TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
ORHAN YÜKSEL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/604)
Karar Tarihi: 10/12/2015
R.G. Tarih ve Sayı: 14/1/2016-29593
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Erdal TERCAN
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Selami ER
Başvurucu
:
Orhan YÜKSEL
Vekili
:
Av. Şakir Erkan GÖKSU
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, miras yoluyla intikal eden taşınmazlar üzerineyapılan gecekonduların sahiplerince açılan olağanüstü zamanaşımı ile zilyetliğedayalı tapu iptal ve tescil davalarının kabulüne karar verilmesi nedeniylemülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 21/1/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğininbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 21/4/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 18/7/2014 tarihinde, kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerininbir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine kararverilmiştir.
5. Bakanlığın 19/9/2014 tarihli görüş yazısı 30/9/2014 tarihindebaşvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular Bakanlığın cevabına karşıbeyanlarını 14/10/2014 tarihinde yasal süresi içinde ibraz etmişlerdir.
6. İkinci Bölümün 19/11/2015 tarihinde yaptığı toplantıdabaşvurunun, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanmasıgerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine kararverilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve ekleri ile dava dosyasında yer aldığışekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, babasının 13/12/1956 tarihinde vefatı ile bağvasfında olan taşınmazların tek mirasçısı olduğunu, 1970'li yıllardan sonra butaşınmazlar üzerine üçüncü kişiler tarafından gecekondu tabir edilen evler inşaedildiğini, 1989 ve 1998 yıllarında yapılan imar çalışmaları neticesindetaşınmazların arsa vasfına kavuştuğunu ve 20/6/2000 tarihinde adına tesciledildiğini belirtmiştir.
9. Gecekondularda mukim üçüncü kişilerce, 27793 ada 2, 27804 ada1 ve 2, 27820 ada 1 sayılı parsellerin 20/6/2000 tarihinde intikaline kadar 20yıldan fazla süreyle koşullarına uygun olarak tasarruf edildiği, tapukayıtlarının değerini yitirdiği ileri sürülerek tapu iptali ve tescil talebiyle14/9/2001 tarihinde başvurucu aleyhine Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesinde(Mahkeme) dava açılmıştır.
10. Mahkeme, 20/3/2003 tarihli ve E.2001/517, K.2003/164 sayılıkararı ile kazandırıcı zamanaşımı süresinin imar düzenlemesine kadargerçekleşmediği gerekçesiyle davayı reddetmiştir.
11. Temyiz üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 1/10/2003 tarihlive E.2003/4114, K.2003/6018 sayılı ilamı ile hükmün davacılar lehinebozulmasına karar vermiştir.
12. Başvurucu aleyhine, 1066 ada 21 parsel sayılı taşınmazıntapu iptali ve tescili talebiyle Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan2001/811 esas sayılı dava dosyasının asıl dosya ile birleştirilmesine kararverilmiş; başvurucu birleşen davada tüm davacılar aleyhine menimüdahaledavası açmıştır.
13. Mahkeme, 11/9/2008 tarihli ve E.2003/856, K.2008/291 sayılıkararında "1966 ada 22 parsel ikendeğişik tarihteki imar uygulaması sonucu 27804 ada 1,2 parseller olarak intikalgören taşınmazlarda davacı N.Y., D. K., A. K., H. Ü., G K.’un1974 yıllarından başlayan zilyetliklerinin kesintiye uğramaksızın nizasızherhangi bir mahkeme olmaksızın intikal tarihi olan 20.06.2000 tarihine kadardevam ettiği, halen bu yerlerin kullanımlarında olduğu, Medeni Kanun’un 713/2maddesinde belirlenen 20 yıllık sürenin dolmuş olduğu, bir kısım yerlerin yoldakaldığı bilirkişi ve krokide yer alan kısımların Çankaya Belediye Başkanlığıimar ve şehircilik müdürlüğü yazılarına göre ifrazlarının mümkün olmadığı hissetescilini de davacıların kabul ettiği, zilyetliğe dayalı kullanım sebebi ile men'i müdahale şartları oluşmadığı"gerekçesiyle davacılar lehine davanın kısmen kabulüne, birleşen dava yönündendiğer davacılar lehine davanın kısmen kabulüne ve başvurucunun davacıların menimüdahalesi talepli karşı davasının reddine kararvermiştir.
14. Temyiz istemi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 14/4/2009tarihli ve E.2009/553, K.2009/1857 sayılı ilamı ile "tapu maliki Hilmi Yüksel’in 13.12.1956 ölüm tarihinden ikinciimar uygulamasının yapıldığı 23.3.1998 ve intikal tarihi olan 20.6.2000tarihine kadar davacılar lehine kazanma koşullarının oluşmasına, Çankaya 5.Bölge Tapu Sicil Müdürlüğünün 2.4.2002 tarihli karşılık yazısına ve dosyaarasında bulunan tapu kayıtlarına göre öncesi 1966 ada 22 kadastro parseli olandava konusu taşınmazın 20.1.1989 tarihli birinci imar uygulamasında 25693 ada1,2,3,4,5,6,7,8,9 ile 25695 ada 1 ve 25687 ada 8 parsellerin oluşmasına,23.3.1998 tarihli ikinci imar uygulamasında 27804 ada 1,2 ve 5 parsellerinoluşmasına, dava konusu taşınmaz bölümlerinin ilk imar uygulamasında zemindekiyerlerinin ve maliklerinin değişmemiş olmasına, bir bölümünün imar yolundabırakıldığı ikinci imar uygulamasına kadar TMK.’nun713/2. maddesine göre davacılar lehine kazanma koşullarının oluşmasına, birkısım teknik bilirkişi raporlarındaki yüzölçümü hatasının düzenleme ortaklıkpayının (DOP) hesaba katılmamış olmasından kaynaklandığı anlaşılıp sonradandüzeltildiği" gerekçesiyle usul, yasa ve bozma gereklerineuygun tapu iptal ve tescil davasının kabule ilişkin bölümü ile karşıdavacıların açtıkları el atmanın önlenmesi ve yıkım davasının esasının reddineilişkin hüküm bölümlerinin onanmasına karar vermiştir. Davacı N.Y. ile birleşendosyanın davacıları N.E., A.E., S. E., A.K. ile H. Ü.nüntespit davalarına ilişkin ise dosya içeriğine, somut olayın koşullarına, imaruygulamasına göre bu yerlerin tespitinin istenmesinde davacıların hukuki yararıbulunduğu, taraf teşkili sağlandıktan sonra yasal hasım durumundaki Hazine veBelediyenin bildirmesi hâlinde deliller toplanıp, tartışılıp, değerlendirilerektespit koşullarının oluşması durumunda adı geçen davacıların tespitisteklerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken değişik gerekçelerle tespitisteklerinin reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden kararın buna ilişkinbölümünün bozulmasına karar verilmiştir.
15. Başvurucunun karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 8/10/2009tarihli ve E.2009/4032, K.2009/4630 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.
16. Bozma sonrası yargılamaya devam eden Mahkeme, 27/5/2010tarihli ve E.2009/380, K.2010/249 sayılı kararı ile Yargıtay ilamıdoğrultusunda davanın kabulüne karar vermiştir.
17. Başvuruya konu Mahkeme kararına dayanak olan 22/11/2001tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713. maddesinin ikinci fıkrasındayer alan "ölmüş ya da"kelimeleri Anayasa Mahkemesinin 17/3/2011 tarihli ve E.2009/58, K.2011/52sayılı kararıyla Anayasa'nın 2. ve 35. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptaledilmiş ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmiştir. Yürürlüğü durdurmakararı 2/4/2011 tarihli ve 27893 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanmıştır.
18. İlk Derece Mahkemesinin K.2010/249 sayılı kararı, aynıDairenin 19/12/2011 tarihli ve E.2010/6729, K.2011/7299 sayılı ilamı ileonanmıştır.
19. Karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 26/11/2012 tarihli veE.2012/2445, K.2012/11143 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.
20. Karar 24/12/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
21. Başvurucu 21/1/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
22. 4721 sayılı Kanun’un “Olağanüstüzamanaşımı” başlıklı (17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı mülga TürkMedeni Kanunu’nun 639 maddesiyle benzer) 713. maddesi şöyledir:
“Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazıdavasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğindebulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindekimülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.
Aynıkoşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya yirmi yıl önce (…)[“Bu fıkrada yer alan “…ölmüş ya da …” kelimeleri Anayasa Mahkemesi’nin17/3/2011 tarihli ve E.:2009/58, K.: 2011/52 sayılı Kararıyla iptaledilmiştir.”] hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunantaşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedide, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkınıntapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir. Tescil davası, Hazineyeve ilgili kamu tüzel kişilerine veya varsa tapuda malik gözüken kişininmirasçılarına karşı açılır.
Davanın konusu, mahkemece gazeteyle bir defave ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defailân olunur.
Son ilândan başlayarak üç ay içinde yukarıdakikoşulların gerçekleşmediğini ileri sürerek itiraz eden bulunmaz ya da itirazyerinde görülmez ve davacının iddiası ispatlanmış olursa, hâkim tescile kararverir. Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği andakazanılmış olur.
Davalılar ve itiraz edenler, aynı davada kendiadlarına tescile karar verilmesini isteyebilirler. Kararda, tescili istenilentaşınmazın niteliği, yeri, sınırları ve yüzölçümü belirtilir ve karara,uzmanlarca düzenlenen teknik bilgileri içeren krokisi de eklenir. Özel kanunhükümleri saklıdır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
23. Mahkemenin 10/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 21/1/2013 tarihli ve 2013/604 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
24. Başvurucu, murisinden intikal eden taşınmazlar üzerine1970'li yıllarda gecekondu tabir edilen inşaatlar yapıldığını, bu inşaatsahiplerince olağanüstü zamanaşımı ile zilyetliğe dayalı tapu iptal ve tescildavaları açıldığını; Mahkemenin, miras hakkını göz önünde bulundurmayarakaleyhine açılan tapu iptal ve tescil davasının kabulüne karar verdiğinibelirterek Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet ve miras haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin giderilmesi için duruşma, keşif vebilirkişi incelemesi yapılarak kendisine 1.600.000 TL maddi tazminatınyargılama giderleriyle birlikte ödenmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
25. Başvuruya konu edilen bir kısım taşınmazlara ilişkin dava,Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 14/4/2009 tarihli kararıyla Anayasa Mahkemesininbireysel başvuruları kabul etmeye başladığı 23/9/2012 tarihinden öncekesinleştiğinden inceleme konusu yapılmamıştır. Başvurucunun Yargıtay 8. HukukDairesinin 26/11/2012 tarihli kararıyla kesinleşen davaya konu ettiğitaşınmazlar yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası açıkça dayanaktanyoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik nedenlerindenherhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle 26/11/2012 tarihli karar ilekesinleşen konuyla sınırlı olarak başvuruya ilişkin kabul edilebilirlik kararıverilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
26. Başvurucu, murisinden kalan taşınmazın olağanüstü zamanaşımınedeniyle başkaları adına kaydedilmesine karar verildiğini, dayanılan Kanunhükmünün Anayasa Mahkemesi tarafından mülkiyet hakkına aykırı olduğugerekçesiyle iptal edildiğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğiniileri sürmektedir.
27. Bakanlık, başvurucunun mülkünün elinden çıkmasına üçüncükişilerce açılan dava sonucunda karar verildiği, devletin bir müdahalesininbulunmadığı ancak devletin etkili iç hukuk yolları ihdas etmek gibi pozitifyükümlülüklerinin bulunabileceği yönünde görüş bildirmiştir.
28. Başvurucu ise Bakanlığın görüşüne karşı; bilirkişi raporuylataşınmazlarının tamamının tarım arazisi olarak nitelendirildiğini, davanınkısmen kabul edilebilmesi mümkün olduğu hâlde reddedildiğini, bu nedenlemülkiyet hakkının ihlal edildiğini beyan etmiştir.
29. Anayasa’nın “MülkiyetHakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
30. Anayasa'nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
31. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) Ek (1) No.luProtokol’ün “Mülkiyetin korunması”kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
32. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye, başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren birhaktır. Anayasa’ya göre bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunlasınırlama getirilebilir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının mutlakbir hak olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği belirtilmiştir(Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 28, 32).
a. Müdahalenin Niteliği
33. Bireysel başvuru, devlet tarafından kamu gücü kullanılarakbireylerin temel haklarına yapılan müdahaleler sonucu meydana gelen hakihlallerini gidermek amacıyla ihdas edilmiş ikincil bir koruma mekanizmasıolmakla birlikte kimi durumlarda özel kişiler arası ilişkiler sonucu özelkişilerin birbirlerinin haklarına yaptıkları müdahalelerde devleteatfedilebilecek sorumluluklar bulunabilmektedir. Bu durumlarda bireysel başvurukonusu yapılan dava, sadece adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmeklekalmayıp özel kişiler tarafından başlatılan süreç sonucu etkilenen diğer haklaryönünden de incelenebilir (Türkiye EmeklilerDerneği, B. No: 2012/1035, 17/7/2014, § 34).
34. Mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekildekullanılabilmesi, yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı olmayıpözellikle başvurucuların kamu makamlarından meşru beklentilerinin olduğutedbirler ile mülkünden etkili bir biçimde yararlanabilmeleri arasında doğrudanbir bağ bulunduğu durumlarda ayrıca pozitif koruma önlemlerinin de alınmasıgerekmektedir (Öneryıldız/Türkiye, B. No: 48939/99, 30/11/2004, §134).
35. Bunun yanında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ulusalmakamların iç hukuk ve olaylara ilişkin yorumunun açık biçimde Sözleşmedeğerleriyle uyumsuz ve keyfî olmaması gerektiğini, ulusal mahkemelerin de içhukuku yorumlarken AİHM’in yorumladığı şekliyle Sözleşme’ye en uygun yorumu tercih etmeleri gerektiğinivurgulamaktadır (Pla ve Puncernau/Andora,B. No: 69498/01, 13/7/2004, §46,059,062).
36. Bu bağlamda devletin temel amaç ve görevlerini tanımlayanAnayasa’nın 5. maddesi, kişinin temel hak ve hürriyetlerini sınırlayanengelleri kaldırmayı ve insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi içingerekli şartları hazırlamayı hukuk devletinin gereği olarak kabul etmektedir.Bahsedilen Anayasa hükmünün gerekçesinde devletin hak ve hürriyetleringerçekleştirilmesine yardımcı olması gereğinin benimsendiği ifade edilmiştir.Anayasa’nın pek çok maddesinde düzenlemeye konu hakkın korunması vegerçekleştirilmesi için devletin alacağı tedbirlerden bahsedilmektedir (Türkiye Emekliler Derneği, § 38).
37. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında bulunan temelhaklara özel hukuk kişileri tarafından yapılan müdahaleler sonucu bireylerinhaklarının zarar gördüğü kimi durumlarda devlete atfedilebilecek sorumluluklarbulunabilir. Devletin bu tür haksız müdahalelere karşı mülkiyet hakkınınkorunması için etkili iç hukuk yolları ihdas ederek yapılan müdahalelere karşıözellikle mahkemelere başvurmak suretiyle bireylerin koruma talepedebilmelerini sağlaması ve yapılacak yargılamalarda özel kişilerin çatışanhakları arasında tercih yaparken mahkemelerce Anayasa’ya uygun yorumla temelhakların korunması gerekmektedir. Böylelikle devlet, etkili bir iç hukuk yoluihdas ederek adalet ve hakkaniyete uygun bir yargılama ortamı oluşturaraküzerine düşen görevi yerine getirmiş olacaktır (Türkiye Emekliler Derneği, § 39).
38. Anayasa’nın 35. maddesi ve (1) No.lu Protokol’ün 1. maddesibenzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer vermiştir. Her iki düzenleme de üçkural ihtiva etmektedir. Sözleşme’nin ilk cümlesi herkese mülkünden barışçılyararlanma hakkı verirken Anayasa daha geniş manada mülkiyet hakkınıtanımaktadır. Düzenlemelerin ikinci cümleleri ise kişilerin hangi koşullardamülkünden yoksun bırakılabileceğini ya da kişilere ait mülkiyetin hangikoşullarla sınırlandırılabileceğini hüküm altına almaktadır (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:2013/1301, 30/12/2014, § 46).
39. Her iki düzenlemenin üçüncü cümleleri ise mülkiyetinkullanımının kontrolü ya da düzenlenmesine ilişkindir. Anayasa’nın 35.maddesinin son fıkrası mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırıolamayacağı şeklinde hakkın kullanımına ilişkin genel bir ilkeye yer verirken Sözleşme’ye Ek (1) No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ikincifıkrası devletlere mülkiyeti kamu yararına düzenleme yetkisi tanımakta vevergiler, diğer katkılar ile cezaların tahsili konusunda gerekli gördükleriyasaları uygulama konusundaki haklarını saklı tutarak taraf devletlerin genelyarara uygun olarak “mülkiyetin kullanımını kontrol” yetkisine sahipolduklarını kabul etmektedir. Bununla beraber Anayasa’nın birçok maddesi ilgiliolduğu hususta devlete mülkiyetin kullanımının kontrolü ya da mülkiyetidüzenleme yetkisi vermektedir (NecmiyeÇiftçi ve diğerleri, § 47).
40. AİHM’e göre ikinci ve üçüncükurallar, mülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesi şeklinde ifade edilen birincikuralın özel görünüm şekilleridir ve bu nedenle genel nitelikli birinci kuralınışığı altında anlaşılmaları gerekmektedir (Jamesve diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 8793/79, 21/2/1986, §37).
41. Somut olayda başvurucu, murisinden kalan taşınmaza ilişkinolarak üçüncü kişilerce olağanüstü zamanaşımı nedeniyle açılan tescil davasındaMahkemece, 4721 sayılı Kanun’un 713. maddesinde yer alan zamanaşımı süreleriyleilgili genel hükmün uygulanması sonucu dava konusu taşınmaz parçalarındamülkiyet hakkını kaybetmiştir. Bahsedilen hüküm, 4721 sayılı Kanun’un eşyahukukunu düzenleyen dördüncü kitabının taşınmaz mülkiyetini düzenleyen ikincibölümünde yer almakta olup başka amaçların yanında taraflar arasında toprakmülkiyeti ve kullanımı konusundaki zamanaşımı sürelerini düzenlemek amacıylagetirilmiştir. Devletin bu düzenlemedeki amacı kişileri kamu yararı gereğimülklerinden mahrum bırakmak olmayıp yirmi yıldan uzun süre fasılasız venizasız kullanılan taşınmazın mülkiyet hakkının kime ait olduğunun düzenlenmesiolduğundan somut başvurunun, devletin mülkiyetin kullanımının kontrolü ya damülkiyeti düzenleme yetkisi kapsamında mülkiyet hakkının üçüncü kuralıçerçevesinde incelenmesi gerekmektedir.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
i. Kanunilik
42. Başvurucu, 4721 sayılı Kanun’un 713. maddesinde yer alan “ölmüş” kelimesinin 17/3/2011 tarihliAnayasa Mahkemesi kararıyla iptal edildiğini, bu nedenle murisinden kalantaşınmazının başkası adına tescilinin kanuni olmadığını iddia etmiştir.
43. Anayasa’nın 35. ve 13. maddeleri mülkiyet hakkınagetirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılmasıgerektiğini hüküm altına almaktadır. AİHM, yasada öngörülen koşulları, birdiğer ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarak istikrar kazanmış yargıkararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş ilkelerin de hukukilikşartını karşılayabildiğini kabul ederken (Malonei/İngiltere, B. No: 8691/79, 2/8/1984, §§ 66-68) Anayasa, tümsınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağını öngörerek Sözleşme’den daha geniş bir koruma sağlamaktadır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 31).
44. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının dabireylerin davranışlarının sonucunu öngörebilecekleri kadar hukuki belirliliktaşıması, bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıpsağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Türkiye Emekliler Derneği, § 39).
45. “Belirlilik” ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil, dahageniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Erişilebilir, bilinebilir veöngörülebilir olmak gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluylayasalar, mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukukibelirlilik sağlanabilir. Asıl olan, muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altındabelirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkünkılacak bir normun varlığıdır (AYM, E.2009/9, K.2011/103, 16/6/2011).
46. Anayasa'nın 153. maddesinin ikinci fıkrası gereği, AnayasaMahkemesince iptal edilen kanun hükmü, iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihte, Anayasa Mahkemesince dahaileri bir tarih belirlenmiş ise belirlenen tarihte yürürlükten kalkacaktır.Aynı maddenin dördüncü fıkrası gereği ise Anayasa Mahkemesi iptal kararlarıgeriye yürümeyecektir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesince iptal edilen bir kanunhükmü, iptal kararının yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla yürürlükten kalkacakve iptal kararları geriye yürümeyeceği için de bu kanun hükmüne göre tesisedilmiş işlemler geçerliliklerini sürdürecektir. Nitekim AİHM de hukukikesinlik ilkesi gereği anayasa mahkemelerinin iptal kararlarının geriye dönükolarak haklar tesis etmeyeceğini belirtmiştir (Benzer yöndeki AİHM kararlarıiçin bkz. H.R./Almanya, B. No:17750/91, 30/6/1992; J.R./Almanya,B. No: 22651/93, 18/10/1995; Mika/Avusturya,B. No: 26560/95, 26/6/1996).
47. Somut başvuruya konu davada Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin17/3/2011 tarihli iptal kararından önce 11/9/2008 tarihli kararıyla 14/9/2001tarihinde açılan davada dava sürecinde yürürlükte olan 4721 sayılı Kanun’un713. ve mülga 743 sayılı Kanun’un 639. maddelerinde yer alan hükümleredayanarak başvurucunun murisinin 1956 yılında vefat ettiğini, davacıların 1974yılından itibaren taşınmazı nizasız olarak 2000 yılına kadar kullandıklarını,başvurucunun taşınmazı 2000 yılında adına kaydettirdiğini tespit ederekdavacılar lehine olağanüstü zamanaşımı nedeniyle tescil koşullarının oluştuğukanaatine ulaşmış ve taşınmazın davacılar lehine tesciline hükmetmiştir.Yargıtay tarafından yapılan son temyiz yargılamasında ise Daire, bahsedilenkoşulların dava tarihi itibarıyla oluştuğunu gözeterek Anayasa Mahkemesi iptalkararını dava konusu olaya uygulamamıştır.
48. Somut davada uygulanan 4721 sayılı Kanun’un 713. ve mülga743 sayılı Kanun’un 639. maddelerinde yer alan hükümler erişilebilir,bilinebilir ve muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne türsonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak nitelikte olup AnayasaMahkemesinin 17/3/2011 tarihli iptal kararına kadar hüküm ifade ettikleriaçıktır. Anayasa Mahkemesi iptal kararı ise geçmişe dönük olarak başvuruculehine bir hak doğurmamaktadır.
49. Bu durumda mevcut düzenlemelerin, başvurucuların mevcutkoşullarda makul kabul edilebilecek bir ölçüde davranışlarının sonuçlarını davatarihi itibarıyla öngörmelerini sağlamaya yetecek hukuki belirlilik taşıdığınınve müdahalenin hukuki dayanağının yeterli açıklıkta bulunduğunun kabulügerekir.
ii. Meşru Amaç
50. Kamu yararı kavramı, genel bir ifadeyle özel veya bireyselçıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Bütünkamusal işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirme hedefine yönelmekdurumundadır. Kamu yararı, doğası gereği geniş bir kavramdır. Yasama ve yürütmeorganları toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak neyin kamu yararına olduğunubelirlemede geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Kamu yararı konusunda biruyuşmazlığın çıkması hâlinde ise uzmanlaşmış ilk derece ve temyiz yargılamasıyapan mahkemelerin uyuşmazlığı çözmek konusunda daha iyi konumda olduklarıaçıktır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde, açıkça dayanaktanyoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkili kamu organlarının kamu yararıtespiti konusundaki takdirine müdahalesi söz konusu olamaz (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, §§ 34, 35,36).
51. Devlet, düzenlemelerle bireylerin taşınmaz mülkiyetlerinisürdürmeleri için olumlu eylemlerde bulunmalarını zorunlu tutabilir. Birçokülkede bulunan olağanüstü zamanaşımı ile taşınmazın mülkiyetini veya mülkiyethaklarının bir kısmını kazandırıcı düzenlemeler, taşınmaz üzerinde mülkiyethaklarının kullanımında hukuki belirliliği sağlamaya yönelik olup bu türdüzenlemeler açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemez sonuçlardoğurmadığı sürece devletin takdir yetkisi içinde kabul edilmelidir (Benzeryönde AİHM kararları için bkz. Denev/İsveç,B. No: 12570/86, 18/1/1989; J.A. Pye (Oxford) Ltd. ve J.A. Pye(Oxford) Land Ltd./Birleşik Krallık, B. No: 44302/02, 30/7/2007, §§74, 83).
52. 4721 sayılı Kanun’un 713. maddesiyle, ölmüş kişiye aittaşınmazın 20 yıldan uzun bir süre davasız ve aralıksız kullanılması hâlindezilyet lehine tescil hakkı verilmektedir. Kanun koyucu, taşınmaz mülkiyeti vetaşınmazın kullanım hakkına ilişkin olarak toprak mülkiyetinin atıl kalmaması, kullanılarak ekonomiye katkı sağlanmasınıntemin edilmesi amacıyla bu konudaki hukuki güvenliği ve belirliliği sağlamayadönük olarak ölmüş kişinin taşınmazını adına tescil ettirmeyen varisi iledavasız ve aralıksız 20 yıl zilyetliği bulunan kişi arasında yarışan haklaryönünden ikincisi lehine bir düzenleme yapmıştır.
53. 4721 sayılı Kanun’un 713. maddesiyle hedeflenen 20 yıllıkolağanüstü zamanaşımı süresi öngören düzenleme, her ne kadar daha sonra AnayasaMahkemesi tarafından kısmen iptal edilmiş ise de başvuru konusu dava, tarihiitibarıyla meşru bir amaca yönelik olup söz konusu davada ilgili hükmünuygulanmasıyla Anayasa Mahkemesinin 17/3/2011 tarihli iptal kararından öncegerçekleşen müdahalenin kamu yararı amacı taşımadığı söylenemez.
iii. Ölçülülük
54. Anayasa’nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyet haklarıancak kanunun öngördüğü usullerle ve kamu yararı gereği sınırlandırılabilir.Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyethaklarının sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ilebireyin hakları arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir.
55. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”, “gereklilik” ve“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”, öngörülenmüdahalenin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını;“gereklilik”, ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasınıyani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaçarasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, 19/12/2013, §38).
56. AİHM; bireylerin, değeriyle orantılı makul bir bedelödenmeden mülklerinden mahrum edilmeleri hâlinde yapılan müdahalenin ölçülüolmadığına hükmetmektedir. Bununla beraber Sözleşme ile korunan mülkiyet hakkıher durumda tam bedelin ödenmesini güvence altına almamaktadır. Ekonomik reformya da sosyal adaleti gerçekleştirmek gibi geniş çaplı tedbirleri uygulamayayönelik istisnai durumlarda meşru kamu yararı amacıyla yoksun bırakılanmülkiyetin piyasa değerinin altında ödeme yapılmasını ölçülülük ilkesine aykırıbulmayabilmektedir (Sporrong ve Lönnroth/İsveç,B. No: 7151/75, 72/52/75, 23/9/1982, § 69; Jamesve diğerleri/Birleşik Krallık, § 54; Papachelas/Yunanistan, B. No: 31423/96, 25/3/1999, §48; Lithgow ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No:9006/80…, 8/7/1986 §§ 120,121).
57. Anayasa ve Sözleşme’de yer alan veyukarıda yer verilen üçüncü kurallar devlete, mülkiyetin kullanımı veyamülkiyetten yararlanma hakkını kontrol etme ve bu konuda düzenleme yetkisivermektedir. Mülkiyetten yoksun bırakmaya göre daha geniş takdir yetkisi verendüzenleme yetkisinin kullanımında da yasallık, meşruluk ve ölçülülükilkelerinin gereklerinin karşılanması kural olarak aranmaktadır (Benzer yöndekiAİHM kararı için bkz. Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010,§§ 83, 84). Buna göre mülkiyet hakkının düzenlenmesi yetkisi de kamu yararıamacıyla ve kanunla kullanılmalıdır. Bunun yanında ölçülülük ilkesi gereğimülkiyetten yoksun bırakmada aranan tazminat ödeme yükümlülüğü, davanınkoşullarına bağlı olarak düzenleme yetkisinin kullanıldığı durumlardagerekmeyebilmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Depalle/Fransa, § 91).
58. Somut başvuruya konu davada taşınmazın mülkiyeti devleteintikal etmemiş, özel kişiler arasında olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı hükmügereği el değiştirmiştir. Mülkiyetin devlete geçmediği kimi durumlarda dabireylerin oluşan zararlarında devlete atfedilebilecek sorumluluklarbulunabilir ve bu nedenle tazminat ödeme yükümlülüğü doğabilir. Bu konudakitespitin her davanın özel koşulları çerçevesinde değerlendirilmesigerekmektedir.
59. Mülkiyetin kullanımını düzenleyen kanun ve uygulamaların daelde edilmek istenen kamu yararıyla bireysel menfaatler arasında adil bir dengekurması yani ölçülü olması gerekmekle birlikte mülkiyetten yoksun bırakanuygulamalar gibi bireyin kişisel menfaati ile toplumun genel menfaati arasındadengeyi sağlamak için her zaman tazminat ödenmesi gerekmez (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, § 65).
60. Somut başvuruya konu davada başvurucunun murisi 1956 yılındavefat etmiş ancak başvurucu mirası devralmamış, dava konusu taşınmazı 1974yılından itibaren burada gecekondu tabir edilen konutlar inşa eden kişileraralıksız ve davasız olarak kullanmışlardır. Başvurucu 2000 yılında taşınmazıadına tescil ettirmiştir. Davacı kişilerin zilyetliğinin aralıksız ve davasızolarak 1974 yılından 2000 yılına kadar sürdüğü konusunda bir uyuşmazlıkbulunmamaktadır.
61. 4721 sayılı Kanun’un çeşitli hükümlerinde taşınmaz malikinintaşınmazına yapılan haksız müdahaleleri önleyici ve haksız kullanımı tazminedecek mekanizmalar düzenlenmiştir. Kanun’un 683. maddesinde malikin, malınıhaksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibiher türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebileceği belirtilmiştir.Somut davada başvurucuya murisinden 1956 yılında kalan taşınmaz, 1974 yılından2000 yılında kadar başkaları tarafından kullanıldığı hâlde başvurucu, bukişilerden kullanım bedeli talep edecek bir istihkak davası veya üçüncükişilerce el atmanın önlenmesi amacıyla bir dava açmamıştır. Başvurucu 20yıllık hak düşürücü süre içinde herhangi bir dava açarak zamanaşımı süresinikesme olanağına sahip olup bahsedilen süre, başvurucunun taşınmazın mülkiyetinikaybetmemesi için taşınmazı kullanan üçüncü kişiler aleyhine dava açması ve biruyuşmazlık yaratması için yeterli bir süredir.
62. Aynı şekilde başvurucu, dava açmasa bile taşınmazları tapudamirasa dayanarak adına tescil ettirmek suretiyle de olağanüstü zamanaşımı ilekazanmayı engelleyebilecek imkâna sahip olup bu haktan yaklaşık 46 yıl boyuncayararlanmamıştır.
63. Taşınmazın mülkiyetinin devletin kusuru olmaksızınolağanüstü zamanaşımı nedeniyle üçüncü kişilere geçtiği durumlarda devletintazminat sorumluluğunu kabul etmek taşınmazların kullanımı ve diğer mülkiyethaklarında belirliliği sağlamaya yönelik zamanaşımı sürelerinin amacına aykırıolacaktır. Bireylerin diğer özel kişilerin eylemlerine karşı haklarını korumakiçin etkili hukuk yollarının bulunduğu bu durumlarda hak düşürücü sürelereuymamalarından kaynaklanan kayıpları için devletin tazminat sorumluluğubulunduğu kabul edilemez.
64. Nitekim AİHM, benzer nitelikte bir başvuruda 12 yıllıkzamanaşımı süresi ile mülkiyet haklarının zilyet tarafından elde edilmesinedeniyle taşınmazı elinden çıkan başvurucunun şikâyetini, Birleşik Krallık’ta uzunca bir süredir yerleşik olan sistemin mevcudiyetineişaret ederek bu tür düzenlemelerin, mevzuatı kabul edilemez duruma getirecekkadar alışılmışın dışında sonuçlar doğurmadığı sürece devletin takdir alanıiçinde kaldığını kabul edip başvuranın 12 yıl boyunca dava açma imkânıbulunduğunu gözeterek yerinde bulmamış ve mülkiyet hakkının ihlal edilmediğinekarar vermiştir (J.A. Pye(Oxford) Ltd. ve J.A. Pye (Oxford) Land Ltd./BirleşikKrallık, §§ 83, 84, 85).
65. Bu durumda toprak mülkiyetinin; atıl kalmaması, kullanılarakekonomiye katkı vermesinin temin edilmesi amacıyla hukuki belirliliği sağlamayayönelik 20 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin meşru amacı ile başvurucununmevcut hukuk sisteminde sahibi olduğu mirası devralma hakkını 46 yıl boyunca,gecekondu sahipleri aleyhine dava açma hakkını ise 26 yıl boyunca kullanmayarakdava konusu taşınmazın mülkiyetini kaybetmesi karşılaştırıldığında mülkiyethakkının gerektirdiği adil dengenin bozulmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
66. Belirtilen nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 35.maddesinde güvence altına alınan mülkiyet haklarının ihlal edilmediğine kararverilmesi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Celal Mümtaz AKINCI bu görüşekatılmamışlardır.
V. HÜKÜM
Açıklanan nedenlerle;
A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR, SerruhKALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Celal Mümtaz AKINCI’nın karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasınaOYBİRLİĞİYLE
10/12/2015 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Başvurucu hakkında ilk derece Mahkemesince verilen davanın reddikararında ve bunu onayan (akabinde de karar düzeltme işlemini reddeden)Yargıtay 8. Hukuk Dairesi kararında “norm” olarak 4721 sayılı Medeni Kanunu’nun713. maddesinde yer alan “…ölmüş ya da” ibarelerigerekçelere esas alınmışsa da; dava Yargıtay’da temyiz incelemesinde ikenAnayasa Mahkemesi’nin 17.3.2011 tarih ve E.2009/58, K.2011/52 sayılı kararı ileiptal edilmiş ve bu iptal kararı yine henüz temyiz istemi hakkında bir kararverilmeden 23.7.2011 tarih ve 28003 sayılı Resmi Gazete’deyayımlanmış; Yargıtay 8. Hukuk Dairesi ise yayımlanan bu iptal kararısonrasında 19.12.2011 tarihinde “ONAMA”ve 26.11.2012 tarihinde ise “Karar Düzeltme İsteminin Reddi” kararı vermiştir.
Anayasa’nın 153.maddesinin son fıkrasında “Anayasa Mahkemesi kararları ResmiGazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme veyargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.”denilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin 17.3.2011 tarihli iptal kararının her nekadar bir itiraz mahkemesince yapılmış başvuru üzerine somut norm denetimisonucu verilmiş bir karar olsa da gerek yukarda işaret edilen Anayasa hükmü,gerek “hukuk devleti” ilkesi (Anayasa Madde 2) uyarınca, kesin hüküm halinialmamış tüm hukuki uyuşmazlıklara (davalara) derhal uygulanması gerekmektedir.İlk derece mahkemesi kararının verildiği tarihte yürürlükte olan kural (MedeniKanunun 713. maddesindeki “…ölmüş ya da …” ibaresi), bu hükmün temyiziaşamasında Resmi Gazete’de 23.7.2011 tarihindeyayımlanan iptal kararıyla hukuk dünyasında geçerliliğini kaybettiği gibi;kuralla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nce iptal tarihi (17.3.2011) itibariyleYÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI kararı daverildiği dikkate alındığında, temyiz merciinin artık 23.7.2011 tarihiitibariyle anılan önceki kuralı dikkate almadan temyiz incelemesini yapması icab ederdi. Esasen uygulamada gerek Danıştay gerekYargıtay’ın yerleşik uygulamasının bu doğrultu da olduğu görülmektedir. Oysadavanın somutunda bu lazımeye riayet edilmeden temyiz inlemesi yapılmış ve önceonama, akabinde de karar düzeltme isteminin reddi yolunda kararlar verilmiştir.Bu suretle temyiz merciince tesis edilen kararlardaki vaki takdir zaafı,sonuçta başvurucunun mülkiyet hakkının özünün ortadan kalkması sonucunudoğurmuştur.
Açıklanan nedenlerle;başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde belirtilen mülkiyet hakkının ihlâledildiği sonucuna vardığımızdan; çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyoruz.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
KARŞIOY YAZISI
1. Başvurucu, 1956 yılında vefat eden murisinden kalantaşınmazları 20/6/2000 tarihinde kendi adına tapuya tescil ettirmiş, ancak aynıtaşınmazları 1974 yılından beri tasarruflarında bulunduran bazı kişiler(gecekondu sahipleri) 14/9/2001 tarihinde Türk Medeni Kanunu’nun 713. maddesigereğince tapu iptali ve tescil talebiyle dava açmışlardır.
2. Taşınmazları tasarruflarında bulunduran kişilerin davaaçtıkları tarihte taşınmazların tapuda kayıtlı bir maliki bulunduğu ve bumalikin (başvurucu) sağ olduğu açıktır. Bu nedenle TMK 713. maddesindekikoşullara uygun olmayan talebin reddi gerekirken, olay 2000 yılından öncekiduruma göre değerlendirilerek, başvurucunun murisinin TMK 713. maddesindeöngörülen yirmi yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu tarihte ölmüş olduğunoktasından hareketle, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin kararı doğrultusundataşınmazların gecekondu sahipleri adına tesciline karar verilmiştir.
3. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, 713. maddenin ikincifıkrasındaki “ölmüş ya da”ibaresini 17.3.2011 tarihli, Esas:2009/58, Karar:2011/52 sayılı kararıyla iptaletmiş, bu karar Resmi Gazete’nin 23/7/2011 tarihli, 28003 sayılı nüshasındayayımlanmıştır.
4. Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasına göre “Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemenyayımlanır ve yasama, yürütme ve yargıorganlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar”.
5. Taşınmazlarda inşa edilen gecekondularda mukim kişilerinaçtığı dava, henüz karar düzeltme safhasında iken Anayasa Mahkemesinin ilgilikararı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Buna göre, henüzkesin hükümle sonuçlanmamış olan davanın, Anayasa Mahkemesinin “ölmüş” kelimesini iptal eden kararıdoğrultusunda sonuçlandırılması gerekmektedir. Bu durumda, Anayasa Mahkemesikararlarının geriye yürümezliği ilkesi gereğince dava tarihinde uygulanabilirolan “ölmüş” kelimesinin iptalkararından sonra dahi geçerliliğini koruduğundan söz edilemez. AncakYargıtay’ın onama kararı 19.12.2011,karar düzeltme talebinin reddi kararı da 26.11.2012tarihlidir.
6. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin “ölmüş”kelimesinin Anayasa Mahkemesince iptali konusunda bir değerlendirmeyi vegerekçeyi de ihtiva etmeyen kararında bariz bir takdir hatası olduğu, bunedenle başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği kanaatindeyim.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞI OY
Başvurucu, miras yoluyla intikal eden taşınmazların işgalisuretiyle, üzerlerine yapılan gecekonduların sahiplerince açılan, olağanüstüzamanaşımı ile zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescili davalarının kabulünekarar verilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikayet etmektedir.
Olayda uygulanacak MedeniKanun'un 713. maddesine göre, tapu kütüğüne kayıtlı olmayan veya malikinin kimolduğunun tapu kütüğünden anlaşılamayan veya malikinin yirmi yıl önce ölmüş yada hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunantaşınmazların olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı ile mülkiyetinin kazanılmasımümkündür.
Bu madde hükmüne göre, Tapu kütüğünekayıtlı bulunan ve malikinin kim olduğu bilinen taşınmazların mülkiyetinin,olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı sonucu kazanılmasının mümkün olmadığıaçıktır.
TMK 713. maddesinin getirilişamaçlarından en önemlisi tapu kütüğünde kayıtlı olmayan veya malikinin kimolduğu anlaşılamayan veya malikinin yirmi yıl önce ölmüş veya hakkında gaiplikkararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazların atıl kalmaması, kullanılarak ülke ekonomisine katkısağlamasını temindir. Ancak bu amaç temin edilirken mülkiyet hakkına müdahaleteşkil edecek uygulama ve yorumlardan kaçınılmalı, mülkiyet hakkınınkorunmasına öncelik tanınmalıdır.
Başvuru konusu yargılamasürecinde, Anayasa ve Kanun tarafından korunan tapuda kayıtlı mülkiyethakkının, zilyetlik yoluyla mülkiyet kazanımına tercih edildiği ve tapudakayıtlı mülkiyet hakkının ihlal edilerek, işgalci durumundaki gecekonducularazilyetliğe dayalı hak verildiği kanısındayım.
Olayda zilyetlikmülkiyete nasıl tercih edilmiştir? Sorusunun cevabına gelince; TMK 713/2fıkrasına göre hak sahibi olabilmek için öncelikle “maliki tapu kütüğündenanlaşılamayan veya yirmi yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmişbir kimse....” olması gerekmektedir. Başvuruya konuolayda ihtilaf konusu taşınmazlar başvurucunun babası Hilmi YÜKSEL adınakayıtlıdır. Yani malikin tapu kütüğünden anlaşılamaması gibi bir durum sözkonusu değildir. Malik tapu kütüğüne göre Hilmi YÜKSEL, O'nun ölümü üzerine de(TMK705/2 hükmüne göre) başvurucu Orhan YÜKSEL'dir.Taşınmazlar üzerine gecekondu yapan “işgalciler”, tapu kütüğünde bir araştırmayapmış olsalardı, dava konusu taşınmazların malik hanesinin boş olmadığını,tapuda malik hanesinde Hilmi YÜKSEL'in adınınbulunduğunu, Hilmi YÜKSEL'in ölümü üzerine de TMK705/2 uyarınca taşınmazların başvurucu Orhan YÜKSEL'eintikal etmiş olduğunu anlayacaklardı.
TMK 705. maddesi, “Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması” başlığınıtaşımaktadır. 705. maddesinin birinci fıkrasında taşınmaz mülkiyetinin tescilile kazanılacağı, (bu başvuru açısından önemli olduğunu düşündüğümüz) ikincifıkrasında ise, “MİRAS, mahkemekararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleriile kanunda öngörülen diğer hallerde MÜLKİYET TESCİLDEN ÖNCE KAZANILIR. Ancak, bu hallerde malikin tasarrufişlemleri yapabilmesi mülkiyetin tapu siciline tescil edilmiş olmasına bağlıdır.”denilmektedir. 705 son hükmüne göre malik Orhan'ın, satış, kira, ipotek vb. tasarrufi işlemleri yapabilmesi için mülkiyetin tapukütüğüne tescil edilmiş olması aranmaktadır. Yanibaşvurucu Orhan'ın mülkiyeti kazanması için tescil şart değildir. Çünkü kendisibabasının ölümüyle malik olmuştur. Gecekonducular tapuda araştırmayapmış olsalardı işgal ettikleri taşınmazların maliki bulunduğunu bu kişinin deOrhan YÜKSEL olduğunu bilebilecek durumdaydılar.
Taşınmazlarıngecekonducular adına tesciline karar veren Asliye Hukuk Mahkemesi ihtilafkonusunda karar verirken, “maliki yirmi yıl önce ölmüş” ibaresini lafzi yorumladeğerlendirmiş, TMK 705/2 fıkrasını dikkate almadan karar vermiş, Yargıtay dabu yoruma katılmıştır. TMK 705/2 hükmüne göre muris Hilmi'nin ölmesi üzerine taşınmazların MALİKİ mirasçı (başvurucu)Orhan olmuştur. Yani tapuya kaydedilmemişolmakla beraber MALİK SAĞDIR. Yirmi yıl önce ölmüş bir malik yoktur. İhtilafauygulanan TMK 713/2 hükmünün lafzi olarak ve 705/2 dikkate alınmadanyorumlanıp, uygulanmış olması başvurucunun mülkiyet hakkının ihlaline nedenolmuştur. Örneğin dava konusu taşınmazların tapu kütüğünün malik hanesinde,baba adı, sülale ismi ya da soyadı olmadan sadece “Hilmi” yazılı olsaydı, “Hilmi”nin kendisinin ve mirasçısının kim olduğununanlaşılamaması durumunda yirmi yıllık kazandırıcı zamanaşımı da geçmişse TMK713/2 uyarınca zilyetlerin adına tescili doğru olurdu.
713/2deki “ölmüş” ibaresi olayımızda olduğu gibi yanlış yorumlara ve hak kaybınaneden olduğundan mahkememiz tarafından iptal edilmiştir. Ancak iptal kararlarıgeriye yürümediğinden başvurucunun bu karardan yararlanması mümkün olamamıştır.
Kanaatimce 713/2 deki “ölmüş” ibaresi iptal edilmeseydi dahi yukarıda arzedilen nedenlerle, başvurucu Orhan babası Hilmi'nin vefatı üzerine tekmirasçı olduğu için TMK 705/2 hükmüne göre mirasın intikaliyle başvuruya konutaşınmazların mülkiyetini kazanmıştır. Malikibulunan bir taşınmazın da zilyetlik yoluyla iktisabı mümkün değildir. Somutolayda tapu kütüğünde kayıtlı olmamakla beraber malikin araştırma ile kim (başvurucuOrhan Yüksel) olduğu anlaşılabilir durumda olduğundan, Asliye Hukuk Mahkemesive ardından Yargıtay kararı, başvurucunun mülkiyet hakkının ihlaline nedenolmuştur. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesigerekirdi.
Sunulmaya çalışılan nedenlerle, “mülkiyethakkının ihlal edilmediği” yolundaki çoğunluk görüşüne katılmadım.
Üye
Celal Mümtaz AKINCI