TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
ÖZER ER BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/11770)
Karar Tarihi: 15/3/2018
R.G. Tarih ve Sayı: 9/5/2018 - 30416
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör Yrd.
:
Halil İbrahim DURSUN
Başvurucu
:
Özer ER
Vekili
:
Av. Hikmet ŞENSES
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tıbbi hata sonucu gerçekleşen ölüm olayı üzerine ilgilidoktorlar ve hastane yöneticileri hakkında açılan kamu davasının zamanaşımınındolduğu gerekçesiyle düşmesine karar verilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlaledildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 10/7/2014 tarihindeyapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
7. İkinci Bölüm tarafından 7/2/2018tarihinde yapılan toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından kararabağlanması gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarıncaGenel Kurula sevkine karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edilen ve Ulusal Yargı AğıBilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesindeolaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu, geçirdiği bir ameliyat sonrasında 22/3/2004tarihinde yaşamını yitiren 1995 doğumlu M.E.ninbabasıdır.
A. M.E.ninHastaneye Götürülmesi ve Ölümü
10. Başvurucunun kızı M.E. sık sık boğaz ağrısı problemiyaşaması nedeniyle 11/3/2004 tarihinde Özel A.Hastanesine götürülmüştür. Burada yapılan tetkikler sonucunda hastanın bademcikameliyatı olmasına karar verilmiştir. Hasta aynı gün anılan Hastanede ameliyataalınmıştır. Hastaya anestezi uygulandıktan kısa bir süre sonra hastanınsolunumunun normal olmadığı anlaşılmış, bunun üzerine ameliyata devamedilmesinin mümkün olmadığı değerlendirilerek ameliyata son verilmiştir.
11. Ameliyata son verilmesi üzerine hasta, servisteki yatağınaalınmış ancak bilinci yerine gelmediği için SamatyaSSK Hastanesi Yoğun Bakım Servisine ambulansla sevk edilmiştir.
12. Hasta M.E. 11/3/2004 tarihinde saat15.40 sıralarında bilinci kapalı şekilde anılan Hastaneye ulaşmış ancak on birgün boyunca burada yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamayarak 22/3/2004tarihinde yaşamını yitirmiştir.
B. Ceza Soruşturması Süreci
13. Başvurucu, Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak kızınınölümünde kusuru bulunan Özel A. Hastanesi doktorları ile yöneticilerinincezalandırılması isteminde bulunmuştur.
14. Başvurucunun suç duyurusu üzerine Eyüp CumhuriyetBaşsavcılığı, ilgili doktorlar ile Hastane yöneticileri hakkında soruşturmabaşlatmış ve yaptığı araştırmalar neticesinde 7/4/2009tarihinde şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. EyüpCumhuriyet Başsavcılığı, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda Hastanedeyapılan işlemlerin usulüne uygun olduğu yönünde görüş bildiren Adli Tıp Kurumu3. İhtisas Kurulunun 31/12/2008 tarihli raporunadayanmıştır.
15. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz, İstanbul 6. AğırCeza Mahkemesinin 31/12/2009 tarihli kararı ilereddedilmiştir.
16. Başvurucu, İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilenitirazın reddine ilişkin karara karşı kanun yararına bozma istemiyle Bakanlığabaşvurmuş; başvurucunun talebinin kabul edilmesi üzerine dosya Yargıtay 9. CezaDairesine gönderilmiştir.
17. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 8/10/2010tarihli ilamıyla İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen itirazın reddineilişkin kararı bozmuş ve dosyayı Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.
18. Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığının 22/3/2011 tarihliiddianamesiyle Hastane Başhekimi C.K., Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı M.E.O., Kulak Burun Boğaz Uzmanı K.N. veHastane yöneticilerinden Z.D. hakkında mesleklerinin gerekli kıldığı dikkat veözeni göstermemeleri nedeniyle ölüme sebebiyet verdikleri iddiasıyla kamudavası açılmıştır.
19. İstanbul 48. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen kamu davasısonucunda Mahkeme 29/3/2012 tarihli kararla davazamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesine dayanarak sanıklar hakkında açılankamu davasının düşürülmesine karar vermiştir.
20. Başvurucunun anılan kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay12. Ceza Dairesi 11/12/2013 tarihli ilamla derecemahkemesi kararını onamıştır. Karar aynı tarihte kesinleşmiştir.
21. Başvurucu, Yargıtay 12. Ceza Dairesi kararının kendisinetebliğ edilmediğini, anılan kararı 11/6/2014 tarihindeharicen öğrendiğini beyan etmiştir. UYAP kayıtlarında, başvurucunun nihaikararı haricen öğrendiği şeklindeki beyanı dışında tebliğe ilişkin herhangi birbilgi ya da belgeye ulaşılamamıştır.
22. Başvurucu 10/7/2014 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
C. Tazminat Davası Süreci
23. Başvurucu, kızının yanlış anestezi uygulanması sonucuyaşamını yitirdiği iddiasıyla ameliyatın gerçekleştirildiği Hastane tüzelkişiliği ile kızına müdahale eden doktorlar ve Hastane yöneticileri aleyhine 13/1/2005 tarihinde İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesindetazminat davası açmıştır.
24. İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesi, olay hakkında Adli TıpKurumu 3. İhtisas Kurulu ile Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu tarafındanhazırlanmış raporları dikkate alarak 2/5/2012tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Hükme esas alınan Adli Tıp Kurumuraporlarında ameliyat ve tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu, davalıdoktorlar ile Hastanenin herhangi bir kusurunun bulunmadığı yönündedeğerlendirmeler yapılmıştır.
25. Anılan kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 13. HukukDairesi 28/5/2013 tarihli ilamla eksik inceleme vearaştırma sonucu hüküm kurulduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararınınbozulmasına karar vermiştir. Davalılarca yapılan karar düzeltme istemi aynıDairenin 25/12/2013 tarihli ilamı ile reddedilmiştir.
26. Bozma kararı üzerine yargılamaya İstanbul 18. Asliye HukukMahkemesinin 2014/22 Esas sayılı dava dosyası üzerinden devam edilmiştir. Dava,ilk derece mahkemesi önünde derdesttir.
D. Doktorlar HakkındakiDisiplin Soruşturması Süreci
27. İstanbul Tabip Odası Onur Kurulu, başvurucunun şikâyetiüzerine, ameliyatı yapan Kulak Burun Boğaz Uzmanı K.N. ile Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı M.E.O.nunon beş gün süreyle meslekten alıkoyma cezası ile tecziye edilmesine kararvermiştir. Kararda; ameliyatın henüz başlangıcında hastanın oksijenizasyonununyeterli olmadığının görülmesi üzerine ameliyata son verilmesinin doğru birkarar olduğu, ameliyattan sonra hastanın spontansolunum ile servise alınmasının ve hastaya nasaloksijen verilmesi ile yetinilmesinin ise tıbbi hata olduğu, hastanınbeklenmeksizin daha ileri sağlık merkezine sevkinin tıbbi bir zorunluluk olduğubelirtilmiştir.
28. Anılan karara yapılan itirazı inceleyen Türk TabiplerBirliği Yüksek Onur Kurulu ise 12/3/2009 tarihli kararlaAnestezive Reanimasyon Uzmanı M.E.O.nuncezasının onanmasına, somut olayda ortayaçıkan komplikasyonun yönetilmesinde sorumluluğu bulunmayan Kulak Burun BoğazUzmanı K.N. hakkındaki tesis edilen cezanın ise bozulmasına karar vermiştir.
29. Başvurucu, anılan karara karşı idari yargıda iptal davasıaçılıp açılmadığı hususunda Anayasa Mahkemesine herhangi bir bilgi ve belgesunmamıştır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
30. İlgili hukuk için bkz.Nafia Sevin Ergün Sefada ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14844, 1/12/2016, §§ 34-36.
B. Uluslararası Hukuk
31. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2.maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesişöyledir:
"Herkesin yaşam hakkı yasaylakorunur."
32. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre yaşam hakkınındevlete yüklediği pozitif yükümlülükler -ister özel hastane ister devlethastanesi olsun- hastaların yaşamlarının korunmasını teminat altına almazorunluluğu getiren düzenleyici bir çerçeve oluşturulmasını gerekli kılar (Asiye Genç/Türkiye, B. No: 24109/07, 27/1/2015, § 67).
33. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükler ayrıca -isterözel hastane ister devlet hastanesi olsun- sağlık çalışanlarının sorumluluğu altındayaşamını yitiren bir kişinin ölüm nedeninin belirlenmesine ve gerektiğitakdirde sağlık çalışanlarının eylemlerinden dolayı sorumlu tutulmalarına imkântanıyan etkin ve bağımsız bir yargı sistemi kurmayı gerektirir (Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk/Türkiye,B. No: 13423/09, 9/4/2013,§ 81).
34. AİHM; Sözleşme’nin 2. maddesi bağlamında, ölüm olayınınkasıtlı bir eylem sonucu meydana geldiği durumlar ile ihmal sonucu meydanageldiği durumlar arasında bir ayrım yapılması gerektiğini belirtmektedir. AİHM,ölüm olayının kasıtlı bir eylem sonucu meydana geldiği durumlarda devletinsorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân sağlayabilecek niteliktecezai soruşturmalar yürütmekle yükümlü olduğunu, bu tür durumlardamağdura/mağdurlara sadece tazminat ödenmesinin Sözleşme'nin 2. maddesibağlamındaki ihlali gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterliolmadığını ifade etmektedir. Bununla birlikte AİHM'egöre, yaşam hakkı ihlalinin kasti olmaması hâlinde "etkili yargısal sistem kurma" yönündeki pozitifyükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez; bu gibihâllerde mağdura/mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukukyollarının açık olması yeterli olabilir (EyüpGüvenç ve diğerleri/Türkiye, B. No: 43036/08, 21/5/2013,§§ 33-35).
35. AİHM'e göre Sözleşme'nin 2.maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin yerine getirilme yöntemine ilişkinseçim, ilke olarak taraf devletin takdir yetkisi içinde yer almaktadır. Bubağlamda AİHM, Sözleşme’de güvence altına alınan haklarısağlamanın farklı yollarının bulunduğunu ifade etmektedir. AİHM'egöre devlet, iç hukukta öngörülen belli bir önlemi almakta başarısız olsa bileyerine getirmekle yükümlü olduğu pozitif yükümlülükleri diğer yöntemlerle degerçekleştirebilir (İlbeyi Kemaloğlu ve Meriye Kemaloğlu/Türkiye, B.No: 19986/06, 10/4/2012, § 37; Nurettin Demir ve Çiçek Demir/Türkiye, B.No: 34885/06, 13/11/2012, § 70).
36. AİHM; tıbbi hata sonucu meydana gelen bir ölüm olayısonrasında ilgili doktorlar hakkında başlatılan ceza soruşturmasınınkovuşturmaya yer olmadığına dair kararla neticelenmesi üzerine ölüm olayınınhastalığın geç teşhis edilmesi nedeniyle meydana geldiği, olay hakkındaki cezasoruşturmasının etkili bir şekilde yürütülmediği ve çok uzun sürdüğü (6 yıl 8ay 5 gün) iddialarıyla yapılan bir bireysel başvuruda, başvurucunun tazminatyoluna başvurmadığını dikkate alarak iç hukuk yollarının tüketilmediği sonucunaulaşmıştır (Mübeyen Polat/Türkiye, B. No: 3143/12, 15/10/2013). AİHM; ihmal sonucu meydana gelen ölüm olaylarıhakkındaki ceza davalarının uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkınınihlal edildiği iddiasının ileri sürüldüğü bireysel başvurularda Sözleşme'ninüçüncü kişiler hakkında ceza kovuşturması yapılmasını isteme veya ceza davasıaçtırma hakkı bahşetmediğini ancak söz konusu olaylarda başvurucuların yalnızcasorumluların cezai anlamda mahkûm edilmelerini sağlamak amacıyla cezadavalarına müdahil olduklarını dikkate alarak konu bakımından yetkisizlikgerekçesiyle kabul edilemezlik kararları da vermiştir (Nuri Aksu/Türkiye, B. No: 25082/08, 20/5/2014, §§ 28-34; EyüpGüvenç ve diğerleri/Türkiye, §§ 46-50; Muammer Öz/Türkiye, B. No: 31214/09, 4/9/2012).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
37. Mahkemenin 15/3/2018 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
38. Başvurucu, yapılan ameliyatta kızının yaşam hakkınınkorunamadığını ileri sürmüştür. Başvurucu; kızının ölümüne sebep olan doktorlarhakkında açılan kamu davasının zamanaşımına uğratıldığını, bu karar sonucundadoktorların cezasız kalması nedeniyle toplum vicdanının yara aldığınıbelirtmiştir.
39. Başvurucu, davanın zamanaşımından düşürülmesinin aynıameliyathanede olduğunu iddia eden doktorların ifadeleri arasındakiçelişkilerin dahi tartışılamamasına sebep olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu,davanın zamanaşımından düşürülmesi nedeniyle olayla ilgili olarak alınanbilirkişi raporları arasındaki çelişkilerin de tartışılamadığını ifadeetmiştir. Başvurucu; davanın zamanaşımına uğramasının diğer bir sebebinin isesuçun derece mahkemeleri tarafından "taksirle öldürme" olaraknitelendirilmesi olduğunu, eğer suç "bilinçli taksirle öldürme"olarak nitelendirilseydi zamanaşımı süresinin de uzayacağını, suçun vasfındahata yapıldığını ve delillerin değerlendirilmediğini belirterek adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
40. Başvurucu ayrıca kızının ölümüne neden olan kişiler hakkındaaçılan kamu davasının yaklaşık on yıl sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
41. Başvurucu son olarak Anayasa Mahkemesinin emsal olaylardatazminat yoluna başvurulması gerektiğini belirttiği kararların yenidentartışılmasını istediğini, hukuk yargılamasından umulan sonuç ile cezayargılamasından umulan sonucun farklı olduğunu belirterek başvuru yollarınıtükettiğini ifade etmiştir.
B. Değerlendirme
42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, temelolarak kızı M.E.nin tıbbihata sonucu öldüğünü ve bu ölüm olayı üzerine ilgili doktorlar ile Hastaneyöneticileri hakkında açılan kamu davasının etkili bir şekilde yürütülmediğiniileri sürmüştür. Başvurucunun iddiaları Anayasa'nın 17. maddesinde güvencealtına alınan yaşam hakkı ile ilgili olduğundan bu iddiaların bir bütün hâlindeyaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
43. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığınıkoruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı hallerdışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel vetıbbî deneylere tâbi tutulamaz.”
44. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, (...)kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriylebağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engellerikaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartlarıhazırlamaya çalışmaktır.”
45. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, bu hakka yönelik birbaşvuru ancak ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, § 41). Somut olayda başvurucu,ölen kişinin babasıdır. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklikbulunmamaktadır.
46. Somut olayda başvuru ehliyeti açısından bir eksiklikbulunmamakla birlikte başvurunun başvuru yollarının tüketilmesi kuralı yönündenayrıca değerlendirilmesi gerekir.
47. Başvuru konusu olayda, başvurucu tüm ihlal iddialarını kamudavası kapsamında ileri sürmüş olup İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesindedevam eden tazminat süreci ile ilgili olarak herhangi bir ihlal iddiasındabulunmamıştır. Başvurucu, yargılamanın uzun sürdüğü şikâyetini de kamu davasıile sınırlı tutmuş; devam eden tazminat davası ile ilgili olarak bu husustaherhangi bir ihlal iddiası ileri sürmemiştir. Başvurucu, başvuru konusunun devameden tazminat davası süreci olmadığını özellikle vurgulamıştır.
48. Bu durumda somut olayda öncelikle "etkili yargısalsistem kurma" yönündekipozitif yükümlülüğün başvurucuya adli yargı mercileri önünde tazminat davasıaçma imkânının sağlanmasıyla yerine getirilmiş sayılıp sayılamayacağı hususunundeğerlendirilmesi gerekir.
49. Bu bağlamda öncelikle devletin yaşam hakkı kapsamındakiyükümlülüklerinin çerçevesinin belirlenmesi gerekir.
50. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı,Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif venegatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 50). Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetkialanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra pozitifbir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkınıgerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinineylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§§ 50, 51).
51. Söz konusu pozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülenfaaliyetleri de kapsamaktadır. Devlet, sağlık hizmetlerini -ister kamu isterseözel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- hastaların yaşamlarınınkorunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekildedüzenlemek zorundadır (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014,§ 35).
52. Pozitif yükümlülüklerin korumaya ilişkin maddi yönünün yanı sırausule ilişkin bir yönü de bulunmaktadır. Bu yükümlülük, doğal olmayan her ölümolayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasınısağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütmeyi gerektirir. Bu soruşturmanıntemel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını vevarsa sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).
53. Yaşam hakkına ilişkin bu usul yükümlülüğü olayın niteliğinebağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikteki soruşturmalarla yerinegetirilebilir. Kasten veya kötü muamele sonucu meydana gelen ölüm olaylarındaAnayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin sorumluların tespitini vecezalandırılmalarını sağlayabilecek nitelikte bir cezai soruşturma yürütmeyükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda idari soruşturmalar ve tazminatdavaları sonucunda idari bir yaptırım veya tazminata hükmedilmesi ihlaligidermek ve dolayısıyla mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §55).
54. Ancak kasıtlı olmayan fiiller nedeniyle meydana gelen ölümolaylarına ilişkin soruşturma yükümlülüğü açısından farklı bir yaklaşımbenimsenebilir. Bu kapsamda yaşam hakkının veya vücut bütünlüğünün ihlalinekasten sebebiyet verilmediği durumlarda pozitif yükümlülük her olayda mutlakaceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hattadisiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).
55. Bu yaklaşım, tıbbi hata sonucu meydana geldiği ileri sürülenölüm olayları için de geçerlidir. Diğer taraftan bu şekildeki bir kabul, bu türolaylarda yürütülen ceza soruşturmalarının Anayasa Mahkemesi tarafındandeğerlendirilmeyeceği anlamına da gelmemektedir. Ancak ilke olarak tıbbihatalara ilişkin şikâyetler konusunda temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğutespit adına takip edilecek olan hukuk veya idari tazminat davası yoludur (Zeki Kartal, B. No: 2013/2803, 21/1/2016, § 78; Nail Artuç, § 38).
56. Bu noktada belirtilmelidir ki hukuka veya Sözleşme'ye aykırı bir fiil nedeniyle başkasına verilmişolan zararın tazmin edilmesi yükümlülüğünü ifade eden hukuki sorumluluk, cezahukuku alanında suç diye adlandırılan insan davranışına göre daha geniş birhukuka aykırı davranış grubunu kapsamaktadır. Bir eylemin suç teşkil edebilmesiiçin ilgili kanunda açıkça tanımlanması gerekirken haksız fiil için böyle birsınırlamaya yer verilmemektedir. Ayrıca ceza hukuku alanında taksire dayalısorumluluğun istisnai nitelik taşımasına rağmen başkalarına kasten veya taksirleverilen zararın hukuki sorumluluk kapsamında giderim imkânının daha fazlaolduğu, ceza hukuku alanında objektif sorumluluğa yer verilmezken hukukisorumluluk alanında objektif sorumluluk esasının da etkin şekilde uygulandığıve hukuki sorumluluk alanında aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük birispat standardı kullanılarak kişisel sorumluluğun söz konusu olabildiğianlaşılmaktadır (Işıl Yaykır,B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 44).
57. Anayasa Mahkemesi kararlarında da sıklıkla vurgulandığı üzereceza kanunları uyarınca suç oluşturmayan eylem ve ihmallere karşı ilgili kişiveya kurumlar aleyhine adli yargı önünde açılacak davalarla da uğranılanzararların tazmin edilmesi mümkündür (KenanSayın, B. No: 2013/5376, 14/10/2015, § 50; Coşkun Gömüç ve Taşkın Gömüç, B. No: 2013/9597, 21/4/2016, § 64).
58. Bununla birlikte kasıtlı olmayanfiiller nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarında kamu makamlarının muhakemehatası veya dikkatsizliği aşan bir kusuru olduğu veya olası sonuçların farkındaolmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkiler kapsamındatehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli veyeterli önlemleri almadığı durumlarda ilgililer diğer hukuk yollarına başvurmuşolsalar dahi kişilerin hayatının tehlikeye girmesine neden olanlar hakkında birceza soruşturması yürütülmesi gerekir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 60).
59. Aynı durum yetkili kişi ve kurumların mesleki ödevlerinihiçe sayarak sağlık kuruluşlarına başvuran hastanın hayatına veya vücutbütünlüğüne zarar vermeleri hâlinde sağlık alanında yürütülen faaliyetlerde degeçerlidir (Kenan Sayın, § 47; Nafia Sevin Ergün Sefada ve diğerleri, §68).
60. Görüldüğü üzere yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu"etkili yargısal sistem kurma" yönündekipozitif yükümlülük, olayın niteliğine bağlı olarak farklı nitelikteki hukukiyolların etkili yürütülmesiyle yerine getirilmiş sayılabilmektedir. Bu durumdabaşvuruya konu ölüm olayının niteliğinin belirlenmesi önem arz etmektedir.
61. Somut olayda başvurucu, Özel A. Hastanesinde yapılanameliyatta kızının yaşam hakkının korunamadığını ileri sürmüştür. Başvurucu,ölüm olayının ameliyatın başlangıcında yapılan hatalı tıbbi uygulamalardankaynaklandığına vurgu yapmıştır.
62. Başvuru formu ve eklerinde başvurucunun yaşadığı üzüntüverici olayın kasti bir tutumdan kaynaklandığını gösteren herhangi bir bilgi vebelge bulunmamaktadır. Olayın meydana geldiği koşullar da bu bağlamda herhangibir şüphe uyandırmamaktadır. Nitekim başvurucu da söz konusu olayın ilgilisağlık personeli tarafından kasti şekilde gerçekleştirildiği yönünde bir iddiaileri sürmemiştir.
63. Esasen mevcut başvurunun merkezinde tıbbi müdahale esnasındayapıldığı iddia edilen bir hata yer almaktadır. Bu gibi olaylar ise Anayasa Mahkemesincetıbbi değerlendirme hatası olarak nitelendirilmektedir. Dolayısıyla Anayasa’nın17. maddesi bağlamında devletin sahip olduğu “etkili yargısal sistem kurma”yönündeki pozitif yükümlülük, somut olayda mağdura adli yargı mercileri önündetazminat davası açma yolunun sağlanması ile yerine getirilmiş sayılabilir.
64. Bu itibarla Türk hukuk sistemindeki mevcut hukuki yollardanolup hem ilgili sağlık personelinin ve hastanenin sorumluluğunu saptayabilecekhem de gerektiği takdirde zararın ödenmesi yoluyla uygun giderim sağlayabilecektazminat yolunun somut olayda öncelikle tüketilmesi gereken bir başvuru yoluolduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda yaşam hakkının ihlal edildiğiyönündeki iddianın -İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesindeki yargılama sürecikesin olarak sona ermediğinden- bu aşamada incelenmesi mümkün değildir.
65. Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere AnayasaMahkemesine göre tıbbi müdahale sırasında bir doktor ya da başka bir sağlıkpersoneli tarafından yapılan bir hata yahut hastalık hakkında konulan yanlışbir teşhis nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının ileri sürüldüğübaşvurularda tüketilmesi gereken uygun hukuki çare tazminat yoludur.Dolayısıyla bu tarz tıbbi değerlendirme hatalarına ilişkin başvurularda ceza soruşturmasınınuzun sürdüğü yönündeki şikâyetlerin -bu durum tazminat yolunun etkililiğiniolumsuz olarak etkilemediği sürece- ayrıca incelenmesi gerekmez. Kaldı kitazminat davaları sonucunda derece mahkemelerince ihlal tespit edilerek ölenkişinin yakınına/yakınlarına belli bir miktar tazminata hükmedilmiş olmasıhâlinde bile tazminat davalarının uzun sürmesi, bu konuda bireysel başvuruyapılması hâlinde yaşam hakkının usul yönü açısından ayrıca incelenebilecektir.Dolayısıyla doktorların yaptığı tıbbi değerlendirme hatası nedeniyle yaşamhakkının ihlal edildiği iddiasının ileri sürüldüğü mevcut başvuruda cezasoruşturmasının makul sürede tamamlanmadığı yönündeki şikâyetin ayrıcaincelenmesinin gerekli olmadığı değerlendirilmiştir.
66. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden ayrıca incelenmeksizin başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Celal MümtazAKINCI bu görüşe katılmamışlardır.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Osman Alifeyyaz PAKSÜT veCelal Mümtaz AKINCI'nın karşıoylarıve OYÇOKLUGUYLA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 15/3/2018 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1.Tıbbi hata sonucu gerçekleşen ölüm olayı dolayısıyla ilgili doktorlar vehastane yöneticileri hakkında açılan kamu davasının zamanaşımının dolduğugerekçesiyle reddedilmesi üzerine yaşam hakkı ihlali iddiasıyla yapılanbireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle, yani zararınödenmesi suretiyle giderim sağlayabilecek hukuki tazminat yolunun sonucununbeklenmesi gerektiği yolundaki kabule göre reddedilmesine, aşağıdaki nedenlerlekatılmamaktayım.
2. Hukukun himayesialtında olan insan hayatının korunması sorunu ahlaki, dini, insani ve felsefiyönlerden de değerlendirildiğinde, yaşam hakkına yapılan bir ihlalin giderimininsadece tazminat yoluyla sağlanmasının yeterliolacağı yolundaki düşünceye itibar etmek mümkün değildir. Temel haklar arasındakuşkusuz bir öncelik ve önem sıralaması yapılamaz. Ancak yaşam hakkının,ortadan kalktığında kişi bakımından diğer tüm hak ve hürriyetlerin dekullanılamaz hale gelmesi nedeniyle, temel haklar arasında mümtaz bir yeriolduğu ve özel koruma yöntemlerine ihtiyaç bulunduğu açıktır.
3. Bu nedenledir ki,yaşam ve vücut bütünlüğü üzerindeki temel hakkın korunması için devleteyüklenen pozitif ve negatif yükümlülükler özellik arz eder. Bu bağlamda yaşamhakkının korunması için devletçe alınacak önlemler ve yapılacak düzenlemeler,diğer temel hakların korunmasına yönelik pozitif ve negatif yükümlülüklerkapsamında devletçe alınacak tedbirlerden ve yasal düzenlemelerden, tabiatıylafarklı olacaktır.
4.Kuşkusuz, insan haklarına dayalı çağdaş bir toplumda yaşam hakkı bir yandan buhakkı ihlal edenlere yönelik etkili cezai yollarla, diğer yandan da etkin birşekilde kullanılabilecek hukuk davaları yoluyla korunmalı, bunların yanı sırayaşam hakkı ihlal edilen kişinin veya duruma göre bu ihlalin mağdurlarınınhaklarını sosyal risk ve toplumsal dayanışma anlayışı içinde gerçekleştireceksosyal devlet kurumları etkili bir şekilde devrede olmalıdır.
5. Birbirini tamamlayanve birlikte başvurulabilecek bu yollardan biri olan tazminat yolunun, ilkçağhukukundan beri zaten mevcut bir yol olduğu düşünülürse, yaşam hakkının ihlalihalinde tazminat hukukunun en etkili veya ilk başvurulacak yol olduğu anlayışınıkabule olanak yoktur. Daha açık bir anlatımla, insan hayatı, mala verilen zarargibi bir tazminat konusu olarak düşünülemez. Kaldı ki hukukumuzda mala zarardahi tazminatın genel esasları yanında, hürriyeti bağlayıcı ceza ile yaptırımaltına alınmıştır (5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, Madde 151).
6. Yaşam hakkının ihlalihalinde mağdur taraf, yargıya başvuracaktır. Yargıya başvurma hakkınındüzenlendiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi ve Anayasa'nın 36.maddesi hem ceza davalarını hem de hukuk davalarını aynı güvencelere bağlamış,bu iki yolun birlikte geçerli olduğu durumlarda birine veya diğerine önceliktanımamıştır. Yaşam hakkının ihlali söz konusu olduğu bir durumda meri hukukmevzuatı içerisinde tazminat davasının etkili yol olup olmamasının, aynı amacayönelik olarak yapılan ceza soruşturması ve kovuşturmasının somut bir olaydaetkisizliğini değerlendirme dışı bırakmak için bir neden teşkil etmemesigerekir.
7. Başvuru konusu olaydaolduğu gibi doktorlar ve sağlık personeline atfı kabil bir kusur bulunupbulunmadığının ceza soruşturması ve kovuşturması yoluyla tespiti, açılacak birtazminat davasının sonucu bakımından da önemlidir. Somut başvuruya konu olayda, ölümün vuku bulduğu 2004 yılından yedi yılsonra 2011 yılında iddianame düzenlenerek kamu davasının açılabilmiş olması,bundan bir yıl sonra da zamanaşımının dolması nedeniyle başvurucu,sorumlulukları olan tıbbi ve idari görevlilerin varsa kusurlarının ve kusurderecelerinin bir yargı kararı ile tespiti imkanınıkaybetmiş; bu nedenle tazminat davasından tam bir sonuç alma şansı da olumsuzyönde etkilenmiştir.
8. Tıbbi personelin ağırkusurunun yani kasıtlı bir davranışının bulunmadığı “malpractice” olaylarında hukukdavası yolunun asıl takip edilmesi gereken yol olarak kabulü, ihmal sonucuölüme sebebiyet verilmesinden kaynaklanan diğer ceza soruşturma vekovuşturmalarına oranla daha aşağı bir standardın kabul edilmesine yolaçmamalıdır. Nitekim, Anayasa mahkemesi, trafik kazasısonucu taksirle ölüme sebebiyet dolayısıyla açılmış bir ceza davasınınzamanaşımı nedeniyle düşmesinin Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altınaalınan yaşam hakkının gerektirdiği hız veyeterlikte yargılama yapılmadığını ortaya koyduğuna, dolayısıylaetkili soruşturma yükümlülüğünüm ihlal edildiğine hükmetmiştir (Filiz Aka, Başvuru numarası 2013/8365, paragraf 44,45). Ancak, yine kusurlu davranışlarla yaşam hakkının ihlalinde,tıbbi personele veya idarecilere sorumluluk yönünden diğer kişilere oranla dahadüşük bir standardın uygulanmasının, hukuki ve Anayasal bakımdan haklı birnedeni bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerlebaşvurunun KABUL EDİLEBİLİRLİĞİNE ve yaşam hakkının usuliboyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE karar verilmesi gerekirken, başvuru yollarınıntüketilmediği gerekçesiyle başvurunun reddinin adil ve isabetli olmadığıdüşüncesindeyim.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞI OY GEREKÇESİ
1. Başvurucunun kızı M.E. sık sık boğaz ağrısı problemi yaşamasınedeniyle 11/3/2004 tarihinde Özel A. Hastanesinegötürülmüştür. Burada yapılan tetkikler sonucunda hastanın bademcik ameliyatıolmasına karar verilmiştir. Hasta aynı gün anılan Hastanede ameliyataalınmıştır. Hastaya anestezi uygulandıktan kısa bir süre sonra hastanınsolunumunun normal olmadığı anlaşılmış, bunun üzerine ameliyata devamedilmesinin mümkün olmadığı değerlendirilerek ameliyata son verilmiş veservisteki yatağına alınmış ancak bilinci yerine gelmediği için Samatya SSK Hastanesi Yoğun Bakım Servisine sevkedilmiştir.
Hasta M.E. 11/3/2004 tarihinde saat15.40 sıralarında bilinci kapalı şekilde anılan Hastaneye ulaşmış ancak on birgün boyunca burada yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamayarak 22/3/2004tarihinde yaşamını yitirmiştir.
2. Başvurucunun çabasıyla şüpheliler hakkında yedi yıl sonrakamu davası açılabilmiş ve sonuçta da bir yıl süren davanın zamanaşımınedeniyle düşmesine karar verilmiştir. Başvurucu “yaşam hakkı ihlali ve makulsüre şikayeti” nedenleriyle mahkememize başvurmuştur.
3. Mahkememizin 2013/8365 sayılı FilizAKA bireysel başvurusunda, “Somut olayda, özellikletemyiz aşamasında yaşanan gecikmeler nedeniyle sekiz yıldan uzunsüren yargılamanın, alınan kararın sonucunun ne olduğunun önemi olmaksızın,eşini kaybeden başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatininniteliği dikkate alındığında, başlı başına, özelde başvurucunun ve genel olarakda toplumdaki diğer bireylerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesive hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığıgörünümü verilmesinin engellenmesi açısından, yeterli hız ve özendeyürütülmediği sonucuna ulaşılmıştır.
Başvuru konusu olayda, toplam yargılama süresinin çok uzunolmasının da ötesinde, yargılama sürecinin uzamasıyla doğrudan bağlantılı olmaküzere, herhangi kesin bir sonuca ulaşılmasını ortadan kaldıracak bir şekildezamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi,yineözelde başvurucu ve genel olarak da toplumdaki diğer bireyler açısından, yaşamıtehlikeye soktuğunun açık olduğu iddia edilen (ve soruşturma makamlarınca resenharekete geçilerek tüm açıklığıyla ortaya konulması gereken) bir eylemincezasız kalmasına yol açıldığı çıkarımı yapılmasına yol açılmıştır.Başvurucunun, başvuru formunda, bu konudaki hissiyatını “eşinin ölümü sonucu ağır manevi elem duyduğunu veyine buna bağlı olarak makul süre içerisinde bir yargı kararı elde edilmesiisteği duyduğunu” ifadelerini kullanarak dile getirdiğigörülmektedir.
Yapılan bu tespitler bir bütün olarak değerlendirildiğinde,somut olayda, soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve gerekli tümdelilleri elde etmesi sonucu makul bir süre içerisinde kovuşturma aşamasınageçildiği ve savcılık soruşturması ve ilk derece yargılaması aşamasında ölümolayının tüm yönlerinin ortaya konulmasına,sorumlukişilerin belirlenmesine ve cezalandırılmasına imkân tanıyan bir sürecinişlediği görülmektedir. Fakat temyiz talebi sonrasında kayda değer hiçbirgerekçe bulunmaksızın, ilk temyiz incelemesinin ve bozma kararı sonrası alınanİlk Derece Mahkemesinin verdiği yeni karar için gerçekleşen ikinci temyizincelemesinin makul özen ve hız içerisinde gerçekleştiğini söylemek mümkündeğildir. İki dereceli yargılama sürecinde, başvurucunun davanın hızlı veetkili bir şekilde sonuçlanmasındaki menfaati ve gecikmesinde hiçbir dahlininolmaması, davanın az sanıklı olması ve çok karmaşık olmaması gibi hususlar gözönünde bulundurulduğunda, sekiz yılı aşan soruşturma ve kovuşturma sürecininuzun sürdüğü anlaşılmaktadır. Bunun da ötesinde, yargılama sonunda kesin birsonuca ulaşılmasını ortadan kaldıracak şekilde zamanaşımı nedeniyle düşme kararıverilmiştir. Dolayısıyla bir bütün olarak yargılama sürecinin, Anayasa’nın 17.maddesinin gerektirdiği hız ve yeterlilikte olmadığı sonucuna ulaşılmıştır”(Filiz Aka B. No:2013/8365 § 42, 43, 44).
denilerek Yaşam Hakkının usuliboyutu yönünden ihlal kararı verilmiştir. Eldeki dosya yönünden de bu görüştenayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
4. Başvuru konusu olayda,ölümünmeydana geldiği 2004 yılından yedi yıl sonra iddianame düzenlenerek kamu davasıaçılabilmiş, bundan bir yıl sonra da zamanaşımının dolması nedeniyle,sorumlulukları olan görevlilerin kusurlu olup olmadıkları, varsa kusurderecelerinin belirlenmesi ile cezalandırılmaları imkanı ortadan kalkmıştır.
5. Yaşanan bu süreçten sonra başvurucuya “olay kasıtlı değil,ihmali bir olay o nedenle sen git tazminat davası aç, ya da açmışsan o davayısonuçlandır ve oradan aldığın tazminatla da ölüm olayından duyduğun elem, acıve ıstırabı dindir.Başvuruyolları henüz tüketilmemiş,”denilmektedir. Böyleceihmali yaşam hakkı ihlallerinin sadece hukuki tazminat yolu ilegiderilebileceği kabul edilmiş olunmaktadır. Ancak, ne yazık ki böyle birkabulün, yaşam hakkını korumakla yükümlü kişileringörevleriniyaparken bazen özensiz davranmasına neden olma ihtimali bulunmaktadır.
6. Keza, ihmal sonucu meydana gelen ölüm olaylarınısoruşturmakla ve kovuşturmakla görevli yargı mercilerinin de, “AYM nasıl olsa bu tür olaylarda etkili soruşturma vekovuşturma yerine tazminat yolunu gösterdi. Bu durumda benim de acele etmemegerek yok, bir gecikme olur, mağduriyet doğarsa da vatandaş gitsin tazminatdavası açsın ve böylece hakkını elde etsin” şeklinde düşünmelerisonucunu doğurma ihtimali da göz ardı edilmemelidir.
7. Ülkemizde ihmal sonucu meydana gelen yaralanma ve ölümolayları sonucunda açılan tazminat davalarında mahkemeler genellikle, farklıkusur oranlarının ortaya çıkmaması için, ceza davalarının sonucunubeklemektedir. Somut olaya benzer durumlarda ceza soruşturmave kovuşturmalarının 7-8 yıl devam ettiği ve sonucunda da tazminat davasınıgören mahkemede de davanın ortalama 3-4 yıl sürdüğü düşünüldüğünde, mağdurun(davacının) 10-12 yıl sonra alacağı tazminatın da tatmin sağlayıpsağlayamayacağı ya da ne derece tatmin sağlayacağı düşünülmesi gereken diğerbir husustur.
8. Bu yüzden ihmal sonucu meydana gelenyaşam hakkı ihlallerinde, sorumlu kamu mercilerinin duyarlı ve özenlidavranmalarının sağlanabilmesi, (taksirle ölüme sebebiyet nedeniyle açılmışceza davalarının ivedilikle sonuçlandırılıp zamanaşımı nedeniyle düşmesininönlenebilmesi)için, (Filiz Aka dosyasında olduğu gibi), Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamhakkı ihlallerinde, gereken hız ve yeterlikte yargılama yapılmadığına,dolayısıyla etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiğine hükmetmekgerekmektedir.
9. “İHLAL kararı verilmesi gerektiği yönündeki kanaatimizin birdiğer ve en az başvurucununmağduriyetinin giderilmesikadar önemli- nedeni de şudur: Bireysel başvuru kurumunun Türk hukuk sisteminekazandırılmasının en önemli nedenlerinden biri de, verilecek İHLAL kararlarıyoluyla, emsal yaratmak ve Türk yargısında uygulamada sıkça rastlanan eksiklikve yanlışlıkları, aynı zamanda yapısal (sistemik) sorunları hukuk aleminin ve yasa koyucunun dikkatine getirmek, bunlara çözümbulunmasını sağlamaktır. Anayasa değişikliğinin gerekçesinde bu husus şuşekilde ifadeedilmiştir: "Türkiye'de bireyselbaşvuru yolunun kabul edilmesi, bir yandan bireylerin sahip oldukları temel hakve özgürlüklerin daha iyi korunmasını sağlayacak, öte yandan da kamuorganlarını, Anayasa'ya ve kanunlara daha uygun davranma konusundazorlayacaktır. Bu amaçla yapılan değişiklikle, bireysel hak ve özgürlüklerinkorunması ve teminat altına alınması için, vatandaşlara bireysel başvuru hakkıtanınmakta ve Anayasa Mahkemesine de bu başvuruları inceleme ve karara bağlamagörevi verilmektedir. "(B. No: 2015/1668, Karşı oy yazısı § 30, 22/2/2018).
10. Başvurucu soruşturma ve kovuşturmanın makul sürede (Yargıtayincelemesiyle birlikte 10 yıl) sonuçlanmaması nedeniyle “makul süre” şikayetinde de bulunmuştur (Başvuru formu B- (b) sayfa:5.Gerekçeli karar: § 40). Başvurucunun ceza soruşturma ve kovuşturma sürecininmakul sürede sonuçlanmadığına ilişkin bu şikayetimahkememizce dikkate alınmamıştır.
Mahkememizin, Özge Kaya başvurusu, karşı oy yazısında da ifadeedildiği üzere ceza davası müşteki, mağdur ve katılanına tazminat hakkıtanınmaması sonucunda; soruşturma ve kovuşturmanın uzun sürmesi ile somutbaşvuruda olduğu gibi davanın, sorumlular cezalandırılamadan, zamanaşımınedeniyle ortadan kalktığı hallerde, başvurucular bir kez daha mağduriyetyaşamaktadır. Aynı davanın sanığına makul süre şikayetive talebi halinde tazminat verilebilirken mağduruna, müştekisine, katılanınatazminat vermemek hakkaniyete aykırı ve vicdanları rahatsız eden sonuçlarındoğmasına neden olmaktadır(B. No:2014/11084, 1.2.2017).
Başvurudaki gibi yaşam hakkı ihlalinin usuliboyutu ile makul süre ihlalinin bir arada gerçekleştiği ve yeniden yargılamakararı verilemeyen durumlarda, tazminat verilerek başvurucunun mağduriyetiningiderilmesine mahkememizce de bir nebze katkı sağlanmasının hakkaniyete uygunve daha adil olacağı kanısındayım.
11. Sunulmaya çalışılan nedenlerle başvurunun, başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemez olduğu yönündeki çoğunluk görüşünekatılamadım.
Üye
Celal Mümtaz AKINCI