TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
OSMAN AYMELEK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/768)
Karar Tarihi: 10/12/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Akif YILDIRIM
Başvurucu
:
Osman AYMELEK
Vekili
:
Av. Mehmet Sadık LİMAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, Kara Kuvvetleri Komutanlığı AskeriMahkemesinin E.2008/341 sayılı dosyasında zincirleme olarak görevi kötüyekullanma suçundan mahkûm olmasından sonra (infaz aşmasında) yürürlüğe giren22/12/2010 tarih ve 6086 sayılı Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına DairKanun yönünden uyarlama yapılması talebinin, aynı Mahkemece hatalıdeğerlendirme sonucu yetersiz gerekçe ile reddedilmesi sebebiyle Anayasa’nın19. ve 36. maddelerinde belirtilen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 20/1/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 24/10/2014 tarihinde,kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucunun zincirleme olarak görevi kötüye kullanmasuçunu işlediği konusunda yeterli şüpheye ulaşan Kara Kuvvetleri KomutanlığıAskeri Savcılığı, 26/9/2003 tarih ve E. 2003/954 sayılı iddianamesiyle aynıkomutanlık askeri mahkemesi nezdinde başvurucu hakkında kamu davası açmıştır.
6. Başvurucu, Kara Kuvvetleri Komutanlığı AskeriMahkemesinin 20/8/2008 tarih ve E.2008/341, K.2008/738 sayılı kararıyla atılısuçtan 11 ay 20 gün hapis ve 333 TL adli para cezasına mahkûm edilmiştir.
7. Başvurucunun temyizi üzerine anılan Askeri Mahkemekararı, Askeri Yargıtay 2. Dairesinin 4/3/2009 tarih ve E.2009/383, K.2009/379sayılı ilamıyla onanmış ve aynı tarihte kesinleşmiştir.
8. Başvurucunun, sonradan yürürlüğe giren 6086 sayılı Kanun’unlehe hükümler içerdiği iddiasıyla yaptığı uyarlama talebi, Askeri Mahkemenin19/10/2011 tarih ve E.2011/281, K.2011/323 sayılı kararı ile önceki Yasa’nınbaşvurucunun daha lehine olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Ret gerekçesininilgili bölümü şöyledir:
“…
Askeri Mahkememizin 20.08.2008 gün ve2008/341-738 E.K. sayılı kararında sanık hakkında müteselsilenmemuriyet görevini kötüye kullanmak suçu üzerine uygulanacak kanun maddesininbelirlenmesi bakımından yapılan değerlendirmede suç ve karar tarihlerindeyürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'nun 240 ve 80'incimaddeleri ile 5237 sayılı TCK.nun 257/1,43 ve 53'üncümaddeleri nazara alınmış ve 765 sayılı kanun maddelerinin uygulanmasının sanıklehine olduğuna kanaat getirilmiştir. Hüküm sonrası yürürlüğe giren 6086 sayılıyasanın birinci maddesi ile 5237 sayılı TCK.nun257/1'inci maddesinde öngörülen temel cezanın alt ve üst sınırlarında indirmegidilerek 'bir yıldan üç yıla kadar' olan temel ceza 'altı aydan iki seneyekadar' şeklinde düzenlenmiştir. Önceki hükümde sanık hakkında TCK'nun 240'ıncı maddesi doğrultusunda cezalandırmayapılırken, suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği yer ve zaman ve hükümlününkastının ağırlığı unsurları çerçevesinde 'sanığın eylemlerinin niteliği' gözönüne alınmış ve cezayı hafifletici neden bulunmadığından hareketleeylemlerinin 240'ıncı maddenin birinci cümlesi kapsamında olduğuna, müsnet suçun daha hafif hali kapsamında olmadığınahükmedilerek asgari hadden bir yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına kararverilmiştir. İzah edilen hususlar çerçevesinde sanık hakkında 5237 sayılı TCK.nun 257/1'inci maddesinin son hali uyarınca uygulamayapıldığında, aynı Kanunun 61'inci maddesi uyarınca suçun işleniş biçimi, suçunişlendiği yer ve zaman ve hükümlünün kastının ağırlığı nazara alınarak suçungerektirdiği asgari ceza olan altı aydan uzaklaşılarak cezası teşdiden bir yıl hapis olarak belirlenmiştir. Hal böyleiken 20.08.2008 gün ve 2008/341-738 E.K. sayılı kararın gerekçesinde debelirtildiği üzere müteselsiliyet yönünden 765 sayılıTCK'nun 80 ve 5237 sayılı TCK.nun43'üncü maddeleri uyarınca değerlendirme yapıldığında, 1/6 ve 1/4 artırımoranları her iki kanunun ilgili maddeleri uyarınca temel ceza olarak belirlenenbir yıl hapis cezasına ayrı ayrı uygulandığında hürriyeti bağlayıcı cezayönünden 765 sayılı TCK'nun 80'inci maddesininhükümlü lehine olduğu, böylece 765 sayılı TCK'nun 240ve 80'inci maddeleri uyarınca cezalandırılmasının halen hükümlü lehine olduğunakanaat getirilmiştir.
…”
9. Başvurucunun temyizi üzerine anılan Mahkeme kararı,Askeri Yargıtay 2. Dairesinin 14/3/2012 tarih ve E.2012/376, K.2012/372 sayılıilamı ile sonradan yürürlüğe giren Kanunun daha lehe olduğu ve mahkemeninyaptığı uygulamada isabet bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuştur.
10. Askeri Mahkeme bozma üzerine yaptığı yargılama sonucunda15/8/2012 tarih ve E.2012/535, K.2012/253 sayılı kararıyla önceki hükmündedirenmiştir.
11. Başvurucunun temyizi üzerine anılan direnme kararı,Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 28/11/2013 tarih ve E. 2013/112, K. 2013/113sayılı ilamı ile onanmıştır. Onama gerekçesi şöyledir:
“…Suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan TKC'nın 240'ıncı maddesi "Yasada yazılı hallerdenbaşka hangi nedenle olursa olsun görevini kötüye kullanan memur derecesine görebir yıldan üç yıla kadar hapsolunur. Cezayıhafifletici nedenlerin bulunması halinde altı aydan bir yıla kadar hapis ve heriki halde ikibin liradan onbinliraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılır.Ayrıca memuriyetten süreli veya temelli olarak yoksun kılınır;" şeklindeolup; eylemin niteliğine göre kademeli bir ceza öngörülmüştür.
Askerî Mahkemece sanık hakkında kararverilirken, eylemin niteliği dikkate alınarak olayda hafifletici nedenlerinbulunmadığı kabul edilmiş ve birinci cümle uyarınca uygulama yapılarak"bir yıl hapis cezasının" eyleme uygun olduğu düşüncesiyle altsınırdan uzaklaşılmasına gerek görülmemiştir.
Suçun işlendiği tarihten sonra yürürlüğe giren5237 sayılı TCK'nın görevi kötüye kullanmak suçu ile ilgili 257'inci maddesindeise, kademeli ceza uygulamasından vazgeçilmiş ve cezanın alt sınırı; altı ayolarak belirlenmiştir.
Uygulamada da kabul edildiği üzere;kesinleşmiş ilk hükümde temel cezanın alt sınırdan tayin edilmiş olması, öncekihükümde sanık lehine kabul edilen hususların bu defa aleyhe yorumlanmamasıkoşuluyla, uyarlama yargılamasında cezanın alt sınırdan tayin edilmesinigerektirmemektedir.
Dosya incelendiğinde; hükümlünün zimmetsuçundan tutuklu olarak Mamak Askerî Cezaevi ve Tutukevinde bulunduğu sırada;tutuklu C. A. ile istediği zaman görüşebildiği, bayan tutuklu koğuşuna giderekbirlikte dilekçe yazdıkları, onun kedisine aşı yaptırmak için veterinergetirttiği, oğlunun doğum günü partisini bayan tutuklu koğuşunda organizeetmeye çalıştığı, bu şekilde cezaevinde istediği gibi davranabilme güç veimkânına sahip olduğu, kendisi için cezaevinin fiziki sınırlarının dışınaçıkmak haricinde hiçbir sınırlamanın uygulanmadığı; bu imkânı infaz Astsubayıolarak yönetmelik hükümlerini uygulamakla görevli bulunan diğer sanık Astsb. Y. S.'yi görevini yerinegetirmemeye azmettirerek sağladığı anlaşılmaktadır.
Hükümlünün, kamu otoritesi ile alay edercesineişlediği fiiller dikkate alındığında; Askeri Mahkemece uyarlama yargılamasıyapılırken, "suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği yer ve zaman vehükümlünün kastının ağırlığı" şeklindeki gerekçe ile temel cezanın teşdiden bir yıl olarak belirlenmesinde ve TCK'nın 80'incimaddesi uyarınca yapılacak asgari artırımın, 5237 sayılı TCK'nın 43'üncümaddesinde yazılı artırım oranına göre daha düşük olduğu belirtilerek; mülga765 sayılı Kanun kapsamında yapılan uygulamanın sanık lehine olduğundan bahisleönceki hükümde değişiklik yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesinde birisabetsizlik yoktur.
Bu nedenle; müdafiintemyiz taleplerinin reddi ile uyarlamaya ilişkin hükmün onanmasına kararverilmiştir…”
12. Başvurucu, nihai kararı 7/1/2014 tarihinde tebellüğetmiş, 20/1/2014 tarihinde de Anayasa Mahkemesine bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
13. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlananhâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerinmağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir(Değişik ibare: 08/12/2010-6086 S.K./1.mad.) menfaat, sağlayan kamu görevlisi,(Değişik ibare: 08/12/2010-6086 S.K./1.mad.) altı aydan iki yıla kadar, hapiscezası ile cezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlananhâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek,kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksızbir (Değişik ibare: 08/12/2010-6086 S.K./1.mad.) menfaat, sağlayan kamugörevlisi, (Değişik ibare: 08/12/2010-6086 S.K./1.mad.) üç aydan bir yıla kadarhapis cezası ile cezalandırılır.”
14. Aynı Kanun’un “Zamanbakımından uygulama” kenar başlıklı 7. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunankanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failinlehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.”
15. Aynı Kanun’un “Cezanınbelirlenmesi” kenar başlıklı 61. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“(1)Hâkim, somutolayda;
a) Suçun işleniş biçimini,
b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,
c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,
d) Suçun konusunun önem ve değerini,
e) Meydana gelen zarar veya tehlikeninağırlığını,
f) Failin kast veya taksire dayalı kusurununağırlığını,
g) Failin güttüğü amaç ve saiki,
Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanunîtanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler.”
16. 1/3/1926 tarih ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun240. maddesi şöyledir:
“Yasada yazılı hallerden başka hangi nedenleolursa olsun görevini kötüye kullanan memur derecesine göre bir yıldan üç yılakadar hapsolunur. Cezayı hafifletici nedenlerinbulunması halinde altı aydan bir yıla kadar hapis ve her iki halde ikibin liradan onbin liraya kadarağır para cezasiyle cezalandırılır. Ayrıcamemuriyetten süreli veya temelli olarak yoksun kılınır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
17. Mahkemenin 10/12/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 20/1/2014 tarih ve 2014/768 numaralı bireysel başvurusu incelenipgereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
18. Başvurucu, hakkındaki uyarlama yargılamasında, sonradanyürürlüğe giren lehe kanunun uygulanmadığını, asıl davada alt sınırdan cezaverilmiş olmasına rağmen uyarlama davasında lehe kanunun belirlenmesi yönündenalt sınırdan uzaklaşılarak aleyhe değerlendirme yapıldığını, Mahkemenin hatalıdeğerlendirme ile eski kanunun daha lehe olduğu sonucuna vardığını ve yetersizgerekçe ile uyarlama talebini reddettiğini belirterek, Anayasa’nın 19. ve 36.maddelerinde belirtilen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, yenidenyargılanma talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
19. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, başvurunun, adilyargılanma hakkının ihlali iddiasına yönelik olduğu görülmektedir. Başvurucuher ne kadar Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de, bu iddiaların özü, söz konusu kararın adil olmadığıhususu ile ilgilidir. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki tavsifi ile bağlı değildir. Bu sebeple başvurucunun bütün iddialarıaşağıda iki başlık altında ve adil yargılanma hakkı çerçevesindedeğerlendirilmiştir.
1. Mahkeme Kararının Gerekçesiz Olduğu İddiası
20. Başvurucu, Mahkemenin yetersiz gerekçe ile uyarlamatalebini reddettiğini iddia etmiştir.
21. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
22. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararlarıgerekçeli olarak yazılır.”
23. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
24. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak mahkemekararlarının gerekçeli olması, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Derecemahkemeleri, dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerindeğerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını,uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varılmasında kullandığı takdiryetkisinin sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirmek zorundadır. Bugerekçelerin oluşturulmasında açıkça bir keyfilik görüntüsünün olmaması vemakul bir biçimde gerekçe gösterilmesi hâlinde adil yargılanma hakkınınihlalinden söz edilemez (B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 23).
25. Makul gerekçe; davaya konu olay ve olguların mahkemecenasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemeleredayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındakibağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır. Zira tarafların o dava yönünden,hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıpdeğerlendirebilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmünhangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleri özenleseçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve bunauyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur (B. No: 2013/1235, 13/6/2013, §24).
26. Bununla birlikte, derece mahkemelerinin, taraflarca ilerisürülen tüm iddialara cevap verme zorunluluğu bulunmayıp, hükme esas teşkileden gerekçelerin nelerden ibaret olduğunu ortaya koyması yeterlidir. Diğertaraftan kanun yolu mercilerince; onama, itiraz veya başvurunun reddi kararlarıverilmesi hâlinde alt derece mahkemelerinin kararlarında gösterdiklerigerekçeler kabul edilmiş olacağından, anılan kararlarda ayrıca gerekçegösterilmesine gerek bulunmamaktadır (B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 25).Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları da bu yöndedir (Van de Hurk/Hollanda,B.No: 16034/90, 19/4/1994, §61).
27. Başvuru konusu olayda, ilk derece mahkemesi kararında,önceki kanunun lehe olarak belirlenmesinin gerekçesi somut olayla da bağlantıkurularak açıklanmış (bkz. § 8), direnme üzerine Askeri Yargıtay DairelerKurulu tarafından da temyiz talepleri tüm yönleriyle tartışılmış ve Askeri Mahkemekararı ayrıntılı gerekçelerle yerinde bulunmuştur (bkz. § 11). Dolayısıyladerece mahkemelerinin kararlarında yer verilen gerekçenin yetersiz veya keyfiolduğu söylenemez.
28. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürüleniddialar çerçevesinde bir temel hak ihlalinin olmadığı anlaşıldığından,başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksunolması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığı İddiası
29. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanunyolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
30. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
31. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğinekarar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncüfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilenkanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireyselbaşvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
32. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilikiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyetiniteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkçaAnayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B.No: 2012/828, 21/11/2013, § 21).
33. Başvuru konusu olayda, başvurucu, yasanın eksik ve hatalıdeğerlendirilmesi sonucu talebin reddine karar verilmek suretiyle anayasalhaklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Dolayısıyla başvurucununiddialarının özü, derece mahkemesinin kanunu değerlendirme ve yorumlamadaisabet edemediğine ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkindir.Mahkeme, önceki kanun ile sonraki kanunu bir bütün olarak ayrı ayrı somut olayyönünden değerlendirmiş ve önceki kanunun hükümlü (başvurucu) yönünden dahalehe olduğunu değerlendirerek uyarlama talebini reddetmiştir.
34. Suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan 765 sayılıKanun’un 240. maddesi eylemin niteliğine göre kademeli bir ceza öngörmüştür.Suçun işlendiği tarihten sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun’un görevikötüye kullanma suçu ile ilgili 257. maddesinde ise, kademeli cezauygulamasından vazgeçilmiş ve cezanın alt sınırı altı ay olarak belirlenmiştir.Uyarlama öncesinde, eylemin niteliği dikkate alınarak olayda hafifleticinedenlerin bulunmadığı kabul edilmiş ve 765 sayılı Kanun’un 240. maddesininbirinci cümlesi uyarınca uygulama yapılarak "biryıl hapis cezasının" eyleme uygun olduğu düşüncesiyle altsınırdan uzaklaşılmasına gerek görülmemiştir. Askeri Mahkemece uyarlamayargılaması yapılırken, "suçun işlenişbiçimi, suçun işlendiği yer ve zaman ve hükümlünün kastının ağırlığı"şeklindeki gerekçe ile temel cezanın teşdiden bir yılolarak belirlenmesi gerektiği ve 765 sayılı Kanun’un 80. maddesi uyarıncayapılacak asgari artırımın, 5237 sayılı Kanun’un 43. maddesinde yazılı artırımoranına göre daha düşük olduğu belirtilerek, mülga 765 sayılı Kanun kapsamındayapılan uygulamanın sanık lehine olduğu sonucuna varılmıştır.
35. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğudeliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini veiddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere veiddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya dauyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesitarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibimahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangibir durum da tespit edilmemiştir.
36. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, derece mahkemesikararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermediği anlaşıldığından,başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksunolması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle, başvurunun “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama giderlerinin başvurucuüzerinde bırakılmasına, 10/12/2014 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.