TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
OSMAN UKAV BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/12501)
Karar Tarihi: 6/7/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Nuri NECİPOĞLU
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucu
:
Osman UKAV
Vekili
:
Av. Emine Rezzan AYDINOĞLU
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tapu tahsis belgesine dayalı olarak açılan tapuiptali ve tescil davasının, yargılama sırasında yapılan imar uygulamasıdeğişikliğiyle taşınmazın meslek lisesi alanı olarak ayrıldığı gerekçesinedayalı olarak reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 23/7/2014 tarihindeyapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu, İstanbul ili Üsküdar ilçesine bağlı BulgurluMahallesi 48 ada 1 parsel sayılı Maliye Hazinesi (Hazine) adına tapuda kayıtlıbulunan taşınmaz üzerinde -başvuru formu ve eklerinde belirtilmeyen birtarihte- tek katlı bir gecekondu inşa ettirmiştir.
10. Başvurucu, bu taşınmazda bulunan gecekondusu için 7/7/1986 tarihinde, 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar veGecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılıİmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun kapsamında imaraffı başvurusu yapmıştır.
11. Millî Emlak Müdürlüğü tarafından 14/8/1986tarihinde bu taşınmaz için anılan Kanun’a göre "tapu tahsis belgesi"düzenlenerek başvurucuya verilmiştir. Anılan "tapu tahsis belgesi"Tapu Müdürlüğü tarafından 26/9/1986 tarihinde, taşınmazıntapu kaydının beyanlar hanesine işlenmiştir.
12. Üsküdar Belediyesince (Belediye) bu taşınmazın bulunduğuyerde 16/3/1989-17/10/1990 tarihli 1/1000 ölçekliIslah İmar Planı yapılmıştır. Belediyenin 21/12/1989tarihli plan tadilatında, anılan taşınmaz konut alanı olarak ayrılmış ve butaşınmazın üzerinde beş kat yükseklikte bina yapılabilmesine izin verilmiştir.Belediye, bu hususları 12/9/2006 tarihinde KadıköyEmlak Müdürlüğüne bildirmiştir.
13. Başvurucu 18/6/2007 tarihindeHazine aleyhine Üsküdar 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde tapu iptali ve tescildavası açmıştır. Dava dilekçesinde, başvurucunun tapu tahsis belgesinin mevcutolup uzun bir süreden beri bu taşınmazı zilyetliğinde bulundurduğubelirtilerek, tapu verilmesi koşullarının oluştuğu iddia edilmiştir.
14. Bu arada taşınmazın konumuna ilişkin bilgiler değişmiştir.Buna göre taşınmaz, yeni kurulan Ataşehir ilçesinebağlı Örnek Mahallesi, 1439 ada 1 parsel olarak tapuda tescilli bulunmaktadır.Mahkeme, taşınmazın bulunduğu ilçe ve mahallenin değiştiğini gözeterek 3/7/2008 tarihinde yetkisizlik kararı vermiştir.
15. Yetkisizlik kararı sonrası dava dosyası Kadıköy 3. AsliyeHukuk Mahkemesine gönderilmiştir. Yapılan yargılama sırasında 25/2/2011 tarihinde taşınmaz Toplu Konut İdaresine (TOKİ)devredilmiştir. Başvurucunun 23/9/2011 tarihli talebi üzerine TOKİ deyargılamaya davalı olarak dahil edilmiştir. Mahkeme,mimari ve kadastro alanında uzman teknik bilirkişiler eşliğinde dava konusutaşınmazın başında 27/7/2011 tarihinde keşif icraetmiştir. Bilirkişilerin 9/9/2011 tarihli raporunda,taşınmazın imar durumunun konut olarak belirlendiği ve düzenleme ortak payıdüşüldükten sonra 276,84 m² yüzölçümlü alanın başvurucu tarafındankullanıldığı, taşınmazın değerinin ise 332.208 TL olduğu belirtilmiştir.Başvurucu, bilirkişi raporunda belirtilen taşınmaz bedelini Mahkemecegösterilen banka şubesine depo etmiştir.
16. Yapılan yargılama neticesinde Mahkeme, 1/3/2012tarihinde Hazine yönünden açılan davanın husumet yönünden reddine, TOKİyönünden açılan davanın ise kabulüne karar vermiştir. Mahkeme davanın kabulüylebirlikte taşınmazın tapu kaydının kısmen iptali ile 27.684/559.340 payınınbaşvurucu adına tesciline, depo edilen taşınmaz bedelinin ise davalı TOKİ'yeödenmesine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun taşınmazın birkısmının zilyedi olup kendisine tapu tahsis belgesi verildiği belirtilmiştir.Mahkeme bu doğrultuda başvurucunun tahsis belgesi verilmesi için gerekli ücretiödediğini ve taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesinde şagil(işgalci) olarak gösterildiğini tespit etmiştir. Mahkeme ayrıca tapu tahsisbelgesinin verildiği tarihten bu yana da başvurucunun zilyetliğinin devamettiğine dikkati çekmiştir. Mahkemeye göre 2981 sayılı Kanun ile öngörülentescil için gerekli bütün koşullar tamamlanmış olup tescile kanuni bir engel debulunmamaktadır.
17. Karar, davalı TOKİ tarafından temyiz edilmiştir. Temyizdilekçesinde, dava konusu taşınmazın yapılan imar planı tadilatında mesleklisesi alanında kaldığı belirtilmiştir. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi (Daire), 6/6/2012 tarihinde bu durumun belediye başkanlığındansorulması için dosyanın mahalline iadesine karar vermiştir. İlk DereceMahkemesinin 25/7/2012 tarihli yazısıyla taşınmazınimar planında konut alanında kalıp kalmadığı ve herhangi bir kamu hizmetinetahsis edilip edilmediği Ataşehir BelediyeBaşkanlığından sorulmuştur. Belediye Başkanlığının 2/8/2012tarihli yazısıyla dava konusu taşınmazın 28/5/2010 tarihli ve 1/1000 ölçekliuygulama imar planı tadilatında "meslek lisesi alanı" olarakayrıldığı bildirilmiştir.
18. Dairenin 17/10/2012 tarihli veE.2012/11519, K.2012/12058 sayılı ilamıyla hükmün bozulmasına kararverilmiştir. Daire ilk olarak tapu tahsis belgesinin bir mülkiyet belgesiolmayıp yalnızca fiilî kullanmayı belirleyen ve ilgilisine kişisel bir haksağlayan zilyetlik belgesi olduğunu vurgulamıştır. Kararda ayrıca tahsiskapsamındaki yerin hak sahibi adına tescil edilebilmesi için gerekli koşullarsıralanmıştır. Buna göre;
a.Hukuki yönden geçerliliğini koruyan birtapu tahsis belgesi mevcut olmalıdır.
b. Tahsise konu yerde 3/5/1985tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca imar uygulama planıveya 2981 sayılı Kanun uyarınca ıslah imar planı yapılmış olmalıdır.
c. İlgilisine tapu tahsis belgesigereğince başka bir yerden tahsis yapılmamış olmalıdır.
d. Tahsise konu yerin kamu hizmetineayrılmamış ve imar planına göre konut alanında kalmış olması gerekmektedir.
e. Tahsise konu yer ile tesciliistenilen taşınmazın aynı yer olup olmadığı ve taşınmazın niteliğininbelirlenmesi amacıyla mahallinde uzman bilirkişiler aracılığıyla keşifyapılmalıdır.
f. Tahsise konu arsa bedelininödenmiş olması, ödenmemiş ise taşınmazın dava tarihindeki rayiç değeri, uzmanbilirkişiler aracılığıyla saptanarak hükümden önce mahkeme veznesine veyabelirlenecek tevdi mahalline depo edilmiş olmalıdır.
g. Yedinci ve son olarak ise imarparsellerinin oluşturulması sırasında taşınmazdan düzenleme ortaklık payıkesilip kesilmediği belirlenerek kesilmiş ise uygulanan oran saptanmalıdır.
Daire, ancak bu koşulların gerçekleşmesi durumunda tahsismiktarında düzenleme ortaklık payı oranında yapılacak indirimden sonra kalanmiktarın tesciline karar verilebileceğini belirtmiştir. Bozma ilamında, somutolayda dava konusu taşınmazın meslek lisesi olarak ayrıldığına vurguyapılmıştır. Daireye göre taşınmazın bu imar durumu nedeniyle tescil kararıverilmesi mümkün değildir. İlamda, tahsis belgesine dayalı olarak oluşturulanimar parselinin ancak konut alanında kalmış olması durumunda tescile kararverilebileceği belirtilmiştir. Daire sonuç olarak tapu tahsis belgesine dayalıtescil davasında lüzumlu olan diğer koşullar gerçekleşmiş ise de belirtilenkoşulun gerçekleşmediği gerekçesiyle hükmün bozulması gerektiği sonucunavarmıştır.
19. Başvurucunun karar düzeltme talebi aynı Dairenin 11/2/2013 tarihli ilamıyla reddedilmiştir.
20. Bozma ilamı sonrası dava dosyasının devredildiği İstanbulAnadolu 16. Asliye Hukuk Mahkemesi, 30/5/2013tarihinde davalı Hazine yönünden açılan davanın husumet yönünden, davalı TOKİyönünden açılan davanın ise esastan reddine karar vermiştir. Ayrıca yapılanyargılama giderleri davacıya yükletilmiş, 10.050 TL tutarındaki vekâletücretinin de davalı TOKİ yararına olmak üzere davacıdan alınmasına kararverilmiştir.
21. Başvurucunun temyiz ettiği hüküm, Dairenin 26/5/2014 tarihli ilamıyla düzeltilerek onanmıştır. Daire,yargılama giderleri ve vekâlet ücreti yönünden hükmü düzeltmiştir. Daireye göredava konusu taşınmaz yargılama sırasında TOKİ'ye devredilmiştir. Ayrıca butaşınmazın bulunduğu yerde davanın devamı sırasında imar planı değişikliğiyapılmış, çekişmeli taşınmaz meslek lisesi alanı olarak ayrılmıştır. Daire,davalı tarafın davanın açılmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle davalı TOKİyararına vekâlet ücretine hükmedilemeyeceğini belirtmiştir.
22. Nihai karar başvurucu vekiline 30/6/2014tarihinde tebliğ edilmiştir.
23. Başvurucu 23/7/2014 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Mevzuat Hükümleri
24. 22/12/2001 tarihli ve 4721 sayılıTürk Medeni Kanunu'nun 705. maddesi şöyledir:
"Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması,tescille olur.
Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal,kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescildenönce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi,mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır."
25. 2981 sayılı Kanun’un “Tapuverme” kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:
“a) Bu Kanunhükümlerine göre hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar GenelMüdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerinceyapılmış yapılar, 12 nci madde hükümlerine göretespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibinetahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesindegösterilerek ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verilir.
Tapu tahsis belgesi, ıslah imar planı veyakadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esasteşkil eder.”
26. 2981 sayılı Kanun’un “Taputahsis belgesi verilen gecekondular” kenar başlıklı 13. maddesişöyledir:
“Tapu tahsis belgesi verilen gecekondularhakkında aşağıdaki uygulamalar yapılır.
a) (Değişik : 22/5/1986- 3290/6 md.) Bu Kanun gereğince arsa tahsis edilecekkimselerin; kendisinin veya eşinin veya reşit olmayan çocuğunun oturduğubelediye ve mücavir alan sınırı içinde ev yapmaya müsait arsaya veya bir eveveya apartmanın bağımsız bir bölümüne veya bir bölümü iş yeri olarak kullanılanbir yapıya sahip bulunmaması gerekir.
b) (Değişik : 22/5/1986- 3290/6 md.) Hazine, belediye, il özel idarelerineait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olan veya bu Kanun uyarıncamülkiyetlerine geçen arsa veya araziler üzerinde, ıslah imar planları ilemeydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgalettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygunşekilde arsa veya hisse tahsis edilir. Gecekondusu muhafaza edilemeyen haksahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesindebaşka bir arsa veya hisse verilir. Tahsis edilen arsa veya hissenin bedeli 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kanun veya 6/6/1984 tarih ve3016 sayılı Kanuna göre tespit edilir.
…
c) (Değişik:22/5/1986- 3290/6 md.) Islah imar planları belediye veyavaliliklerce mümkün olduğu kadar fiili durum dikkate alınarak ve yapılanmaşartları da belirlenerek yapılır veya belediye veya valiliklerce Yeminli ÖzelTeknik Bürolara yaptırılır. En geç (1) ay içinde belediye meclislerince kabuledilenler belediye meclislerince, büyük şehir yönetiminde ilçe belediyemeclislerince Kabul edilenler ilçe belediye meclislerince, il idarekurullarınca kabul edilenler valilikçe tasdik edilerek yürürlüğe girer. Buplanların tescili de (1) ay içinde ivedilik ve öncelikle yapılır.
İmar planı olan yerlerde mevcut imar planlarıgerektiği takdirde ıslah imar planları şeklinde yeniden düzenlenir.
…”
2. Yargı İçtihatları
27. Danıştay Altıncı Dairesinin 5/5/2009tarihli ve E.2009/200, K.2009/5046 sayılı ilamının ilgili kısımları şöyledir:
"Dava, davacının 2981 sayılı Yasaya görehak sahibi olduğunu iddia ettiği ... adresindeki... gecekondusunun bulunduğu taşınmaz ile bitişiğindekiaynı adada babasından veraseten intikal eden ... sayılı yerde bulunan gecekondununbulunduğutaşınmazın yol olarak ayrılmasına ilişkin ... onaytarihli 1/1000 ölçekli ... Revizyon İmar planındadeğişiklik yapılarak konut alanına ayrılmasına yönelik plan değişikliğitalebinin reddine ilişkin ... günlü,... sayılı işlem ile ... onay tarihli 1/1000 ölçekli ... Revizyon İmar Planı ve ...onay tarihli 1/5000 ölçekli ... RevizyonNazım İmar Planının iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, davacının,henüz tapusunun bulunmadığı, tapu tahsis belgesi alabilmek amacıyla 2981 sayılıYasa uyarınca yaptığı başvuru neticesinde tasarruf edilen gecekondudanhareketle ve onun dışında da herhangi bir farklı iptal nedeni ilerisürülmeksizin dava konusu plan tadilatı talebinin reddine ilişkin işlem ile1/1000 ölçekli Revizyon İmar Planı ve 1/5000 ölçekli Revizyon Nazım İmarplanının iptalini istediği anlaşıldığından dava konusu işlemin davacınınkişisel, meşru ve güncel bir menfaatini ihal etmediğigerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiş, bu karar davacıvekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle ehliyet yönünden reddi yolundakitemyize konu ... sayılıkararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1.fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, bozma istemiyerinde görülmeyerek anılan mahkeme kararının onanmasına [karar verildi]".
28. Danıştay Altıncı Dairesinin 14/9/2009tarihli ve E.2007/4009, K.2009/8338 sayılı ilamının ilgili kısımları şöyledir:
"Dosyanın incelenmesinden, mülkiyetibelediyeye ait uyuşmazlık konusu parsel üzerinde davacı tarafından yapılangecekondu nedeniyle 2981 sayılı Yasa uyarınca imar affı başvurusundabulunulduğu, anılan gecekondu için tapu tahsis belgesi verilmesi talebininreddine dair işlemin ... İdare Mahkemesi'nin... günlü, ... sayılı kararı ile iptaledildiği, bu karar üzerine davacı tarafından açılan davada uyuşmazlık konusuparselin tapu kaydının iptali ile davacı adına kayıt ve tescili yolundaki ... Asliye Hukuk Mahkemesince verilen... günlü, ... sayılı kararın Yargıtay 14.Hukuk Dairesinin ... günlü,... sayılı kararı ile bozulduğu, davacının taşınmazile mülkiyet ilişkisinin olmadığı, dava dilekçesinde, belediye yararı gereğinceplan değişikliği yapıldığı, yargı kararının etkisizleştirilmesinin amaçlandığıöne sürülerek görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusu olayda, görülmekte olandavanın mülkiyet ilişkisinden hareketle imar planı değişikliği işleminin iptaliistemiyle açıldığı, ancak yukarıda sözü geçen karar uyarınca davacınıntaşınmazla henüz mülkiyet ya da mülkiyet benzeri ilişki içerisinde olmadığı,davacının tapu kaydının iptali ve tescili istemiyle adliye mahkemesinde açılandava hakkında bozma kararı üzerine verilecek kararın sonucuna göre, davacıadına taşınmazın kaydının tesciline ilişkin davanın reddedilmesi durumundadavacının dava açma ehliyeti taşımayacağı, hususu göz önünde bulundurularak,taşınmazın davacı adına tesciline karar verilmesi halinde ise dava konusu plandeğişikliği işleminin şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararınauygun olarak yapılıp yapılmadığının gerekirse yerinde keşif ve bilirkişiincelemesi yaptırılarak açıklığa kavuşturulmasından sonra bir karar verilmesigerekmektedir."
B. Uluslararası Hukuk
29. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında,mülkiyet hakkının kapsamı konusunda mevzuat hükümlerinden ve derecemahkemelerinin bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak “özerk bir yorum”esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010 § 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz[BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,§ 129).
30. AİHM, mülkiyet hakkına ilişkin Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin mülkiyeti eldeetme hakkını koruma altına almadığını kabul etmektedir (Slivenko ve diğerleri/Letonya [BD] (k.k.),B. No: 48321/99, 23/1/2002, § 121; Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı/Türkiye, B.No: 34478/97, 9/1/2007, § 52).
31. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancakmüdahalenin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1.maddesinin anlamı kapsamında bir "mülk" ile ilişkili olması durumundaileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre alacak haklarını da içerenmevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet hakkının elde edilebileceğiyönündeki en azından bir "meşru beklenti" de mülkiyet hakkıkapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya[BD], No. 44912/98, 28/9/2004,§ 35; Lihtenştayn Prensi Hans-AdamII/Almanya [BD], B. No: 42527/98, 12/7/2001, § 83; Pine Valley DevelopmentsLtd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87,29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98,24/6/2003, §§ 34-35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No:17849/91, 20/11/1995, § 31).
32. Bununla birlikte AİHM içtihatlarına göre temelsiz bir hakkazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamındasavunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterlideğildir (Kopecký/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/ÇekCumhuriyeti [BD] (k.k.), B. No: 39794/98, 10/7/2002, § 69). İç hukukun ne şekilde yorumlanacağına veuygulanacağına dair bir uyuşmazlık olduğunda ve bu bağlamda başvurucutarafından ileri sürülen iddiaların ulusal mahkemelerce kesin olarakreddedildiği durumlarda “meşru bir beklenti”nin bulunduğu sonucuna varılamaz (Kopecký/Slovakya, §§ 50, 52; Jantner/Slovakya, B. No: 39050/97, 4/3/2003,§§ 29-33).
33. AİHM içtihatlarında sıklıkla -her ne kadar anlaşılabilirolsa da- basit beklenti ile daha somut nitelikte olması ve hukuki birdüzenlemeye ya da iç hukukta yerleşik ve istikrarlı bir yargı kararınadayanması gereken meşru beklenti arasındaki fark vurgulanmaktadır (Kopecký/Slovakya, § 52; Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfi/Türkiye(k.k.), B. No: 22522/03, 9/12/2008).
34. AİHM tapu tahsis belgesi verilen taşınmazların kamu malıniteliğinde olduğunu, dolayısıyla bu taşınmazların kazandırıcı zamanaşımıyoluyla mülkiyet hakkının kazanılması mümkün olmadığı için başvurucularıntahliye edilinceye kadar uzun süre taşınmazı kullanmalarının mülkiyet hakkınınkazanılmasına gerekçe olamayacağını kabul etmektedir. Mahkeme, tapu tahsisbelgesi ile mülk sahibi olmanın koşulları olduğundan bu belgenin koşullu birhak sağladığını ve bu koşulların oluşup oluşmadığının ise derece mahkemeleritarafından değerlendirilebilecek bir husus olduğunu ifade etmektedir. Buna göretapu tahsis belgesine dayalı olarak tapu kaydı alınmasının bazı şartlarıbulunmaktadır. AİHM'e göre bu şartların yerinegetirilmemesi sebebiyle tapu kaydı verilmemesi hâlinde başvurucu, bu taşınmazlailgili olarak 1 No.lu ek Protokol'ün 1. maddesi anlamında “mülk”ün varlığınıiddia edemez (Anat ve diğerleri/Türkiye, B. No: 37899/04, 26/4/2011, §§ 53-56).
35. AİHM, kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülkün edinildiği hâldeçeşitli gerekçelerle kişilerin elinden alındığının iddia edildiği şikâyetleryönünden de benzer bir yorum yapmaktadır. Bu bakımından AİHM, mülkiyet hakkınınkapsamını belirlerken iç hukuktaki düzenlemeler ile yargısal uygulamalarıgözeterek sonuca varmaktadır. Buna göre mera, orman gibi alanların kazandırıcızamanaşımı yoluyla kazanılamayacağı yönündeki Türk hukukundaki düzenlemelernedeniyle başvurucuların, bu taşınmazların mülkiyetini elde etmelerinisağlayabilecek bir meşru beklentinin doğmasının mümkün bulunmadığı kabuledilmiştir (Sarısoy ve diğerleri/Türkiye(k.k.), B. No: 21303/07, 14/10/2014,§ 35; Kadir Gündüz/Türkiye (k.k.), B. No: 50253/99, 18/10/2007; Nane ve diğerleri/Türkiye, No: 41192/04,24/11/2009, §§ 25-28; Bölükbaş vediğerleri/Türkiye, B. No: 29799/02, 9/2/2010, § 26; Usta/Türkiye (k.k.),B. No: 32212/11, 27/11/2012, § 44).
36. Bununla birlikte İpseftel/Türkiye (B. No: 18638/05, 26/5/2015)kararında farklı bir duruma işaret edilmiştir. AİHM, başvurucunun açtığıkadastro tespitine itiraz davasında derece mahkemelerinin zilyetliğe dayalıolarak mülk edinmeyi sağlayan kazandırıcı zamanaşımı hükümlerinin başvuruculehine gerçekleştiği yönündeki tespitine dikkati çekmiştir. Ancak buna rağmensonradan -yani kazandırıcı zamanaşımı koşulları gerçekleştikten sonra- davakonusu taşınmazın korunması gerekli kültür varlığı olarak ilan edilmesi nedeniyleözel mülke konu olamayacağı gerekçesiyle başvurucunun davası reddedilmiştir.AİHM yine iç hukuktaki düzenlemelere ve derece mahkemelerinin tespitlerine yerverdikten sonra 4721 sayılı Kanun'un 713. maddesindeki mülk edinmeyi sağlayankazandırıcı zamanaşımı koşulları gerçekleştikten sonra verilen idari veyargısal kararlarla mülkiyetin kaybettirildiği sonucuna varmıştır. Mahkememülkün değeriyle orantılı makul bir tazminat da ödenmediğini gözeterek, ölçülüolmadığı gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (İpseftel/Türkiye, §§ 48-69).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
37. Mahkemenin 6/7/2017 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
38. Başvurucu öncelikle uyuşmazlık konusu taşınmaz bölümüyönünden 1986 yılında imar affı başvurusunda bulunduğunu ve kendisine bukapsamda tapu tahsis belgesi verildiğini ifade etmiştir. Başvurucu, söz konusutaşınmazın gerek bu tarihten önce ve gerekse de sonra uzun yıllardırzilyetliğinde bulunduğunu belirtmiştir. Başvurucu ayrıca taşınmazın bulunduğuyerde imar ıslah planının da yapılmış olduğunu ve bu planda taşınmazın konutalanı olarak ayrılmış olduğunu belirtmiştir.
39. Başvurucu, tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali vetescil davası açtığı ve yargılama sırasında Mahkemece belirlenen rayiç bedelinide depo ettiğini belirterek üzerine düşen bütün yükümlülükleri yerinegetirdiğini ifade etmiştir. Başvurucuya göre Kanun'da öngörülen bütün koşullarındava tarihi itibarıyla gerçekleşmiş olduğu İlk Derece Mahkemesince debelirlenmiş ve davanın kabulüne karar verilmiştir. Başvurucu bununla birlikte,yargılama sırasında yapılan bir imar plan değişikliği gerekçe gösterilerek Yargıtayca hükmün bozulduğu ve bozma ilamına uyanMahkemenin de davayı reddettiğini belirtmiştir. Başvurucu otuz sekiz yıldırkullandığı bu taşınmaza yatırım yaptığını ve üzerinde oto tamir ve servisistasyonu kurduğunu ancak bu hususun Derece Mahkemelerince hiç dikkatealınmadığından yakınmıştır. Başvurucu sonuç olarak mülkiyet hakkına ölçüsüz birmüdahalede bulunulduğunu belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
40. Bakanlık görüşünde, başvurucunun imar planınındeğiştirilmesi işlemine karşı ilgili idareye bir başvuruda bulunmadığıbelirtilmiştir. Bakanlığa göre başvurucunun idarenin muhtemel bir işleminekarşı idari yargı yerinde dava açabileceği de dikkate alındığında başvuruyollarının tüketilmemiş olup olmadığının öncelikle değerlendirilmesigerekmektedir. Bakanlık esas yönünden ise başvurucunun imar planında yapılandeğişikliğin mülkiyet hakkı üzerinde meydana getirdiği olumsuz etkileri şikâyetettiği belirtilmiştir. Bakanlık bu konudaki Danıştay ve Yargıtay içtihatlarınaatıfla imar planı değişiklikleri yoluyla yapılan hukuki el atmalar bakımındanbeş yıl boyunca taşınmazın kamulaştırılmamış olması koşulu arandığına dikkatiçekmektedir.
41. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında, plantadilatının başvurucunun adli yargı yerinde açtığı dava devam ederkenyapıldığını vurguladıktan sonra kanunda yer alan koşullar gerçekleştikten sonraidare mahkemesine başvuruda bulunmasının beklenemeyeceğini beyan etmiştir.Başvurucu ayrıca mülkiyet hakkına yapılan çok istisnai durumlarda müdahaleedilebileceğini belirtmiştir. Başvurucu bu bağlamda, uyuşmazlık konusutaşınmaza yıllardır yatırımlarda bulunduğunu ve iş yeri inşa ettirdiğini,üstelik taşınmazın bulunduğu yerin yakınında zaten birkaç tane okul hatta birmeslek lisesinin de mevcut olduğunu ifade etmiştir.
B. Değerlendirme
42. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
43. Bakanlık görüşünde, imar planı değişikliğine karşı idari veyargısal yollara başvurulabileceği bildirildiğinden bu aşamada önceliklebaşvuru yollarının usulünce tüketilip tüketilmediği değerlendirilmelidir.
44. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralıfıkrasında bireysel başvuruda bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olanişlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuruyollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hakihlallerini öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanunyollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (NecatiGündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,§§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri,B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 26).
45. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuruyolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansısunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkilibaşvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca başvuru yollarınıtüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kuralauyulmasının denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınmasıesastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru yollarının varlığınındeğil aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucunun kişiselkoşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu nedenlebaşvurucunun, kendisinden başvuru yollarının tüketilmesi noktasındabeklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleridikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A., B. No:2013/2355, 7/11/2013, § 28; Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 42).
46. Başvuru yollarının etkisiz olduğunun saptanması durumundasöz konusu edilen başvuru yolunun etkili ve erişilebilir olma koşullarınıkarşılamadığı gerekçesiyle tüketilme zorunluluğu aranmamaktadır. Ancak başvuruyollarının tüketilmesi koşuluna yönelik istisnaların her başvurunun somutözellikleri dikkate alınarak değerlendirileceği de açıktır (Sedat Vural, B. No: 2014/5559, 25/4/2014, § 22).
47. Somut olayda, başvurucuya tapu tahsis belgesi verilentaşınmaz 21/12/1989 tarihli imar plan tadilatına görekonut alanı olarak ayrılmıştır. Başvurucu da bu husus ilgili belediyenin 12/9/2006 tarihli yazısı ile de doğrulandıktan sonra tapuiptali ve tescil davasını açmıştır. Bu taşınmazın imar durumu ise yargılamasırasında değiştirilmiştir.
48. Diğer taraftan başvurucu imar planı değişikliği tarihiitibarıyla tapu kayıt maliki olmadığından başvurucunun plan değişikliğiişlemine karşı dava açamayacağı kabul edilmektedir. Nitekim Danıştay AltıncıDairesinin 5/5/2009 tarihli ve E.2009/200, K.2009/5046sayılı ilamıyla tapu tahsis belgesi kapsamında plan değişikliği için yapılantalebin idarece reddedilmesinin davacının kişisel, meşru ve güncel birmenfaatini ihlal etmediğine ilişkin ilk derece mahkemesinin hükmü onanmıştır(bkz. § 27). Yine aynı Dairenin 14/9/2009 tarihli veE.2007/4009, K.2009/8338 sayılı ilamında da tapu tahsis belgesi sahibidavacının taşınmazla henüz mülkiyet ya da mülkiyet benzeri ilişki içindeolmadığı belirtilerek adli yargı yerinde açılan tapu iptali ve tescil davasınınreddedilmesi durumunda davacının dava açmaehliyetini taşımayacağı belirtilmiştir (bkz. § 28). Bu durumda somut olaybakımından belirtilen yolun başarı sunabilen, etkili bir başvuru yolu olarakdeğerlendirilebilmesi mümkün görülmemektedir.
49. Başvurucu tapu tahsis belgesine dayalı olarak tapu iptali vetescil açmış, bu davanın reddine dair karara karşı olağan kanun yolu olantemyiz yoluna da başvurmuş ancak başvurucunun temyiz talebi reddedilmiştir.Dolayısıyla somut olayda başvurucunun etkili olabilecek başvuru yollarını tükettiktensonra bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.
50. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. MülkünVarlığı
(1) Genel İlkeler
51. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı; mevcutmal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibiolmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati nekadar güçlü olursa olsun Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir.Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer"veya icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru birbeklenti" Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir.Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir alacağındoğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalininyüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına dayanan, yeterlisomutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanmabeklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianınvarlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).
52. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıpbir kanun hükmü, yerleşik bir yargısal içtihat veya ayni menfaatle ilgilihukuki bir işleme dayalı beklentidir (SelçukEmiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, §28). Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma kapsamında olan meşrubeklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddiaedilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tanım, mevzuat hükümlerive yargı kararları ile yapılmaktadır (ÜçgenNakliyat Ticaret Ltd. Şti.,B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Bu çerçevede mülkiyet hakkının ihlaledildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunukanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu vediğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, §§49-54).
53. Anayasa Mahkemesi daha önce çeşitli kararlarında tapu tahsisbelgesi verilmesinin mülkiyet hakkı bakımından sonuçlarını tartışmıştır. Ayşe Öztürk (B. No: 2013/6670, 10/6/2015) başvurusunda, tapu tahsis belgesi ilebaşvurucunun kullanımına bırakılan taşınmazın Maliye Hazinesi adına tapuyatescilli olduğu belirtildikten sonra taşınmazın ıslah imar planının yapılmadığıve doğal sit alanı olarak ilan edilen taşınmaz yönünden 2981 sayılı Kanun'unuygulanamayacağı belirtilmiştir. Bu nedenle başvurucunun, taşınmazınmülkiyetini elde etme konusunda meşru bir beklentiye sevkedecekbir kanun hükmü veya yerleşik yargısal bir içtihatınbulunmadığı gözetilerek taşınmazın arazisi yönünden başvurucunun, Anayasa'nın35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına ilişkin korumadanyararlandırılmasının mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır (Ayşe Öztürk, §§ 30-62).
54. Süleyman Üstün(B. No: 2013/6767, 4/2/2016) başvurusunda ise taputahsis belgesi verilen taşınmazın özel bir kişi adına tapuda kayıtlı olmasınedeniyle tahsis belgesinin iptal edilmesi söz konusudur. Bu kararda da taputahsis belgesi verilmesi koşullarının oluşmadığının derece mahkemelerincebelirlenmiş olmasına vurgu yapılarak mülkiyet hakkının ihlali iddiası yönündenkonu bakımından yetkisizlik nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğuna kararverilmiştir (Süleyman Üstün, §§ 30-61). Yine Mehmet Anduse (B. No: 2013/6821, 3/2/2016) başvurusunda da tapu tahsis belgesinin koşulluolarak kullanım hakkı sağladığı, başvurucunun somut davasında ise tapu tahsisbelgesi verilmesi koşullarının dahi gerçekleşmediği belirtilmiştir. AnayasaMahkemesi, mevcut koşullarda başvurucuya tapu tahsis belgesi veya tapuverilmesini sağlayan bir kanun hükmü veya yerleşik içtihadın da bulunmadığınıve başvurucunun bunu derece mahkemeleri önünde ispat da edemediği hususlarınıdikkate alarak başvurucunun, meşru beklenti kapsamında dahi bir hak veyaalacağının olmadığı sonucuna varmıştır (MehmetAnduse, §§ 37-57).
(2) İlkelerin OlayaUygulanması
55. 4721 sayılı Kanun'un 705. maddesinin birinci fıkrasına göretaşınmaz mülkiyetinin kazanılması, kural olarak tescille olur. Başvuru konusuolayda ise uyuşmazlık konusu taşınmaz yönünden başvurucunun bir tapu kaydınınmevcut olmadığı açıktır. Bununla birlikte başvurucu, imar affı kapsamındaverildiğini tapu tahsis belgesi verildiğini ve kanunda öngörülen koşullarıngerçekleştiğini belirterek taşınmazın mülkiyetini kazandığını ilerisürmektedir.
56. Tapu tahsis belgesi, tapu senedi olmayıp sadece kişinin sözkonusu taşınmazı elinde bulundurduğunu belgelemektedir. Bu belgenin verilmesi,belge sahibine mülkiyet hakkı tanındığı anlamına gelmemekte ve yetkilimakamlara tapu senedi verme zorunluluğu getirmemektedir. Gerçekten de 2981sayılı Kanun’un 10. maddesinde bu belgenin ıslah imar planıgerçekleştirildikten sonra hak sahiplerine verilecek tapu senedi için esasteşkil ettiği belirtilmektedir. Tapu tahsis belgesine dayalı olarak tapu kaydıalınmasının bazı şartları bulunmaktadır. Bu şartların yerine getirilmemesisebebiyle tapu kaydı verilmemesi hâlinde sadece bu belgeye dayalı olarakkullanılan taşınmazın elinden alınması ile başvurucunun alacaklı konumageldiğinden söz edilemez.
57. Ancak başvuru konusu olay, pek çok yönüyle yukarıdadeğinilen başvurulardan ayrılmaktadır. Öncelikle Ayşe Öztürk başvurusundan farklı olarak uyuşmazlık konusutaşınmazın özel mülke konu olması yasaklanan sit alanı, orman veya mera gibibir taşınmaz olmadığı anlaşılmaktadır. İkincisi, Süleyman Üstün başvurusundan farklı olarak koşullarıgerçekleşmediği hâlde tapu tahsis belgesi verildiğinin tespit edilmesi gibi birdurum da söz konusu değildir. Başvuruya konu taşınmaz kanunda öngörüldüğü gibiHazine adına tapuda kayıtlı olup başvurucunun süresinde imar affı başvurusundabulunduğundan tapu tahsis belgesi verildiği, bu belgenin sonradan iptal deedilmediği görülmektedir.
58. Son olarak Mehmet Anduse kararında da belirtildiği gibibaşvurucunun tahsis belgesine dayalı olarak mülkiyeti edinebilmesi için kanundaöngörülen koşulların gerçekleştiğini ispat etmesi gerekmektedir. Başvuruya konudavada verilen hükmün temyizi üzerine Yargıtay bozma ilamında bu koşullarınneler olduğu açık olarak sayılmıştır. Anayasa Mahkemesinin görevi, başvuruyakonu olguların eşya hukuku bağlamında bir değerlendirmesini yapmak değildir.Bireysel başvurunun ikincil doğası gereği ilgili hukuk kurallarınınyorumlanmasının derece mahkemelerinin takdirinde olduğu kuşkusuzdur. Ancaksomut olayda başvurucu, dava tarihi itibarıyla tapu tahsis belgesine dayalıtescil koşullarının gerçekleştiğini derece mahkemeleri önünde de ilerisürmüştür. İlk Derece Mahkemesinin 1/3/2012 tarihlidavanın kabulüne ilişkin kararında, 2981 sayılı Kanun ile öngörülen tescil içingerekli bütün koşulların tamamlanmış olduğu belirtilmiştir. Başvurucu,taşınmazın rayiç bedelini de mahkeme veznesine depo etmiştir. Böylelikle kanungereği tapu tahsis belgesi sahibi olan başvurucuya bir nevi "alımhakkı" tanınmak suretiyle mülkü edinme imkânı tanınmıştır.
59. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 17/10/2012tarihli bozma ilamında da bu koşullar somutlaştırılarak tek tek sayılmış vebelirtilen bu koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği tartışılmıştır. Daireyegöre bu koşullardan biri de tahsise konu yerin kamu hizmetine ayrılmamış veimar planına göre konut alanında kalmış olmasıdır. Somut olayda ise başvurucutarafından davanın açıldığı tarihten önce ve dava tarihi itibarıyla taşınmazınimar durumunun "konut alanı" olarak belirlenmiş olduğu derece mahkemelerincetespit edilmiştir. Nitekim Daire, uyuşmazlık konusu taşınmazın imar durumunundava tarihi öncesinde "konut alanı" olarak belirlenmiş iken yargılamasırasında "meslek lisesi" olarak değiştirilmesi nedeniyle hükmünbozulmasına karar vermiştir. Bozma ilamında, açık olarak yargılama sırasındayapılan bu imar değişikliği dışında "diğerbütün koşulların gerçekleşmiş olduğu" kabul edilmiştir. Dolayısıylabaşvurucu yönünden tapu tahsis belgesine dayalı tescil koşullarının dava tarihiitibarıyla gerçekleşmiş olduğu derece mahkemelerince tespit edilmiştir. Budurumda, derece mahkemelerinin dava tarihi itibarıyla tescil için gerekli bütünkoşulların gerçekleştiği yönündeki tespiti de dikkate alındığında başvurucunun,uyuşmazlık konusu taşınmazın mülkiyetini edinme yönünde "meşru birbeklentisinin" mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca başvurucunun sözkonusu meşru beklentisi soyut bir temele de dayalı olmayıp somut bir şekildeDerece Mahkemelerinin açık tespitlerine dayanmaktadır. Bu nedenle somut olay bakımındanbaşvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında korunması gereken birmenfaatinin mevcut olduğu değerlendirilmiştir.
b. MüdahaleninVarlığı
60. Anayasa’nın 35. maddesi ve mülkiyet hakkına temas edenhükümler içeren diğer hükümleri dikkate alındığında, Anayasa'nın mülkiyethakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Bu maddeninbirinci fıkrasında herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle"mülkten barışçıl yararlanma hakkı"na yerverilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahaleninçerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak mülkiyethakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenmekle aynı zamanda"mülkten yoksun bırakma"nın şartlarınıngenel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkınınkullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyledevletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkânsağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafındanmülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıcabelirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi,mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58).
61. Başvuru konusu olayda başvurucunun tapu tahsis belgesisahibi olduğu ve kanunda öngörülen bütün tescil koşullarının da gerçekleştiğitespit edilen taşınmazın, sonradan yargılama sırasında imar durumudeğiştirilmiş ve bu yüzden söz konusu taşınmazın tapuya tescil edilmesi talebireddedilmiştir. Dolayısıyla kamu makamlarınca yapılan bu işlemlerinbaşvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır. AnayasaMahkemesi, imar uygulamaları yoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin,kural olarak mülkiyetin kamu yararına kullanılmasının kontrolü niteliğitaşıdığını sıklıkla içtihatlarında belirtmiştir (Yüksel Bazarkaya, B. No:2013/6615, 20/4/2016, § 65; Faruk Aksekili, B. No: 2013/1261, 4/2/2016, § 57). Ayrıcamüdahalenin sadece sonucu değil amacının da değerlendirilmesi suretiylemüdahalenin türü belirlenmelidir. Ancak somut olayda mülkiyetin salt şehircilikve planlama ilkeleri gibi kamu yararı doğrultusunda kullanılmasını kontroleden/düzenleyen bir müdahale söz konusu değildir. Derece mahkemeleri, yargılamadevam ederken belediyece yapılan imar planı değişikliğini gerekçe göstererek,başvurucunun tescil talebini reddetmiştir. Buna göre somut olayda asılmüdahale, derece mahkemelerinin yargılama sırasında tescil koşullarınındeğişebileceği yönündeki kabulünden kaynaklanmaktadır. Zira bu imar planıdeğişikliğine rağmen tescil davasının açıldığı tarihteki koşullara göredeğerlendirilerek kabul edilseydi müdahale sadece üçüncü kural çerçevesindeincelenebilirdi. Hâlbuki dava tarihi itibarıyla kanunda öngörülen tescilkoşullarının gerçekleştiği kabul edilmesine karşın, sonradan bu koşullardayapılan değişikliğe dayalı olarak başvurucunun mülkünden yoksun bırakıldığıanlaşılmaktadır. Bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan ve mülkiyetinkamu yararına kullanılmasının kontrolünü veya düzenlenmesini aşan niteliktekisöz konusu müdahalenin türünün, yoksun bırakma niteliğinde olduğu açıktır (İpseftel/Türkiye, §§ 60-62).
c. Müdahaleninİhlal Oluşturup Oluşturmadığı
62. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
63. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkentemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleridüzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de göz önünde bulundurulmasıgerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratiktoplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızınAnayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahaleninAnayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin, kanuna dayanması, kamu yararıamacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).
(1) Kanunilik
64. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesigereken ölçüt hukuka dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespitedildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkınınihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin hukuka dayalı olması, içhukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kurallarınbulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İşBankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014,§ 44).
65. Somut olayda taşınmazın başvurucu adına tapuya tesciledilmemesinin temel gerekçesi, belediye tarafından yapılan imar planıdeğişikliğidir. Bu imar planı değişikliğinin ise 3194 sayılı İmar Kanunu'nun10. maddesine dayalı olduğu açıktır. Bununla birlikte yukarıda da değinildiğiüzere asıl müdahale, tapu iptali ve tescil davasında derece mahkemelerinintescil koşulları ile ilgili yorumundan kaynaklanmaktadır. Anayasa Mahkemesininhukuk kurallarının uygulanmasına yönelik şikâyetleri bakımından görevi,bireysel başvurunun ikincillik doğası gereği sınırlıdır. Somut olayda damüdahalenin niteliğini dikkate alan Anayasa Mahkemesi, hukukun uygulanmasınadair kamusal makamların yaklaşımının Anayasa'nın 35. maddesindekigereklilikleri karşılayıp karşılamadığı konusunda müdahalenin takip edilenmeşru amacı gerçekleştirmede başarılı olup olmadığını sorgulayarak sonucavaracaktır.
(2) Meşru Amaç
66. Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı kamu yararıamacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı, mülkiyet hakkının kamuyararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması imkânı vermekle birsınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının kamu yararı amacıdışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir sınırlama sınırıoluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, § 53).
67. Kamu yararı kavramı, genel bir ifadeyle özel veya bireyselçıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Bütünkamusal işlemler nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmek hedefine yönelmekdurumundadır (AYM, E.2010/30, K.2012/7, 19/1/2012).
68. Anayasa’da yer alan eğitim ve öğrenim hakkı, kamuotoritelerine bireyin eğitim ve öğrenim almasını engellememe negatif ödeviniyüklemekle birlikte, bütün bireylere her alanda eğitim ve öğrenim sağlamasışeklinde pozitif bir ödev yüklememektedir (HikmetBalabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 29). Bu bağlamda kanun koyucunun ve kamumakamlarının, Anayasa'nın 42. maddesinde öngörülen bu yükümlülüğün yerinegetirebilmesi bakımından bazı tedbirler alması doğal olup bu tedbirler kapsamındaeğitim öğretim faaliyetlerinin gerçekleştirileceği fiziksel mekânlarınoluşturulması da zorunlu bir kamusal ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Diğertaraftan insan, toplum, çevre ilişkilerinde kişi ve aile mutluluğu ile toplumhayatını yakından etkileyen fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak,yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağınkoruma, kullanma dengesini en akılcı biçimde şehircilik ilkelerine uygun olarakbelirlemek amacıyla düzenlenen imar planlarının yapılmasında ve imar planındabelirtilen biçimde davranılmasında da kamu yararı olduğu açıktır (AYM,E.1988/34, 1989/26, 21/6/1989). Buna göre eğitimöğretim faaliyetlerinin yürütüleceği fiziksel mekânların oluşturulması içingerekli altyapının hazırlanması ve şehircilik ilkelerine uygun olarak imarplanları kapsamında bu doğrultuda düzenlemeler yapılmasının kamu yararınaolduğu açıktır.
69. Dolayısıyla başvuru konusu olayda tahsise konu taşınmazın"meslek lisesi" alanı olarak kamu hizmetine ayrıldığı gerekçesiylebaşvurucu adına tapuya tescil edilmemesinde kamu yararının olduğu vemüdahalenin bu nedenle meşru bir amacı içerdiği anlaşılmaktadır.
(3) Ölçülülük
(a) Genel İlkeler
70. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkınayapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenilen amaç ile bu amacıgerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülükilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.
71. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği,kişilerin mülkiyet haklarına getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmaması veulaşılmak istenen kamu yararı ile bireyin sınırlandırılan hakkı arasında adilbir dengenin kurulması gerekir. Bu adil denge, mülkiyet hakkına yapılanmüdahaleyle bireye, şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir külfetin yüklenmesidurumunda bozulmuş olur. Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken AnayasaMahkemesi, bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğertaraftan müdahalenin niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinindavranışlarını da gözönünde tutarak başvurucuyayüklenen külfeti dikkate alacaktır.
72. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”, “gereklilik” ve“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülenmüdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasınıyani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaçarasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM,E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176,K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:2013/807, 19/12/2013, § 38).
(b) İlkelerin OlayaUygulanması
73. Başvuru konusu olayda başvurucu, uyuşmazlık konusu taşınmazbölümü yönünden imar affı başvurusunda bulunmuş ve kendisine 14/8/1986tarihinde tapu tahsis belgesi verilmiştir. Bu taşınmazın bulunduğu yerde 1989yılında imar ıslah planı yapılmış, 21/12/1989 tarihliplan tadilatıyla da taşınmazın imar durumu konut alanı olarak belirlenmiştir.Başvurucu bunun üzerine, kanunda öngörülen tescil koşullarının gerçekleştiğiiddiasıyla Hazine aleyhine 18/6/2007 tarihinde tapuiptali ve tescil davası açmıştır. Ancak mahkemenin yargı çevresinin değişmesi,dava konusu taşınmazın yargılama devam ederken Hazine tarafından TOKİ'yedevredilmesi gibi nedenlerle yargılama uzun sürmüş, davanın açıldığı tarihtenancak yaklaşık dört yıl gibi bir süre geçtikten sonra 27/7/2011tarihinde keşif icra edilebilmiştir. Başvurucu yapılan keşif sonucu taşınmazınbelirlenen rayiç bedelini de mahkeme veznesine depo etmiş ve Mahkemecebaşvurucu yararına bütün koşulların gerçekleştiği belirtilerek 1/3/2012 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancakhükmün temyizi aşamasında Yargıtay, diğer bütün koşulların gerçekleşmişolduğunu kabul etmekle birlikte, yargılama sırasında 2010 yılında yapılan imarplan değişikliğiyle taşınmazın imar durumunun "meslek lisesi alanı"olarak belirlendiği gerekçesiyle 17/10/2012 tarihindehükmü bozmuştur. Mahkeme de 30/5/2013 tarihinde bozmailamına uymuş ve davanın reddine karar vermiştir. Yargıtay da 26/5/2014 tarihinde hükmü vekâlet ücreti yönünden düzelterekonamıştır.
74. Derece mahkemelerinin 2981 sayılı Kanun ile ilgili somutdavadaki yorum ve tespitlerinden de anlaşıldığı üzere, tapu tahsis belgesinin,başvurucuya taşınmazı kullanma ve anılan Kanun'da öngörülen koşulların yerinegetirilmesi kaydıyla bu taşınmazı edinme hakkı tanıdığı anlaşılmaktadır. Bunagöre öncelikle, hukuki yönden geçerliliğini koruyan bir tapu tahsis belgesimevcut olmalıdır. Somut olayda başvurucuya tapu tahsis belgesinin verilmişolduğu ve bu belgenin hukuki geçerliliğini de kaybetmediği tespit edilmiştir.İkinci olarak, tahsise konu yerde 3194 sayılı Kanun'un 18. maddesi uyarıncaimar uygulama planı veya 2981 sayılı Kanun uyarınca ıslah imar planı yapılmışolmalıdır. Uyuşmazlık konusu taşınmazın bulunduğu yerde 1989 yılında ıslah imarplanı yapıldığı anlaşılmaktadır. Üçüncü olarak başvurucuya tapu tahsis belgesigereğince başka bir yerden tahsis de yapılmadığı belirlenmiştir. Yinetaşınmazın rayiç bedeli de keşif yapılarak uzman bilirkişiler aracılığıylasaptanmış ve mahkeme veznesine depo edilmiştir. Dolayısıyla bu koşullarıntamamının somut olayda gerçekleşmiş olduğu derece mahkemelerince kabuledilmiştir.
75. Başvuru konusu olayda başvurucunun tescil talebi bakımındanbelirleyici koşul ise tahsise konu yerin kamu hizmetine ayrılıp ayrılmadığı veimar planına göre konut alanında kalmış olup olmadığı hususunundeğerlendirilmesidir. İhlal iddiasına konu taşınmazın 21/12/1989tarihinde yapılan plan tadilatına göre konut alanında kaldığı açıktır. Nitekimtaşınmazın imar durumunun başvurucunun açtığı dava öncesinde değişmediği,belediyece gönderilen 12/9/2006 tarihli yazıiçeriğinden de anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvurucunun tescilini talep ettiğitaşınmaz bölümünün imar durumunun dava tarihi itibarıyla "konutalanı" olarak belirlenmiş olduğu dikkate alınmalıdır. Bununla birlikte,başvurucudan kaynaklanmadığı anlaşılan mahkemenin yargı çevresinin değişmesi,dava konusunun el değiştirmesi gibi sebeplerle yargılamanın uzun sürdüğü veyargılama devam ederken taşınmazın imar durumunun değiştirildiği görülmektedir.Buna göre belediye tarafından taşınmazın imar durumu "meslek lisesi"olarak değiştirilmiştir. Yargıtay da taşınmazın konut alanı olmaktançıkarılarak kamu hizmetine ayrılmış olması nedeniyle başvurucu adına tesciledilemeyeceği gerekçesine dayanarak davanın kabulüne ilişkin İlk DereceMahkemesinin kararını bozmuştur. Dolayısıyla derece mahkemelerinin, tescilkoşullarının aslında dava tarihi itibarıyla gerçekleştiğini kabul ettikleriancak yargılama sonrası yapılan imar planı değişikliğini gerekçe göstererekdavayı reddettikleri görülmektedir. Bu durumda, yargılama uzun sürmemiş olsaydıbaşvurucunun tescil talebinin kabul edilmiş olacağı açıkça belirlidir. Diğerbir deyişle başvuruya konu yargılamanın makul sürede sonuçlanmamasıbaşvurucunun aleyhine bir durum ortaya çıkarmıştır.
76. Buna göre taraflar arasında yargılama başladıktan sonrabelediye tarafından yapılan imar durum değişikliğiyle davalı Hazineninbaşvurucuya nazaran önemli ölçüde avantajlı hâle geldiği anlaşılmaktadır. Bununise başvurucu yönünden öngörülebilir bir durum olmadığı kuşkusuzdur. Hâlbukidavanın açıldığı tarihte başvurucunun uyuşmazlık konusu taşınmazı (mülkü)edinme hususunda meşru bir beklentisinin olduğu derece mahkemelerince de kabuledilmiştir. Nitekim Yargıtay ayrıca, İlk Derece Mahkemesince başvurucu aleyhinevekâlet ücretine hükmedilmesini başvurucunun dava açılmasına sebebiyetvermediği gerekçesiyle hukuka aykırı görmüştür. Üstelik yerleşik Danıştayiçtihatlarına göre başvurucunun, yargılama sırasında yapılan söz konusu imarplanı değişikliğine karşı dava açma hakkının da mevcut olmadığı görülmektedir.Başvurucu, mülkiyet hakkı kapsamında meşru beklentisinin bulunduğudeğerlendirilen söz konusu taşınmaz bölümü üzerinde bu beklentisi doğrultusundaçeşitli yatırımlar yaptığını ve işyerinin mevcut olduğunu da öne sürmektedir.Başvurucunun tescil talebine ilişkin davanın reddedilmesiyle, bu taşınmazıkullanım olanağı da ortadan kalkmaktadır. Buna karşın başvurucunun uğradığızararların giderimine ilişkin herhangi bir yolun damevcut olmadığı görülmektedir.
77. Sonuç olarak başvurucuya tapu tahsis belgesi verilmiş,tahsis belgesi verilen taşınmazın bulunduğu yerde ıslah imar planı yapılaraktaşınmazın imar durumu "konut alanı" olarak belirlenmiştir. Başvurucuda 2981 sayılı Kanun'da öngörülen tescil koşullarının gerçekleşmiş olduğuiddiasıyla tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Derece mahkemeleri de kanundaöngörülen tescil koşullarının dava tarihi itibarıyla gerçekleştiğini tespitetmiştir. Bu sebeple başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında taşınmazınmülkiyetini edinme yönünde meşru bir beklentisi doğmuştur. Ancak yargılamasırasında taşınmazın imar durumunun değiştirilmesi gerekçesine dayalı olarakbaşvurucunun tescil davası reddedilmiştir. Böylece başvurucu lehine mevcut olanhukuksal durum, kamu gücü eliyle ve tek taraflı olarak öngörülemez bir biçimdedeğiştirilmiştir. Üstelik bu durum, başvurucunun elinde olmayan sebeplerle vebütünüyle kamu makamlarının tutumundan kaynaklanmış, ancak meydana gelensonuçtan yine kamu makamları yararlanmıştır. Dolayısıyla derece mahkemelerinintescil koşullarının yargılama sırasında değişebileceğini meşru gören söz konusukabulünün, başkaca herhangi bir giderim imkânının da sağlanmadığı dikkatealındığında, başvurucu açısından şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir külfeteyol açtığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun kamunun yararı ilemülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil dengenin başvurucualeyhine bozulduğu sonucuna varılmıştır.
78. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
79. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
80. Başvurucu, ihlalin tespiti ile mülkiyet hakkının korunmasınakarar verilmesi taleplerinde bulunmuştur.
81.Başvuruda mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucunavarılmıştır.
82. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Anadolu 16.Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
83. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzereİstanbul Anadolu 16. Asliye Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/7/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.