TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
PETER WIRTH BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/3379)
Karar Tarihi: 14/11/2018
R.G. Tarih ve Sayı: 7/12/2018-30618
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Melek KARALİ SAUNDERS
Başvurucu
:
Peter WIRTH
Vekilleri
:
Av. Alp Tekin OCAK
Av. Murat Deha BODUROĞLU
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kamu görevlilerinin intiharı önleme bakımındanyeterli önlemleri almamaları nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 24/2/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucunun oğlu, Avusturya vatandaşı J.W. 8/7/2014tarihinde İstanbul'un Fatih ilçesinde kaldığı otelin yakınındaki bir binanınçatı katından atlamak suretiyle ağır yaralanmış; kaldırıldığı Haseki Eğitim veAraştırma Hastanesinde yaşamını kaybetmiştir.
8. J.W.nin kaldığı otelin olaya bizzattanık olan müdürünün anlatımını ve kolluk görevlileri tarafından olay yerinigören kameralardan alınan görüntüler üzerinde yapılan inceleme sonucunu içerentutanağa göre olay şu şekilde gelişmiştir:
i. J.W., saat 18.39.36'da (Kayıt üzerinde görülen zaman, gerçekzamana göre bir saat geridir.) üzerinde hiçbir kıyafet bulunmadığı hâldeortamda dolaşmakta iken kamera kayıt açısına girmiş; uyarılar üzerine saat18.41.06'da iç çamaşırını giymiştir.
ii. Bu arada otel müdürü, bir şahsın çıplak bir şekilde etraftadolaştığını emniyet görevlilerine bildirmiştir.
iii. J.W. iç çamaşırını giydikten sonra kaldığı otelin sağçaprazında bulunan-zemin hariç- üç katlı binanın çatısına dışarıdan tırmanmaksuretiyle çıkmıştır.
iv. Otel müdürü, tekrar kolluk görevlilerini arayarak daha önceçıplak dolaştığını bildirdiği kişinin otellerinin karşısında bulunan binanınçatısına çıktığını haber vermiştir.
v. Kolluk görevlileri yabancı dil bildiğini belirten otel müdürününyardımıyla J.W.yi aşağıyainmeye ikna etmeye çalışırken J.W. koşarak boşluğa atlamıştır.
vi. Olay yerinde bulunan acil yardım ekibi tarafından müdahaleedilen J.W. ağır yaralı olarak Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesinekaldırılmış ancak burada kurtarılamayarak yaşamını yitirmiştir.
9. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Savcılık) 9/10/2014tarihinde olay hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararınilgili kısmı şöyledir:
"Yukarıda kimliği yazılı Avusturyavatandaşı [J.W.]nin, yüksekten düşme bildirimi ile yaralı olarakgetirildiği Hasek Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ndeyoğun bakım ünitesine alınıp tedavisine başlanmasına rağmen öldüğübildirilmekle soruşturmaya başlanmıştır.
Adı geçenin otopsisi sonucu düzenlenen AdliTıp Kurumu Morg İhtisas Dairesinin 05.08.2014 tarihli raporda ölüm sebebinin'genel beden travmasına bağlı kafatası, vertebra,seri kot, pelvis kemik kırıklarıyla birlikte beyindoku harabiyeti, iç organ yaralanması' olarakbelirlenmiş, kanda ve idrarda alkol ve uyuşturucu madde bulunmadığı tespitedilmiştir.
Evrak arasındaki kolluk tarafından düzenlenentutanaklar, bilgi sahibi olarak ifadesine başvurulan [S.S.]nin anlatımı, olay anını gösteren güvenlik kamerasıgörüntüleri ve buna ilişkin izleme tutanağı, olay yeri inceleme raporu ve sairevrak içeriğine göre;
Tria Otel'de konaklayan [J.W.]nin,olay günü çıplak vaziyette ve giysileri elinde olduğu halde sokakta koştuğu,bilahare iç çamaşırını giydiği, ardından üç katlı bir binanın çatısına binanındışından tırmanarak çıktığı, burada olayı polise haber veren [S.S.]nin ve polisin ikna çabalarına rağmen ve çağırılanitfaiye aracı sokağa girdiği anda çatıdan kafası üstüne atladığı, gelenambulans ile hastaneye kaldırıldığı, bu haliyle olayın intihar olduğu, olaysırasında yanında veya çevresinde bir başkasının bulunmadığı, intihara iknaveya yardım edildiğine ilişkin bir delil mevcut olmadığı, ölümünde, kendisindenbaşka birisine yüklenebilecek bir kast ve ölüm ile illiyet bağı oluşturacaknitelikte kusur bulunmadığı anlaşılmıştır."
10. Savcılığın kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşıbaşvurucu tarafından yapılan itirazı inceleyen İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi16/12/2014 tarihli kararıyla itirazın kesin olarak reddine karar vermiştir.
11. Kararın 25/1/2015 tarihinde başvurucu vekiline tebliğiüzerine 24/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
12. Mahkemenin 14/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
13. Başvurucu, J.W.nin intihar etmişolduğu hususunda herhangi bir şüphesinin bulunmadığını belirtmekle birlikteolaya müdahale etmek zorunda olan kolluk ve itfaiye görevlilerinin adı geçeninintiharının önlenmesi konusunda gerekli önlemleri zamanında almayarak ölümüneyol açtıklarını ileri sürmektedir. Başvurucu; devletin yaşam hakkı ile ilgiliolarak negatif yükümlülüklerinin yanı sıra yaşamı korumak konusunda pozitifyükümlülüklerinin bulunduğunu, bu yükümlülüklerin bireyin yaşamını kendieylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğünü deiçerdiğini, olay yerine çağrılan görevlilerin -yaşamına son vermek üzerebinanın çatısına çıkmış bir kişiye yardım etmek için olay yerine gittikleridüşünüldüğünde- ilgili mevzuatın kendilerine yüklediği göreve rağmen eylemsizkalarak yaşam hakkının ihlaline yol açtıklarını iddia etmektedir. Başvurucu;olgu bazında olay yerine itfaiyenin gelmesini geciktiren ve ana cadde üzerindebulunan hidrolik sistemli bariyerin açılmadığını, olayın geçtiği sokaktakiaraçların sokağa girişi engelleyecek şekilde park edilmiş olduğunu, bunlararağmen itfaiyenin alana ulaştığı anda J.W.nin hâlâhayatta olduğunu ancak kolluk görevlilerinin çökebileceği gerekçesiyle çatıyaçıkmadıklarını, olay yerine yabancı dil bilen bir kamu görevlisi veya psikologyönlendirilmediğini, ayrıca atlama yönünde şişme bot veya yastık açılması gibitedbirlerin alınmadığını belirtmektedir.
14. Başvurucu; yaşam hakkı bağlamında pozitif yükümlülüklerinusule ilişkin boyutunun bulunduğunu, ölüm ile sonuçlanan olaylarınderinlemesine soruşturularak maddi gerçeğin açığa çıkarılması gerektiğinibelirterek Savcılık tarafından yürütülen soruşturmanın maddi gerçeğin tümyönleriyle aydınlatılmasında yeterli olmadığından da yaşam hakkının usulboyutunun ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
15. Başvurucu, Savcılığın yetersiz soruşturma sonucunda vermişolduğu takipsizlik kararına karşı yaptığı itirazın İstanbul 1. Sulh CezaHâkimliğince yeterli bir gerekçe gösterilmeksizin reddedildiğini dile getirmişve bu nedenle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
16. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu; temel olarak oğlu J.W.nin intiharının ihbar üzerine olay yerine giden kollukve itfaiye görevlilerinin zamanında yapacakları gerekli müdahaleyleönlenebileceğini, ölüm olayı ile görevlilerin eylemsizliği arasında nedensellikbağı olduğunu, olayla ilgili olarak yürütülen ceza soruşturmasının etkiliolmadığını, takipsizlik kararına karşı yaptıkları itirazın yetersiz bir gerekçeile reddedildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 17.maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı ile ilgili olduğudeğerlendirildiğinden bu iddiaların bir bütün hâlinde yaşam hakkı kapsamındaincelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
17.Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes,yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
18. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletintemel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyalhukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığınıngelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
19. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, bu hakka yönelik birbaşvuru ancak ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, § 41). Somut olayda başvurucu, ölen kişinin babasıdır. Bunedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.
20. Başvuruda, başvuru ehliyeti yönünden bir eksiklikbulunmamakla birlikte başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları bakımındanda incelenmesi gerekir.
21. Başvuru konusu olayda başvurucu, tüm ihlal iddialarını oğlu J.W.nin bir binanın çatısından atlamak suretiyle yaşamınason vermesi olayı ile ilgili yürütülen ceza soruşturması kapsamında ilerisürmektedir. Başvurucu, oğlunun ölümünün önlenebilir olduğunu ancak olayamüdahalede bulunan kamu görevlilerinin eylemsizliği nedeniyle ölümüngerçekleştiğini iddia etmektedir.
22. Başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları bakımından incelenmesindeilk olarak başvuruda ileri sürülen iddiaya ilişkin etkili başvuru (kanun)yolunun tespit edilmesi, ardından da Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun buyol tüketildikten sonra ve süresi içinde yapılıp yapılmadığının belirlenmesigerekir.
23.Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır.”
24. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“İhlaleneden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüşidari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerekir.”
25. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrasışöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarınıntüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihtenitibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”
26. Öncelikle belirtmek gerekir ki anılan Anayasa ve Kanunmaddelerinde yer verilen kanun yollarının tüketilmesi koşulu, bireyselbaşvurunun temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çareolmasının doğal sonucudur (Necati Gündüz veRecep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20). Temel hak veözgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevinihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari veyargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğiiddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlartarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve CennetYeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).
27. Diğer taraftan tüketilmesi gereken başvuru yollarınınbaşvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve birçözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarakanlaşılması gerekir (Taner Kurban,B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 20). Ayrıca başvuru yollarını tüketme kuralı nekesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kurala uygunluğundenetlenmesinde somut başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Buanlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru yollarının varlığının değilaynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucunun kişisel koşullarınıngerçekçi bir biçimde ele alınması gerekir (S.S.A.,B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28).
28. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını korumahakkı birbiriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez haklardanolup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan bireylerinyaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarakyine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkınıkamusalmakamların, diğer bireylerin ve kişinin kendisinin eylemlerindenkaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).
29. Pozitif yükümlülüklerin korumaya ilişkin maddi yönünün yanısıra usule ilişkin bir yönü de bulunmaktadır. Bu yükümlülük, doğal olmayan herölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasınısağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütmeyi gerektirir. Bu soruşturmanıntemel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını vevarsa sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).
30. Yaşam hakkına ilişkin bu usul yükümlülüğü olayın niteliğinebağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikteki soruşturmalarla yerinegetirilebilir. Kasten veya kötü muamele sonucu meydana gelen ölüm olaylarındaAnayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin sorumluların tespitini vecezalandırılmalarını sağlayabilecek nitelikte bir cezai soruşturma yürütmeyükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda idari soruşturmalar ve tazminatdavaları sonucunda idari bir yaptırım veya tazminata hükmedilmesi, ihlaligidermek ve dolayısıyla mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §55).
31. Ancak kasıtlı olmayan fiiller nedeniyle meydana gelen ölümolaylarına ilişkin soruşturma yükümlülüğü açısından farklı bir yaklaşımbenimsenebilir. Bu kapsamda yaşam hakkının veya vücut bütünlüğünün ihlalinekasten sebebiyet verilmediği durumlarda pozitif yükümlülük her olayda mutlakaceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hattadisiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).
32. Bu noktada belirtilmelidir ki hukuka veya sözleşmeye aykırıbir fiil nedeniyle başkasına verilmiş olan zararın tazmin edilmesiyükümlülüğünü ifade eden hukuki sorumluluk; ceza hukuku alanında suç diyeadlandırılan, insan davranışına göre daha geniş bir hukuka aykırı davranışgrubunu kapsamaktadır. Bir eylemin suç teşkil edebilmesi için ilgili kanundaaçıkça tanımlanması gerekirken haksız fiil için böyle bir sınırlamaya yerverilmemektedir. Ayrıca ceza hukuku alanında taksire dayalı sorumluluğunistisnai nitelik taşımasına rağmen başkalarına kasten veya taksirle verilenzararın hukuki sorumluluk kapsamında giderim imkânının daha fazla olduğu, cezahukuku alanında objektif sorumluluğa yer verilmezken hukuki sorumluluk alanındaobjektif sorumluluk esasının da etkin şekilde uygulandığı ve hukuki sorumlulukalanında aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük bir ispat standardıkullanılarak kişisel sorumluluğun söz konusu olabildiği anlaşılmaktadır (Işıl Yaykır, B.No: 2013/2284, 15/4/2014, § 44).
33. Anayasa Mahkemesi kararlarında da sıklıkla vurgulandığıüzere ceza kanunları uyarınca suç oluşturmayan eylem ve ihmallere karşı ilgilikişi veya kurumlar aleyhine adli yargı önünde açılacak davalarla da uğranılanzararların tazmin edilmesi mümkündür (KenanSayın, B. No: 2013/5376, 14/10/2015, § 50; Coşkun Gömüç ve Taşkın Gömüç, B. No: 2013/9597, 21/4/2016, § 64).
34. Bununla birlikte kasıtlı olmayan fiiller nedeniyle meydanagelen ölüm olaylarında kamu makamlarının muhakeme hatası veya dikkatsizliğiaşan bir kusuru olduğu veya olası sonuçların farkında olmalarına rağmen sözkonusu makamların kendilerine verilen yetkiler kapsamında tehlikeli birfaaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterliönlemleri almadığı durumlarda ilgililer diğer hukuk yollarına başvurmuş olsalardahi kişilerin hayatının tehlikeye girmesine neden olanlar hakkında bir cezasoruşturması yürütülmesi gerekir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 60).
35. Görüldüğü üzere yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğuetkili yargısal sistem kurma yönündekipozitif yükümlülük, olayın niteliğine bağlı olarak farklı özellikteki hukukiyolların etkili yürütülmesiyle yerine getirilmiş sayılabilmektedir. Bu durumdabaşvuruya konu ölüm olayının niteliğinin belirlenmesi önem arz etmektedir.
36. Somut olayda başvurucunun oğlu, turist olarak geldiğiİstanbul'da kalmakta olduğu otele yakın bir binanın çatısından atlayarak ağıryaralanmış; ardından kaldırıldığı sağlık kuruluşunda yaşamını yitirmiştir.
37. Öte yandan somut olayda bireylerin kendi eylemlerine karşıyaşamı koruma konusunda kamu makamlarına isnat edilen pozitif yükümlülüklerbağlamında değerlendirme yapılmasını gerektirecek şekilde ilgili kişinin kamumakamlarının kontrolü altında olması ve bu makamlar tarafından intiharaeğiliminin bilindiği veya bilinmesini gerektirecek koşullarının bulunmadığı görülmektedir.Aynı şekilde J.W.nin vefatının kamu görevlilerininolay sırasındaki kasti tutumlarından kaynaklandığından şüphelenilmesinigerektirir bir veriden söz edilebilmesi mümkün değildir. Başvurucu da kamugörevlilerinin kasıtlı tutumlarının J.W.nin intiharınayol açtığı yönünde bir iddia ileri sürmemektedir.
38. Esasen mevcut başvurunun özü müdahale için olay yerineçağrılan kamu görevlilerinin eylemsizliğinin olaya yol açtığı iddiasıdır. Buşekilde ihmal suretiyle yaşam hakkınınihlaledildiğiiddialarıileilgiliolarakAnayasaMahkemesiningenelyaklaşımı,Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında devletin sahip olduğu etkili yargısal sistem kurma yönündekipozitif yükümlülüğün mağdura adli yargı mercileri önünde tazminat davası açmayolunun sağlanması suretiyle yerine getirildiğinin kabulü yönündedir. Bu açıdandeğerlendirildiğinde somut olay bağlamında bu yükümlülüğün yerine getirilmişolmadığı yönünde bir değerlendirmede bulunmak için başvuru dosyası ve eklerindeherhangi bir verinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
39. Bu itibarla Türk hukuk sistemindeki mevcut hukuki yollardanolup hem ilgili kamu görevlilerinin sorumluluğunu saptayabilecek hem degerektiği takdirde zararın ödenmesi yoluyla uygun giderim sağlayabilecektazminat yolunun somut olayda öncelikle tüketilmesi gereken bir başvuru yoluolduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda yaşam hakkının ihlal edildiğiyönündeki iddianın Anayasa Mahkemesince bu aşamada incelenmesi olanağıbulunmamaktadır.
40. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartlarıyönünden ayrıca incelenmeksizin başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA14/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.