TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
OSMAN ÇAKAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/11637)
Karar Tarihi: 21/9/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
Tuğba YILDIZ
Başvurucu
:
Osman ÇAKAR
Vekili
:
Av. Sevil ARACI BEK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terörle mücadele sonucu ağabeyi, kız kardeşi,dayıları öldüğü dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihlive 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların KarşılanmasıHakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle hakkaniyeteuygun yargılanma ve mülkiyet haklarının; ret işlemine karşı açılan davayailişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması ve makul süredesonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 10/7/2014 tarihinde Adana 1.İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idariyönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engelteşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 18/9/2014tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafındanyapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 5/12/2014tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 25/12/2014tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamdasunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu; Şırnak ili Güneyce köyünde ikamet etmekte ikenterör nedeniyle yaşadığı köyün boşaltıldığını, ayrıca ağabeyinin, kızkardeşinin ve dayılarının terörle mücadelede öldüğünü, 1994 yılında köydenayrılarak Adana'ya yerleştiklerini, bu özel durumundan kaynaklanan güvenlikkaygısı nedeniyle köyünü terk etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir. Ancaksehven Siirt ili Pervari ilçesi Okçular köyünde yaşadığına yönelik başvuruyaptığını belirtmiştir.
8. Başvurucu 10/5/2005 tarihinde 5233sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle Siirt ValiliğiZarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
9. Komisyon 19/2/2010 tarihli ve2010/1-4364 sayılı kararında, dosyada yer alan bilgi ve belgeler uyarıncaPervari ilçesi Okçular köyünün boşaltılmadığı, köyde nüfus istikrarının süreklikorunduğu, her beş yılda bir köyde muhtarlık seçiminin yapıldığı, köydekorucuların bulunduğu ve korucuların dışında da vatandaşların ikamet ettiği,idarece boşaltılan köy, mezra ya da beldenin olmadığı, köy okulunun 1989’danitibaren eğitime açık olduğu, kadrolu din görevlisinin bulunduğu ve 1990yılında 753, 1997 yılında 899, 2000 yılında ise 1.002 kişinin yaşadığıbelirtilerek talebin reddine karar vermiştir.
10. Başvurucu tarafında belirtilen işlem aleyhine Diyarbakır 2.İdare Mahkemesinde açılan dava 27/12/2011 tarihliyetkisizlik kararıyla Batman İdare Mahkemesine devredilmiştir.
11. Batman İdare Mahkemesinin 8/5/2012tarihli ve E.2012/1653, K.2012/3175 sayılı kararı ile davanın reddinehükmedilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
“...Siirt İli Pervari İlçesi Okçular Köyü'nünboşalan ve/veya boşaltılan yerleşim yerlerinden olmadığı, nüfus sayımlarındaköyde bulunan askeri birlik personelinin sayısı konusunda açık ve net bir bilgibulunmamakla birlikte, köyde askeri personel ve geçici köy korucuları dışındayaşayan/ikamet eden sivil vatandaşların bulunduğunda, köyün tamamenboşalmadığı/boşaltılmadığındakuşku ve duraksamaya yerbulunmamaktadır.
Bu durumda, asgarigüvenlik düzeyinin var olduğu sonucuna ulaşılan Pervari/Okçular Köyü'nde köy halkının bir kısmının subjektif güvenlik kaygısıyla ya da ekonomik ve sosyalsebeplerle göç etmelerinden dolayı uğradıkları zararın,5233 sayılı Yasahükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığından,davacının isteminin reddi yönünde tesis edilen dava konusu işlemde hukukaaykırılık görülmemiştir...”
12. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 15/5/2013 tarihli ve E.2012/9150,K.2013/3398 sayılı ilamı ile kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçedeileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek niteliktegörülmediği belirtilerek onanmasına karar verilmiştir.
13. Başvurucu karar düzeltme talebinde bulunmuş; aynı Dairenin 19/3/2014 tarihli ve E.2014/145, K.2014/1990 sayılı ilam ilereddedilmiştir. Karar düzeltme kararı, başvurucuya 10/6/2014tarihinde tebliğ edilmiştir.
14. Başvurucu 10/7/2014 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
15. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4.,6., 7., 8., geçici 1., geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, DanıştayOnuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı,Danıştay Onuncu Dairesinin 31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679,K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir,B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-28).
16. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013tarihli ve 6462 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci veüçüncü fıkraları şöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölümhâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımısonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemeküzere yaralanma derecesine göre,
b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar,
c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katıtutarına kadar,
d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katıtutarına kadar,
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katıtutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenennakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasailişkin hükümleri uygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
17. Mahkemenin 21/9/2016 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
18. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin veakabinde açtığı davanın reddedildiğini, ağabeyinin, kız kardeşinin vedayılarının terörle mücadelede öldüğünü, göçe zorlanması ve memleketindensürgün edilmesi nedeni ile işinden olduğunu, buna neden olan devletyetkililerinin zararını tazmin etmediğini, ret kararına ilişkin açmış olduğudavanın gereksiz şekilde uzatıldığını, yargılamanın dokuz yıl sonrasonuçlandığını, makul bir sürede sonuçlanmadığını, talebinin reddine ilişkinkararın hukuksuz olduğunu, temyiz ve karar düzeltmede davasının yeterinceincelenmediğini, bu başvuru yollarının etkili bir hukuk yolu olmadığını, ayrıcadevletin kişilerin yaşam hakkını korumak ve özgürlük ve güvenliğini sağlamakdurumunda olduğunu ancak pek çok yakınını devletin yükümlülüğünü yerinegetirmemesi sonucu kaybettiğini belirterek, Anayasa’nın 17.,19., 35., 36. ve 40.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddiaetmiş; 1.000.000 TL maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. HakkaniyeteUygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
19. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurununve açtığı davanın abisinin, kız kardeşinin ve dayılarının terörle mücadeledeöldüğü noktasındaki özel durumu nazara alınmaksızın kendisine yönelik bir terörtehdidi ya da saldırısının bulunmaması gerekçesiyle reddedildiğini belirterekAnayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete uygun yargılanma hakkınınihlal edildiğini iddia etmiştir.
20. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır."
21. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanundaöngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuruyapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
22. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesinebireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veyaeylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olmasıgerekir.
23. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınuyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortayaçıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerinebaşvurulmalıdır.
24. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte birkanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının önceliklegenel yargı mercilerinde, olağan yasa yolları ile çözüme kavuşturulmasıesastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağandenetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 18).
25. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle hukuk sistemindedüzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilkeuyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle vesüresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bukonuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynızamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermişolması gerekir (Bayram Gök, §19).
26. Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarakolağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialarAnayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemeleresunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök, § 20).
27. Başvuru konusu olayda başvurucunun dava dilekçesi, temyiztalebi ve karar düzeltme talebi incelendiğinde başvurucunun dava dilekçesindeağabeyinin, kız kardeşinin ve dayılarının terörle mücadelede öldüğüne dairherhangi bir husustan bahsetmediği tespit edilmiştir. Anılan iddia hakkındaherhangi bir dava açmamış olması neticesinde iddiaların Anayasa Mahkemesinceincelenmesi bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği mümkün değildir.
28. Açıklanan nedenlerle anılan ihlal iddialarının başvuruyolları usulüne uygun şekilde tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığıanlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
b. ÇelişmeliYargılama ve Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
29. Başvurucu; zarar tespitinde sadeceadli, idari ve askerî makamlar tarafından düzenlenen belgelerin kullanıldığınıve bu belgelerin İlk Derece Mahkemesi tarafından hükme esas alındığını, bölgegenelinde ve başvurucunun zararına neden olan olay özelinde hiçbir adlitahkikatın yapılmadığını yahut yapılmış olsa dahi sonucundan haberdaredilmediğini belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir. Başvurucununanılan şikayetlerinin çelişmeli yargılama vesilahların eşitliği ilkeleri kapsamında değerlendirmeye tabi tutulması uygungörülmüştür.
30. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeliyargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha öncebireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanunkapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdasedilen içtihadi kriter olan“yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütündenyararlanıldığı, bu hususun tespiti için de bir kısım idari birimden gelentahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya daİlk Derece Mahkemesi kararlarına aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler veiçeriklerine en geç İlk Derece Mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğutespit edilmiştir. Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talepdilekçelerinde bu belgeler ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz vesavunmalarını ileri sürme imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibrazedilen delil ve beyan dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvuruculartarafından sunulan belgelerin değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesineilişkin olarak tetkik ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevedebaşvuru dosyaları kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecekusule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bukısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (MesudeYaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014 §§ 74-76;Cahit Tekin, B. No: 2013/2744,16/7/2014, §§ 70-72).
31. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılanincelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı vebaşvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığısonucuna varılmıştır.
32. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama vesilahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
c. YargılamanınSonucu İtibarıyla Adil Olmadığına İlişkin İddia
33. Başvurucu, Komisyonca verilenkararın akabinde açtığı davadan sonuç alamadığını, göç etmeye mecbur kalmasınedeni ile mal varlığına ulaşamadığını, tarım, hayvancılık ve diğer köy geçimkaynaklarından mahrum kaldığını, evini kullanamadığını, göç nedeni ile kira,taşınma gibi zararlarının olduğunu anılan zararlara köy boşaltma eylemleri ilesebebiyet verilmiş olmasına rağmen zararlarının tazmin edilmediğini belirterekmülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuş; yargılama sürecindeyapılan incelemeler ve lehine olmayan yargı kararı temeline dayandırıldığıtespit edilen bu iddiaların Anayasa’nın 36. maddesi kapsamındadeğerlendirilmesi uygun görülmüştür.
34. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkinincelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabitutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında iseaçıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine kararverilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüzve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,§ 24).
35. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz bir takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvurukapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yoluşikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdirhatası veya açık bir keyfîlik içermedikçe AnayasaMahkemesince esas yönünden incelenemez (NecatiGündüz ve Recep Gündüz, § 26).
36. Başvurucu, maddi vakıa ve delillerin hatalı takdirineticesinde davasının reddedildiğini, bu kapsamda Derece Mahkemesincedelillerin takdirinin hatalı ve hükmün sonuç itibarıyla hukuka aykırı olduğunubelirtmekte olup başvurucunun iddialarının özünün Derece Mahkemesincedelillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabetolmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğuanlaşılmaktadır.
37. Başvuru konusu İdare Mahkemesi kararında, Batman İdareMahkemesinin E.2012/1429, 1266, 1277 sayılı dava dosyalarında ve Mahkemenin buköye ait muhtelif dava dosyalarında yer alan bilgi ve belgelerden; Pervari İlçeJandarma Komutanlığının 28/1/2010 tarih ve 417 sayılıyazısı ekinde bulunan Pervari İlçe Jandarma Komutanlığına bağlı köy vemezralara ait çizelgede, Siirt ili Pervari ilçesi Okçular köyünün tamamenboşalan/boşaltılanköyler arasında yer almadığı, köyündurumunun dolu olarak ifade edildiği, genel nüfus sayımları ve tespitlerinegöre Okçular köyünde 1990 yılında 753, 1997 yılında 899, 2000 yılında ise 1.002kişinin yaşadığı, köyde 1989, 1994, 1999, 2004 ve 2009 yıllarında muhtarlıkseçiminin düzenli olarak yapıldığı, köye geçici köy koruculuğu sisteminingetirildiği, başvurucu vekili tarafından Okçular köyünde askerî bir üssünbulunduğu ve nüfus sayımı sonuçlarının bu nedenle fazla çıktığı iddia edilmekteise de bu hususun açıklığa kavuşturulması için Mahkemenin E.2012/1429 sayılıdava dosyası veDiyarbakır 2. İdare Mahkemesinin2010/1924 esasına kayıtlı davada ara kararı ile Türkiye İstatistik KurumuBaşkanlığından köy halkından olup köyde yaşayan şahısların sağlıklı olaraktespit edilebilmesi amacıyla Pervari ilçesi Okçular köyünde bulunan jandarmakarakolunda sayım yapılan 1990, 1997 ve 2000 yılında görevli personel ve askersayılarına ilişkin bilgi ve belgelerin istendiği, Türkiye İstatistik KurumuBaşkanlığının ara kararına cevap yazısında ara kararıyla talep edilen düzeydebilgi derlenmediği, bu nedenle istenen bilgilerin gönderilemeyeceğininbildirildiği, bunun yanı sıra Mahkemenin E.2012/1429 esasına kayıtlı dosyasında13/1/2011 tarihli ara kararı ile davalı idareden köy korucusu (ve ailesi) veasker (ve ailesi) olanlar dışında köyde yaşayanların bulunup bulunmadığı, varsasayısına ilişkin bilgi ve belgelerin istenildiği, ara kararına cevabengönderilen 2/2/2011 tarihli jandarma tutanağında 1990 yılına ait istenilenbelgelere ulaşılamadığı, 1997 yılında köyde 90 korucunun bulunduğu, bunlardışında 20 hanenin korucu olmadığı ve korucu olmayanların ise yaklaşık 250 kişiolduğu, 2000 yılında ise köyde 85 korucunun bulunduğu, korucu hariç köyde 13hanenin, yaklaşık 100 kişinin yaşadığının belirtildiği tespit edilmiştir.
38.Yukarıda yer verilen açıklamalara göre Siirt ili Pervari ilçesi Okçular köyününboşalan ve/veya boşaltılan yerleşim yerlerinden olmadığı, nüfus sayımlarındaköyde bulunan askeri birlik personelinin sayısı konusunda açık ve net bir bilgibulunmamakla birlikte, köyde askeri personel ve geçici köy korucuları dışındayaşayan/ikamet eden sivil vatandaşların bulunduğunda, köyün tamamenboşalmadığı/boşaltılmadığındakuşku ve duraksamaya yerbulunmamaktadır.
39. Budurumda asgari güvenlik düzeyinin var olduğu sonucuna ulaşılan Pervari/Okçularköyünde köyhalkının bir kısmının subjektif güvenlik kaygısıylaya da ekonomik ve sosyal sebeplerle göç etmelerinden dolayı uğradıklarızararın5233 sayılı Kanun hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanakbulunmadığından başvurucunun isteminin reddi yönünde tesis edilen dava konusuişlemde hukuka aykırılık görülmediği belirtilerek davanın reddine kararverilmiştir. Başvurucunun iddiaları, temyiz merciince de incelenipreddedilmek suretiyle yerel Mahkeme kararı onanmıştır. Başvurucunun anılaniddialarına yönelik olarak bu çerçevede Derece Mahkemesinin kararında açık bir keyfîlik bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
40. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. GerekçeliKarar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
41. Başvurucu, temyiz ve karar düzeltme aşamalarında ilerisürdüğü taleplerin üstünkörü bir incelemeye tabi tutularak yeterli gerekçeyeyer verilmeden reddedildiğini iddia etmiş, bu nedenle anılan başvuru yollarınınetkili olmadığından şikâyetçi olmuştur. Anılan şikâyetlerin gerekçeli kararhakkına ilişkin olduğu tespit edildiğinden bu iddiaların Anayasa’nın 36.maddesi kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.
42. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılanbaşvurularda, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiası daha öncebireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurucuların hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olanözel durumlarının değerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafındanileri sürülen ve hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin derecemahkemeleri kararlarında denetlenerek reddedildiği gerekçesiyle başvuruların bukısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,§§ 75-77).
43. Somut başvurunun incelenmesineticesinde başvurucunun taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilipedilmeyeceği noktasında yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olupolmadığının çeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgelerkapsamında Derece Mahkemesince değerlendirildiği, başvurucu tarafından ilerisürülen ve hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarakreddedildiği (bkz. § 13), İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar vegerekçesi hukuka uygun bulunmak suretiyle kanun yolu denetiminden geçerek (bkz.§§ 14, 15)kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucunun, hakkaniyete uygun yargılanmahakkı kapsamında olan özel durumunun değerlendirilmesi hususu dışında gerekçelikarar hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiaları hakkında farklı kararverilmesini gerektiren bir yön bulunmamaktadır.
44. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar haklarınınihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
e. MakulSürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
45. Başvuru formu ve eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurucunun makul süredeyargılanma hakkının ihlali iddiasının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Esas Yönünden
46. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğügiderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle,Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
47. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarda, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler iledavanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecindeKomisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak,uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014, §§ 61-69; MahmutCan Arslan, B. No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014,§§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66).Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiğive bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığıdurumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucunavarılmıştır (İsmet Kaya, B. No:2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).
48. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasınınilgili bölümü şöyledir:
“Mahkeme, … açıkçadayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
49. Somut davalara bir bütün olarak bakıldığında Komisyonabaşvuru tarihi (10/5/2005)ile nihai karar tarihi olantemyiz karar tarihi (19/3/2014) arasında geçen ve toplam süresi 8 yıl 10 ayolan yargılama süresinde başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektirenbir yön bulunmadığı ve söz konusu yargılama sürecinde makul olmayan birgecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
50. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
51. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
52. Başvurucu,makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespitini ve bu nedenletazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
53. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızcaihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuyanet 6.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
54. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 6.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE21/9/2016tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.