TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ÖNDER ACER BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2018/10564)
Karar Tarihi: 25/2/2021
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Muammer TOPAL
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Eren Can BENAKAY
Başvurucu
:
Önder ACER
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, emniyet mensubu iken başka bir kuruma memurolarak atanmaya ilişkin işlemin dayanağı olan yasal düzenlemenin daha sonrayapılmış olması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 11/4/2018 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu, polis memuru olarak görev yapakta iken 2011yılında sosyal paylaşım sitelerine yazdıkları nedeniyle siyasal partilereüye olmak veya bunların yararına veya zararına çalışmak veya siyasal eylemlerdebulunmak suçunu işlediği gerekçesiyle dört defa meslekten çıkarma cezasıile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
10. Başvurucu hakkındaki meslekten çıkarma cezalarınınzamanaşımına uğradığı belirtilerek 21/4/2014 tarihli disiplin kurulu kararıylameslekten çıkarma cezalarının işlemden kaldırılmasına, bu şekildeuygulanmamasına karar verilmiştir.
11. Başvurucu 4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı EmniyetTeşkilatı Kanunu’nun (27/3/2015 sayılı Kanun ile değişik) geçici 28. maddesiuyarınca bir ay içinde kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilmek üzere İçişleriBakanlığı tarafından Devlet Personel Başkanlığına bildirilmiş, 5/5/2015 tarihliişlemle Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanlığı Aydın ili emrine memur olarakatanmıştır.
12. Başvurucu, memur olarak atanmasına ilişkin işlemininiptali istemiyle Yozgat İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Mahkeme18/5/2017 tarihli kararıyla dava konusu işlemde yetki yönünden hukuka aykırılıkbulunduğunu belirterek işlemin iptaline karar vermiştir. Kararda başvurucuhakkında ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğraması nedeniyle dava konusuatama işleminin hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir.
13. Davalı idarelerin istinaf başvurusunda bulunmasıüzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesi (Daire) 13/12/2017tarihli kararıyla istinaf talebinin kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasınave davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde meslekten çıkarmacezasını verme yetkisinin zamanaşımına uğraması nedeniyle dosyanın işlemdenkaldırıldığı belirtilmiş ve bu karar esas alınarak 3201 sayılı Kanun'un Geçici28. maddesi uyarınca tesis edilen atama işleminin hukuka uygun olduğuifade edilmiştir.
14. Nihai karar 12/3/2018 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir.
15. Başvurucu 11/4/2018 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
16. 3201 sayılı Kanun'un geçici 28. maddesi şöyledir:
“Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenönceki son beş yıl içinde disiplin kurullarınca meslekten veya Devletmemurluğundan çıkarma cezasıyla tecziye edilmesi gerektiği hâlde 657 sayılıKanunun 127 nci maddesine göre ceza verme yetkisi zamanaşımına uğradığı içincezalandırılamayan Emniyet Teşkilatı mensupları, bir ay içinde kamu kurum vekuruluşlarına nakledilmek üzere İçişleri Bakanlığı tarafından Devlet PersonelBaşkanlığına bildirilir.
Bu personelin, Devlet PersonelBaşkanlığınca 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme UygulamalarıHakkında Kanunun 22 nci maddesinin ikinci, üçüncü, beşinci ve altıncıfıkralarında belirtilen esas ve usuller çerçevesinde diğer kamu kurum ve kuruluşlarına,Devlet Personel Başkanlığına bildirim tarihinden itibaren kırk beş gün içindeatama teklifleri yapılır. Bunlardan müdür ve üstü kadrolarda olanlararaştırmacı unvanlı kadrolara, diğerleri ise Devlet Personel Başkanlığıncatespit edilen kadrolara atanırlar. Personel nakledildiği kurumda görevebaşlayıncaya kadar eski kurumunda çalışmaya devam eder ve bu personelin hertürlü mali ve sosyal hakları çalıştıkları kurum tarafından karşılanır.
Bu madde kapsamında yer alan personeleilişkin kadrolar; atama teklifi gerçekleştirilen kamu kurum ve kuruluşlarıtarafından ilgililere ilişkin atama onaylarının alındığı tarih itibarıyla diğerkanunlardaki hükümlere bakılmaksızın ve başka bir işleme gerek kalmaksızınihdas, tahsis ve vize edilmiş sayılır. İhdas edilmiş sayılan memur kadroları,13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun HükmündeKararnameye ekli cetvellerin ilgili bölümüne eklenmiş sayılır. Atama işlemiyapılan personele ilişkin bilgiler ve bu bilgilerdeki değişiklikler, en geç onbeş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilir.”
17. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet MemurlarıKanunu'nun "Zamanaşımı" kenar başlıklı 127. maddesininilgili kısmı şöyledir:
“Bu Kanunun 125 inci maddesinde sayılanfiil ve halleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hallerin işlendiğininöğrenildiği tarihten itibaren;
a) ...
b) Memurluktan çıkarma cezasında altı ayiçinde disiplin kovuşturmasına, Başlanmadığı takdirde disiplin cezası vermeyetkisi zamanaşımına uğrar.
Disiplin cezasını gerektiren fiil vehallerin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezasıverilmediği takdirde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar.”
B. UluslararasıHukuk
18. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"1. Herkes davasının, medeni hak veyükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız vetarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içindegörülmesini isteme hakkına sahiptir...
2. Bir suç ile itham edilen herkes,suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır."
19. Sözleşme'nin 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
"1. Hiç kimse, işlendiği zamanulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmaldendolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olancezadan daha ağır bir ceza verilemez."
20. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin7. maddesinde yer alan "suç oluşturmayan eylem" ifadesinden neanlaşılması gerektiğini de Sözleşme'nin 6. maddesinde yer alan "suç ileitham edilme" kavramına ilişkin ortaya koyduğu üç kıstas ileaçıklamaktadır.
21. AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralıfıkrasında yer bulan "suç ile itham edilme" kavramının tarafdevletlerin iç hukuklarındaki karşılıklarından bağımsız, otonom bir yapıya sahipolduğunu vurgulamaktadır (Adolf/Avusturya, B. No: 8269/78, 26/3/1982, §30). Yine AİHM'e göre tek başına "itham" kavramı daSözleşme'nin anlamı dâhilinde anlaşılmalıdır. Bu kapsamda "itham"kavramı yetkili makamlarca bir kişiye suç işlediği iddiasının resmî olarakbildirimi şeklinde açıklanabilir. Böyle bir tanım aynı zamanda şüphelikişilerin sonuçlarından büyük ölçüde etkilendikleri durumları da içine alır (Deweer/Belçika,B. No: 6903/75, 27/2/1980, §§ 42-46; Eckle/Almanya, B. No: 8130/78,15/7/1982, § 73).
22. AİHM, suç isnadını değerlendirirken üç kriter dikkatealmaktadır. Bunlar iç hukuktaki sınıflandırma, suçun türü ve cezanıntürü ile ağırlığıdır (Engel ve diğerleri/Hollanda [GK], B. No:5100/71, 5101/71, 5102/71, 5354/72, 5370/72, 8/6/1976, §§ 82, 83).
23. AİHM'e göre birinci kriterin diğer kriterlere göregöreceli olarak ağırlığı olsa da değerlendirme için birinci kriter ancak birbaşlangıç noktası oluşturur. Şöyle ki eğer taraf devletin iç hukuku bir eylemisuç olarak nitelendirmiş ise bu, 6. maddenin kapsamının uygulanması bakımındanbelirleyicidir. Ancak eğer ulusal hukukta böyle bir nitelendirme yok ise AİHMyine de başvuru konusu edilen cezai sürecin ulusal sınıflandırmasının ötesinebakacak ve maddi gerçeği inceleyecektir (Engel ve diğerleri/Hollanda, §81).
24. Sözleşme'nin 6. maddesinin kapsamının uygulanmasınıbelirleyecek daha önemli bir kriter olarak değerlendirilen (Jussila/Finlandiya[BD], B. No: 73053/01, 23/11/2006) suçun türü kriteri ise şufaktörlerin hesaba katılmasını gerektirmektedir:
i. Başvuruya konu cezai sürecin doğrudan -örneğin birmeslek grubu gibi- belirli bir gruba mı yönelik olduğu yoksa herkes içinbağlayıcılığı olan genel bir etki mi yarattığı (Bendenoun/Fransa, B. No:12547/86, 24/2/1994, § 47)
ii. Cezai sürecin kamu gücünü kullanan bir kamu otoritesitarafından yürütülüp yürütülmediği (Benham/Birleşik Krallık [BD], B. No:19380/92, 10/6/1996, § 56)
iii. Cezai sürecin cezalandırıcı ya da caydırıcı biramacının bulunup bulunmadığı (Öztürk/Almanya [GK], B. No: 8544/79,21/2/1984, § 53; Bendenoun/Fransa, § 47)
iv. Cezai sürecin sonunda öngörülen cezanınuygulanmasının bir suç tespitine bağlı olup olmadığı (Benham/Birleşik Krallık,§ 56)
v. Benzer cezai süreçlerin diğer taraf devletlerinhukuklarında nasıl sınıflandırıldığı (Öztürk/Almanya, § 53)
25. Üçüncü ve son kriter cezanın türü ve ağırlığıise 6. maddenin uygulanma kapsamının belirlenmesinde cezai sürecin sonundaöngörülen cezanın olası en yüksek miktarının da dikkate alındığını ortayakoymaktadır (Campbell ve Fell/Birleşik Krallık, B. No: 7819/77, 7878/77,28/6/1984, § 72; Demicoli/Malta, B. No: 13057/87, 27/8/1991, § 34).
26. AİHM'e göre Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai süreçlerbakımından kapsamının belirlenmesinde Engel ve diğerleri/Hollanda başvurusunailişkin kararda altı çizilen ikinci ve üçüncü kriterlerin birlikte uygulanmasıgerekli değildir. Yine de her bir kriterin ayrı ayrı analizi üzerinden sonucavarılamayan durumlarda kriterlerin kümülatif olarak değerlendirilmesine ilişkinbir yaklaşım da benimsenebilir (Bendenoun/Fransa, § 47).
27. AİHM, söz konusu üç kriteri uygulayarak sonucaulaştığı disiplin işlemine karşı yapılan bir başvuruda (Çelikateş vediğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 45824/99, 7/11/2000), kamu görevine girişile kamu görevine son verilmesi şartlarına karşı yapılan bir başvuruda (Sidabrasve Džiautas/Litvanya (k.k.), B. No: 55480/00 ve 59330/00, 1/7/2003) veanayasa ihlalleri nedeniyle cumhurbaşkanı aleyhine başlatılan itham sürecinekarşı yapılan bir başvuruda (Paksas/Litvanya [BD], B. No: 34932/04,6/1/2011, §§ 64-69) şikâyetlerin Sözleşme'nin 6. ve 7. maddelerinin kapsamıdışında kaldığı sonucuna varmıştır.
V. İNCELEME VEGEREKÇE
28. Mahkemenin 25/2/2021 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
29. Başvurucu; memur olarak atanmasına ilişkin işlemindayanağı olan yasal değişikliğin meslekten çıkarılma cezalarının zamanaşımınauğradığına ilişkin karardan sonra yapıldığını, daha önce tesis edilmişişlemlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldıracak şekilde yasamatasarrufunda bulunulduğunu, bunun hukuk güvenliği ilkesiyle bağdaşmadığınıbelirterek suçta ve cezada kanunilik ile cezaların şahsiliği ilkesinin ihlaledildiğini ileri sürmektedir. Öte yandan başvurucu özel hayata saygı hakkı veçalışma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
30. Bakanlık görüşünde; başvurucunun 22/11/2016 tarihlive 677 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında KanunHükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden çıkarıldığı, bu şekildememuriyetle ilişiğinin kesildiği, yürürlükteki mevzuat uyarınca bir daha kamugörevi üstlenmesi hukuken mümkün olmadığından memuriyet görevini sürdürdüğüsırada kamu personel hukuku ile ilgili hakkında tesis edilmiş bir işlemeilişkin mahkemelerce iptal veya ret kararı verilmesinin hukuki statüsündeherhangi bir değişikliğe yol açmayacağı vurgulanmıştır. Somut başvuru açısındanbaşvurucunun kişi yönünden yetkisinin bulunup bulunmadığınındeğerlendirilmesinde bu hususun dikkate alınmasının uygun olacağıbildirilmiştir. Diğer yandan 3201 sayılı Kanun'a eklenen geçici 28. madde ilebelirli koşulları taşıyan polis memurlarının başka bir kuruma naklenatanmalarının öngörüldüğü, anılan düzenlemenin amacının başvurucununcezalandırılması olmadığı, idarenin takdir yetkisi dâhilinde kamu yararı vekamu hizmetinin gerekliliklerinin sağlanması olduğu, bu sebeple konununAnayasa'nın 38. ve Sözleşme'nin 7. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceğibelirtilmiştir. Bahsedilen düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olup olmadığısorununu Anayasa Mahkemesinin 4/5/2017 tarihli ve E.2015/41, K.2017/98 sayılıkararıyla değerlendirdiği ve aykırılık olmadığı sonucuna vardığı ifadeedilmiştir. Emniyet mensuplarının yürüttüğü görevlerin gerek kamu güvenliğiningerekse kişilerin bireysel güvenliklerinin sağlanması yönünden son dereceönemli görevler olduğu, dolayısıyla devletin bu görevi yürütecek personelleçalışma ilişkisinin aynı mahiyette işler yapmayan diğer personelle çalışmailişkisinden farklı mahiyette olduğunun kabul edilmesi gerektiği, bu yönüylekanun koyucunun anılan kişiler yönünden daha sıkı sadakat ilişkisine dayalı birpersonel çalıştırma rejimi öngörerek meslekten veya memuriyetten atılmayıgerektirecek ağırlıkta görevle bağdaşmayan fiiller işleyen kişilerin başka kamukurum ve kuruluşlarına naklini hükme bağlamasında kamu yararının bulunmadığı vesöz konusu ölçütün objektif olmadığı veya adalet ve hakkaniyetle bağdaşmadığınınsöylenemeyeceği bildirilmiştir.
31. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanındahakkındaki ceza yargılamasında beraat kararı verilmesi üzerine ihraç kararınakarşı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonuna başvurduğunu, Bakanlıkgörüşünde yer alan "...bir daha kamu görevi üstlenmesi hukuken mümkünolmadığı..." ifadesinin talihsiz bir açıklama olduğunu belirtmiştir.Anayasa Mahkemesinin anılan kararının gerekçesinde kamu yararının gözetilmesineve objektif kriterlerin uygulanmasına vurgu yapıldığına ancak dava konusuettiği işlem tesis edilirken bu hususların gözetilmediğine dikkat çekmiştir.
B. Değerlendirme
32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).Başvurucu her ne kadar cezaların şahsiliği ilkesinin ihlal edildiğini ilerisürmüş ise de şikâyetin özü işlemin kanuni dayanaktan yoksun olduğu iddiasınayönelik olduğundan değerlendirmenin suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamdayapılması uygun görülmüştür. Başvurucu, özel hayata saygı hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüşse de başvurucunun iddiasının ilk bakıştatemellendirilmemiş olduğunun anlaşılması nedeniyle anılan iddia için ayrıcadeğerlendirme yapılmasına gerek bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıcabaşvurucu her ne kadar çalışma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise deAnayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadı (Serkan Acar, B. No: 2013/1613,2/10/2013) uyarınca çalışma hakkı Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesiile Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerin ortak koruma alanınagirmediğinden bu iddia yönünden de ayrıca değerlendirme yapılmasına gerekgörülmemiştir.
33. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre bireyselbaşvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiaedilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıraSözleşme'nin ve Türkiye’nin taraf olduğu Sözleşme'ye ek protokoller kapsamınada girmesi gerekir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalanhak ihlali iddiasını içeren başvurular bireysel başvurunun kapsamında değildir(Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
34. Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurubağlamında Anayasa'nın 38. maddesine ilişkin inceleme yetkisi, anılan maddeninnorm alanına dâhil olan her türlü yaptırımı kapsayacak şekilde geniş olmayıpSözleşme çerçevesinde suç isnadı olarak nitelenebilen yaptırımlarlasınırlı tutulmuştur. Diğer bir ifadeyle Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurudaAnayasa'nın 38. maddesi kapsamına giren her türlü yaptırımın değil sadeceAnayasa ile Sözleşme'nin ortak koruma alanına giren suç isnadı sayılanyaptırımların anılan maddedeki güvenceleri ihlal edip etmediğini denetlemeyetkisini haizdir (D.M.Ç, B. No: 2014/16941, 24/1/2018, § 33).
35. Anayasa'nın 38. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Kimse, işlendiği zaman yürürlüktebulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçuişlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir cezaverilemez."
36. Anayasa'nın 38. maddesinin birinci fıkrasında "Kimse,... kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz."denilerek suçun kanuniliği, üçüncü fıkrasında da "Ceza ve cezayerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur." ifadesine yerverilerek cezanın kanuniliği ilkesi getirilmiştir. Anayasa'nın 38.maddesinde yer alan "suçta ve cezada kanunilik" ilkesiuyarınca, hangi eylemlerin yasaklandığının ve bu yasak eylemlere verilecekcezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi bunailişkin Kanunun açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekir (D.M.Ç,§ 35).
37. Uyuşmazlığın suç ve cezalara ilişkin olması, ihlaliddiasının Sözleşme'nin 7. ve Anayasa'nın 38. maddesinin ortak koruma alanıkapsamında değerlendirilebilmesinin ön şartıdır. Bu durumda bireysel başvuruyakonu somut olayda, disiplin cezasının ve sonuçlarının -suçlarda ve cezalardakanunilik ilkesine yönelik ihlal iddiası açısından- Anayasa ve Sözleşme'ninortak koruma alanı içinde yer alıp almadığı belirlenmelidir.
38. Anayasa'nın 38. maddesi uyarınca kanunun suçsaymadığı bir fiilden dolayı bir kimsenin cezalandırılamayacağına ilişkin kuralbağlamında "kanunun suç saymadığı bir fiil" ifadesiylekastedilenin Sözleşme'nin 6. maddesinde yer alan "suç ile ithamedilme" kavramına ilişkin ortaya konulan kıstaslar ile uyumlu olarakaçıklanması gerekmektedir.
39. Suçların ve cezaların kanuniliği ilkesinden incelemeyapılabilmesi için bir suç isnadının varlığı gerekir. Suç isnadının özerk birkavram olması nedeniyle bir isnadın Anayasa'nın 38. ve Sözleşme'nin 7. maddesikapsamında olup olmadığının tespiti amacıyla üç ayrı kriter kullanılmaktadır.İlk olarak isnadın ulusal ceza mevzuatında suç olarak düzenlenipdüzenlenmediğine bakılmalı ve isnat edilen eylem, ulusal ceza mevzuatında suçaddedilmişse yapılan isnat diğer kriterlerin uygulanmasına gerek kalmadan suç isnadıolarak kabul edilmelidir (B.Y.Ç., B. No: 2013/4554, 15/12/2015, § 31).
40. İsnada konu eylemin ulusal mevzuatta suçaddedilmediği durumlarda ise eylemin suç karakteri ve özelliği taşıyıptaşımadığı ile eylem için öngörülen cezanın ağırlığı ve amacı dikkatealınacaktır. Bu bağlamda, disiplin hukuku çerçevesinde yapılan bir isnadıncezai anlamda bir suç isnadı olup olmadığının belirlenmesinde disiplincezasının belirli bir grubu mu yoksa herkesi mi bağladığı, caydırma vecezalandırma amacı içerip içermediği, ilgili suçun ceza hukukunda yer alansuçlarla benzerlik taşıyıp taşımadığı, uygulanan usullerin ceza hukukualanındaki yargısal usullere benzeyip benzemediği gibi faktörler dikkatealınacaktır (B.Y.Ç., § 32).
41. Buna göre ceza hukuku anlamında suçun herkestarafından işlenebilmesi mümkün iken genellikle bir kurumun iç işleyişiyle veyabir meslek grubunun faaliyetleriyle ilgili olan disiplin suçları, belli sıfata,mesleki unvana sahip kişiler tarafından işlenebildiğinden yalnızca belirli birgrubu bağlamakta ve bu nedenle cezai anlamda suç niteliği taşımamaktadırlar.Diğer taraftan disiplin hukuku kapsamında uygulanan bir yaptırımın ciddişekilde caydırıcı olması veya yaptırımın sonucunun belirli şartlar dahilinde-para cezasının ödenmemesi durumunda- hürriyeti bağlayıcı ceza ileilintilendirilmesi halinde mevzuatta disiplin suçu olarak düzenlenmiş olmasınarağmen cezai anlamda bir suçun mevcut olduğu kabul edilebilir (B.Y.Ç., §33).
42. Somut olayda başvurucu işlemiş olduğu eylemlernedeniyle 4 defa meslekten çıkarılması cezası ile cezalandırılmıştır. Dahasonra ise meslekten çıkarma cezasını verme yetkisinin zamanaşımına uğramasınedeniyle dosyası işlemden kaldırılmıştır. Söz konusu durumun ise 3201 sayılıKanun'un Geçici 28. maddesinde özel olarak düzenlenmesine bağlı olarakbaşvurucu Türkiye Halk Sağlığı Kurumu nezdinde memur olarak atanmıştır. Derecemahkemelerince tartışılan verilen cezanın niteliğinden ziyade atama işlemininhukuka uygun olup olmadığıdır. Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında somutbaşvuru değerlendirildiğinde başvurucuya isnat edilen siyasal partilere üyeolmak veya bunların yararına veya zararına çalışmak veya siyasal eylemlerdebulunmak eylemi 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda veceza hukuku mevzuatında suç olarak düzenlenmediği görülmektedir. Başvurucupolis memuru olarak görev yapmaktayken belirtilen eylem nedeniyle meslektençıkarma cezası almıştır. Başvurucuya uygulanan disiplin yaptırımının mesleğinyerine getirilmesine dair edimlere ilişkin bulunduğu açıktır. İsnat edileneylemin belirli bir meslek grubu tarafından gerçekleştirilmesinin mümkünolduğu, bu meslek grubunda yer almayan kişileri ilgilendirmediği ve disiplinyaptırımının hürriyeti bağlayıcı ceza sonucu doğurmadığı anlaşılmaktadır. Bunedenlerle başvurucuya yöneltilen isnadın disiplin hukuku alanında kaldığı vebaşvurunun bir suç isnadının karara bağlanmasına ilişkin bir uyuşmazlığı konuedinmediği açıktır.
43. Bu durumda başvurucunun meslekten çıkarma cezası ilecezalandırılması işlemi ve bu işleme bağlı olarak tesis edilen atama işlemininAnayasa'nın 38. maddesi ile Sözleşme'nin 7. maddesinin ortak koruma alanıkapsamında dikkate alınabilecek nitelikte olmadığının kabul edilmesigerekmektedir.
44. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizliknedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Suçların ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerindeBIRAKILMASINA 25/2/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.