TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ÖMER AYICI BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/2555)
Karar Tarihi: 10/1/2019
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Raportör
:
Volkan ÇAKMAK
Başvurucu
:
Ömer AYICI
Vekili
:
Av. Halil ÖZTÜRK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, maluliyete neden olan psikolojik rahatsızlıknedeniyle meydana gelen zararların tazmini için açılan davada süre aşımıyönünden ret kararı verilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 11/2/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucu, Kara Harp Okulundan 1996 yılında mezun olmasınınardından Tuzla Piyade Okulunda kursiyer subay olarak eğitim görmüştür. Eğitimsürecini tamamlamasının akabinde başvurucu, Kıbrıs 39. Tümen Komutanlığınatakım komutanı olarak atanmıştır.
9. 1997 ile 2013 tarihleri arasında sırasıyla Kars 14. MekanizePiyade Tugay Komutanlığı, Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı, Kayseri 1.Komando Tugay Komutanlığı, Kıbrıs 28. Tümen Komutanlığı ve Bingöl 49. MotorluPiyade Tugay Komutanlığı bünyesinde görev alan başvurucu; bu süreçte takımkomutanı, bölük komutanı, kısım amiri, ikmal subayı ve hava subayı olarakvazife yapmıştır. Başvurucunun sunmuş olduğu belgelerden görev süresi boyuncaharekât ve operasyonlara katıldığı ve bu nedenle farklı tarihlerde berat,takdir gibi belgeler aldığı anlaşılmaktadır.
10. Başvurucu 16/7/2007 tarihinde Çelik 2007-1 operasyonukapsamında PKK terör örgütü ile Şırnak'ın Varikurdimevkiinde girilen çatışmada boynundan yaralanmıştır.
11. Şırnak Asker Hastanesi bünyesinde tedavi edilen başvurucuya23/7/2007 tarihli sağlık raporu ile ateşlisilahla yaralanma medikal tedavi tanısıyla otuz gün istirahat izniverilmiştir.
12. Millî Savunma Bakanlığı Nakdi Tazminat Komisyonu 26/3/2008tarihli kararıyla, görevi gereği teröristlerle girdiği çatışma sonucu on beşgün iş ve gücünden yoksun kalacak şekilde yaralandığı gerekçesiyle başvurucuya7.051,75 TL nakdi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
13. Kayseri Asker Hastanesinde 23/8/2010 tarihinde yapılanmuayenesinde anksiyete bozukluğu tanısı konulanbaşvurucu 17/11/2011 tarihinde Kıbrıs'ta görev yaptığı birliğin revirine başağrısı, ayak kasılması şikâyetiyle başvurmuş ve Girne Asker Hastanesibünyesinde nöroloji, iç hastalıkları ve kulak burun boğaz polikliniklerindemuayene edilmiştir.
14. Girne Asker Hastanesi tarafından travma sonucu yeniden yaşantılama vetedirginlik hâli nedeniyle 9/4/2012 tarihinde Gülhane Askerî TıpAkademisi (GATA) psikiyatri bölümüne sevk edilen başvurucu bu tarihten sonradüzenli olarak psikolojik tedavi görmeye başlamıştır.
15. Başvurucu 2012 ve 2013 yılları içinde GATA tarafındanverilen raporlar uyarınca anksiyete, travma sonrası stres bozukluğutanılarıyla farklı sürelerde istirahat izinleri almıştır.
16. Bu sürecin akabinde GATA tarafından tanzim edilen 12/9/2013tarihli rapor ile başvurucu için "kroniknitelik kazanmış travma sonrası stres bozukluğu" tanısı konularakTürk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde görevyapamayacağı tespitinde bulunulmuştur.
17. Başvurucu 18/9/2013 tarihinde Millî Savunma Bakanlığınabaşvuruda bulunarak malul hâle gelmesi nedeniyle oluşan maddi ve manevizararlarının ödenmesini istemiştir.
18. Talep cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilmiştir.
19. Başvurucu zımnen ret kararının ardından maddi ve manevizararlarının ödenmesi istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) nezdindetam yargı davası açmıştır.
20. AYİM İkinci Dairesi (Mahkeme) 24/9/2014 tarihli kararıyladavayı süre aşımı yönünden reddetmiştir.
21. Ret gerekçesinde öncelikle 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılımülga Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun dava açma süresine ilişkinhükümlerine yer verilerek idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanlarındava açmadan önce bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretleöğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibarenbeş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesiniistemelerinin şart olduğu, bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi hâlinde retişleminin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde busürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açmalarıgerektiği hatırlatılmıştır. Başvurucunun 2007 yılında yaralanmasından sonrakendisinin veya arkadaşlarının terör örgütü mensupları ile girilen birçatışmada yaralandığına dair bilgi/belge bulunmadığının ve kendisinin 2012 yılıitibarıyla düzenli psikolojik tedavi görmeye başladığının altı çizilmiştir. Bunoktadan hareketle başvurucunun 2007 yılında zarardan ve eylemden haberdarolduğu vurgulanmıştır. Ayrıca 12/9/2013 tarihli raporun zararın öğrenilmesinebir etkisinin bulunmadığı bu raporun ancak vazife malullüğü durumuna etkiedeceği ifade edilmiştir. Bu tespit uyarınca başvurucunun 2007 yılındanitibaren en geç bir yıl içinde idareye zararının tazmini istemiyle başvurmasıgerekirken 18/9/2013 tarihinde yaptığı başvuru üzerine açtığı davanın süreaşımına uğradığı belirtilerek ret gerekçesi oluşturulmuştur.
22. Ret kararı oyçokluğu ile alınmıştır. Azınlıkta kalanüyelerin karşıoy gerekçesinde özetle başvurucununpsikolojik rahatsızlığına sebep olan başka olguların bulunup bulunmadığıhususunun anlaşılamadığı, bu durum tespit edildikten sonra süre aşımı konusunundeğerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
23. Ret hükmüne yönelik karar düzeltme istemi Mahkemenin24/12/2014 tarihli kararı ile reddedilmiştir.
24. Başvurucu nihai kararı 6/11/2014 tarihinde tebellüğetmesinin ardından 11/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Kanun Hükümleri
25. 1602 sayılı mülga Kanun’un43. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"İdari eylemlerdenhakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadanönce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleritarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içindeyetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliğitarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler."
26. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"İdari eylemlerden hakları ihlal edilmişolanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veyabaşka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yılve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarakhaklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmenveya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen gündenitibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde busürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir."
2. Danıştay İçtihadı
27. Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011 tarihli ve E.2008/7182,K.2011/4711 sayılı kararı şöyledir:
"Bir eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazı durumlarda eylemingerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve incelemelerden, hatta cezadavalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.
Özelikle, kamu görevlilerinin idari tasarruftabulunurken uyulması zorunlu görülen kurallara uymamaları nedeniyle kendilerineizafe edilebilecek nitelikte olmakla birlikte, resmi yetkilerin kullanımısırasında gerçekleştiği için idaresinden de ayrılamayan görev kusurlarındandoğan zararın tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, zararın, kamu görevlisinin kişisel kusurundanmı, görev kusurundan mı kaynaklandığının ceza muhakemesi sonucundabelirlenmesiyle ortaya çıkabilmektedir.
Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 13.maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğininve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur.Aksi yorumun, dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetiniolumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde öngörülen tamyargı davalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelikolması sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğininve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur."
28. Danıştay Onbeşinci Dairesinin31/5/2016 tarihli ve E.2016/4241, K.2016/3896 sayılı kararı şöyledir:
"2577 sayılı İdariYargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlaledilen ilgililerin, idari eylemleri öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl veherhalde idari eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareyebaşvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği hükmebağlanmıştır.
Anılan Kanun hükmünde idareye başvuru içinöngörülen en geç beş yıllık sürenin hangi tarihten itibaren başlatılacağı zamanzaman duraksamalara yol açtığından, bu hususun irdelenmesi gerekmektedir.
Tam yargı davaları, idari eylem nedeniyleuğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle, tam yargı davasınınaçılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığızararın ortaya çıkması zorunludur.
İdari eylem, idarenin işlevi sırasında birhareketi, bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemleilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veyaişlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir. Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıylabirlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme vehatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.
Özellikle kamu görevlilerinin idari birtasarruf yaparken, mevzuatın, üstlendiği ödevin ve yürüttüğü hizmetin kural,usul ve gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek boyutta vebiçimde, ancak yine de resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, onlarıkullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasınıönleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazminiistemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği,bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu yoksa görev kusurusonucu mu zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir.
Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 13'üncümaddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürenin, eylemin idariliğininortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun, zararayol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıylakullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak aramaözgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır."
B. Uluslararası Hukuk
29. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya dacezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makulbir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir...”
30. Dava açma hakkını kullanmak yasal birtakım şartlara bağlansada mahkemelerin usul kurallarını uygularken hem yargılamanın adil olmasınahalel getirecek aşırı şekilcilikten hem de yasalar tarafından konulan usulkurallarını ortadan kaldırma sonucunu doğuracak aşırı esneklikten kaçınmalarıgerekir (Walchli/Fransa, B. No. 35787/03, 26/7/2007, §29). Yapılan düzenlemeler, hukuk güvenliği ilkesi ve adaletin iyi bir şekildetecelli etmesi amaçlarına hizmet etmediği ve dava açmak isteyen kişinin önündedavasının esasını yetkili ve görevli mahkeme önünde inceletmek bakımından birengel oluşturduğu durumlarda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olur (Efstathiou ve diğerleri/Yunanistan, B. No. 36998/02,27/7/2006,§ 24).
31. Süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları birdenfazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise mahkemeye erişim hakkı kapsamında oyorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecek şekilde katı birşekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı bir uygulamaya tabiolmaması gerekir (Běleš ve diğerleri/Çek Cumhuriyeti, B. No:47273/99, 12/11/2002, §§ 49-51).
32. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Eşim/Türkiye (B. No: 59601/09, 17/9/2013)kararında süre aşımı nedeniyle davası reddedilen başvurucunun mahkemeye erişimhakkının engellenip engellenmediği hususunu incelemiştir. Söz konusu olaydabaşvurucu askerlik hizmetini yerine getirirken 25/9/1990 tarihinde yaşanan birçatışmada yaralanmış, başvurucunun tedavisi uzunca bir süre devam etmiş vesonunda 1992 yılında askerlikle ilişiği kesilmiştir. Başvurucu sonraki yıllardasürekli baş ağrısından ve baş dönmesinden yakınmış, 2004 yılında başındabelirlenemeyen metal bir cismin olduğu tespit edilmiş, 2007 yılında GATA'dakimuayenesinde başvurucunun başında mermi olduğu anlaşılmıştır. Başvurucu19/9/2007 tarihinde tazminat almak amacıyla idareye başvurmuş ancakbaşvurucunun bu talebi reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucunun idarealeyhine maddi ve manevi tazminat istemiyle açtığı davada AYİM söz konusuolayın yaşandığı tarihten itibaren beş yıl içinde dava açılmadığı gerekçesiyledavayı süre aşımı yönünden reddetmiştir (Eşim/Türkiye,§§ 4-10).
33. AİHM anılan kararında, davanın temelinde yer alan konununaslen beş yıllık süre sınırını başvurucunun yaralandığı tarihten itibarenhesaplayan yerel mahkeme kararındaki gerekçelendirme olduğunu ifade etmiş;başvurucunun 25/9/1995 tarihinde kafatasındaki mermiden haberdar olmamasınıntartışma konusu olmadığından kendisinden beş yıl içinde tazminat davasıaçmasının beklenmesinin makul olarak değerlendirilemeyeceğine, mahkemeninnazarında şahsi yaralanmayla ilgili tazminat davalarında dava açma hakkınıntarafların uğradığı zararı gerçekte değerlendirebildiğinde kullanılabilmesigerektiğine hükmetmiş ve AYİM’in süre sınırıhakkındaki katı yorumunun davanın esasının tam olarak incelenmesine engelolması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Eşim/Türkiye, §§ 23, 25, 26).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
34. Mahkemenin 10/1/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
35. Başvurucu; psikolojik yönden yaşadığı rahatsızlığınmaluliyete neden olduğunu 12/9/2013 tarihinde tanzim edilen sağlık raporu ileöğrendiğini, dolayısıyla zarara uğradığına bu tarihte vâkıf olduğunu ve bunedenle zorunlu idari başvuru süresinin yaralanma tarihinden itibarenbaşlatılmaması gerektiğini belirterek mahkemenin idari başvuru süresini 2007yılını esas alarak hesaplaması sonucu davayı reddetmesinin adil yargılanmahakkı, sosyal hukuk devleti ve eşitlik ilkesini ettiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
36. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyeti, Mahkemenin dava açmasüresine dair hukuk kurallarını hatalı değerlendirdiği iddiasına müteallikolduğundan başvuru mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
38. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Hakkın Kapsamı veMüdahalenin Varlığı
39. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün birunsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "... adil yargılanma" ibaresinineklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararasısözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metninedâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayanAİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişimhakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§ 34).
40. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesive kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesiiçin ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerdenyararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:2013/8896, 23/2/2016, § 33).
41. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
42. Somut olayda idari eyleme dayalı tam yargı davasının süreaşımından reddedilerek esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeyeerişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.
b.Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
43. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak vehürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülükilkesine aykırı olamaz."
44. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesininihlalini teşkil edecektir.
45. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülenve somut başvuruya uygun düşen kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebedayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
46. Başvurucunun idari eylemden doğan zararın tazmini istemiyleaçtığı davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin Mahkeme kararının1602 sayılı mülga Kanun'un 43. maddesine dayandığı görülmektedir. Dolayısıylasomut olayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanunidayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
ii.Meşru Amaç
47. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının neolduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafındanmüteaddit defa incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde idari işlemya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en genelifadesiyle idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğunaişaret etmiştir (daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017,§§ 54, 55; Fatma Altuner,B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii veTicaret Limited Şirketi, B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52).
iii. Ölçülülük
(1)Genel İlkeler
48. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkemekararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemliölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlaledebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,§ 52).
49. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularkenyargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilciliktenkaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadankalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukukaaçıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanmasınedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarınıkullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.San. ve Tic. Ltd. Şti., §38).
50.Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an damahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önemtaşımaktadır (Yaşar Çoban [GK],B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihtebaşlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derecemahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açmasüresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesininbir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol,dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgiliderece mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somutolayın koşulları ışığında incelemektir (AhmetYıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bu kapsamda dava açmasüresinin henüz dava hakkının doğmadığı ya da hak sahibinin dava hakkınındoğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğununkabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması davahakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (benzeryöndeki değerlendirmeler için bkz. YaşarÇoban, § 66).
(2) İlkelerin OlayaUygulanması
51. Başvurucu, tam yargı davası açmak için gerekli olan zorunluidari başvuru süresinin başlangıç tarihi olarak TSK'da görev yapamayacağınıtevsik eden sağlık raporunun esas alınmamasının mahkemeye erişim hakkını ihlalettiğinden şikâyet etmektedir.
52. Somut olayda 2007 yılında katıldığı operasyon sırasındateröristler tarafından açılan ateş sonucu boynundan yaralanan ve ameliyatedilen başvurucu 2013 yılına değin psikolojik tedavi görmüş bununla beraber TSKbünyesinde görev yapmaya devam etmiştir. 12/9/2013 tarihinde ise başvurucununkronik travma sonrası stres bozukluğu tanısı nedeniyle TSK bünyesinde görevyapamayacağı tespit edilmiştir. Bu raporun ardından başvurucu, idareyezararının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuş ve başvurusunun zımnen reddiüzerine tam yargı davası açmıştır. AYİM İkinci Dairesi başvurucunun yaralanmaolayının meydana geldiği 2007 yılı itibarıyla uğradığı zarardan haberdarolduğunu vurgulamak ve 12/9/2013 tarihli raporun sağlık durumunun tespitiaçısından bir farklılık yaratmadığını da belirtmek suretiyle 2007 yılındantarihten itibaren bir yıl içinde idareye zararının tazmini istemiylebaşvurulması gerekirken 2013 yılında yapılan başvuru üzerine açılan davanınsüre aşımına uğradığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.
53. Anayasa Mahkemesince daha önce benzer nitelikte başvurulardada belirtildiği üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyleaçılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için ortadaidari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasında illiyet bağıbulunmalıdır. Bu çerçevede eylemin idariliğinin veyayol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonraanlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin butarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir (Mehmet Çınar ve Nuray Çınar, B. No: 2015/4807, 19/4/2018, §46).
54. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucunun psikiyatrikrahatsızlığının ilk kez 2010 yılında tespit edildiği ve hastalığa neden olduğuileri sürülen olayların da bu tarihten önce yaşandığı hususlarında ihtilafbulunmamaktadır. Bununla birlikte fiziksel rahatsızlıklarda, rahatsızlığın ilkdefa bilindiği veya bilinmesi gerektiği tarihten itibaren zararındeğerlendirilebileceği kabul edilebilir ise de psikiyatrik rahatsızlıklaraçısından rahatsızlığı doğuran olayın bilindiği tarihte uğranılan zararındeğerlendirilebilmesi çoğunlukla mümkün olmayabilir. Zira somut olayda olduğugibi psikiyatrik hastalıklar, hastalığa sebep olduğu ileri sürülen olaylarlaaynı tarihlerde ortaya çıkmamakta; çok sonraki bir tarihte ve anılan olaylarabağlı olarak ortaya çıkabilmektedir. Dolayısıyla psikiyatrik hastalığa nedenolan olayların yaşandığı anda başvurucuların uğradıkları zararı öğrenmeleri vedeğerlendirmeleri her zaman beklenemez (benzer mahiyette bir olaya ilişkin aynıyönde değerlendirme için bkz. Alpay Dinç vediğerleri, B. No: 2014/12678, 6/7/2017 § 66).
55. Diğer taraftan başvurucunun psikolojik rahatsızlığındantedavi süreci raporlar ve istirahat izinleri sebebiyle 12/9/2013 tarihindenönce haberdar olduğu açık ise de başvurucu, yaralanma olayının meydana geldiğitarihten sonra da TSK bünyesinde görev yapmaya devam etmiştir. Bir başkaifadeyle sağlık durumu görevini ifasına engel olarak görülmemiştir. Ancak12/9/2013 tarihli rapor, başvurucunun rahatsızlığının kronik hâle geldiğini veTSK bünyesinde görev yapmasına mâni olduğunu tespit etmiştir.
56. Başvurucunun sağlık durumunun TSK bünyesinde görev yapmasınıengelleyecek duruma geldiği hususunun 12/9/2013 tarihinde düzenlenen rapor iletespit edildiği dikkate alındığında psikolojik rahatsızlığa neden olduğu ilerisürülen olayların yaşandığı tarih itibarıyla anılan rahatsızlığınınbulunduğunu, rahatsızlık nedeniyle zarara uğradığını ve bu rahatsızlığın askerîgörev kapsamındaki olayların sebep ve etkisinden kaynaklandığını mutlak suretlebildiğinden ya da bilmesi gerektiğinden söz edilemez. Bu itibarla yaralanma vakası esasalınarak uğradığı zararla ilgili idari başvuru yapmak suretiyle dava açmasınınbeklenmesi başvurucuya orantısız bir külfet yüklemektedir.
57. Bu hâle göre mahkemenin başvurucunun uğradığı zararıöğrenmesine ve değerlendirmesine imkân tanımayan olay tarihini (başvurucununyaralandığı tarihi) esas alarak dava açma sürelerini belirlemesine ilişkinyorumunun başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir yorum olduğuve bu yorumun başvurucunun mahkemeye erişim hakkını aşırı derecedegüçleştirerek, neredeyse imkânsız hâle getirdiği değerlendirilmiştir.Dolayısıyla bu yorumdan hareketle davanın süre aşımından reddedilmesi suretiylebaşvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin ölçüsüz olduğusonucuna varılmıştır.
58. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
59. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Esas incelemesonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine kararverilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespitedilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarınıortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeyegönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerdebaşvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılmasıyolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
60. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerekihlalin giderilmesi ve uğradığı zararın tazminine karar verilmesi talebindebulunmuştur.
61. Adil yargılanmahakkı kapsamındakimahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
62. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeyegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
63. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğusonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
64. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için -Anayasa'nın geçici 21. maddesininbirinci fıkrasının (E) bendinin (b) alt bendi gereğince- yetkili idari yargımerciine GÖNDERİLMESİNE (Karar, AYİM İkinci Dairesinin 24/9/2014 tarihli veE.2014/83, K.2014/1322 sayılı kararıyla ilgilidir.),
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE10/1/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.