TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ÖZKAN KART BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2013/1201)
Karar Tarihi: 20/5/2015
R.G. Tarih- Sayı: 10/8/2015-29441
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Şermin BİRTANE
Başvurucu
:
Özkan KART
Vekili
:
Av. Sinem COŞKUN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, hükümlü olarak bulunduğu ceza infaz kurumundanbaşka bir ceza infaz kurumunda bulunan bir arkadaşına göndermek istediğimektubun, sakıncalı görülen cümlelerinin sansürlenmesi suretiyle alıcısınagönderilmesine karar verilmesi işlemi nedeniyle, haberleşme ve ifade özgürlüğününihlal edildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 11/2/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 30/9/2013tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 24/3/2014tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine kararverilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 24/3//2014 tarihindeAdalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, tanınan ek süre sonundagörüşünü 21/5/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesinesunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulangörüş başvurucu vekiline 3/6/2014 tarihinde tebliğedilmiştir. Başvurucu vekili 18/6/2014 tarihinde bugörüşe karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAYLAR VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru dilekçesi, ekleri ile başvuruya konu dosyaiçeriğinden tespit edilen olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle hükümlüolup Ankara 2 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaİnfaz Kurumunda (CİK) bulunmaktadır. Başvurucu, Ordu E Tipi Ceza İnfazKurumunda tutuklu/hükümlü olarak bulunan G. K.'ye birmektup yazmıştır.
9. Başvurucunun yazmış olduğu mektup MektupOkuma Komisyonunca sakıncalı bulunarak CİK Disiplin Kuruluna sevk edilmiştir.
10. Disiplin Kurulu 15/10/2012 tarihli ve 2012/570 sayılıkararıyla, arkalı önlü yazılmış dört sayfadan ibaret mektubun üçüncü sayfasının16. satırında “Sayın bakan o gün için…” ibaresiile başlayan ve “ya rabbim dedikten sonra amin diyorum” cümlesi ile biten beş satırlıkkısmı ile dördüncü sayfanın başında “Siirt’teGulan hevali tanıyorsun…”ibaresiile başlayan ve “…kullandığın için bu kezizleyicisin” ibaresi ile biten 5 satırlıkkısmın, kişilik haklarına saldırı niteliği taşıyan cümleler ve açlık greviniöven ifadeler içermesi nedeniyle sakıncalı bulunduğuna, söz konusu mektubunaslından sakıncalı görülen yerler çizilerek alıcısına gönderilmesine kararvermiştir. Başvurucu anılan karar hakkında Ankara İnfaz Hâkimliğine şikâyettebulunarak, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
11. Başvurucunun şikayetini inceleyen Ankara 2. İnfazHâkimliğinin 10/12/2012 tarihli ve E.2012/3418,K.2012/3614 sayılı kararıyla, hükümlü tarafından gönderilmek istenen mektuptageçen bazı ifadelerin şiddete, silahlı mücadeleye çağrı ve teşvik edicinitelikte olduğu, hakaret içerdiği, bu nedenle sınırlamanın demokratik toplumdagerekli ve orantılı olduğu gerekçeleriyle bir kısım ibareler açısındanşikayetin reddine; bazı ifadelerin ise şiddete, direnişe yahut isyana teşviketmediği, hakaret içermediği, nefret söylemi kapsamında değerlendirilemeyeceğigerekçesiyle bir kısım ibareler açısından şikayetin kabulüne karar verilmiştir.Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:
“Hâkimliğimizceyapılan değerlendirme neticesinde adı geçen tutuklu/hükümlü tarafındangönderilmek istenen mektubun 4. sayfasının başında ‘Siirt’te Gulan hevali tanıyorsun…’ibaresiile başlayan ve ‘…kullandığın için bu kez izleyicisin” ibaresi ile biten 5satırlık kısımda geçen ifadelerin, şiddeti, silahlı mücadeleye çağrı ve teşvikettiği, hakaret içerdiği, bu sebeple sınırlamanın demokratik bir toplumdagerekli ve oranlı olduğu, ifade özgürlüğü ve iletişim özgürlüğü kapsamındadeğerlendirilemeyeceği anlaşıldığından talebin kısmen reddine,
Disiplin cezasına konu mektubun 3. sayfasının16. satırında ‘Sayın bakan o gün için…’ ibaresi ile başlayan ve ‘ya rabbimdedikten sonra amin diyorum’ ibaresi ile bitenifadelerin ise şiddete, direnişe yahut isyana teşvik etmediği, hakaretiçermediği, nefret söylemi kapsamında değerlendirilemeyeceği göz önüne alınaraktalebin kısmen kabulüne ve izah edildiği şekilde şikayete konu mektubungönderilmesine karar vermek gerekmiştir.”
12. Anılan karar neticesinde, başvurucunun mektubunda geçenşu cümleler mektuptan çıkarılmıştır:
“Siirt’te Gülan hevali tanıyorsun. A., F., M. hevaller başlayan çalakileredahil olmuşlar, zaten takip ediyorsunuzdur. Yirmi günü geride bırakıyorlar.Öncekiler gibi on onbeş günde durmayınca sanırımciddiyeti anlaşılacaktır. İzliyoruz bakalım, sanırım sen geçen sefer hakkınıkullandığın için bu kez izleyicisin.”
13. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin kararına karşı Ankara 2.Ağır Ceza Mahkemesine itiraz yoluna başvurmuştur. Ankara 2. Ağır CezaMahkemesinin 28/12/2012 tarihli ve 2012/1691 sayılıkararıyla, İnfaz Hâkimliği kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiylebaşvurucunun itirazı reddedilmiştir. Bu karar başvurucuya 14/1/2013tarihinde tebliğ edilmiştir.
14. Başvurucu 11/2/2013 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
15. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza veGüvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 68. maddesi şöyledir:
“(1)Hükümlü, bu maddede belirlenenkısıtlamalar dışında, kendisine gönderilen mektup, faks ve telgrafları alma veücretleri kendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme hakkına sahiptir.
(2) Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisinegelen mektup, faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bukomisyon, olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.
(3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeyedüşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veyadiğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya kuruluşlarıpaniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti içeren mektup,faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından yazılmış isegönderilmez.
(4) Hükümlü tarafından resmî makamlara veyasavunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbideğildir.”
16. 5275 sayılı Kanun’un 121. maddesine dayanılarakçıkarılan, 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı ResmiGazetede yayımlanan, 20/3/2006 tarihli ve 2006/10218 sayılı Ceza İnfazKurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı HakkındaTüzüğün 91. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeyedüşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veyadiğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine nedenolan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehditve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlütarafından yazılmış ise gönderilmez.”
17. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve GüvenlikTedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 122. maddesi şöyledir:
“(1) 91 inci maddeye göre mektup alma vegönderme hakkı kapsamında hükümlüler tarafından yazılan mektup, faks vetelgraflar, zarfı kapatılmaksızın bu işle görevlendirilen ikinci müdürbaşkanlığında, idare memuru ve yüksek okul mezunu ikiinfaz ve koruma memuru tarafından oluşturulan mektup okuma komisyonunailetilmek üzere güvenlik ve gözetim servisi personeline verilir. Yapılanincelemeden sonra gönderilmesinde sakınca görülmeyen mektuplar üzerine"görüldü" kaşesi vurulur, zarf içerisine konularak kapatılır vepostaneye teslim edilir.
(2) Resmî makamlara veya savunması içinavukatına gönderilenler hakkında 91 inci maddenin dördüncü fıkrası hükmüuygulanır.
(3) Hükümlülere gönderilen ve açılıpincelendikten sonra verilmesinde sakınca olmadığı anlaşılan mektup, faks vetelgraflar zarfları ile birlikte verilir.”
18. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve GüvenlikTedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 123. maddesi şöyledir:
“(1) Mektup okuma komisyonunca, mahallinegönderilmesi veya hükümlüye verilmesi sakıncalı görülen mektuplar, en geç yirmidört saat içinde disiplin kuruluna verilir. Mektubundisiplin kurulu tarafından kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde,mektup aslı çizilmeden veya yok edilmeden şikâyet ve itiraz süresinin sonunakadar muhafaza edilir. Mektubun kısmen sakıncalı görülmesi hâlinde, aslıidarede tutularak fotokopisinde sakıncalı görülen kısımlar okunmayacak şekildeçizilerek disiplin kurulu kararı ile birlikte ilgilisine tebliğ edilir.Mektubun tamamının sakıncalı görülmesi hâlinde, sadece disiplin kurulu kararıtebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren infaz hâkimliğine başvuru içingereken süre beklenir. Bu süre içinde infaz hâkimliğine başvurulmamış ise,disiplin kurulu kararı yerine getirilir. İnfaz hâkimliğine başvurulmuş ise,infaz hâkimliği kararının tebliğinden itibaren itiraz süresi beklenir. İnfazhâkimliği kararına itiraz edilmemiş ise bu karara göre, itiraz edilmiş isemahkemenin kararına göre işlem yapılır.
(2) Hükümlüyeyapılacak tebligatta, tebliğ tarihinden itibaren onbeşgün içinde infaz hâkimliğine şikâyet hakkının kullanılmaması veya infazhâkimliği kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde ağır cezamahkemesine itiraz edilmemesi hâlinde, disiplin kurulu kararının kesinleşerekmektubun sakıncalı görülen kısımlarının okunmayacak şekilde çizilerekverileceği veya tamamı sakıncalı görülen mektubun verilmeyeceği bildirilir.
(3) Kısmen veya tamamen sakıncalı görülenmektuplar, iç hukuk veya uluslararası hukuk yollarına başvuru yapılmasıdurumunda kullanılmak üzere idarece saklanır.”
19. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk CezaKanunu’nun 298. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Hükümlü ve tutukluların beslenmesiniengelleyenler hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir. Hükümlüve tutukluların açlık grevine veya ölüm orucuna teşvik veya ikna edilmeleri yada bu yolda kendilerine talimat verilmesi de beslenmenin engellenmesi sayılır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
20. Mahkemenin 20/5/2015 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 11/2/2013 tarihli ve 2013/1201 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
21. Başvurucu, açlık grevlerinin dünya tarihinde ve dünyanınmuhtelif yerlerinde uygulanmış bir pasif direniş yöntemi ve kişinin kendibedeni üzerindeki bir tasarrufu olduğunu, şiddet içermediğini, bizatihi eyleminhiçbir kanun hükmüne aykırı olmadığını, salt eylemden bahsetmenin Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi'nin (AİHS, Sözleşme) 8. maddesinde öngörülen, hakkınsınırlandırılması kriterleri kapsamına girmeyeceğini,bu sınırlama kriterlerine aykırı olarak mektubunun sakıncalı görülmesi vesakıncalı görülen yerlerin çizilmesine karar verilmesi sonucunda haberleşme veifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüş ve manevi tazminat talebindebulunmuştur.
B. Değerlendirme
22. Başvuru formu ve eklerinde başvurucu Anayasa'nın 22.maddesinde yer alan haberleşme hürriyeti ile Anayasa’nın 26. maddesindedüzenlenen ifade hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de, buiddiaların özü, söz konusu mektuba cezaevi idaresince el konulması nedeniylehaberleşme hürriyetinin kısıtlanması hususu ile ilgilidir. Anayasa Mahkemesi,olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Busebeple başvurucunun bütün iddiaları haberleşme hürriyeti kapsamındadeğerlendirilmiştir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) dehaberleşme alanında ifade özgürlüğünün Sözleşme’nin 8. maddesi ile güvencealtına alındığını hatırlatmaktadır (Silverve Diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72, 6205/73, 7052/75,7061/75, 7107/75, 7113/75, 7136/75, 25/3/1983, §107).
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
23. Başvurucu, Anayasa'nın 22 ve 26. maddelerinde korunanhaberleşme ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia etmiştir.
24. Bakanlık görüşünde başvurucunun dile getirdiğişikâyetlerin Anayasa'nın 20, 22. ve 26. maddeleri ile Sözleşme'nin 8. ve 10.maddelerinde tanımlanan, haberleşme ve ifade özgürlüğüne ilişkin olduğubelirtilmiştir.
25. Başvurucunun, hükümlü olarak bulunduğu ceza infazkurumundan başka bir ceza infaz kurumunda bulunan bir arkadaşına göndermekistediği mektubun kısmen sakıncalı görülerek sakıncalı görülen yerler çizilmeksuretiyle alıcısına gönderilmesine karar verilmesi işlemi nedeniyle Anayasalhaklarının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksundeğildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı içinbaşvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Başvurucu veBakanlık Görüşleri
26. Başvurucu, olayda ifade ve haberleşme özgürlüğününkısıtlayıcı nedenlerinin hiç birinin mevcut olmadığını, açlık grevlerinin pasifdireniş şekli olduğunu, şiddet içermediğini, bu eylemlerden bahsetmenin veövücü nitelikte beyanlarda bulunmanın ulusal güvenlik, suçun veya düzensizliğinönlenmesi gibi sınırlandırma nedenlerini gerektirmediğini ileri sürmüştür.
27. Bakanlık görüşünde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin(AİHM) içtihatları hatırlatılmış ve başvurucunun iddialarının bu kararlardoğrultusunda değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir.
28. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında, başvurudilekçesindeki iddiaları tekrar etmiştir. Başvurucu ayrıca mektubunda şiddeteçağrı bulunmadığını, pasif bir sivil itaatsizlik eylemine dair kendi durumunuve görüşlerini paylaştığını belirterek haberleşme özgürlüğüne yapılanmüdahalenin demokratik toplumun gereklerine aykırı olduğunu iddia etmiştir.
b. Genel İlkeler
29. Anayasa’nın 22. maddesi şöyledir:
“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.Haberleşmenin gizliliği esastır.
Millî güvenlik, kamudüzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunmasıveya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veyabirkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine busebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkilikılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez vegizliliğine dokunulamaz. Yetkilimerciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkiminonayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saatiçinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum vekuruluşları kanunda belirtilir.”
30. Sözleşme’nin “Özel veaile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
“1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna vehaberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerininkorunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumdagerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahaleyapılamaz.”
31. AİHM, haberleşme özgürlüğüne ilişkin şikâyetleriSözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde incelemektedir. Bununla birlikteSözleşme’nin 8. maddesine karşılık Anayasa’da tek bir madde bulunmamaktadır.Başvurucunun iddialarına esas olan haberleşme özgürlüğü Anayasa’nın 22.maddesinde düzenlenmiştir.
32. Anayasa’nın 22. maddesinde, herkesin haberleşmeözgürlüğüne sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altınaalınmıştır. Sözleşme’nin 8. maddesinde de herkesin haberleşmesine (“correspondence”)saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesine yer verilmiştir.Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı, haberleşme özgürlüğünün yanı sıra,içeriği ve biçimi ne olursa olsun, haberleşmenin gizliliğini de güvence altınaalmaktadır. Haberleşme bağlamında, bireylerin karşılıklı ve toplu olarak sözlü,yazılı ve görsel iletişimlerine konu olan ifadelerinin gizliliğinin sağlanmasıgerekir. Posta, elektronik posta, telefon, faks ve internet aracılığıylayapılan haberleşme faaliyetlerinin, haberleşme özgürlüğü ve haberleşmeningizliliği kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Mehmet Koray Eryaşa, B.No:2013/6693, 16/4/2015, § 49).
33. Kamu makamlarının, bireyin haberleşme özgürlüğüne vehaberleşmesinin gizliliğine keyfi bir şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi,Anayasa ve Sözleşme ile sağlanan güvenceler kapsamında yer almaktadır.Haberleşmenin içeriğinin denetlenmesi, haberleşmenin gizliliğine ve dolayısıylahaberleşme özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale oluşturur. Bununla birliktehaberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp, meşru birtakım sınırlamalaratabidir. Bu kapsamdaki özel sınırlama ölçütleri, Anayasa’nın 22. maddesininikinci fıkrasında ve Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasındasayılmıştır (Mehmet Koray Eryaşa, B. No:2013/6693, 16/4/2015,§ 50).
34. AİHM kararlarına göre, haberleşme özgürlüğüne yapılanmüdahale öncelikle kanunla öngörülmelidir. Müdahalenin yasal dayanağınıoluşturan mevzuatın“ulaşılabilir”, yeterince açık ve belirli bir eylemingerektirdiği sonuçlar açısından “öngörülebilir”olması gerekir. İkinci olarak söz konusu sınırlandırma “meşru bir amaca” dayalı olmalıdır. Bununyanı sıra müdahale demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olmalıdır (Silver ve Diğerleri/Birleşik Krallık, B.No. 5947/72, 6205/73, 7052/75, 7061/75, 7107/75, 7113/75,7136/75, 25/3/1983, §§ 85-90; Klass ve Diğerleri/Almanya, B. No:5029/71, 6/10/1978, §§ 42-55; Campbell/Birleşik Krallık, B. No:13590/88,25/3/1992, § 34).
35. Dolayısıyla haberleşme özgürlüğüne yapıldığı iddia edilenmüdahalelerin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin varolup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.
c. Genel İlkelerinSomut Olaya Uygulanması
i. MüdahaleninMevcudiyeti
36. Başvurucunun, hükümlü olarak bulunduğu ceza infazkurumundan başka bir ceza infaz kurumunda bulunan bir arkadaşına göndermekistediği mektubun bazı bölümleri, Cezaevi Disiplin Kurulu tarafından kısmensakıncalı görülmüş ve sakıncalı görülen yerlerin sansürlenmesi suretiylealıcısına gönderilmesine karar verilmiştir. Dolayısıyla anılan işlem ile kamumakamları tarafından başvurucunun haberleşme özgürlüğüne bir müdahaleyapılmıştır.
ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
37. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 22. maddesininikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasınadayanmadığı ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerinegetirmediği müddetçe Anayasa’nın 22. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bunedenle, sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama,Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme,Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetingereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olupolmadığının belirlenmesi gerekir.
Kanunilik
38. Haberleşme özgürlüğüne getirilen sınırlamaların önceliklekanunla öngörülmüş olması gerekmektedir. AİHM içtihatlarında ifade edilenkanunla öngörülme kriteri, kendi içerisinde üç temelprensibi içermektedir. İlk olarak, müdahale teşkil eden eylem mevzuatta yeralan bir düzenlemeye dayanmalıdır. Keza, müdahalenin dayanağını teşkil edendüzenlemenin ilgili kişi açısından yeterli derecede ulaşılabilir olmasıgerekmektedir. Son olarak, söz konusu düzenleme, hitap ettiği kişilerbakımından davranışlarını ona göre yönlendirme ve belli koşullar çerçevesindeeylemleri neticesinde meydana gelebilecek sonuçları öngörebilmeye olanaksağlayacak açıklıkta olmalıdır (Bkz. Silverve Diğerleri/Birleşik Krallık, B.No.5947/72, 6205/73, 7052/75, 7061/75, 7107/75, 7113/75, 7136/75, 25/3/1983, §§ 86-88).
39. Kanunilik ilkesinin yerine getirilmesinin, haberleşmehürriyetinin kısıtlanabileceğine dair genel bir yasal düzenleme yapılması ilemümkün olduğu söylenemez. Buna göre, “kanununkalitesi” olarak tanımlanabilecek kanuni düzenlemede bulunmasıgereken temel esaslar belirlenerek takdir yetkisi kullanacak mercilerin sınırlarınında netliğe kavuşturulması gereklidir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi GenelKurulunun kararında belirttiği üzere kanunun temel esasları, ilkeleri veçerçevenin ortaya konulmuş olması gerekir (bkz. AYM, E.1984/14, K.1985/7, K.T. 13/6/1985). Bu noktada, özellikle kanunun idari makamlara,haberleşme özgürlüğüne müdahale konusunda takdir yetkisi tanıdığı durumlarda,ilgili kanunun bu yetkinin çerçevesini belirli bir açıklıkta belirlemesigerekmektedir (Mehmet Nuri Özen veDiğerleri/Türkiye, B. No: 15672/08, 24462/08, 27559/08, 28302/08,28312/08, 34823/08, 40738/08, 41124/08, 43197/08 51938/08 ve 58170/08, 11/1/2011, § 56; Tan/Türkiye,B. No:9460/03, 3/7/2007, § 21).
40. Cezaevi idaresinin, hükümlü ve tutuklularınhaberleşmesine müdahalesinin Anayasa’nın 22. maddesinin hangi fıkrasıkapsamında kaldığının belirlenmesi müdahalenin kanuniliği açısından önemlidir.Zira ikinci fıkra kapsamında olduğunun kabulü halinde hâkim kararı veya onayıolmaksızın yapılan bir müdahale kanunilik ilkesini karşılamayacaktır. Öteyandan üçüncü fıkranın gündeme gelmesi durumunda kanun koyucunun cezaeviniistisna kamu kurumu olarak kabul edip etmediği değerlendirilecektir.
41. 5275 sayılı Kanun’un “Hapis cezalarının infazındagözetilecek ilkeler” başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendişöyledir:
“Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin düzenlibir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığıhürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî vemanevî koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğerhakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülenkurallar uyarınca kısıtlanabilir.”
42. Buna göre 5275 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (b) bendinde yer alan “…Hükümlülerin,Anayasada yer alan diğer hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, buKanunda öngörülen kurallar uyarınca kısıtlanabilir.” ibaresiuyarınca cezaevlerinin haberleşme hürriyetinin kısıtlanabileceği istisnai kamukurumu olarak kabul edildiği değerlendirilmiştir (Mehmet Koray Eryaşa, B.No:2013/6693, 16/4/2015, § 76).
43. Somut olayda, hükümlülerin cezaevinden yaptıklarıyazışmaların denetimi ve sınırlandırılmasının dayanağını, 5275 sayılı Kanun’un68. maddesi ile Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve GüvenlikTedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 91., 122. ve123. maddeleri oluşturmaktadır.
44. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesindeve anılan Tüzüğün 91. maddesinde, hükümlülerin mektup, faks ve telgraf göndermeve kendilerine gönderilenleri alma hakkına sahip oldukları, resmi makamlaraveya savunmaları için avukatlarına gönderdikleri mektup, faks ve telgraflarındenetime tabi olmadığı, “Kurumun asayiş vegüvenliğini tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkaramaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine nedenolan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehditve hakareti içeren mektup, faks ve telgrafların” hükümlüyeverilmeyeceği, hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir.
45. Gerek 5275 sayılı Kanun gerekse anılan Tüzük, ResmiGazetede yayımlanmış olup bu mevzuatın erişilebilir olduğunda kuşku yoktur.Anılan mevzuatta cezaevi disipliniyle ilgili hükümler, cezaevinde hükümlülerinmektup, faks ve telgrafları gönderme ve alma hakkı, buna getirilen kısıtlamalarve izlenecek usuller yeterince açık ve anlaşılabilir şekilde düzenlenmiştir.Hükümlünün mektubunun denetimi, kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi halindebaşvurulacak tedbirler ile bu yöndeki işlemlere karşı hükümlününbaşvurabileceği dava yollarının da düzenlendiği, bu haliyle ilgili düzenlemeninyeterince açık, anlaşılabilir ve öngörülebilir olduğu sonucuna varılmıştır.
46. AİHM’in Gülmez/Türkiyekararında da 5275 sayılı Kanun’un, Avrupa İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veyaAşağılayıcı Muamele veya Cezaları Önleme Komitesi tarafından incelendiği,herhangi bir eleştiriye maruz kalmadığı, hükümlerinin yapılan herhangi birhaksız müdahaleye karşı yerinde koruma sağlayabilecek derecede açık veayrıntılı olduğu tespiti yapılmıştır (Gülmez/Türkiye,B. No:16330/02, 20/5/2008, § 51).
47. Görüldüğü üzere, müdahalenin dayanağı olan kanun hükmü,hak ve özgürlüğe yönelen müdahalelerin sınırlarını yeterli bir açıklıkta ortayakoyan, erişilebilir ve öngörülebilir bir düzenlemedir. Yapılan değerlendirmelerneticesinde, 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
Meşru Amaç
48. Haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin meşru kabuledilebilmesi için bu müdahalenin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasındasayılmış olan millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genelsağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerininkorunması sebeplerinden biri veya birkaçına dayanması gerekir.
49. Sözleşme’nin 8. maddesinin (2)numaralı fıkrasında da haberleşme özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin hukukauygun ve demokratik toplumda gerekli olması ile ulusal güvenlik, kamugüvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genelsağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerininkorunması amaçlarıyla yapılmış olması aranmakta olup, bu şartlar altındayapılmayan müdahaleler yasaklanmıştır.
50. Anayasa’nın 22. maddesinde haberleşmenin gizliliğineyönelik müdahalenin ikinci fıkrada belirtilen amaçlar çerçevesinde olabileceğidüzenlenmiştir. Ayrıca müdahalenin hâkim kararıyla yapılması gerekmektedir.Bununla birlikte üçüncü fıkrada bazı kamu kurum ve kuruluşlarının kanun ileistisna tutulabileceği de belirtilmiştir. Üçüncü fıkrada belirtilen istisna,hâkim kararı alınması şartına yönelik olarak anlaşılmalı, 22. maddenin ikincifıkrasında belirtilen sınırlama sebeplerinin genişletilebileceği şeklindeyorumlanmamalıdır. Temel hak ve özgürlüklerin yalnızca Anayasa’nın ilgilimaddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlanabileceğini öngörenAnayasa’nın 13. maddesindeki düzenleme ve özgürlüklere getirilen sınırlamalarındar yorumlanması gereği karşısında, Anayasa’nın 22. maddesinin ikincifıkrasında öngörülen haberleşme hürriyetine getirilebilecek sınırlamasebeplerinin, anılan maddenin üçüncü fıkrasına dayanılarak kanunlagenişletilmesi mümkün değildir.
51. Yukarıda da belirtildiği gibi, cezaevlerinin Anayasa’nın22. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kalan istisnai kamu kurumu olduğukabul edilmekle birlikte, bu istisna, anılan kurumlar tarafından hâkim kararıalınması şartı aranmaksızın haberleşme hürriyetine müdahale niteliğinde işlemtesis edilebileceği anlamına gelmektedir. Bununla birlikte, bu kurumlarınhaberleşme hürriyetine müdahale anlamındaki işlemlerinin meşru olabilmesi için,mutlaka Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmasebeplerine dayalı olması gerekmektedir.
52. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin(3) numaralı fıkrasında, “Kurumun asayiş vegüvenliğini tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkaramaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine nedenolan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehditve hakareti içeren mektup, faks ve telgrafların” hükümlüyeverilmeyeceği, hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir.Buradabelirtilen sebeplerin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmışolan kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi genel amacı çerçevesindecezaevinde güvenliğin ve disiplinin sağlanmasını hedeflediği söylenebilir.
53. Somut olayda, başvurucunun göndermek istediğimektubundaki bazı cümlelerin sansürlenmesine yönelik Cezaevi Disiplin Kurulunun15/10/2012 tarihli kararında, anılan satırlarınkişilik haklarına saldırı niteliği taşıması ve açlık grevini övücü ifadeleriçermesi gerekçesine dayanılmıştır.
54. Başvurucu bu karara itiraz etmiş, Ankara İnfazHâkimliğinin 10/12/2012 tarihli ve E.2012/3418,K.2012/3614 sayılı kararıyla, itirazın bir kısmı kabul, bir kısmı isereddedilmiştir.
55. İnfaz hâkimliğinin incelemesi sonucunda,söz konusu mektubun 4. sayfasının başında yer alan “Siirt’te Gulan hevalitanıyorsun (…)” ibaresi ile başlayan ve “(…) kullandığın için bu kez izleyicisin” ibaresi ile biten5 satırlık bir kısımda geçen ve başvurucunun, Türkiye’de çeşitli cezaevlerinde,yasadışı silahlı terör örgütü PKK'nın kurucusu ve yöneticisi olan AbdullahÖcalan’ın koşullarının iyileştirilmesi talebiyle başlatılan açlık grevlerininne kadar süreyle yapılması halinde etkili olacağını belirttiği cümlelerinin karalanmasısuretiyle mektubun gönderilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
56. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 298. maddesinin (2)numaralı fıkrası hükmü uyarınca, hükümlü ve tutukluların açlık grevine veyaölüm orucuna teşvik veya ikna edilmeleri ya da bu yolda kendilerine talimatverilmesi suçtur.
57. Bu kapsamda, başvurucunun mektubunun, açlık grevlerineyönelik cümlelerinin sansürlenerek gönderilmesi suretiyle haberleşmeözgürlüğüne yapılan müdahalenin, kamu düzeni, cezaevlerinde güvenliğinsağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarını taşıdığı ve bunun daAnayasa'nın haberleşme özgürlüğüne ilişkin 22. maddesinin ikinci fıkrasıkapsamında meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.
Demokratik Toplumda Gerekli Olma ve Ölçülülük
58. Başvurucu, mektubunda şiddete çağrı bulunmadığını, pasifbir sivil itaatsizlik eylemine dair kendi durumunu ve görüşlerini paylaştığınıbelirterek haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplumungereklerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
59. Bakanlık görüşünde, AİHM kararlarında, ceza infazkurumlarında bulunan kişilerin yazışmalarının belirli ölçüde kontrolünün başlıbaşına Sözleşme’nin ihlaline sebebiyet vermeyeceği, keza ceza infaz kurumununolağan ve makul gereksinimleri dikkate alınarak bir değerlendirmede bulunmanıngerekli olduğunun vurgulandığı belirtilmiştir.
60. AİHM içtihatlarında ifade edilen demokratik toplumdazorunluluk kavramı, müdahale teşkil eden eylemin acil bir toplumsal ihtiyaçtankaynaklanması ve takip edilen meşru amaç bakımından orantılı olması unsurlarınıiçermektedir (Silver ve Diğerleri /BirleşikKrallık, B.No. 5947/72, 6205/73, 7052/75,7061/75, 7107/75, 7113/75, 7136/75, 25/3/1983, § 97).
61. AİHM, haberleşme hürriyetine yapılan müdahalelerindemokratik toplumda zorunluluk teşkil etmesine ilişkin kriteri incelediğikararlarda, öncelikle, ceza infaz kurumlarında bulunan kimselerinyazışmalarının belirli ölçüde kontrolünün başlı başına Sözleşme’nin ihlalinesebebiyet vermeyeceğini, keza ceza infaz kurumunun olağan ve makul gereksinimleridikkate alınarak bir değerlendirmede bulunmanın gerekli olduğunu belirtmiştir (Mehmet Nuri Özen/Türkiye, B. No: 15672/08,24462/08, 27559/08, 28302/08, 28312/08, 34823/08, 40738/08, 41124/08, 43197/0851938/08 ve 58170/08, 11/1/2011, § 51; Silver ve Diğerleri/Birleşik Krallık, B.No. 5947/72, 6205/73, 7052/75, 7061/75, 7107/75, 7113/75,7136/75, 25/3/1983, § 98).
62. AİHM, her somut olayda kamu makamlarının budeğerlendirmeyi yaparken, mektup gönderme ve almanın ceza infaz kurumlarındabulunan hükümlülerin ve tutukluların dış dünya ile tek bağlantısı olduğugerçeğini göz önünde bulundurması gereğini belirtmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, B. No:13590/88, 25/3/1992,§ 45).
63. Haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp, meşrubirtakım sınırlamalara tabidir. Bu özgürlüğe ilişkin olarak Anayasa'nın 22.maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların Anayasa'nın 13.maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülükilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılmasıgerekmektedir (Yasemin Çongar ve Diğerleri,B. No: 2013/7054, 6/1/2015, § § 57-58).
64. Anayasa’da belirtilen demokrasi, çağdaş ve özgürlükçü biranlayışla yorumlanmalıdır. "Demokratik toplum" ölçütü, Anayasa'nın13. maddesi ile AİHS'in "demokratik toplumdüzeninin gerekleri" ölçütünün bulunduğu 8., 9.,10. ve 11. maddelerindeki paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarlademokratik toplum ölçütü, çoğulculuk, hoşgörü, açık fikirlilik ve toleranstemelinde yorumlanmalıdır (Abdullah Öcalan,B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 93; Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12/11/2014,§§92-93).
65. Nitekim Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarıuyarınca, "Demokrasiler, temel hak veözgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir.Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getirensınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bunedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluylademokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve ancakyasayla sınırlandırılabilirler." (AYM, E.2006/142, K.2008/148,K.T. 24/9/2008). Başka bir ifadeyle, yapılan sınırlamahak ve özgürlüğün özüne dokunarak, kullanılmasını durduruyor veya aşırıderecede güçleştiriyorsa, etkisiz hale getiriyorsa veya ölçülülük ilkesineaykırı olarak sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa demokratiktoplum düzenine aykırı olacaktır (AYM, E.2009/59, K.2011/69, K.T. 28/4/2011; AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 17/4/2008; Abdullah Öcalan, B. No: 2013/409,25/6/2014, § 94; Fatih Taş, B.No: 2013/1461, 12/11/2014, §§92-93).
66. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temelhak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmakiçin seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple haberleşme özgürlüğü alanındagetirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahaleninelverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051,20/2/2014, § 84 ; Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12/11/2014,§§92-93).
67. Müdahalenin orantılı olduğundan söz edebilmek için, temelhakka daha az zarar verebilecek ancak aynı zamanda güdülen amacı yerinegetirebilecek nitelikte olan yöntemin tercih edilmiş olması gerekmektedir (Nada/İsviçre, B. No: 10593/08, 12/9/2012, § 183).
68. Hükümlü veya tutuklular, Anayasa'nın 19. maddesikapsamında hukuka uygun olarak "birmahkûmiyet kararına bağlı olarak tutma" olarakdeğerlendirilebilecek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı dışında (bkz. İbrahim Uysal, B.No:2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33) Anayasa'nın veSözleşme'nin ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamınagenel olarak sahiptirler (Aynı yönde benzer bir karar için bkz. Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B.No. 74025/01, 6/10/2005, § 69). Bununla birliktecezaevinde tutulmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin teminigibi cezaevinde güvenliğin sağlanmasına yönelik kabul edilebilir makulgerekliliklerin olması durumunda sahip oldukları haklar sınırlanabilir (Turan Günana, B.No:2013/3550, 19/11/2014, §35).
69. Ceza infaz kurumlarına gelen veya bu kurumlardan gönderilenyazışmalara yapılan müdahalelere gerekçe olarak gösterilebilecek yukarıdabelirtilen makul nedenlerin, somut olayın tüm koşulları çerçevesi dâhilindeobjektif bir gözlemciyi haberleşme hakkının kötüye kullanıldığına iknaedebilecek nitelikte olaya özgü olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesigerekmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, B. No:13590/88, 25/3/1992, § 48). Bunun yanı sıra, yapılacak değerlendirmedehükümlüler hakkında uygulanan infaz rejiminin ve mahkûmiyet sebeplerinin dedikkate alınması gerekmektedir (Silver veDiğerleri/Birleşik Krallık, B.No. 5947/72,6205/73, 7052/75, 7061/75, 7107/75, 7113/75, 7136/75, 25/3/1983,§ 98, § 102; Atilla ve diğerleri/Türkiye,B. No: 18139/07, 11/5/2010, (k.k.)).
70. Somut olayda, öncelikle, gerek cezaevi disiplin kurulukararı gerekse İnfaz hâkimliği kararı sonucunda, başvurucunun dört sayfadanoluşan mektubunun imhası veya gönderilmesinin tamamen engellenmesi gibi birdurum olmadığının altı çizilmelidir. İnfaz hâkimliği kararıyla başvurucunun itirazlarınınbir kısmı kabul bir kısmı ret olunmuştur. Nihayetinde, sözkonusu mektubun 4. sayfasının başında yer alan “Siirt’teGulan hevali tanıyorsun(…)” ibaresi ile başlayan ve “(…)kullandığın için bu kez izleyicisin” ibaresi ile biten 5 satırlıkkısımda geçen ve başvurucunun, Türkiye’de çeşitli cezaevlerinde, yasadışısilahlı terör örgütü PKK'nın kurucusu ve yöneticisi olan Abdullah Öcalan’ınkoşullarının iyileştirilmesi talebiyle başlatılan açlık grevlerinin ne kadarsüreyle yapılması halinde etkili olacağını belirttiği cümlelerinin karalanmasısuretiyle mektubun gönderilmesine karar verilmiştir.
71. Başvurucu, Adalet Bakanlığı görüşüne karşı verdiğicevapta, cezaevlerinde kalan birçok kişinin açlık grevleriyle ilgiligörüşlerini kamuoyuyla paylaştığını belirtmiştir. Ancak somut olayda,başvurucunun mektubunda sansürlenen cümlelerinin görüşlerini açıklamanınötesinde, önceki açlık grevleriyle mektubun yazıldığı tarihte sürdürülen açlıkgrevlerini kıyaslayarak, açlık grevlerinin ne kadar süreyle yapılması halindeetkili olacağını belirttiği görülmektedir. Başvurucu terör örgütüne üye olmasuçu nedeniyle hükümlüdür ve mektubun alıcısı olan kişinin de daha önce açlıkgrevi yürütmüş bir kişi olduğu söz konusu mektup içeriğinden anlaşılmaktadır.Dolayısıyla, somut olayın tüm koşulları çerçevesinde, sansürlenmesine kararverilen bu cümlelerin açlık grevini teşvik edici, övücü nitelikte olduğuyolunda objektif bir gözlemciyi ikna edebileceği kanaatine varılmıştır. 5237sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 298. maddesinin (2) numaralı fıkrası hükmüuyarınca, hükümlü ve tutukluların açlık grevine veya ölüm orucuna teşvik veyaikna edilmeleri ya da bu yolda kendilerine talimat verilmesi suçtur. Cezaeviidaresi tarafından başvurucunun mektubunda geçen söz konusu ifadelerin,mektubun gönderileceği kişinin de bir başka cezaevinde hükümlü olduğu dikkatealınarak, cezaevinde disiplinin ve güvenliğin sağlanması, suçun önlenmesiamacıyla sansürlenmek suretiyle mektubun gönderilmesi şeklinde tedbir alınmasımakul görülmüştür (Bkz. Atilla veDiğerleri/Türkiye, B. No: 18139/07, 11/5/2010, (k.k.)).
72. Bunun yanı sıra, mektupta 5satırlık bir kısımda geçen ve başvurucunun, Türkiye’de çeşitli cezaevlerinde, yasadışısilahlı terör örgütü PKK'nın kurucusu ve yöneticisi olan Abdullah Öcalan’ınkoşullarının iyileştirilmesi talebiyle başlatılan açlık grevlerinin ne kadarsüreyle yapılması halinde etkili olacağını belirttiği cümlelerinin karalanması suretiylemektubun gönderilmesine karar verildiğinden, bu tedbirin, Anayasa’nın 22. veSözleşme’nin 8. maddesi bağlamında orantısız olduğundan da söz edilemez. Bu kapsamda, kamu makamlarıtarafından söz konusu mektupta geçen anılan cümlelerin sansürlenmesi suretiylemektubun gönderilmesine karar verilmesinin demokratik bir toplumda gerekli veorantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
73. Buna göre, yukarıdaki açıklamalar ışığında başvurucununhaberleşme özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların Anayasa’nın 22. maddesi anlamındademokratik toplumda kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi içingerekli olan demokratik toplum düzenin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırıolduğu söylenemez.
74. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun iddialarının bir ihlaliçermediği anlaşıldığından, Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınanhaberleşme hürriyetinin ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle,
A. Başvurucunun,
1.Anayasa’nın 22. maddesinde yer alan haberleşme özgürlüğünün ihlaline ilişkin şikâyetlerinKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,
2.Başvurucunun Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşmeözgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE, M. Emin KUZ’un karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, OY BİRLİĞİYLE,
20/5/2015 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
Birceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucunun, başka bir ceza infazkurumundaki arkadaşına göndermek istediği mektubun beş satırlık bölümününsakıncalı görülerek okunmayacak şekilde çizilmek suretiyle gönderilmesine kararverilmesi sebebiyle haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiği yönündeki iddiasıçoğunluk tarafından isabetli bulunmamış ve söz konusu özgürlüğün ihlaledilmediğine karar verilmiştir.
Kararıngerekçesinde, anılan işlemle başvurucunun haberleşme özgürlüğüne bir müdahaleyapılmakla birlikte bu müdahalenin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı, Anayasanın22. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru bir amacının bulunduğu vedemokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olma kriterlerineuygun olduğu belirtilmiştir.
Karardada belirtildiği üzere, hükümlülerin Anayasanın 19. maddesi kapsamında hukukauygun şekilde tutma olarak değerlendirilebilecek kişi özgürlüğü ve güvenliğihakkı dışında temel hak ve hürriyetlerin tamamına genel olarak sahip oldukları,ancak cezaevinde tutulmanın sonucu olarak, suçun önlenmesi ve disiplininsağlanması gibi cezaevinde güvenliğin sağlanmasına yönelik makulgerekliliklerin bulunması hâlinde bu hakların sınırlanabileceği, haberleşmeözgürlüğünün mutlak nitelikte olmadığı, bu özgürlüğe meşru bazı sınırlamalarıngetirilebileceği, ancak buna ilişkin olarak Anayasanın 22. maddesinin ikincifıkrasında sayılan sınırlamaların Anayasanın 13. maddesi ile güvence altına alınandemokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkesiyle bağdaşıpbağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması gerektiği ve “demokratiktoplum düzeninin gerekleri” ölçütünün çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliktemelinde yorumlanması gerektiği kabul edilmektedir ( § 59–67).
Yinekararda da belirtildiği gibi, cezaevlerine gelen ve buralardan gönderilenmektuplara yapılan müdahalelere gerekçe olarak gösterilecek sebeplerin, olayınşartları dahilinde “objektif bir gözlemciyi haberleşmehakkının kötüye kullanıldığına ikna edebilecek nitelikte” olması, müdahaleninolaya özgü olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesi gerekmektedir (§ 68).
Kararda,mektubun 4. sayfasında yer alan beş satırlık kısımda görüş açıklamanınötesinde, önceki açlık grevleriyle hâlen devam eden açlık grevlerininkıyaslanarak, bunların ne kadar süreyle yapılması hâlinde etkili olacağınınbelirtildiği, somut olayın şartları çerçevesinde bu cümlelerin açlık greviniteşvik edici, övücü nitelikte olduğu, hükümlü ve tutukluların açlık grevineteşvik veya ikna edilmelerinin ya da bu yolda talimat verilmesinin suç olduğuve mektubun gönderileceği kişinin de başka bir cezaevinde hükümlü olduğudikkate alınarak, cezaevinde disiplinin ve güvenliğin sağlanması ve suçunönlenmesi amacıyla sansürlenmek suretiyle gönderilmesi şeklinde tedbiralınmasının makul görüldüğü belirtilmektedir.
Oysabaşvurucunun, mektubun anılan satırlarında geçen “… zatentakip ediyorsunuzdur. Yirmi günü geride bırakıyorlar, öncekiler gibi on-onbeş günde durmayınca ciddiyeti anlaşılacaktır” şeklindekicümlelerinden açlık grevinde zaten yirmi günün dolduğu, dolayısıyla bu sözleringrevin süresi veya öncekilerden daha uzun sürmesi gerektiği konusunda birtalimat gibi değerlendirilemeyeceği anlaşılmaktadır. Bucümlenin ardından gelen “İzliyoruz bakalım, sanırım sen geçen sefer hakkınıkullandığın için bu kez izleyicisin” cümlesi ve mektupta geçen diğer ifadelerbaşvurucunun da, mektubu gönderdiği hükümlünün de açlık grevinde olmadıklarınıgösterdiği gibi, anılan satırlarda açlık grevine teşvik veya ikna edici ya datalimat olarak nitelendirilebilecek bir ifade de bulunmamaktadır.
Cezaevidisiplin kurulu ile derece mahkemelerinin kararlarında, mektubun gönderildiğicezaevinde mahkûmlar arasında anılan satırların sansürlenmesini gerektirecekboyutta ve büyük çaplı bir açlık grevi yürütüldüğü yönünde, cezaevinde düzenive güvenliği tehlikeye sokan özel ve olağanüstü şartların bulunduğuna dairherhangi bir gerekçeye de yer verilmediği görülmektedir (§ 10–12).
Anılankararlarda mektup gönderme ve almanın cezaevlerindeki hükümlü ve tutuklularındış dünya ile başlıca bağlantı yollarından biri olduğu gözönündebulundurulmadığı gibi, müdahalede “demokratik toplum düzeninin gerekleri”ölçütünün hoşgörü ve açık fikirlilik temelinde yorumlandığını kabul etmek demümkün görünmemektedir.
Ayrıca,başvurucunun haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahaleye gerekçe olarakgösterilen sebeplerin, olayın şartları dahilindeobjektif bir gözlemciyi haberleşme hakkının kötüye kullanıldığına iknaedebilecek nitelikte olduğu ve müdahalenin olaya özgü olgu ve bilgilerlegerekçelendirildiği de söylenemez.
Busebeplerle, başvurucunun haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğini düşündüğümdençoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.
Üye
M. Emin KUZ