TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
OSMAN KONUKTAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5670)
Karar Tarihi: 23/3/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Yakup MACİT
Başvurucu
:
Osman KONUKTAR
Vekili
:
Av. İzzettin GENÇ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, idarealeyhine açılan tam yargı davasında maddi tazminat talebinin reddine kararverilmesi nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlaledildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 22/7/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idariyönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engelteşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca 31/7/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından5/6/2015 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin birörneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın22/7/2015 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bukapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağıbildirilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucu; mahalle bekçisiolarak görev yapmakta iken Erzurum Valiliğinin 2/1/2003 tarihli oluru ilegündüz ve 12-24 çalışma esasına göre polisevikalorifer dairesinde kalorifer ateşleyicisi olarak görevlendirilmiş, 3/4/2003tarihinde polisevinin jeneratör kayışına elinikaptırması ve sol başparmağını kaybetmesi nedeniyle Erzurum 1. İdareMahkemesinde idare aleyhine tam yargı davası açmış, 45.000,00 TL maddi,5.000,00 TL manevi tazminat talep etmiştir.
8. Mahkeme 28/6/2006 tarihli veE.2004/1032, K.2006/1457 sayılı kararıyla davayı kısmen kabul etmiş; başvuruculehine 33.366,20 TL maddi, 2.000,00 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Karargerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“…
Olayda, davacı Osman Konuktar’ınbaşparmağının kopması nedeniyle %20 oranında fonksiyon kaybının olduğunailişkin Atatürk Üniversitesi Süleyman Demirel Tıp Merkezi Yakutiye ve AziziyeAraştırma Hastanesinden alınan raporla kesinlik kazanması üzerine, madditazminatın belirlenmesi için re’sen seçilen bilirkişitarafından yapılan hesaplamalar sonucu düzenlenen raporda davacının gerçek vekabul edilebilir zararının 33.366,20 TL olarak saptandığı görülmektedir. Sözkonusu rapor taraflara tebliğ edilmiş olup, davalı idareler tarafından yapılanitiraz hususları bilirkişi raporunu kusurlandıracaknitelikte görülmemiştir.
Manevi tazminat talebine gelince; davalı idarenin %100hizmet kusuru sonucunda başparmağını kaybeden davacıya duyduğu elem ve ızdırabın giderilmesi için 2.000,00 TL manevi tazminatahükmedilmesi kanaatine varılmıştır.
…”
9. Temyiz üzerine DanıştayOnuncu Dairesinin 8/7/2009 tarihli ve E.2006/6137, K.2009/7477 sayılı ilamıylahükmün maddi tazminata ilişkin kısmı bozulmuş, manevi tazminat yönündenonanmıştır. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“…
“İdare hukuku ilkelerine göre maddi zarar; idari işlem veyaeylem nedeniyle kişinin mal varlığının aktifinde meydana gelen azalma nedeniyleuğranılan zarar ile elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucuuğranılan zarar olup; bedensel nitelikteki maddi zarar ise, kişinin sağlığınakavuşmak için yaptığı tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalması ya da yokolması nedeniyle elde edeceği gelirde meydana gelen azalmayı ifade eder.
Dava dosyasının incelenmesinden; Çarşı ve Mahalle bekçisiolan davacının, yeterli eleman bulunmadığı gerekçesiyle Valilik oluru ile Polisevi kalorifer dairesinde görev yapmakta ikençalışmakta olan jeneratör kayışına sol elini kaptırması ve başparmağınınkopması nedeniyle sağlık kurulu raporunda çalışma gücü kaybı oranının %20olarak belirtildiği; davalı idarenin temyiz dilekçesinden, olaydan sonradavacının aynı yerde, aynı görev unvanıyla çalışmaya devam ettiği, maaş veözlük haklarında her hangi bir değişiklik olmadığı anlaşılmaktadır.
Olayda, davacının kaza sonrasında da aynı görevi sürdürmesi,aylık ücretinde her hangi bir eksiklik olmaması, aynıgörevi yürütmeye devam ederken daha fazla efor sarf ettiğini ileri sürmemesi vedavacıya, idarece sağlık kurulu raporu ile belirlenen sakatlık durumuna uygungörev verilebileceği de dikkate alındığında, meslekte kazanma gücü kaybıoranına göre hesaplanan efor (iş gücü) tazminatının ödenmesi yolunda verilenkararda hukuki isabet görülmemiştir.
…”
10. Karar düzeltme talebi, aynıDairenin 20/9/2010 tarihli ve E.2009/15947, K.2010/6474 sayılı ilamı ilereddedilmiştir.
11. Bozma ilamına uyan Mahkeme27/10/2010 tarihli ve E.2010/1372, K.2010/1446 sayılı ilamı ile başvurucununmaddi tazminat talebini reddetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“…
Dava dosyasının incelenmesinden; Çarşı ve Mahalle bekçisiolan davacının, yeterli eleman bulunmadığı gerekçesiyle Valilik oluru ile Polisevi kalorifer dairesinde görev yapmakta iken çalışmaktaolan jeneratör kayışına sol elini kaptırması ve başparmağının kopması nedeniylesağlık kurulu raporunda çalışma gücü kaybı oranının %20 olarak belirtildiği;davalı idarenin temyiz dilekçesinden, olaydan sonra davacının aynı yerde, aynıgörev unvanıyla çalışmaya devam ettiği, maaş ve özlük haklarında her hangi birdeğişiklik olmadığı anlaşılmaktadır.
Olayda, davacının kaza sonrasında da aynı görevi sürdürmesi,aylık ücretinde her hangi bir eksiklik olmaması, aynıgörevi yürütmeye devam ederken daha fazla efor sarf ettiğini ileri sürmemesi vedavacıya, idarece sağlık kurulu raporu ile belirlenen sakatlık durumuna uygungörev verilebileceği de dikkate alındığında, meslekte kazanma gücü kaybıoranına göre hesaplanan efor (iş gücü) tazminatının ödenmesine hukuken olanakbulunmadığından davacının maddi tazminat isteminin reddi gerekmektedir.
…”
12. Temyiz üzerine karar,Danıştay Onuncu Dairesinin 26/4/2013 tarihli ve E.2011/2025, K.2013/3760 sayılıilamıyla onamıştır. Onama ilamının ilgili kısmı şöyledir:
“…
Temyizen incelenen karar, usul ve hukuka uygun olup,dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektireceknitelikte görülmediğinden temyiz isteminin reddi ile Erzurum 1. İdareMahkemesinin 27/10/2010 tarihli ve E.2010/1372, K.2010/1446 sayılı kararınınONANMASINA,
…”
13. Onama ilamı 20/6/2013tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 22/7/2013 tarihinde bireyselbaşvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
14. 14/7/1966 tarihli ve 772sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu’nun 4. maddesi şöyledir:
“Çalışma süreleri ve fazla mesai ücretihakkındaki genel hükümler saklı kalmak şartiyle çarşıve mahalle bekçileri genel olarak güneşin batışı saatinden doğuşu saatine kadarvazife görürler. Güvenlik veya kamu düzeni bakımından gecikmede sakınca bulunanfevkalade hallerde vali ve kaymakamın vereceği emirlerle gündüz deçalıştırılabilir. Bunun dışında her ne suretle olursa olsun, gündüzçalıştırılamazlar.”
15. Anayasanın 125. maddesininyedinci fıkrası şöyledir:
“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekleyükümlüdür.”
16. 6/1/1982 tarihli ve 2577sayılı İdari Yargılama Usulü Hakkında Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (b) bendi şöyledir:
“İdari dava türleri şunlardır:
…
b) İdari eylem veişlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtelolanlar tarafından açılan tam yargı davaları
…”
17. 2577 sayılı Kanun’un 13.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idaridava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretleöğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibarenbeş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesiniistemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bukonudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmışgün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren,dava süresi içinde dava açılabilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
18. Mahkemenin 23/3/2016tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
19. Başvurucu; çarşı ve mahallebekçisi olarak görev yapmakta iken kanuna aykırı olarak polisevikalorifer dairesinde görevlendirildiğini, 3/4/2003 tarihinde meydana gelen kazasonucunda jeneratör kayışına elinin sıkıştığını ve sol başparmağınıkaybettiğini, Erzurum 1. İdare Mahkemesinde açtığı tam yargı davasında madditazminat isteminin reddedildiğini, idarenin hukuka aykırı eylemi ile bedenselbütünlüğünün zarara uğradığını, bu nedenle zararını tazminle yükümlü olduğunu,Anayasanın 17. maddesinde vücut bütünlüğünün ihlal edilmeyeceği hususunungüvence altına alındığını, kaza ile birlikte efor kaybına uğradığını, günlükyaşantısı ve işini devam ettirmek için daha çok enerji sarf etmek zorundakaldığını, olayda idarenin kusurunun varlığıyla ilgili şüphe bulunmadığını,buna rağmen zarardan sorumlu tutulmamasının Anayasal haklarını zedelediğini,kararla birlikte maddi açıdan da kayba uğradığını, bu nedenle mülkiyet hakkınında zedelendiğini, verilen kararın Danıştayın kendiiçtihatları ile diğer yüksek mahkemelerin kararlarına aykırı olduğunubelirterek Anayasanın 2., 17., 35. ve 36. maddelerinde güvence altına alınanhaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; tazminata karar verilmesi talebindebulunmuştur.
B. Değerlendirme
20. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay veolguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
21. Özel hayat kavramı eksiksizbir tanımı bulunmayan geniş bir kavram olup özel yaşama saygı hakkı kapsamındakorunan hukuksal çıkarlardan biri de bireyin fiziksel ve ruhsal bütünlük hakkıdır(Halime Sare Aysal,B. No: 2013/1789, 11/11/2015, § 45). Özel yaşama saygı hakkı alt kategorisindegeçen “özel yaşam” kavramı Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından da oldukça geniş yorumlanmakta ve bukavrama ilişkin tüketici bir tanım yapmaktan özellikle kaçınılmaktadır (Halime Sare Aysal,§ 46).
22. Özel hayat alanına dâhilolan tüm hukuksal çıkarlar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 8.maddesi kapsamında güvence altına alınmakla birlikte söz konusu hukuksalçıkarların Anayasa’nın farklı maddelerinin koruma alanına girdiğigörülmektedir. Bu bağlamda Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında,herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğubelirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma vegeliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel yaşama saygı hakkıkapsamında güvence altına alınan fiziksel ve ruhsal bütünlük hakkı ile bireyinkendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına karşılıkgelmektedir (Halime SareAysal, § 47).
23. Başvurucu; kazanın meydanagelmesinde idarenin tamamen kusurlu olduğunu, buna rağmen Mahkemenin, kazadansonra aynı işe devam etmesi olgusundan hareketle davanın reddine kararvermesinin hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek haksız ve hukuka aykırıolarak verilen karar nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
24. Bekçi olan ve polis evindekaloriferci olarak çalıştırılan başvurucunun dava konusu olay neticesinde solel başparmağının kopması sonucu %20 oranında vücut fonksiyonlarında meydanagelen kaybının, vücut bütünlüğünün yanı sıra mesleki ve gündelik yaşamıüzerinde de önemli sonuçlar doğuracağı açıktır. Bu nedenle başvurucunun değişikhaklar temelinde ileri sürdüğü ihlal iddiaları Anayasa'nın 17. maddesininbirinci fıkrasında tanımlanan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkıkapsamında değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
25. Açıkça dayanaktan yoksunolmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedende bulunmadığı anlaşılan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Esas Yönünden
26. Başvurucu idare aleyhineaçtığı tam yargı davasında maddi tazminat talebinin reddedilmesi nedeniylekişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
27. Anayasa’nın 17. maddesininbirinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında,kimsenin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbideneylere tabi tutulamaz.”
28. Sözleşme’nin 8. maddesinin(1) numaralı fıkrası şöyledir:
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasınasaygı gösterilmesi hakkına sahiptir.”
29. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralıfıkrası hükümlerine göre Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurununesasının incelenebilmesi için kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddiaedilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme veTürkiye’nin taraf olduğu ek protokoller kapsamına da girmesi gerekir. Bir başkaifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hakihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesimümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §18). Bu çerçevede başvuru, Anayasa’nın 17. ve Sözleşme’nin 8. maddelerinin ortakkoruma alanı kapsamında yer almaktadır.
30. Anılan Anayasa ve Sözleşmehükümleri ile kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğü,gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerinmüdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır. Bu çerçevede devletin,egemenlik alanında yaşayan ve kontrolü altında bulunan kişilerin maddi vemanevi varlıklarına yönelen müdahaleleri önleme, önlenememiş olan müdahalelereyönelik olarak da gerekli soruşturma, kovuşturma, failleri tespit edipcezalandırma ve gerektiğinde bundan doğan zararları etkili bir şekilde bizzatkarşılama veya sorumlularına karşılatma yükümlülüğü bulunmaktadır. Kişilerinvücut bütünlüğüne yapılan bir müdahaleden doğan zararlara yönelik etkili birtazminin sağlanamadığı ve bu çerçevede devletin, Anayasa’nın 17. maddesindendoğan koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği durumlarda kişinin vücutbütünlüğünün korunduğundan söz edilemez (ÖzkanŞen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).
31. Devletin, kişilerin maddi vemanevi varlıklarına yapılan müdahaleler bakımından söz konusu pozitifyükümlülüğü; ihtilaflar açısından müdahalelere karşı etkili mekanizmalarkurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan yargısalprosedürleri sağlamak ve bu suretle yargısal ve idari makamların etkili ve adilbir karar vermesini temin etmek sorumluluğunu da içermektedir (Benzer yöndekiAİHM kararı için bkz. X ve Y/Hollanda,B. No: 8978/80, 26/3/1985, § §§ 23, 24, 27; Hajduova/Slovakya, B. No: 2660/03,| 30/11/2010, § 46). Bu çerçevedeAnayasanın 125. maddesi ile 2577 sayılı Kanun’un 2. ve 13. maddelerinde,idarenin eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan etkilenenkişilerin idare aleyhine tam yargı davası açabileceklerinin düzenlendiği,yargısal uygulamalarla da bu şekilde zarara uğradığını iddia edenler içintazminat verilebileceği hususunda kararlar verildiği (Danıştay OnuncuDairesinin 8/11/2000 tarihli ve E.1999/1733, K.2000/5541 sayılı kararı; aynıDairenin 8/2/2001 tarihli ve E.1998/5695, K.2001/446 sayılı kararı) bu açıdan ihlaliddiasına konu idari eylemle ilgili mevzuat çerçevesinde giderim yolununöngörüldüğü anlaşılmıştır.
32. Bu bağlamda AİHM, ulusalmahkemeler tarafından izlenen usulü denetleme ve özellikle ulusal mahkemelerin Sözleşme’deki ve özellikle 8. maddedeki güvenceleri gözetipgözetmediğini belirleme yetkisine sahip olduğunu vurgulamakta yaptığı denetimetemel aldığı önemli bir ilke olan ikincillik ilkesi gereği, ulusal mahkemelerintakdirini değerlendirmeye tabi tutmamakta ancak ulusal mahkemeler tarafındanulaşılan sonucun Sözleşme’nin 8. maddesinde öngörülen standartlara uygun birdenge sağlayıp sağlamadığını ve ulaşılan sonucun bu yönüyle hakkın özünününihlali anlamına gelip gelmediğini incelemektedir (Marcus Frank Cerny, B. No: 2013/5126,2/7/2015, § 51).
33. Mevzuatın yorumlanmasıylailgili sorunları çözmek, öncelikle derece mahkemelerinin yetki ve sorumlulukalanındadır. İç hukukun genel olarak uluslararası hukuka veya uluslararasıanlaşmalara atıf yaptığı hâllerde de durum böyledir. Anayasa Mahkemesinin rolüise bu kuralların yorumunun Anayasa’ya uygun olup olmadığını belirlemeklesınırlıdır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, derece mahkemeleri tarafından izlenenusulü denetleme ve Anayasa’nın 17. maddesindeki güvenceleri gözetipgözetmediğini belirleme yetkisine sahiptir (Marcus Frank Cerny, 62).
34. Özellikle müdahaleninölçülülüğü noktasında, derece mahkemelerinin takdir yetkilerini makul vesağduyulu bir şekilde kullanıp kullanmadıkları hususunu değerlendirme durumundaolan Anayasa Mahkemesi, bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülengerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığını incelemek durumundadır (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015,§ 44).
35. Derece mahkemelerinin;takdirlerinin gerekçelerini, tarafların kanun yoluna müracaat imkânını etkilişekilde kullanabilmesini sağlayacak surette ayrıntılı olarak ortaya koymaları,ulaşılan sonuçların yeterli açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi yeterlive objektif verilere dayandırılması gerekmektedir (Marcus Frank Cerny, § 84).
36. Başvurucu, Erzurum 1. İdareMahkemesine açtığı davada 3/4/2003 tarihinde kaza geçirdiğini, kaza nedeniylesol başparmağını kaybettiğini belirterek maddi ve manevi tazminata kararverilmesini istemiş; Mahkeme, toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporlarınıdeğerlendirerek davanın kısmen kabulüne, davacı lehine maddi ve manevitazminata hükmedilmesine karar vermiştir.
37. Temyiz üzerine DanıştayOnuncu Dairesinin, davacının kaza sonrasında da aynı görevi sürdürmesi, aylıkücretinde herhangi bir eksiklik olmaması, aynı görevi yürütmeye devam ederkendaha fazla efor sarf ettiğini ileri sürmemesi ve davacıya idarece Sağlık KuruluRaporu ile belirlenen sakatlık durumuna uygun görev verilebileceği de dikkatealındığında meslekte kazanma gücü kaybı oranına göre hesaplanan efor (iş gücü)tazminatının ödenmesi yolunda verilen kararda hukuki isabet görülmediğinibelirterek hükmü esastan bozduğu, Mahkemenin de aynı gerekçelerle başvurucununtazminat talebinin reddine karar verdiği anlaşılmıştır.
38. 772 sayılı Kanun’un 4.maddesinde, çarşı ve mahalle bekçilerinin güneşin batışı saatinden doğuşusaatine kadar vazife görecekleri, güvenlik veya kamu düzeni bakımındangecikmede sakınca bulunan fevkalade hâllerde, vali ve kaymakamın vereceği emirlerlegündüz de çalıştırılabilecekleri, bunun dışında her ne suretle olursa olsungündüz çalıştırılmalarının mümkün olmadığı belirtilmiştir.
39. Başvurucunun; ErzurumValiliğinin oluru ile gündüz ve 12-24 çalışma esasına göre polisevikalorifer dairesinde çalıştırılması hususunda görevlendirildiği, olay günüpolis evinin kazan dairesinde jeneratöre mazot koyup dökülen mazotu temizlerkenjeneratör kayışına elini kaptırması neticesi sol el başparmağının koptuğuanlaşılmaktadır.
40. Atatürk Üniversitesi TıpFakültesi Dekanlığı Adli Tıp Anabilim Dalının 8/5/2003 tarihli raporundabaşvurucunun yaralanması nedeniyle hayati tehlike geçirmediği, 15 gün süre ile mutad iştigalinden kaldığı belirtilmiş; yine aynıÜniversiteye bağlı Süleyman Demirel Tıp Merkezi Yakutiye ve Aziziye AraştırmaHastaneleri Başhekimliğinin 19/1/2006 tarihli raporunda başvurucunun sol elbaşparmağının kopması sonucu %20 oranında vücut fonksiyonunda kayıp meydanageldiği ifade edilmiştir.
41. Başvurucunun, kazadan sonra polisevindeki görevine devam ettiği anlaşılmaktadır.
42. Başvurucunun; yargılamasırasında uzuv kaybının olduğu sol elini daha çok kullandığını, gerek özelyaşantısı gerekse işinde zorluklar yaşadığını, kazadan sonra yazılı emirle vevalilik onayıyla kazanın meydana geldiği kalorifer dairesinde çalışmaya devamettiğini, kalıcı sakatlıklar nedeniyle malvarlığında eksilme meydana gelmemişolsa dahi efor kaybı tazminatının ödenmesi gerektiğini, zarar görenin aynı işiyapmasının idarenin tazminat sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını, aynı işiyaparken harcamış olduğu eforun kazadan itibaren daha fazla olduğunu ilerisürdüğü anlaşılmaktadır.
43. Danıştay Onuncu Dairesininbir çok kararında, tazminat hukukunda çağın gereklerine uygun olarak geliştirileniçtihatlarla kişinin kalıcı sakatlıkları nedeniyle oluşan beden gücü kaybınedeniyle gelirinde ve dolayısıyla mal varlığında bir eksilme meydana gelmemişolsa dahi güç (efor) kaybı tazminatı diye tanımlanan tazminatın ödenmesigerektiğinin kabul edildiğini, beden gücü kaybına uğrayan kişinin aynı görevizarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir güç (efor) sarfıylayaptığı gerçeğinden hareket edilerek bir anlamda zararının, bu fazladan sarfedilen gücün oluşturduğu esasının benimsendiğini, kişinin bu zararını bizzatkendisinin "daha fazla bir güç"harcayarak gidermiş olması nedeniyle ilgili idarenin tazmin sorumluluğunagidildiğinin belirtildiği anlaşılmaktadır (Danıştay Onuncu Dairesinin 25/9/2009tarihli ve E.2004/5845, K.2007/4387 sayılı kararı; aynı Dairenin 22/2/2008tarihli ve E.2007/7170, K.2008/847 sayılı kararı).
44. Danıştayın; somut olaya benzernitelikteki davalarda efor tazminatına ilişkin fiziksel bütünlüğü ihlal edilenkişinin, meydana gelen sakatlıktan sonra daha az güç harcayarak yürütebileceğibir göreve atanıp atanmadığı, aynı görevi yürütmekle birlikte kalıcı sakatlığıaynı iş için daha fazla efor harcamasını gerektirecek boyut ve nitelikte olupolmadığı, sakatlık durumuna uygun başka bir göreve atanıp atanmadığı gibikriterlere göre değerlendirme yaptığı anlaşılmaktadır (Danıştay OnuncuDairesinin 18/9/2009 tarihli ve E.2007/57, K.2009/8097 sayılı kararı; aynıDairenin 19/2/2010 tarihli ve E.2008/191, K.2010/1355 sayılı kararı).
45. Yine Danıştay kararlarında,vücut bütünlüğü zarara uğrayanın görev yerinin değişmesi nedeniyle aylıkgelirinde meydana gelen azalma tutarının, efor kaybı tazminatı kapsamındadeğerlendirilmediği anlaşılmaktadır (Danıştay Onuncu Dairesinin 22/2/2008tarihli ve E.2007/7170, K.2008/847 sayılı kararı; yine aynı Dairenin 19/2/2010tarihli ve E.2008/191, k.2010/1355 sayılı kararı).
46. Nitekim Mahkemenin, somutolayda maddi tazminat kalemini efor tazminatı kapsamında inceleyerekbaşvurucunun kaloriferci olarak görevlendirilmesi nedeniyle idarenin %100hizmet kusurunun bulunduğunu ve davacının kazadan sonra aynı işteçalıştırılmaya devam ettiğini tespit ettiği ancak davacının kazadan sonra aynıgörevini sürdürmesi, aylık ücretinde bir eksiklik olmaması, aynı göreviyürütmeye devam ederken daha fazla efor sarf ettiğini ileri sürmemesi, davacıyasağlık kurulu raporu ile belirlenen sakatlık durumuna uygun iş verilebileceğiolgularından hareket ederek tazminat talebini reddettiği anlaşılmıştır.
47. Başvurucu; yargılamasırasında kaza nedeniyle aynı işte çalışmaya devam ettiğini, kazadan sonramesleki ve gündelik işleri için daha fazla efor sarf ettiğini belirterektazminat talebinde bulunmuş ise de Mahkemenin, yerleşik içtihatlar çerçevesindebelirlenen kriterlerin somut olaya uygulanması sırasında ret gerekçesi olarakaçıkladığı, başvurucunun aynı işi sürdürürken daha fazla efor sarf ettiğiniileri sürmediği, aylık ücretinde eksiklik olmadığı, davacıya sağlık kuruluraporuna göre daha uygun iş verilebileceği ihtimalinin mevcut olduğuna yönelikgerekçelerinin Anayasanın 17. maddesinde düzenlenen kişinin maddi ve manevivarlığının korunması hakkı bağlamında başvurucunun yargılama aşamasında hakkınözüne temas eden hususlarda ileri sürdüğü iddia ve itirazlarının karşılanmasıaçısından yeterli olmadığı, bu yönüyle Mahkeme tarafından ulaşılan sonucun başvurucunun fiziksel bütünlüğünü korumak bakımından etkisiz kaldığı, ihlalintespiti ve giderilmesi için devletin etkin yargılama mekanizması kurma ve adilbir şekilde yargılamayı yürütmeye ilişkin pozitif yükümlülüğü açısındanAnayasa’nın koruma kapsamındaki hak için öngörülen standartlara uygunbir denge sağlanmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
48. Açıklanan nedenlerlebaşvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altınaalınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
49. 6216 sayılı Kanun’un 50.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
50. Başvurucu 33.366,20 TLtazminat ödenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
51. Anayasa'nın 17. maddesininbirinci fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığınınkorunması hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
52. Kişinin maddi ve manevivarlığının korunması hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğininyeniden yargılama yapılmak üzere Erzurum 1. İdare Mahkemesine gönderilmesinekarar verilmesi gerekir.
53. Başvurucu tarafından maddive manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlaline ilişkin madditazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber yeniden yargılama yapmak üzeredosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucununihlal iddiası açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığındanbaşvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
54. Dosyadaki belgelerden tespitedilen 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TLyargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Anayasa'nın 17. maddesininbirinci fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığınınkorunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 17. maddesininbirinci fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığınınkorunması hakkının ihlal İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğininihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzereErzurum 1. İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminattaleplerinin REDDİNE,
E. 198,35 TL harç ve 1.800 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğinitakiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ayiçinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiğitarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin AdaletBakanlığına GÖNDERİLMESİNE
23/3/2016tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.