TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ÖZKAN ŞEN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2012/791)
Karar Tarihi: 7/11/2013
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Raportör
:
Recep ÜNAL
Başvurucu
:
Özkan ŞEN
Vekili
:
Av. Adem DEMİR
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, askerlik görevi sırasında meydana gelen mayınpatlaması sonucunda yaralanması nedeniyle, ilgili idare hakkında açtığı tamyargı davası sonucunda, reddedilen maddi ve manevi tazminat miktarı üzerindenvekâlet ücreti belirlendiğini, buna ilişkin düzenlemenin Anayasa’ya aykırıolduğunu iddia ederek iptalini ve hükmedilen tazminat miktarının yenidendeğerlendirilmesini talep etmiştir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 26/11/2012 tarihindeAnayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğinbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 8/3/2013tarihinde, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33.maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesinekarar verilmiştir.
4. İkinci Bölümün 20/5/2013 tarihliara kararı gereğince başvurunun, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 28. maddesinin(1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 22/5/2013tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, yazılı görüşünü 22/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 29/7/2013tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne cevaplarını içerendilekçesini 6/8/2013 tarihinde sunmuştur.
III. OLAYLAR VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru dilekçesinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucu, Osmaniye İli Hasanbeyliİlçe Jandarma Komutanlığında Jandarma Er olarak askerlik görevini ifa etmekteiken, bölücü terör örgütü mensuplarınca yola yerleştirilen uzaktan kumandalıpatlayıcının 27/7/2010 tarihinde şoförlüğünü yaptığıaskeri aracın geçişi esnasında patlatılması sonucu yaralanmıştır.
9. Başvurucu, maruz kaldığı yaralanma neticesinde yapılanilk müdahalenin ardından Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) EğitimHastanesinde her iki kolundaki yumuşak doku kaybı nedeniyle “debridman-greftleme”ameliyatı geçirmiş ve kendisine değişik sürelerle toplam 4,5 ay “hava değişimi” izni verilmiştir.
10. Son hava değişimi izni sonunda başvurucununsağ ön kol dorsal yüzde orta 1/3’lük bölümünde 10x6cm boyutunda düzensiz sınırlı hiperpigmente greft dokusu ve son ön kol volaryüzde proksimal 1/2’lik bölümünde 20x10 cm boyutundadüzensiz sınırlı hiperpigmente vitalgreft dokusu tespit edilerek anılan hastanetarafından “askerliğe elverişlidir”şeklinde ön rapor tanzim edilmiş ve 135 gün iş ve iş gücü kaybının olduğutespit edilmiştir. Başvurucu bu rapora itiraz etmiş ve İstanbul GümüşsuyuAsker Hastanesinde muayenesi yapılarak askerliğe elverişli olduğu yönünde rapordüzenlenmiştir.
11. Jandarma Genel Komutanlığı Nakdi Tazminat Komisyonunun 18/4/2011 tarih ve 2011/82 sayılı kararı ile 3/11/1980 tarihve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 3. maddesiuyarınca başvurucuya 135 günlük iş gücü kaybı nedeniyle 11.771,20 TL tazminatödenmesine karar verilmiştir.
12. Başvurucu, meydana gelen olay nedeniyle uğradığı maddi vemanevi zararların tazmini için İçişleri Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdareMahkemesinde (AYİM) 29/7/2011 tarihinde tam yargıdavası açmış, davalı idareden 200.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevitazminat ve adli yardım taleplerinde bulunmuştur.
13. AYİM Nöbetçi Dairesinin 10/8/2011tarih ve E.2011/140 sayılı kararı ile 4/7/1972 tarih ve 1602 sayılı AskeriYüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 56. ve 18/6/1927 tarih ve 1086 sayılı mülgaHukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu 465. maddeleri gereğince başvurucunun adliyardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.
14. Davaya bakan AYİM İkinci Dairesi, başvurucunun maddizararının tespit edilebilmesi için bilirkişi incelemesi yapılmasına kararvermiştir. Bilirkişinin 12/4/2012 tarihli raporunda,başvurucunun maddi zararının 5.311,00 TL olduğu bildirilmiştir.
15. Başvurucu, AYİM İkinci Dairesine sunduğu 20/4/2012 tarihli dilekçesi ile 200.000,00 TL tutarındakimaddi tazminat talebinin 180.000,00 TL’lik kısmından feragat ettiğinibildirmiştir. Dilekçenin ilgili kısmı şöyledir:
“…
Konu düzeltme talebimizin, davada haksızoluşumuzdan değil; dava açıldığı tarihte ıslah kuralları da dikkate alınarakmüvekkilin herhangi bir zarara uğramaması amacıyla …feragat edilen miktar da dahil olmak üzere talepte bulunmak zorundakaldığımızı, bu nedenle … feragatedilen tazminat miktarı doğrultusunda davalı idare lehine avukatlık ücretinehükmedilmemesini;
…”
16. AYİM İkinci Dairesi, 16/5/2012tarih ve E.2011/1166, K.2012/539 sayılı kararı ile tıbbi rapor ve bilirkişiraporu doğrultusunda 5.311,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminatın,27/7/2010 tarihinden ödeme tarihine kadar hesaplanacak % 9 oranındaki yasalfaizi ile birlikte, başvurucuya ödenmesine ve fazlaya ilişkin tazminattaleplerinin reddine; ayrıca, başvurucunun feragat isteminin etkili olmadığıgerekçesiyle dikkate alınmayarak 2/11/2011 tarihli Resmî Gazete’deyayımlanarak yürürlüğe giren 26/9/2011 tarih ve 659 sayılı Genel BütçeKapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk HizmetlerininYürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (659 sayılı KHK) 6. ve 14.maddeleri gereğince reddedilen tazminat talepleri üzerinden hesaplanan18.531,34 TL avukatlık ücretinin başvurucudan alınarak davalı idareyeödenmesine karar vermiştir.
17. Başvurucu bu karar aleyhine karar düzeltme yolunabaşvurmuş ve AYİM İkinci Dairesinin 17/10/2012 tarihve E.2012/576, K.2012/924 sayılı kararı ile başvurucunun talebi reddedilmiştir.Bu şekilde başvuru yolları tüketilmiş, anılan ret kararı başvurucuya 5/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.
18. Başvurucu 26/11/2012 tarihinde,Anayasa Mahkemesine süresi içerisinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
19. 659 sayılı KHK’nin “Davalardakitemsilin niteliği ve vekalet ücretine hükmedilmesi vedağıtımı” kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:
“(1) Tahkim usulüne tabi olanlar dahiladli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukukbirimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukukmüşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davalarınidareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilendava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerindenidareler lehine vekalet ücreti takdir edilir.
(2) İdareler lehine karara bağlanan ve tahsil olunan vekaletücretleri, hukuk biriminin bağlı olduğu idarenin merkez teşkilatında bir emanethesabında toplanarak idare hukuk biriminde fiilen görev yapan personeleaşağıdaki usul ve sınırlar dahilinde ödenir.
a) Vekalet ücretinin; dava ve icradosyasını takip eden hukuk birimi amiri, hukuk müşaviri, muhakematmüdürü veya avukata %55’i, dağıtımın yapıldığı yıl içerisinde altı aydan fazlasüreyle hukuk biriminde fiilen görev yapmış olmak şartıyla, hukuk birimi amiri,hukuk müşaviri, muhakemat müdürü ve avukatlara %40’ı(…) eşit olarak ödenir.
b) Ödenecek vekalet ücretininyıllık tutarı; hukuk birimi amiri, hukuk müşaviri, muhakematmüdürü, avukatlar için (10.000) gösterge (…) rakamının, memur aylıklarına uygulanankatsayı ile çarpımı sonucu bulunacak aylık brüt tutarının onikikatını geçemez.
c) Yapılacak dağıtım sonunda arta kalan tutar, hukukbiriminde görev yapan ve (b) bendindeki tutarları dolduramayan hukuk birimiamiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü ve avukatlaraödenir. Bu dağıtım sonunda arta kalan tutar üçüncü bütçe yılı sonunda ilgiliidarenin bütçesine gelir kaydedilir.
(3) Hizmet satın alınan avukatlara yapılacak ödemeler bumadde kapsamı dışındadır.”
20. 11/4/2013 tarih ve 6459 sayılı İnsan Haklarıve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına DairKanun’un 1. maddesi ile 1602 sayılı Kanun’un 46. maddesinin dördüncü fıkrasınaeklenen cümle şöyledir:
“Ancak, tam yargı davalarında davadilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizinnihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmaküzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içindecevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
21. Mahkemenin 7/11/2013 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 26/11/2012 tarih ve 2012/931 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
22. Başvurucu, terör eylemi sonucundamaruz kaldığı maddi ve manevi zararların tazmini için açtığı dava sonucunda,yetersiz miktarda bir tazminata hükmedildiğini, hükmedilen tazminatınhesaplanmasında belgelendirilemeyen tedavi masraflarının, vücut bütünlüğüneilişkin zararının, 135 günlük iş gücü kaybının, ameliyat sonrasında oluşan güçkaybının, tedavi sırasında kendisinin ve yakınlarının çektiği acı vesıkıntıların ve diğer manevi zararlarının dikkate alınmadığını ve AYİMkararının bu nedenle hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek yenidendeğerlendirilmesini talep etmiştir.
23. Başvurucu öte yandan, hukukmuhakemesi sisteminde yer alan ıslah müessesesinin, askeri idari yargılamausulü için öngörülmediğini belirterek davanın açıldığı tarihte zarar miktarınıtespit etmenin olanaksız olması karşısında her hangi bir hak kaybına uğramamakiçin tazminat taleplerini zorunlu olarak yüksek tuttuğunu, maddi durumunun iyiolmaması nedeniyle yargılama sürecinde adli yardım talebinde bulunduğunu ve butalebinin kabul edildiğini, ancak dava açıldığı zaman yürürlükte olmayan birdüzenlemeye dayanılarak, reddedilen miktar üzerinden nispi olarak hesaplanan18.531,34 TL vekâlet ücreti ödemeye mahkûm edildiğini, böylece lehinehükmedilen maddi ve manevi tazminatın neredeyse tamamının vekâlet ücreti olarakidareye geri verildiğini, bunun dayanağı olan 659 sayılı KHK’nin 14. maddesinin(1) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 36. ve 125. maddelerine aykırı olduğunu,Anayasa’da tanımlanan “hak arama hürriyeti”ninkullanılmasını engellediğini ileri sürmüş ve anılan kuralın iptalini talepetmiştir.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. Hak AramaÖzgürlüğünün İhlal Edildiği İddiası
24. Başvurucu, haksız çıkan tarafanispi vekâlet ücretine hükmedilmesine yönelik bir düzenlemenin olmadığı birdönemde dava açtığını ve o dönemde idari yargıda ıslah imkânı bulunmadığınıbelirterek dava açarken o dönemin koşullarına göre dava konusu tazminatmiktarını belirlediğini, dava devam ederken yürürlüğe giren 659 sayılı KHK’dakidüzenleme nedeniyle öngörmediği bir şekilde vekâlet ücreti ödemeye mahkûmedildiğini, bu durumun hak arama özgürlüğünü kısıtladığını iddia etmiştir. Başvurucunun bu iddiası, adilyargılanma hakkının bir unsuru olan mahkemeye erişim hakkı kapsamındaincelenecektir.
25. Bakanlık görüş yazısında, başvurunun bu yönünün kabuledilebilirliği konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.
26. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncüve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre,Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesiiçin, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’dagüvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğuek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa veSözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içerenbaşvurunun esasının incelenmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
27. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesinmeşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğubelirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğindenbu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesindebelirlenmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §22).
28. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
29. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“1. Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini istemek hakkına sahiptir. …”
30. Asker kişilerin, askeri idarenin eylem ve işlemlerindendoğan kişisel zararlarının tazmini, Sözleşme’nin 6. maddesinde ifade edilen “medeni hak ve yükümlülükler” kavramıiçerisinde yer almakta olup bu tür uyuşmazlıkların Anayasa ve Sözleşme’de düzenlenen adil yargılanma hakkının korumaalanı kapsamında yer aldığı konusunda tereddüt yoktur.
31. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden görülmeyen başvurunun bubölümünün kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. TazminatMiktarının Adil Olmadığı İddiası
32. Başvurucu, lehine hükmedilen tazminat miktarınınbelirlenmesinde, belgelendirilemeyen ulaşım, iaşe, ibate vb. masraflarının;vücut bütünlüğüne ilişkin zararlarının, kalıcı sakatlık nedeniyle maruz kaldığıgüç kaybının ve olay nedeniyle maruz kaldığı elem ve ıstıraplarının dikkatealınmaması nedeniyle AYİM kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerekyeniden değerlendirilmesini talep etmiştir.
33. Bakanlığın görüş yazısında yerel mahkemelerce olgularınveya hukukun değerlendirilmesindeki farklılıkların, Anayasa ve Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (Sözleşme) tarafından güvence altına alınan haklar veözgürlükler ihlal edilmediği sürece bireysel başvuru konusu yapılamayacağı,Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında,bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin(2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemecekabul edilemezliğine karar verilebileceğinin belirtildiği, tazminatmiktarlarının usulüne uygun, adil olup olmadığı tartışılabilirse de, bu konununilk derece mahkemelerinin yetkisinde olduğu, bu nedenle bu yöndeki şikâyetinbireysel başvuruya konu olamayacağı bildirilmiştir.
34. Başvurucu, cevap dilekçesinde başvurunun bu yönüneilişkin olan ve yukarıda nakledilen Bakanlık görüşüne karşı herhangi birbeyanda bulunmamış, Bakanlık görüşünün genelindeki aleyhe olan hususları kabuletmediğini bildirmiştir.
35. Başvurucu başvuru dilekçesinde AYİM’inhükmettiği tazminat miktarlarının maddi ve manevi zararlarını gidermediğini vebu nedenle hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek Anayasa Mahkemesince yenidendeğerlendirilmesini talep etmiştir. Başvurucunun bu şikayetiAnayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan vücut bütünlüğünün korunmasıhakkı çerçevesinde incelenecektir.
36. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncüve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre,Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesiiçin, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’dagüvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğuek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa veSözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içerenbaşvurunun esasının incelenmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
37. Somut başvuruya ilişkin ortak koruma alanının,Anayasa’nın 17. maddesi ve Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde tespit edilmesigerekmektedir.
38. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığınıkoruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı hallerdışında, kimsenin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel vetıbbi deneylere tabi tutulamaz.”
39. Sözleşme’nin “Özel veaile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna veyazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.”
40. Anılan Anayasa ve Sözleşme hükümleri ile kişinin maddi vemanevi varlığının bütünlüğü, gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişileringerekse özel kişilerin müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır. Buçerçevede devletin, egemenlik alanında yaşayan ve kontrolü altında bulunankişilerin maddi ve manevi varlıklarına yönelen müdahaleleri önleme, önlenememişolan müdahalelere yönelik olarak da gerekli soruşturma, kovuşturma, failleritespit edip cezalandırma ve gerektiğinde bundan doğan zararları etkili birşekilde bizzat karşılama veya sorumlularına karşılatma yükümlülüğübulunmaktadır. Kişilerin vücut bütünlüğüne yapılan bir müdahaleden doğanzararlara yönelik etkili bir tazminin sağlanamadığı ve bu çerçevede devletin,Anayasa’nın 17. maddesinden doğan koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğidurumlarda, kişinin vücut bütünlüğünün korunduğundan söz edilemez.
41. Bu çerçevede, askerlik görevi sırasında terör eylemisonucunda yaralanan başvurucunun, bu olay nedeniyle kendisine yeterli ve adilbir tazmin sağlanmadığı iddiası, Anayasa’nın 17. maddesi ve Sözleşme’nin 8.maddesinin ortak koruma alanı kapsamında yer almaktadır.
42. Öte yandan 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2)numaralı fıkrasında, açıkça dayanaktan yoksun bireysel başvuruların AnayasaMahkemesince kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir.
43. Somut olayda, bölücü terör örgütü militanları tarafındandöşenen mayının patlaması sonucu yaralanan ve bu nedenle 135 gün iş gücükaybına maruz kalan başvurucuya idare tarafından 2330 sayılı Kanun’un 3.maddesi uyarınca 11.771,20 TL tazminat ödenmiştir.
44. Kendisine ödenen tazminatı yeterli görmeyen başvurucu,idare aleyhine AYİM’de tam yargı davası açarakkarşılanmamış olan maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmesini talepetmiştir. Başvurucunun davasını inceleyen AYİM İkinci Dairesi başvurucununtazminat talebinin kısmen kabulüne karar vererek 5.311,00 TL maddi ve 20.000,00TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Kararın ilgili kısımlarışöyledir:
“ … bölücü terör örgütü mensuplarındayerleştirilen uzaktan kumandalı mayının patlaması sonucu aralarında davacınında bulunduğu (4) kişinin yaralandığı, olay neticesinde Osmaniye DevletHastanesine sevk edilen davacının, buradan GATA’ya sevkedildiği,yapılan tedavisini müteakip 17.08.2010 tarihinden geçeli olmak üzere 45 günhava değişimi verilerek taburcu edildiği, tedaviler sonucunda GATA tarafındanverilen 22.12.2010 gün ve … numaralı rapor ile davacıhakkında ‘A/25 F.10 Askerliğe Elverişlidir’ kararlı rapor verildiği, J.Gn.K.lığı Nakdi TazminatKomisyonu tarafından verilen 18.04.2011 gün ve 2011/82 sayılı karar ile,‘meydana gelen olayın, 2330 sayılı … Kanun kapsamında olduğuve aynı Kanunun 3’üncü maddesi uyarınca davacıya (135) gün iş gücü kaybıkarşılığı 11.771,20 TL nakdi tazminat ödenmesine’ karar verildiği, tarihlidilekçe ile davalı idareye müracaat ederek tazminat talep ettiği, ancak butalebe 60 gün içinde cevap verilmeyerek zımnen reddedilmesi üzerine süresiiçinde 29.07.2011 tarihinde AYİM’de iş bu davanınaçıldığı anlaşılmıştır.
İdare hukuku ilkelerine ve T.C. Anayasasının125’inci maddesine göre; idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararlarıödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarakkabul edilmiştir. İdarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceğiAnayasada belirtilmemiş olup bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarınabırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu, hizmet kusuru veya kusursuzsorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuruister kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın, idarenin tazminle sorumlututulabilmesi için bir zararın varlığı, zararı doğuran işlem veya eyleminidareye yüklenebilir nitelikte olması, zararlı sonuçla işlem veya eylemarasında doğrudan doğruya bir illiyet bağının bulunması, zarara yol açaneylemin bir hizmet kusuru teşkil etmesi veya kusursuz sorumluluk ilkelerininuygulanmasına elverir nitelikte olması şartlarının birlikte gerçekleşmesizorunludur. Maddi olguda bu koşullardan birinin yokluğu, idarenin tazminsorumluluğunu ortadan kaldırır. Bu nedenle ortada bir zarar yoksa veya meydanagelen zarar idari eylem ya da işlemden doğmamış ise yahut zararla idari eylemveya işlem arasında nedensellik bağı kurulamıyorsa idarenin tazminsorumluluğundan söz edilemez.
Dava konusu olayda;davacının mayın patlaması sonucunda yaralandığı, olayın meydana gelmesindedavalı idareye yüklenebilecek bir hizmet kusurundan bahsetme mümkün olmasa da,olayın görev sırasında meydana gelmesi ve yürütülen hizmet ile ortaya çıkanzararlı sonuç arasında doğrudan bir illiyet bağının bulunması nedeniyle, ortayaçıkan zararın zarar gören üzerinde bırakılmayarak topluma yayılmasının, adalet,eşitlik ve hakkaniyet kurallarına uygun düşeceğinden davacının zararının,kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince karşılanması gerektiği sonuç ve kanaatineulaşılmıştır.
Davacının olay sebebiyle maruz kaldığısakatlık oranının belirlenmesi için Kurulumuzca sevk edildiği GATAKomutanlığının 24.01.2012 gün ve … sayılıtıbbi rapor ile; davacının %4 oranında meslekte kazanma gücünden kaybettiğibildirilmiştir.
Davacının maddi zararının hesaplanması içinresen seçilen bilirkişi tarafından tanzim olunup Mahkememize ibraz edilen 12Nisan 2011 tarihli bilirkişi raporunda, nakdi tazminatın mahsubundan sonradavacı Özkan ŞEN’in 5.311,00 TL maddi tazminat hakedişinin bulunduğu bildirilmiştir.
…
Ayrıca davacı Özkan ŞEN’eolay nedeniyle duyduğu ve ömür boyu duyacağı acı ve ıstırabı kısmen de olsakarşılayabilmek amacıyla, olayın meydana geliş şekli, davacının askerlikstatüsü, paranın alım gücü ve işleyecek yasal faiz dikkate alınarak uygunmiktarda manevi tazminat verilmesine hükmedilmiştir.
…”
45. Görüldüğü üzere, başvurucu hakkındadüzenlenen tıbbi raporlar, iş gücü kaybı, sakatlık oranı, ilgili Kanun’a dayalıolarak yapılan nakdi tazminat ödemesi, asgari ücret miktarı ve diğer faktörlerdikkate alınarak bilirkişi marifetiyle başvurucunun maddi zararı hesaplanmış vemanevi zararı tespit edilerek buna ilişkin tazminat da Mahkemece takdir edilmişolup belirlenen tazminat miktarları ile davanın koşulları ve başvurucununuğradığı zararlar arasında açık bir orantısızlık bulunmadığı görülmektedir. Sonuç olarak AYİM’inkararında herhangi bir keyfilik tespit edilmediğinden Anayasa Mahkemesinintazminat miktarlarının belirlenmesi konusunda Mahkemenin takdir yetkisinemüdahalesi söz konusu olamaz.
46. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 17.maddesinde güvence altına alınan anayasal hakkına yönelik bir ihlal olmadığınınaçık olduğu anlaşıldığından, tazminat miktarının adil olmadığına dairbaşvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
47. Başvurucu, ıslah imkânının ve haksız çıkan tarafa nispivekâlet ücretine hükmedilmesine yönelik bir düzenlemenin olmadığı dönemde davaaçtığını ve dava açarken o dönemin şartlarına göre dava konusu miktarıbelirlediğini, dava devam ederken yürürlüğe giren 659 sayılı KHK’deki düzenlemeile öngörmediği bir şekilde vekâlet ücreti ödemeye mahkûm edildiğini, budurumun hak arama özgürlüğünü kısıtladığını iddia etmiştir.
48. Bakanlık görüş yazısında ilk olarak, mahkemeye erişim hakkının belli şartlaraltında bir takım sınırlamalara tabi tutulabileceği, bu sınırlamaların orantılıolup olmadığının, yargılama giderlerinin makullüğü, başvurucunun ödeme gücü,davanın özel ayrıntıları ve sorumluluğun yüklendiği dava safhasına göredeğerlendirilmesinin gerektiği ifade edilmiştir. İkinciolarak, yargılama giderlerinin karşılanmasında sorumluluğun büsbütünbaşvurucuya yüklenmesinin devletin adil yargılanma kapsamındaki haklarıgüvenceye alma noktasındaki pozitif yükümlülüğünün ihlali anlamına geldiği,ancak “kaybeden öder” kuralımuhtemel davacıları mahkeme önüne abartılı talepler getirmekten vazgeçirdiği içinAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), bu durumun mahkemeye erişim hakkınıengelleyici bir kısıtlama olabileceğini fakat bu tür bir düzenlemenin tekbaşına Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile çelişmeyeceğinibelirttiği ifade edilmiştir. Son olarak AİHM’e görebaşvuranın basit usuli kabahatine yüklenen usuli yaptırımın, kendisine yapılan kötü muameleden ötürüaldığı tazminat miktarını haksız yere düşürdüğü, bu durumun, başvuranınmahkemeye erişim hakkının özüne zarar veren bir kısıtlama olarak görüldüğü,başvuru konusu olayın çözümlenmesinde 659 sayılı KHK’nin mahkemeye erişimhakkına bir müdahale oluşturup oluşturmadığı, oluşturmakta ise bunun ölçülüolup olmadığı ve kişiye aşırı yük yükleyip yüklemediği ve şikâyet konusuişlemin hak arama hürriyetini ihlal ettiği yönündeki başvurucu iddialarınındeğerlendirilmesinde yukarıda belirtilen hususların da Anayasa Mahkemesince gözönünde bulundurulması gerektiğinin düşünüldüğü belirtilmiştir.
49. Başvurucu, 5/8/2013 tarihlicevap dilekçesinde, başvuru dilekçesindeki görüşlerini tekrarlayarak Bakanlıkgörüşünün, aleyhte olan yönlerini kabul etmediğini bildirmiştir.
50. Başvurucu lehine hükmedilen tazminat tutarının neredeysetamamının nispi vekâlet ücreti olarak başvurucudan tahsiline karar verilmesi vebu şekilde başvurucunun mahkemeye başvurmasının ve dava sonucunda lehinetazminata hükmedilmesinin önemli ölçüde anlamını yitirmiş olması, ihlaliddiasının özünü oluşturmaktadır.
51. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.maddesinde, mahkemeye erişim hakkına açıkça yer verilmemişse de maddenin (1)numaralı fıkrasındaki “herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, … bir mahkeme tarafından davasının … görülmesini istemekhakkı...” ifadeleri çerçevesinde ve hakkın doğası gereği mahkemeyeerişim hakkını da kapsadığının kabulü gerekir.
52. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyenveya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkemekararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkınıihlal edebilir.
53. Dava sonucundaki başarıya dayalı olarak taraflara vekâletücreti ödeme yükümlülüğü öngörülmesi de bu kapsamda mahkemeye erişim hakkınayönelik bir sınırlama oluşturur. Böyle bir sınırlamanın meşru görülebilmesiiçin kamu yararı ile birey hakkı arasında makul bir dengenin gözetilmiş olmasıgerekir. Başvuru konusu olayda dava açıldıktan sonra 2/11/2011tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 659 sayılı KHK ile idarenin taraf olduğudavaların, idarenin bünyesinde görev yapan kadrolu hukuk müşavirleri veavukatlar tarafından takibi öngörülmüş olup, davanın reddi halinde idare lehinevekalet ücretine hükmedilmesi düzenleme altına alınmıştır. Gereksiz başvurularınönlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin fuzuli yere meşguledilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacıyla başvurucularabelli yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamuotoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayıimkânsız hale getirmedikçe ya da aşırı derece zorlaştırmadıkça mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiği söylenemez. Dolayısıyla davayı kaybetmesi halindebaşvurucuya yüklenecek olan vekâlet ücreti bu çerçevede değerlendirilmelidir(B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38 - 39).
54. Buna karşılık bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyan başvurucuların, reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplananvekâlet ücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu,belirli dava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya damahkemeye başvurmalarını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu çerçevede,davanın özel koşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı,mahkemeye erişim hakkının asgari sınırını teşkil etmektedir.
55. Başvurucunun tam yargı (tazminat) davasını açtığı 29/7/2011 tarihi itibarıyla 1602 sayılı Kanun’da, dava dilekçesinde belirtilen talep konusumiktarın sonradan ıslah yoluyla değiştirilmesine veya dava sonucunda haksızçıkan davacının, her halükarda davalı idare lehine reddedilen miktar üzerindennispi vekâlet ücreti ödenmesini öngören bir düzenleme bulunmamaktadır.
56. Tazminat alacağının miktarı, ancak bilirkişi incelemesive benzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi çerçevesindebelirlenebilen bir olgudur. Tazminat müessesesinin bu özelliği gereği, hakkazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tam olarak bilinmesi veyaöngörülmesi mümkün değildir. Dava açılması aşamasında karşı karşıya kalınan bubelirsizliğin, talep miktarının sonradan düzeltilmesi (ıslah) yoluyla aşılmasıda 1602 sayılı Kanun gereği 2/11/2011 tarihi öncesindemümkün olmadığından, hak kaybına uğramak istemeyen davacılar için, tazminat taleplerineilişkin miktarları yüksek tutmaktan başka seçenek bulunmamaktadır.
57. Başvurucu da bu şartlar altında düzenlediği 29/7/2011 tarihli dilekçe ile idare aleyhine tam yargıdavası açarak 200.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminat talebindebulunmuştur. AYİM önündeki davalarda haksız çıkan davacı aleyhine ve davalıidare lehine vekalet ücreti ödenmesine ilişkin 659 sayılı KHK’nin 14.maddesindeki düzenleme, 2/11/2011 tarihinde yürürlüğegirmiş ve bu düzenlemeyi dikkate alan AYİM de başvurucu lehine toplam 25.311,00TL tazminata hükmettikten sonra başvurucunun, reddedilen fazlaya ilişkintazminat talepleri üzerinden davalı idareye 18.531,34 TL vekalet ücretiödemesine karar vermiştir. Görüldüğü üzere başvurucu, hak kazandığı 25.311,00TL tazminatın ancak 6.779,66 TL’lık kısmınakavuşabilmiştir. Bu nedenle AYİM’in tazminata ilişkinbu kararının etkili bir sonuç doğurmadığı, başvurucunun tazminat alacağınınönemli bir kısmından mahrum kaldığı ve bu durumun başvurucunun mahkemeye erişimhakkına yönelik bir müdahale oluşturduğunda kuşku yoktur.
58. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü içinherhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte, bunun hiçbirşekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özelsınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazısınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddedeherhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da, Anayasanın başkamaddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması damümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkinbir kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanansınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğuaçıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvencelereaykırı olamaz (AYM, E.2010/83, K.2012/169, K.T. 1/11/2012).AİHM de mahkemeye erişim hakkının dayanağı olan Sözleşme’nin 6. maddesinde adilyargılanma hakkın sınırlandırılması rejimi düzenlenmemiş olmasına rağmen, bununhiçbir surette mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılamayacağı anlamınıtaşımadığını, hakkın niteliği gereği, mahkemeye erişim konusunda devletin birtakım sınırlama ve düzenlemeler yapmasının kaçınılmaz olduğunu kabuletmektedir. Ancak, bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte,meşru bir amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılıolması, kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmayaçalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zorkülfetler yüklenmemiş olması gerekir (bkz. Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78, 28/5/1985, § 57).
59. Anayasa’nın “Temel hakve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
60. 659 sayılı KHK’nin 14. maddesi iletahkim usulüne tabi olanlar dâhil adli ve idari davalar ile icra dairelerindeidarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakematmüdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip veduruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlartarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde, ilgili mevzuata görehükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekâlet ücretinin takdiredileceği düzenlenmiştir. Bu süreçte, düzenleme öncesi hukuki duruma göre dava açankişiler, reddedilen dava konusu miktar üzerinden nispi vekâlet ücreti ödemezorunluluğu ile karşı karşıya kalmışlardır. Söz konusu düzenleme öncesinde AYİM’de açılan tam yargı davalarında belli koşullardareddedilen kısım üzerinden nispi vekalet ücretinehükmedilmesi mümkün ise de sözü edilen düzenleme ile kaybedilen her davaaçısından idare lehine vekalet ücretine hükmedilmesi kural halinegetirilmiştir.
61. Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına görekazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkememasraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkınamüdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksuntalepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir.
62. Ancak, yukarıda da ifade edildiği üzere, busınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalıve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararınıngerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacakşekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklenmemiş olmasıgereklidir.
63. 659 sayılı KHK’nin genel gerekçesinin ilgili kısımlarışöyledir:
“…
İdarelerin taraf oldukları uyuşmazlıkların;tarafların hak ve menfaatlerinin eşit ve dengeli olarak değerlendirilerek, adilve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesi, idarelerin taraf oldukları davaların;usul ekonomisine uygun olarak, imkanlar ölçüsündeidarelerin bünyesinde görev yapan kadrolu hukuk müşavirleri ve avukatlartarafından takibi, davaların takibinde, mahkeme kararlarının hukuka uygunolarak, adil, süratli ve en az masrafla verilebilmesine yardımcı olunmasıilkeleri getirilmektedir.
…
Genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinintaraf olduğu adli davaların başka bir idarenin bünyesinde takibindenkaynaklanan zaman ve kırtasiye israfının önüne geçilmesi, davaların kuralolarak her idarenin bünyesindeki görevliler tarafından takibi sayesinde gereklikoordinasyon ve işbirliğinin daha iyi sağlanması, davaların takibinde konusunagöre uzmanlaşma sağlanarak verimin artırılması öngörülmektedir.
… Bu kapsamda; genel bütçe kapsamındaki kamuidareleri ile özel bütçeli idarelerin tamamına kendi dava ve icra işlerini,kendi bünyelerinde istihdam edecekleri hukuk müşavirleri ve avukatlarıaracılığıyla takip etme imkanı getirilmektedir. Belliidarelerin birbirlerinden avukatlık hizmeti alabilmelerine imkansağlanmakta ayrıca idarelere, dava ve icra işlemlerinde serbest avukatlardan veavukatlık ortaklıklarından, hizmet satın alma imkanı getirilmektedir.
..”
64. 659 sayılı KHK’nin 14. maddesinin gerekçesi şuşekildedir:
“Madde ile,idarelerin taraf olduğu her türlü dava ve icra takibi sonrasında takibin idarelehine sonuçlanması halinde idare lehine vekalet ücreti takdir edilmesi yönündedüzenleme yapılmaktadır. Yapılan düzenlemeyle; artık idarelerin davaları veicra işlemlerini avukatla takip edip etmediğine bakılmaksızın, davalarınidarelerin lehine sonuçlanması halinde vekaletücretine hükmedilmesi öngörülmekte böylece bu konuda davalarını avukatla takipetmeyen idareler aleyhine oluşan aleyhe ve tarafların eşitliğine uygun düşmeyendurum ortadan kaldırılmaktadır. Ayrıca madde ile,tahsil edilen vekalet ücretlerinin dağıtımına dair usul de yeniden düzenlenereknetleştirilmektedir.”
65. Belirtilen düzenlemenin, yukarıda nakledilen gerekçelerdede ifade edilen hukuk hizmetlerinde etkililik ve uzmanlaşma ile kamu yararınınsağlanmasına yönelen amacı dikkate alındığında müdahalenin meşru bir amacınınolmadığı söylenemez. Bu çerçevede, talep konusunun reddedilen kısmının belirlibir oranının karşı tarafa vekâlet ücreti olarak ödenmesi yükümlülüğü öngörülmesitek başına mahkemeye erişim hakkını ihlal eden bir müdahale olaraknitelendirilemez.
66. Ancak somut olayın koşulları birbütün halinde değerlendirildiğinde, başvurucunun maddi durumunun elverişsizolması nedeniyle lehine adli yardım kararı verildiği, ayrıca dava açıldığısırada ıslah imkânının olmaması nedeniyle hak kaybına uğramamak amacıylatalebini yüksek tuttuğu, bilirkişi raporlarının tamamlanmasından sonra fazlayailişkin taleplerinden feragat etmesine rağmen bunun mahkemece kabul edilmediğive hak kazandığı tazminatın yaklaşık 3/4’ünü vekâlet ücreti adı altında davalıidareye geri ödemek zorunda bırakıldığı ve açılan tazminat davasının bu şekildebaşvurucu açısından anlamsız hale geldiği dikkate alındığında yapılanmüdahalenin ölçülü olduğu söylenemez
67. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
68. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
69. Başvuru konusu olayda, tespit edilen ihlalin sonuçlarınınortadan kaldırılması bakımından yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmadığından salt ihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında başvurucuya takdiren 8.000,00 TL manevitazminat ödenmesine, karar verilmesi gerekir.
70. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 172,50 TL harç ve 2.640,00 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 2.812,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle;
A. Tazminat miktarının adil olmadığı yönündeki başvurunun, “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine dairbaşvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahale nedeniyle başvurucuya8.000,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
E. Başvurucu tarafından yapılan 172,50 TL harç ve 2.640,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 2.812,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeHazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
7/11/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.