TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ÖZLEM KENAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2018/25808)
Karar Tarihi: 7/4/2021
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Selahaddin MENTEŞ
İrfan FİDAN
Raportör
:
Ali KOZAN
Başvurucu
:
Özlem KENAN
Vekili
:
Av. Duygu MOLLAOĞLU
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, mahkûmiyet kararının bir sonucu olarakavukatlık mesleğindeki hak ve yetkilerini kullanmasının yasaklanması nedeniyleözel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 17/8/2018 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUlusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu, Adana Barosuna kayıtlı olarak bir hukukbürosunda serbest avukatlık yapmaktadır. Başvurucu ve aynı hukuk bürosundaortak olarak çalıştığı dört avukat hakkında 20/10/2008 tarihinde suçduyurusunda bulunulmuştur. Şikâyetçi, iş hukuku kapsamında dava açılması içinanlaşarak avukatlık ücret sözleşmesi imzaladığını ve şikâyetçi olduğu avukatlaradına vekâletname çıkararak 2.000 TL dava masrafını makbuz karşılığı verdiğinibelirtmiştir. Geçen süre içinde davanın açılmadığını, zaman kaybına uğradığınıbelirten şikâyetçi; başvurucu ile avukatlar F.K. ve İ.A.nın birlikte imzaladığı11/7/2007 tarihli avukatlık ücret sözleşmesini, hukuk bürosu antetli kasa girişmakbuzunu ve noterden düzenlenen vekâletnameyi de Tarsus CumhuriyetBaşsavcılığına (Başsavcılık) ibraz etmiştir.
10. Başsavcılık 16/3/2010 tarihli iddianameyle başvurucuve avukat İ.A.nın görevi kötüye kullanma suçundan cezalandırmalarını talepetmiştir. İddianamede; avukatlık ücret sözleşmesi ile işin yüklenilmesi vemasraf alınmasına rağmen davanın açılmadığı gözetildiğinde atılı suçunişlendiğinin anlaşıldığı vurgulanmıştır.
11. Son soruşturmanın Adana Cumhuriyet Başsavcılığında yapılmasınedeniyle kamu davası, Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmüştür.Mahkeme 28/4/2011 tarihinde başvurucunun ihmal suretiyle görevi kötüyekullanmak suçundan cezalandırılmasına, sanık İ.A.nın ise beraatına kararvermiştir. Başvurucunun 12/10/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun257. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre 6 ay hapis cezası ilecezalandırılmasına hükmedilmiştir. Takdiri indirim uygulanan hapis cezası, adlipara cezasına çevrilmek suretiyle sonuç olarak başvurucun 3.000 TL adli paracezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde;başvurucunun dava açmak üzere müşteki ile görüşerek vekaletname ve dava masrafıalmasına rağmen, müşteki adına dava açmadığı, bu şekilde görevini ihmalettiğinin dosya kapsamındaki savunma, tanık anlatımları ve delillerle sabitolduğu vurgulanmıştır.
12. Başvurucu ve katılan kararı temyiz etmiştir.Başvurucu; katılanın herhangi bir zararının olmadığını, görevi ihmal suçununoluşması için zararın meydana gelmesi gerektiğini ancak Mahkemenin de bilirkişivasıtasıyla bir zarar tespiti yapmadığını vurgulamıştır. Katılanın çelişkiliifadeler verdiğini, dava açılmasını istediği işyerinde çalışmaya devamettiğini, dava konusu alacağın zaman aşımına uğramadığını, dava masrafınıkendisinin almadığını beyan etmiştir.
13. Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2/6/2015 tarihinde beraathükmü yönünden anılan kararın onanmasına, başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmüyönünden bozulmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; kanundaki soyut ibarelerintekrarı suretiyle dosya kapsamına uygun olmayan yetersiz gerekçelerle temelcezanın alt sınırından uzaklaşıldığı vurgulanmıştır. Ayrıca 5237 sayılıKanun'un 53. maddesi (1) numaralı fıkrasının (e) bendinde düzenlenen suçu,yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle işleyen başvurucu hakkında aynı Kanun'un 53.maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca hak yoksunluğuna karar verilmesigerektiğinin gözetilmediği değerlendirmesine yer verilmiştir.
14. Bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucundaMahkeme yukarıda belirtilen gerekçeleri genel olarak tekrarlayarak (bkz. § 11)başvurucunun 5237 sayılı Kanun'un 257. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre 4ay hapis cezası ile cezalandırılmasına 18/2/2016 tarihinde hükmetmiştir.Takdiri indirim uygulanmak suretiyle 3 ay 10 gün olarak belirlenen hapis cezasıadli para cezasına çevrilerek, neticede başvurucunun 2.000 TL adli para cezasıile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Ayrıca anılan Kanun'un 53. maddesi(5) numaralı fıkrası gereğince cezanın infazı tamamlandıktan sonra işlemeküzere 3 ay süreyle avukatlık mesleğindeki hak ve yetkilerini kullanmasınınyasaklanmasına hükmedilmiştir.
15. Anılan karar, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 10/5/2018tarihli kararıyla onanarak kesinleşmiştir.
16. Başvurucu nihai kararı 23/7/2018 tarihindeöğrendiğini beyan etmiştir.
17. Başvurucu tarafından 17/8/2018 tarihinde bireyselbaşvuru yapılmıştır.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
18. 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun"Avukatlığın mahiyeti" kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Avukatlık, kamu hizmeti ve serbestbir meslektir.
Avukat, yargının kurucu unsurlarındanolan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder."
19. 1136 sayılı Kanun'un "Avukatlığın amacı"kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Avukatlığın amacı; hukuki münasebetlerindüzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet vehakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarakuygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurulve kurumlar nezdinde sağlamaktır.
Avukat bu amaçla hukuki bilgi vetecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis eder..."
20. 1136 sayılı Kanun'un "Görevi kötüyekullanma" kenar başlıklı 62. maddesi şöyledir:
"Bu Kanun ve diğer kanunlargereğince avukat sıfatı ile veya Türkiye Barolar Birliğinin yahut barolarınorganlarında görevli olarak kendisine verilmiş bulunan görev ve yetkiyi kötüyekullanan avukat Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesi hükümlerine göre cezalandırılır."
21. 5237 sayılı Kanun'un "Görevi kötüyekullanma" kenar başlıklı 257. maddesi şöyledir:
"(1) Kanunda ayrıca suç olaraktanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmeksuretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya dakişilere haksız bir menfaat, sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yılakadar, hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlananhâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek,kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksızbir menfaat, sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ilecezalandırılır."
22. 5237 sayılı Kanun'un "Belli haklarıkullanmaktan yoksun bırakılma" kenar başlıklı 53. maddesinin ilgilikısmı şöyledir:
"(1) Kişi, kasten işlemiş olduğusuçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;
...
e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumuniteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tâbi bir meslek veya sanatı, kendisorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten,yoksun bırakılır.
(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suçdolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar buhakları kullanamaz.
...
(5) Birinci fıkrada sayılan hak veyetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıylahapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemeküzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkininkullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birininkötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî paracezasına mahkûmiyet hâlinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından birkatına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir.Hükmün kesinleşmesiyle icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adlî paracezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar."
B. UluslararasıHukuk
23. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özelve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
"(1) Herkes özel ve aile hayatına,konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamumakamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik birtoplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzeninkorunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarınınhak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda sözkonusu olabilir."
24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında özelhayatın eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavram olduğubelirtilmektedir. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen özel hayatkavramı AİHM tarafından oldukça geniş yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkintüketici bir tanım yapılmaktan özellikle kaçınılmaktadır (Koch/Almanya,B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51). Bununla birlikte Sözleşme'nin denetimorganlarının içtihatlarında bireyin kişiliğini serbestçe geliştirmesi vegerçekleştirmesi ve kişisel bağımsızlık kavramlarının özel hayatasaygı hakkının kapsamının belirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır (Sidabrasve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/7/2004, § 43; K.A.ve A.D./Belçika, B. No: 42758/98, 45558/99, 17/2/2005, § 83; Pretty/BirleşikKrallık, B. No: 2346/02, 29/4/2002 § 61; Christine Goodwin/BirleşikKrallık [BD], B. No: 28957/95, 11/7/2002, § 90).
25. Özel hayata saygı hakkına kamu makamlarının keyfî birşekilde müdahale etmelerinin önlenmesi, Sözleşme'nin 8. maddesi ile sağlanangüvenceler kapsamında yer almaktadır. AİHM, özel hayata saygı hakkı kapsamındabulunan bir menfaate devletin müdahale ettiğini tespit ettiğinde Sözleşme'nin8. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen koşulları incelemektedir. Buna görekamu makamlarının müdahalesinin yasal bir dayanağı olup olmadığı, anılanfıkrada yer alan meşru amaçlara dayalı olup olmadığı, demokratik bir toplumdagerekli ve orantılı olup olmadığı araştırılmaktadır (Dudgeon/BirleşikKrallık [GK], B. No: 7525/76, 22/10/1981, § 43; Olsson/İsveçNo.1 [GK], B. No: 10465/83, 24/3/1988, § 59; De SouzaRibeiro/Fransa [BD], B. No: 22689/07, 13/12/2012, § 77).
26. AİHM, kural olarak ilgili kişinin mesleki yaşantısınagetirilen bir kısıtlamayı Sözleşme'nin 8. maddesinin kapsamı içinde kabuletmektedir (Sodan/Türkiye, B. No: 18650/05, 2/2/2016, § 37). AİHMtarafından öncelikle; mesleki hayatın kişiliğin geliştirilmesi üzerindekietkisi tartışılmış, mesleki hayata getirilen sınırlamaların bireyin yakınçevresiyle ilişkilerini geliştirmesi ve sosyal kimliğini şekillendirmesiüzerinde etki doğuracağı belirtilmiş ve bu bağlamdaki müdahalelerin 8. maddeninkapsamına girebileceği değerlendirilmiştir. AİHM, bu konuya ilişkin her somutolay değerlendirmesinde özel hayat kavramının kapsamına ilişkin açıklamalardabulunmuş ve bu kavramın bireyin kişisel hayatını istediği gibi yaşayabileceğibir iç alan ile sınırlandırmayı ve dış dünyayı bu alandan tamamen uzak tutmayıhakkın koruma alanını aşırı şekilde sınırlayan bir yaklaşım tarzı olaraknitelendirmiştir (Fernández Martínez/İspanya [BD], B. No. 56030/07,12/6/2014, § 109).
27. AİHM, mesleki hayatla ilgili başvuru türlerinde özelhayat kavramını iki farklı yaklaşıma göre uygulamaktadır: birincisi özelhayata ilişkin bir unsurun anlaşmazlık nedeni olup olmadığı (sebebe dayalıyaklaşım), ikincisi ise itiraz edilen tedbirin sonuçları bakımından özel hayatadokunan bir meselenin olup olmadığı (sonuca dayalı yaklaşım). AİHM'e göre özelhayata ilişkin unsurların mesleğin icrası bakımından aranılan nitelik veyeterlilik koşulları bakımından gözetilmiş veya kişinin mesleği ile ilgilitasarruflara esas alınmış olduğu durumlardan kaynaklanan başvurular sebebedayalı yaklaşım çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamı içindedeğerlendirilir (Denisov/Ukrayna [BD], B. No: 2011/76639,25/9/2018, §§ 100-103).
28. AİHM, kişinin meslek hayatını etkileyen bir tedbiriçin öne sürülen gerekçelerin kişilerin özel hayatına ilişkin olmadığı ancaksöz konusu tedbirin kişinin özel hayatına yönelik ciddi olumsuz etkilerininbulunduğu veya bulunma ihtimalinin olduğu durumların konu edildiği başvurularınsonuca dayalı yaklaşım kapsamında Sözleşme'nin 8. maddesinin kapsamı içinegirebileceğini ifade etmiştir. Bu bağlamda söz konusu olumsuz etkilere ilişkindeğerlendirmede AİHM, kişinin yakın çevresi üzerindeki, özellikle de maddibakımdan ortaya çıkan sonuçları, diğerleri ile ilişki kurma ve geliştirmeolanakları ile itibarı üzerindeki olumsuzlukları dikkate almaktadır (Denisov/Ukrayna,§ 107).
29. AİHM; sebebe dayalı yaklaşımın Sözleşme'nin 8.maddesinin uygulanmasını gerekli kılmadığı durumlarda, söz konusu tedbirinsonuçlarının özel hayatın üzerindeki etkilerine ilişkin bir inceleme yapılmasıgerektiğini vurgulamıştır. Bununla beraber söz konusu bu ayrımın ilgilitedbirin altında yatan sebepleri ve tedbirin sonuçlarını incelerken her ikiyaklaşımı birlikte uygulamasına engel teşkil etmediğini de belirtmektedir (Denisov/Ukrayna,§ 109).
30. AİHM, sonuca dayalı yaklaşım uyarınca incelemeyapılabilmesi için söz konusu meslekle ilgili tasarrufun özel hayat üzerindedoğurduğu etkilerin belirli önem ve ciddiyette olmasını aramakta; asgariağırlık seviyesine ulaşmış olması gerektiğini vurgulamaktadır. AİHM, sadece busonuçların çok ağır olduğu ve kişinin özel hayatını önemli derecede etkilediğidurumlarda Sözleşme'nin 8. maddesinin uygulanabilir olduğunu kabul etmektedir (Denisov/Ukrayna,§§ 113-116).
31. AİHM, sonuca dayalı yaklaşımı uyguladığı başvurulardaiddia edilen ihlallerin ağırlık ve ciddiyet derecesini değerlendirmeye yönelikkıstaslar oluşturmuştur. Bu kapsamda başvurucunun söz konusu tedbir öncesi vesonrasındaki yaşamı kıyaslanarak maruz kaldığı olumsuz etkideğerlendirilmektedir. Ayrıca sonuçların ciddiyetinin belirlenmesinde,başvurucunun iddia ettiği öznel algıların somut başvuruda mevcut nesnelkoşullarla birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra yapılacakincelemenin iddia edilen tedbirin hem maddi hem de manevi etkilerini kapsamasıgerekmektedir. AİHM, başvurucuların şikâyet edilen tasarrufun özel hayatlarıüzerindeki olumsuz sonuçlarını somut verilere dayalı olarak uygun şekildeispatlamakla yükümlü olduklarını ifade etmektedir. Ayrıca başvurucular sözkonusu şikâyetlerini ulusal merciler önünde de uygun şekilde dile getirmişolmalıdır (Denisov/Ukrayna, §§ 113-117).
32. Öte yandan AİHM, Lekavičienė/Litvanyadavasında, avukatlık mesleğinin onuruna, ilkelerine aykırı davranışlardabulunduğu ve yüksek ahlaki karaktere sahip olmadığı gerekçesiyle baro levhasınayazılma talebi reddedilen başvurucunun şikâyetlerini ele almış ve avukatlıkmesleğine ilişkin çeşitli tespitlerde bulunmuştur (Lekavičienė/Litvanya,B. No: 48427/09, 27/6/2017). Mahkeme; hukuk fakültesi mezunu olan başvurucununbaro levhasına yazılma talebinin reddedilmesinin onun itibarını ve meslekiilişkilerini etkilediğini belirtmiş ve verilen kararla Sözleşme'nin 8.maddesinde düzenlenen temel haklara müdahale edildiğini kabul etmiştir (Lekavičienė/Litvanya,§ 37).
33. AİHM; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin R(2000)21sayılı Tavsiye Kararı’na değinmiş ve adaletin tesis edilmesinde önemli ve özelrolleri bulunan avukatların bağımsız şekilde görev yapan profesyonellerolduklarını, birçok konuda sorumluluklarının bulunduğunu, avukatların meslekhayatlarında dürüst ve onurlu davranmaları gerektiğini, sır tutmakla yükümlüolduklarını ifade etmiştir. AİHM; evrakta sahtecilik ve dolandırıcılık yapan,bu nedenle hakkında ceza soruşturmaları başladıktan sonra ismini barolevhasından sildiren başvurucunun baro levhasına yeniden yazılma talebininreddedilmesinde keyfî bir durumun bulunmadığı, diğer bireylerin haklarınıkorumak ve yargı sistemini doğru şekilde işletmek amacıyla başvurucuya yönelenmüdahalenin demokratik toplum düzenin gereklerine uygun olduğu sonucunaulaşmıştır. Ayrıca AİHM, hâkim ve savcılara çok daha sıkı koşullarınuygulandığını belirtmiş ve neticede özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğisonucuna ulaşmıştır (Lekavičienė/Litvanya, §§ 51-57).
V. İNCELEME VEGEREKÇE
34. Mahkemenin 7/4/2021 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Özel HayataSaygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden
1. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
35. Başvurucu; adli para cezası yanında üç ay boyuncaavukatlık yetkilerini kullanmaktan yoksun bırakılmasına karar verilmesinin özelhayatına müdahale teşkil ettiğini ifade etmiştir. Bu bağlamda mevzuata göre hakyoksunluğuna hükmedilmesinin cezanın otomatik sonucu olduğunu, mevzuatınmahkemelere uygulamayı belirleme konusunda takdir yetkisi tanımadığını ve bunedenle mahkemelerin bir gerekçe sunmadan hak yoksunluğuna karar verdiğinivurgulamıştır. Bu durumla birlikte 3.000 TL adli para cezasına karşılık üçaylık hak mahrumiyeti verildiği de gözetildiğinde özel hayatına yapılanmüdahalenin demokratik toplum gereklerine uygun ve ölçülü olmadığının açıkolduğunu belirten başvurucu, adil yargılanma hakkı ile özel hayata saygıhakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
36. Bakanlık sadece özel hayata saygı hakkı kapsamındagörüş bildirmiştir. Bakanlık görüşünde; başvurucu hakkında verilen güvenliktedbiri üzerine 6/8/2018 tarihinde kaydının baro levhasından silindiği, infazıntamamlanmasıyla başvurucunun 8/11/2018 tarihinde Adana Barosuna kaydınınyapıldığı belirtilmiştir. Öncelikle başvurucunun üç ay olarak belirlenengüvenlik tedbirinden dolayı özel hayatının nasıl etkilendiğini ortayakoymadığının gözetilmesi gerektiği belirtilmiştir. Kanun koyucunun kastenişlenen bir suçtan mahkûmiyet hâlinde ayrıca hak mahrumiyetine hükmedilmesişeklindeki düzenlemesinde, asıl amacın cezalandırılması öngörülen kişinin aynızamanda kötüye kullandığı haktan da belirli bir süre mahrum kalmasınısağlayarak kişinin işlediği fiilin doğurduğu sonuçlarını daha iyi anlamasınısağlamak olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca hapis veya adli para cezasınınniteliğine göre öngörülen güvenlik tedbirinin süresini, hâkimin ceza türü veeylemin ağırlığına göre belirleyerek bireyselleştirmeyi sağlayabildiği ifadeedilmiştir. Avukatlık mesleğinin niteliği, yargı-adalet-hukuk alanındaki önemigözetildiğinde güvenlik tedbiri dolayısıyla özel hayata yapılan müdahalenindemokratik toplum gereklerine uygun ve yerinde olduğunun kabulü gerektiğibelirtilmiştir.
37. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanında;avukatlığın sadece bir meslek olmadığını, toplumda belli bir saygınlığı olanbir unvan olduğunu vurgulayarak meslekten üç ay yoksun bırakılmasının yirmiyıldır avukatlık yaptığı da gözetildiğinde sosyal ve iş ilişkilerinietkileneceğinin, itibarını zedeleneceğinin açık olduğunu belirtmiştir. Güvenliktedbirinin mahkûmiyetin otomatik sonucu şeklinde uygulanması nedeniyle,hâkimlerin Anayasa'nın 13. maddesindeki güvenceleri gözeterek karar vermesininmümkün olmadığını, bu nedenle özel hayatına yapılan müdahalenin ölçüsüzolduğunu belirtmiştir. Mevzuatın düzenlenme şekli nedeniyle Mahkemeningerekçeli kararında güvenlik tedbirinin uygulanmasının gerekliliği, amacıgerçekleştirmeye elverişli olup olmadığı ve orantılılık yönünden değerlendirmeyapılmadığını, mevzuatın da bu şekilde bir değerlendirme yapılmasını zorunlukılmadığını vurgulamıştır. Adli para cezası yanında gerekçe sunulmadan hakmahrumiyetine karar verilmesi ile bu durumun hâkime takdir hakkı tanımayan birmevzuattan kaynaklanması birlikte değerlendirildiğinde, özel hayata saygı hakkıkapsamındaki pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmediğinin kabulü gerektiğiifade edilmiştir.
2. Değerlendirme
38. Anayasa’nın "Özel hayatın gizliliği" kenarbaşlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ...saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğinedokunulamaz.”
39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16).
40. Kişilerin mesleki hayatlarının onların özelhayatlarıyla sıkı bir irtibatının olduğu ve meslek hayatına yönelik tedbirlerinya da müdahalelerin söz konusu olduğu dava süreçlerinde özel hayata saygıhakkının gündeme geldiği yadsınamaz. Bununla birlikte öncelikle mesleki hayatayönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin hangi durumlarda özel hayatkapsamında görülmeye uygun olduğu veya başvuru konusu edilen uyuşmazlıklarınhangilerinin bu bağlamda uygulanabilir kabul edileceği hususlarında belirlenenölçütlerin dikkate alınması gerekir (C.A. (3) [GK], B. No: 2018/10286,2/7/2020, § 88).
41. Anayasa Mahkemesi C.A. (3) kararında; özelhayata ilişkin hususların kişinin mesleği ile ilgili tasarruflara esas alındığıdurumlarda özel hayata saygı hakkının uygulanabilir olduğuna ve özelhayata ilişkin herhangi bir nedene dayanılmaksızın mesleki hayata yönelenmüdahalelerin özel hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirilebilmesi gerekliolan koşulların neler olduğuna ilişkin detaylı değerlendirmelerde bulunmuştur (C.A.(3), §§ 90-96).
42. Anılan kararda belirtilen ilkeler gözetilerek somutolay değerlendirildiğinde; başvurucunun temel iddialarının üç ay süreyleavukatlık mesleğindeki hak ve yetkilerini kullanmasının yasaklanmasının sosyalve iş ilişkilerini etkileyeceği, itibarını zedeleneceği yönünde olduğugörülmüştür. Avukatlık, 1136 sayılı Kanun'un ifadesiyle kamu hizmeti ve serbestbir meslektir. Adalet sistemindeki rolü nedeniyle toplum gözünde önemli biryere ve saygınlığa sahip olan avukatlığın niteliği gereği güçlü sosyalilişkiler kurularak ifa edilen bir meslek olduğu söylenebilir. Buradanhareketle somut olayda, uzun süredir avukat olarak çalışan başvurucunun üç aysüreyle mesleğinden kaynaklı hak ve yetkilerini kullanmasının yasaklanmasınınbaşkaları ile ilişki kurabilme ve geliştirebilme imkânı ile sosyal ve meslekiitibarını etkileyen ciddi sonuçlar doğurmasına yol açacağı, dolayısıyla anılanetkinin özel hayatına önemli bir ağırlık derecesinde yansıyacağı sonucuna ulaşılmıştır.
43. Açıklandığı üzere mevcut başvuruda, mesleki hayatayönelik sınırlamanın başvurucunun özel hayatına ciddi şekilde etkiettiği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı söylenebilir. Budurum gözetildiğinde somut başvurunun sonuca dayalı olarak özelhayata saygı hakkı kapsamında incelenebilir nitelikte olduğu anlaşılmıştır.
a. KabulEdilebilirlik Yönünden
44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanözel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. EsasYönünden
i. MüdahaleninVarlığı
45. Avukat olan başvurucunun üç ay süreyle mesleğindenkaynaklı hak ve yetkilerini kullanmasının yasaklanması yönünde Mahkemeceverilen karar nedeniyle özel hayata saygı hakkına müdahalede bulunulduğusonucuna varılmıştır.
ii. Müdahaleninİhlal Oluşturup Oluşturmadığı
46. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
47. Yukarıda belirlenen müdahale, Anayasa’nın 13.maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 20.maddesini ihlal edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesindeöngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, meşruamaç taşıma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesineaykırı olmama kriterlerine uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir (HalilBerk, B. No: 2017/8758, 21/3/2018, § 49; Süveyda Yarkın, B. No:2017/39967, 11/12/2019, § 32; Şennur Acar, B. No: 2017/9370, 27/2/2020,§ 34; R.G. [GK], B. No: 2017/31619, 23/7/2020, § 82).
(1) Kanunilik
48. Başvurucu hakkında adli para cezası ve güvenliktedbiri öngören Mahkeme kararının 1136 sayılı Kanun'un 62. maddesi ile 5237sayılı Kanun'un 257. ve 53. maddelerine dayandığı görülmüştür. Bu bağlamda,somut olayda başvurucunun özel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin kanunidayanağının mevcut olduğu, yargısal kararların yeterli bir hukuki temele sahipolduğu anlaşılmaktadır.
(2) Meşru Amaç
49. Anayasa'nın 13. maddesi temel hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasını, ilgili hak ve özgürlüğe ilişkin Anayasa maddesindegösterilen özel sınırlandırma sebeplerinin bulunmasına bağlı kılmıştır.Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası yönünden ise özel sınırlama nedenidüzenlenmemiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, birtakım sınırlama sebeplerineyer verilmiş olmakla beraber bu sebepler sadece arama ve elkoyma tedbirlerineyöneliktir. Dolayısıyla bu sebeplerin özel hayata saygı hakkının tüm boyutlarıyönünden uygulanması mümkün görünmemektedir (AYM, E.2012/100, K.2013/84,4/7/2013; Ahmet Çilgin, B. No: 2014/18849, 11/1/2017, § 40).
50. Anayasa'nın 20. maddesinde özel hayata saygı hakkıiçin herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte söz konusuhakkın hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğusöylenemez. Anayasa'nın 12. maddesinde düzenlendiği üzere temel hak vehürriyetler kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarınıda ihtiva eder. Bu bağlamda özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan haklarındahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu sonucunaulaşılabilmektedir. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallaradayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Buna göreAnayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenenödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkiledebileceği kabul edilmektedir (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 8/12/2015;E.2016/37, K.2016/135, 14/7/2016, § 9; E.2013/130, K.2014/18, 29/1/2014; AhmetÇilgin, § 39). Bir başka deyişle temel hak ve özgürlüklerin kapsamınınobjektif uygulama alanının her bir norm yönünden bağımsız olarak değil Anayasa’nınbütünü içindeki anlama göre belirlenmesi gerekir (AYM, E.2017/130, K.2017/165,29/11/2017, § 12).
51. Anayasa'nın 5. maddesinde ise "Devletin temelamaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkeninbölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumunrefah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini,sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayansiyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevîvarlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." denilmektedir.Buna göre kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak devletintemel amaç ve görevlerindendir (Ö.N.M., B. No: 2014/14751, 15/2/2017, §71). Kişinin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamanın ön koşulu millîgüvenliğin ve kamu düzeninin tesisidir. Millî güvenliğin ve kamu düzenininsağlanmadığı bir ortamda hak ve özgürlüklerden gereği gibi yararlanılması,kişinin özel hayatına saygı gösterilmesi mümkün değildir. Bu kapsamda devletinhak ve özgürlükleri koruma ödevinin yanında millî güvenliği ve kamu düzeninisağlama görevi de bulunmaktadır (Ö.N.M., § 72).
52. Kamu hizmeti niteliğindeki avukatlık mesleğininadalet hizmeti içindeki rolü ve önemi gözetildiğinde; güvenlik tedbiri olarakmesleğin icrasına getirilen sınırlandırmanın amacının kamu hizmetinindevamlılığını sağlamak ve bu hizmetlerden yararlananları korumak suretiyle kamudüzeninin sağlanması olduğu değerlendirilmektedir. Dolayısıyla özel hayatasaygı hakkına müdahale teşkil eden mesleğe ilişkin sınırlamada kamu düzenininkorunmasının, kamu hizmetinin sürdürülebilirliğinin sağlanmasının hakkındoğasından kaynaklanan bir sınırlandırma nedeni olarak kabul edilebileceğideğerlendirilmektedir. Bu bağlamda somut olay özelinde başvurucunun özelhayatına saygı hakkına yönelen müdahalenin söz konusu sınırlama nedenlerinedayandığı ve bu suretle meşru amaç unsurunu taşıdığı sonucuna varılmıştır.
(3) DemokratikToplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük
(a) Genelİlkeler
53. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenindemokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi içinzorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir. Açıktırki bu başlık altındaki değerlendirme, sınırlamanın amacı ile bu amacıgerçekleştirmek üzere başvurulan araç arasındaki ilişki üzerinde temellenenölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz. Çünkü Anayasa’nın 13. maddesinde demokratiktoplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesine aykırıolmama biçiminde iki ayrı kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu ikikriter bir bütünün parçaları olup aralarında sıkı bir ilişki vardır (FerhatÜstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 45).
54. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsalihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişliolması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarakkendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya ulaşılmakistenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin zorunlu birtoplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (Ferhat Üstündağ, §46).
55. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaçile başvurulan sınırlama tedbiri arasında dengesizlik bulunmamasına işaretetmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamununmenfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğerbireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaretetmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinindiğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaranaçıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesiyönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir (Ferhat Üstündağ, § 46).
56. Buna göre özel hayata saygı hakkına yapılan birmüdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu birtoplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum düzeniningereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.
(b) İlkelerinOlaya Uygulanması
57. Anayasa Mahkemesi içtihadında belirtildiği üzere 1136sayılı Kanun’un genel gerekçesinde avukatlık mesleğinin nitelikleri ve önemi,bir kamu hizmeti olduğu, avukatın yargılama süreci içinde adaletin bulunuportaya çıkarılmasında görev aldığı, kamu yararını koruduğu belirtilmiştir.Kanun'un 1. ve 2. maddelerinde avukatlığın kamusal yönü ağır basan bir meslekolduğu vurgulanmıştır. Bilgi ve deneyimlerini öncelikle adalet hizmetinevererek adalete ve hakkaniyete uygun çözümler için hukuk kurallarının tamolarak uygulanmasında yargı organlarıyla yetkili kurul ve kurumlara yardımıgörev bilen avukatın yargı düzeni içindeki yeri hukuk devletinde önemlidir.Hukuk devletinin olmazsa olmaz unsuru olan bağımsız yargı, yargınınolmazsa olmaz unsuru olan savunma ile birlikte anlam kazanır. Savunma sav-savunma-kararüçgeninden oluşan yargının vazgeçilmez ögesidir. Adaletli bir yargılamanınvarlığı, ancak avukatın etkin katılımıyla sağlanabilir (AYM, E.2007/16,K.2009/147, 15/10/2009).
58. Her serbest mesleğin kendine özgü yanları,birbirinden ayrılıkları bulunduğu gibi uzmanlık alanlarının farklılığı, farklıuygulamaları doğal, hatta zorunlu kılar. Avukatların, savunma göreviniüstlenmeleri ve adaletin gerçekleşmesine katkıları, mesleğinin özelliğisayılmakta ve kimi kısıtlamalara bağlı tutulmalarının haklı nedenlerinioluşturmaktadır. Avukatlık mesleğini seçenlerin, avukatlık adına uygun biçimdegörevlerinin gereklerini özenle yerine getirmeleri, avukatlık unvanından ayrıdüşünülemeyecek saygı ve güveni koruyup güçlendirmenin başta gelenkoşullarından biridir. Böyle olunca da adalet dağıtımında, yargı alanında görevüstlenen avukatların, öbür serbest meslek mensuplarından farklı hükümlere bağlıtutulmaları haklı nedenlere dayanmakta ve Anayasa'nın eşitlik ilkesiyleçelişmemektedir (AYM, E:1988/50, K:1989/27, 23/6/1989).
59. Somut olayda uygulanan 5237 sayılı Kanun'un 53.maddesinde (bkz. § 22) kişinin kasten işlemiş olduğu bir suçtan dolayımahkûmiyetin kanuni sonucu olarak bir kamu kurumunun veya kamu kurumuniteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendisorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmektenyoksun bırakılacağı hükme bağlanmıştır. Bu hak yoksunluğu, yetkiyi kötüyekullanmak suretiyle işlenen suçtan mahkûmiyetin kanuni sonucu olarakuygulanmakla birlikte, anılan Kanun'un 53. maddesinin (5) numaralı fıkrasınagöre uygulanacak hak yoksunluğunun süreli bir tedbir olduğu ve süresinibelirlemenin hâkimin takdir yetkisi kapsamında kaldığı görülmüştür.
60. Mevzuat bir bütün hâlinde değerlendirildiğindeyetkiyi kötüye kullanarak suç işleyen kişiye, cezanın infazından sonrauygulanmaya devam edecek olan hak yoksunluğunun yalnızca işlediği suçta kötüyekullandığı hak veya yetki ile ilgili öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Bu durumdauygulamanın, kişinin kötüye kullandığı haktan da belirli bir süre mahrumkalmasını sağlayarak suç işleyenin ifa ettiği mesleğe duyulan güvenin sarsılmasınıönlemeye ve mesleki disiplini sağlamaya yönelik bir tedbir olduğu söylenebilir.
61. Bu durumla birlikte yukarıda alıntılanan kararlardanda anlaşılacağı üzere avukatlık mesleği, hukuki mesele ve anlaşmazlıklarınhakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının uygulanmasınısağlamaya yönelik olarak adalet hizmetinin yürütülmesinde önemli bir yeresahiptir. Ayrıca toplumun adalet sistemine karşı güven duymasının adalethizmetinin sürdürülebilir olması için zorunlu olduğu, avukatlık mesleğinin debu güveni sağlama kapsamında icra edilmesi gerektiği vurgulanmalıdır. Buradanhareketle adalet hizmetinin etkin bir şekilde yürütülmesini sağlamaya, mesleğinsaygınlığını ve güvenirliğini korumaya da hizmet edecek mesleğin icrasınailişkin bazı tedbirler öngörülmesinin avukatlık mesleğinin adalet sistemiiçindeki rolünün ve öneminin doğal sonucu olduğu söylenebilir.
62. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde başvuru konusu olaydeğerlendirildiğinde; avukat olan başvurucunun bir kişi ile iş hukukuna ilişkindava açmak için avukatlık sözleşmesi yapıp gider avansı almasına rağmen davayıaçmadığı derece mahkemesi tarafından sabit görülmüş ve ihmal suretiyle görevikötüye kullanma suçunun oluştuğu kabulüyle bir ceza takdir edilmiştir.Mahkemenin yeterli gerekçe ile açıkladığı kabule göre başvurucunun işlediğikabul edilen suçun, kamu görevi sayılan avukatlık mesleğine bağlı hak veyetkilerin kötüye kullanılması sonucu oluştuğu açıktır. Bu durumda hapis cezasıveya adli para cezası yanında suçun konusu ile doğrudan bağlantılı kötüyekullanılan hak ve yetki ile ilgili geçici bir süre hak yoksunluğuuygulanmasının avukatlık mesleğinin saygınlığını ve adalet hizmetine olangüvenin korunması amacını gerçekleştirmeye elverişli olmadığı söylenemez.Bununla birlikte avukatlık mesleğinin önemi ve adalet hizmetindeki rolükarşısında takdir edilen adli para cezası ve üç ay süreli hak yoksunluğununbaşvurucuya katlanamayacağı bir külfet yüklemediği, aksi bir iddianın dabaşvurucu tarafından ortaya konulmadığı hususları gözetildiğinde başvurucununözel hayatına yapılan müdahalenin demokratik toplum gereklerine uygun veorantılı olduğu anlaşılmaktadır.
63. Ayrıca mahkeme sürecinde başvurucunun katılımı vesavunması ile delillerini sunması sağlanmak suretiyle özel hayata saygıhakkının gerektirdiği usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmış olduğugörülmüştür. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun iddialarının bir ihlaliçermediği anlaşıldığından Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınanözel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Diğerİddialar Yönünden
1. Başvurucununİddiaları
64. Başvurucu; görevi ihmal suçunun oluşması içinşikâyetçinin zarara uğraması gerektiğini ancak şikâyetçinin zararının mevcutolmadığını, ödemiş olduğu 2.000 TL'nin kendisine yargılama sürecinde iadeedildiğini, dolayısıyla üzerine atılı suçun unsurlarının oluşmadığınıvurgulamıştır. Bununla birlikte yakınanın şikâyetinden vazgeçtiği ve zararınolmadığı yönünde beyanı da olmasına rağmen Mahkemenin belirtilen durumutartışmadan, şikâyetçinin zararının olup olmadığını tespit etmeden, yeterligerekçe sunmadan mahkûmiyet kararı vermesinin haksızlık olduğunu ifade edenbaşvurucu adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
65. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında,kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireyselbaşvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemelerönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusuolamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkileden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren yorum, uygulama vesonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır (Ahmet Sağlam,B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).
66. Yargılama süreci incelendiğinde Mahkemenin davadosyasına giren yazılı deliller ile tanık anlatımlarını ve yakınanınbeyanlarını birlikte değerlendirdiği, vekâlet verilmesine rağmen uzun süre davaaçılmamasının atılı suçun unsurlarının oluşumunda gözettiği görülmüştür. Ayrıcavekille temsil edilen başvurucunun davaya aktif olarak katılımının sağlandığıaçıktır. Bu durumda başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar, mahkemelercedelillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkinolduğu, mahkeme kararlarında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturanbir hususun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yoluşikâyeti kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır.
67. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Diğer iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özelhayata saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerindeBIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 7/4/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.