TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
OSMAN ÖZYURT BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/20559)
Karar Tarihi: 16/11/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Recai AKYEL
Raportör Yrd.
:
Fatih ALKAN
Başvurucu
:
Osman ÖZYURT
Vekili
:
Av. Mustafa BOZKURT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk SilahlıKuvvetlerinden (TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanınreddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 31/12/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 23/11/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 6/5/2016 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından başvuru hakkında görüşsunulmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veerişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı emrinde muvazzafastsubay olarak görev yapmakta iken İnternet ortamında yayımlanan vebaşvurucuya ait olduğu ileri sürülen üç adet ses kaydının içerikleri nedeniyleidari tahkikat başlatılmış, bu tahkikat sonucunda sıralı sicil üstleritarafından başvurucu hakkında ahlaki durumu nedeniyle "Türk Silahlı Kuvvetlerinde kalması uygundeğildir." ortak kanaatini içeren 26/7/2013 tarihli ayırmasicil belgesi düzenlenmiştir.
8. 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin (Sicil Yönetmeliği) 61. maddesigereğince Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyondabaşvurucunun durumu değerlendirilmiş ve Komisyon 2/10/2013 tarihli kararı ilebaşvurucu hakkında ayırma işlemi yapılmasına karar vermiştir. Anılan karar4/10/2013 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından onaylandıktan sonra31/10/2013 tarihinde Genelkurmay Başkanının onayına sunulmuş, GenelkurmayBaşkanınca da Hava Kuvvetleri Komutanlığı kararı doğrultusunda işlemyapılmasının uygun görüldüğü belirtilmiştir. Bunun üzerine 15/11/2013 tarihliMillî Savunma Bakanı oluruna dayanılarak başvurucunun TSK ile ilişiğikesilmiştir.
9. Başvurucu; TSK’dan çıkarılmasını gerektiren birdisiplinsizliği veya adli eylemi mevcut olmadığı hâlde disiplinsizlik ve ahlakidurumu nedeniyle ilişiğinin kesildiğini, İnternet ortamında yayımlanan veayırma işlemine dayanak olarak gösterilen ses kayıtlarının kendisine aitolmadığını belirterek ayırma işleminin iptali talebiyle Millî Savunma Bakanlığıaleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde 11/12/2013tarihinde dava açmıştır. Sunduğu dilekçede başvurucu; ses kayıtlarında bahsigeçen olayların gerçeği yansıtmadığını, takdirlerle dolu başarılı bir sicile sahipolmasına ve meslek yaşamı boyunca hakkında yalnızca bir kez disiplin cezasıtesis edilmesine rağmen bu durumun dikkate alınmadığını, söz konusu seskayıtları hakkında Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Askerî Savcılığı tarafındanyürütülen adli soruşturma neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına kararverildiğini, tesis edilen ayırma işleminin ölçülülük yönünden hukuka aykırıolduğunu ileri sürmüştür.
10. Davalı idare tarafından sunulan savunma dilekçesinde27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun 94.maddesinin “Disiplinsizlik ve ahlaki durumsebebiyle ayırma” başlıklı (b) fıkrası uyarınca başvurucununilişiğinin kesildiği, her askerin ahlaki yaşayışının kusursuz ve lekesiz olmasıgerektiği, ahlak olgusunun yalnızca arzu edilen bir durum değil görevinbaşarıyla icra edilebilmesi için bir koşul olduğu vurgulanmış; kamu hizmetininyürütülmesinde zararlı olacak kişilerin idare mekanizmasının dışınaçıkarılmasının kaçınılmaz olduğu ve idarenin başvurucu hakkında tesis edilen ayırmaişleminde takdir yetkisinin objektif sınırları içinde kaldığı, dava konusuayırma işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.
11. Davalı idare tarafından ayrıca 4/7/1972 tarihli ve 1602sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesi kapsamında AYİM'e gizli belge ve bilgiler gönderilmiştir.
12. AYİM Başsavcılığı tarafından sunulan 14/5/2014 tarihlidüşünce yazısında, başvurucunun özlük ve sicil dosyaları ile davaya konu ayırmaişlemine esas belgelerin incelenmesi neticesinde ayırma işleminin sebep unsuruitibarıyla hukuka uygun olduğu ancak davada uygulanacak kural olan 31/1/2013tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu'nun geçici 1.maddesinin (4) numaralı fıkrasının Anayasa'nın 6., 7., 8. ve 129. maddelerineaykırı olması nedeniyle iptali için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesinebaşvurulması gerektiği, söz konusu düzenlemenin iptaline karar verilmesihâlinde hukuka aykırı hâle gelecek olması nedeniyle başvurucu hakkındakiişlemin de iptaline karar verilmesi aksi durumda dava konusu işlemin iptalitalebinin reddedilmesi gerektiği belirtilmiştir.
13. AYİM Birinci Dairesinin 2/7/2014 tarihli ve E.2014/32,K.2014/712 sayılı kararı ile AYİM Başsavcılığı tarafından ileri sürülenAnayasa'ya aykırılık iddiası öncelikle görüşülerek reddedilmiştir. Dava konusuedilen ayırma işleminin iptali talebi de anılan karar gereğince reddedilmiştir.Kararda, 18/1/2013 tarihinde ifadesi alınan başvurucunun yaşadığı cinselbirliktelikleri detaylı şekilde anlattığı ve ikrar ettiği, başvurucu dışındaifadesine başvurulan diğer askerî personelin de anlatımlarında başvurucununahlaka aykırı davranışlarına yer verdiği ve başvurucunun cinsel yaşamınailişkin ayrıntıları aktardığı, başvurucunun iyi ahlak sahibi olmak vasfınıtaşımadığı ve TSK'nın itibarını zedeleyecek tavır ve davranışlar içindebulunduğunun anlaşıldığı, ayırma işleminde takdir yetkisinin objektifkriterlere göre kullanıldığı ve kamu yararı ile birey yararı dengesiningözetildiği belirtilmiş; tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığısonucuna ulaşılmıştır.
14. Başvurucu tarafından AYİM Birinci Dairesine sunulan22/7/2014 tarihli dilekçede İnternet ortamında yayımlanan ses kayıtlarındanyola çıkılarak Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı görevlilerincealınan ve ayırma işlemine dayanak olarak kabul edilen 18/1/2013 tarihliifadeden başka dava dosyası içeriğinde hiçbir delilin bulunmadığı, söz konusuifade alma işlemi esnasında başvurucunun avukat yardımı almasının engellendiği,ifade tutanaklarının önceden hazırlanarak başvurucuya zorla imzalatıldığı,ifade alma işleminin hukuka aykırı şekilde gerçekleştirildiği, soyut iddialardışında herhangi bir delil bulunmamasına rağmen ayırma işleminin tesis edildiğibelirtilerek hukuka aykırı şekilde verilen ret kararının düzeltilmesi talepedilmiştir.
15. Söz konusu karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 11/11/2014tarihli ve E.2014/1192, K.2014/973 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar1/12/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
16. 31/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
17. Anayasa Mahkemesinin 5/5/2016 tarihli yazısı ile yargılamadosyasına sunulmuş olan ve başvurucu hakkında ayırma işlemi tesis edilmesinedayanak oluşturan “gizli” ibarelibelgelerin gönderilmesi istenmiştir.
18. Anayasa Mahkemesine 25/7/2016 tarihinde sunulan söz konusubelgelerin incelenmesinden Hava Kuvvetleri Komutanlığınca istihbarata karşıkoyma hassasiyetleri çerçevesinde 18/1/2013 tarihinde başvurucunun ifadesininalındığı, söz konusu ifade metninde hangi kapsamda başvurucunun ifadesinebaşvurulduğu hususunun belirtilmemiş olduğu anlaşılmıştır. Aynı şekilde sözkonusu metnin “ifadeyi alan”kısmı karartılmış olduğundan ifadenin hangi birim tarafından alınmış olduğuanlaşılamamıştır. İfade alma işlemi sırasında başvurucuya bugüne kadarnerelerde görev yaptığı, kimlerle ikamet ettiği, İnternet ortamında sosyalpaylaşım sitelerinden hangilerine üyeliklerinin bulunduğu, İnternet vasıtasıylaveya yüz yüze tanıştığı kadınlardan ilişki yaşadıklarının kimler olduğu, bukadınların TSK hakkında bilgi almaya yönelik herhangi bir girişimlerinin olupolmadığı, kendisine dinletilen söz konusu ses kayıtları hakkında neler bildiği,bu kayıtların içeriğinin doğru olup olmadığı, eş cinsel şahıslarla cinselbirliktelikler yaşayıp yaşamadığı hususlarının sorulduğu görülmüştür.Başvurucunun, anılan soruları yanıtladığı ve özellikle birlikte olduğukadınlara ilişkin olarak cinsel birliktelik içeren geçmişteki ilişkileriniaçıkladığı ve ifade metnini imzaladığı anlaşılmıştır. Soruşturma konusu olaylarailişkin olarak başvurucu dışındaki kişilerin de ifadelerinin alınmış olduğu, bukişilerden başvurucu hakkında bildiklerini anlatmalarının istendiğigörülmüştür.
19. Ayrıca İnternet ortamında yayımlanan ve ayırma işleminedayanak olarak gösterilen ses kayıtları hakkında Deniz Kuvvetleri KomutanlığıKuzey Deniz Saha Komutanlığı Askerî Savcılığı tarafından başlatılan adlisoruşturma kapsamında başvurucunun şüpheli olarak ifadesinin alındığı,başvurucunun ses kaydında adı geçen askerî birlikte yalnızca birkaç nöbetfaaliyetinde görev yaptığını beyan ederek birlik içine getirdiği hayat kadınıile cinsel birliktelik yaşadığına ilişkin iddiayı kabul etmediği, aynı şekildeeş cinsel bir bireyin emri altındaki askerlerle birliktelik yaşamalarına olanaksağladığına ve izin verdiğine yönelik hakkındaki iddiayı reddettiği, adı geçenaskerî birlikte görev yapan askerlerin tanık sıfatıyla ifadelerinebaşvurulmasına rağmen ses kaydında geçen olayların doğrulanamadığı, soruşturmakonusu olayın gerçek olduğunun delillerle ortaya konulamadığı, ses kaydınınşüphelilerle ilişkilendirilemediği ve hukuki vasıflandırmaya konu olabileceksuç teşkil eden bir olay bulunmadığı gerekçesiyle Askerî Savcılığın 19/12/2013tarihli ve E.2013/115, K.2013/92 sayılı kararıyla başvurucu hakkındakovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği anlaşılmaktadır.
B. İlgili Hukuk
20. 926 sayılı Kanun’un “Çeşitlinedenlerle Silahlı Kuvvetlerden ayrılacak astsubaylar hakkında yapılacak işlem”kenar başlıklı 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrasışöyledir:
“Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle ayırma:
Disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyle Silahlı Kuvvetlerdekalmaları uygun görülmiyen astsubayların hizmetsürelerine bakılmaksızın haklarında T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümleriuygulanır.
"Bu sebeplerin neler olduğu ve bunlar hakkındaki sicilbelgelerinin nasıl ve ne zaman tanzim edileceği, nerelere gönderileceği,inceleme ve sonuçlandırma ile gerekli diğer işlemlerin nasıl ve kimlertarafından yapılacağı Astsubay Sicil Yönetmeliğinde gösterilir. Bu gibiastsubaylardan durumlarının Yüksek Askerî Şuratarafından incelenmesi Genelkurmay Başkanlığınca gerekli görülenlerin SilahlıKuvvetlerden ayırma işlemi, Yüksek Askerî Şura kararı ile yapılır.”
21. Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durumları nedeniyle ayırmausulleri” kenar başlıklı 60. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Aşağıdaki sebeplerden biri ile disiplinsizlik veya ahlâkî durumlarıgereği Türk Silâhlı Kuvvetlerinde kalmaları,bulunduğu rütbeye veya bir önceki rütbesine ait bir veya birkaç belge ileanlaşılıp uygun görülmeyenler hakkında, hizmet sürelerine bakılmaksızınemeklilik işlemi yapılır:
a. Disiplin bozucu hareketlerde bulunması, ikaz veya cezalara rağmenıslah olmaması,
b.Hizmetingerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini ikazlara rağmen düzenleyememesi,
c. (Değişik:RG-13/06/2003-25137) Aşırıderecede menfaatine, içkiye, kumara düşkün olması,
...
e. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin itibarınısarsacak şekilde ahlâk dışı hareketlerde bulunması,
...”
22. Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırmasicil belgesi düzenlenmesi ve uygulanacak usuller” kenar başlıklı61. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
“Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma iki şekilde yapılır.
a. Ayırma işleminin sıralı sicil üstlerincebaşlatılması:
Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma sicil belgesinin düzenlenmesinde,süre söz konusu olmayıp, her zaman düzenlenebilir. Temel nitelikler hariç olmaküzere, diğer niteliklere işaret konulmaz. Sicil üstleri, sicil belgelerinintemel nitelikler ve son bölümdeki kendilerine ait olan kanaat hanelerine buYönetmeliğin 60 ncı maddesindeki disiplinsizlik veahlâkî durumlardan hangisine göre kesin kanaate vardıklarını belirttikten sonra‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’kanaatini yazarak imzalar ve gerekli belgeleri ekleyerek, bekletmeden sıralısicil üstlerinin tümünün kanaatlerinin yazılmasını sağladıktan sonra, KuvvetKomutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik KomutanlığıPersonel Başkanlığına gönderirler.
...
Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil GüvenlikKomutanlığı Personel Başkanlıklarına gelen bu siciller, ilgili şubelercekarargâhta bulunan dosya ve diğer belgelerle karşılaştırılarak incelenir vebunlar Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil GüvenlikKomutanlığı karargâhında; Kurmay Başkanının başkanlığında personel, istihbaratve harekât başkanları, personel ve tayin dairesi başkanları ve gerekligördükleri şube müdürleri ile kıdem, personel yönetim şube müdürleri ve adlîmüşavir veya hukuk işleri müdürlerinden oluşan komisyona sevk edilir. Bukomisyon tarafından, düzenlenen sicilin Kanun ve Yönetmeliklere uygunluğu, eklibelgelerin yeterliliği ve geçerliliği yönünden incelendikten sonra birdeğerlendirme yapılır. Gerekirse, sicil üstlerinin şifahî veya yazılı görüşlerialınır; bilgi veya belge isteğinde bulunulabilir. Komisyon, yapmış olduğuinceleme ve değerlendirme sonucunda almış olduğu kararı, bir tutanak ile KuvvetKomutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına sunarve alınacak onaya göre işlem yapılır. Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanıveya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından emekliliği uygun görülmeyenlerinsicilleri, mazbata edilerek şahsî dosyalarına konur ve bunların görev yerlerideğiştirilir. Emekliliği, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya SahilGüvenlik Komutanı tarafından onaylanan personelin dosyaları, GenelkurmayBaşkanlığına gönderilir. Genelkurmay Başkanlığına gelen dosyalar, personelbaşkanlığınca adlî müşavirlikle koordine edilerek, Yüksek Askerî Şûra kararınasunulup sunulmaması yönünden incelenir ve Genelkurmay Başkanının tasvibinesunulur. Genelkurmay Başkanı tarafından, durumları Yüksek Askerî Şûradagörüşülmesi gerekli görülenler hakkındaki istemler, ilk Yüksek Askerî Şûratoplantısında gündeme alınarak haklarında kesin karara varılır ve işlemleritamamlanır. Genelkurmay Başkanının, durumlarını Yüksek Askerî Şûradagörüşülmesine gerek görmediği astsubayların dosyaları, Kuvvet Komutanlıkları,Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına iade edilir. Bu gibiastsubaylar hakkında, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya SahilGüvenlik Komutanının daha önce verdiği karara göre işlem yapılır...
Bu Yönetmeliğin 60 ncımaddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yazılı fiillerden dolayı haklarında‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicilidüzenlenmesi gereken astsubaylar ile mevcut belgelerin ast kademelere intikalisakıncalı görülen astsubaylar hakkında, bu belgelere dayanarak Kuvvet Komutanı,Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından sicildüzenlenebilir. Bu şekilde düzenlenen sicile göre kesin işlem yapılır.
b. Ayırma işlemlerinin personel başkanlıklarınca başlatılması:
Sıralı sicil üstlerince haklarında ‘SilâhlıKuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicili düzenlenmemesine rağmen, KuvvetKomutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik KomutanlığıPersonel Başkanlıklarınca bütün rütbelerdeki safahatı kapsayacak şekilde sicilbelgeleri, özlük dosyaları ve varsa kişi hakkındaki özel dosyaların incelenmesisonucu durumları, bu Yönetmeliğin 60 ıncı maddesininbirinci fıkrasında yazılı fiillerden biri, birden fazlası veya hepsine birdenuyan personelin tespiti hâlinde, bunlar, bu maddenin birinci fıkrasının (a)bendinde belirtilen komisyona sevk edilirler. Komisyon, inceleme vedeğerlendirme sonucunda aldığı kararı bir tutanak ile Kuvvet Komutanı, JandarmaGenel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına sunar...
Emekli edilmesi uygun görülenler hakkında Kuvvet Komutanı, JandarmaGenel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı ile Genelkurmay Başkanı tarafından‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ şeklindesicil düzenlenir ve bunlar hakkında, bu maddenin birinci fıkrasının (a)bendinde belirtilen şekilde işlem yapılır.”
23. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İçHizmet Kanunu’nun “Disiplin”kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Disiplin: Kanunlara, nizamlara ve amirleremutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet demektir.
Askerliğin temeli disiplindir.
Disiplininmuhafazası ve idamesi için hususi kanunlarla cezai ve hususi kanun ve nizamlarlaidari tedbirler alınır.”
24. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:
“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraberahlak ve maneviyatın yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesinebilhassa itina olunur.
Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyiahlaklı olmak, üste itaat, hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret veatılganlık, icabında hayatını hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyigeçinmek, birbirlerine yardım, intizam severlik, yapılması men edilen şeylerdenkaçınmak, sıhhatini korumak, sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”
25. 6413 sayılı Kanun'ungeçici 1. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte kurulu bulunan disiplin mahkemeleri,49 uncu maddede öngörülen yönetmelik yürürlüğe girinceye kadar disiplin kuruluolarak bu Kanun hükümlerine göre faaliyetlerine devam eder. Söz konusuyönetmelik yürürlüğe girinceye kadar 926 sayılı Kanunun, bu Kanunun 45 incimaddesinin altıncı fıkrasının (c) bendi ile yürürlükten kaldırılan hükümlerininuygulanmasına devam olunur.”
26. 6/9/1961 tarihli ve10899 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk SilahlıKuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği’nin 86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Asker, kendisinden beklenen vazifelerihakkıyla yapabilmek için yüksek ahlâk ve kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır.Her askerde bulunması lâzım gelen ahlakî ve mânevi vasıflar şunlardır:
…
(h). İyi ahlâk sahibiolmak: Askerin ahlâkı ve yaşayışı kusursuz ve lekesiz olmalıdır. Asker,esrarkeşlikten, sarhoşluktan, yalancılıktan borçtan ve kumardan,dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüp kalkmaktan, hırsızlıktan,yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardan sakınmalıdır. Bunlarvazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati, azim ve cesareti bozar;namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biri ayrı ayrı cezaları üstüneçeker…”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 16/11/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
28. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığıtarafından herhangi bir disiplin cezası tehdidi olmayacağına güvence verilerekmanevi baskı altında ifadesinin alındığını, aldatma yöntemiyle özel hayatınailişkin bilgilerin en ince ayrıntısına kadar elde edildiğini ve bu bilgilerinayırma işlemine dayanak olarak gösterildiğini belirtmiştir. Başvurucu, ayırmaişlemine gerekçe olarak gösterilen sorgunun kim tarafından ve nasıl yapıldığıhususu değerlendirilmediğini, istihbarat birimleri tarafından yasak yöntemlerleelde edilen hukuka aykırı delillerin AYİM tarafından ret gerekçesi olarak kabuledildiğini, ayrıca tesis edilen işlemde ölçülülük ilkesinin gözetilmediğini ilerisürmüştür. Başvurucu, yalnızca kendisini ilgilendiren ve mesleğiyle ilgisiolmayan özel hayat alanına ilişkin bilgiler üzerinden tesis edilen ayırmaişlemi nedeniyle Anayasa’nın 20., 36., 38. ve 125. maddeleri ile güvence altınaalınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, ihlalin tespitiile yargılamanın yenilenmesi ve lehine tazminata hükmedilmesi talebindebulunmuştur.
B. Değerlendirme
29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B.No: 2012/969, 18/9/2013, §16). Başvurucunun iddialarının özü, özel hayatına ilişkin bazı bilgilerinhukuka aykırı yöntemlerle elde edilmesi ve bu bilgilere dayanılarak hakkında ayırmaişlemi tesis edilmesi olup ihlal iddialarının niteliği gereği başvurununAnayasa’nın 20. maddesi ile güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkıkapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özelhayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
31. Anayasa’nın “Özel hayatıngizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatınıngizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi,genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak veözgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarakgecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciinyazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz vebunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidörtsaat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibarenkırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koymakendiliğinden kalkar.
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerinkorunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişiselveriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesiniveya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıpkullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülenhallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasınailişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”
32. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş birkavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlık olup bukoruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özelbir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etse de diğer taraftan özelhayat kavramının herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme ve dışdünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır. Bu açıdanAnayasa’nın 20. maddesi özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altınaalmaktadır (Serap Tortuk,B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31).
33. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksalçıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadeceyalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak, bireyin kendisi hakkındakibilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyinkendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafınakullanılamaması kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaatibulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini belirlemehakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, § 32).
34. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin kendibireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkileregirebilecekleri kavramsal ve fiziksel bir alana işaret etmektedir. Bumahremiyet alanı, devletin müdahale edemeyeceği veya meşru amaçlarla asgaridüzeyde müdahale edebileceği özel bir alanı kapsamaktadır. Bireyin mahremiyethakkının mekânı, kural olarak özel alandır. Ancak özel hayatın gizliliği hakkıbazı durumlarda kamusal alana da genişleyebilir. Zira meşru beklenti kavramı,bireyin mahremiyetinin kamusal alanda da bazı koşullar altında korunmasınımümkün kılmaktadır (Serap Tortuk, § 33).
35. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) denetimorganlarının içtihatlarında “bireyin kişiliğini geliştirmesi vegerçekleştirmesi” kavramının özel hayata saygı hakkının kapsamınınbelirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkınınsadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğinserbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamınadâhil edilmiştir. Ancak özellikle mahremiyet alanında cereyan eden cinseliçerikli eylem ve davranışların bu alana dâhil olduğunda kuşku yoktur (Serap Tortuk, §35). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) mesleki hayat çerçevesinde kişilerinözel hayatı hakkında sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, bunaek olarak kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevdenalınmalarının özel hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunuvurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, §§47, 48).
36. Anayasa’nın 20. maddesinde herkesin kendi özel hayatınasaygı gösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğinedokunulamayacağı belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen özel hayatıngizliliği hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkıkapsamında güvence altına alınan hakka karşılık gelmektedir. Bireyin mahremiyetalanının ve bu alanda cereyan eden eylem ve davranışlarının da kişinin özelyaşamı kapsamında olduğu açıktır. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkinbilgilerin gizliliğinin korunması Anayasa Mahkemesi tarafından da Anayasa’nın20. maddesi kapsamında değerlendirilmektedir (ŞengülKayan, B. No: 2013/1614, 3/4/2014, § 37; Serap Tortuk, § 36).
a. Müdahalenin Varlığı
37. “Disiplinsizlik ve ahlaki durum” sebebiyle TSK’dan ayırmaişlemine tabi tutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikat sürecinden, TSK’danayırma kararından ve AYİM kararlarından anlaşıldığı üzere başvuruya konusüreçte özellikle başvurucunun özel hayatı kapsamındaki davranış veilişkilerinin önemli yer tuttuğu görülmektedir. Bu şartlar altında özelyaşamına ait unsurlar temel gerekçe gösterilerek verilen ayırma kararınınbaşvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
38. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayatın gizliliği hakkıaçısından bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılan birtakımsınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel sınırlama nedeniöngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarıbulunmakta, ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallaradayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktadaAnayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir(Serap Tortuk,§ 38).
39. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızınyalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak veancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülükilkesine aykırı olamaz.”
40. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama vegüvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hakve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınaraksınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesiçerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundanbelirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tümgüvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamınınbelirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Serap Tortuk, § 40).
41. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddiaedilen müdahalenin incelemesinde kanunilikölçütününve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin var olup olmadığı her somut olayın kendikoşulları içinde değerlendirilmelidir.
i.Kanunilik
42. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan müdahalenin “kanun”la yapılması şartına aykırılık bulunduğuna ilişkinbir iddiada bulunulmamıştır. Yapılan değerlendirmeler neticesinde 926 sayılıKanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrası ile SicilYönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 60. ve 61. maddelerinin“kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
ii. MeşruAmaç
43. Başvurucunun özel hayatına ilişkin bilgilere dayanılarakhakkında ayırma işlemi tesis edilmesinin askerî disiplinin korunması ve kamuhizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarla millî güvenliğinkorunması amacını taşıdığı dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına ilişkinAnayasa’nın 20. maddesi kapsamında meşru bir amacın bulunduğu sonucunavarılmıştır.
iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olmave Ölçülülük
44. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özelhayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerinönlenmesidir. Devletin ayrıca özel hayatın ve aile hayatının gizliliği hakkınıetkili olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü debulunmaktadır. Bu yükümlülük bireylerin birbirlerine karşı eylemleri bakımındandahi özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının korunması için gerekliönlemlerin alınması ödevini de içermektedir (AtaTürkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015,§ 42).
45. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmaklaberaber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hakve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatıngizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göredemokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşruamaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı,sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğüsınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özengösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).
46. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikleözel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnaitedbirler niteliğinde olmasını; başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek enson önlem olarak kendini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumdazorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifadeetmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsaya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse demokratik toplum düzeniningereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Ata Türkeri, § 44).
47. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veyaidari bir müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıpkarşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımındanyapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan idarenin vederece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayatıngizliliği hakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından“demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygunolduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Ata Türkeri, § 45).
48. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişengeniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayatkavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyalhayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında özelliklekamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayatunsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununlabirlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğugibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Serap Tortuk, §52).
49. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığınaveya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğuzaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamıngizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusuolduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlarayönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddigerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §47).
50. Tesis edilen disiplin işlemlerinde ve bu işlemlerin hukukauygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında, bireylerin özelhayatlarına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları üzerindekietkilerinin açıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumların işleyişiüzerindeki etkilerinin ve risklerinin ortaya konulması ve bu hususlardakideğerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerle desteklenmesi ayrıcatesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş mesleki sicilleri ve başarı durumlarıdikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesi gerekir (G.G. [GK], B. No: 2014/16701, 13/10/2016,§ 60).
51. Son olarak AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesiaçıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınanhaklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran kararalma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyısağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç,başvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adilşartlarda savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmasınıgerektirir (Ciubotaru/Moldova, 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B. No:28945/95, 10/5/2001, § 72).
52. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecindeğerlendirilmesi sonucunda başvurucunun ahlaki düşüklük içinde olduğunailişkin iddialar içeren bir ihbar alınması üzerine idari tahkikat başlatıldığıgörülmüştür. Bu kapsamda Hava Kuvvetleri Komutanlığınca başvurucunun ve diğerbazı personelin ifadesinin alındığı, başvurucunun cinsel hayatına dairhususların esas olarak başvurucunun 18/1/2013 tarihli ifadesinden öğrenilmişolduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu ifade metninde başvurucu hakkında hanginedenle idari tahkikat başlatıldığı belirtilmediği gibi hangi kapsamdabaşvurucunun ifadesine başvurulduğu hususunun da açıklanmamış olduğu ancakbaşvurucunun kendisine sorulan soruları yanıtladığı, geçmişte cinselbirliktelik yaşadığı ilişkileri açıkladığı ve cinsel hayatına ilişkin hususlarıiçeren ifade metnini imzaladığı anlaşılmıştır.
53. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığıtarafından herhangi bir disiplin cezası tehdidi olmayacağına güvence verilerekmanevi baskı altında ve yanıltıcı beyanlarla ifadesinin alındığını, aldatmayöntemiyle özel hayatıyla ilgili bilgilerin en ince ayrıntısına kadar eldeedilmeye çalışıldığını ve özel hayatına ilişkin gerçek dışı ve hukuka aykırıgerekçelerle hakkında ayırma işlemi tesis edildiğini ileri sürmüştür.
54. AYİM Birinci Dairesinin 2/7/2014 tarihli ve E.2014/32,K.2014/712 sayılı kararında başvurucunun anılan iddiaları değerlendirilmiş veanılan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir (bkz. § 13).
55. Somut olayda başvurucunun söz konusu ifadesinin belirli vesomut fiiller belirtilmeden ve hangi hukuki işlemin esas alınacağı konusundabilgi verilmeden temin edilmiş olması anılan ifadeyi hukuki yönden şüpheliduruma getirmektedir. Ayrıca ifade alma işlemi esnasında sorulan sorular gözönüne alındığında başvurucunun mesleki hayatını değilözel hayatını ilgilendiren iddialara yanıt vermek zorunda bırakıldığıgörülmektedir. Bu kapsamda başvurucuya yöneltilen iddiaların görevinin ifasıyladeğil daha çok mahremiyet alanında gerçekleşen özel yaşam eylemleriyle ilgiliolduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ihtilaf konusu ayırma işleminin kapsamımesleki hayatın sınırlarını aşmaktadır. Bu bağlamda idarenin ve yargısalmakamların karar gerekçelerinde başvurucunun İnternet üzerinden ya da sosyalortamlardan tanıştığı çok sayıda kadınla birliktelik yaşadığı, ahlaki yöndenözenli bir yaşam sürmediği ve cinselliğe düşkünlüğünün bulunduğu tespitlerineyer verildiği ve karar sonuçlarının bu gerekçelere dayandırıldığı, sonuç olarakbaşvuruya konu disiplin işlemi ile yargısal sürece konu edilen davranışlarınesasen mesleki faaliyet ile ilgisi olmayan, mahremiyet alanına dâhil özel yaşameylemleri olduğu anlaşılmaktadır.
56. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazıözel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır.Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesininbaşvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağındanyoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etkioluşturduğu bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâle geldiğianlaşılmaktadır. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindekisınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir mahiyetinde olması,başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olmasıgerekir.
57. AYİM kararında başvurucunun ifade alma işleminin usul veiçerik yönünden hukuka aykırı unsurlar taşıdığı iddialarına rağmen anılanifadenin alındığı koşulların detaylı şekilde incelenmediği, başvurucunun özelhayatının en mahrem yönünü oluşturan cinsel hayatını geçmiş yıllardan itibarentüm detaylarıyla anlatmasının nasıl gerçekleştiğinin ortaya konulmadığıgörülmektedir. AYİM tarafından söz konusu soyut nitelikteki ifadede belirtilenhususlar dayanak alınmak suretiyle TSK'dan ilişiğin kesilmesi işlemine karşıaçılan davanın reddedildiği anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkeme kararında,başvurucunun özel hayatına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatıüzerindeki etkilerine dair yeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığıgibi anılan eylemlerin TSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin dedetaylı şekilde açıklanmadığı, ayırma işlemine dayanak olarak kabul edilendelillerin hukuka aykırı şekilde elde edildiğine ilişkin ileri sürülen iddialarhakkında bir araştırma yapılmadığı görülmüştür.
58. Bu durumda muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde önesürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu anlaşılanbaşvurucunun söz konusu iddialarına Mahkemece makul bir gerekçe ile yanıtverilmemesi, başvurucunun özel hayatına ilişkin hususların mesleği üzerindekietkisinin açıklanmaması ve özel hayatın gizliliği hakkına gerekli saygınıngösterilmesini adil şartlarda savunabileceği usule ilişkin etkili güvencelerdenbaşvurucunun yararlandırılmaması nedenleriyle AYİM kararının mahremiyet hakkınamüdahaleyi haklı kılacak şekilde konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediğikabul edilmelidir. Bunun yanında tesis edilen işlemin başvurucunun geçmişsicili ve başarı durumu dikkate alınarak ölçülülük yönünden değerlendirilmediği,sınırlama ile ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlananbaşvurucunun kaybı arasında adil bir denge gözetilmediği, başvurucunun özelhayatının gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamanın zorunlu ya da istisnai tedbirlerniteliğinde olduğu veya başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en sonönlem niteliğinde olduğu hususunda bir inceleme yapılmadığı ve gerekli özeningösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
59.Buna göre başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altınaalınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
.
3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
60. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. Maddesinin “Kararlar” kenar başlıklı (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine yada edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlalive sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosyailgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
61. Başvurucu, hak ihlalinin tespiti ve uyuşmazlık hakkındayeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesi ile birlikte 10.000 TL manevitazminat talep etmiştir.
62. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınanözel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
63. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİM Birinci Dairesinegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
64. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebindebulunulmuş olmakla beraber yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın AYİMBirinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiasıaçısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminattaleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
65. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatıngizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmaküzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE16/11/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.