TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ÖZDEN SAYAR VE DEREN DİLARA SAYAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/4022)
Karar Tarihi: 13/4/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Erdal TERCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
Leyla Nur ODUNCU
Başvurucular
:
1. Özden SAYAR
2. Deren Dilara SAYAR
Vekili
:
Av. Serdar ÖZERSİN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör eylemi kapsamında gerçekleşen patlamadabirinci başvurucunun eşi, ikinci başvurucunun babasının ölmesi nedeniyle idarehukukunun genel hükümleri kapsamında manevi zararların tazmini için yapılanbaşvurunun ve akabinde açılan davanın reddedilmesi; 17/7/2004 tarihli ve 5233sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması HakkındaKanun kapsamında maddi zararlarının tazmini için yapılan başvuru kabuledilmekle birlikte tazminat miktarının az olmasından dolayı açılan davanınreddedilmesi nedeniyle yaşam hakkı ve adil yargılanmahakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 13/6/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 27/3/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 19/6/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, tanınan ek süre sonunda görüşünü 19/8/2015tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş27/8/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşünekarşı herhangi bir beyan ibraz etmemişlerdir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucular, İstanbul ili Büyükçekmece ilçesi Yakuplubeldesi Güzelyurt Mahallesi Bey-Kop. 1. Bölge E-5 kara yolu civarında Tatilya üst geçidi altında çöp konteynırına bırakılanbombanın 18/11/2005 tarihinde patlaması nedeniyle birinci başvurucunun eşi,ikinci başvurucunun babası olan M.S.nin öldüğünübeyan etmişlerdir.
9. Başvurucular 23/11/2005 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararlarının karşılanması talebiyle İstanbul Valiliği Zarar TespitKomisyonuna (Komisyon) başvurmuşlardır.
10. Komisyon 25/11/2005 tarihli kararında M.S.ninmirasçılarına tazminat bedeli, tedavi ve cenaze gideri olmak üzere toplam16.000 TL ödenmesine karar vermiştir.
11. Başvurucular 21/12/2005 tarihinde, miras bırakanın ölümünedeniyle uğramış oldukları maddi ve manevi zararların giderilmesi talepli birdilekçe ile İçişleri Bakanlığına başvuruda bulunmuşlardır.
12. Komisyon kararı (bkz. § 9) akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12.maddesi gereğince davet yazısı ile birlikte gönderilen sulhnameörneği 29/12/2005 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir.
13. Başvurucular 5/1/2006 tarihinde, miras bırakanın ölümünedeniyle uğramış oldukları maddi ve manevi zararların giderilmesi talepli birdilekçe ile İstanbul Valiliğine başvuruda bulunmuşlardır.
14. İstanbul Valiliğine yapmış oldukları başvuru (bkz. § 13)hakkında Komisyon tarafından verilen 20/1/2006 tarihli kararda başvurucularınKomisyona müracaat ettikleri, Komisyonun 16.000 TL tazminat ödenmesinehükmettiği, sulhname tasarısının başvuruculara tebliğedilmek üzere postaya verildiği, dolayısıyla öngörülen bu miktar dışında madditazminat ödenmesi imkânının bulunmadığı, 5233 sayılı Kanun’un manevi tazminatödenmesi yönündeki talepleri kapsamadığı belirtilmiştir.
15. Başvurucuların İçişleri Bakanlığına yapmış oldukları başvuru(bkz. § 11) hakkında Komisyon tarafından verilen 31/1/2006 tarihli karar ileyukarıdaki paragrafta belirtilen gerekçelerle başvurucuların taleplerireddedilmiştir.
16. Sulhname tasarısı ve davetyazısına Kanun’da belirtilen süre içinde başvurucular tarafından olumlu yanıtverilmemesi üzerine 15/3/2006 tarihinde Komisyon tarafından uyuşmazlık tutanağıdüzenlenmiştir.
17. Başvurucular tarafından 14/2/2006 tarihinde, maddi ve manevitazminat istemli tam yargı davası açılmıştır.
18. İstanbul 4. İdare Mahkemesinin 30/3/2010 tarihli veE.2006/590, K.2010/493 sayılı kararı ile gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile14.560 TL miktarındaki maddi tazminatın idareye başvurulduğu tarihindenitibaren uygulanacak yasal faiziyle birlikte başvuruculara ödenmesine; davanınkısmen reddine hükmedilmiştir. İlgili gerekçe şöyledir:
“...Bu durumda, meydana gelen ölüm olayının5233 sayılı Kanun kapsamında olduğu, ancak, tazmin edilecek maddi zararınkomisyon kararı tarihi (20.01.2006) itibariyle 14.560,00 YTL (7000 göstergerakamıx2005 yılı 2. yarısına ait memur maaş katsayısı yani 0,0416x 50 ) olduğu görüldüğünden, 5233 sayılı yasa kapsamındakarşılanabilecek zarar miktarının 14.560,00.-TL olduğu sonuç ve kanaatineulaşılmaktadır.
Ayrıca, 5233 sayılı Kanun, terör eylemleriveya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zararauğrayan kişilerin bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleribelirlemek amacıyla düzenlenmiş olup, manevi zararlar bu Kanun kapsamındaolmadığından, davacının manevi zararının tazmini isteminin kabulüne olanakbulunmamaktadır...”
19. Başvurucuların temyizi üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 18/1/2012 tarihli ve E.2011/9458, K.2012/135 sayılı ilamı ilegerekçesi ile kararın maddi tazminat isteminin kısmenreddine ilişkin kısmının bozulmasına, maddi tazminat isteminin kısmen kabulüneilişkin kısmının ve manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmınınonanmasına hükmedilmiştir.İlgiligerekçe şöyledir:
“...Dava konusu olayın, bir terör eylemiolduğu açıktır. Nitekim bu hususta taraflar arasında da herhangi bir ihtilafbulunmamaktadır. Dolayısıyla söz konusu olayın 5233 sayılı Kanununyürürlüğünden sonra meydana geldiği dikkate alındığında, uyuşmazlığın 5233sayılı Kanun kapsamında çözümlenmesi zorunlu bulunmaktadır.
Bu durumda, İdare Mahkemesi kararının sözkonusu olayın 5233 sayılı Kanun kapsamında olduğu ve 14.560 TL maddi tazminatındavacılara ödenmesi gerektiği yolundaki kısmında hukuka aykırılık bulunmamaklabirlikte, 5233 sayılı Kanunun yukarıda açıklanan 7. maddesi uyarınca, tedavi vecenaze giderlerinin de tazminine karar verilmesi gerekmekte olup; mahkemece bukısma yönelik olarak da tazminat isteminin reddine karar verilmesinde hukukiisabet bulunmamaktadır.
Nitekim İstanbul Valiliği Zarar TespitKomisyonu tarafından, tedavi ve cenaze giderlerinin davacılara ödenmesine kararverilmiştir...”
20. Başvurucuların karar düzeltme istemi aynı Dairenin 28/2/2013tarihli ve E.2012/10144, K.2013/1646 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Retkararı başvuruculara 23/5/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
21. Başvurucular 13/6/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
22. İstanbul 4. İdare Mahkemesinin 29/11/2013 tarihli veE.2013/1175, K.2013/2080 sayılı kararı ile kısmen bozma ilamına uyularak 14.560TL tazminat miktarına ilaveten tedavi ve cenaze giderlerinin de tazmin edilmesigereği dikkate alınmış; başvuruculara toplam 16.000 TL tazminat ödenmesinekarar verilmiştir. Bu karar taraflarca temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
B. İlgili Hukuk
23. 5233 sayılı Kanun’un 1. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veyaterörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarınınkarşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.”
24. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesi şöyledir:
“Bu Kanun, sayılı TerörleMücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına gireneylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarargören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhenkarşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar.”
25. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılıKanun’un 1. maddesiyle değişik 7. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecekzararlar şunlardır:
...
b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlarile tedavi ve cenaze giderleri.”
26. 5233 sayılı Kanun’un, 6462 sayılı Kanun’un 1. maddesiyledeğişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarının ilgili kısmı şöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölümhâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımısonucunda bulunan miktarın;
...
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılaraintikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleriuygulanır.”
27. 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi şöyledir:
“Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığıtespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye görehesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödemetutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsupedilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacaksafi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte haksahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında hak sahibinin sulhnametasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili birtemsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhnametasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazminedilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir.
Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarıkendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır.
Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemişsayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliyegönderilir.
Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerinyargı yoluna başvurma hakları saklıdır.”
28. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu’nun 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir
“1. İdari dava türlerişunlardır:
...
b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişiselhakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tamyargı davaları,
...”
29. 2577 sayılı Kanunu’nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmişolanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veyabaşka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yılve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarakhaklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmenveya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen gündenitibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde busürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”
30. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/3/2014 tarihli veE.2013/1489, K.2014/1219 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:
“5233 sayılı Yasa, idarenin terör olaylarına dayalıkusursuz sorumluluk alanını genişleten, oluşan zararların yargı yolunabaşvurmadan sulh yoluyla ödenmesine öngören, bu yönüyle uyuşmazlığın sadecemaddi zararlara ilişkin kısmının yargı dışı alternatif bir yöntemlegiderilmesini sağlayan, ancak manevi zararların karşılanmasını da engellemeyennitelikte bir yasadır.
NitekimAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 18888/02 nolubaşvuruya konu 12/01/2006 günlü Aydın İçyer - Türkiye kararının 81. paragrafında, 5233 sayılı Terör veTerörle Mücadeleden Kaynaklanan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunla ilgiliolarak “Tazminat Kanun’unda yalnız maddi zararlar için tazminat talep etmeolanağının bulunduğu doğru olsa da Kanun’un 12. maddesinin idari mahkemelerdemanevi zarar için tazminat talep etme olanağı verdiği görülmektedir.” ifadesineyer verilmiştir.
Budurumda, terör olayları nedeniyle meydana gelen ve sosyal risk ilkesikapsamında bulunup 5233 sayılı Yasa uyarınca karşılanmayan ilgililerin ilerisürdükleri manevi zarara bağlı tazminattaleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda, idare hukukunun tazminata ilişkin ilke ve kuralları çerçevesinde 2577sayılı Yasanın öngördüğü usullere tabi olarak manevi tazminat ödenip ödenmeyeceğineilişkin yargısal incelemesinin yapılması gerekmektedir.”
31. Danıştay Onbeşinci Dairesinin11/12/2014 tarihli ve E.2011/9361, K.2014/9507 sayılı kararının gerekçesininilgili kısmı şöyledir:
“... terör eylemeleri veya terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler sonucunda salt toplumun bir bireyi olmalarınedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının sosyal risk ilkesigereğince sulhen karşılanması amacıyla çıkarılan 5233 sayılı Kanun kapsamında bulunan maddi zararların sulhenkarşılanması için 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinden ayrı, özel bir usulöngörmektedir... Ayrıca, 5233 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesiyleKanun’un uygulamasını geriye yürüterek, 19/7/1987 - 27/7/2004 tarihleriarasında meydana gelen olaylar nedeniyle zarara uğrayanların, Kanun’ unyürürlüğe girmesinden itibaren 1 yıl içinde ilgili mercilere başvurmasıhalinde, bu zararlarının tazmin olacağını getirmekte, böylece 2577 sayılıKanun’un 13. maddesinde öngörülen sürelerde dava açma hakkını kullanamayankişilerin zararlarının da sulhen karşılanmasınıamaçlamaktadır...”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
32. Mahkemenin 13/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
33. Başvurucular; İstanbul ili Büyükçekmece ilçesi Yakuplubeldesi Güzelyurt Mahallesi Bey-Kop. 1. Bölge E-5 kara yolu civarında Tatilya üst geçidi altında çöp konteynırına terör eylemikapsamında bırakılan bombanın 18/11/2005 tarihinde patlaması nedeniyle birincibaşvurucunun eşi, ikinci başvurucunun babası olan M.S.ninöldüğünü, miras bırakanın desteğinden yoksun kaldıklarını, 5233 sayılı Kanunkapsamında yaptıklarımüracaatın kabul edildiğinifakat hükmedilen maddi tazminat miktarı düşük olduğu için idare ile sulhname imzalamadıklarını, manevi zararlarının tazminiiçin idare hukuku genel hükümleri çerçevesinde sosyal risk ilkesi kapsamındaidareye yapmış oldukları başvurunun ve akabinde açtıkları davanınreddedildiğini, manevi tazminat istemleri hakkında yaptıkları başvuru vesonrasında açtıkları davanın 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılmış bir başvurugibi kabul edilerek reddedildiğini, bu şekilde miras bırakanın ölümü nedeniyleuğramış oldukları manevi zararlarının tazmini imkânından mahrumbırakıldıklarını, ayrıca yaptıkları başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makulsürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 2., 10., 17. ve 36.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş; maddi vemanevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
34. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucuların 2577sayılı Kanun kapsamında idareye yapmış oldukları başvurunun ve açtıklarıdavanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 10., 17. ve 36. maddelerindetanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettikleri anlaşılmıştır. AnayasaMahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ilebağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16). Başvurucular, Mahkemece hatalı değerlendirme yapılarak davalarının reddiyönünde karar verildiğini;bunedenle manevi zararları hakkında idare hukuku genel hükümleri kapsamındainceleme yapılarak bir giderim sağlanması imkânının kendilerine tanınmadığınıbelirterek Anayasa’nın 2., 10., 17. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarınınihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Manevi tazminat istemlerinin reddedilmesiile ortaya çıkan hak ihlal iddiaları bakımından temel sorun başvurucularınmahkemeye etkili erişiminin engellenmesi olduğundan başvurucuların manevitazminat istemleri hakkındaki iddialarının adil yargılanma hakkı kapsamındakimahkemeye erişim hakkı yönünden incelenmesi uygun görülmüştür.
35. Başvurucular ayrıca Mahkemece verilen ret kararı neticesindeyakın hısımlarının ölmesine bağlı olarak destekten yoksun kalma tazminatınınödenmesi yükümlülüğünün yerine getirilmemesi sonucunda zararını karşılayacakbir giderim sağlanması imkânının kendilerine tanınmadığını belirterekAnayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan yaşam hakkının ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir. Başvurucuların Komisyona sundukları dilekçe, 2577 sayılı Kanun’ungenel hükümleri kapsamında ilgili idarelere sundukları dilekçeler, davadilekçesi ve bireysel başvuru formunun incelenmesi neticesinde şikâyetin dilegetiriliş şeklinden anılan ihlal iddialarının, başvurucuların tazminattaleplerini delillendirme amaçlı olduğu sonucunavarılmış; başvurucuların iddiaları hakkında Anayasa’nın 17. maddesi kapsamındaayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Başvurucular açtıkları davanınreddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesininihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Sadece ilgili Anayasa maddesinin yazılmasıile yetinilen iddia yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.Başvurucuların diğer ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Maddi TazminatTaleplerinin Kısmen Reddi Nedeniyle Adil Yargılanma Haklarının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
36. Başvurucular; terör eylemi kapsamında bırakılan bombanın18/11/2005 tarihinde patlaması sonucunda birinci başvurucunun eşi, ikincibaşvurucunun babası olan M.S.nin öldüğünü, bu olaynedeniyle ortaya çıkan zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminedilmesi için yaptıkları başvuruda hükmedilen tazminat miktarının çok düşükolduğunu, tazminat miktarı yeterli görülmediği için idare ile sulhname imzalamadıklarını, maddi zararları konusunda dahayüksek miktarda tazminata hükmedilmesi gerektiğini fakat bu şikâyet kapsamındaaçtıkları davanın Mahkemece hatalı şekilde değerlendirilerek reddedilmesinedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini iddia etmişlerdir.
37. Bakanlık görüş yazısında, yetkililerin yaşam hakkına yönelikgerçek ve yakın bir riskin bulunduğunu bildikleri ya da bilmeleri gerektiği veyetkililerin durum üzerinde belirli derecede hâkimiyetlerinin bulunduğuhâllerde devletin yaşam hakkına yönelik pozitif yükümlülüğünün söz konusuolacağı, bu kapsamda Anayasa Mahkemesinin kararlarının da bulunduğu, yaşam hakkınayönelik ihlal kararı verilmesi ve verilen karar ile bu ihlale ilişkin uygun veyeterli bir giderimin sağlanması hâlinde ilgili tarafın mağdur statüsününkalkacağı, ölüm olayının kasten meydana gelmediği durumlarda hukuki veya idaribir prosedür aracılığıyla tazminat ödenmesi ve zararın makul şekilde telafiedilmesin sağlanabileceği, başvuru konusu olayda da benzer bir durumun sözkonusu olduğu ve 5233 sayılı Kanun kapsamında kurulan Komisyon tarafından makulbir tazminat miktarına hükmedildiği, Derece Mahkemesi kararında da idareyebaşvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tazminatın başvurucularaödenmesi yönünde hüküm kurularak davanın reddedildiği, 5233 sayılı Kanunuyarınca belirlenen tazminat miktarına ve bu miktarın hesaplanma şekline adiltatmin olduğu müddetçe Anayasa Mahkemesinin müdahalesinin söz konusu olamayacağı,başvurucuların ceza soruşturmasına yönelikherhangi bir şikâyetlerinin bulunmadığı belirtilerek Anayasa Mahkemesi veAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına da atıflar yapılmış;başvurucuların şikâyeti incelenirken bu hususların gözönündebulundurulması gerektiği yönünde beyanda bulunulmuştur.
38. Bakanlık görüşü başvuruculara tebliğ edilmiş, başvurucularbu görüşe karşı herhangi bir beyanda bulunmamışlardır.
39. 5233 sayılı Kanun uyarınca hükmedilen tazminat miktarınınyetersiz olduğu iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve AnayasaMahkemesinin bu konuda verdiği kararında, başvuru konusu olayda yaşam hakkıbakımından devletin koruma yükümlülüğü yönünden herhangi bir sorumluluğu tespitedilmemiş olmakla birlikte objektif sorumluluk anlayışına dayalı sosyal riskilkesi temel alınarak hazırlanan 5233 sayılı Kanun kapsamında başvurucularaödenmesine karar verilen tazminatın 5233 sayılı Kanun hükümlerine dayalı olarakKomisyonlar tarafından Kanun’da belirtilen yönteme göre belirleneceği,başvurucular tarafından 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyonca kendilerineödenmesi teklif edilen maddi tazminat miktarının Mahkemelerde uygulanan çeşitlikriterler dikkate alınmaksızın maktu olarak belirlendiği ve yetersiz olduğuileri sürülmekte ise de terörden kaynaklanan zararların dava yoluna gidilmedenilgililerce tazmini olanağı sağlayan 5233 sayılı Kanun uyarınca belirlenentazminat miktarına ve bu miktarın hesaplanma şekline belirli bir tatminsağladığı sürece ve açık bir orantısızlık bulunmadığı müddetçe AnayasaMahkemesinin müdahalesinin söz konusu olamayacağı belirtilerek başvurucularınyaşam hakkının ihlal edilmediğisonucuna varılmıştır (Mehmet Çetinkaya veMaide Çetinkaya, B. No: 2013/1280, 28/5/2014, §§ 71-76).
40. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında bireysel başvurularailişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeyetabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların mahkemece kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,§ 24).
41. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvurukapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yoluşikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdirhatası veya açık keyfîlik içermedikçe AnayasaMahkemesince esas yönünden incelenemez (NecatiGündüz ve Recep Gündüz, § 26).
42. Başvurucuların; en yakın aile fertlerinin terör eylemikapsamında patlayan bomba sonucunda öldüğü ve bu çerçevede oluşan zararlarının5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdükleri(bkz. § 9) ve belirtilen iddialarını içeren dilekçelerini Derece Mahkemesineibraz ederek 5233 sayılı Kanun kapsamında başlattıkları maddi tazminatprosedüründe maddi zararlarının karşılanması noktasındaki özel durumunundikkate alınmasını talep ettikleri anlaşılmaktadır.
43. 5233 sayılı Kanun’un 1. maddesinde bu Kanun’un amacınınterör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlernedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasınailişkin esas ve usulleri belirlemek olduğu (bkz. § 23), Kanun’un 2. maddesindebu Kanun’un 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1.,3., ve 4. maddeleri kapsamına giren eylem veya terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzelkişilerinin maddi zararlarının sulhen karşılanmasıhakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsadığı (bkz. § 24) ifadeedilmiş; zararın 5233 sayılı Kanun kapsamında olduğunun tespitinin yapılmasıakabinde Kanun’un 7. maddesinde belirtilen zarar kalemleri (bkz. § 25) ve 9.maddesinde belirtilen oranlar (bkz. § 26) üzerinden yapılacak hesaplama iletespit edilen tazminat miktarının başvurucuya ödenmesine karar verileceği hükmebağlanmıştır.
44. Başvuru konusu olayda başvurucuların talebinin 5233 sayılıKanun kapsamında olduğu Komisyonca kabul edilerek başvuruculara 16.000 TLödenmesine karar verilmiştir.
45. İdare Mahkemesi kararında 5233 sayılı Kanun’un 9. maddesindebelirtilen oran dikkate alındığında Kanun kapsamında karşılanabilecek maddizarar miktarının 14.560 TL olduğu tespitinde bulunulmuş, davanın reddine kararverilmiştir. Temyiz merciince İdare Mahkemesi kararı tedavi ve cenaze giderleriyönünden kısmen bozulmuştur. Başvurucuların iddiaları karar düzeltme aşamasındada incelenip reddedilmek suretiyle 14.560 TL maddi tazminat miktarına ilişkinkısım hakkındaki İdare Mahkemesi hükmü kesinleşmiştir. İlk Derece Mahkemesincekısmen bozma ilamına uyularak ve tedavi ile cenaze giderleri de dikkatealınarak başvuruculara toplam 16.000 TL tazminat ödenmesine karar verilmiş vebu karar taraflarca temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
46. Her ne kadar başvurucular, yakın hısımlarının öldürülmesisonucunda oluşan zararlarının daha yüksek miktarda olduğunu iddia etmiş iselerde 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıkları müracaat ile başlattıkları madditazminat prosedüründe başvurucuların anılan iddialarının incelenmesineticesinde başvurucunun iddiaları hakkında değerlendirmede bulunan DereceMahkemelerinin kararlarında açık bir keyfîlikbulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
47. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Manevi TazminatTaleplerinin Reddedilmesi Nedeniyle Mahkemeye Erişim Haklarının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
48. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmınınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Makul SüredeYargılanma Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
49. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmınınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Manevi TazminatTaleplerinin Reddedilmesi Nedeniyle Mahkemeye Erişim Haklarının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
50. Başvurucular, manevi tazminat talebi ile idare hukukunungenel hükümleri kapsamında İstanbul Valiliği ve İçişileriBakanlığına yaptıkları başvuru hakkında hatalı değerlendirme yapılarak 5233sayılı Kanun kapsamında manevi tazminat imkânının bulunmadığı gerekçesi ilebaşvuru ve davalarının reddedildiğini, bu nedenle manevi zararlarının tazmininiisteme imkânından mahrum bırakıldıklarını belirtmişlerdir.
51. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular için benimsediğitemel yaklaşım doğrultusunda kural olarak bireysel başvuruya konu davadakiolayların kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması,yargılama sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ilekişisel bir uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esasyönünden adil olup olmaması, bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeyetabi tutulamaz. Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği süreceve açıkça keyfilik içermedikçe, derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi vehukuki hatalar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede derecemahkemelerinin delilleri değerlendirmesinde açık keyfîlikve bariz takdir hatası bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesisöz konusu olamaz (Necati Gündüz ve RecepGündüz, § 26).
52. Somut başvuruda da Anayasa Mahkemesinin görevi, usulkurallarının uygulanması konusunda derece mahkemelerinin takdir vedeğerlendirmelerini denetlemek olmayıp usule ilişkin uygulamanın kişininmahkemeye erişim hakkını, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS)aykırı olarak kısıtlayıp kısıtlamadığını denetlemektir (Neriman Polat, B. No: 2012/1223,5/11/2014, § 33).
53. Somut olayda başvurucular tarafından idare hukuku genelhükümleri kapsamında talep edilen manevi tazminat isteminin adil yargılanmahakkı kapsamındaki “medeni hak ve yükümlülükler” kavramına dâhil olupolmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir.
54. AİHM’in, AİHS’in6. maddesine dair benimsediği dinamik yorum anlayışı Mahkemenin medeni hak veyükümlülüklerle ilgili soyut bir tanımlama yapmaktan kaçınmasına nedenolmaktadır. Medeni hak ve yükümlülük kavramı, ilke olarak özel hukuk davalarınıAİHS’in 6. maddesinin koruması altına almaktadır.Fakat AİHM, geliştirdiği içtihatla özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklaryanında kamu hukuku özellikleri ağır basan, devlet ile birey arasındakiuyuşmazlıkları da medeni hak ve yükümlülük kavramına dâhil etmekte ve 6.maddenin kapsamına girdiğini ortaya koymaktadır (İsmail Taşpınar, B. No: 2013/3912, 6/2/2014, § 23).
55. Adil yargılanma hakkının bir insan hakkı olarakkavranmasının bir sonucu olarak AİHM’in geliştirdiğiiçtihatlar ile “medeni hak ve yükümlülükler” deyiminin kapsamınıgenişletmesinin en önemli sonucu adil yargılanma hakkının norm alanınıngenişlemesi olmuştur. Adil yargılanma hakkının norm alanının genişlemesinin birsonucu olarak, bireyler sahip olduklarını iddia ettikleri tüm yasal hak veyükümlülükleri talep edebilir; aynı zamanda devletin bu hak ve yükümlülüklereyaptığı her türlü müdahaleye yargı önünde itiraz edebilirler (İsmail Taşpınar,§ 24).
56. Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkınınkapsamının belirlenmesinde de AİHM’in “medeni hak veyükümlülükler” deyiminin kapsamını genişletme eğilimi gözönünealınmalıdır. AİHM medeni hak ve yükümlülükler deyimini, hangi hukuk alanınagirdiğine ve devletin müdahale edip etmediğine bakmaksızın bir kişinin sahipolduğu, savunulabilecek hak ve yükümlülükleri kapsayacak şekilde genişletmeeğilimindedir (İsmail Taşpınar, § 26).
57. Başvurucuların terör eylemi kapsamında gerçekleşenpatlamadan kaynaklandığını belirttikleri zararlarının manevi tazminat ödenmesiile giderilmesine ilişkin taleplerinin incelenmesinde 5233 sayılı Kanun’dabaşvurucuların anılan giderim imkânına ilişkin hüküm bulunmamakla birlikteidare hukukunun genel hükümleri kapsamında başvurucuların anılan talep hakkınasahip olduğu kanaatine varılmaktadır. Kamu hukuku özellikleri ağır basan,tazminata ilişkin devlet ile birey arasındaki bu uyuşmazlık da medeni hak veyükümlülükler kapsamında kabul edilmeli; bu hak ve yükümlülüğe yönelik müdahaleiddiaları hakkında yargı yoluna başvurma ve etkili karar alma hakkına sahipolunduğu sonucuna varılmalıdır.
58. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesindedüzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almaktadır (Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144,2/10/2013, § 28; Özkan Şen, B.No: 2012/791, 7/11/2013, § 51; Ş.Ç.,B. No: 2012/1061, 21/11/2013, § 28; KenanYıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 41).
59. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlıkkapsamında bir talebi mahkeme önüne taşıyabilmek ve bunların etkili bir şekildekarara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeyebaşvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını (ÖzkanŞen, § 52) ya da kişinin bizatihi mahkemeye başvurmuş olmasınıanlamsız hâle getiren sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (İbrahim Can Kişi, B. No: 2012/1052, 23/7/2014,§ 31).
60. AİHM, mahkemeye etkili erişim hakkını “hukukun üstünlüğü”ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkilierişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasınıve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkilifırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukukibelirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeyeerişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlal edildiğine kararverilmektedir (Şener Berçin, B.No: 2013/5516, 22/1/2015, § 52).
61. Başvuru konusu olayda başvurucuların manevi tazminattalebine yönelik olarak mahkemeye erişim hakkı, idari yargı alanındauygulanabilir bir haktır. Bu bağlamda mahkemeye erişim hakkı, tazminat talebibulunan bir kimsenin bu istemi hakkında bir mahkeme tarafından bu talebinyerinde olduğu ya da olmadığı yönünde bir karar verilmesini isteme hakkıdır.
62. 5233 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde Kanun’un çıkarılışamacı “... terör eylemleri veya terörlemücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddizararlarının yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süreiçinde ve sulh yoluyla karşılanması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ancak buyolla sonuç alamayanların başvurmaları, verilen tazminat miktarlarının haksızzenginleşme aracı olarak kullanılmasının önlenmesi...” şeklindebelirtilmiştir. Ayrıca 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinin madde gerekçesinde “Zararların sulhenkarşılanması yöntemi ile mağdurların yargı yoluna gitmelerine gerek kalmaksızınkısa sürede zararlarının giderilmesi amaçlanmıştır.” ifadesine yerverilmiştir.
63. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde bu Kanun’un, 3713 sayılıKanun’un 1., 3., ve 4. maddeleri kapsamına giren eylem veya terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özelhukuk tüzel kişilerinin maddi zararlarının sulhenkarşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsadığı ifadeedilmiş; “Zararın karşılanmasına ilişkin sulhname” başlıklı 12. maddesinde ise komisyonundoğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra uğranılanzararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirleyeceği ve belirtilenesaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının birörneğini davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edeceği, davet üzerinegelen hak sahibinin veya yetkili temsilcisinin sulhnametasarısını kabul etmesi durumunda bu tasarının kendisi veya yetkili temsilcisive komisyon başkanı tarafından imzalanacağı, sulhnametasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılmasıhâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneğinin ilgiliyegönderileceği, sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargıyoluna başvurma haklarının saklı olduğu, 13. maddesinin ilk fıkrasında da sulhnamede belirlenen zararların sulhnameninimzalanmasından sonra valilik onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesinebu amaçla konulan ödenekten üç ay içinde ödeneceği hükme bağlanmıştır (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, § 38).Terör ve terörle mücadeleden doğan maddi zararların karşılanması konusunda 5233sayılı Kanun, 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinden farklı olarak özel birgiderim usulü ön görülmektedir (bkz. §§ 29, 30).
64. Somut başvuruda başvurucuların idare hukuku genel hükümlerikapsamında İçişleri Bakanlığı (bkz. § 11) ve İstanbul Valiliğine (bkz. § 13)yaptıkları başvuruda 5233 sayılı Kanun’da manevi tazminat ödenmesi hakkındahüküm bulunmadığından taleplerin reddine karar verilmiştir(bkz.§§ 14, 15). Başvurucular tarafından idare hukuku genel hükümleri kapsamındamanevi tazminat istemli açılan davada başvurucuların talebi 5233 sayılı Kanunkapsamında işletilmiş prosedür olarak değerlendirilerek sadece 5233 sayılıKanun kapsamında bir inceleme yapılmıştır. Başvurucuların idare hukuku genelhükümleri kapsamında yaptıkları başvuru ve açtıkları dava, 5233 sayılı Kanunkapsamında ön görülen ve özel bir giderim usulü olan başvuru yolu şeklindedeğerlendirilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesi gereği mahkemeyeerişim hakkı kapsamındaki etkili karar hakkına yönelik müdahale, Anayasa’nın13. maddesi bağlamında ölçülülük ilkesi yönünden incelenecektir.
65. Anayasa’nın 36.maddesinde, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemişolmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlakbir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların dahakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir.Ayrıca hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemişolsa da Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu haklarınsınırlandırılması da mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanımkoşullarına ilişkin bir kısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasındankaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallarolduğu açıktır. Ancak bu sınırlamalar, Anayasa’nın 13. maddesinde yer alangüvencelere aykırı olamaz (Özkan Şen,§ 58; Tahir Gökatalay,B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 39; İbrahimCan Kişi, § 33).
66. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesine göre temelhak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgilimaddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.Ayrıca bu sınırlamalar, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplumdüzeninin ve laik Cumhuriyet'in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz(İbrahim Can Kişi, § 34; Neriman Polat, § 42).
67. AİHM de mahkemeye erişim hakkının dayanağı olan AİHS’in 6. maddesinde adil yargılanma hakkınınsınırlandırılması rejimi düzenlenmemiş olmasına rağmen bunun hiçbir surettemahkemeye erişim hakkının sınırlandırılamayacağı anlamını taşımadığını, hakkınniteliği gereği mahkemeye erişim konusunda devletin birtakım sınırlama vedüzenlemeler yapmasının kaçınılmaz olduğunu ve bu nedenle Sözleşmecidevletlerin bu konuda bir takdir alanına sahip olduklarını kabul etmektedir.Ancak bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru biramaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamuyararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adildengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklenmemişolması gerekir (Rıza Gençoğlu, B.No: 2013/3543, 7/5/2015, § 49).
68. Sonuç itibarıyla mutlak olmayan ve sınırlandırılabilenmahkemeye erişim hakkına ilişkin sınırlandırmaların kanuni olması, hakkın özünüzedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık veölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,§ 38; İbrahim Can Kişi, § 36).
69. Bir tazminat veya tam yargı davasına konu olan alacağailişkin mevzuat hükümleri kapsamında yürütülen yargılamada kişilerintaleplerini başlattıkları usulde hataya düşülerek incelemenin yapılacağımevzuat kaynaklarının daraltılması, belirtilen anlamda dava açılması ile ilgilibir kısıtlama olarak değerlendirilmekte ve bu müdahalenin mahkemeye erişimhakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir.
70. Somut olayda başvurucuların idare hukuku genel hükümlerikapsamında idareye yapmış oldukları başvurular ve akabinde açtıkları manevitazminat istemli dava 5233 sayılı Kanun kapsamında incelemeye tabi tutularakanılan Kanun kapsamında başvurucuların manevi tazminat talep etme imkânıbulunmadığı gerekçesi ile reddedilmiştir.
71. Manevi tazminat istemi ile 5233 sayılı Kanun kapsamındayapılan bir başvuruda benzer iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuşve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararında başvurucu, 5233 sayılıKanun kapsamında yaptığı başvuru ve akabinde açtığı davada manevi tazminattaleplerini mahkeme önünde ileri sürmüş ise de kararın gerekçesindeniddialarının tam olarak karşılanmadığı, 5233 sayılı Kanun’da manevi zararlarınkarşılanmasına ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği gerekçesiyletalebin reddine karar verilmesi anlaşıldığından başvurucunun adil yargılanmahakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır(Abbas Emre, B. No: 2014/5005,6/1/2016, §§ 67-85). Başvuru konusu olayda da başvuruculara manevi tazminatistemlerinin karşılanmamasından şikâyet etmekle birlikte somut başvurudabaşvurucu Abbas Emre kararındanfarklı olarak 5233 sayılı Kanun kapsamında öngörülen prosedür ile manevitazminat talebinde bulunmamış; idare hukuku genel hükümleri kapsamındabaşlattıkları süreç ile manevi tazminat istemini dile getirmişlerdir. Bubakımdan her iki başvuru farklılık arz etmektedir.
72. AİHM Aydın İçyer/Türkiye ((kk),B. No: 18888/02, 12/1/2006, § 81) kararında 5233 sayılı Kanun’a dayalı manevitazminat istemlerinde 5233 sayılı Kanun kapsamında yalnızca maddi zararlar içintazminat talep etme olanağının bulunduğunu ancak Kanun’un 12. maddesinin idariyargıda manevi zarar için tazminat talep etme imkânı sağladığını ifadeetmektedir (Abbas Emre, § 77).
73. 5233 sayılı Kanun’un 1. maddesinde yer alan “maddi” sözcüğünün itiraz yoluyla iptaledilmesi amacıyla yapılan başvuruda Anayasa Mahkemesi 25/6/2009 tarihli veE.2006/79, K.2009/97 sayılı kararında anılan iptal istemini reddetmiştir.İlgili gerekçe şöyledir:
“5233 sayılı Yasa, terör eylemleri veya terörlemücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddizararlarının özellikle yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısasüre içinde ve sulh yoluyla karşılanması amacıyla hazırlanmış bir yasadır. Yasabu yönüyle zarara uğrayan vatandaş ile devlet arasındaki uyuşmazlıkta yargıyoluna gidilmeden alternatif bir çözüm yöntemi getirmiştir. Yasa koyucu buamaca uygun olarak yargılama hukuku kurallarından farklı hükümler öngörerekbuna ilişkin esasları Yasa'da ayrıntılı olarak kurala bağlamıştır.
…
5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işlemininsonucu olmayan ve herhangi bir idari işlem veya eylemle doğrudan nedensellikbağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelenzararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuz sorumlulukalanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuz sorumluluk alanınıgenişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörle mücadele sırasındameydana gelen zararlardan sadece 'maddi' olan kısmının sulh yoluyla tazminineilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa'dabu zararlardan 'manevi' olan kısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin birhükme yer verilmediği gibi, 12. maddede 'sulh yoluyla çözülemeyenuyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır' denilerekAnayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasına paralel bir düzenlemeye yerverilmiştir. Bu nedenle itiraz konusu ibare, idarenin sorumlulukalanını daraltan veya idari işlem veya eylemlere karşı yargı yolunu kapatan birhüküm içermemektedir.”
74. 5233 sayılı Kanun maddi zararların özel bir giderim usulü(bkz. §§ 24, 25, 44, 45, 55) olmakla birlikte manevi zararların karşılanmasınada engel olmayan bir yasadır. 2577 sayılı Kanun’un 12. ve 13.maddelerinde,idarenin işlem veya eyleminden kaynaklı olarak hakları ihlal edilenleretazminat talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır. Bu yol, 5233 sayılı Kanundışında idari yargıda genel hükümlere başvurularak uğranılan zararın tazminineimkân sağlamaktadır (Abbas Emre,§ 81).
75. Somut başvuruda tazminat hukukunun genel prensiplerine göreyapılan başvuru ve açılan davada 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesinin sonfıkrasındaki (bkz. § 27), 2577 sayılı Kanun’un 1. ve 13. maddelerindeki (bkz.§§ 28, 29) açık düzenlemeler ve Anayasa Mahkemesi (bkz. § 73), Danıştay (bkz.§§ 30, 31), AİHM (bkz. § 72) içtihatları dikkate alındığında başvurucularınmanevi tazminat talebi hakkında idare hukukunun genel hükümleri kapsamındainceleme yapılarak bir karar verilmesi yoluyla başvurucunun mahkemeye erişimineolanak sağlanabilirdi. İdareye yaptıkları başvuruları ve açtıkları davayıtazminat hukukunun genel hükümlerine göre inceletme imkânından mahrum kalanbaşvurucuların mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulduğu kabuledilmiştir.
76. Açıklanan nedenlerle başvurucuların, Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğisonucuna ulaşılmıştır.
c. Makul SüredeYargılanma Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
77. Başvurucu 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürülen giderimtalebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama prosedürününmakul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesindetanımlanan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
78. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 58-66). Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha uzun bir süredegerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdankaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır (İsmet Kaya,B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).
79. Anayasa Mahkemesi yukarıdaki paragrafta belirtilenkararlarında komisyonlara yapılan başvurularda öngörülemeyecek düzeyde meydanagelen geçici ve olağanüstü artışı da dikkate alarak 5233 sayılı Kanunkapsamında yapılan başvurularda makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddiaları incelerken kullanacağı ilkeleri oluşturmuştur.Komisyonlara yapılan başvuruların büyük çoğunluğunu 5233 sayılı Kanun’un geçici1. maddesine dayalı olarak 1987 ile 2004 yılları arasında gerçekleşen, terör veterörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarıntazmini amacıyla yapılan başvuruların oluşturduğu, bu Kanun’un yürürlüğegirmesiyle birlikte belirtilen döneme ilişkin çok sayıda başvurunun yapıldığı,5233 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi ile bu döneme ilişkin başvurularınanılan Kanun’un yürürlüğe girmesinden itibaren bir yıl içinde yapılabileceğininbelirtilmesine rağmen bu sürenin son olarak 5233 sayılı Kanun’a 24/5/2007tarihli ve 5666 sayılı Kanun ile eklenen geçici 4. madde ile 30/5/2008 tarihinekadar uzatıldığı, dolayısıyla komisyonlara belirli bir dönem çok sayıda başvuruyapılmakla beraber söz konusu başvuru yoğunluğunun devam etmesinin mümkünolmadığı tespitlerine yer verilmiştir (SabriÇetin, § 67). Başvuru konusu olayın gerçekleştiği yer vebaşvurucuların bu olay nedeniyle başvuru yaptıkları ilgili idarenin bulunduğuyerin İstanbul ili olması, anılan ilin belirli bir dönem çok sayıda başvuruyapılan yerler arasında bulunmaması dikkate alındığında başvurucuların makulsürede yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiasının 5233 sayılı Kanunkapsamında Anayasa Mahkemesince oluşturulan ilkelere göre değil, AnayasaMahkemesinin makul sürede yargılanma hakkına yönelik şikâyetlerde uyguladığıgenel ilkelere göre değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
80. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamalar ile hukuksisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince kamu hukuku alanına dâhil olanancak sonucu itibarıyla medeni haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyiciolan uyuşmazlıkları konu alan davaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar, daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesincemakul sürede yargılanma hakkının adil yargılanma hakkının kapsamına dâhilolduğu kabul edilerek bir davadaki yargılama süresinin makul olup olmadığınıntespitinde davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, taraflarınve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızlasonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağıbelirtilmiştir (Güher Ergun ve diğerleri,B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-64; SelahattinAkyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013, §§ 54-60).
81. Başvuruya konu davanın terör eylemi kapsamında patlatılanbomba sonucunda başvurucuların murisinin ölmesi nedeniyle maddi ve manevitazminat istemini konu alan bir uyuşmazlık olduğu görülmektedir. Medeni hak veyükümlülükleri konu alan davalarda yargılama faaliyetinin makul süredeğerlendirmesi için başlangıcı, kural olarak uyuşmazlığı karara bağlayacakyargılama sürecinin işletilmeye başlandığı tarihtir (Güher Ergun ve diğerleri, § 50). Ancak idari yargıda davaaçılabilmesi için öncelikle idari makamlara başvurulmasının zorunlu olduğudurumlar ile idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılmasınısağlamak amacıyla idari makamlara yapılan başvurular üzerine açılan davalarbakımından sürenin başlangıcı idareye başvuru tarihi olup somut başvuruaçısından bu tarih 23/11/2005’tir.
82. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacakşekilde yargılamanın sona erme tarihidir (GüherErgun ve diğerleri, § 52). Somut başvuru açısından bu tarih, Danıştayın kısmen bozma ilamına uyularak İstanbul 4. İdareMahkemesi tarafından kararın verildiği 29/11/2013’tür.
83. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde23/11/2005 tarihinde tazminat istemiyle idareye başvurulduğu, istemin kısmenkabulü üzerine İstanbul 4. İdare Mahkemesinde açılan tam yargı davasındaMahkemenin 30/3/2010 tarihli kararıyla davanın reddedildiği, temyiz üzerineDanıştay Onbeşinci Dairesince 18/1/2012 tarihinde İlkDerece Mahkemesi kararının kısmen onanıp kısmen bozulduğu, başvurucuların karardüzeltme talebinde bulunması üzerine Danıştayın aynıDairesince 28/2/2013 tarihinde talebin reddedildiği, kısmen bozma kararıakabinde İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uymak suretiyle 29/11/2013tarihinde karar verildiği anlaşılmıştır.
84. Başvurunun değerlendirilmesi sonucunda başvuruya konudavanın hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterlerdikkate alındığında karmaşık olmaktan uzak olduğu anlaşılmıştır. Başvurucularıntutum ve davranışlarıyla ve usule ilişkin haklarını kullanırken özensizdavranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu da söylenemez.Somut başvuruya bir bütün olarak bakıldığında başvurucular açısından farklıkarar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı ve söz konusu sekiz yıllıkyargılama süresinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
85. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un50. Maddesi Yönünden
86. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
87. Başvurucular toplam 100.000 TL maddi ve 100.000 TL manevitazminat miktarlarının ödenmesi talebinde bulunmuşlardır.
88. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlaledildiği sonucuna varılmıştır.
89. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan ihlalkararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 4. İdareMahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
90. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
91. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği tespit edilmiş olması nedeniyleyalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığındabaşvuruculara net 5.200 TL manevi tazminatın ayrı ayrı ödenmesine kararverilmesi gerekir.
92. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucuların uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Anayasa’nın 36. maddesi kapsamındadeğerlendirme yapılarak mahkemeye erişim haklarının ve makul sürede yargılanmahaklarının ihlal edildiğinin tespit edilmesi ile başvurucuların maddi tazminatistemleri arasında illiyet bağı bulunmaması nedeniyle maddi tazminat talebininreddine karar verilmesi gerekir .
93. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderininbaşvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Maddi tazminat taleplerinin kısmen reddi nedeniyle adilyargılanma haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Manevi tazminat taleplerinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeyeerişim haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanmahakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzereİstanbul 4. İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
D. Net 5.200 TL manevi tazminatın BAŞVURUCULARA AYRI AYRIÖDENMESİNE, başvurucuların maddi tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,
E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin İçişleri Bakanlığına ve İstanbulValiliğine GÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
13/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.