hakkında
39. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, "ikincilnitelikte bir kanun yolu" olup bu yola başvurulmadan önce kural olarakolağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır (bkz. § 29). Bununla birliktebir başvuru yolu yoksa ya da olan başvuru yolları etkili değilse AnayasaMahkemesi somut olayın koşullarını dikkate alarak bir başvurunun incelenmesinekarar verebilir (Ümit Ata, B. No:2012/254, 6/2/2014, § 33).
40. Somut olayda başvurucu, hakkındaki yargılama ilk derecemahkemesinde devam ederken 16/7/2014 tarihinde bireyselbaşvuruda bulunmuş; bireysel başvurunun incelendiği süreç içerisinde ilk derecemahkemesince verilen 5/11/2014 tarihli mahkûmiyet hükmü Yargıtay 1. CezaDairesi tarafından da 22/6/2016 tarihinde onanarak kesinleşmiştir. Dolayısıylabaşvurucunun, başvuru tarihi itibarıyla başvuru yollarını tüketmeden bireyselbaşvuruda bulunduğu anlaşılmakta ise de bireysel başvuru sürecinde söz konusuhükmün Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiği, somut olayın koşullarındabaşvuru yollarının tüketildiğinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır(Abdullah Akyüz [GK], B. No:2013/9352, 2/7/2015, § 33).
b. ŞikâyetinDeğerlendirilmesi
41. Başvurucu, yargılandığı davada Yargıtay bozma ilamına karşıbeyanı alınmadan Mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verildiğini ilerisürmüştür.
42. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşruvasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veyadavalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğubelirtilmiştir.
43. Adil yargılanma hakkının gereklerden en önemlisi Anayasa'nın36. maddesinde de açıkça ifade edilmiş olan "savunma hakkı"dır.Ceza yargılamasındaki savunma haklarının güvence altına alınması demokratiktoplumun temel bir ilkesidir. Hakkaniyete uygun bir yargılamanıngerçekleştirilmesi için, yargılamanın yürütülmesi sırasında alınan önlemlerin,savunma hakkının yeterince ve tam olarak kullanılması ile uyumlu olması ve buhakların teorik ve soyut değil, etkili ve pratik olacak şekilde yorumlanması gerekmektedir(Erol Aydeğer,B. No: 2013/4784, 7/3/2014, § 32).
44. Cezai konularda hakkaniyete uygun bir yargılama yapılmasınıntemel ön koşulu şüpheli veya sanığa bilgi verilmesidir. Sanığa verilecek bilgi,kendisinin hangi fiil nedeniyle suçlandığını ve bu fiilin hukuki nitelemesininne olduğunu içermeli ve detaylı olmalıdır. Ceza kovuşturmasında esaslı bir yeriolan iddianamenin tebliğ edilmesiyle sanığın, yazılı bir biçimde, suçlamalarınmaddi ve hukuki temelinden resmî olarak haberdar olduğu kabul edilmektedir. Öteyandan yargılama sırasında suçun hukuki niteliğinin değişmesi hâlinde de sanığayöneltilen suçlamanın değişen hukuki niteliği ve nedenleri hakkında bildirimyapılması gerekmektedir. Öte yandan suçlamanın nedeni ve niteliği hakkında bilgilendirilmehakkı, şüphelinin veya sanığın savunmasını hazırlama hakkı ışığındadeğerlendirilmelidir (Erol Aydeğer, §§ 35-37).
45. Somut olayda hakkında kasten insan öldürme suçundancezalandırılması istemiyle kamu davası açılan başvurucu hakkında İlk DereceMahkemesinde verilen 7/12/2006 tarihli mahkûmiyethükmü, temyiz incelemesi sonunda Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 10/12/2007 tarihliilamı ile bozulmuştur. Mahkeme, bozma sonrası devam olunan yargılamada 8/8/2008 tarihinde başvurucunun beraatına karar vermiş;anılan hüküm, katılan ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekleYargıtay 1. Ceza Dairesinin 3/5/2011 tarihli ilamı ile özetle sanığınmahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.
46. Mahkeme 17/6/2011 tarihinde yaptığıtensip incelemesinde başvurucuya Yargıtay bozma ilamı ile duruşma gün vesaatinin tebliğine karar vermiş; Yargıtay bozma ilamının başvurucuya tebliğedildiği ve başvurucunun bozma ilamına karşı yazılı beyanlarını Mahkemeyesunduğu 26/10/2011 tarihli duruşma tutanağında belirtilmiştir. Mahkemece 2/2/2012 tarihli celsede Yargıtay bozma ilamına karşı sözlüsavunmasını almak üzere başvurucu hakkında yakalama emri çıkarılmasına kararverilmiştir. Başvurucunun yakalanması üzerine açılan 24/9/2013tarihli ara celsede başvurucunun ve müdafisinin Yargıtay bozma ilamına karşıbeyanları alınmıştır. Mahkemece 18/6/2014 tarihlicelsede Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş, aynı celsedeCumhuriyet savcısı da esas hakkındaki görüşünü Mahkemeye sunmuştur. Başvurucunundaha sonra yapılan celselerde esas hakkındaki savunmalarını müdafisiylebirlikte sözlü olarak ifade ettiği görülmektedir.
47. Sonuç olarak somut olayda başvurucunun suçlamanın nedenlerive niteliği hakkında bilgilendirildiği, duruşmada hazır bulunmasınınsağlandığı, savunmasını hazırlaması için gerekli zaman ve kolaylıklardanfaydalandırıldığı, hakkında verilen beraat hükmünün bozulmasına ilişkinYargıtay 1. Dairesinin 3/5/2011 tarihli bozma ilamınınbaşvurucuya tebliğ edildiği, bozma ilamına karşı yazılı ve sözlü beyanlarıalınan başvurucunun davanın esasına ilişkin savunmasını da birkaç celse boyuncasözlü olarak dile getirdiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla Yargıtay bozma ilamınakarşı beyanı alınmadan Mahkemece bozma ilamına uyulması ya da başvurucununsavunma hakkının kısıtlanması söz konusu değildir.
48. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun adil yargılanma hakkınınihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın başvuru yollarınıntüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 16/11/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.