TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
RABİA ERSOY BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/632)
Karar Tarihi: 22/6/2015
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör Yrd.
:
Gökçe GÜLTEKİN
Başvurucu
:
Rabia ERSOY
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, hisse senedisatın almak üzere Sayha Holding A.Ş. yetkililerine ödediği parayı gerialamaması sonucu uğradığı zararın tazmini istemiyle 22/5/2008 tarihinde Ankara8. İdare Mahkemesinde açtığı davanın hukuka aykırı olarak reddedildiğini,Danıştay kararlarının gerekçesiz olduğunu ve yargılamanın makul süredesonuçlandırılamadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüş, yeniden yargılama yapılması ve adli yardım talebindebulunmuştur.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 30/12/2013tarihinde Hannover Başkonsolosluğu vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yöndenyapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumununbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca 15/4/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölümtarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Başvurucu, bireysel başvuruharç ve masraflarını karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardımisteminde bulunmuş, Bölüm tarafından 13/5/2014 tarihinde, adli yardım talebininkabulüne karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından15/5/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş,Adalet Bakanlığının 15/7/2014 tarihli görüş yazısına karşı başvurucu,12/12/2014 tarihinde beyanlarını sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Türkiye’defaaliyet gösteren Sayha Holding A.Ş. yetkililerinden 1997 ve 2000 yılında satınaldığı hisse senedi bedelini ve şirket tarafından vaat edilen kar payını geri alamaması üzerine kanunların verdiği denetimyetkisini kullanmamak suretiyle sorumlu olduklarından bahisle Sanayi ve TicaretBakanlığı ve Sermaye Piyasası Kurulu aleyhine 16.072,00 TL maddi ve 10.000,00TL manevi zararının ödenmesi istemiyle İdare Mahkemesinde tam yargı davasıaçmıştır.
9. Ankara 8. İdare Mahkemesi,25/1/2010 tarih ve E.2008/826, K.2010/58 sayılı kararıyla, “merkezi Konya'da bulunan Sayha Holding isimlişirketin izinsiz halka arz faaliyetinde bulunduğu, yasadışı yollardan dövizbazında paralar topladığı, davalı idarelerin ise şirket ve şirket yöneticilerihakkında denetim yetkilerini kullanmamaları sebebiyle zarara uğradığı iddiaedilmekte ise de; adı geçen şirketin kayıt yükümlülüğünü yerine getirmedensermaye artırımı yaptığı veya paylarını çoğunluğu yurt dışında bulunanvatandaşlara hukuksal geçerliliği olmayan belgeler karşılığında sattıkları vekarşılığında yüksek bir getiri vaat ettiklerinin belirlendiği, davalı idarecebu konuda yapılan araştırmalar sonucu tasarruf sahiplerinin şirketyöneticilerine güveni ve vaat edilen yüksek kar payları nedeniyle buyatırımları yaptıkları, ancak şirketlerin verimsiz çalıştığı ve karedemedikleri, söz konusu şirketin faaliyetleri ile ilgili olarak 28/7/1981tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu hükümlerine tabi SermayePiyasası Kurulunun gözetim ve denetim sorumluluğu bulunduğu görülmeklebirlikte, Sermaye Piyasası Kanunu'nda kişisel mali yatırım zararlarının idareceya da kamu kaynaklarından karşılanmasını gerektiren bir hükme yer verilmediği,öte yandan davalı idarece olayın öğrenilmesinden sonra kamuoyu bilgilendirmetoplantıları yapıldığı, dava konusu şirket için suç duyurusunda bulunulduğu,idarenin koşullarının gerekleri ve olanaklarına göre Kanun'da verilen görevleriyerine getirdiği, buna göre başvurucunun uğradığı zararla davalı idareninherhangi bir eylem ve işlemi arasında illiyet bağı saptanamadığı”gerekçesiyle davayı reddetmiştir.
10. Temyiz üzerine, Danıştay Onüçüncü Dairesinin 1/6/2011 tarihli ve E.2010/4029,K.2011/2581 sayılı ilâmıyla; 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesinin birincifıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirinin bulunmadığı belirtilerek İlkDerece Mahkemesinin kararı onanmıştır.
11. Başvurucunun karar düzeltmeistemi aynı Dairenin 3/6/2013 tarihli ve E.2012/473, K.2013/1830 sayılıilâmıyla; 2577 sayılı Kanun’un 54. maddesinde yazılan karar düzeltmenedenlerinden hiçbirinin bulunmadığı belirtilerek reddedilmiştir.
12. Karar, başvurucuya10/12/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
13. Başvurucu, 30/12/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
14. 2499 sayılı Kanun’un “Cezai Sorumluluk” kenar başlıklı 47.maddesinin (A) bendi şöyledir:
“(Değişik:23/1/2008-5728/372 md.) Diğer kanunlara göre daha ağır bir cezayı gerektiren bir suçoluşturmadığı takdirde;
1. Sermaye piyasasıaraçlarının değerini etkileyebilecek, henüz kamuya açıklanmamış bilgilerikendisine veya üçüncü kişilere menfaat sağlamak amacıyla kullanarak sermayepiyasasında işlem yapanlar arasındaki fırsat eşitliğini bozacak şekildemameleki yarar sağlamak veya bir zararı bertaraf etmek, içerden öğrenenlerinticaretidir. Bu fiili işleyen 11 inci madde kapsamındaki ihraççılarla, sermayepiyasası kurumlarının veya bunlara bağlı veya bunlara hâkim işletmelerinyönetim kurulu başkan ve üyeleri, yöneticileri, denetçileri, diğer personeli vebunların dışında meslekleri veya görevlerini ifa etmeleri sırasında bilgisahibi olabilecek durumda olanlarla, bunlarla temasları nedeniyle doğrudan veyadolaylı olarak bilgi sahibi olabilecek durumdaki kişiler,
2. Yapay olarak,sermaye piyasası araçlarının, arz ve talebini etkilemek, aktif bir piyasanınvarlığı izlenimini uyandırmak, fiyatlarını aynı seviyede tutmak, arttırmak veyaazaltmak amacıyla alım ve satımını yapan gerçek kişilerle, tüzel kişilerinyetkilileri ve bunlarla birlikte hareket edenler,
3. Sermaye piyasasıaraçlarının değerini etkileyebilecek, yalan, yanlış, yanıltıcı, mesnetsiz bilgiveren, haber yayan, yorum yapan ya da açıklamakla yükümlü oldukları bilgileriaçıklamayan gerçek kişilerle, tüzel kişilerin yetkilileri ve bunlarla birliktehareket edenler,
4. 4üncü maddenin birinci ve üçüncü fıkralarına aykırı hareket edenlerle,sermaye piyasasında izinsiz olarak faaliyette bulunan veya yetki belgeleriiptal olunduğu veya faaliyetleri geçici olarak durdurulduğu halde ticaretunvanlarında, ilan veya reklamlarında sermaye piyasasında faaliyettebulundukları intibaını yaratacak kelime veya ibare kullanan veya faaliyetlerinedevam eden gerçek kişilerle, tüzel kişilerin yetkilileri,
5. Sermaye piyasasıkurumlarına, bu Kanunun 13/A ve 13/B maddeleri kapsamındaki teminatsorumlularına ve 38/B ve 38/C maddeleri kapsamındaki fon kuruluna; sermayepiyasası faaliyetleri sebebiyle veya emanetçi sıfatıyla veya idare etmek içinveya teminat olarak veyahut her ne nam altında olursa olsun, kayden veya fiziken tevdi veyateslim edilen sermaye piyasası araçları, nakit ve diğer her türlü kıymetikendisinin veya başkasının menfaatine satan veya rehnedenveya her ne şekilde olursa olsun kullanan, gizleyen yahut inkâr eyleyen veyahutbu amaca ulaşmak ya da bu fiillerini gizlemek için bilgisayar ortamındatutulanlar dahil kayıtları tahvil ve tağyir eden ilgili gerçek kişilerle tüzelkişilerin yetkilileri,
6. Bu Kanunun 15 incimaddesinin son fıkrasında belirtilen işlemlerde bulunarak kârı veya mal varlığıazaltılan tüzel kişilerin yetkilileri ve bunların fiillerine iştirak edenler,
7. Karşılıksız olaraksermaye piyasası araçlarının geri alım taahhüdü ile satımını yapan ilgiligerçek kişilerle, tüzel kişilerin yetkilileri,
herbir alt bent kapsamına giren fiillerden dolayı iki yıldan beş yıla kadar hapisve beşbin günden onbin günekadar adlî para cezası ile cezalandırılır.”
15. 6/1/1982 tarihli ve 2577sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 14.maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları, 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası,49. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 60. maddesi (bkz. B. No: 2013/8905,8/9/2014, §§ 10-13).
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
16. Mahkemenin 22/6/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 30/12/2013 tarih ve 2014/632numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
17. Başvurucu, yurt dışında çokzor şartlar altında çalışarak özveri ile biriktirdiği tasarruflarını Türkiye’defaaliyet gösteren bir anonim şirketten hisse senedi satın almak suretiyledeğerlendirdiğini, ancak izinsiz halka arz faaliyetinde bulunduğunu tespitettiği bu şirketten daha sonra parasını geri alamadığını, anılan şirketin kayıtdışı yaptığı işlerle ilgili zamanında gerekli önlem ve tedbirleri almamak vedenetim görevini yerine getirmemek suretiyle sorumluluğu bulunduğundan bahisleuğradığı zararın tazmini istemiyle Sermaye Piyasası Kurulu aleyhine 22/5/2008tarihinde Ankara 8. İdare Mahkemesinde açtığı tam yargı davasının hukuka aykırıolarak reddedildiğini, yargılama aşamasında çeşitli usulsüzlüklerin ve keyfiuygulamaların olduğunu, Danıştay kararlarının gerekçesiz olduğunu, yargılamanınmakul sürede sonuçlanamadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanmahaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve adli yardım talep etmiştir.
B. Değerlendirme
18. Başvuru formu ve ekleriincelendiğinde, başvurucunun, 22/5/2008 tarihinde Ankara 8. İdare Mahkemesindeaçtığı tam yargı davasının hukuka aykırı olarak reddedildiğini, yargılamaaşamasında çeşitli usulsüzlüklerin ve keyfi uygulamaların olduğunu belirterek,mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürdüğüanlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarına ilişkinnitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi kendisi yapar. Anılan ihlal iddiaları, yargılamanın sonucu itibarıyla adilolmadığı iddiası kapsamında incelenmiştir. Başvurucunun, Danıştay kararlarınıngerekçesiz olduğuna yönelik ihlal iddiası ile makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiği iddiası ayrıca değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası
19. Anayasa'nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlarda inceleme yapılamaz.”
20. 6216sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkçadayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
21. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğinekarar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncüfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilenkanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireyselbaşvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
22. Anılan kurallar uyarınca,ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay veolguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanmasıve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucunesas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz.Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti vesağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi vebu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleriihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindekibaşvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça AnayasaMahkemesince incelenemez (Necati Gündüz veRecep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
23. Başvurucu, yurt dışında çokzor şartlar altında çalışarak özveri ile biriktirdiği tasarruflarını Türkiye’defaaliyet gösteren bir anonim şirketten hisse senedi satın almak suretiyledeğerlendirdiğini, ancak izinsiz halka arz faaliyetinde bulunduğunu tespitettiği bu şirketten daha sonra parasını geri alamadığını, anılan şirketin kayıtdışı yaptığı işlerle ilgili zamanında gerekli önlem ve tedbirleri almamak vedenetim görevini yerine getirmemek suretiyle sorumluluğu bulunduğundan bahisleuğradığı zararın tazmini istemiyle 22/5/2008 tarihinde Ankara 8. İdareMahkemesinde açtığı tam yargı davasının hukuka aykırı olarak reddedildiğini, yargılamaaşamasında çeşitli usulsüzlüklerin ve keyfi uygulamaların olduğunu belirterek,adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
24. Başvuru konusu olayda,başvurucu, Türkiye’de faaliyet gösteren Sayha Holding A.Ş. yetkililerinden 1997ve 2000 yılında satın aldığı hisse senedi bedelini ve şirket tarafından vaatedilen kar payını geri alamaması üzerine kanunların verdiği denetim yetkisinikullanmamak suretiyle sorumlu olduklarından bahisle Sanayi ve Ticaret Bakanlığıve Sermaye Piyasası Kurulu aleyhine 22/5/2008 tarihinde Ankara 8. İdareMahkemesinde tam yargı davası açmış, Mahkemece, Sermaye Piyasası Kanunu'ndakişisel mali yatırım zararlarının İdarece ya da kamu kaynaklarındankarşılanmasını gerektiren bir hükme yer verilmediği, davalı İdarece olayınöğrenilmesinden sonra kamuoyu bilgilendirme toplantıları yapıldığı, dava konusuşirket için suç duyurusunda bulunulduğu, İdarenin koşullarının gerekleri veolanaklarına göre Kanun'da verilen görevleri yerine getirdiği, buna göre başvurucununuğradığı zararla davalı idarenin herhangi bir eylem ve işlemi arasında illiyetbağı saptanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Temyizüzerine, Danıştay Onüçüncü Dairesinin 1/6/2011tarihli ilâmıyla hüküm onanmış, karar düzeltme istemi aynı Dairenin3/6/2013tarihli ilâmıyla reddedilmiştir.
25. Mahkemenin gerekçesi vebaşvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesitarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarınınyorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunailişkin olduğu anlaşılmaktadır.
26. Başvurucu, yargılamasürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibiolamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşıtarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatıbulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarınınDerece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıtsunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilikoluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.
27. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğindeolduğu, Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik deiçermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiği İddiası
28. Anayasa’nın 141. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararlarıgerekçeli olarak yazılır.”
29. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarakbaşvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanmahakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hakve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasınısağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütünmahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesindegözetilmesi gerektiği açıktır(Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §30).
30. Temyiz mercilerininkararlarının tamamen gerekçeli olması zorunlu değildir. Temyiz merciininyargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı fikirde olması ve bunu ya aynıgerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir.Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmişana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığınıya da bozduğunu göstermesidir(Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,§ 57).
31. Başvurucu, Mahkemece verilendavanın reddine ilişkin kararın temyizi üzerine Danıştay tarafından gerekçesizşekilde onandığını ve karar düzeltme istemlerinin gerekçe gösterilmeksizinreddedildiğini ileri sürmüştür.
32. Somut olayda, başvurucununaçtığı davada Mahkemece, başvurucunun iddiaları, davalıların savunmasıdeğerlendirilmiş, başvurucunun uğradığı zararla davalı idarenin herhangi bireylem ve işlemi arasında illiyet bağı saptanamadığı, gerekçesiyle davanınreddine karar verilmiştir (bkz. § 9). Kararın temyizi üzerine Danıştay Onüçüncü Dairesince, Mahkemece verilen kararın gerekçesineatıf yapılarak ve bu gerekçe kabul edilerek hüküm onanmış ve karar düzeltmeistemi aynı Daire tarafından reddedilmiştir (bkz. §§ 10-11). Dolayısıyla Danıştaykararlarının gerekçesiz olduğundan da söz edilemez.
33. Açıklanan nedenlerle;gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan,başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Yargılamanın Süresinin Makul Olmadığı İddiası
34. Başvuru formu ile eklerininincelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanbaşvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
35. Başvurucu, hisse senedisatın almak maksadıyla Sayha Holding A.Ş. yetkililerine ödediği parayı gerialamaması sonucu uğradığı zararın tazmini istemiyle Sermaye Piyasası Kurulualeyhine 22/5/2008 tarihinde Ankara 8. İdare Mahkemesinde açtığı tam yargıdavasında yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, Anayasa’nın36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
36. Adalet Bakanlığı görüşünde,başvurucunun 13/5/2014 tarihinde Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat KomisyonuBaşkanlığına başvuruda bulunduğu belirtilerek, söz konusu başvurunun,başvurucunun mağdur statüsüne olası etkisinin değerlendirilmesi gerektiğibildirilmiştir.
37. Adalet Bakanlığı görüşünekarşı başvurucu, başvuru formunda belirttiği hususları tekrar etmiştir.
38. Adalet Bakanlığı İnsanHakları Tazminat KomisyonuBaşkanlığının 15/12/2014 tarihli kararıyla; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) tarafından ele alınan şikayet hakkında 30/5/2013 tarihli tek yargıçlıoturumda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 34. ve 35.maddelerinde düzenlenen kabul edilebilirlik koşullarını karşılamadığıgerekçesiyle başvurunun kabul edilemez bulunduğu, başvurucunun AİHM’e yaptığı77168/12 numaralı başvurusunda Komisyonu işaret eden kabul edilemezlik kararıverilmediği gerekçesiyle başvurucunun talebinin reddine karar verilmiştir.
39. Başvurucunun, tarafı olduğuhukuki uyuşmazlığa ilişkin yargılama süresinin makul olmadığı yönündeki ihlaliddiası nedeniyle Komisyona başvurduğu anlaşılmış olmakla birlikte, söz konusuihlal iddiası açısından ihlalin ve sonuçlarının ortadan kalkmasına yönelik birkarar verilmediği anlaşıldığından başvurucunun mağdur statüsünün devamettiğinin kabul edilmesi gerekir.
40. Anayasa ve Sözleşme’ninortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metniile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somutgörünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilenadil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzîiçeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhiledilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir.Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıdabelirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup,ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasınınyargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkınındeğerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 38–39).
41. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 41–45).
42. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yeralan mevzuat hükümleri gereğince “kamuhukuku” alanına dâhil olan, ancak sonucu itibarıyla özel niteliktekihaklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alandavalar da Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesinin korumasıkapsamına girmektedir. Bu anlamda, belirtilen düzenlemelerde yer verilengüvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiği iddia edilen idari bir kararıniptali talebiyle açılan davalara da uygulanacaktır. Başvuruya konu davanın,Sayha Holding A.Ş.’nin faaliyetleri sonucundauğranıldığı iddia edilen zararın tazmini istemiyle 22/5/2008 tarihinde SermayePiyasası Kurulu aleyhine Ankara 8. İdare Mahkemesinde açılan tam yargı davasıolduğu görülmekle, somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülüklerikonu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44).
43. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarihtir. Somut başvuru açısından bu tarih, 22/5/2008 tarihidir.
44. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir (Güher Ergun ve Diğerleri, B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Somutbaşvuru açısından bu tarih, Danıştay Onüçüncü Dairesitarafından karar düzeltme isteminin reddedildiği 3/6/2013 tarihidir.
45. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinde, Türkiye’de faaliyet gösteren Sayha Holding A.Ş.’nin faaliyetleri sonucunda uğranıldığı iddia edilen zararıntazmini istemiyle 22/5/2008 tarihinde Sermaye Piyasası Kurulu aleyhine Ankara8. İdare Mahkemesinde açılan tam yargı davasında; Mahkemenin, 25/1/2010 tarihlikararıyla, davalı İdarenin,koşulların gerekleri ve olanaklarına göre Kanun'da verilen görevleri yerinegetirdiği, başvurucunun uğradığı zararla davalı İdarenin herhangi bir eylem veişlemi arasında illiyet bağı saptanamadığı gerekçesiyle davanın reddine kararverildiği, temyiz üzerine, Danıştay OnüçüncüDairesinin 1/6/2011 tarihli ilâmıyla hükmün onandığı, karar düzeltme istemininaynı Dairenin 3/6/2013 tarihli ilâmıyla reddedildiği anlaşılmaktadır.
46. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin idari yargı makamlarınezdinde sürdüğü görülmekle, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerinetabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve idari yargı alanına dâhiluyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren 2577 sayılı Kanun’un muhtelifmaddelerinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortayakoyduğu anlaşılmaktadır (bkz. § 15).
47. Hukuk sistemimizde idariyargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılamasüresini aştığı yönündeki tespitlere, AİHM kararlarında yer verilmiş olup, özellikleidari yargı alanındaki yapısal sorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz ve karardüzeltme incelemelerinde geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal kararlarınatemel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargı makamları nezdindekiyargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümleri de göz önünde bulundurularak makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,7/11/2013, §§ 54-60).
48. Başvuruya konu davaya birbütün olarak bakıldığında, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabibir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı bir kararverilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı, yargılamaya ilişkin üç yılı aşkınbir sürenin temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde geçtiği ve söz konusu beşyıllık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
49. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
50. Başvurucu, başvuru konusuyaptığı yargılamada hatalı hüküm kurulması ve yargılamanın makul süredesonuçlandırılmaması nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlaledildiğinin tespit edilmesini ve yeniden yargılama yapılmasını talep etmiştir.
51. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“Esas incelemesonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine kararverilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasıiçin yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz,idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez.
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
52. 6216 sayılıKanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceğibelirtilmiş, ancak yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlemniteliğinde karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
53. Başvuru konusu olayda, başvurucunun makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte,başvuruya konu olan yargılama sürecinin kesinleşerek sona erdiği dikkatealındığında, başvurucunun da tazminat talebi bulunmaması nedeniyle ihlalin tespitidışında sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gereken bir hususbulunmadığı anlaşılmaktadır.
54. Başvurucu tarafındanyargılama gideri yapılmadığı, başvurucunun adli yardım talebinin kabul edildiği veihlal kararı verildiği için yargılama giderlerinin Maliye Hazinesi üzerindebırakılmasına karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Yargılamanın sonucu itibarıyla adilolmadığı yönündeki iddiasının "açıkçadayanaktan yoksun olması",
2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğiyönündeki iddiasının “açıkça dayanaktanyoksun olması”
NedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
4. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Başvurucunun diğer taleplerinin reddine,
C. Yargılama giderlerinin Maliye Hazinesi üzerinde bırakılmasına,
22/6/2015tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.