TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ÖMÜR KARA VE ONURSAL ÖZBEK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/4825)
Karar Tarihi: 24/3/2016
R. G Tarih ve Sayı:10/5/2016 - 29708
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Raportör Yrd.
:
Fatih ALKAN
Başvurucular
:
1. Ömür KARA
2. Onursal ÖZBEK
Vekili
:
Av. Zeliha Tuyan ÇAĞLAR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, özel bir şirket bünyesinde çalışan başvurucularınmahremiyete ilişkin yazışmalar içeren kurumsal e-posta hesaplarının işverentarafından incelenmesi ve bu yazışmaların işe iade davasında delil olarakkullanılması nedenleriyle özel hayata saygı ve haberleşmenin gizliliğihaklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 27/6/2013 tarihinde Bakırköy 8. İş Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca başvurunun kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 18/2/2014 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Konu bakımından irtibat nedeniyle 2013/5442 numaralıbaşvurunun 2013/4825 numaralı başvuru üzerinde birleştirilmesine ve incelemeninbu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği 2013/5442 numaralı başvurudosyası üzerinden bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.Bakanlık, görüşünü 21/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş29/4/2014 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığıngörüşüne karşı beyanlarını 14/5/2014 tarihinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
9. Birinci başvurucu 1/3/2010 tarihinde imzaladığı iş sözleşmesiile, ikinci başvurucu 11/4/2011 tarihinde imzaladığı iş sözleşmesi ile işverenT. Ticaret A.Ş. (Şirket) bünyesinde işçi statüsünde çalışmaya başlamıştır.
10. Anılan iş sözleşmelerinin “ÖzelŞartlar” başlıklı bölümünde “13.8.Personel, işyerinde yürürlükte olan tüm Yönetmelik, İç Tüzük, Prosedür vetalimatlara uymakla yükümlüdür.”, “13.23. İşyerinde uyulması gereken kurallarailişkin iç tüzük, yönetmelik, oryantasyon kitapçığı, hükümler ve seyahatyönetmeliği, talimatlar, prosedürler, iş bu iş akdinin ayrılmaz eki veparçasıdır.” şeklinde ifadelere yer verilerek yönetmelik ile diğerdüzenlemeler iş sözleşmelerinin bir parçası olarak belirlenmiş ve budüzenlemelere uygun davranmak konusunda başvurucular ve işveren karşılıklıtaahhüt altına girmişlerdir.
11. Bu kapsamda Şirket Temel Yönetmeliği’nin “İşyerleri içerisinde, temel ahlaki kurallarauyulması ve yanlış anlaşılacak davranış ve ilişkilerden kaçınılması”başlıklı 20. maddesinde yer alan “Eşit veyaast/üst pozisyonlarda çalışan personel, hem eşitleri hem de üst veya astlarıile karşılıklı saygıya dayanan mesafeli ve profesyonel bir ilişki kurmalı, özelyaşamlarını, birbirlerine açacak kadar samimi olmaktan kaçınılmalı, özeldostluklarını tercihen şirket dışındaki arkadaşları ile oluşturmalı”şeklindeki düzenleme, anılan iş sözleşmelerinin bir parçası kabul edilerek heriki başvurucu tarafından imzalanmıştır. Yine iş sözleşmelerinin devamı olarakkabul edilen Bilgi Güvenliği Taahhütnamesi’nin 2.maddesinde yer alan “Şirket tarafındançalışanlara iş için tahsis edilmiş olan bilgisayar, e-posta, internet kullanımı,telefon, USB memory, CD-writer,iletişim programı ve diğer IT kaynaklarını ve iletişim araçlarını zaruriihtiyaçları aşan ölçüde kişisel amaçlı, kabul edilemez maksatlı, eğlenceniyetli, genel ahlaka, örf ve adetlere aykırı şekilde kullanılmayacağı”şeklindeki taahhüt ile 6. maddesinde yer alan “Yetkilişirket yöneticileri tarafından çalışanlara herhangi bir haber verilmeksizin veuyarıda bulunulmaksızın; kullandıkları IT ve iletişim kaynaklarının her zamantakip altında tutulabileceği, yaptıkları yazışmaların ve iletişim kayıtlarınınyedeklenebileceği, raporlanabileceği, gerekli durumlarda detay bazlıincelenebileceği, el konulabileceğini ve kullanım sınırlaması getirilebileceği”şeklindeki taahhütleri içeren düzenlemeler de başvurucular tarafından imzalanmıştır.
12. 14/5/2012 tarihinde işveren Şirketin yöneticilerininbaşvurucularla yaptıkları görüşmede, ikinci başvurucunun eşinin Şirket üstyöneticisini ziyaret ederek başvurucular arasında duygusal bir ilişkibulunduğunu belirttiği ve buna kanıt olarak başvuruculara ait e-postayazışmalarının bir suretini Şirket yönetimine verdiği dile getirilmiştir.Ayrıca bu nedenle işverenin artık başvurucularla çalışmak istemediği, istifaedebilecekleri ya da karşılıklı anlaşma yoluna gidilebileceği, aksi takdirde işsözleşmelerinin işveren tarafından feshedileceği ifade edilmiştir.Başvurucular, duygusal ilişki yaşadıkları iddiasını reddetmişler ve işsözleşmelerinin feshini gerektirecek bir neden bulunmadığını belirtmişlerdir.Anılan görüşme sonrasında iş yerinde kullanım amaçlı olarak başvurucularatahsis edilen bilgisayarlar işveren tarafından kapatılmıştır. Ayrıca aynı güntalepleri üzerine başvuruculara yıllık izin verilmiştir.
13. Başvurucuların iş sözleşmeleri 22/5/2003 tarihli ve 4857sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesinde yer alan “Ahlakve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri”başlıklı (II) numaralı bendi gereğince 21/5/2012 tarihinde işveren tarafındanfeshedilmiştir.
14. Başvurucular; ikinci başvurucu ile eşi arasında boşanmadavasının devam ettiğini, haklarında dile getirilen beyanların bir iftiradanibaret olduğunu, özel hayatlarının gizliliği ve haberleşme hürriyetleri yoksayılarak kişisel e-posta hesaplarının incelendiğini,vebu hesaplardan elde edilen yazışmaların içerikleri üzerinden ulaşılan “evlilikdışı ilişki yaşadıkları” şeklindeki varsayım gerekçe gösterilerek işsözleşmelerinin haksız yere feshedildiğini ileri sürerek 20/6/2012 tarihindeişveren şirket aleyhine işe iade istemli tespit davası açmışlardır.
15. Söz konusu davalar Bakırköy 12. İş Mahkemesinin 2012/279 ve2012/280 Esas sıralarına kaydedilmiştir.
16. Davalı işveren tarafından sunulan cevap dilekçesinde,başvurucuların iş sözleşmelerinin yalnızca ikinci başvurucunun eşinin tektaraflı beyanları üzerine feshedilmediği, başvurucuların özel hayat alanlarınındışında kalan ve Şirketin işleyişini ilgilendiren iddiaların araştırılması içinbaşvurucuların kullanımına tahsis edilen ancak mülkiyeti Şirkete ait olanbilgisayarların sınırlı şekilde incelendiği, iddiaları destekleyen ve işsözleşmelerinin devamını çekilmez kılan hususların bulunduğu, iddialarıdoğrulayacak şekilde başvurucuların karşılıklı olarak e-posta hesaplarıüzerinden yazıştıklarının tespit edildiği, bu yazışmaların müstehcenlikunsurları taşıdığı, tüm bu hususların iş sözleşmesi ile iş sözleşmesininparçası olan Şirket içindeki diğer düzenlemelere aykırılıklar oluşturduğubelirtilmiş ve söz konu yazışmaların içerikleri Mahkemeye delil olaraksunulmuştur.
17. 2012/279 Esas sıra sayılı davada, davalı Şirket çalışanlarıtarafından Mahkeme huzurunda tanık sıfatıyla verilen ifadelerin ilgilikısımları şöyledir:
“... ben 2005 yılından bu yana davalı işyerinde çalışmaktayım, benUluslararası mağazacılık insan kaynakları direktörü olarak davalı işyerindeçalışmaktayım, davacı firmanın avukatıydı. fesih öncesinde 3-4 ay öncesindedavacı ve Ömür Hanım aralarında yakınlık olduğu konusunda birkaç duyum aldım,aralarındaki ilişkinin profesyonelliğin ötesinde yorumlandığını gördüm, bukonuda davacı ve Ömür Hanımı bilgilendirdim, onlarda böyle bir ilişkininolmadığını söylediler, davacı Ömür Kara'nın çalıştığı bölüm kapanmadı, grupiçerisinde organizasyonda değişiklik oldu, bu değişikli Onursal Özbek’i ilgilendirdi,V. beyle Onursal Özbek in eşi İ.Özbek bu konuda görüşmüş bunu bana yönetim kurulu başkanıV. Bey söyledi, bilgi işlem vasıtasıyla davacının e-mailini özel amaçlıkullanıp kullanmadığı konusunda araştırma yaptık, gerçekten de belirtilene-mailler bilgisayar kayıtlarında mevcuttur, ... davacı ile Ömür hanım arasındaiş ilişkisinden farklı bir ilişki olduğuna dair diğer birimlerde çalışankişilerden işyerinde bu kadar uzun mola nasıl yapılabiliyor. Hep aynı 2 kişininişyerinde dikkat çekici şekilde her molada sürekli birlikte olmalarının dikkatçektiği hususunda bana bilgi verildi. Ben kendileri ile görüştüğümdereddettiler. Buna ilişkin olarak genel müdürümüzün de bana uyarısı olmuştur. Budurumun dışında davacının işyerindeki performansı veya çalışmasına ilişkinherhangi bir olumsuzluk bana iletilmedi. İşyerinde davacının evli olmasısebebiyle bize bu konuyu bilmeniz gerekir şeklinde uyarılar gelmişti. Davacıvekilinin talebi üzerine soruldu: davacı ile Ömür hanımarasındaki diyalogun liseli aşıklar şeklinde benzetme ile bana iletilmiştidedi.”
“... ben 2003 yılından bu yana davalı işyerinde çalışmaktayım,ben Uluslararası genişleme direktörüolarak davalı işyerinde çalışmaktayım,davacı firmanınavukatıydı. davacı ve Ömür Hanım mesai saatlerininarasında mola zamanlarında normal mesai arkadaşlarından daha fazla vakit geçirmekteidiler,davacının işi aksatacak şekilde mesai saatleriiçerisinde davranışlarına tanık olmadım.”
“Ben ekim 2011 ayı ile ocak 2013 ayı arasındadavalı işyerinde personel ve özlük işleri müdürü olarak çalıştım, benimişyerine karşı açılmış herhangi bir davam yoktur. Davacı firmanın avukatıydı.Bildiğim kadarıyla şu an davacının çalıştığı bölüm faaliyet göstermemektedir,ben sadece fesih sürecinde yer aldımbunun dışında tam bilgim yoktur,fesih öncesindefeshe, daha sonra ek olarak sunulan e-mail yazışmaları ve diğer belgelernedeniyle davacı ve Ömür Hanımın iş akdi feshedildi.”
“Onursal Özbek benim eski eşim olur, işyerinden ortak arkadaşlarımladavacı ile eşim arasında yakınlık olduğunu duydum, ayrıca birbirlerinegöndermiş oldukları e-mailleri gördüm, bunun üzerine yönetim kurulu başkanı V.Bey ile görüştüm,diğer yönetici ve avukatlarıylagörüşüp durumu değerlendireceğini söyledi, benim gerekçelerimle hareketetmeyeceğini söyledi, gerekli araştırma yapıldıktan sonra işlem yapılacağını söyledi,daha sonra dan iş akitlerinin feshedildiğiniöğrendim, evliliğin bitmesinebuneden olmuştur ikitarafla da görüşmeme rağmen sonuç alamadım dedi.”
“Ağustos 2011 ve temmuz 2012 tarihleriarasında davalı işyerinde Uluslar arası finansal kiralama ve sözleşme uzmanıolarak çalıştım. davacı firmanın avukatıydı. Davacıile Ömür Hanım arasında yakınlık konusunda herhangi bir bilgim yoktur,davacının çalıştığı bölüm kapatılmadı, Onursal Özbekbana Ömür Kara ile beraberliği nedeniyle iş akdinin feshedildiğini, eşinine-maillerini kırıp e-mailleri V. beye gösterdiğini söyledi, bir daha işyerindeçalışmak istemediğini söyledi, her zaman dikkat çekecek şekilde Ömür Kara ileberaberliği yoktu, herkese karşı sıcak davranmaktadır, ben hiçbirfarklılıkgörmedim, davacı hakkında daha önce fesih konusunda araştırma yapılıpyapılmadığını bilmiyorum..”
18. 2012/280 Esas Sıra sayılı davada verilen tanık ifadeleri deaynı doğrultudadır.
19. Birinci başvurucu açısından Bakırköy 12. İş Mahkemesinin8/2/2013 tarihli ve E.2012/280, K.2013/76 sayılı kararı ile; ikinci başvurucuaçısından Bakırköy 12. İş Mahkemesinin 7/3/2013 tarihli ve E.2012/279,K.2013/129 sayılı kararı ile davaların reddine karar verilmiştir.
20. 8/2/2013 tarihli kararın gerekçesi şöyledir:
“... Davacının hizmet cetveli, işyeri özlük dosyası dosyaya celb edilmiştir.
Dava ile ilgili olarak davacı ve davalı tanıklarının beyanlarıalınmıştır.
Dosyanın incelenmesinden; davacının iş akdinin 4857 sayılı Kanunun25/2. maddesi gereğince feshedildiği, davacı ile Onursal Özbek arasındakie-maillerin dosyaya ibraz edildiği, şirketin kendisine tahsis edilen e-mailadresinden mesai saatleri içerisinde özel amaçlı olarak e-mail gönderilmesi vekabul edilmesinin doğruluk ve bağlılıkla bağdaşmayan eylem niteliğinde olduğu,davacı ve Onursal Özbek arasındaki yakınlaşma nedeniyle,aynızamanda Onursal Özbek in eşinin işyerinegelipşikayetçi olması nedeniyle de şirket açısından iş akdinin devamının imkansızhale geldiği nazara alınarak davanın reddine karar vermek gerekmiştir”.
21. 7/3/2013 tarihli kararın gerekçesi ise şöyledir:
“... Mahkememizce davacının hizmet cetveli,işyeri özlük dosyası getirtilip incelenmiş, davacı ve davalı tanıklarıdinlenmiştir. Davalı tarafından sunulan, şirketçe tahsis edilmiş e-mailadresinden yapılan yazışmaların içeriği davacı tarafından kabul edilmiştir.
Tüm dosya kapsamı, e-mail yazışmaları, tanıkların beyanları birliktedeğerlendirildiğinde; evli olan davacının işyerinde bir bayan işçi ile gönülilişkisine girmesi sonrası, davacı eşinin işyerine geldiği ve durumuyöneticilere ilettiği, bu nedenle işyerinde olumsuzluklar yaşandığı ve buolumsuzlukların davacının davranışından kaynaklandığı, işverenin zor durumdakaldığı ve işveren açısından iş ilişkisinin sürdürülmesi olanağı kalmadığıanlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekli ve uygun görülmüştür.”
22. Kişisel hesaplar üzerinden gerçekleştirilen yazışmalardanoluşan e-postaların fesih gerekçesi olarak gösterilmesiyle özel hayatıngizliliğinin ihlal edildiği, buna rağmen söz konusu delil içeriklerininMahkemece değerlendirildiği ve yalnızca bu hukuka aykırı deliller esas alınarakhüküm kurulduğu, performans ve verimliliğe ilişkin tanık ifadelerinin dikkatealınmadığı, özel hayat alanına yönelen haksız müdahalenin Mahkemecebenimsendiği, işe iade davalarının kabulü gerekirken şartları oluşmadığı hâldereddedildiği ileri sürülmüş ve söz konusu kararlar bozma talebiylebaşvurucuların vekilince temyiz edilmiştir.
23. Temyiz nedenlerine karşı cevap dilekçesi sunan davalı işverenvekilince, yazışmaların Şirket tarafından çalışanlar adına açılmış e-postahesapları üzerinden gerçekleştirildiği, bu hesapların yalnızca iş amaçlıkullanılması yönünde başvuruculara gerekli uyarıların yapıldığı, buna rağmenyazışmaların içeriğinde adap ve ahlaka aykırı unsurlar içeren yazılar veresimler bulunduğu, lehe tanık ifadeleri ve tüm bu saptamalar dikkatealındığında birinci başvurucu ile fesih sürecinde evli olan ikinci başvurucuarasında duygusal bir ilişkinin bulunduğu, bu nedenlerle davacıların işsözleşmelerinin devamının çekilmez hâle geldiği ileri sürülmüş ve söz konusukararların onanması talep edilmiştir.
24. Temyiz incelemesi neticesinde delillerin takdirindeisabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle birinci başvurucu açısından Yargıtay 22.Hukuk Dairesinin 30/4/2013 tarihli ve E.2013/6232, K.2013/9082 sayılı ilamıile; ikinci başvurucu açısından yine Dairenin 16/5/2013 tarihli ve E.2013/9419,K.2013/11237 sayılı ilamı ile kararlar onanarak kesinleşmiştir.
25. 30/4/2013 tarihli nihai karar 29/5/2013 tarihindebaşvurucuların vekiline tebliğ edilmiş ve 27/6/2013 tarihinde bireysel başvuruyapılmıştır.
B. İlgili Hukuk
26. 4857 sayılı Kanun’un “İşvereninhaklı nedenle derhal fesih hakkı” kenar başlıklı 25. maddesininilgili kısımları şöyledir:
“Süresi belirli olsun veya olmasın işveren, aşağıda yazılı hallerde işsözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizinfeshedebilir:
...
II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri:
...
b) İşçinin, işveren yahut bunların aile üyelerinden birinin şeref venamusuna dokunacak sözler sarfetmesi veyadavranışlarda bulunması, yahut işveren hakkında şerefve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnadlardabulunması.
c) İşçinin işverenin başka bir işçisine cinsel tacizde bulunması.
d) İşçinin işverene yahut onun ailesi üyelerinden birine yahutişverenin başka işçisine sataşması, işyerine sarhoş yahut uyuşturucu maddealmış olarak gelmesi ya da işyerinde bu maddeleri kullanması.
e) İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak,işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayandavranışlarda bulunması.
...
h) İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığıhalde yapmamakta ısrar etmesi.
...
III- Zorlayıcı sebepler:
İşçiyi işyerinde bir haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyanzorlayıcı bir sebebin ortaya çıkması.
..."
27. Başvurucular tarafından imzalanan iş sözleşmelerinin “Özel Şartlar” başlıklı bölümünde yer alanilgili düzenleme şöyledir:
“13.8. Personel, işyerinde yürürlükte olan tümYönetmelik, İç Tüzük, Prosedür ve talimatlara uymakla yükümlüdür.
...
13. 23. İşyerindeuyulması gereken kurallara ilişkin iç tüzük, yönetmelik, oryantasyon kitapçığı,hükümler ve seyahat yönetmeliği, talimatlar, prosedürler, iş bu iş akdininayrılmaz eki ve parçasıdır.”
28. Şirket Temel Yönetmeliği’nin “İşyerleri içerisinde, temel ahlaki kurallara uyulması ve yanlışanlaşılacak davranış ve ilişkilerden kaçınılması” başlıklı 20.maddesi şöyledir:
“Eşit veya ast/üst pozisyonlarda çalışan personel,hem eşitleri hem de üst veya astları ile karşılıklı saygıya dayanan mesafeli veprofesyonel bir ilişki kurmalı, özel yaşamlarını, birbirlerine açacak kadarsamimi olmaktan kaçınılmalı, özel dostluklarını tercihen şirket dışındakiarkadaşları ile oluşturmalı. (Eşitler veya ast/üst arasındaki aşırı samimiyet,duygusallığı öne çıkarıp, profesyonellikten uzaklaştıracağı için günlük işilişkilerinde, performans değerlendirmede ve ileride oluşabilecek terfi sonrasıotorite kurmada, zaaflara neden olabilecektir.)”
29. Başvurucular tarafından imzalanan Bilgi Güvenliği Taahhütnamesi’nin ilgili kısımları şöyledir:
“Çalışanı olduğum Şirketin faaliyetleri kapsamında;
...
2. Şirket tarafından şahsıma iş için tahsis edilmiş olan bilgisayar,e-posta, internet kullanımı, telefon, USB memory, CD-writer, iletişim programı ve diğer IT kaynaklarını veiletişim araçlarını zaruri ihtiyaçları aşan ölçüde kişisel amaçlı, kabuledilemez maksatlı (örn: yasal olmayan kopyalama, işyürütme, iş araştırma, izinsiz yazılım kurulumu, kullanımı v.b.),eğlence niyetli(örn: çevrimiçi topluluklara, sohbetodalarına, forumlara katılım, toplu e-mail gönderimi, müzik sitelerine giriş v.b.), genel ahlaka, örf ve adetlere aykırı şekilde (örn: cinsel içerikli materyallere erişim, taciz, kumar,bahis amaçlı) kullanmayacağımı,
...
6. Yetkili şirket yöneticileri tarafından şahsıma herhangi bir haberverilmeksizin ve uyarıda bulunulmaksızın; kullandığım IT ve iletişimkaynaklarının her zaman takip altında tutulabileceğini, yaptığım yazışmalarınve iletişim kayıtlarının yedeklenebileceğini, raporlanabileceğini, gereklidurumlarda detay bazlı incelenebileceğini, el konulabileceğini ve kullanımsınırlaması getirilebileceğini,
... kabul ve taahhüt ediyorum. ... iş bu taahhütname tarafımdanokunarak imzalanmıştır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
30. Mahkemenin 24/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
31. Başvurucular; kişisel e-posta hesapları üzerindengerçekleştirdikleri yazışmaların içeriklerine işveren tarafından rızaları olmaksızınulaşıldığını, bu içerikler dikkate alınarak devamının çekilmez hâle geldiğigerekçesiyle iş sözleşmelerinin feshedildiğini, açtıkları işe iade istemlitespit davasında söz konusu yazışmaların delil olarak kabul edildiğini, eldeediliş biçimleri dikkate alınmaksızın e-posta içeriklerini inceleyipdeğerlendiren Mahkemece feshin hukuka uygun olduğuna karar verildiğini, ikincibaşvurucunun eski eşinin tanık sıfatıyla Mahkeme huzurunda dinlenmesi ile sözkonusu davanın özel hayatlarının detayları üzerinden devam eden bir davayabüründüğünü, Mahkeme tarafından özel hayatlarına ilişkin yazışmaların buşekilde alenileştirildiğini, üçüncü kişiler tarafından özel hayat alanlarınayapılan haksız müdahale karşısında Mahkemece bir korunma sağlanmadığını ve davasürecinde dile getirdikleri düşüncelerin sorgulandığını belirterek Anayasa'nın20., 22. ve 25. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
B. Değerlendirme
32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
33. Bakanlık görüş yazısında, delillerin takdirine ilişkinşikâyetlerin yargılamanın adil olup olmadığının değerlendirilmesinden ibaretolduğu, bu nedenle adil yargılanma hakkı bağlamında incelenmesi gerektiği, bunailişkin görüşlerin benzer nitelikteki şikâyetlerin bulunduğu başvurulardasunulduğu belirtilmiştir. Ayrıca davalı işverenin davranışları yönünden yapılandeğerlendirmede, davalı Şirket aleyhine tazminat davası açılabileceği ve ilgilikişiler hakkında suç duyurusunda bulunulabileceği dikkate alınarak başvuruyollarının tüketilip tüketilmediği açısından inceleme yapılması gerektiği, özelyazışmaların davalarda kullanılması yönünden yapılan değerlendirmede ise özelhayatın kapsamı ile fesih işlemi arasındaki ilişkinin incelenmesi ve özelhayata saygı hakkının kamusal makamlara tedbirler alma yükümlülüğü yükleyipyüklemediği açısından inceleme yapılması gerektiği ifade edilmiş; Avrupa İnsanHakları Mahkemesi (AİHM) önüne benzer ihlal iddialarıyla yansıyan dava ve kararörneklerine yer verilmiştir.
34. Başvurucular tarafından Bakanlık görüşüne karşı verilenbeyanda, ihlal iddialarının yargılamanın adil olup olmadığı hususuna değil,özel hayata saygı hakkına ve haberleşmenin gizliliğine ilişkin olduğubelirtilmiş ve başvuru dilekçelerindeki görüş ve talepler tekrar edilmiştir.
35. Söz konusu iddiaların özünün, başvurucuların özel hayatalanlarına üçüncü kişilerin yaptığı müdahalelere karşı Mahkemeler tarafındanbir koruma sağlanmaması ve kişisel yazışmaların Mahkemelerce delil olarak kabuledilip alenileştirilmesi hususunda olduğu anlaşıldığından incelemenindelillerin değerlendirilmesinin adil olup olmadığı yönünden değil, iddialarınözüne uygun olarak özel hayata saygı hakkı ile haberleşmenin gizliliği hakkıyönünden yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
36. Başvurucular tarafından açılan işe iade davalarınıngerekçesi, iş sözleşmelerinin feshedilmesine dayanak olarak gösterilen kurumsale-posta hesaplarının incelenmesiyle elde edilen yazışmalar nedeniyle özelhayata saygı hakkı ile haberleşme hürriyetlerinin ihlal edilmesi, bunun dafesih işlemlerini hükümsüz kılmasıdır. Dolayısıyla haberleşmelerin denetlenmesişeklindeki işverenin müdahalesine ilişkin şikâyetlerin Derece Mahkemeleriönünde dile getirildiği sonucuna ulaşılmaktadır.
37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özelhayata saygı hakkı ile haberleşmenin gizliliği hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
38. Başvurucular esas olarak üçüncü kişilerin müdahalesi karşısındaözel hayat alanlarının Mahkemelerce korunmadığını ve kişisel yazışmalarınınMahkemelerce delil olarak kabul edilip alenileştirildiğini, bu nedenleAnayasa’nın 20. ve 22. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüşlerdir.
39. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre AnayasaMahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamugücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın, Anayasa’da güvencealtına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu ekprotokollerinin kapsamına girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa veSözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içerenbaşvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §18).
40. Anayasa’nın “Özel hayatıngizliliği” kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini istemehakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."
41. Anayasa'nın “Haberleşmehürriyeti” kenar başlıklı 22. maddesi şöyledir:
"Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliğiesastır.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlıkve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasısebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkimkararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunanhallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça;haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararıyirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanundabelirtilir."
42. Sözleşme'nin "Özelve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesişöyledir:
"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygıgösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancakmüdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamugüvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesininönlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerininkorunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir."
43. Özel hayata saygı hakkı Anayasa'nın 20. maddesinde korumaaltına alınmıştır. Devlet, kişilerin özel ve aile hayatına keyfî olarakmüdahale etmemek ve üçüncü kişilerin haksız saldırılarını önlemekle yükümlüdür.Özel hayat geniş bir kavram olup bu kavramın kapsayıcı bir tanımının yapılmasıoldukça zordur. Bununla beraber bu kavram; kişinin maddi ve manevi bütünlüğü,fiziksel ve sosyal kimliği, bireyin ismi, cinsel yönelimi, cinsel yaşamı gibiunsurları korumaktadır. Kişisel bilgiler ve veriler, kişisel gelişim, ailehayatı vb. konular da bu hakkın içinde yer almaktadır (Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666,10/12/2015, § 61). Ayrıca Anayasa’nın 20. ve 22. maddelerinde yer alangüvencelerin amacı gözetildiğinde somut olayda olduğu gibi iş yerlerindengerçekleştirilen kişisel telefon görüşmelerinin ve internet kullanımınınizlenmesiyle elde edilmiş veriler de benzer şekilde bu hak kapsamındaincelenmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Barbulescu/Romanya, B. No: 61496/08, 12/1/2016, §36).
44. Özel hayat kavramı, özel bir sosyal hayat sürdürmeyi yanikişinin sosyal kimliğini geliştirme hakkı anlamında bir “özel hayatı” güvence altına almaktadır.Bu yönü ile birlikte değerlendirildiğinde bahsi geçen hak, ilişki kurmak vegeliştirmek üzere çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını da içermektedir.AİHM içtihatlarında da mesleki hayat çerçevesinde yürütülen faaliyetlerin “özel hayat” kavramı dışındatutulamayacağı belirtilmektedir. Mesleki hayata getirilen sınırlamalar, bireyinsosyal kimliğini yakınlarında bulunan insanlarla olan ilişkilerini geliştirmeşeklinde yansıttığı ölçüde Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamına girebilmektedir.Bu noktada belirtmek gerekir ki insanların büyük çoğunluğu, dış dünya ile olanilişkilerini geliştirme olanaklarını daha çok mesleki hayatları çerçevesindeyürüttükleri faaliyet kapsamında elde etmektedir (Bülent Polat, § 62; Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, § 45; Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, §29).
a. Genel İlkeler
45. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı kapsamında kalantemel haklar, yalnızca kamusal gücün doğrudan uygulanmasıyla değil; kimizamanda özel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıklara konu olacak şekildeüçüncü kişilerin müdahaleleriyle zedelenebilmektedir. İlkinde söz konusugüvencelerin sağlanması adına kamusal makamlara yüklenen negatif ve pozitif tümyükümlülüklerin doğrudan yerine getirilmesi konusunda tereddüt bulunmamakta isede ikinci durumda devletin üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı bireylere netür bir koruma imkânı sunması gerektiği ve hangi çerçevede yükümlülüklertaşıdığı hususunda her olayın kendine özgü koşullarına göre değerlendirmelerdebulunulması gerekmektedir.
46. Anayasa’nın 11. maddesine göre Anayasa hükümleri; yasama,yürütme ve yargı organları ile idare makamlarının yanı sıra diğer kuruluş vekişileri de bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Buna göre Anayasa’da tanınan hakve özgürlükler tüm bireyler bakımından güvence altındadır. Yine Anayasa’nın 5.maddesinde sayılan devletin temel amaç ve görevlerinin kapsamı ile temel hak vehürriyetlerin niteliklerine yönelik Anayasa’nın 12. maddesinde yer alan vurguda bu koruma alanını pekiştirmektedir. Söz konusu hak ve özgürlüklerin etkilişekilde korunması amacıyla özel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıklardan dahikaynaklansa kamusal makamlar belirli durumlarda pozitif yükümlülükler altınagirebilir. Uyuşmazlıkların özel hukuk kişileri arasında gerçekleştiğidurumlarda temel hak ve özgürlüklerin sağladığı güvencelerin yerine getirilipgetirilmediği denetlenirken Anayasa’nın kamusal makamlara yüklediğisorumluluklardan doğrudan özel hukuk kişileri sorumlu tutulamayacağındantaşıdığı koşulların özelliklerine göre bu tür başvuruların devletin pozitifyükümlülükleri bağlamında ele alınması gerekebilir (Barbulescu/Romanya, § 53).
47. Bu yükümlülükler özel hukuk kişilerinin birbirleri ile olanuyuşmazlıklarının çözümüne ilişkin yasal alt yapının oluşturulmasını, sözkonusu uyuşmazlıkların adil yargılama gereklerine uygun ve usul yönündengüvenceleri haiz bir yargılama kapsamında incelenmesini ve bu yargılamalardatemel haklara ilişkin anayasal güvencelerin gözetilip gözetilmediğinindenetlenmesini gerektirir. Bu gereklilikler üçüncü kişilerin,bireylerin hak ve özgürlüklerine yaptığıhaksız müdahalelere karşı kamusal makamlar tarafından müsamaha gösterilmemesizorunluluğundan kaynaklanır. Zira derece mahkemeleri, özel hukuk ilişkisikapsamındaki uyuşmazlıkların çözümlenmesinde bağlayıcı kararlar vererekgüvencelerin korunup korunmamasında rol almaktadır. Bu noktada uyuşmazlıklarınyargısal makamlar önüne taşınması ve hakkaniyete uygun bir yargılama yapılarakçözümlenmesi, kamusal makamların pozitif yükümlülüklerinin bir parçasınıoluşturur.
48. AİHM de devletin doğrudan müdahalesinden kaynaklanmasa da butür uyuşmazlıklarla ilgili olarak devletlerin sorumluluğunun devamedebileceğini, kamusal makamlardan gelebilecek keyfî uygulamalardan başka Sözleşme’deki haklara etkili şekilde koruma sağlanabilmesiiçin özel hukuk kişileri arasındaki ilişkilerde de makul ve uygun önlemleralmak suretiyle devletlerin müdahale etme yükümlülüğü taşıyabileceğini ifadeetmektedir (Sorensen ve Rasmussen/Danimarka[BD], B. No: 52562/99, 52620/99, 11/1/2006, § 57; Palomo Sanchez ve diğerleri/İspanya [BD],B. No: 28955/06, ..., 12/9/2011, § 59).
49. Başvuru konusu olayda olduğu gibi kamu gücünü kullananaktörler dışında kalan kişiler arasındaki özel hukuk ilişkilerinde kamusalmakamların yükümlülükleri; bireylerin temel hak ve özgürlüklerine, bu başvuruaçısından özel hayata saygı hakkı ile haberleşmenin gizliliği hakkına üçüncükişilerin müdahalesinin önlenmesi için gerekli önlemlerin alınması vemahkemelerce korunma sağlanmasıdır. Kamusal makamlarca gerekli yapısal önlemleralınmış olunsa da uyuşmazlık konusu davayı yürüten mahkemelerce verilenkararlarda üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı bireylere korunma imkânısağlanmadığı durumlarda bu yükümlülükler gereği gibi yerine getirilmemişolacaktır. Bu, kamusal makam olan mahkemeler aracılığıyla bireylerin hak veözgürlüklerinin korunmasız bırakıldığı anlamına gelecektir.
50. Bu doğrultuda, özel hukuk iş ilişkisi kapsamında çalışanbireylerin Anayasa ile güvence altına alınan haklarına yönelik müdahale iddiasıiçeren uyuşmazlıklarının karara bağlandığı davalarda derece mahkemelerince sözkonusu güvenceler göz ardı edilmemeli, işveren ve çalışanlar arasındaki çatışançıkarlar adil biçimde dengelenmeli, başvuruculara tahsis edilmiş kurumsale-posta hesaplarının incelenmesi şeklindeki müdahalenin işverenin meşruamacıyla ölçülü olup olmadığı değerlendirilmeli ve ulaşılan sonuç hakkındahüküm kurulurken ilgili ve yeterli gerekçeler sunulmalıdır.
51. Derece mahkemeleri tarafından tarafların çıkarlarıdengelenirken ve müdahalenin ölçülülüğü irdelenirken iş sözleşmelerindekısıtlayıcı ve zorlayıcı düzenlemelerin ne şekilde belirlendiği, tarafların budüzenlemeler hakkında bilgilendirilip bilgilendirilmediği, çalışanların temelhaklarına yönelik müdahalede bulunulmasına neden olan meşru amacın müdahale ileölçülü olup olmadığı, başvuruya konu olayda olduğu gibi sözleşmenin feshininçalışanların eylem ya da eylemsizlikleri karşısında makul ve orantılı bir işlemolup olmadığı somut olayın koşullarına göre ele alınmalıdır. Ayrıcayargılamalar sırasında gerçekleştirilen işlemlerin ve neticede verilen kararıngerekçesinin bizatihi özel hayat alanına ilişkin bir müdahale oluşturmamasıiçin derece mahkemelerince gereken özen gösterilmelidir.
52. AİHM de özel hukuk iş ilişkilerinde Sözleşmenin 8-11.maddelerinin ihlal edildiği iddiasıyla önüne gelen davalarda, taraf devletlerinanılan maddelerdeki güvencelerden kaynaklanan pozitif yükümlülüklerini yerinegetirip getirmediğini incelemekte ve işten çıkarılan başvurucuların söz konusugüvencelerinin özel hukuk iş ilişkileri çerçevesinde ulusal mahkemelerceyeterli derecede korunup korunmadığını irdelemektedir (Palomo Sanchez ve diğerleri/İspanya, §61).
53. AİHM’e göre Sözleşme’nin 8-11.maddelerinde yer alan haklara ilişkin olan özel hukuk uyuşmazlıklarında bireylerinçıkarlarıyla toplumun çatışan çıkarları arasında ulusal mahkemelerce adil birdenge kurulması gerekir. (Köpke/Almanya, B. No: 420/07, 5/10/2010; Palomo Sanchez vediğerleri/İspanya, § 62; Eweida ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 48420/10, ..., 15/1/2013,§ 84 ). Ayrıca güvence altındaki söz konusu haklaraözel hukuk iş ilişkisi kapsamında yapılan müdahalelerin meşru amaçla ölçülüolup olmadığı ile ulusal mahkemelerce verilen kararlarda sunulan gerekçelerinilgili ve yeterli olup olmadığı tespit edilmelidir (Palomo Sanchez ve diğerleri/İspanya, §63).
54. Karşılıklı menfaatler gözetilerek özel hukuk kişileritarafından imzalanan iş sözleşmeleri gereğince taraflar, doğal olarak birtakımsorumluluklar altına girmekte, çalışma saatleri içinde bazı kısıtlayıcıkurallara uyacaklarını taahhüt etmekte ve sözleşmeye aykırılık hâlinde ne türyaptırımlarla karşı karşıya kalacakları hususunda bilgi sahibi olmaktadır. Bunoktada iş yerindeki huzur ve güvenin devamından elde edilecek yararlargözetilerek işveren tarafından çalışma saatleri içinde çalışanların bazıhaklarının kısıtlanabilmesi ve belirlenen çalışma düzeninin gerçekleşebilmesiiçin çalışanların bazı kurallara uymak zorunda bırakılmaları mümkünolabilmektedir. Ancak bu tür kısıtlayıcı ve belirlenen özel kurallarauyulmasını zorlayıcı nitelikteki hususların çalışanların temel haklarının özünüzedeleyici nitelikte olmaması, imza altına alınan iş sözleşmelerinde buhususların açık bir şekilde yer alması ve çalışanların bu hususlardabilgilendirilmesi gerekir. Bilgilendirmelerin ve gerekli uyarıların yapılmadığıdurumlarda çalışanlar, temel hak ve özgürlüklerine keyfî bir müdahaledebulunulmayacağı hususunda makul bir beklenti içinde olacaklarından sözleşmeşartlarını genellikle belirleyici konumda olan işverenler tarafındançalışanlara yönelecek bu tür müdahalelerin kabul görmesi söz konusuolmayacaktır.
55. Çatışan çıkarların belirlenmesi, doğru dengenin kurulması vemüdahalelerin işverenin meşru amacıyla ölçülü olup olmadığının tespitiöncelikle derece mahkemelerinin yetki ve sorumluluk alanındadır. Olayın tümtarafları ile doğrudan temas hâlinde bulunan derece mahkemelerinin olayınkoşullarını değerlendirmek açısından daha avantajlı konumda bulunduğu datartışmasızdır. Anayasa Mahkemesinin rolü ise bu kuralların yorumununAnayasa’ya uygun olup olmadığını belirlemekle sınırlıdır.Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, derecemahkemeleri tarafından izlenen usulü denetleme ve özellikle mahkemelerintarafların sınırlanan hak ve özgürlüklerine yönelik müdahalelerin hukukiliğiniyorumlayıp uygularken Anayasa’nın 20. ve 22. maddesindeki güvenceleri gözetipgözetmediğini belirleme yetkisine sahiptir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesiningörevi, sözleşmelerin fesih nedeninin oluşup oluşmadığını değerlendirmek vebunların uygulanması hususunda derece mahkemelerinin yerini almak olmayıpkamusal makamların takdir hakları kapsamında aldıkları kararları, özel hayatasaygı hakkı ile haberleşme hürriyeti bağlamındaki güvenceler açısındandeğerlendirmektir.
56. Bu doğrultuda AİHM de ulusal mahkemeler tarafından izlenenusulü denetleme ve özellikle ulusal mahkemelerin mevzuat hükümlerini yorumlayıpuygularken Sözleşme’deki ve özellikle 8. maddedekigüvenceleri gözetip gözetmediğini belirleme yetkisine sahip olduğunuvurgulamakta; yaptığı denetime temel aldığı önemli bir ilke olan ikincillikilkesi gereği, ulusal mahkemelerin mevzuat hükümlerinin yorumlanmasına ilişkintakdirini değerlendirmeye tabi tutmamakta; ancak ulusal mahkemeler tarafındanulaşılan sonucun Sözleşme’nin 8. maddesinde öngörülen standartlara uygun birdenge sağlayıp sağlamadığını ve ulaşılan sonucun bu yönüyle özel hayata saygıhakkının ihlali anlamına gelip gelmediğini incelemektedir (Petrenco/Moldova, B. No: 20928/05, 30/6/2010, § 54; Palomo Sanchez ve diğerleri/İspanya,§ 55).
b. Genel İlkelerin Uygulanması
57. Somut olaydaki uyuşmazlığın özel hukuk kişileri arasındagerçekleşmesi nedeniyle temel hak ve özgürlüklerin sağladığı güvencelerinyerine getirilmediği iddiasını içeren başvurunun devletin pozitif yükümlülükleribağlamında ele alınması gerekir (bkz. § 46).
58. Belirtildiği üzere özel hayata saygı hakkı kapsamında elealınabilecek olan negatif ve pozitif yükümlülüklerin sınırının ve pozitifyükümlülüklerin hangi durumda olumlu edimde bulunulmasını zorunlu kıldığınınkesin çizgilerle belirlenmesi mümkün olmayıp bu yükümlülüklerin olaydan olayafarklılaşması olasıdır (bkz. §§45, 46).
59. Başvurucular, e-posta hesaplarının incelenmesinin özel hayatalanlarına ve haberleşme hürriyetlerine haksız bir müdahale oluşturmasınarağmen feshin haksız olduğunun tespit edilerek geçersiz sayılması ve işeiadelerinin sağlanması talebiyle açtıkları işe iade davalarında bu yönde birtespit yapılmadığını, aksine Mahkemelerce verilen kararlar nedeniyle söz konusumüdahalelerin meşru hâle getirildiğini ve yazışmalarının alenileştirildiğiniiddia etmişlerdir. Bu kapsamdaki iddiaların, müdahalelerin nedeni olarakgösterilen olayların gerçekleştiği sürecin özellikleri incelenerek ve derecemahkemelerince gerçekleştirilen yargılamalarda yukarıda belirlenen ilkelere(bkz. §§ 50, 51, 54) uygun şekilde hareket edilip edilmediği dikkate alınarakdeğerlendirilmesi gerekir.
60. Başvuru konusu olayda işe iade davalarını yürüten Bakırköy12. İş Mahkemesinin 31/1/2013 tarihli birinci oturumunda, ikinci başvurucununeski eşi dâhil yedi tanık dinlenmiş; tanık ifadelerinin genelinde başvuruculararasındaki ilişkinin boyutu ve yakınlığı hakkında tanıkların gözlemlerine yerverilmiştir. Ayrıca farklı birimlerde çalışan başvurucuların arkadaşlıklarınınverimlilik ve performanslarına olan yansıması ile genel olarak iş ortamına olanetkisi de tanık ifadelerinde dile getirilmiştir. Buna göre fesih tarihindebaşvurucular ile aynı Şirket bünyesinde birlikte çalışan diğer tanıklarınbeyanlarında başvurucuların performans ve verimliliklerine ilişkin olumsuzdeğerlendirmelerin bulunmadığı görülmüş, bazı tanıklar ise başvurucularınbirbirlerine yakın davrandıkları konusunda birtakım duyumlar aldıklarını ancakarkadaşlık ilişkisinin ötesindeki bir ilişkinin varlığından haberdarolmadıklarını dile getirmişlerdir (bkz. § 17).
61. Tarafların yargılama sürecinde dile getirdikleri beyanlarile tanıkların ifadeleri incelendiğinde, ikinci başvurucunun eski eşitarafından işverene sunulan başvuruculara ait yazışmaların kişisel e-postahesapları üzerinden mi yoksa kurumsal e-posta hesapları üzerinden migerçekleştirildiği hususu tespit edilememekle birlikte başvurucuların işsözleşmelerinin feshedildiği tarihte işveren Şirket bünyesinde insan kaynaklarıdirektörü olarak çalışan tanığın mahkeme huzurunda dile getirdiği “..Bilgi işlem vasıtasıyla davacının e-maillini özel amaçlı kullanıp kullanmadığı konusundaaraştırma yaptık, gerçekten de belirtilen e-mailler bilgisayar kayıtlarındamevcuttur.” şeklindeki beyanları ile işverenin Derece Mahkemelerinesunduğu dilekçelerdeki kabul beyanları dikkate alındığında, söz konusuyazışmaların içerikleri ile ikinci başvurucunun eski eşinin beyanları üzerindendurumdan haberdar olan işveren tarafından yazışmaların doğruluğunun teyitedilmesi amacıyla bilgi işlem sisteminden ulaşılabilen başvurucuların kurumsale-posta hesaplarının incelendiği anlaşılmaktadır.
62. Yargılamaya konu dava dosyalarından, başvurucularınkarşılıklı olarak gerçekleştirdikleri yazışmaların dava dışı üçüncü kişitarafından davalı Şirketin yetkili kişi ya da organlarının bilgisine sunulduğu,bundan sonra kurumsal e-posta hesapları üzerinden işveren tarafından incelemeyapıldığı, elde edilen yazışmalarda yer alan unsurların iş sözleşmelerineaykırı olduğundan yola çıkılarak farklı gerekçelerin de eklenmesiylesözleşmelerin feshedildiği, davalı Şirket tarafından söz konusu yazışmalarınliste hâlinde ilk Derece Mahkemelerine delil olarak sunulduğu, delilleriinceleyen ve tanıkları dinleyen Mahkemelerce oluşturulan karar gerekçelerindesöz konusu yazışmaların içeriklerine ilişkin olarak herhangi bir detaya yerverilmediği ve işveren açısından iş ilişkilerinin sürdürülmesi olanağınınkalmadığı şeklinde değerlendirme yapılarak davaların reddedildiği görülmektedir.
63. Başvuru konusu olayda, işverenin belirlediği kurallarçerçevesinde iş yerinde huzur ve disiplinin devamından elde edeceği faydalarile başvurucuların özel hayatlarına saygı hakları ve haberleşmeleriningizliliği arasında var olan bir çatışma hâlinden söz edilebilir. Ancak AnayasaMahkemesinin görevi, özel hukuk kişileri arasındaki söz konusu uyuşmazlıkhakkında doğrudan değerlendirmelerde bulunmak değildir. Anayasa Mahkemesininrolü, uyuşmazlığın çözümünde tarafları bağlayıcı kararlar alan derece mahkemeleritarafından izlenen usulü denetlemek ve tarafların sınırlanan hak veözgürlüklerine yönelik müdahalelerin hukukiliğini yorumlayıp uygularkenAnayasa’nın 20. ve 22. maddelerindeki güvencelerin derece mahkemelerincegözetilip gözetilmediğini belirlemektir.
64. Başvurucular ve işveren tarafından imzalanan işsözleşmelerinde yer alan hükümler gereğince başvurucuların iş yerinde uyulmasıgereken kurallara ilişkin yürürlükte olan İç Tüzük'ü,Temel Yönetmelik'i, oryantasyon kitapçığını, Seyahat Yönetmeliği'ni,talimatları ve prosedürleri ilgili sözleşmelerin ayrılmaz eki ve parçası olarakkabul ettikleri ve tüm bu düzenlemelere uymakla kendilerini yükümlü kıldıklarıgörülmektedir.
65. İşverenlerin keyfî ve sınırsız bir şekilde çalışanların özelhayat alanlarına ve haberleşme hürriyetlerine yönelik müdahalelerdebulunabilmelerine izin veren düzenlemelerin, Anayasa’nın 11. ve 12. maddelerikapsamında kabul görmesi mümkün olmamakla birlikte anayasal hak veözgürlüklerin sağladığı güvencelere, kanunlara, uluslararası sözleşmelereaykırı olmayacak şekilde işletmenin ticari gerekliliklerine ve disiplinanlayışına göre belirlenen kuralların açık bir şekilde yer aldığıdüzenlemelerin bulunduğu ve bu düzenlemeler konusunda çalışanların öncedenbilgilendirilip uyarıldığı durumlarda, kapsamı belirli şekilde çalışanlarınözellikle çalışma saatleri içinde birtakım haklarının kısıtlanması vekuralların dışına çıkılmamaya zorlanması amacıyla tedbirler alınması makulgörülebilir. Bu doğrultuda bir bilgilendirmenin ve uyarının yapılmadığıdurumlarda, hak ve özgürlüklerine bir müdahalede bulunulmayacağı hususundaçalışanların makul bir beklenti taşıyacaklarının kabul edilmesi ve söz konusuhak ve özgürlüklerin sağladığı güvencelerden yararlandırılması gerekmektedir.
66. Bu kapsamda yapılan incelemede iş sözleşmelerinin parçasıolarak kabul edilen İş Yeri Temel Yönetmeliği'nin, Bilgi Güvenliği Taahhütnamesi'nin, temel yönetim ilkeleri ve temel davranışkurallarının yer aldığı düzenlemenin, ticari alışveriş yapılan firma ilişkilerineyönelik etik kuralların yer aldığı düzenlemenin, İş Yeri SeyahatYönetmeliği'nin, İş Yeri Disiplin Yönetmeliği'nin, İş Yeri PersonelYönetmeliği'nin ve İş Yeri Kıyafet Yönetmeliği'nin iş sözleşmesiyle birliktebaşvurucular tarafından her bir sayfasının ayrı ayrı imzalandığı ve böylece işyerinde huzur ve disiplinin sağlanması amacıyla işveren tarafından hazırlanmışkuralları ve kısıtlamaları içeren tüm genel düzenlemeler hakkındabaşvurucuların yeterli biçimde bilgilendirildiği anlaşılmaktadır.
67. Özellikle Bilgi Güvenliği Taahhütnamesi'ylebaşvurucuların, Şirket tarafından kendilerine iş için tahsis edilmiş olanbilgisayar, e-posta, internet kullanımı, telefon, iletişim programı, diğer ITkaynaklarını ve iletişim araçlarını zaruri ihtiyaçları aşan ölçüde kişiselamaçlı, eğlence niyetli, genel ahlaka, örf ve adetlere aykırı şekildekullanmayacakları hususunda işverenlerine karşı taahhüt altına girdikleri;ayrıca Şirket yöneticileri tarafından başvuruculara haber verilmeksizin veuyarıda bulunulmaksızın kullandıkları IT ve iletişim kaynaklarının her zamantakip altında tutulabileceği, yapılan yazışmaların ve iletişim kayıtlarınınyedeklenebileceği, raporlanabileceği, gerekli durumlarda detaylı olarakincelenebileceği, el konulabileceği ve kullanım sınırlaması getirilebileceğihususunda da kabul beyanında bulundukları ve taahhüt verdikleri görülmektedir.
68. İş sözleşmelerinin parçası olan düzenlemeler ile şirketkaynaklarının, bilgisayarların, kurumsal e-posta hesaplarının kişisel amaçlardoğrultusunda kullanımı kesin şekilde yasaklanmış; gerektiğinde yazışmaların veiletişim kayıtlarının takip edilebileceği ve incelenebileceği hususundabaşvuruculara gerekli uyarılar ve bilgilendirmeler yapılmıştır. Bunun yanında,kurumsal olmadığı sürece kişisel hesapların ve kişisel iletişim vasıtalarınınmesai saatleri içerisinde kullanılma imkânı olmasına ve buna ilişkin bir engelbulunmamasına rağmen, yapılan işin gerekleriyle ilgisi olmayan yazışmaların işsözleşmelerine aykırı biçimde mesai saatleri içerisinde kurumsal hesaplarüzerinden gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle başvurucularınkurumsal e-posta hesapları üzerinden gerçekleştirdikleri kişisel yazışmalarınkorunması konusunda makul bir beklenti içinde oldukları sonucuna ulaşılamaz.
69. Ayrıca işveren, başvurucuların kurumsal e-posta hesaplarınıincelemiş; bunu da ikinci başvurucunun eski eşi tarafından Şirket yönetiminesunulan e-posta yazışmaları hakkında bilgi sahibi olduktan sonra başvurucularınŞirket düzenlemelerine aykırı davranışlarının bulunduğu şeklindeki iddianındoğruluğunu teyit etme inancıyla gerçekleştirmiştir. Bu yöndeki tespit ilebirlikte 4857 sayılı Kanun hükümleri ve iş sözleşmelerinde yer alandüzenlemeler dikkate alındığında kurumsal e-posta hesaplarının kişisel amaçlarlave Temel Yönetmelik'e uygun kullanıp kullanmadığını doğrulamak amacıylabaşvurucuların yazışmalarını inceleyen işverenin meşru bir amaç taşıdığı veişveren tarafından gerçekleştirilen müdahalenin söz konusu meşru amaçla ölçülüolduğu, bu hususların Derece Mahkemelerince verilen kararların gerekçelerindedikkate alındığı kanaatine ulaşılmıştır.
70. Başvuruya konu edilen yargılama süreçleri incelendiğindeöncelikle başvurucuların Derece Mahkemeleri önünde delillerini sundukları,iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıyakalmadan kullandıkları görülmektedir. Ayrıca söz konusu yazışmaların çalışmasaatleri içinde kişisel amaçlar doğrultusunda kullanıldığı, iş yeri düzenineilişkin olarak belirlenen düzenlemeler hakkında başvurucularınbilgilendirildikleri ve uyarıldıkları, bu durumu ispat edecek şekildeimzalarının alındığı, sözleşmelere aykırı davranışların bulunduğu hususundaoluşan inanç doğrultusunda önceden belirlenmiş müdahale sınırlarına riayetedilerek işveren tarafından kurumsal e-posta hesaplarının denetlendiği, bunundışında işveren tarafından başvuruculara ait diğer verilere ulaşılıp incelemeyapıldığına dair herhangi bir bilginin bulunmadığı anlaşılmaktadır.Yargılamalarda, başvuruculara ait hizmet cetveli ile iş yeri özlük dosyalarınınDerece Mahkemeleri tarafından celp edilerek incelendiği, karar gerekçelerindekurumsal e-posta yazışmalarının içeriklerine yer verilmediği, dava konusuylasınırlı bir şekilde değerlendirme yapıldığı, başvurucuların doğruluk ve bağlılıklabağdaşmayan eylemleri nedeniyle iş yerinde olumsuzlukların yaşandığı ve budurumun işveren açısından sözleşmelerin sürdürülmesi imkânını ortadankaldırdığının kararlarda vurgulandığı, başvurucuların eylemlerinin 4857 sayılıKanun’un yanı sıra iş sözleşmelerine ve iş yerinin iç düzenlemelerineaykırılıklar oluşturduğu, bu nedenlerle sözleşmelerin feshedilmesinde hukukaaykırı bir durumun bulunmadığı şeklinde kararlar verilmiştir. Ayrıca ikincibaşvurucunun eski eşinin tanık sıfatıyla alınan ifadesinin işvereniniddialarının doğruluğunun anlaşılabilmesi amacıyla Mahkemece sorulan vemahremiyet içermeyen sorulara verilen cevaplardan oluştuğu, yargılamasüreçlerinde ve oluşturulan karar gerekçelerinde başvurucuların özel hayatalanlarını alenileştiren ve haberleşmelerinin gizliliğini ortadan kaldıranherhangi bir unsura yer verilmediği anlaşılmaktadır.
71. Derece Mahkemelerince verilen kararlarda, başvurucularınmakul bir beklentisinin bulunmadığı hususunun dikkate alınarak başvurucular ileişveren arasında çatışan çıkarların dengelendiği, işveren tarafındanbaşvuruculara tahsis edilmiş kurumsal e-posta hesaplarının incelenmesişeklindeki müdahalenin Şirket içi düzenlemeler gereğince işverenin meşruamacıyla ölçülü olup olmadığı hususunda değerlendirmelerin yapıldığı,sözleşmelerin feshinin başvurucuların eylemleri karşısında makul ve orantılıbir işlem olup olmadığının gözetildiği ve tüm bu hususlara dayanılarakdavaların reddine ilişkin ilgili ve yeterli gerekçeler sunulduğu, ayrıcabaşvurucular arasındaki yazışmalara ait içeriklerin gerek yargılamaya ilişkinişlemlerde gerekse karar gerekçesinde alenileştirilmediği sonucunaulaşılmıştır.
72. Açıklanan nedenlerle özel hukuk iş ilişkilerinden doğanuyuşmazlıkları karara bağlayan Derece Mahkemelerince ilgili ve yeterligerekçeler oluşturularak anayasal güvencelerin korunması açısından pozitifyükümlülüklerin yerine getirildiği ve yargılama süreçlerde gerçekleştirilenişlemlerde yazışmaların içeriklerinin alenileştirilmediği anlaşıldığındanbaşvurucuların Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatasaygı hakkı ile Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşmeningizliliği hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Özel hayata saygı hakkının ve haberleşmenin gizliliğihakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatasaygı hakkının ve Anayasa'nın 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşmeningizliliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Başvurucular tarafından yapılan yargılama giderlerininüzerlerinde BIRAKILMASINA
24/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.