TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ÖZGÜL TAN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/9499)
Karar Tarihi: 24/6/2015
R.G. Tarih- Sayı: 11/8/2015-29442
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör Yrd.
:
İsmail Emrah PERDECİOĞLU
Başvurucular
:
1. Özgül TAN
2. Aykut TAN
3. Fatma Zehra GÖRGÜLÜ
4. Zehra Harika COŞKUN
5. Zeynep Özlem SEVİNCER
6. Uğur SEVİMLİ
7. Öznur ÖZDİNÇ
Vekilleri
:
Av. Mehmet Seçkin BAHÇELİ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, baraj, Hidroelektrik Santral (HES) tesisleri vegöl sahası inşaatı yapımı nedeniyle yapılan kamulaştırmadan dolayı açılan bedel tespiti ve tescil davasında araziyegerçek değerinden daha düşük bir bedel tayin edildiği, tespit edilen bedelüzerinden faize hükmedilmediği ve yargılamanın 2942 sayılı KamulaştırmaKanunu’nda öngörülen sürede sonuçlanmadığı nedenleri ileri sürülerek adilyargılanma ve mülkiyet hakları ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğiiddialarıyla ilgilidir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 23/12/2013 tarihinde Ermenek Asliye HukukMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemedebaşvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunun bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/5/2014 tarihinde,kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 27/4/2015 tarihinde kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına, dosyanın birörneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının 15/5/2015 tarihli yazısında, AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen,başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ile ilgili dava dosyasında yeraldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucular aleyhine 23/8/2010 tarihinde Ermenek AsliyeHukuk Mahkemesinde (Mahkeme) açılan davada, davacı Devlet Su İşleri GenelMüdürlüğü (DSİ), başvuruculara ait taşınmaza ilişkin kamulaştırma kararıalındığını, ilgili taşınmazın pazarlık usulü ile satın alınmasının denendiğiniancak anlaşmanın sağlanamadığını belirterek, taşınmazın kamulaştırma bedelinintespiti ile Hazine adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
8. Mahkemece söz konusu taşınmazın tapu kayıtlarıincelenmiş, taşınmazın yüz ölçümü tespit edilmiş, Kamulaştırma Kanunu’na uygunolarak oluşturulan bilirkişi heyeti ile birlikte 24/2/2011 tarihinde taşınmazbaşında keşif yapılmış, taşınmazın su altında kaldığı tespit edilmiş bu nedenledelil tespiti için emsal olabilecek aynı Mahkemeye ait dava dosyalarının mevcutdosya arasına alınmasına karar verilmiştir.
9. Keşif sonrası bilirkişiler hazırladıkları raporda,taşınmazın 2. sınıf sulu tarım arazisi olduğunu, üzerinde ceviz, elma, şeftalibahçesinin bulunduğunu değerlendirmişler ve taşınmazın diğer özelliklerini degözeterek Ermenek İlçe Tarım Müdürlüğünce gönderilen 2010 yılı verilerinikullanıp yaptıkları hesaplama sonucu taşınmazın toplam değerini 1.191.600,94 TLolarak belirlemişlerdir.
10. Mahkeme, bilirkişiler tarafında sunulan rapordataşınmazda bulunan fidanların kamulaştırma bedellerinin hesaplanmasında tespitdosyasındaki yaşlarının dikkate alındığını, oysa 2942 sayılı KamulaştırmaKanununda belirtildiğine göre değerlendirmenin dolayısıyla kamulaştırmabedeli tespitinin dava tarihi itibarıyla yapılmasının gerekli olduğunubelirtmiş ve kamulaştırma bedellerinin yeniden hesaplanması için ek raporalınmasına karar vermiştir.
11. Sunulan ek raporda taşınmazın kamulaştırma bedeli bu defa1.191.740,93 TL olarak tespit edilmiş, Mahkeme burada belirtilen bedelin adaletve hakkaniyete uygun olduğu kanaatine vararak, 2/3/2012 tarihli ve E.2010/1127,K.2012/230 sayılı kararı ile söz konusu bedelin bloke edilen hesaptanbaşvurucuların hesaplarına hisseleri oranında ödenmesine, başvurucularınkamulaştırma bedeli için faiz taleplerinin reddine hükmetmiştir.
12. Temyiz incelemesi sonucu Yargıtay 18. Hukuk Dairesi,2/10/2012 tarihli ve E.2012/6882, K.2012/10510 sayılı ilâmı ile İlk DereceMahkemesinde kamulaştırma bedeli için yapılan hesaplamada şeftali ürünü içindekar başına ortalama üretim giderinin, çevre il ve ilçelerden bildirilenortalama veriler dikkate alındığında, hatalı hesaplandığının anlaşıldığınıbelirtmiş ve kararı bozmuştur.
13. Bozma üzerine dosyayı yeniden ele alan Mahkeme, 3/5/2013 tarihlive E.2012/445, K.2013/144 sayılı kararı ile bozma ilamında belirtilen hususlardoğrultusunda bilirkişi heyetinden ek rapor alındığını, bu doğrultuda bilirkişiheyetince sunulan ek raporda hesaplamanın ilamda belirtilen hususlar dikkatealınarak yapıldığının anlaşıldığını belirtmiş, raporun hüküm kurmaya vedenetime elverişli olduğuna kanaat ederek, kamulaştırma bedelinin rapordagösterilen 1.200.595,93 TL olarak tespitine; daha önce ödenen 1.191.740,93TL’nin mahsubu ile kalan 8.855,00 TL’nin bloke edilen hesaptan hisselerioranında başvuruculara ödenmesine hükmetmiştir.
14. Temyiz üzerine İlk Derece Mahkemesi kararı Yargıtay 18.Hukuk Dairesinin, 7/11/2013 tarihli ve E.2013/16229, K.2013/15044 sayılı ilamıile onanmıştır.
15. Yargılamanın taraflarınca karar düzeltme yolunabaşvurulmaması üzerine İlk Derece Mahkemesi kararı 18/12/2013 tarihindekesinleşmiştir.
16. Başvurucular 23/12/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
B. İlgili Hukuk
17. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun“Kamulaştırma bedelinin mahkemece tespiti vetaşınmaz malın idare adına tescili” kenar başlıklı 10. maddesininilgili kısımları şöyledir:
“Kamulaştırmanın satın alma usulü ileyapılamaması halinde idare, … asliye hukuk mahkemesine müracaat eder vetaşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, … idare adına tesciline kararverilmesini ister.
Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibarenen geç otuz gün sonrası için belirlediği duruşma gününü, … taşınmaz malınmalikine … bildirerek duruşmaya katılmaya çağırır. Duruşma günü idareye detebliğ olunur.
…
Mahkemece yapılan duruşmada tarafların bedeldeanlaşamamaları halinde hakim, en geç on gün içindekeşif ve otuz gün sonrası için de duruşma günü tayin ederek, 15 inci maddede sayılanbilirkişiler marifetiyle ve tüm ilgililerin huzurunda taşınmaz malın değerinitespit için mahallinde keşif yapar…
Bilirkişiler, taraflar ve diğer ilgililerinbeyanını da dikkate alarak, 11 inci maddedeki esaslar doğrultusunda taşınmazmalın değerini belirten raporlarını onbeş gün içindemahkemeye verirler. Mahkeme bu raporu, duruşma günü beklenmeksizin taraflaratebliğ eder. Yapılacak duruşmaya hakim, taraflar veyavekillerini ve bilirkişileri çağırır. Bu duruşmada tarafların bilirkişiraporlarına varsa itirazları dinlenir ve bilirkişilerin bu itirazlara karşıbeyanları alınır.
Tarafların bedelde anlaşamamaları halindegerektiğinde hakim tarafından onbeşgün içinde sonuçlandırılmak üzere yeni bir bilirkişi kurulu tayin edilir vehakim, tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarındanyararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder.Mahkemece tespit edilen bu bedel, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkınınkamulaştırılma bedelidir. … İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adınayatırıldığına … dair makbuzun ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idareadına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilirve bu karar, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescilhükmü kesin olup tarafların bedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.
(Ek fıkra: 11/04/2013-6459 S.K./6. md)Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamamasıhâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faizişletilir.
…”
18. 2942 sayılı Kanun’un “Kamulaştırmabedelinin tespiti esasları” kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:
“15 inci madde uyarınca oluşturulacakbilirkişi kurulu, kamulaştırılacak taşınmaz mal veya kaynağın bulunduğu yeremahkeme heyeti ile birlikte giderek, hazır bulunan ilgilileri de dinlediktensonra taşınmaz mal veya kaynağın;
a)Cins ve nevini,
b) Yüzölçümünü.
c) Kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik veunsurlarını ve her unsurun ayrı ayrı değerini,
d)Varsa vergi beyanını,
e)Kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarca yapılmış kıymet takdirlerini,
f) Arazilerde, taşınmaz mal veya kaynağınkamulaştırma tarihindeki mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılmasıhalinde getireceği net gelirini.
g) Arsalarda, kamulaştırılma gününden öncekiözel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerini,
h) Yapılarda, (…)(2)resmi birim fiyatları ve yapı maliyet hesaplarını ve yıpranma payını,
ı) Bedelin tespitinde etkili olacak diğerobjektif ölçüleri,
Esas tutarak düzenleyecekleri raporda bütün buunsurların cevaplarını ayrı ayrı belirtmek suretiyle ve ilgililerin beyanını dadikkate alarak gerekçeli bir değerlendirme raporuna dayalı olarak taşınmazmalın değerini tespit ederler.
Taşınmaz malın değerinin tespitinde,kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değerartışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kârdikkate alınmaz.
…. ”
19. 2942 sayılı Kanun’un “Yetkilive görevli mahkeme ve yargılama usulü” kenar başlıklı 37. maddesişöyledir:
“Bu Kanundan doğan tüm anlaşmazlıkların adliyargıda çözümlenmesi gerekenleri, taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukukmahkemelerinde basit yargılama usulü ile görülür.”
20. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun “Usulekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde vedüzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamaklayükümlüdür.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
21. Mahkemenin 24/6/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucuların 23/12/2013 tarihli ve 2013/9499 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
22. Başvurucular, 23/8/2010 tarihinde Ermenek Asliye HukukMahkemesinde aleyhlerine açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescildavasında, bedel tespitinde 2942 sayılı Kanun’un 11. maddesinde belirtileninaksine taşınmazın bulunduğu Ermenek ilçesi için diğer il ve ilçelerde uygulananve Yargıtay kararlarında benimsenen yöntemden farklı bir yöntem uygulandığını,emsal konuda verilmiş Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının dikkatealınmadığını, yargılamanın 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 10. maddesindebelirtilen süre içinde sonuçlanmadığını, bu nedenle kamulaştırılan taşınmazınrayiç değerinin belirlendiği tarih ile ödemenin yapıldığı tarih arasında geçensüre nedeniyle değer kaybı yaşandığını belirterek, adil yargılanma ve mülkiyet hakları ile eşitlik ilkesinin ihlaledildiğini ileri sürmüşler, 206.558,57 TL tazminat ödenmesi talebindebulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
23. Başvurucular, somut başvuruya konu bedel tespiti vetescil davasıyla ilgili yukarıda sıralanan şikâyetleri nedeniyle adil yargılanma ve mülkiyet hakları ile eşitlikilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Anayasa Mahkemesi,başvurucuların ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp,somut dava ve buna bağlı olayların özelliklerine göre olay ve olguların hukukinitelendirmesini kendisi takdir eder.
24. Başvurucular, diğer ilçelerde kamulaştırma bedelinintespitinde kullanılan ve Yargıtayca da benimsenenhesaplama yönteminin 2942 sayılı Kanun’un 11. maddesine aykırı olaraktaşınmazlarının bulunduğu Ermenek ilçesi için farklı uygulanmasının eşitlikilkesini, mülkiyet ve adil yargılanma haklarını ihlal ettiğini ilerisürmüşlerse de, başvurucuların bahse konu şikâyetinin özünün mülkiyet hakkınayapılan müdahalenin kanunilik şartını ihlal ettiği iddiası olduğuanlaşıldığından bu konuda ayrıca eşitlik ilkesi ve adil yargılanma (hakkaniyeteuygun yargılanma) hakkı yönünden inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
25. Başvurucuların kamulaştırma bedeline faiz uygulanmadığıyönündeki şikâyetleri mülkiyet hakkı yönünden, yargılamanın olması gerekendenuzun sürmesine dair şikâyetleri makul sürede yargılanma hakkı yönündenincelenecektir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Bedel Tespitinin Kanuna Uygun YapılmamasıNedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası
26. Başvurucular, kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescilidavasında, 2942 sayılı Kanun’un 11. maddesine aykırı şekilde ve diğer il veilçeler için benimsenen yöntemden farklı bir yöntem kullanılarak hesaplama yapıldığınıbu nedenle öngörülebilirlik ve kanunilik ilkelerinin ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
27. Somut başvurunun dayanağını oluşturan kamulaştırılantaşınmazın gerçek değerinin ödenmesi talebi, Anayasa’nın 35. maddesinde yeralan mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyethakkının mutlak bir hak olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceğibelirtilmiştir. Anayasa’nın 13. maddesi temel hak ve hürriyetlerisınırlandırmada genel ilkeleri tespit ederken Devlet ve kamu tüzel kişilerineözel mülkiyette bulunan taşınmazları kamulaştırma yetkisi veren ve kamulaştırmailkelerini belirleyen Anayasa’nın 46. maddesi, mülkiyet hakkınınsınırlandırılmasına ilişkin özel hükümler içermektedir. Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, başvurucunun bahsedilen talebinindeğerlendirilmesinde Anayasa’nın 35. maddesiyle birlikte 13. ve 46.maddelerinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:2013/817, 19/12/2013, § 28).
28. 2942 sayılı Kanunun 11. maddesinin (f) bendinde"mevki" kelimesi kullanılmıştır. Mevki kelimesinin benzer iklimkoşulları ve arazi yapısı nedeniyle benzer özelliklere sahip geniş toprakparçaları anlamında kullanıldığı anlaşılmaktadır. Mevki veya diğer adıyla mahalkelimesi her zaman ilçe düzeyinde bir alan anlamına gelmeyebilmektedir. Bazıtoprak, iklim ve coğrafi koşullarda bulunan bölgelerde mevki veya mahal, ilçedüzeyinden de küçük bir arazi alanı olabileceği gibi bazı durumlarda da dahageniş toprak parçaları bir mevki veya mahal olarak tanımlanabilir. Bununyanında mevki ve şartlar sadece değerlendirmeye alınacak alanın il veya ilçedüzeyinde olmasıyla bağlantılı olmayıp, toprağın yapısı, arazinin sulanıpsulanmadığı, arazinin eğimi gibi pek çok faktör, mevki ve şartlar kavramıçerçevesinde değerlendirmeye tabi tutulmaktadır (Tahsin Erdoğan, B. No: 2012/1246, 6/2/2014, §§ 64-70).
29. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, 25/5/2006 tarihli veE.2006/3897, K.2006/4360 sayılı kararıyla, Ermenek ilçesinde Enerji ve Tabii KaynaklarBakanlığının 10/4/2002 tarihinde onaylanan proje kapsamında Ermenek’te baraj,HES tesisleri ve göl sahası inşaatı yapımı ilan edildikten sonraki dönemdetarım ilçe müdürlüğünün önceki yıllarda sabit bir seyir izleyen tarımsal getiriverilerinin günlük hayatın olağan akışıyla bağdaşmayacak şekilde veanlaşılamayacak derecede artırıldığını dile getirerek 2003 yılı sonrasındakamulaştırmalarda bu ilçe verileri yanında çevre ilçeler ile Karaman ilininkullanıma uygun verilerinin ortalamasının bedel tespitinde kullanılmasınıiçtihat olarak benimsemiştir.
30. 2006 yılından beri istikrarlı olarak uygulanan bu yöntembireyler için erişilebilir ve bilinebilir olup başvuru konusu olayda, 2011yılında açılan kamulaştırma bedelinin tespiti davasında başvurucu açısındanbahsedilen yerleşik içtihat öngörülebilir durumdadır.
31. Açıklanan nedenlerle, mülkiyet hakkına yönelik açık vegörünür bir ihlal bulunmadığından başvurunun bu kısmının "açıkça dayanaktan yoksunluk"nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Başvurucuların Diğer Şikayetleri Nedeniyle Mülkiyetve Adil Yargılanma Haklarının İhlali İddiaları
32. Başvurucuların kamulaştırma bedeline faiz ödenmemesi veyargılamanın makul sürede sonuçlanmadığı şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksunolmadığı gibi bu şikâyetler için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangibiri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlalEdilip Edilmediği İddiası
33. Başvurucular, 2942 sayılıKanun’un 10. maddesine göre 105 günde tamamlanması gereken kamulaştırmabedelinin tespiti davasının makul bir süre içinde sonuçlanmadığını belirterek,makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
34. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metniile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adilyargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasenAnayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının daunsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadıışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkınındeğerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 38–39).
35. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (Güher Ergun vediğerleri, §§ 41–45).
36. Taraflar için 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesindekamulaştırma bedelinin tespiti davalarının sonuçlandırılması için öngörülensüreler mahkemelere yönelik süreler olduğundan düzenleyici nitelikte olup,mahkemeler bu sürede davayı sonuçlandıramasalar da daha sonra verdikleri kararlarıngeçerli olduğunda şüphe yoktur. 2942 sayılı Kanun’un gereği yapılması gerekenduruşmalar ve duruşma aralıkları, bilirkişi raporlarının beklenmesi ve tebligatişlemleri göz önünde bulundurulduğunda, bu sürelerin aşılabileceğigörülmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri,§§ 47-48).
37. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de, benzerşekildeki düzenleyici sürelerin yargılama süresini kısaltma amacı taşıdığınıvurgulamaktadır. AİHM, ulusal mahkemelerin yasal süreye riayetlerine ilişkin yerelmevzuatı nasıl yorumladıklarını ve uyguladıklarını denetlemenin göreviolmadığını belirterek davaların “makul süre”içerisinde tamamlanıp tamamlanmadığını tespit etmek amacıyla yargılamasüresinin bütününü ele almakta ve bu sürenin Sözleşme’nin 6. maddesinin 1.fıkrasına uygun olup olmadığıyla sınırlı bir inceleme yapmaktadır. (Bkz., Çalık/Türkiye, B. No: 3675/07, 31/8/2010; Dildirim ve diğerleri/Türkiye, B. No: 42927/10,12/3/2013).
38. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesiuyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul süredekarara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, asliye hukuk mahkemesinezdinde açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescile ilişkin bir davanınsöz konusu olduğu görülmekle, 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerinegöre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konualan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (GüherErgun ve diğerleri, § 49).
39. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başkabir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 23/8/2010 tarihidir.
40. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını dakapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Ancak devam edenyargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasınıiçeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesiolanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı bireyselbaşvurunun karara bağlandığı tarihtir (GüherErgun ve diğerleri, § 52). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyetiaçısından sürenin bitiş tarihinin, başvurucunun temyiz talebi hakkında verilenYargıtay 18. Hukuk Dairesinin E.2013/16229, K.2013/15044 sayılı karar tarihiolan 7/11/2013 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.
41. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesininbireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisininbaşladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak süre, 23/9/2012tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibarengeçen süredir (Güher Ergun ve diğerleri,§ 51).
42. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,yargılamanın konusunun bir adet taşınmaza ilişkin kamulaştırma bedelinintespiti ve tescil talebi olduğu, 23/8/2010 tarihinde açılan davanın yargılamasürecinde İlk Derece Mahkemesince keşif yapıldığı ve bilirkişi raporu alındığı,Mahkemenin 2/3/2012 tarihinde bir buçuk yılı aşkın bir süre sonunda davanınesası hakkında karar verdiği, temyiz incelemesinin yaklaşık yedi aydatamamlandığı ve 2/10/2012 tarihinde bozmaya hükmedildiği, bozma ilamı sonrasıİlk Derece Mahkemesinin dosya tekrar önüne geldikten sonra beş ay içinde esasailişkin yeni bir karar verdiği, temyiz talebinin 7/11/2013 tarihindereddedildiği ve karar düzeltme yoluna başvurulmadan kararın kesinleştiğiböylece yargılama sürecinin toplamda yaklaşık üç yıl iki ayda tamamlandığıanlaşılmaktadır.
43. İlgili yargılama evrakının incelenmesinden, başvuruyakonu yargılama sürecinin asliye hukuk mahkemesi önünde sürdüğü görülmekle,medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılamafaaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu veKanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesigerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§ 21).
44. 6100 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabimahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesitarafından, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin kararlar verilmiş olup (Tahsin Erdoğan, §§ 35-48), başvuruya konudavada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usulişlemlerinin niteliğine bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısındanfarklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmamaktadır. Somutbaşvuruya konu yargılama süresinin bütünü dikkate alındığında yaklaşık üç yıliki aylık yargılama sürecindemahkemeler nezdinde başvurucunun haklarını ihlal edecek şekilde makul olmayanbir gecikme olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
45. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledilmediğine karar verilmesi gerekir.
b. Kamulaştırma Bedeline Faiz ÖdenmemesiNedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası
46. Başvurucular, maliki olduklarıtaşınmazın kamulaştırma bedelinin dava sonunda faiz işletilmeden kendilerineödendiğini ve bu nedenle taşınmazın gerçek değerini alamadıklarını belirterekmülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
47. Anayasa’nın 35. maddesine göre kişilerinmülkiyetleri ancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı gereği karşılığıödenmek suretiyle ellerinden alınabilir. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alanölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülklerinden mahrum bırakılmaları halindeelde edilmek istenen kamu yararı ile mülkünden mahrum bırakılan bireyin haklarıarasında adil bir denge kurulması gerekmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 37).
48. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık”olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”,öngörülen müdahalenin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını, “gereklilik”, ulaşılmakistenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını, yani aynı amaca dahahafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” ise bireyin hakkına yapılanmüdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesigerekliliğini ifade etmektedir (MehmetAkdoğan ve diğerleri, § 38).
49. Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen ve temel öğesinin “kamu yararı” olduğu kabul edilenkamulaştırma, bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının, malikin rızasıolmaksızın, kamu yararı için ve karşılığı ödenmek koşuluyla devlet tarafındansona erdirilmesidir. Kamu yararı bulunması, kamulaştırma kararının yasadagösterilen esas ve usullerine uyulması, gerçek karşılığın peşin ve nakdenödenmesi kamulaştırmanın anayasal öğeleridir (AYM, E.2004/25, K.2008/42, K.T.17/1/2008).
50. İdarenin, malikin rızasına gerekolmaksızın yapabileceği bir işlem olan kamulaştırma nedeniyle peşin ödemesigereken bedeli ödemede gecikmesi durumunda hissedilir değer kaybına neden olanunsurların varlığının dikkate alınmaması halinde ödenen bedelin gerçek karşılıkolarak nitelendirilemeyeceği açıktır. Başvurucuların mülkiyet hakkına yapılanmüdahalenin orantılı olabilmesi için ödenen tutarların enflasyonun etkilerindenarındırılarak güncelleştirilmesi, yani kamulaştırma tarihi ile ödeme tarihiarasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi edecek biçimde faizuygulanması gerekir Bu çerçevede gerçek karşılığaulaşmayı engelleyen düzenleme ve uygulamaların Anayasa'nın 35. maddesinde yeralan mülkiyet hakkını da zedeleyeceği açıktır (MehmetAkdoğan ve diğerleri, §§ 42–43).
51. Anayasa’nın 46. maddesindeki düzenlemeyegöre; kamulaştırma bedeli nakden ve peşin olarak ödenmelidir. Ancak tarımreformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projeleriningerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması veturizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenmesitaksitlendirilebilmektedir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerdeve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde devlet alacaklarınauygulanan en yüksek faiz işletilebilir. Yargıtay’ın istikrar kazananiçtihatlarına göre de, Anayasa’nın 46. maddesindeöngörülen faiz oranı ancak kesinleşip de ödenmeyen kamulaştırma bedelleri içinişletilebilir (Bkz. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E.2002/7971, K.2002/9752,15/10/2002). Dolayısıyla dava sonunda tespit edilen kamulaştırma bedelinin davatarihinden itibaren devlet alacaklarına uygulanan en yüksek faizle ödenmesitalebinin yasal bir dayanağı veya yargı kararlarıyla oluşmuş ve istikrar kazanmışbir uygulaması bulunmamaktadır (MehmetAkdoğan ve diğerleri, § 50).
52. Başvuru konusu davada Ermenek AsliyeHukuk Mahkemesi tarafından belirlenen kamulaştırma bedeli Mahkeme kararıylabaşvurucu adına banka hesaplarına kararı müteakip peşin olarak yatırılmıştır.Bu durumda başvurucuların kamulaştırma bedeline devletin alacakları içinöngörülen en yüksek faizin uygulanması talebinin Anayasa’nın 46. maddesikapsamında yasal dayanağı bulunmamaktadır (Benzer yönde AİHM kararı için bkz, Yetiş ve diğerleri/Türkiye, B. No:40349/05, 6/7/2010, § 44).
53. 2942 sayılı Kanun’un 10. ve 11.maddeleri uyarınca tarafların kamulaştırma kararı sonrasında bedel hususundaanlaşamamaları halinde dava tarihine göre taşınmazın adil ve hakkaniyete uygunbir şekilde bedeli mahkemece tespit edilmelidir. Değer tespitinin dava tarihinegöre yapılması, Kanun gereği olduğu gibi dava sürecinde taşınmazın değerindemeydana gelecek artış veya azalışların bedele etki etmemesi ve bu şekilde bedeltespitine belirlilik kazandırmanın da gereğidir. Aksi halde taşınmazın değeriuzun süren davalarda artabileceği gibi azalabileceğinden idare veyavatandaşlara olumsuz etkide bulunabilir. Ancak bu durum taşınmazın gerçekdeğerinin enflasyon karşısında korunması için dava tarihine göre belirlenenbedele faiz işletilmesine mani değildir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 52).
54. Bu durumda somut başvuruya konukamulaştırma sürecinde de kamu yararına ulaşmak için kullanılan yöntemler ileizlenen amaç arasında makul bir orantılılığın ve mülkünden mahrum bırakılanbaşvurucunun üzerine orantısız ve aşırı bir yük yüklenip yüklenmediğininaraştırılması gerekmektedir.
55. Başvuru konusu davada 23/8/2010 tarihideğerlerine göre tespit edilen 1.191.740,93 TL kamulaştırma bedeli, İlk Derece Mahkemesinin2/3/2012 tarihli kararı üzerine başvuruculara ödenmiştir. Ancak, söz konusukararın Yargıtayca bozulması nedeniyle İlk DereceMahkemesinde yeni bir hesaplama yapılmış, bu defa yine ilk dava tarihine göretespit edilen 1.200.595,93 TL kamulaştırma bedeli ilk dava sonunda ödenen kısmımahsup edilerek kalan 8.855,00 TL olarak Derece Mahkemesinin 3/5/2013 tarihlikararı ile başvuruculara ödenmiş ve taşınmazın davacı idare adına tescilinekarar verilmiştir.
56. Somut başvuruda taşınmazın gerçek değeriErmenek Asliye Hukuk Mahkemesinin, Yargıtay bozma ilamına uyarak yenidenbelirlediği ve onama kararıyla kesinleşen 1.200.595,93 TL’dir.
57. İlk dava tarihi esas alınarak tespit edilen kamulaştırmabedeli başvuruculara ilki 2/3/2012 tarihli kararla dava tarihinden 19 ay sonra,ikincisi ise bozma ilamı üzerine yapılan yeniden hesaplama sonucu verilen3/5/2013 tarihli karar ile ilk dava tarihinden 33 ay sonra olmak üzere ikiaşamada ödenmiştir. Bu durumda başvuruculara yapılan ödemelerin de idarecekamulaştırma ile gözetilen amaç doğrultusunda, başvurucular üzerine orantısız bir yük yüklenip yüklenmediğinin iki aşamadadeğerlendirilmesi gerekmektedir.
58. Bu bağlamda öncelikle davanın açıldığı ve bedel tespitineesas alınan Ağustos 2010 ile ilk ödemenin yapıldığı Mart 2012 tarihleri arasıdönem dikkate alınmalıdır. Merkez Bankası verilerine göre Ağustos 2010 ile Mart2012 tarihi arasında enflasyonda meydana gelen artış % 15,3olup, bu değer kaybını telafi edecek fark 183.652,00 TL’dir.
59. İkinci olarak ise bakiye kalan tutarın ödendiği tariholan Mayıs 2013 tarihi ile dava tarihi olan Ağustos 2010 tarihleri arasındageçen dönem dikkate alınmalıdır. Merkez Bankası verilerine göre Ağustos 2010ile Mayıs 2013 tarihi arasında enflasyonda meydana gelen artış % 24,4 olup, bu değer kaybını telafi edecek fark 2.161,00TL’dir.
60. Bu tespitler doğrultusunda başvuruculara yapılanödemelerin enflasyona göre değer kaybını telafi edecek toplam fark 185.813,00TL olup, bu farkın toplam kamulaştırma bedeline oranı %15,4 olarak ortayaçıkmaktadır.
61. Yukarıdaki tespitler doğrultusunda, kamulaştırmabedelinin dava açıldığı tarihteki değeri ile ödendiği tarihteki değeri arasındagözlemlenen değer kaybının kamulaştırma bedeline değer kaybını giderici faizveya enflasyon farkının eklenmemesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.Ödenmeyen enflasyon farkı, bireylerin mülkiyet hakkının korunması ile kamuyararı arasında olması gereken adil dengeyi bozmakta ve Anayasa’da yer alanölçülülük ilkesine aykırı bir şekilde başvurucular üzerinde orantısız bir yükoluşturarak başvurucuların mülkiyet hakkını ihlal etmektedir.
62. Belirtilen nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 35.maddesinde güvence altına mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
63. Başvurucular, dava tarihine göre belirlenen kamulaştırmabedelinin dava sonunda kendisilerine faizsiz ödenmesive bedelin olması gerekenden düşük tespit edilmesi nedenleriyle 206.558,57 TLmaddi tazminata hükmedilmesinitalep etmişlerdir.
64. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespitedilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarınıortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeyegönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerdebaşvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılmasıyolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
65. Başvuru konusu olayda kamulaştırma bedelinin tespitedildiği tarih ile ödemelerin yapıldığı tarih arasında geçen süreler nedeniylemeydana gelen toplam değer kaybının toplam kamulaştırma bedeline oranı %15,4olduğu tespit edildiğinden ve söz konusu değer kaybının başvurucular üzerindeidarenin ulaşmak istediği meşru kamu yararı ile haklı gösterilemeyecek şekildeorantısız bir yük oluşturduğu anlaşıldığından, bahsedilen maddi değer kaybınıtelafi edebilmek için başvuruculara toplam 185.813,00 TL maddi tazminatödenmesine karar verilmesi gerekir. Burhan ÜSTÜN bu görüşe katılmamıştır.
66. Başvurucular ayrıca, 2942 sayılı Kanunda yer alankoşullara uyulmayarak bedelin olması gerekenden düşük tespit edildiğini ilerisürerek maddi tazminat talebinde bulunmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlalile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığındanve başvurucuların bu iddiasıyla ilgili olarak kabul edilemezlik kararverildiğinden, başvurucuların diğer maddi tazminat taleplerinin reddine kararverilmesi gerekir.
67. Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara ödenmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucuların,
1. Bedel tespitinin kanuna uygun yapılmaması nedeniyle mülkiyethakkının ihlali iddialarının “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ve kamulaştırma bedeline faizödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin iddialarının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,
B. 1. Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE, OY BİRLİĞİYLE,
2. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, OY BİRLİĞİYLE,
C. Başvuruculara net toplam 185.813,00TL maddi tazminat ÖDENMESİNE, Burhan ÜSTÜN’ün karşıoyu ve OY ÇOKLUĞUYLA,
D. Başvurucuların tazminata ilişkindiğer taleplerinin REDDİNE, OY BİRLİĞİYLE,
E. Başvurucular tarafından yapılan198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılamagiderinin BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğinitakiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ayiçinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiğitarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, OY BİRLİĞİYLE,
24/6/2015 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Başvurucular, maliki olduğu taşınmazın kamulaştırılmasınedeniyle açılan bedel tespiti ve tescil davasında taşınmazın bedelinin olmasıgerekenden düşük tespiti ve dava tarihine göre belirtilen kamulaştırmabedelinin dava sonunda faiz işletilmeden kendisine ödenmesi ve yargılamanınmakul sürede sonuçlanmadığı nedenleriyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuşlardır.
Mahkememizce adilyargılama hakkına yönelik şikâyet yönünden açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna, makul sürede yargılanma hakkının ihlaledilmediğine, mülkiyet hakkına yönelik şikâyet nedeniyle kabul edilebilirolduğuna ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğine, başvurucuya talebidoğrultusunda maddi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
Çoğunluğun adilyargılanmaya ilişkin kabul edilemezlik, makul sürede yargılanma hakkına yönelikkabul edilebilirlik ve ihlal edilmediğine, mülkiyet hakkına ilişkin kabuledilebilirlik ve mülkiyet hakkının ihlali görüşüne aynen iştirak etmeklebirlikte, başvurucuya maddi tazminat verilmesine ilişkin görüşüne katılmakmümkün değildir. Çünkü, tazminat davaları, çekişmeli yargılamayı gerektirendava çeşitlerindendir. Bunun için davacının dilekçe ile harcını yatırarakmahkemeye başvurması gerekir. Mahkemece karşı tarafa dava dilekçesi tebliğedilerek, savunma hakkı verilir ve Hâkim tarafından davanın türüne göredeliller toplanarak yargılama sonunda hüküm fıkrası kurulur. Hüküm fıkrasında,davacının istek sonuçlarından her biri hakkında taraflara yüklenilen borç vetanınan haklar sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacakşekilde belirtilip, faiz, harç, yargılama gideri ve vekâlet ücreti miktarlarıgösterilmelidir.
Anayasa Mahkemesi,ihlalin tespit edilmesi halinde başvurucuya maddi ve manevi tazminat verilmesiusulünü AİHM kararlarını örnek alarak uygulamakla neredeyse tesbitettiği her ihlale tazminat verme yoluna gitmektedir. AİHM uluslararasıyargılama yapan bir mahkeme olduğundan, esas aldığı bütün kurallar uluslararasıniteliktedir. Orada açılan her davanın başvurucusunun (davacısının) mutlaka birkarşı tarafı (davalısı) ulusal devlet bulunmaktadır. AİHM’de başvuru dilekçesikarşı tarafa (davalıya) tebliğ edilerek savunma ve delil ikamesi imkânıverilmekte, davanın bütün aşamalarına katılımı sağlanarak sonuca gidilmektedir.Tazminatla ilgi olarak uluslararası yargılama yapan başka bir yargı mercide bulunmadığından,AİHM’nin tazminata da karar vermesi yapısına göre yerindedir. Bireyselbaşvuruyu uygulayan Avrupa ülkelerinin bir kısmının mevzuatında tazminatverilmesi hususu hiç düzenlenmemiş, tazminat verilmesi kabul edilen ülkelerinuygulamalarında ise çok özel durumlara ilişkin, sınırlı sayıda tazminatverilmesi örnekleri bulunmaktadır.
Tazminat verilmesiyönünden, usulü, uygulanması ve yapısı farklı, uluslararası mahkeme olan AİHMiçtihatlarının örnek alınması yerine, bireysel başvuruda başarılı olduğubilinen Avrupa’daki ulusal mahkemelerin uygulamalarının esas alınması dahayerinde olacaktır.
6216 Sayılı Kanun’un“Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı 49. maddesinin (2) numaralı fıkrası,“Bireysel başvurunun kabul edilebilirliğine karar verilmesi halinde, başvurununbir örneği bilgi için Adalet Bakanlığı’na gönderilir. Adalet Bakanlığı gerekligördüğü hallerde görüşünü yazılı olarak Mahkemeye bildirir.” şeklindedüzenlenmiştir.
Bireysel başvurulardabaşvurucunun (davacının) karşı tarafı (davalısı) bulunmamaktadır. Maddeye göreAdalet Bakanlığı davanın tarafı değil sadece bildirim yapılan muhatabıdır.Gerekli görürse, savunma değil, görüşünü yazılı olarak bildirebilir.Değiştirilen, Anayasa Mahkemesi İç Tüzüğünün 71. maddesine göre, AnayasaMahkemesi karar vermek için Adalet Bakanlığı’nın görüşünü beklemek zorundadeğildir. Tazminata neden olan olayın muhatabı başka bir kamu kurumuolduğundan, gerçekte Adalet Bakanlığı tazminat davasının tarafı da olamaz.Tazminat davası ile ilgili olarak uluslararası veya ulusal hiçbir usul ve maddihukuk kuralı dikkate alınmayıp, taraf teşkili tamamlanmadan, karşı tarafa(davalıya) tebligat yapılmadan savunma ve delilleri alınmadan, tazminata kararverilmesi, hüküm fıkrasında bulunması zorunlu hususların varlığınıngözetilmemesi, kararın ikinci derecede incelenmesinin ortadan kaldırılmasıdoğru olmadığından, olayda adil yargılanma hakkının varlığından söz edilemez.
6216 Sayılı Kanununun“Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre, “Tespitedilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarınıortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeyegönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hallerdebaşvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılmasıyolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesi’nin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde, mümkünse dosya üzerinden karar verir.” denilmektedir.
Kuraldaki “başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir” kısmı,mahkemeye çok özel hallerde, istisnai olarak kullanılması maksadıyla verilmiş,ihtiyari bir yetkidir. Uygulamada mahkemece bu yetki, istek varsa, ihlal tespitedilen neredeyse her davada manevi tazminat, yargılamanın hiçbir kuralınauyulmadan isteğe bağlı olarak bazen maddi tazminat verilmesi şeklindekullanılmaktadır.
Bireysel başvuru, şahısların kişisel haklarının tek tek tespitedilerek, kendilerine teslim edilmesi yeri değildir. Esasen AnayasaMahkemesi’nce varsa ihlalin tespit edilmesiyle yetinilmesi, tazminat konusundabaşvurucuya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilmesi, görevli genelmahkemesince usulüne uygun taraf teşkili sağlanması, yargılama yapılarak sonucagidilmesi, taraflara ikinci derece inceleme yapılmasını isteme hakkı tanınmasıgerekir. Böyle bir tercih yapılması halinde başvurucunun da herhangi bir kaybısöz konusu olmayacaktır.
Açıklanan nedenlerle, başvurucunun mülkiyet hakkının ihlaledilmesinden dolayı maddi tazminat ödenmesine ilişkin çoğunluğun görüşünekatılmıyorum.
Başkan
Burhan ÜSTÜN