TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
OSMAN BAYRAK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/3803)
Karar Tarihi: 25/2/2015
R.G. Tarih-Sayı: 27/5/2015-29368
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Raportör Yrd.
:
Derya ATAKUL
Başvurucu
:
Osman BAYRAK
Vekili
:
Av. Altan BALANTEKİN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, “kaçakçılık”suçunu işlediği iddiasıyla yargılandığı davanın makul süredesonuçlanmadığını ve hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü bulunmamasına rağmendava konusu aracın müsaderesine karar verildiğini belirterek, Anayasa’nın 35.,36. ve 38. maddelerinde tanımlanan mülkiyet ve adil yargılanma hakları ile masumiyetkarinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, yargılamanın yenilenmesi veya maddive manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 7/6/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesindeKomisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 10/1/2014 tarihinde,kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 29/1/2014 tarihinde, kabul edilebilirlikve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının 31/3/2014 tarihli görüş yazısıbaşvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu süresi içinde, Adalet Bakanlığı görüşünekarşı beyanlarını sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
7. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmakapsamında, 19/7/2002 tarihinde başvurucunun idaresindeki araca el konulmuş vebaşvurucunun ifadesi alınmıştır.
8. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, “kaçakçılık ve resmi belgedesahtecilik” suçlarından yapılan soruşturma sonunda, 30/12/2002tarihinde, “kaçakçılık ve resmi belgedesahtecilik” suçlarına ilişkin soruşturma dosyalarının ayrılmasınakarar verilmiştir.
9. Başvurucu ve diğer beş şüpheli hakkında, AnkaraCumhuriyet Başsavcılığının 30/12/2002 tarih ve E.2002/50658 sayılı iddianamesiile “kaçakçılık” suçunuişledikleri iddiasıyla Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davasıaçılmıştır.
10. Başvurucu dışındaki üç şüpheli hakkında, AnkaraCumhuriyet Başsavcılığının 30/12/2002 tarih ve E.2002/94437 sayılı iddianamesiile “resmi belgedesahtecilik” suçunu işledikleri iddiasıyla Ankara 7. Ağır CezaMahkemesinde kamu davası açılmıştır.
11. Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesi, “kaçakçılık” suçundan yaptığı yargılamasonunda, 11/10/2006 tarih ve E.2003/62, K.2006/834 sayılı kararıyla suçunişlendiği hususunda kesin ve inandırıcı delil bulunamadığından başvurucunun beraatine ve suç konusu aracın ruhsat sahibine iadesinekarar vermiştir.
12. Katılanın temyizi üzerine karar, Yargıtay 7. CezaDairesinin 22/12/2008 tarih ve E.2008/7468, K.2008/22223 sayılı ilâmı ilesanıklar hakkında kaçakçılık suçundan açılan başka bir dava bulunupbulunmadığının araştırılması, “resmi belgede sahtecilik” suçundan açılan davanınsonuçlanıp sonuçlanmadığının tespiti ve gerekirse birleştirme kararı verilerekhüküm kurulması gerektiği belirtilerek bozulmuştur.
13. Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi “resmi belgede sahtecilik” suçundan yaptığı yargılamasonunda, 26/5/2009 tarih ve E.2009/74, K.2009/177 sayılı kararı ile sanıklardanA.B.’nin çalışmak için 1996-2000 yılları arasındaKırgızistan’da bulunduğu ve dönüş yapacağı sırada gümrük işlemleriyle uğraşansanıklar M.K. ve B.K.’nın, sanık A.B. ile temasageçerek permi hakkı olduğunu belirtmek suretiyle suça konu aracı yurda sokmayakarar verdikleri ve belgeleri sahte olarak hazırlamak suretiyle aracıngümrükten geçişini sağladıkları, daha sonra aracı üçüncü kişilere sattıkları,sanık A.B.’nin yurtdışından araç almadığı halde almışgibi belge düzenleyerek gümrük işlemlerinin yapıldığı, her üç sanığın işbirliğiiçinde sahte belgeler düzenledikleri, bu şekilde suçlarının sübuta erdiğigerekçesiyle “resmi belgede sahtecilik”suçundan ayrı ayrı 1 yıl 11 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına,hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiş ve 22/6/2009 tarihindehüküm kesinleşmiştir.
14. Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesi, Yargıtay 7. CezaDairesinin 22/12/2008 tarihli bozma ilâmına uyarak yaptığı yargılama sonunda,16/6/2009 tarih ve E.2009/566, K.2009/665 sayılı karar ile başvurucu hakkında “kaçakçılık” suçundan açılan kamudavasının, 10/7/2003 tarih ve 4926 sayılı mülga Kaçakçılıkla MücadeleKanunu’nun 31. maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 1/3/1926 tarih ve 765sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun 102. maddesinin birinci fıkrasının (4)numaralı bendi ile 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun223. maddesinin (8) numaralı fıkrası gereği zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine,Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/5/2009 tarihli mahkûmiyet kararına göresuça konu aracın sahte belgelerle yurtdışından getirildiği, mevcut hali ileithalat şartını taşımadığı ve kaçak olduğu gerekçesiyle 21/3/2007 tarih ve 5607sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 13. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları delaletiyle 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 54.maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca müsaderesine karar vermiştir.
15. Başvurucunun müsadere kararı yönünden temyizi üzerinehüküm, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 4/2/2013 tarih ve E.2011/12045, K.2013/2898sayılı ilâmıyla onanmıştır.
16. Karar, 17/5/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
17. Başvurucu, 7/6/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
18. 765 sayılı mülga Kanun’un 102. maddesinin birincifıkrasının (4) numaralı bendi; 5271 sayılı Kanun’un 223. maddesinin (8)numaralı fıkrası, 4926 sayılı mülga Kanun’un 31. maddesinin birinci fıkrası.
19. 5607 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Bu Kanunda tanımlanan suçlarla ilgili olarak 26/9/2004tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun eşya vekazanç müsaderesine ilişkin hükümleri uygulanır.
…
(2) Etkin pişmanlık nedeniyle fail hakkında cezayahükmolunmaması veya kamu davasının düşmesine karar verilmesi, sadece suç konusueşya ile ilgili olarak müsadere hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez.”
20. 5237 sayılı Kanun’un 54. maddesinin (4) numaralı fıkrası.
“(4) Üretimi, bulundurulması, kullanılması,taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
21. Mahkemenin 25/2/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 7/6/2013 tarih ve 2013/3803 numaralı bireysel başvurusu incelenipgereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
22. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülensoruşturma kapsamında 19/7/2002 tarihinde idaresindeki araca el konularakifadesinin alındığını, Başsavcılıkça, “kaçakçılık”suçunu işlediği iddiasıyla 30/12/2002 tarihinde hakkında açılan kamu davasının,Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince 16/6/2009 tarihinde zamanaşımı nedeniyledüşmesine karar verildiği halde dava konusu aracın müsaderesine hükmedildiğini,müsadere kararının mahkûmiyet hükmünün sonucu olabileceğini, hakkındakesinleşmiş mahkûmiyet hükmü bulunmamasına rağmen aracın müsadere edildiğini,yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, masumiyet karinesi ilemülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
23. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun,“kaçakçılık” suçunu işlediğiiddiasıyla hakkında açılan kamu davasında, Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince16/6/2009 tarihinde zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verildiğini, hakkındakesinleşmiş mahkûmiyet hükmü bulunmamasına rağmen dava konusu aracınmüsaderesine hükmedildiğini belirterek, Anayasa’nın 35., 36. ve 38.maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri sürdüğüanlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi başvurucunun ihlal iddialarına ilişkinnitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar.Başvurucunun, Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen düşme kararına yönelikbireysel başvuruda bulunmadığı, adına trafik siciline kayıtlı aracınmüsaderesine karar verilmesinin Anayasa’nın 35., 36. ve 38. maddelerindedüzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri sürdüğü dikkate alındığında, ihlaliddialarının tamamı mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamındadeğerlendirilmiştir. Başvurucunun, makul sürede yargılama yapılmadığına yönelikşikâyeti ayrıca değerlendirilmiştir.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası
24. Başvurucunun, “kaçakçılık”suçunu işlediği iddiasıyla hakkında açılan kamu davasında, Ankara 1. AsliyeCeza Mahkemesince 16/6/2009 tarihinde zamanaşımı nedeniyle düşme kararıverilmesine ve hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü bulunmamasına rağmen davakonusu aracın müsaderesine hükmedilmesinin, Anayasa’nın 35. maddesindedüzenlenen mülkiyet hakkını ihlal ettiğine ilişkin şikâyeti açıkça dayanaktanyoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı içinbaşvurunun bu şikâyete ilişkin kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe katılmamıştır.
b. Makul Sürede Yargılama Yapılmadığı İddiası
25. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti deaçıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezliknedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bubölümüne ilişkin olarak da kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası
26. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülensoruşturma kapsamında 19/7/2002 tarihinde idaresindeki araca el konulduğunu,Başsavcılıkça, “kaçakçılık”suçunu işlediği iddiasıyla 30/12/2002 tarihinde hakkında açılan kamu davasının,Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince 16/6/2009 tarihinde zamanaşımı nedeniyledüşmesine karar verildiği halde dava konusu aracın müsaderesine hükmedildiğini,müsadere kararının mahkûmiyet hükmünün sonucu olabileceğini, hakkındakesinleşmiş mahkûmiyet hükmü bulunmamasına rağmen aracın müsadere edildiğinibelirterek, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
27. Adalet Bakanlığı görüşünde, başvurucunun müsadere edilenaracının kaçak olduğunun Mahkeme kararlarıyla sabit olduğu, anılan aracın,başvurucu ile bir başka özel kişi arasında düzenlenen araç alım-satımınailişkin sözleşmesel bir ilişkiye dayalı olarakbaşvurucu tarafından satın alındığı, başvuru konusu araca ilişkin düzenlenensahte belgeler hususunda başvurucunun iyi niyetli olduğu kabul edilse dahibaşvurucu açısından ayıplı mal satın alınmasının söz konusu olabileceği, buitibarla somut olayda başvurucunun mülkiyet hakkına üçüncü kişilerin kusurunadayalı bir müdahalenin söz konusu olduğu, bu müdahalede Devletin pozitifyükümlülüğünün varlığı ileri sürülse bile bu müdahaleye karşı etkin yargısalyolların bulunduğu, zarara uğradığını iddia eden başvurucunun zararının tazminiiçin aracı satın aldığı kişiye karşı el koyma işleminden sonra Borçlar Hukukukapsamında dava açmasının mümkün olduğu, ancak başvurucunun herhangi bir davaaçmadığı, bu nedenle başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvurudabulunulduğu belirtilmiştir.
28. Başvurucu Adalet Bakanlığı görüşüne karşı, Bakanlıkgörüşüne katılmadığını, hakkında mahkûmiyet hükmü verilmeden aracın müsadereedildiğini ve müsaderesine karar verilen aracın bedelinin de ödenmediğini,zarara sebebiyet veren kişinin aracı satan kişi değil kesinleşmiş birmahkûmiyet kararı olmadan sahtecilik ve kaçakçılık iddiasıyla aracı müsadereeden yargılama makamları olduğunu, mülkiyet hakkının ihlaline müsaderekararının neden olduğunu bildirmiştir.
29. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından,ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
30. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve bunaek Türkiye’nin taraf olduğu protokollerkapsamındaki herhangi birinin kamu gücütarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
31. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, AnayasaMahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamugücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) veTürkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Birbaşka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan birhak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
32. Anayasa’nın “Temel hakve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlıolarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne veruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
33. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve mirashaklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”
34. Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenarbaşlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararınauygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkılarınveya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasalarıuygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."
35. Anayasa'nın 35. maddesi ve Sözleşme’yeEk 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi paralel düzenlemelerle mülkiyet hakkına yervermiştir.
36. Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesiüç temel kuraldan oluşmaktadır. Birinci kural, genel olarak mülkiyettenbarışçıl yararlanma veya mülkiyete saygı ilkesidir. Bu husus, birinci fıkranınilk cümlesinde düzenlenmiştir. İkinci kural mülkiyetten yoksun bırakmayıdüzenler ve bunu belirli koşullara bağlı kılar. Bu da aynı fıkranın ikinci cümlesindedüzenlenmiştir. Üçüncü kural ise devletlerin kamu yararına uygun olarak ve buamacın gerektirdiği ölçüde yasaların uygulanması yoluyla mülkiyetin kullanımınıkontrol etme yetkisini tanır, bu ise ikinci fıkrada yer almaktadır (bkz. Sporrong ve Lönnroth/İsveç,B. No: 7151/75, 7152/75, 23/9/1982, § 61).
37. Anayasa'nın 35. maddesi de Sözleşme'yeEk 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesindeki düzenlemeye paralel şekilde, birincifıkrasında mülkiyet hakkını tanımış, ikinci ve üçüncü fıkralarında ise mülkiyethakkının sınırlandırılması ve bu sınırlandırmanın ölçütü belirtilmiştir.
38. Bireysel başvuru yoluyla mülkiyet hakkının ihlaliiddiasının ileri sürülebilmesi için mülkiyetin konusu "sahip olunan bir mülk"e ihlal sonucunu doğuracakbir müdahalenin bulunması gerekmektedir (B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 26).
39. Bu doğrultuda, öncelikle mülkiyet hakkının kapsamınadâhil olabilecek malvarlığı değerlerinin belirlenmesi gerekir. Anayasa'nın 35.maddesi ile 1 No.lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin koruma alanı içinde yer alanmenfaatlerin kapsamına, mevcut bir mülk girebileceği gibi kesin bir şekildetanımlanmış alacak hakları da girebilir (AYM, E.2000/42, K.2001/361, K.T.10/12/2001; AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 24/9/2008).
40. 13/10/1984 tarih ve 2918 sayılı Karayolları TrafikKanunu’nun 20. maddesi şöyledir:
“Tescil süreleri, satış ve devirler, noterlerin sorumluluğuile ilgili esaslar şunlardır:
a) Araç sahipleri,
1. Tescili zorunlu ve ilk tescili yapılacak olan araçlarınsatın alma veya gümrükten çekme tarihinden itibaren üç ay içinde tescili için;bunların hurda durumuna gelmesi hâlinde ise bir ay içinde tescilin silinmesiiçin ilgili trafik tescil kuruluşuna veya Emniyet Genel Müdürlüğününbelirleyeceği kamu kurum veya kuruluşları ile gerçek veya özel hukuk tüzelkişilerine başvurmak,
…
zorundadırlar.
b) Araçların giriş işlemlerini yapan gümrük idareleri budurumu 15 gün içinde araç sahiplerinin beyan ettikleri tescil kuruluşunabildirmekle yükümlüdürler.
c) Tescil belgesi, aracın başkasına satış veya devrine,hurdaya çıkarılmasına veya araçta, yönetmelikte belirtilen niteliklerindeğişmesine kadar geçerli sayılır.
d ) Tescil edilmiş araçların her çeşit satış vedevirleri, satış ve devri yapılacak araçtan dolayı motorlu taşıtlar vergisi,gecikme faizi, gecikme zammı, vergi cezası ve trafik idari para cezası borcubulunmadığının tespit edilmesi ve taşıt üzerinde satış ve/veya devrikısıtlayıcı herhangi bir tedbir veya kayıt bulunmaması halinde, araç sahibiadına düzenlenmiş tescil belgesi veya trafik tescil kayıtları esas alınaraknoterler tarafından yapılır.
Noterler tarafından yapılmayan her çeşit satış ve devirlergeçersizdir.
Satış ve devir işlemi, siciline işlenmek üzere üç işgünüiçerisinde ilgili trafik tescil kuruluşu ile vergi dairesine bildirilir. Bubildirimle birlikte alıcı adına trafik tescil işlemi gerçekleşmiş sayılır.Satış ve devir tarihi itibariyle, 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunuhükümleri uyarınca eski malikin vergi mükellefiyeti sona erer, yeni malikinvergi mükellefiyeti başlar.
Yapılan satış ve devir işlemi üzerine noterler tarafındanyeni malik adına bir ay süreyle geçerli tescile ilişkin geçici belgedüzenlenir.
…
Satış ve devir işlemlerinin bildiriminden itibaren bir aylıksüre içerisinde ilgili trafik tescil kuruluşu veya Emniyet Genel Müdürlüğününuygun gördüğü kamu kurum veya kuruluşları tarafından yeni malik adına tescilbelgesi düzenlenerek elden veya posta aracılığıyla teslim edilir. Tescilbelgesinin bir ay içerisinde teslim edilememesi halinde yeni malike sorumlulukyüklenemez.
…”
41. Taşınır eşyada mülkiyetin devri için borçlandırıcıişlemin yapılmasından sonra zilyetliğin naklinin (tasarruf işlemi)gerçekleştirilmesi gerekir. Bu tasarruf işlemi doğrudan doğruya eşyanın veyaaracın teslimi yahut eşyanın alıcının fiili hâkimiyetine girmesi ilegerçekleşir.
42. Taşınır eşya olan motorlu araçların devri, taşıdıklarıönem ve risk nedeniyle hukuk düzeni tarafından diğer taşınır eşyanın tabiolduğu mülkiyetin devir şeklinden farklı olarak daha sıkı şekil şartlarına tabitutulmuştur.
43. 2918 sayılı Kanun’un 20. maddesinin birinci fıkrasının(d) bendine göre, “Tescil edilmiş araçlarınher çeşit satış ve devirleri .... araç sahibi adınadüzenlenmiş tescil belgesi… esas alınarak noterlerce yapılır...”
44. Trafik sicili, Devlet eliyle resen tutulan, motorluaraçların teknik ve fiziki özellikleri ile üzerlerinde yer alan başta mülkiyethakkı olmak üzere hakları ve kısıtlamaları gösteren resmi bir kayıt sistemidir.
45. 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 7.maddesi şöyledir:
“Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olgularındoğruluğuna kanıt oluşturur.
Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlardabaşka bir hüküm bulunmadıkça, her hangi bir şekle bağlıdeğildir.”
46. Trafik sicili, 4721 sayılı Kanun’un 7. maddesindebelirtilen resmi sicillerden sayılırken, bu sicile dayanarak oluşturulan araçtescil belgeleri de (ruhsatname) aynı madde gereği resmi senetlerdensayılırlar. Dolayısıyla belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıtoluştururlar. Trafik sicili, içerdiği hususların doğruluğuna ilişkin karineteşkil eder.
47. Trafik siciline tescilli araçlarda noterde yapılan satışveya devir işleminin sonrasında aracın zilyetliği alıcıya devredildiğindemülkiyeti de geçmiş olacaktır.
48. 2918 sayılı Kanun’un 20. maddesine göre, henüz tesciliyapılmamış motorlu araçların mülkiyet devirlerinin ise genel olarak taşınırmülkiyetinin devrine ilişkin esaslardan ayrılmadığı söylenebilir. Diğer birdeyişle, mülkiyeti devretmeyi amaçlayan sözleşmenin yapılmasından sonramülkiyeti devir amacıyla zilyetliğin naklinin gerçekleşmesi ile motorlu aracınmülkiyeti alıcıya geçmiş olacaktır. Alıcı, aracın trafik siciline tescilindenönce, usulüne uygun olarak yapılan sözleşmeyi takiben araç üzerindekizilyetliğin kendisine devredilmesi ile malik olmuştur. Bu yönüyle trafiksicilindeki tescil kurucu değil, açıklayıcı niteliktedir.
49. Anayasa'nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,kapsam itibariyle 4721 sayılı Kanun'da yer alan mülkiyet kavramı ile sınırlıolmamakla birlikte, trafik siciline tescilli araç mülkiyetinin Anayasa'nın 35.maddesindeki güvence kapsamına girdiğinde kuşku yoktur. Anayasa'nın 35. maddesikapsamındaki hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkınvarlığını kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle, öncelikle başvurucunun,Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin birmenfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesigerekir (B. No: 2013/539, 16/5/2013, §§ 30-31).
50. Anayasa'nın 35. maddesi ile düzenlenen mülkiyet hakkı,kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalarauymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerindenyararlanma ve tasarruf olanağı veren bir haktır (B. No: 2013/1012, 16/4/2013, §17).
51. Başvuru konusu olayda, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığıncayürütülen soruşturma kapsamında 19/7/2002 tarihinde başvurucunun idaresindekiaraca el konularak, başvurucu ile diğer beş şüpheli hakkında “kaçakçılık” suçundan, üç şüpheli hakkındaise “resmi belgedesahtecilik” suçundan kamu davası açılmıştır.
52. Gümrük Müsteşarlığı Teftiş Kurulu Müfettişi tarafındandüzenlenen 17/5/2002 tarihli teftiş raporu üzerine Ankara CumhuriyetBaşsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında, 19/7/2002 tarihindebaşvurucunun idaresindeki araca el konulmuştur.
53. El konulan aracın, 14/1/2000 tarihinde Kırgızistan’danTürkiye’ye getirildiği, gümrük işlemlerinin tamamlanarak 17/1/2000 tarihindeAnkara Naklihane ve Bedelsiz İthalat Gümrük Müdürlüğütarafından, bedelsiz ithalat izni verilerek Ankara Trafik Şube Müdürlüğünetrafik kayıt ve tescil işlemlerinin A.B. adına yapılması için yazı yazıldığıanlaşılmıştır. Aynı araca yönelik olarak 7/2/2000 tarihinde, A.B. ile başvurucuarasında Altındağ 8. Noterinde “Kat’i SatışSenedi” düzenlenmiş ve bu şekilde başvurucu aracı A.B.’den satın almıştır. Başvurucu bu belgeye dayalıolarak, 8/2/2000 tarihinde Ankara Trafik Tescil Şube Müdürlüğüne başvurmuş,aracın trafik tescilini gerçekleştirmiş ve adına motorlu araç trafik tescilbelgesi düzenlenmiştir. Bu şekilde aracın trafik siciline ilk tescilininyapıldığı ve ilk tescilinin başvurucu adına gerçekleştirildiği anlaşılmıştır.
54. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucu vediğer beş şüpheli hakkında düzenlenen 30/12/2002 tarihli iddianamede, gümrükvergilerinden muafiyet ve istisna tanınacak hallere ilişkin mevzuat hükümlerinegöre Türk vatandaşları tarafından yurda getirilecek araçların 21/11/1997tarihinden önce satın alınmış olması gerektiği, yapılan araştırmada el konulanaracın Kırgızistan’dan A.B. tarafından 25/11/1999 tarihinde satın alındığı,ithalat sırasında gümrük idaresine verilen belgelerde otomobilin satın alınmatarihinin 11/8/1997 olarak gösterildiği ve belgelerde sahtecilik yapıldığı, buşekilde şüphelilerin teşekkül halinde kaçakçılık suçunu işledikleri iddiasıylacezalandırılmaları talep edilmiştir.
55. Yine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, elkonulan araca yönelik olarak, başvurucu dışındaki üç şüpheli hakkında, Ankara7. Ağır Ceza Mahkemesinde “resmi belgede sahtecilik” suçunu işledikleriiddiasıyla kamu davası açılmıştır.
56. Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılamasonunda, 26/5/2009 tarihinde sanıkların “resmi belgede sahtecilik” suçundan 1 yıl 11 ay 10gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hükmün açıklanmasının geribırakılmasına karar verilmiş ve karar itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir.
57. Başvurucu ve diğer beş şüpheli hakkında, “kaçakçılık” suçunu işledikleri iddiasıylaAnkara 1. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan kamu davasında yapılan yargılamasonunda, 16/6/2009 tarihli karar ile başvurucu ve diğer sanıklar hakkında “kaçakçılık” suçundan açılan kamudavasının, 4926 sayılı mülga Kanun’un 31. maddesinin birinci fıkrasıdelaletiyle 765 sayılı mülga Kanun’un 102. maddesinin birinci fıkrasının (4)numaralı bendi ile 5271 sayılı Kanun’un 223. maddesinin (8) numaralı fıkrasıgereği zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine, Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin26/5/2009 tarihli mahkûmiyet kararına göre suça konu aracın sahte belgelerleyurtdışından getirildiği, mevcut hali ile ithalat şartını taşımadığı ve kaçakolduğu gerekçesiyle 5607 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları delaletiyle 5237 sayılı Kanun’un 54. maddesinin (4) numaralı fıkrasıuyarınca müsaderesine karar verilmiş, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 4/2/2013tarihli ilâmıyla hüküm onanmıştır.
58. Somut olayda, Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/5/2009tarihli kararı ile el konulan aracın Türkiye’ye getirilmesi ve tesciledilmesinin “resmibelgede sahtecilik” suçunun işlenmesi suretiyle oluştuğukesinleşmiştir. Başvurucu hakkında yargılama yapan Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesincede Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin kesinleşen ilâmı ve gerekçesi dikkatealınarak, el konulan aracın “kaçak eşya”olduğu kabul edilmiş, ancak suç tarihinden itibaren 765 sayılı mülga Kanun’dabelirtilen zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle kamu davasının düşmesine ve “kaçak eşya” niteliğindeki aracınmüsaderesine karar verilmiştir. Temyiz üzerine, Yargıtay 7. Ceza Dairesincedüşme ve müsadere kararı yönünden hüküm onanmıştır.
59. 7/2/2000 tarihinde A.B. ile başvurucu arasında Altındağ8. Noterinde “Kat’i Satış Senedi”düzenlenmiş ve bu şekilde başvurucu aracı A.B.’densatın almıştır. Yukarıda açıklandığı üzere (bkz. § 48) başvurucu, aracın satışişleminin ve naklinin gerçekleşmesi ile mülkiyet hakkını kazanmıştır. Kaldı kibaşvurucu bu belgeye dayalı olarak, 8/2/2000 tarihinde Ankara Trafik TescilŞube Müdürlüğüne başvurmuş, aracın trafik tescilini gerçekleştirmiş ve adınamotorlu araç trafik tescil belgesi düzenlenmiştir. Dolayısıyla Ankara 1. AsliyeCeza Mahkemesince müsadere edilen araç üzerinde, başvurucunun, Anayasa’nın 35.maddesi kapsamında mülkiyet hakkının bulunduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır.
60. Mutlak değil sınırlanabilir bir hak olan mülkiyet hakkıAnayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir.Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında genel olarak hak tanınmakta,ikinci ve üçüncü fıkralarında da sınırlama ve güvence ölçütlerigösterilmektedir. Bu sınırlama ve güvencelerin Anayasa’nın 13. maddesinde yeralan ölçütler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
61. Mülkiyet hakkına getirilen sınırlandırmanın Anayasa’nın13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesindebelirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmamakoşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
62. Somut olayda çözümlenmesi gereken ilk mesele, “mülkiyet hakkına” yönelik bir müdahalebulunup bulunmadığını belirlemektir. Sonraki aşamalarda, varlığı kabul edilenmüdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığının, söz konusu hakkın özünüzedeleyecek ölçüde kısıtlanıp kısıtlanmadığının, kısıtlamanın demokratiktoplumda gerekli olup olmadığının ve kullanılan araçların orantısız olupolmadığının tespit edilmesi gerekir.
i. MüdahaleninMevcudiyeti Hakkında
63. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülensoruşturma kapsamında 19/7/2002 tarihinde idaresindeki araca el konulduğunu,Başsavcılıkça, “kaçakçılık”suçunu işlediği iddiasıyla 30/12/2002 tarihinde hakkında açılan kamu davasının,Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince 16/6/2009 tarihinde zamanaşımı nedeniyledüşmesine karar verildiği halde dava konusu aracın müsaderesine hükmedildiğini,müsadere kararının mahkûmiyet hükmünün sonucu olabileceğini, hakkındakesinleşmiş mahkûmiyet hükmü bulunmamasına rağmen aracın müsadere edildiğinibelirterek, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
64. 7/2/2000 tarihinde A.B. ile başvurucu arasında Altındağ8. Noterinde “Kat’i Satış Senedi”düzenlenmiş ve bu şekilde başvurucu aracı A.B.’densatın almıştır. Başvurucu, aracın satış işleminin ve naklinin gerçekleşmesi ilemülkiyet hakkını kazanmıştır. Kaldı ki başvurucu bu belgeye dayalı olarak,8/2/2000 tarihinde Ankara Trafik Tescil Şube Müdürlüğüne başvurmuş, aracıntrafik tescilini gerçekleştirmiş ve adına motorlu araç trafik tescil belgesidüzenlenmiştir. Dolayısıyla başvurucunun, Anayasa’nın 35. maddesi kapsamındamülkiyet hakkı bulunduğu aracın, Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince müsadereedilmesi, mülkiyet hakkına müdahale niteliğinde kabul edilebilir.
ii. Müdahalenin Haklı Sebeplere DayanmasıHakkında
65. Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasa’nın 13.maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 35.maddesinin ihlaline yol açacaktır. Bu itibarla, sınırlamanın Anayasa’nın 13.maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmişolma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratiktoplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarınauygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
1. Kanunlar TarafındanÖngörülme
66. Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesi, 16/6/2009 tarihli kararıile başvurucu hakkında “kaçakçılık”suçundan açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine, Ankara 7.Ağır Ceza Mahkemesinin 26/5/2009 tarihli mahkûmiyet kararına göre suça konuaracın sahte belgelerle yurtdışından getirildiği, mevcut hali ile ithalatşartını taşımadığı ve kaçak olduğu gerekçesiyle 5607 sayılı Kanun’un 13.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları delaletiyle 5237 sayılı Kanun’un 54.maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca müsaderesine karar vermiştir.
67. 5607 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (1) numaralıfıkrasına göre, anılan Kanun’da tanımlanan suçlarla ilgili olarak 5237 sayılıKanun’un eşya ve kazanç müsaderesine ilişkin hükümleri uygulanır. Aynı maddenin(2) numaralı fıkrasına göre, kamu davasının düşmesine karar verilmesi, sadecesuç konusu eşya ile ilgili olarak müsadere hükümlerinin uygulanmasına engelteşkil etmez. 5237 sayılı Kanun’un 54. maddesinin (4) numaralı fıkrasına görede üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suçoluşturan eşya müsadere edilir.
68. Yukarıda belirtildiği üzere Ankara CumhuriyetBaşsavcılığınca el konulan aracın, Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince “kaçak eşya” olduğu kabul edilerekmüsaderesine karar verildiği, anılan kararın, 5607 sayılı Kanun’un 13.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları delaletiyle 5237 sayılı Kanun’un 54.maddesinin (4) numaralı fıkrasına göre verildiği tespit edilmiştir. Dolayısıylabaşvurucunun mülkiyet hakkında yapılan müdahalenin “kanunlar tarafından öngörülme” ölçütünü karşıladığısonucuna varılmıştır.
2. Meşru Amaç
69. 5607 sayılı Kanun’a göre kaçakçılık; ülkeye ithali ya daülkeden ihracı yasak olan veya ithal ve ihracı gümrük işlemlerine tabi olan bireşyayı gümrük işlemleri yaptırılmadan ithal veya ihraç etmek ve bu eşyayı ülkeiçinde satmak veya satın almaktır.
70. Başvuru konusu olayda, başvurucu adına trafik sicilinetescilli aracın Mahkemece “kaçak eşya”niteliğine olduğu gerekçesiyle müsadere edilmesi ile ithali yasak olan eşyanınülkeye girişine engel olunması ve kaçakçılığın önlenmesi amaçlanmıştır.Dolayısıyla bu yönden, başvurucuya ait aracın müsadere edilmesinin meşru biramaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.
3. Demokratik Bir ToplumdaGerekli Olma ve Ölçülülük
71. Son olarak başvurucuya ait aracın Mahkeme kararıylamüsadere edilmesi ile “mülkiyet hakkına”yapılan müdahale arasında makul bir dengenin gözetilip gözetilmediğideğerlendirilmelidir.
72. Anayasa Mahkemesi yerleşik içtihatlarında demokratik toplumu,“Demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin engeniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak veözgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamalar,demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu nedenle, temelhak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluylademokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve ancakyasayla sınırlandırılabilirler.” (AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T.24/9/2008) biçiminde tarif etmiştir. Başka bir deyişle yapılan sınırlama hak veözgürlüğün özüne dokunarak, kullanılmasını durduruyor veya aşırı derecedegüçleştiriyorsa, etkisiz hale getiriyorsa veya ölçülülük ilkesine aykırı olaraksınırlama aracı ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa demokratik toplumdüzenine aykırı olacaktır (Bkz. AYM, E.2009/59, K.2011/69, K.T. 28/4/2011; AYM,E.2006/142, K.2008/148, K.T. 17/4/2008).
73. Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”, temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkatealınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplumdüzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleri iki ayrı kriter olarak düzenlenmişolmakla birlikte bu iki kriter arasında bir ilişki vardır. Nitekim AnayasaMahkemesi önceki kararlarında demokratik toplum düzeni için gerekli olmak ileölçülülük arasındaki bu ilişkiye dikkat çekmiş, “Temel hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir sınırlamanın,demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte, başka bir ifadeyle güdülenkamu yararı amacını gerçekleştirmekle birlikte, temel haklara en az müdahaleyeolanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesigerekir…” (AYM, E.2007/4, K.2007/81, K.T. 18/10/2007) diyerek,amaca, temel haklara en az müdahaleyle ulaşmayı sağlayacak aracın tercihedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
74. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temelhak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmakiçin seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple mülkiyet hakkına yapılanmüdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli,gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir.
75. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacakdeğerlendirmelerin temel ekseni, başvurucuya ait aracın “kaçak eşya” niteliğinde kabul edilerekmüsadere edilmesi şeklindeki müdahalenin, mülkiyet hakkını kısıtlama bakımından“demokratik bir toplumda gerekli”ve “ölçülülük ilkesi”ne uygun olup olmadığıdır.
76. Bu çerçevede mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin,izlenen meşru amaçla orantılı olup olmadığını belirleyebilmek için olayınbütünlüğüne bakılarak bu özgürlüğün özüne zarar verilip verilmediğinindeğerlendirilmesi gerekir. Mülkiyet hakkının özüne zarar verecek ve makulolmayan müdahale, ölçüsüz ve orantısız bir müdahale olarak kabul edilebilir. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi temel olarak,maddede düzenlenen hakların kullanılması sırasında kamu makamlarının keyfimüdahalelerine karşı korunmayı amaçlamaktadır.
77. Başvuru konusu olayda başvurucu, Ankara CumhuriyetBaşsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 19/7/2002 tarihinde idaresindekiaraca el konulduğunu, Başsavcılıkça, “kaçakçılık”suçunu işlediği iddiasıyla 30/12/2002 tarihinde hakkında açılan kamu davasının,Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince 16/6/2009 tarihinde zamanaşımı nedeniyledüşmesine karar verildiği halde dava konusu aracın müsaderesine hükmedildiğini,müsadere kararının mahkûmiyet hükmünün sonucu olabileceğini, hakkındakesinleşmiş mahkûmiyet hükmü bulunmamasına rağmen aracın müsadere edildiğinibelirterek, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
78. Başvurucu ve diğer beş şüpheli hakkında, “kaçakçılık” suçunu işledikleri iddiasıylaAnkara 1. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan kamu davasında yapılan yargılamasonunda, 16/6/2009 tarihli karar ile başvurucu ve diğer sanıklar hakkında “kaçakçılık” suçundan açılan kamudavasının, 4926 sayılı mülga Kanun’un 31. maddesinin birinci fıkrasıdelaletiyle 765 sayılı mülga Kanun’un 102. maddesinin birinci fıkrasının (4)numaralı bendi ile 5271 sayılı Kanun’un 223. maddesinin (8) numaralı fıkrasıgereği zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine, Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin26/5/2009 tarihli mahkûmiyet kararına göre suça konu aracın sahte belgelerleyurtdışından getirildiği, mevcut hali ile ithalat şartını taşımadığı ve kaçakolduğu gerekçesiyle 5607 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları delaletiyle 5237 sayılı Kanun’un 54. maddesinin (4) numaralı fıkrasıuyarınca müsaderesine karar verilmiş, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 4/2/2013tarihli ilâmıyla hüküm onanmıştır.
79. Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/5/2009 tarihli kararıile el konulan aracın Türkiye’ye getirilmesi ve tescil edilmesinin “resmi belgede sahtecilik”suçunun işlenmesi suretiyle oluştuğu kesinleşmiştir. Başvurucu hakkındayargılama yapan Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince de Ankara 7. Ağır CezaMahkemesinin kesinleşen ilâmı ve gerekçesi dikkate alınarak, el konulan aracın “kaçak eşya” olduğu kabul edilmiş, ancaksuç tarihinden itibaren 765 sayılı mülga Kanun’da belirtilen zamanaşımısürelerinin geçmesi nedeniyle kamu davasının düşmesine ve “kaçak eşya” niteliğindeki aracınmüsaderesine karar verilmiştir. Temyiz üzerine, Yargıtay 7. Ceza Dairesincedüşme ve müsadere kararı yönünden hüküm onanmıştır.
80. Somut olayda, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca elkonulan aracın, Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince “kaçak eşya” olduğu kabul edilerek müsaderesine kararverilmesi nedeniyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığıve mülkiyet hakkının özüne müdahale niteliğinde olup olmadığıdeğerlendirilmiştir. Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesi kararında belirtildiğiüzere başvurucuya ait aracın “kaçak eşya”niteliğinde olduğu, sahte belgelerle ülkeye getirildiği, nitekim Ankara 7. AğırCeza Mahkemesince suça konu aracın sahte belgelerle yurtdışından getirildiğigerekçesiyle “resmibelgede sahtecilik” suçundan mahkûmiyet kararı verildiğianlaşılmıştır.
81. Günümüzde uluslararası ticaretin giderek artması veserbestleşmesi, toplum ve çevre sağlığını olumsuz yönde etkileyen, ülkeekonomisi ve güvenliğini tehdit eden her türlü kaçakçılık faaliyetlerindekiartışı da beraberinde getirmiştir. Ülke ticaretinin ve güvenliğinin korunmasıve kontrolü ile haksız rekabetin önlenmesi amacıyla kaçakçılıkla mücadele etmekiçin ülkeler tarafından hukuki düzenlemelerle gerekli önlemler alındığı gibi,bu gibi fiillerle mücadelede etkinliğin artırılması amacıyla uluslararasıanlaşmalar da yapılmaktadır. Bu nedenlerle kaçakçılıkla mücadelede etkinliğinartırılması amacıyla “kaçak eşya”nınmüsadere edilmesinin, kamu yararı amacı taşıdığı değerlendirilmektedir.
82. Dolayısıyla Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin kesinleşenkararıyla “resmibelgede sahtecilik” yapılarak ülkeye getirilen aracın “kaçak eşya” niteliğinde olduğugerekçesiyle müsadere edilmesi, kamu yararı amacına uygun olup, başvurucuyukişisel ve aşırı bir yük altına sokmadığı, müdahalenin amacı ile başvurucuyayüklenen külfetin orantılı olduğu sonucuna varılmıştır.
83. Öte yandan başvurucu, müsadere kararı verilmesi nedeniylemülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşse de başvurucunun, müsadereedilen aracı 7/2/2000 tarihinde A.B.’den Noterdedüzenlenen “Kat’i Satış Senedi”ile satın aldığı, aracın satış tarihinden önceki belgelerinde sahtecilikyapılması nedeniyle kaçak olduğunun ortaya çıktığı, bu durumun satıcınınsözleşmeye dayalı sorumluluğunu gündeme getirebileceği anlaşılmıştır.Başvurucunun, müsadere edilen aracın “kaçakeşya” olduğunu öğrenmesi üzerine aracı satın aldığı A.B. aleyhine,aralarındaki satış sözleşmesine dayalı olarak tazminat davası açabileceği gibi,“kaçak eşya” niteliğindeki aracınbu şekilde ülkeye getirilmesinde ilgili idarenin kusuru olduğu kanaatinde isebu konuda ilgili idare aleyhine tazminat veya tam yargı davası açması damümkündür. Bu nedenle “kaçak eşya”olarak nitelenen aracın müsadere edilmesinin, başvurucuyu aşırı ve telafiedilemez bir yük altına sokmadığı kabul edilmiştir.
84. Sonuç olarak, başvurucuya ait “kaçak eşya” niteliğindeki aracın müsadere edilmesi,başvurucunun mülkiyet hakkının özüne yönelik orantısız ve makul olmayan birmüdahale olarak değerlendirilemez.
85. Yukarıdaki hususlar dikkate alındığında, başvurucuya aitaracın “kaçak eşya” olaraknitelendirilerek müsadere edilmesi, mülkiyet hakkına yönelik orantısız birmüdahale olmadığı ve bu bağlamda demokratik toplum düzeninin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu sebeplerlebaşvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının ihlaledilmediğine karar verilmesi gerekir.
Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe katılmamıştır.
b. Makul Sürede Yargılama Yapılmadığı iddiası
86. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülensoruşturma kapsamında 19/7/2002 tarihinde idaresindeki araca el konularakifadesinin alındığını, Başsavcılıkça, 30/12/2002 tarihinde hakkında açılan kamudavasının makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, adil yargılanma hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
87. Adalet Bakanlığı, makul sürede yargılanma hakkının ihlaliiddialarına ilişkin olarak görüş sunulmayacağını bildirmiştir.
88. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalanbir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metniile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adilyargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36.maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. AnayasaMahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçokkararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığındayorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturanmakul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adilyargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle vemümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).
89. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
90. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarıncakişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul süredekarara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, cezakanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukununkuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızınkendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B. No: 2013/625,9/1/2014, § 31). Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında, “kaçakçılık” suçunu işlediği iddiasıylasoruşturma başlatılmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunan suç 7/1/1932 tarihve 1918 sayılı mülga Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun’un 25. maddesininüçüncü fıkrası ile 33. maddesinin üçüncü fıkrasında hapis ve adli para cezasınıgerektirir şekilde tanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suçisnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvence kapsamınagirdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 32).
91. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olupolmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediğiiddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olaraketkilendiği arama ve gözaltı gibi bir takımtedbirlerin uygulanması anıdır. Somut başvuru açısından bu tarih, başvurucununidaresindeki araca el konularak ifadesinin alındığını 19/7/2002 tarihidir. Cezayargılamasında sürenin sona erdiği tarih ise suç isnadının nihai olarak kararabağlandığı tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih, Yargıtay 7. CezaDairesinin Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesinin kararını onadığı 4/2/2013tarihidir (B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35).
92. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,19/7/2002 tarihinde, idaresindeki araca el konularak ifadesi alınan başvurucuile diğer beş şüpheli hakkında, “kaçakçılık”suçunu işledikleri iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 30/12/2002tarihli iddianamesi ile kamu davası açıldığı belirlenmiştir. Yargılamayabaşlayan Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince, başvurucunun savunmasınınalındığı, Ankara Gümrükler Başmüdürlüğüne yazı yazılarak, el konulan aracınmuafiyet hükümleri kapsamında ithalinin mümkün olup olmadığı hususunda bilgiistendiği, el konulan araç üzerinde bilirkişi refakatiyle keşif yapıldığı, uzunsüre, muafiyet hükümlerinden yararlanarak ithal edilen söz konusu araçhakkındaki kayıtların tespiti amacıyla Kırgızistan adli makamlarına yazılantalimat cevabının beklendiği, sonuç alınamaması üzerine 11/10/2006 tarihlikarar ile suçun işlendiği hususunda kesin ve inandırıcı delil bulunamadığındanbaşvurucunun beraatine ve suça konu aracın ruhsatsahibine iadesine karar verildiği tespit edilmiştir. Katılanın temyizi üzerinehükmün, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 22/12/2008 tarihli ilâmı ile bozulduğu,bozma üzerine yapılan yargılamada Mahkemece, 16/6/2009 tarihli karar ilebaşvurucu hakkında “kaçakçılık”suçundan açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine, suça konu aracınmüsaderesine karar verildiği, başvurucunun temyizi üzerine kararın, Yargıtay 7.Ceza Dairesinin 4/2/2013 tarihli ilâmı ile onandığı anlaşılmıştır.
93. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabimahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesitarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlarverilmiştir (B. No: 2012/625, 9/1/2014, §§ 23-41; B. No: 2013/695, 9/1/2014, §§24-40).
94. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konuceza davası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterlerdikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır. Başvurucunun tutum vedavranışlarıyla ve usuli haklarını kullanırkenözensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu dasöylenemez. Anılan davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısındanfarklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu onyıl altı ay on beş günlük yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmeninolduğu sonucuna varılmıştır.
95. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
96. Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle aracı satınalmak için ödediği 33.000 DM ve yaptığı masraflar karşılığı 30.000,00 TL maddi,makul sürede yargılama yapılmadığı için 10.000,00 TL manevi tazminatahükmedilmesini talep etmiştir.
97. 6216 sayılı Kanun'un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
98. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin on yılaltı ay on beş günlük yargılama süresi nazara alındığında, yargılamafaaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olanmanevi zararları karşılığında başvurucuya net 10.000,00 TL manevi tazminatödenmesine karar verilmesi gerekir.
99. Başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlali nedeniylemaddi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, mülkiyet hakkının ihlaliiddiasına ilişkin olarak Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyethakkının ihlal edilmediğine karar verildiği dikkate alındığında başvurucununmaddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
100. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA, Celal Mümtaz AKINCI’nın karşı oyu ve OY ÇOKLUĞUYLA,
2. Anayasa’nın35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,Celal Mümtaz AKINCI’nın karşı oyu ve OY ÇOKLUĞUYLA,
3. Makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,
4. Anayasa’nın36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE, OY BİRLİĞİYLE,
B. Başvurucuyanet 10.000,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkindiğer taleplerinin REDDİNE, OY BİRLİĞİYLE,
C. Başvurucutarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE, OY BİRLİĞİYLE,
D. Ödemelerin,kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihindenitibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu süreninsona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faizuygulanmasına, OY BİRLİĞİYLE,
25/2/2015tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Başvurucu,“kaçakçılık” suçu işlediği iddiası ile yargılandığı davanın makul süredesonuçlanmadığı ve hakkında kesinleşmiş mahkumiyethükmü bulunmamasına rağmen dava konusu aracın müsaderesine karar verildiğinibelirterek, Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan mülkiyet ve adilyargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Başvurucununsatın aldığı, yurt dışından getirilen otomobile kaçak olduğundan bahisle elkonulmuş ve uzun bir yargılama sürecinden sonra “kaçakçılık” suçundan açılandavanın zamanaşımından düşürülmesine, aracın da müsaderesine karar verilmiştir.
Dosyaincelendiğinde suça konu aracın yurtdışından başvurucu tarafındangetirilmediği, yurtdışından mevzuata aykırı olarak getirilen aracın mevzuataaykırı olarak getirildiğini bilmeyen iyiniyetli üçüncü şahıs durumunda olanbaşvurucu tarafından noter satış senedi ile satın alındığı ve bu aracıkullanmakta iken araca el konulup dava açıldığı görülmektedir.
Suçakonu aracın yurt dışından usulsüz olarak ithal edilmesi ve mevzuata aykırıolarak yurt dışından getirilen aracın trafiğe tescili esnasında gerekli dikkatve özeni göstermeyen idari birimlerin eylem ve işlemi başvurucununmağduriyetine neden olmuştur.
Başvurucununmülkiyet hakkının ihlali yönünden, aracın ithali esnasında kusurlu davranankamu gücü aleyhine başvuru yollarını tüketmeden mahkememize başvurmuş olmasınedeniyle başvurusunun, başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabuledilemez olduğu görüşünde olduğumdan çoğunluk görüşüne katılmadım.
Üye
Celal Mümtaz AKINCI