TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ÖMÜR KINAY BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/4686)
Karar Tarihi: 19/2/2019
R.G. Tarih ve Sayı: 4/4/2019-30735
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportörler
:
Melek KARALİ SAUNDERS
Nahit GEZGİN
Başvurucu
:
Ömür KINAY
Vekili
:
Av. Halil Volkan ARIKAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, imar mevzuatına aykırı inşa edilen binanın depremdeyıkılması sonucu gerçekleşen ölüm ve yaralanmayla ilgili yargısal sürecin makulözenle yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 6/3/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. 17/8/1999 tarihinde Marmara Bölgesi'nde meydana gelen, richter ölçeğine göre 7,4 şiddetindeki depremdebaşvurucunun annesi ile birlikte ikamet ettiği bağımsız dairenin bulunduğuİstanbul Küçükçekmece'deki sekiz katlı bina yıkılmıştır. Başvurucunun annesi,binanın enkazı altında kalarak yaşamını yitirmiş; olay tarihinde yirmi yaşındaolan başvurucu ise enkazdan yaralı olarak kurtarılmışsa da vücutfonksiyonlarını önemli ölçüde kaybederek engelli kalmıştır. Olayda başvurucununannesi dışında yirmi sekiz kişi aynı binanın enkazı altında kalarak canvermiştir.
9. Küçükçekmece Sulh Hukuk Mahkemesi (Sulh Hukuk Mahkemesi)tarafından 31/8/1999 tarihinde olay yerinde gerçekleştirilen delil tespitisonucunda binanın taşıyıcı sisteminde hatalı ve eksik malzeme kullanıldığı,işçiliğinin yetersiz olduğu bilirkişi tespit raporuyla anlaşılmıştır.
A. Olayla İlgili Ceza Yargılaması Süreci
10. 24/11/1999 tarihinde binanın müteahhitlerinden ikisi içingıyabi tutuklama (yakalama) kararı verilmiş, bu kişiler ile birlikte birmüteahhit hakkında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu (taksirle) birden fazlakişinin ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet verme suçundan Bakırköy 2. Ağır CezaMahkemesinde (Ağır Ceza Mahkemesi) kamu davası açılmıştır.
11. Sanıklar tüm aramalara rağmen yakalanamamış ve 9/4/2007tarihinde, söz konusu suça ilişkin kanunda öngörülen zamanaşımı süresinindolduğu gerekçesiyle kamu davasının ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir.
B. Olayla İlgili Tazminat Davası Süreçleri
1. Bireysel BaşvuruÖncesi
12. Başvurucu 20/7/2000 tarihinde; annesi ile birlikte ikametettikleri binanın müteahhitlerinin ruhsatsız ve kusurlu olarak inşa etmeleriile Belediyenin bu konudaki denetim görevini yerine getirmemesi sonucundayıkıldığını, annesinin ölmesiyle maddi desteğinden yoksun kaldığını, evini,ayrıca bütün ev eşyaları ile birlikte çeyizini yitirdiğini, olay nedeniylemanevi zarara uğradığını ileri sürerek söz konusu zararlarının binamüteahhitleri ile Küçükçekmece Belediyesinden (Belediye) tahsiline kararverilmesi talebiyle Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye HukukMahkemesi) nezdinde dava açmıştır. Başvurucu bu davada toplamda 53.000 TL maddive 10.000 TL manevi tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
13. Asliye Hukuk Mahkemesince yürütülen yargılama ana hatlarıylaşu aşamalardan geçmiştir:
i. 12/3/2002 tarihine kadar davalı bina müteahhitlerinin açıkadreslerinin tespiti ve gerekli tebligatların yapılması için çalışılmıştır.
ii. 12/3/2002 tarihli duruşmada davalı Belediye, Uyuşmazlık Mahkemesininilgili kararını ibraz ederek görev itirazında bulunmuş ve davaya bakmanın idariyargı mercilerinin görevi olduğunu ileri sürmüştür.
iii. 19/9/2002 tarihinde yapılan duruşmada bilirkişi marifetiylemahallinde keşif yapılmasına ve davalı müteahhitler hakkında yürütülen kamudavası hakkında mahkemesinden bilgi talep edilmesine karar verilmiştir. Keşifaşamasından önce Sulh Hukuk Mahkemesinin delil tespiti sonucunda hazırlananbilirkişi tespit raporunun dosya içeriğine alındığı anlaşılmıştır.
iv. 22/5/2003 günü gerçekleştirilen keşif sonrasında hazırlanan3/6/2003 tarihli bilirkişi raporunun ilgili kısımları şöyledir:
"...
3) Proje ve Ruhsat Durumu
Dosyaya sunulan belgelerden anlaşıldığınagöre, dava konusu binaya ait proje olmadığı, bir başka projeye göre bina inşaedildiği ve bina ruhsatsız bir şekilde işe başlandığı ve inşaatın tamamlandığıanlaşılmıştır. Bu zaman içinde ilgili belediyenin herhangi bir işlem yapmadığı,kaçak inşaat tutanağı tutmadığı anlaşılmıştır.
...
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
...
B) Dava konusu bina, projesiz ve ruhsatsız olarak KAÇAK inşa edilmiştir.
C) Kaçak olarak inşa edilen binanın tespit raporu ile tespit edilentaşıyıcı sistemde hatalı ve eksik malzeme kullanıldığı ve işçiliğin yetersizolduğu anlaşılmıştır.
D) Yukarıda (5) maddenin (d) fıkrasında belirtildiği gibi tamamenyıkılmış bir binanın yeniden fen ve tekniğine uygun olarak eski ebatlarındayapılması bedelinden yüklenici kusuru oranında sorumludur.
E) Mahallinde ve dosya üzerinde yapılan incelemeler neticesinde17.08.1999 günü meydana gelen deprem nedeniyle tamamen yıkıldığını, somutolayda davacı ve davalıların kusurları oranında sorumludur.
Daire Sahibi Davacı : Dava konusu binanın projesiz ve ruhsatsız inşa edildiğini, bildikleriveya bilebilecek durumda oldukları kabul edilerek % 10 oranında kusurludur.
Yükleniciler :Ruhsatsız, projesiz inşa edildikleri binanın ayıplı ifa nedeniyle % 80 oranındakusurludur.
Davalı Belediye : Ruhsatsız-projesiz binanın inşasında, belediye kontrol elemanlarınındikkatinden kaçan durum itibarıyla % 10 kusurludur.
(...)"
v. 9/9/2003 tarihinde yapılan duruşmada Ağır Ceza Mahkemesindegörülen kamu davasının bekletici mesele yapılmasına, ayrıca başvurucu vekilinintalebi doğrultusunda destekten yoksun kalma tazminatı için yeniden bilirkişiincelemesi yapılmasına karar verilmiştir.
vi. 27/1/2004 ile 8/6/2005 tarihleri arasında yapılan duruşmalarsüresince başvurucu vekilinin mesleki mazeretlerini gerekçe göstererekduruşmalara katılmaması nedeniyle yargılamada herhangi bir ilerlemekaydedilemediği görülmektedir.
vii. 21/9/2005 tarihinde yapılan duruşmada, başvurucunun işgöremezlik ve destekten yoksun kalma durumunun belirlenmesine yönelik kararalınmış; ayrıca iş göremezlik durumunun belirlenmesi için dosyanın Adli TıpKurumuna gönderilmesine, taşınmazla ilgili ruhsat ve proje var isegönderilmesinin ve depremin ardından yapılan en son tespite ilişkin dosyanınincelenmek üzere istenmesine karar verilmiştir.
viii. 20/6/2006 tarihinde yapılan duruşmada, başvurucu vekilininmasrafları yatırmaması nedeniyle ara kararların gereğinin yerine getirilemediğianlaşılmaktadır. Mahkemenin tekrar Ağır Ceza Mahkemesinde görülen kamudavasının akıbetinin sorulmasına karar verdiği görülmüştür.
ix. 20/6/2006 tarihinden 30/10/2007 tarihine kadar yapılanduruşmalar boyunca esas itibarıyla ara kararların gereğinin yerine getirilmesiiçin başvurucu tarafından yatırılması gereken giderlerin yatırılmamasınedeniyle yargılamada ilerleme kaydedilememiştir.
x. 30/10/2007 tarihinde yapılan duruşmadan 13/12/2013 tarihindeyapılan duruşmaya kadar Mahkemenin Adli Tıp Kurumunun raporunu beklediğigörülmektedir.
xi. 10/12/2014 tarihinde yapılan 54. duruşmada ise davalıBelediye yönünden açılan davanın ayrılarak ayrı bir esas numarasınakaydedilmesine ve alınan bilirkişi raporunun tebligat yapılamayan bir kısımdavalıya tebliğine karar verilmiştir.
14. Mahkeme, Belediyeye karşı açılan davanın binanınmüteahhitlerine karşı açılan davadan ayrılmasına karar verdikten sonra11/12/2014 tarihinde bu davaya bakma görevinin idari yargı mercilerine aitolduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar vermiştir.Mahkeme, binanın müteahhitleri hakkında açılan davaya bakmaya ise devametmiştir.
15. Belediyeye karşı açılan dava yönünden verilen görevsizlikkararı başvurucuya 5/2/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bu kararın tebliğininardından 6/3/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
2. Bireysel BaşvuruSonrası
a. Binanın MüteahhitlerindenTalep Edilen Tazminat Yönünden Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde DevamEden Dava
16. Asliye Hukuk Mahkemesi 21/10/2015 tarihli kararıyla,başvurucunun yaralanması sonucu meydana gelen iş göremezliği nedeniyle oluşanmaddi zararlarının giderilmesi talebini kabul etmiştir. Mahkeme, başvurucununtalebiyle bağlı kalarak olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziylebirlikte 30.000 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile başvurucuya ödenmesine kararvermiştir. Mahkeme, başvurucunun olay nedeniyle duyduğu elem, ızdırap ve sıkıntılarına karşılık talep ettiği 25.000TL'nin de olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birliktedavalılardan tahsiline karar vermiştir. Başvurucunun maddi tazminata ilişkindiğer talepleri -evin değeri talep edilmiş ise de- ruhsatın bulunmaması,başvurucunun olay tarihinde yirmi yaşında olup annesinin maddi desteğine muhtaçolmaması gibi sebeplerle tazminat için gereken şartlar oluşmadığı gerekçesiylereddedilmiştir.
17. Anılan dosya, başvurunun incelendiği tarih itibarıyla temyizincelemesi için Yargıtay 4. Hukuk Dairesi önünde bulunmaktadır.
b. İstanbul 2. İdareMahkemesinde Görülen, Belediyeden Talep Edilen Tazminata İlişkin Tam YargıDavası
18. Asliye Hukuk Mahkemesinin tazminat talebinin Belediyeyeyönelik kısmının görev yönünden reddolunmasına dairkararının 5/2/2015 tarihinde tebliği üzerine başvurucu 16/3/2015 tarihlidilekçesiyle ruhsatsız yapının depremde yıkılması ve enkazı altında kalarak engellikalması nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü -yapı değeri, daire içinde bulunaneşya değeri, tedavi giderleri, iş gücü kaybı, destekten yoksun kalmadolayısıyla oluşan- toplamda 727.884,60 TL maddi, 100.000 TL manevizararlarının olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birliktetazmini için İstanbul 2. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde davaaçmıştır.
19. İdare Mahkemesi 27/5/2016 tarihli kararıyla, Asliye HukukMahkemesinin dosyasına sunulan bilirkişi raporundaki tespitleri esas alarakolayın meydana gelmesinde davalı idarenin %10 oranında kusurlu olduğu sonucunaulaşmıştır.
20. Mahkeme, başvurucunun maddi zararlarının davalı idareninkusur oranına isabet eden kısmının 64.132,97 TL, olay dolayısıyla uğradığımanevi zararların 25.000 TL olduğuna hükmetmiştir. Sonuç olarak Mahkeme, toplam89.132,97 TL tazminatın Asliye Hukuk Mahkemesi önünde dava açma tarihi olan20/7/2000 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte başvurucuyaödenmesine karar vermiştir.
21. Tarafların kararın aleyhlerine olan kısımlarına yöneliktemyiz taleplerini inceleyen Danıştay OndördüncüDairesi 8/5/2017 tarihli kararıyla İdare Mahkemesinin söz konusu kararının;
i. Maddi tazminat talebinin işgöremezlik,destekten yoksun kalma ve tedavi giderleri yönü ile manevi tazminat talebininmiktarına ilişkin bölümlerinin onanmasına;
ii. Yapı değeri ve eşya-çeyiz bedeli ile işletilecek yasalfaizin başlangıç tarihi bölümleri yönünden bilirkişi raporları ile belirlenenrakamlar üzerinden davalı idarenin kusur oranı nispetinde yapılacak hesaplamasonucunda ortaya çıkacak bedellerin hüküm altına alınması, adli yargıda talepedilen tazminat bedelleri ile taleple bağlılık ilkesi ve ıslah durumunda ıslahedilen bedele göre ıslah tarihi hususları da dikkate alınarak ayrı ayrı hükümkurulması gerekirken adli yargı yerinde açılan davada manevi tazminat olarak10.000 TL talep edildiği, görevsizlik üzerine açılan davada ise manevi tazminatistemi 100.000 TL'ye çıkarılmış olduğu hâlde kabul edilen manevi tazminatailişkin bedelin tamamına adli yargıda açılan dava tarihinden itibaren faizyürütülmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle bozulmasına kararvermiştir.
22. Tarafların kararın düzeltilmesi talebini inceleyen aynıDaire 15/2/2018 tarihli kararıyla talebin reddine karar vermiştir.
23. Başvuru dosyasının incelenmesi sırasında dava dosyası İdareMahkemesi önünde derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
24. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 22/4/1926 tarihli ve 818sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 41. maddesi şöyledir:
“Gerekkasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğerkimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur.
Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimseninzarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazminemecburdur. ”
25. 818 sayılı mülga Kanun’un 42. maddesi şöyledir:
''Zararı ispat etmek müddeiye düşer, zararınhakiki miktarını ispat etmek mümkün olmadığı takdirde hakim,halin mutat cereyanını ve mutazarrır olan tarafın yaptığı tedbirleri nazaraalarak onu adalete tevfikan tayin eder.''
26. 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun "Ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak başlananyapılar" kenar başlıklı 32. maddesinin olay tarihindeyürürlükte olan metni şöyledir:
"Bu Kanun hükümlerine göre- ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar hariç - (...) ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat veeklerine aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece tespiti (...) üzerine, belediyeveya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı [mühürlenerek] inşaat derhal [durdurulur]. Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerineasılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshası damuhtara bırakılır. Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı sahibi,yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden veyavalilikten mührün kaldırılmasını ister. Ruhsata aykırılık olan yapıda, buaykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsatauygunluğu, inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçekaldırılır ve inşaatın devamına izin verilir."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 19/2/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
28. Başvurucu; ilgili yasal düzenlemelere aykırı olarak inşaedilip bu konuda gerekli denetimlere tabi tutulmayan binanın depremdeyıkılmasının annesini kaybetmesi ile beden ve çalışma gücünü kaybederektekerlekli sandalyeye bağlı bir hayat yaşamak durumunda kalmasına yol açtığınıbelirtmiştir. Başvurucu, olayla ilgili yargısal süreçlerde bu şekilde vahimsonuçlara sebebiyet veren şahsi ve idari sorumlulukların mümkün olan en kısasürede tespit edilerek meydana gelen zararlarının karşılanmasına yönelik olarakgösterilmesi gereken özen ve hassasiyetin sergilenmediğini iddia etmiştir.Başvurucu bu bağlamda delillerin toplanmasında makul olmayan gecikmeleryaşandığını, olaya ilişkin ceza soruşturmasından sanıklarının yakalanamamasıdolayısıyla bir sonuç elde edilemeyeceği gözetilmeksizin sonucunun makulolmayan bir süre beklendiğini ve görev hususundaki kararın ancak on dört yılgibi bir süre sonunda verilebildiğini belirterek şikâyetlerini dile getirmiş;yaşam hakkı, adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
B. Değerlendirme
29. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Herkes,yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
30. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletintemel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyalhukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığınıngelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
1. UygulanabilirlikYönünden
31. Başvuruda yaşam hakkının ihlal edildiğinin de ilerisürüldüğü anlaşılmıştır.Hayattaolan başvurucu tarafından yapılan başvuruda, öncelikle yaşam hakkını güvencealtına alan Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının uygulanabilirliğihususunda bir değerlendirme yapmak gerekir.
32. Bir olayda yaşam hakkına ilişkin ilkelerin uygulanabilmesiiçin gerekli şartlardan biri doğal olmayan bir ölümün gerçekleşmesi olmaklabirlikte sınırlı bazı durumlarda ölüm gerçekleşmese dahi yaşam hakkıçerçevesinde inceleme yapılabilmesi olanaklıdır (Mehmet Karadağ, B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20).
33. Ölümle sonuçlanmayan bir olaya ilişkin başvuruda somutolayın koşulları dikkate alınarak başvurunun yaşam hakkı kapsamında incelenip incelenemeyeceğiyönünden değerlendirme yapılırken maruz kalınan eylemin potansiyel olaraköldürücü niteliği olup olmadığı ve mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindekisonuçlarının ne olduğu önem taşımaktadır (YasinAğca, B. No: 2014/13163, 11/5/2017, §§ 109, 110).
34. Somut olayda başvurucu, depremde yıkılan binanın enkazıaltında kalan annesini yitirmiş; kendisi aynı enkazdan ağır yaralı olarakkurtarılmıştır. Başvurucunun kendi durumunun yanında annesinin ölümüyle ilgilihususları da şikâyet konusu yaptığı görülmektedir. Öte yandan olaydabaşvurucunun annesinin yaşamını yitirmesinin yanında kendisinin yaşamının daciddi bir tehdit altında kaldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda başvuruda yaşamhakkının uygulanabilir olduğu sonucuna varılmıştır.
2. İnceleme KapsamıYönünden
35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, yaşam hakkının yanında adilyargılanma hakkı ve mülkiyet hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
36. Başvurucunun iddialarının özü, olayla ilgili yürütülenyargısal sürecin bireysel başvuru tarihine kadar geçen aşamasındamağduriyetinin tespitine ilişkin somut bir adım atılmadığıdır. Başvurucu temelolarak yetkili yargısal mercilerin mağduriyetinin giderilmesi bakımından yaşamhakkını güvence altına alan Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği özen vehızda hareket etmediklerini ileri sürmektedir. Bu nedenle başvurucunun diğerhaklar kapsamında ileri sürdüğü iddialarının yaşam hakkı kapsamında incelenmesigerektiği değerlendirilmiştir.
37. Diğer taraftan söz konusu yargısal süreçlerde -bireyselbaşvuruda bulunmasından sonra- başvurucunun yitirdiğini belirttiği evine vebütün ev eşyası ile birlikte çeyizine ilişkin mülkiyet hakkı ile bağlantılıolarak ileri sürdüğü hususlarda kararlar verildiği anlaşılmıştır. Bununlabirlikte söz konusu kararların henüz kesinleşmediği de görülmektedir.
38. Bu noktada bireysel başvurunun gerçekleştirildiği tarihtekiilgili yargısal süreçlerin aşamaları ve yaşam hakkıyla ilgili olarak ilerisürülen şikâyetin kapsamı dikkate alınarak başvuruda yaşam hakkının hangiboyutunun inceleneceği hususunun açıklığa kavuşturulması gerekir.
39. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamhakkı, Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete negatifödevler yanında pozitif ödevler de yükler (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50). Bu konudaöncelikle pozitif yükümlülükler kapsamında devletin yetki alanında bulunan tümbireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve hatta kişininkendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi bulunduğunubelirtmek gerekir. Devlet, öncelikle yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklerekarşı caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı ve bununla dayetinmeyerek gerekli idari tedbirleri almalıdır. Bu ödev bireyin yaşamını hertürlü tehlike, tehdit ve şiddetten koruma yükümlülüğünü içerir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 51).Bu kapsamda anılanyasal ve idari tedbirler, yaşam hakkına yönelik ihlalleri önlemeyi sağlayacaknitelikte olmalıdır. Bu yükümlülük, yaşam hakkının tehlikeye girebileceği herdurum için geçerlidir (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 52).
40. Deprem gibi önlenemez doğal afetlerin meydana gelmesikonusunda devletlerin yaşamı korumaya yönelik yükümlülüğü, felaketinzararlarının en aza indirilmesi konusunda bilimsel olarak alınması olanaklıtedbirlerin mali olanaklar çerçevesinde alınmasına ilişkindir. İmar planıuygulamaları ve arazi düzenlemeleri konusunda devletin sahip olduğu yetkilerinbu bağlamda kritik bir öneme sahip olduğu vurgulanmalıdır.
41. Somut olayda devletin yaşamı korumak için gerekli idaritedbirleri almaya ilişkin yükümlülüğünü ihlal edip etmediğine ve olaydaki şahsisorumlukların tespitine ilişkin yürütülmekte olan yargısal bir süreçbulunmaktadır. Bu süreçte bireysel başvuruda bulunulmasının ardından başvuruculehine tazminatlara hükmolunduğu görülmektedir. Başvurucu bu kararlarınverilmesinden önce yaptığı bireysel başvurusundaki şikâyetlerinde yetkiliyargısal mercilerin yaşam hakkıyla ilgili olan olayın gerektirdiği özen vehızda hareket etmediklerini ileri sürmüştür. Başvuruda, devletin yaşamı korumabağlamında önleyici nitelikte yasal ve idari çerçeveyi oluşturması yükümlülüğüile ilgili şikâyetlere ise yer verilmediği görülmektedir. Bunun yanında sözkonusu kararların verilmesinden sonra henüz başvurucunun bu hususlara,görevsizlik kararı verilmesinden sonraki yargısal sürece ve bu süreçlerdehükmolunan tazminat miktarlarının yetersizliğine ilişkin bir bireysel başvuruyapmadığı da tespit edilmiştir.
42. Bu nedenle yaşam hakkı kapsamında yapılan incelemenin bu aşamadasadece aşağıda mahiyeti ve ilkeleri açıklanacak olan söz konusu hakkın devleteyüklediği pozitif yükümlülüklerin yargısal süreçlere ilişkin usul boyutubağlamında yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu noktada başvurucununolayla ilgili ceza soruşturmasının ve kovuşturmasının etkililiğine ilişkinspesifik bir şikâyetinin bulunmadığı ile iddialarını temel olarak açtığıtazminat davasına özgülediği anlaşıldığından incelemenin sadece söz konusudavaya ve bireysel başvurudan önceki aşamaya münhasır yapılacağını belirtmekgerekir.
3. Kabul EdilebilirlikYönünden
43. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılaniddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
4. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
44. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerininayrıca usule ilişkin bir yönü de bulunmaktadır(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).
45. Bu nedenle hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli veidari yargıda açılacak tazminat davalarında makul derecede ivedilik ve özenşartının yerine getirilmesi gerekir. Dolayısıyla yetkili mahkemelerin bu türolaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesiningerektirdiği seviyede bir inceleme yapıp yapmadıklarının da değerlendirilmesigerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecekhassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzerhak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engelolacaktır (Perihan Uçar, B. No:2013/5860, 1/12/2015, § 52).
b. İlkelerin olaya uygulanması
46. Başvurucu, zararlarının tazmini için 20/7/2000 tarihindeAsliye Hukuk Mahkemesi nezdinde dava açmıştır. Söz konusu davada olaya ilişkinkusurların belirlenebilmesi için bilirkişi incelemesi yapıldığı ve kusurdurumlarının 22/5/2003 tarihli bilirkişi raporuyla tespit edildiği görülmüştür.Bununla birlikte olaydan kısa bir süre sonra 31/8/1999 tarihinde Sulh HukukMahkemesi aracılığıyla kusur durumlarına ilişkin delil tespiti yapıldığı ve butespite ilişkin raporun dava dosyasına girdiği anlaşılmıştır. Davada bunarağmen yaklaşık beş yıl süre ile sanıkları yakalanamayan olaya ilişkin kamudavasının sonucunun kusur durumunun belirlenmesi amacıyla bekletici meseleyapıldığı görülmektedir.
47. Davada ayrıca başvurucunun yaralanmasının derecesinin bukonudaki maddi tazminat talebine esas olmak üzere tespit edilebilmesi için AdliTıp Kurumundan görüş alınması yoluna gidildiği ancak görüşe ilişkin raporunhazırlanmasının altı yılı aşkın bir süre aldığı anlaşılmıştır. Buna rağmenMahkeme, bu sürecin hızlandırılması için gerekli çabayı göstermediği gibigerektiğinde bu konuda başka bir kurumdan görüş alınması yoluna da gitmeyipmakul kabul edilemeyecek bu zaman zarfında sadece görüşün hazırlanmasınıbeklemeyi tercih etmiştir.
48. Bunların da ötesinde davada, yargılamanın nispeten ilkaşamaları sayılabilecek 12/3/2002 tarihli duruşmada davalı BelediyeninUyuşmazlık Mahkemesi kararını ibraz ederek görev itirazında bulunduğugörülmekle birlikte on iki yılı aşkın bir süre sonra bu hususundeğerlendirilerek dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verildiğianlaşılmaktadır.
49. Her ne kadar dava sürecinin tümü gözönündebulundurulduğunda başvurucunun gerekli araştırmanın yapılabilmesi içinkarşılanması gereken giderleri zamanında karşılamamak ve vekilinin de meslekimazeretlerini ileri sürerek bazı duruşmalara katılmamak gibi bazı eylemlerin de(bkz. § 13) davanın uzamasına neden olduğu ve bir kısım davalıya yapılmasıgereken tebligat işlemlerinin bu kişilere ulaşılamaması nedeniyle zaman aldığıgörülse de bu durum on dört yılı aşkın bir süre devam eden yargılamafaaliyetinin nihayetinde yalnızca görevsizlik kararı ile sonuçlandırabilmesiniaçıklamakta yeterli olmamaktadır.
50. Sonuç olarak söz konusu davanın ilerlemesine engel olanherhangi bir unsur ya da güçlük bulunmamaktadır. Ayrıca dava, bu derece uzunsürmesine sebebiyet verecek nitelikte bir karmaşıklığa da sahip değildir.Davaya konu edilen, binanın yıkılmasına yol açan kusurların olaydan kısa birsüre sonra tespit edilebildiği anlaşılmıştır.
51. Bu nedenle yaşam hakkını ilgilendirmesi de dikkatealındığında söz konusu davada, yürürlükteki yargı sisteminde daha sonra ortayaçıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olunan önemlirolün zarar görmesine neden olabilecek şekilde makul özen ve hızda hareketedilmediği kanaatine varılmıştır. Oysa yaşam hakkını ilgilendiren yargısalsüreçlerde gereken özen konusunda azami oranda hassasiyet gösterilmesi; benzerihlallerin önlenmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesive adalete olan güvenin sarsılmaması açısından çok kritik bir öneme sahiptir.
52. Bunun yanında bu tür elim olaylarda yakınlarını kaybetmişveya hayatı ciddi risk altında kalmış kişilerin olay nedeniyle duydukları ızdırabın bir nebze hafifletilmesi için başvurdukları ve buamaca hizmet etmesi gereken manevi zararların giderilmesi yolunda yaşananböylesi durumların olay nedeniyle duydukları ızdırapve sıkıntıları bir nebze hafifletmek bir yana aksine artırdığında ve başkaüzüntülere yol açtığında şüphe bulunmamaktadır.
53. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvencealtına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
5. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
54. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
55. Başvurucu; ihlallerin tespiti ile 1.000.0000 TL maddi,1.000.000 TL manevi tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
56. Başvuruda, başvurucunun tazminat talepleri ile ilgili olarakaçtığı davanın gereken özenle yürütülmeyerek makul sürede sonuçlandırılmadığısonucuna varılmıştır. Dolayısıyla sadece ihlal tespitiyle giderilemeyecek olanmanevi zararları karşılığında başvurucuya net 27.000 TL manevi tazminatödenmesine karar verilmesi gerekir.
57. Başvuru hakkında yapılan inceleme sonucunda yaşam hakkınınusul boyutunun ihlal edildiğine hükmedilmiştir. Başvurucu bu ihlal nedeniyleuğradığını iddia ettiği maddi zararlar ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesineherhangi bir belge sunmamıştır. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata kararverebilmesi için uğranıldığı iddia edilen maddi zarar ile tazminat talebiarasında illiyet bağı kurulması gerekir. Bu nedenle ihlal sebebi ve diğerhususlar gözetilerek başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine kararverilmesi gerekir.
58. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamhakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlali nedeniyle başvurucuyanet 27.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerinREDDİNE,
D. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE19/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.