TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
RAHİL DİNK VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2012/848)
Karar Tarihi: 17/7/2014
R.G. Tarih-Sayı: 12/11/2014-29173
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Özcan ÖZBEY
Başvurucular
:
Rahil DİNK
Hosrof DİNK
Delal DİNK
Arat DİNK
Sera DİNK
Vekilleri
:
Av. Fethiye ÇETİN, Av. İsmail Cem HALAVURT,
Av. Hakan BAKIRCIOĞLU, Av. Ayşenur DEMİRKALE
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurucular, birinci derece yakınları olan kişinin öldürülmesiolayı üzerine başlatılan soruşturmanın özellikle kamu görevlileri yönündenetkili bir şekilde yürütülmediğini, soruşturma dosyasının kendilerine karşıgizli tutularak evrak verilmediğini, konu ile ilgili olarak Avrupa İnsanHakları Mahkemesi (AİHM) tarafından 14/9/2010 tarihinde verilen kararıngereklerinin iç hukukta yerine getirilmediğini, bu nedenlerle Anayasa’nın 2., 10, 11., 17., 36. ve 40. maddelerinin ihlal edildiğiniileri sürmüşlerdir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Birinci başvuru 12/11/2012 tarihindeİstanbul 3 No’lu Hâkimliği (TMK 10. Maddesi ileGörevli), ikinci başvuru da 3/3/2014 tarihinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçeler ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemelerinde Komisyona sunulmalarına engel bir eksikliklerinin bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 10/6/2013tarihinde, İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 12/3/2014 tarihinde, başvurularınkabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Başvurucuların, yaşam hakkının ihlal edildiği iddiası ileyaptıkları başvuruların incelemesinde, konu ve kişi yönünden hukuki irtibatbulunduğu tespit edildiğinden, Bölüm tarafından 25/3/2014tarihinde, 2014/3045 numaralı dosyanın 2012/848 numaralı bireysel başvurudosyası ile birleştirilerek incelenmesine karar verilmiştir.
5. Bölüm tarafından 26/6/2013 tarihindeyapılan toplantıda başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesininbirlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru konusu olay ve olgular 27/6/2013tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, tanınan ek süresonunda görüşünü 28/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesinesunmuştur.
7. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş,başvurucuların vekiline 18/9/2013 tarihindebildirilmiştir. Başvurucular, görüşlerini 21/10/2013tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuşlardır.
8. Anayasa Mahkemesinin 19/6/2013 tarih ve2012/848 sayılı yazısı ile somut başvuru kapsamında İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığından “söz konusu soruşturmadosyasının geldiği aşamanın tespiti ve başvurucuların soruşturmaya katılımdurumlarının belirlenmesi açısından, bu soruşturmaya ilişkin gerçekleştirilenişlem ve kararları içeren açıklayıcı bilgi notu ile birlikte, dosyadabelirleyici niteliğe sahip ve gerekli görülen belgelerin onaylı suretlerinin”istenilmesi üzerine, Savcılık tarafından başvuru konusu soruşturma ile ilgilibir adet DVD 12/11/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulmuştur.
9. Anayasa Mahkemesinin 24/2/2014 tarih ve2012/848 sayılı yazısıyla, yürütülen soruşturmanın etkililiğinin saptanabilmesiaçısından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından ek bilgi istenilmiş ise de,anılan Savcılığın 26/2/2014 tarihli cevabi yazısında “söz konusu soruşturma dosyasında kısıtlama kararı bulunduğu,soruşturmanın gizliliğine zarar gelmemesi ve delillerin aleniyet kazanmasınıntakdiri Anayasa Mahkemesine ait olmak üzere soruşturma dosyasının bir suretinindijital ortamda 30/10/2013 tarihinde gönderildiği, soruşturmanın halen devamettiği” belirtilerek, önceki talimat yazısına atıfta bulunulmuştur.
10. Yine Anayasa Mahkemesinin devam eden yazışmaları ve yapılan telefongörüşmeleri sonucunda Samsun, Trabzon ve İstanbul CumhuriyetBaşsavcılıklarından 10-18-24-27/6/2014 tarihlerindekonu ile ilgili bazı ek bilgi ve belgeler alınmıştır.
11. Diğer taraftan Bakanlık, başvuru konusu olaylara ilişkin 28/8/2013 tarihli görüşünde, başvurucuların Bakanlığıngörüşüne karşı beyanlarında teyit ettikleri bir takım bilgilere yer vermiştir.
12. Bakanlık ayrıca, söz konusu soruşturma hakkında 5271 sayılıKanun’un 153. maddesi kapsamında kısıtlılık kararı bulunduğundan İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığının 12/7/2013 tarihli yazısı dışındaherhangi bir soruşturma evrakı temin edemediklerinden, soruşturmanın seyri veiçeriğine ilişkin Anayasa Mahkemesine ayrıntılı görüş sunamadıklarınıbildirmiştir.
III. OLAYLAR VE OLGULAR
A. Olaylar
13. Başvuru formu ve ekleri ile yapılan yazışmalar ve Bakanlıkgörüşünde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
1. Hrant Dink’in Öldürülmesi
14. Agos Gazetesinin kurucusu ve genel yayın yönetmeni Hrant Dink, 19/1/2007 tarihindeİstanbul’da işyerini terk etmekte iken uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatınıkaybetmiştir.
15. Bu olayın takipçileri olan başvuruculardan RahilDink maktul Hrant Dink’ineşi, Hosrof Dink kardeşi, Delal,Arat ve Sera Dink ise çocuklarıdırlar.
2. SoruşturmanınBaşlatılması ve Soruşturmaya Getirilen Kısıtlama
16. Hrant Dink’in öldürüldüğü gün İstanbul ÖzelYetkili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Hz.2007/972 (ve Hz.2007/115) sayılıdosya üzerinden soruşturma açılmıştır.
17. Hrant Dink cinayeti ile ilgili olarak İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığınca Hz.2007/972 numaralı dosya üzerinden “terör örgütü üyesi olmak” suçundan yürütülen soruşturmakapsamında yapılan talep üzerine, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 8/10/2007 tarih ve K.2007/286 sayılı yazısı ile “soruşturma dosyasında bulunan evrakın müdafiler vevekiller tarafından incelenmesi ve suretlerinin alınması halinde aranankişilerin arandıklarını öğrenerek kaçmaları, suç eşyası ve suç delillerinin yokedilmesi, delillerin toplanmasının ve tüm şüphelilerle birlikte tüm suçlarınaçığa çıkartılmasının zorlaşması ihtimaline göre kısıtlama tedbirine ihtiyaçduyulması nedeniyle, yasal istisna hariç, dosyada bulunan evrakın şüpheli,müdafi ve suçtan zarar gören vekili tarafından incelenmesi ve suret alınmasıhakkının kısıtlanmasına” karar verilmiştir.
18. Savcılıkça yürütülen soruşturmada elde edilen delillerneticesinde olaya karıştıkları tespit edilen bazı şüphelilerle ilgili olarakdava açılmış ise de, soruşturmanın kapsamlı olması ve yeni deliller eldeedilmesi ihtimali gözetilerek soruşturma dosyası açık bırakılmış olup,başvurucuların bireysel başvuruya geldikleri tarih itibariyle dosya derdestbulunmaktadır.
3. ÖldürmeEylemine Karışan Sivil Şahıslar Hakkında Yürütülen Adli İşlemler
19. Cinayet olayı üzerine başlatılan soruşturma 20/4/2007tarihinde 18 sivil şüpheli yönünden tamamlanarak, E.2007/368 sayılı iddianameile İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmıştır.
20. Hrant Dink cinayetinin asli faillerinden olup çocuk yaşta olmasınedeniyle dosyası tefrik edilen O. S., İstanbul 2.Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 25/7/2011 tarihinde kasten öldürmesuçundan 21 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Bu karar, 21/3/2012 tarihinde Yargıtay tarafından onanarakkesinleşmiştir.
21. Diğer sanıklar hakkındaki karar, İstanbul 14. Ağır CezaMahkemesi tarafından 17/1/2012 tarihindeaçıklanmıştır. Kararda, sanık Y. H., O. S.’yi Hrant Dink’itasarlayarak öldürmesi suçuna azmettirdiği gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbethapis cezasına mahkûm edilmiştir. Sanıklar E. Y. ve A. İ. ise, O. S.’yi Hrant Dink’itasarlayarak öldürmesi suçuna yardım ettikleri gerekçesiyle 15’er yıl hapiscezasına mahkûm edilmişlerdir. Diğer taraftan, Y. H.’nin“Silahlı terör örgütünün yöneticisi olma”,E. Y. ve A. İ.’nin ise “Silahlı terör örgütüne üye olma” suçları sabit olmadığıgerekçesiyle beraatlarına karar verilmiştir.
22. Bu karar, örgüt suçundan ve bazı sanıklar hakkında delilbulunmadığından bahisle verilen beraat kararının hukuka aykırı olduğugerekçesiyle, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından temyiz edilmiştir.
23. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, kasten öldürme suçunun örgütfaaliyeti çerçevesinde işlendiği gerekçesiyle kararın bozulması yönünde 10/1/2013 tarihinde tebliğnamedüzenlemiştir.
24. Temyiz incelemesi yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 13/5/2013tarihinde, sanık Y. H.’nin silahlı suç örgütü kurmave yönetme suçundan, sanıklar A. İ. ve E. Y.’nin silahlısuç örgütüne üye olma suçundan, sanıklar E. T., T. U.ve Z. A. Y.’nin silahlı suç örgütüne üye olma veöldürmeye yardım suçlarından beraatlarına karar verilmesi nedeniyle söz konusuhükmün bozulmasına karar vermiştir. Kararda, örgüt içingerekli şartların somut davanın koşullarında oluştuğu, sanıklardan Y. H.’nin Hrant Dink’inöldürülmesi olayını örgütün işlemeyi amaçladığı bir suç olarak kararlaştırdığı,suç örgütünün üyeleri oldukları anlaşılan diğer sanıkların örgütün faaliyetikapsamında O. S.’yi suçu işlemesini teşvik etmek, suçişleme kararını kuvvetlendirmek, nasıl işleyeceği hususunda yol göstermeksuretiyle öldürme suçuna iştirak ettikleri ifade edilmiştir. Bu dava,İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2014/221 sayılı dosyası üzerinden yürütülmektedir.
4. ÖldürmeEylemindeki İhmalleri Nedeniyle Kamu Görevlileri Hakkında Yürütülen Adliİşlemler
25. Yukarıda anılan bilgi ve belgelere göre Savcılığın olay ileilgilerini tespit ettiği kamu görevlileri hakkında yürüttüğü adli işlemlerözetle şöyledir:
a. Trabzon Jandarma görevlileri hakkında yürütülenceza soruşturması
26. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucuların 17/1/2008 tarihli şikayet dilekçelerine ek olarak resenyürüttüğü soruşturma sonucunda, Trabzon Jandarma Komutanlığı görevlilerihakkında “görevi kötüye kullanma”suçundan 25/1/2008 tarih ve K.2008/33 sayı ve“ihmali davranış ile kasten öldürme” suçundan 28/4/2008 tarih veK.2008/201 sayı ile Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığına görevsizlik kararıvermiştir.
27. Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı 30/10/2007tarih ve E.2007/2815, 25/12/2008 tarih ve E.2008/4010 sayılı iddianameleriylebir kısım jandarma personeli hakkında“görevi ihmal” suçundan Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesinde davaaçmıştır.
28. Anılan Mahkemenin 2/6/2011 tarih ve E.2008/615, K.2011/669sayılı kararı ile, “saldırı konusundaayrıntılı bilgi almalarına rağmen bu bilgiyi yetkili makamlara bildirmediklerive bu şekilde görevlerini ihmal ettikleri” gerekçesiyle, jandarmapersoneli olan sanıklar A. Ö., M. Y., V. Ş., O. Ş., H.Y. ve H. Ö. Ü.’nün 4 ve 6 ay arasında değişen hapiscezalarıyla mahkûmiyetlerine karar verilmiştir.
b. İstanbul Emniyet görevlileri hakkında yürütülenceza soruşturması
29. Fatih Cumhuriyet Başsavcılığınca HrantDink cinayeti ile ilgili ihmalleri olduğu iddia edilen İstanbul emniyetinemensup kamu görevlileri hakkında 4483 sayılı Memurlar ve Diğer KamuGörevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un 9. maddesi gereğince yürütülensoruşturma sonucunda İstanbul Valisi tarafından verilmiş olan 20/3/2008 tarihli karar uyarınca, İstanbul Emniyet Müdürü C.C. ve İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı B. K. hakkında soruşturma izniverilmemesi, istihbaratta görevli diğer altı polis ve amirleri hakkında isesoruşturma izni verilmesi uygun görülmüştür.
30. Tarafların bu karara itiraz etmeleri üzerine İstanbul Bölgeİdare Mahkemesinin 27/6/2008 tarih ve E.2008/374sayılı kararı ile soruşturma izni verilmemesine ilişkin karar onanırken,haklarında soruşturma izni verilen görevliler açısından ise “soruşturma yapılmasına yeterli bilgi ve belgenindosya muhteviyatı itibariyle mevcut olmadığı” belirtilerek kararınbozulmasına ve bu kişiler yönünden soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir.
31. Bunun üzerine soruşturmayı yürüten Fatih CumhuriyetBaşsavcılığınca, 22/10/2008 tarih ve K.2008/9680sayılı karar ile söz konusu kamu görevlileri hakkında “kovuşturmaya yer olmadığına” kararverilmiştir.
c. Samsun Emniyet görevlileri hakkında yürütülenceza soruşturması
32. Samsun Cumhuriyet Başsavcılığınca, HrantDink’i öldürdükten sonra kaçıp Samsun’da yakalanan O.S. ile ilgili Samsun Emniyet görevlilerince yapılan işlemler sırasında görevikötüye kullanma ve gizliliği ihlal niteliğindeki eylemler nedeniyle yürütülensoruşturma kapsamında, Terörle Mücadele Şube Müdürü olan M. B. ile komiserolarak görev yapan İ. F. hakkında 2007 yılında kamu davası açılmıştır.
33. Cumhuriyet Savcısının yazılı emrine rağmen şüphelinin gözaltınaalınmaması, yaşı küçük olan şüphelinin yalnızca Cumhuriyet Savcısıncaifadesinin alınabileceği ve Savcının emri olmadıkça görüntü ve ses kaydınınalınamayacağı ve fotoğrafının çektirilerek yayınlattırılamayacağı kurallarınaaykırı davranılması kapsamında Samsun 4. Asliye Ceza Mahkemesince yapılanyargılama sonucunda, 22/10/2008 tarih ve E.2007/521,K.2008/587 sayılı karar ile “eylemindisiplin cezası gerektirebileceği ve suçun kasıt unsuru bulunmadığı”gerekçesine dayalı olarak adı geçen sanıkların beraatına karar verilmiştir.
34. Cumhuriyet Savcısı ve başvurucular tarafından yapılan temyizüzerine, Yargıtay 4. Ceza Dairesi 17/12/2012 tarih ve E.2010/27631,K.2012/30616 sayılı kararında, “sanıkların,Kanun ve Yönetmelik hükümlerine aykırı davranarak, şüphelinin ve ölüm olayımağdurlarının, Anayasa’nın 36. maddesi ve AİHS’nin 6/2. maddesindeki adilyargılanma haklarının da ihlal edilmesine ve bu şekilde görevleriningereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kişilerin mağduriyetine neden olmasıkarşısında; TCK’nın 257/1. maddesindeki icraidavranışla görevi kötüye kullanma suçunun maddi ve manevi unsurlarınınoluştuğunun gözetilmemesi…, sanıkların amaçlarınınkasten insan öldürme suçundan şüpheli O. S.’ninişlediği suçun doğru bir davranış olduğu yönünde kamuoyuna mesaj vermek olupolmadığı ve haklarında TCK’nın 215. maddesinin uygulanma olanağı bulunupbulunmadığı tartışılmadan, suç niteliği yanlış değerlendirilen ve yerindegörülmeyen gerekçelerle sanıklar hakkında beraat kararı verilmesinin yasayaaykırı olması” gerekçesi ile Mahkemenin beraat kararı bozulmuştur.Mahkemece, bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda, adı geçen ikigörevlinin sanık O. S. ile çektikleri fotoğrafları yayınlamaları şeklindekieylemleri “suçu ve suçluyu övme”suçu kapsamında değerlendirilerek ve suç tarihi de gözetilerek 6352 sayılıKanun’un 1/1. maddesi uyarınca “kamudavasının ertelenmesine”, ayrıca M. B. hakkında “görevi kötüye kullanma” suçundan verilen5 ay hapis cezası hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına 18/6/2013tarihinde karar verilmiştir.
5. BaşvurucularınAvrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) Başvurmaları
35. Başvurucular, bir kısım iddialara ek olarak HrantDink’in öldürülmesi nedeniyle, yaşam hakkının maddive usuli yönlerden ihlal edildiği iddiasıyla 2008 ve2009 yıllarında AİHM’e başvuruda bulunmuşlardır.AİHM, Hrant Dink ve yakınları olan başvuruculartarafından yapılmış olan beş başvuruyu birleştirerek (bkz. Dink/Türkiye, B. No: 2668/07, 6102/08, 30079/08, 7072/09 ve7124/09, 14/9/2010) incelemiştir.
36. AİHM, 14/9/2010 tarihinde diğer bazıihlal nedenleri yanında, resmi makamların Hrant Dink’in yaşamına yönelik açık ve yakın tehlike bulunmasınarağmen, cinayetin meydana gelmesini engellemek için gerekli önlemlerialmadıkları gerekçesiyle, Sözleşme’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesininmaddi yönden; Hrant Dink’inyaşamını korumada ihmallerinden dolayı emniyet ve jandarma görevlileri hakkındabaşlatılan soruşturmaların takipsizlik kararı ile sonuçlanmış olması nedeniyle,Devletin, ihmalleri görülen kişileri belirleme ve cezalandırma amacıyla etkilibir soruşturma yürütme yükümlülüğüne aykırı davrandığı sonucuna vararak, anılanmaddenin usul yönünden de ihlal edildiğine karar vermiş ve ihlal nedenioluşturan diğer bir kısım hususları da dikkate alarak somut olayın koşullarındabaşvurucular Rahil Dink, DelalDink, Arat Dink ve Sera Dink’e birlikte 100.000,başvurucu Hasrof Dink’e5000 Avro ödenmesini uygun bulmuştur.
37. AİHM, olayın meydana gelişini ihmali davranışları ileengelleyemeyen kamu görevlileri hakkında ilgili birimlerce yapılan işlemlerkonusunda şu tespitlerde bulunmuştur:
AİHM,
· Trabzon Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin, İstanbul EmniyetMüdürlüğünü, Y.H.’nin HrantDink’in öldürülmesini planladığı, adli sicilinin vekişiliğinin de bu suçu işlemeye elverişli olduğu konusunda 17/1/2006tarihinde resmi olarak haberdar ettiğini, ancak İstanbul Emniyet Müdürlüğününsöz konusu istihbarat üzerine herhangi bir işlem yapmadığını, İstanbulSavcılığının 20/4/2007 tarihli iddianame ile terör eylemleri ve adam öldürmekiçin suç örgütü oluşturma ve bunlara üye olma ya da bu tür eylemleriazmettirmekten dolayı on sekiz sanık hakkında bir kamu davası açtığını, budavanın halen İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olduğunu,
· Trabzon Savcılığının 30/10/2007 tarihliiddianamesi ile jandarma görevlileri V.S. ve O.S. hakkında Trabzon Asliye CezaMahkemesinde ceza davası açıldığını, ancak 4/4/2007 tarihli Valilik kararınakarşı başvurucuların avukatları tarafından gerçekleştirilen ve söz konusujandarma görevlilerinin üstlerinin sorumluluğuna da gidilmesi talebini içerenbaşvurunun Trabzon Bölge İdare Mahkemesi tarafından 6/6/2007 tarihindereddedildiğini,
· İstanbul Savcılığının ihbarı üzerine, Trabzon Savcılığınca,Trabzon Emniyet Müdürlüğündeki sorumlular hakkında soruşturma açıldığını, sonuçolarak 10/1/2008 tarihinde takipsizlik kararıverildiğini, bu takipsizliğe yapılan itirazın ise 14/2/2008 tarihinde, RizeAğır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildiğini,
· İstanbul Savcısı tarafından İstanbul Emniyet Müdürlüğündeki bazıgörevliler hakkında yürütülen soruşturmaların, İstanbul Bölge İdareMahkemesinin, 23/5/2007, 27/6/2008 ve 15/11/2008tarihli soruşturma izni verilmemesi ya da verilmiş izinlerin iptali yönündekikararları nedeniyle takipsizlikle sonuçlandığını,
· Samsun Emniyet Müdürlüğü ve Jandarma Komutanlığı mensuplarının Hrant Dink’in katil zanlısı olanO. S.’yi, cinayetin ertesi günü İstanbul’danTrabzon’a dönerken, Samsun otogarında yakalamaları ve ellerinde Türk bayrağıbulunan şüpheliyle birlikte fotoğraf çektirmeleri nedeniyle başvurucuların O.S. ile poz veren polis ve jandarma görevlileri hakkında HrantDink cinayetini övmek ve görevi kötüye kullanmaktan dolayı suç duyurusundabulunduklarını, ancak Samsun Savcılığının yaptığı adli soruşturma sonucunda, 22/6/2007 tarihinde takipsizlik kararı verdiğini, bununlabirlikte Savcının, güvenlik güçleri mensuplarının yaptıkları bazı usuli hataların (özellikle de küçüklere ilişkinsoruşturmanın gizliliği açısından) ise disiplin yargılamasına konu olabileceğiihtimalini dışlamadığını, güvenlik güçleri aleyhine başlatılan disiplinsoruşturmalarının, ceza yargılamasının gizliliği ilkesinin ihlali ve güvenlikgüçlerinin saygınlığını bozmadan dolayı disiplin cezaları verilmesi ilesonuçlandığını saptamıştır.
38. AİHM, Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönünden ihlalgerekçelerini ortaya koyarken de şu değerlendirmeleri yapmıştır:
AİHM özetle,
· Somut olayda, Hrant Dink cinayetininardından İstanbul Savcılığının, İstanbul ve Trabzon güvenlik güçlerinin busuçun muhtemelliği konusunda edindikleri bilgileriyönetme biçimine ilişkin olarak ayrıntılı ve titiz bir soruşturma yürüttüğünü,İstanbul Savcısının, güvenlik güçleri nezdindeki olası ihmaller serisini günyüzüne çıkardığı ve bu açıdan elde ettiği bilgileri, başvuranın yaşamınınkorunması yükümlülüğünün yerine getirilmesinde ihmali bulunan memurlarınkimliğini de belirtmek suretiyle, İstanbul ve Trabzon’daki soruşturmabirimlerine ilettiği,
· İstanbul Savcılığının ihbarı ve İçişleri Bakanlığının emriüzerine Trabzon’da başlatılan soruşturmalar sonunda, Valinin, iki astsubaydışında ilgili jandarma mensuplarının ceza mahkemesi önüne çıkarılmasına izinvermediği, …iki astsubayın bilgileri iletmesinin ardından, uygun önlemlerialmaya yetkili olan Trabzon Jandarma subaylarının niçin pasif kaldığı konusundahiçbir sonuca ulaşılmadığı,
· Trabzon polisinin suçun önlenmesi kapsamındaki usulsüzlük veihmalleriyle ilgili olarak, Trabzon Savcılığının verdiği takipsizlik kararının,dosyadaki diğer olaylarla çatışan argümanlar içerdiği,soruşturmanın, polislerin sahip oldukları bilgilere rağmen, niçin cinayetfaillerine karşı hareketsiz kalındığı konusunda hiçbir bilgi sağlamadığı,
· Yine İstanbul Polisine karşı, İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin(İstanbul Valiliği İl İdare Kurulunun kararına ilişkin) iptal kararından dolayıhiçbir ceza kovuşturmasına girişilemediği, Emniyet Müdürünün de İl İdare Kurulutarafından soruşturma dışında bırakıldığı, sonuç olarak, niçin İstanbulpolisinin, cinayetten önce sahip olduğu bilgilere rağmen, HrantDink üzerindeki tehdide karşı harekete geçmediği hususunun aydınlatılamadığı,
· Hükümetin altını çizdiği üzere, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde,saldırının failleri oldukları iddia edilen ve hepsi aşırı milliyetçi bir grubamensup olan kimseler aleyhine halen devam etmekte olan bir ceza yargılamasınınvar olduğu, bununla birlikte bugüne dek, Trabzon’daki iki astsubaya karşıaçılan davalar dışında, suçun önlenmesinde resmi makamların sorumluluğunugündeme getiren tüm yargılamaların sadece takipsizlikle sonuçlandığı,…üstlerine yönelik ceza soruşturması bittiği için, iki astsubay hakkında devameden yargılamanın sonucunun önceki tespitleri etkileyecek düzeyde olmadığı,
· Ayrıca, Trabzon jandarma subaylarına ve İstanbul polismemurlarına yönelik suçlamaların, sadece, hepsi yürütme erkine mensup olan veolaylara karışanlardan tamamen bağımsız olmayan diğer memurlarca (Vali, İlİdare Kurulu) esastan incelendiği, bu durumun da tek başına söz konususoruşturmanın zayıflığını gösterdiği, Emniyet görevlileri ve jandarma subaylarıhakkındaki yargılamalara Hrant Dink’inyakınlarının müdahil edilmediğ, kendilerine, kararakarşı sadece dosya üzerinden inceleme yapan üst makama itiraz hakkınıntanındığı, bir polis şefinin aşırı milliyetçi fikirlerini afişe etmesi vecinayetle suçlanan kişilerin eylemlerini olumlamasınınhiçbir derinlemesine soruşturma konusu yapılmadığı,
· Hrant Dink’in yaşamını korumadaihmallerinden dolayı Trabzon Emniyeti ve Jandarma sorumlularına ve İstanbulEmniyeti sorumlularına karşı başlatılan soruşturmaların takipsizlik kararı ilesonlanmasının; ihmalleri görülen kişileri belirleme ve bu ihmalleri yaptırımaltına alma amacıyla etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğü yükleyenSözleşmenin 2. maddesi gereklerinin ihlali niteliğinde olduğu şeklindetespitlerde bulunmuştur.
6. AİHMKararından Sonra Kamu Görevlileri Hakkında Yürütülen Adli İşlemler
39. Başvurucuların avukatı Fethiye Çetin tarafından 17/1/2011 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na birdilekçe sunulmuştur. Dilekçede, 14/12/2010 tarihindekesinleşen AİHM’in Dink kararına (Dink / Türkiye, B. No: 2668/07, 6102/08,30079/08, 7072/09 ve 7124/09, 14/9/2010) atıfta bulunularak İstanbul Valisi M.G. ve İstanbul Emniyet Müdürü C. C. de dâhil 25 kadar kamu görevlisi hakkındasoruşturma yapılması ve kamu davası açılması talep edilmiştir.
40. AİHM kararından sonra başvurucuların yaptıkları şikâyet sonucundaİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca Hz.2011/192 numaralı dosya üzerinden ismigeçen kamu görevlileri hakkında “terörörgütü üyesi olmak, ihmali davranış ile kasten öldürmeye sebebiyet vermek,sahte evrak tanzimi ve kasten adam öldürmeye iştirak” suçlarındangenel soruşturma açılmıştır.
41. Hz.2011/192 sayılı dosya üzerinde yürütülen soruşturma, dahasonra derdest durumda olan Hz.2007/972 numaralı ilk soruşturma dosyası ile 13/10/2011 tarihinde birleştirilmiştir.
42. Öte yandan, başvurucuların 20/7/2010tarihli dilekçeleri ile suç tarihinde İstanbul Valisi olan M. G.’nin, Hrant Dink’eyapılan suikastı ihmali davranışları ile engellemeyerek görevini kötüyekullandığını iddia etmeleri üzerine, İstanbul Cumhuriyet BaşsavcılığıncaHz.2007/972 sayılı dosya üzerinde yürütülen soruşturma sonucunda; “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14/11/2007 tarihve Hz.2007/143, K.2007/57 sayılı kararında, Hrant Dink’in öldürülmesinde İstanbul Valisi M. G.’nin doğrudan ya da dolaylı olarak sorumluluğununbulunduğuna yönelik delil bulunmadığından işleme konulmama kararı verilerekmuktezaya bağlandığı anlaşıldığından şüpheli hakkında kavuşturma yapılmasınayer olmadığına” şeklindeki gerekçe ile 10/4/2013 tarihindetakipsizlik kararı verilmiştir.
7. Başvurucuların2014/3045 Numarasına Kaydı Yapılan Bireysel Başvuruya Konu Ettikleri KamuGörevlileri Hakkında Yapılan Adli İşlemler
43. Başvurucular, AİHM’nin 14/9/2010 tarihli kararına dayanarak, 11/4/2013 tarih ve6459 sayılı Kanun’un 19. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 172. maddesineeklenen (3) numaralı fıkrada düzenlenen “Kovuşturmayayer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupaİnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi üzerine,kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yenidensoruşturma açılır.” hükmü uyarınca, 1/7/2013 tarihinde, anılan AİHMkararının gereğinin yapılması ve daha önceden haklarında kovuşturmaya yerolmadığı kararı verilen Trabzon Emniyet ve Jandarma ile İstanbul Valilik veEmniyetinde görev yapan ve şikayet dilekçesinde ismi geçen kamu görevlileri ileilgili olarak yeniden soruşturma açılması için İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığına şikayette bulunmuşlardır.
44. Başvurucuların şikâyet dilekçeleri genel soruşturmaları yapmaklagörevli Savcılığın 2013/93822 sayılı soruşturmasına kaydı yapılmıştır. AnılanSavcılık tarafından görevlilerin bir kısmının suçun işlendiği sırada Trabzon’dagörevlerini ifa ettikleri belirtilerek, tefrik edilen evrak 2013/102053soruşturma numarasına kaydı yapılmış ve yetkisizlik kararı ile 19/7/2013 tarihinde Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığınagönderilmiştir. Şikâyet edilenler arasında bulunan İstanbul Valisi M. G.hakkındaki dosya da tefrik edilerek, 2013/101995 soruşturma numarası üzerinden,valiler hakkında soruşturma yapmakla yetkili ve görevli olan YargıtayCumhuriyet Başsavcılığına 19/7/2013 tarihligörevsizlik kararı ile gönderilmiştir.
45. Savcılık, aynı soruşturma kapsamında şikayet edilen ve dahaönceden 4483 sayılı Kanun uyarınca haklarında soruşturma izni verilmediğindenhukuksal sürecin kesinleştiği İstanbul Vali Yardımcısı E. G.,İstanbul Emniyet Müdürü C. C., Emniyet Müdürleri A. İ. G., B. K., İ. P., Başkomiser İ. Ş. E., Komiser V. A. ve polis memurları Ö. Ö.ve B. T. hakkında, 5271 sayılı Kanun’da yapılan değişikliği de gözeterek,şüphelilere isnat edilen eylemin idari görevden kaynaklanması nedeniyle 4483sayılı Kanun uyarınca soruşturma izni verilmesi için İstanbul Valiliğindentalepte bulunmuştur.
46. Ön inceleme yapmak üzere görevlendirilen Mülkiye Müfettişitarafından hazırlanan 21/11/2013 tarihli raporda; AİHM’in Hrant Dink hakkındakikararının 14/12/2010 tarihinde kesinleştiği, 5271 sayılı Kanun’un 172.maddesine eklenen (3) numaralı fıkranın ise 30/4/2013 tarihinde yürürlüğegirdiği, dolayısıyla ancak bu tarihten sonra kesinleşen AİHM kararlarına konuolan eylemler için soruşturmanın yenilenebileceği, somut olayda soruşturmanınyenilenmesine olanak bulunmadığı, diğer taraftan başvurucuların 1/7/2013tarihli dilekçelerinde iddia edilen konuların tamamının daha önceki önincelemelerde değerlendirildiği ve yapılan bu ön incelemelerin hepsinin idariyargı denetiminden geçerek kesinleştiği, 4483 sayılı Kanun uyarınca müracaatınişleme konulabilmesi için bahse konu şikayet dilekçesinde bu ön incelemelerinneticesini etkileyecek yeni bilgi ve belgelerin de sunulmadığı belirtilerek,adı geçen emniyet görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesi gerektiğisonucuna varılmıştır. Ayrıca aynı raporda, İstanbul Vali Yardımcısı E. G.hakkında daha önceden bir ön inceleme yapılmadığı, ancak adı geçen şahsın ikiMİT görevlisi ile birlikte 24/2/2004 tarihinde Hrant Dink ile görüştüğü, bu görüşmede suç teşkil edici birdurumun olduğuna dair gerek Hrant Dink tarafındanyapılan açıklamalarda gerekse anılan şikayet dilekçesinde ileri sürülmediği,Vali Yardımcısının görev yapmış olduğu 6/10/2004 – 22/12/2008 tarihleriarasında İl Koruma Kurulu Başkanlığı görevinin bulunmadığı, HrantDink’in korunmaya alınmasına ilişkin bir önerinin dekendisine ulaştırılmadığı, kaldı ki bir suçlamada bulunulsa bile bu görüşmeninyapıldığı tarih itibarıyla 765 sayılı Kanun uyarınca görevi kötüye kullanmasuçu açısından 5 yıllık zamanaşımının dolduğu, hakkında bu nedenlerlesoruşturma izni verilmemesi gerektiği belirtilmiştir.
47. İstanbul Valiliği İl İdare Kurulu Müdürlüğünün 28/11/2013 tarih ve K.2013/141 sayılı kararı ile Vali H. A.M. tarafından, ön inceleme raporundaki tespit ve gerekçeler doğrultusundaşikayet edilen dokuz kamu görevlisi hakkında “soruşturmaizni verilmemesine” karar verilmiştir.
48. Başvurucuların bu karara karşı 23/12/2013tarihinde yaptıkları itiraz üzerine, İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin22/1/2014 tarih ve K.2014/14 sayılı kararı ile “konuylailgili olarak daha önce verilen ve itirazdan geçen soruşturma izniverilmemesine ilişkin kesinleşen kararın konusunu oluşturan iddialar yönündenyeni delillerin elde edildiği yönünde bir bulgunun varlığının ortayakonulamadığı da göz önünde bulundurulduğunda hazırlık soruşturması yapılmasınayeterli bilgi ve belgenin dosya muhteviyatı itibarıyla mevcut olmadığı”gerekçesine dayalı olarak itirazın reddine, soruşturma izni verilmemesineilişkin kararın onanmasına karar verilmiştir. Bu karar 31/1/2014tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş olup, başvurucular, yasal süredesoruşturmanın etkili yürütülmediğinden bahisle bireysel başvurudabulunmuşlardır.
49. Öte yandan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (Terör veÖrgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu) 18/6/2014 tarihliyazısında, Bölge İdare Mahkemesinin anılan kararı nedeniyle, 2013/93822 sayılıdosya üzerinde yürütülen soruşturmada 21/2/2014 tarihinde kovuşturmaya yerolmadığına (işlemden kaldırılmasına) ilişkin karar verildiği anlaşılmıştır.
50. Bu karara başvurucuların 19/3/2014 tarihindeyaptığı itirazı inceleyen Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi, 21/5/2014 tarihlikararı ile itirazı kabul ederek, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararıkaldırmıştır. Bununla birlikte İstanbul Cumhuriyet Savcılığınca bu kararın 4483sayılı Kanun’un 9/3. maddesine aykırı olduğu, İdari Yargı birimlerince verilenkesin karar sonrası bu suç yönünden soruşturma yapıp kamu davası açılmasınınmümkün bulunmadığı gerekçesi ile kararın kanun yararına bozulması görüşünü havi4/6/2014 tarihli dilekçe Adalet Bakanlığı Ceza İşleriGenel Müdürlüğüne gönderilmiştir.
8. Başvurucularınİdare Aleyhine Açtıkları Tazminat Davası
51. Diğer taraftan başvurucu Hosrof Dinkve kardeşi Yervant Dink tarafından kardeşleri olan Hrant Dink’in öldürülmesiolayında idarenin ağır hizmet kusuru ve objektif sorumluluğu bulunduğuiddiasıyla İçişleri Bakanlığı aleyhine toplam 400.000 TL. manevitazminat davası açılmıştır.
52. İstanbul 10. İdare Mahkemesince yapılan yargılamada, 27/10/2010 tarih ve E.2008/421, K.2010/1539 sayılı kararıile “Trabzon Emniyet Müdürlüğünce, İstanbulEmniyeti İstihbarat Şube Müdürlüğüne Y. H.’nin Hrant Dink’i öldürme planıkurduğunun 17/2/2006 tarihinde resmi olarak bildirildiği, AgosGazetesi’nde yayınlanan ve bazı aşırı milliyetçi grupların tepkisine yol açanmakaleler nedeniyle Hrant Dink’inyaşam hakkının açık ve yakın bir tehlike içerisinde bulunduğu, bu haliyle Hrant Dink’in kendisinin talebinibeklemeden koruma tedbirlerinin alınması gereğinin yerine getirilmediği,yapılanların sadece yazışma safhasında kalıp korumaya yönelik tedbirlerinalınmasına ilişkin aşamaya geçilmediği, dolayısıyla HrantDink’in yaşam hakkının korunmasında idarenin ağırhizmet kusuru bulunduğu sonucuna varılmıştır” denilerek, toplam 100.000TL. manevi tazminat ödenmesine hükmedilmiştir.
9. BaşvurucularınSoruşturmaya Katılımı ve Savcılıkça Gerçekleştirilen Bazı İşlemler
53. Hrant Dink’in öldürülmesi üzerineCumhuriyet Savcılığınca olaya ilişkin farklı dosyalarda yürütülen soruşturmalarınbirleştirme işlemlerinin 2013 yılı itibarıyla sürdüğü (Hz.2011/1345 soruşturmanumaralı dosya 15/2/2013 tarihinde Hz.2007/972numaralı dosya ile birleştirilmiştir), bir yandan Hz.2007/972 sayılı dosyaüzerinden kamu görevlileri hakkında genel soruşturma yapılırken, öte yandanbaşvurucuların 1/7/2013 tarihli yeniden soruşturma yapılması istemi üzerineSavcılığın 2013/93822 sayılı soruşturma dosyasında da 4483 sayılı Kanunkapsamında soruşturmaya devam edildiği görülmüştür.
54. Başvurucular, yürütülen soruşturma işlemlerine katkıdabulunabilmek için görevli Cumhuriyet Savcısı ile birkaç kez yüz yüze görüşme,Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu raporundaki bulguları analiz etme,yeni dilekçeler sunma imkânını elde etmişlerdir.
55. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (TMK’nın10. Maddesi İle Görevli Bölümü) 12/7/2013 tarih veHz.2007/972 sayılı yazısında, bu soruşturma kapsamında, Trabzon JandarmaKomutanlığı, İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Silivri Cezaevi Müdürlüğü ve MalatyaCumhuriyet Başsavcılığı gibi ilgili kurumlarla yazışmalar yapıldığı, delillerintoplanmaya devam edildiği, ilgili kurumlardan gelen cevaplara göresoruşturmanın genişletilebileceği belirtilmiştir.
56. Devlet Denetleme Kurulu’nun Hrant Dinkcinayeti ile ilgili 2/2/2012 tarih ve 2012/1 sayılıAraştırma ve İnceleme Raporu’nda geçen hususlar ve soruşturma kapsamında eldeedilen bir kısım yeni bilgiler doğrultusunda: Hrant Dink’in öldürüldüğü tarih ve öncesini kapsayan dönemlerdebazı yerlerde görev yapan askeri personele ilişkin bilgilerin askerimakamlardan istenildiği, bu tür yazışmaların 2012-2013 yılları itibarıyla devamettiği; soruşturmanın tam olarak aydınlatılabilmesi ve şüphelilerin tespiti ilesuç delillerinin eksiksiz toplanabilmesi, grubun hiyerarşik yapısının deşifre edilerekortaya çıkarılması ve şüphelilerin suç delilleri ile birlikteyakalanabilmesinin fiziki takip ve tarassut ile mümkün olmaması ve başka türlüdelil elde imkanı bulunmaması nedeniyle belirlenen birçok telefon numarasının2000-2012 yılları arasındaki kütük, arayan-aranan, mesaj gönderen-gönderilen veirtibat kurulan telefon bilgilerinin 2/5/2012 ve 11/10/2013 tarihli hâkimkararlarıyla istenildiği; bu çerçevede kimlikleri tespit edilen yeni şüphelilerhakkında Milli Güvenlik Kurulu, üniversiteler, bakanlıklar, cezaevleri gibiçeşitli kurum ve diğer savcılıklarla yazışmaların yapıldığı, ifadelerinalındığı, ifade sahiplerine kamu görevlilerinin bir ihmal veya kastlarının olupolmadığı hususu da sorularak, bu durumun irdelendiği, 2012-Ekim 2013 yılı itibarıylatalimatla ya da farklı yerlerden davetiye ile gelen (bir kısmı askeri personelolan) tanıklar ile gizli tanıklar ve şüphelilerin beyan ve ifadelerininalınmaya devam edildiği; idari soruşturma dosyaları ve buradaki delillerinincelenerek 2011 yılında bazı kamu görevlilerinin bilgisine başvurulduğu, diğersanıkların yargılandığı mahkemelerdeki bazı bilgi ve belge örneğinin soruşturmadosyasına aldırıldığı; olaya ilişkin değişik kişiler tarafından gönderilenihbar mektupları ile İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olandavada, yürütülen soruşturma ile ilgisinin olduğu anlaşılan ve dosya ilebirleştirilmesi istenen belge ve dilekçelerin içeriğinin dikkate alınarak bunagöre soruşturmanın genişletildiği; başvurucuların verdikleri raporlar, telefonkayıtları, isimler ve dilekçelerle (2011 tarihli birçok dilekçe) soruşturmayakatkıda bulunabildikleri; Savcılık tarafından dosyadaki bazı belgelerinbaşvuruculara tebliğ edilerek, başvurucuların buna karşı soruşturmanıngenişletilmesi talebinde bulunabildikleri (örneğin başvurucuların 22/3/2012tarihli dilekçelerinde Hrant Dink’inöldürülmesiyle ilgili olarak, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’ncahazırlanan 22/2/2012 tarihli raporun 27/2/2012 tarihinde kendilerine tebliğedildiği belirtilerek, raporda geçen hususlar kapsamında 18 konudasoruşturmanın genişletilmesi talep edilmiştir) görülmüştür.
57. Ayrıca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (Terör ve ÖrgütlüSuçlar Soruşturma Bürosu) 10-18/6/2014 tarihliyazılarında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/972 sayılısoruşturmasının, 6526 sayılı Kanunun 1. maddesi uyarınca Terörle MücadeleKanunu’nun 10. maddesi ile görevli ve yetkili Ağır Ceza Mahkemesikapatıldığından, yeni düzenleme kapsamında oluşturulan “Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu” tarafından2014/40810 sayılı soruşturma üzerinden yürütülmesine karar verildiğisaptanmıştır.
58. Anılan yazılarda; 5271 sayılı CMK’nın153. maddesindeki değişiklik nedeniyle başvurucuların avukatı HakanBakırcıoğlu’nun talebi üzerine tüm dosyanın bir örneğinin kendisine verildiği,ilgili Savcının, adı geçen Avukat ile soruşturma safahatını değerlendirdiği,kamu görevlilerinin cinayet ile bağlantılarının belirlenmeye çalışıldığı, bukapsamda birçok yerden bilgi ve belge istendiği, 10/12/2010– 8/5/2014 tarihleri arasında 45 kişinin tanık, 3 kişinin gizli tanık, 8kişinin ifade sahibi olarak dinlendiği, Hrant Dinkcinayetine karışan sanıkların Malatya Zirve Yayınevi cinayeti, Ergenekon,Balyoz ve Kafes davalarında yargılanan sanıklarla bir irtibatlarının bulunupbulunmadığının tespiti amacıyla HTS ile ilişkili irtibat raporunun uzmanlarcaçıkartıldığı, 20/5/2014 tarihinde İstihbarat Daire Başkanlığındaki telefonsorgulamalarına ilişkin kayıtların silinmesi konusunda yürütülen soruşturmaraporunun alındığı, kamu görevlilerinin suç organizasyonuna yardım niteliğindeeylemlerinin bulunup bulunmadığı, ihmali davranışla kişinin ölümündesorumluluklarının olup olmadığı yönünden soruşturmanın derinleştirilerekşüpheli görülen kişilerin çağrılıp dinlenmesi aşamasına gelindiğibelirtilmiştir.
10. BaşvurucularınDosya İnceleme Yetkisine Getirilen Kısıtlama
59. AİHM kararından sonra başvurucuların yaptıkları şikayetsonucunda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca Hz.2011/192 numaralı dosyaüzerinden ismi geçen kamu görevlileri hakkında “terörörgütü üyesi olmak, ihmali davranış ile kasten öldürmeye sebebiyet vermek,sahte evrak tanzimi ve kasten adam öldürmeye iştirak” suçlarındanyürütülen soruşturma kapsamında yapılan talep üzerine, İstanbul Nöbetçi 9. AğırCeza Mahkemesinin 7/2/2011 tarih ve K.2011/56 sayılıyazısı ile “soruşturmanın özelliği, dosyadabulunan evraklarda şüphelilerin kimlikleri ve telefon numaraları, örgüte aitsuç unsurlarının saklandığı yerlerin yazılı olduğu, iletişim tespittutanaklarında birçok örgüt mensubunun adı geçtiğinden, diğer belgelerin aynımahiyette olması nedeniyle evrakın şüpheliler ve vekilleri tarafındanincelenmesinde sakınca bulunması nedeniyle, yasal istisna hariç, dosyadabulunan evrakın şüpheli, müdafi ve suçtan zarar gören vekili tarafındanincelenmesi ve suret alınması hakkının kısıtlanmasına” kararverilmiştir.
60. Başvurucular, 10/9/2012 tarihlidilekçeleri ile dosyadaki evrakların ve dijital verilerin bir örneğininkendilerine verilmesi amacıyla Savcılığa başvuruda bulunmuşlarsa da, söz konusutalep, dosyada gizlilik kararı olduğu gerekçesiyle aynı gün reddedilmiştir.
61. Başvurucular, “davadakideliller ve sanıklarla ilgili olarak defalarca ayrıntılı bir şekilde basınyayın organlarında haber yapıldığını, kamuoyunun söz konusu soruşturma ve davahakkında bilgi sahibi olduğunu, buna rağmen kısıtlılık kararınınsürdürülmesinin ve taraf olarak dosyadan örnek alma haklarınınsınırlandırılmasının hukuka aykırı olduğunu” belirterek, 17/9/2012 tarihinde İstanbul Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesinebaşvurmuş ve soruşturma dosyasının üzerindeki gizlilik kararının kaldırılmasınıistemişlerdir.
62. İstanbul 3 No’lu (TMK 10. Maddesi ileGörevli) Hâkimliği, 25/9/2012 tarih ve Değişik İş2012/121 sayılı kararı ile “CMK’nın 153. maddesi gereğince kısıtlılık kararıkaldırılıncaya kadar geçerlidir. Davanın iddianamesinin kabulü sonrasında CMK153/4 gereğince mahkemesinden örnek alınabileceği açıktır.”gerekçesi ile başvurucuların taleplerini kesin olarak reddetmiştir. Bu karar, 10/10/2012 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir.
11. CumhurbaşkanlığıDevlet Denetleme Kurulu Raporu
63. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu tarafından, Hrant Dink’in öldürülmesi olayıile ilgili olarak 2/2/2012 tarihinde tamamı 650sayfadan oluştuğu anlaşılan bir rapor hazırlanmış olup, raporun “aynı konu ile ilgili olarak Savcılıkça yürütülmekteolan hazırlık soruşturmasının gizliliği ve diğer hususlar nedeniyle”34 sayfalık özet bölümü Kurumun internet sayfasında (http://www.tccb.gov.tr/ddk/ddk50.pdf)yayınlanmıştır. Raporun yayınlanmış olan kısmında özetle;
“Gerekkonuyla ilgili olarak hazırlanan raporlarda gerekse basın ve yayın organlarındapek çok iddianın ortaya atıldığı, bunların hemen hemen tamamının adli ve idariinceleme ve soruşturmaların konusu olduğu ve/veya halen sürdürülen soruşturmave kovuşturmalarda ele alınmakta olduğunun görüldüğü,
Hrant Dink’in öldürülmesiolayı ile ilgili olarak idari birimlerce 28 adet raporun yazıldığı, yargıorganlarınca da 50 civarında görevsizlik, yetkisizlik, kovuşturmaya yerolmadığına dair kararların verildiği, ayrıca iki ana iddianame ile davalarınaçıldığı, iki mahkemede sanıklarla ilgili mahkûmiyet kararlarının verildiği,
AGOSGazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in 19/1/2007 tarihindeöldürülmesi olayında Trabzon Jandarma Komutanlığı personeli ile ilgilisoruşturmanın kısmen yargıya taşındığı ve bazı personelin görevi ihmal suçundanmahkûm edildikleri, MİT personeli ile ilgili soruşturma izninin verildiği ancakCumhuriyet Başsavcılığınca zamanaşımı gerekçesiyle takipsizlik kararıverildiği, cinayet sanığı ve cinayeti azmettirenlerle ilgili mahkûmiyet kararlarınınverildiği, cinayetin arkasında başka fail ve azmettiricilerin olup olmadığı veAİHM kararı sonrasında bazı kamu görevlileri hakkında başlatılan savcılıksoruşturmalarının devam ettiğinin görüldüğü,
Hrant Dink’i öldürenlerin güvenlikkuvvetlerince çok kısa sürede yakalanmış olmasına, olay ile ilgili olarak,idari soruşturma süreçlerinin tamamlanmış ve konunun birçok yönüyle yargıorganlarına intikal ettirilerek, ilk derece mahkemeleri tarafından yargılamanıntamamlanmış olmasına rağmen, soruşturma ve yargılama sürecinin; sistemik bazısorunlar nedeniyle aynı oranda etkin, düzenli ve hızlı sürdürülemediğini, bunedenle, kamuoyu ve Hrant Dink ailesinin, cinayeteilişkin olarak gerek idare gerekse yargı organlarınca gerçekleştirilensoruşturmalardan/kovuşturmalardan tatmin olmadığı, özellikle, Hrant Dink’in öldürülmesisürecinde sorumluluğu olduğu iddia edilen kamu görevlilerinin yargılanamadığıve yakalananlar dışındaki cinayetin gerçek faillerine ulaşılamadığıiddialarının, soruşturma/kovuşturma süreçlerinin başından itibareneleştirilerin temelini oluşturduğu,
Hrant Dink’in yaşama hakkınınkorunamamasına ilişkin olarak ifade edilmesi gereken ilk hususun, güvenliksektörü ile ilgili yapısal bazı sorunların varlığı olduğu, bu sektörde gerekkoordinasyon gerekse iç/dış denetim ve sivil denetim açıklarının giderilmesigerektiği, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin YargılanmasıHakkında Kanun’un uygulamasında öteden beri var olan ‘temel algılama hatası’nın, Hrant Dink’in öldürülmesi sürecinde kamu görevlilerince işlendiğiiddia edilen fiillerin soruşturulması ve kovuşturulmasında da kendinigösterdiği, bu itibarla, Hrant Dink’inöldürülmesi ile ilgili olarak oluşan esas fiil kapsamında; kamu görevlilerininihmal ve hatalarının da adli yargı organlarınca öncelikle 5237 sayılı Kanun’un37, 38, 39 ve 83. maddeleri uyarınca soruşturulması, kamu görevlilerinincinayetten önce ve sonra ortaya çıkan görevi kötüye kullanma ve ihmal gibigörülen bazı fiillerinin esas niteliğinin, mutlaka ana suç kapsamında adlisoruşturma ve bilhassa yargılama safhasında belirginleştirilmesi, aynı şekilde,başlatılan idari soruşturma süreçlerine rağmen herhangi bir sınırlamaolmaksızın görevi kötüye kullanma ve ihmal gibi görülen fiillere ilişkindelillerin Savcılıkça toplanmasının gerektiği, böyle yapılmaması nedeniyle, birbakıma adli yargı yerinde görülmüş olan ana davada ilgili Mahkemenin delillereve gerçeğe ulaşma kapasitesinin sınırlandırılmış olduğu,
Hrant Dink’in öldürülmesi ile ilgiliolarak kamu görevlileri hakkında yapılan idari inceleme ve soruşturmalardaeleştirilmesi gereken eksikliğin bir ‘yöntem yanlışlığı’ olduğu, kamugörevlilerinin silsile halinde birbirini takip eden ihmalleri; 4483 sayılıKanun çerçevesinde bir bütün halinde incelenmediği ve gerek yetki gerekse suçunişlendiği mahal itibariyle farklı birimlerce ayrı ayrı soruşturma veincelemeler yapıldığı, söz konusu yöntem hatasının, 4483 sayılı Kanun’un ortayaçıkardığı uygulama hatalarından birine tekabül ettiği, idari soruşturma veincelemelerde izlenen söz konusu yöntemin; olayların bir bütün olarak elealınıp değerlendirilememesine ve tüm iddiaların bir arada sorgulanamamasına yolaçtığı, bu durumun, kamu görevlilerinin süreç içerisindeki fiillerininciddiyetinin kavranamamasına, ana fiil ile illiyet bağının bulunupbulunmadığının sorgulanamamasına ve böylece bütünüyle idari inceleme vesoruşturmalardan sonuç alınamamasına neden olduğu, aynı zamanda izlenen sözkonusu yöntemin, her bir idari birimce süreç içerisindeki ihmal ve hatalarınınbaşka birimlere kaydırılmaya/yükletilmeye çalışılması gibi refleksleringelişimine de sebebiyet verdiği,
Konuylailgili olarak kamu görevlileri hakkında yapılan tüm inceleme, araştırma vesoruşturmalara ilişkin bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi sonucunda özetle; Hrant Dink'e yönelik birtehlikenin varlığının emniyet ve jandarma personelince öğrenilmiş olduğu, Hrant Dink’in korunmasına yönelikistihbarat birimlerinin gerekli çalışmaları yapmadığı ve işbirliğine gitmediği,idari makamların Hrant Dink’eyönelik oluşan riskleri bilebilecek durumda olmalarına rağmen, her kademedekisorumluların zincirleme eylemleri sonucunda tehlikeyi önlemek için gerekentedbirlerin alınmadığı, tehlikenin gerçekleştiği ve HrantDink’in yaşamını yitirmiş olduğu, dolayısıyla, gerekAnayasa’nın 17. maddesinde gerekse iç hukukumuzun bir parçası durumunda olanAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. maddesinde ifadesini bulan yaşam hakkınınkorunması hususundaki pozitif yükümlüğün yerine getirilmediği ve böylece ağırbir kamu hizmet kusurunun oluşumuna sebebiyet verildiği, ölüm olayınıngerçekleşmesinden sonra yaşam hakkını koruma altına alan iç hukuk kurallarınınetkin bir şekilde kullanılmasını sağlamak ve Devlet yetkililerinin veyaorganlarının sorumluluklarını ortaya koymak açısından; Devlet organlarınınolayın tespit edilebilen failleri ve olayda ihmal ve kusuru olan kamugörevlileri açısından hem ceza hukuku hem de disiplin hukuku alanında gerekensoruşturmaların derhal başlatıldığı, idare organlarınca sürdürülensoruşturmalarda yasal olarak öngörülen süreçlere uyulmakla birlikte, gerek kamugörevlilerinin yargılanmasına ilişkin mevzuat düzenlemelerinin niteliğindengerekse kamu görevlilerinin soruşturulması hususunda izlenen yöntemlerdekihatalar/yanlışlıklar ve diğer eksiklikler sebebiyle yürütülen soruşturmalardanetkin bir sonuç alınamadığı kanaatine ulaşıldığı, bu açıdan, İstanbulCumhuriyet Başsavcılığınca AİHM kararından sonra bazı kamu görevlilerinin dedaha önce başlatılmış olan soruşturma sürecine dahiledilmiş olması, yukarıda bahsedilen hatalı uygulamanın düzeltilmesi açısındangecikmiş de olsa olumlu görüldüğü” hususlarına yer verilmiştir.
B. İlgiliHukuk
64. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Soruşturmanın gizliliği” kenar başlıklı157. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kanununbaşka hüküm koyduğu hâller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemekkoşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir.”
65. 5271 sayılı Kanun’un “Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi” kenarbaşlıklı 153. maddesinin 21/2/2014 tarihinde yapılandeğişiklikten önceki metni şöyledir:
“(1)Müdafi, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve istediğibelgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.
(2) Müdafiin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnekalması, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise, Cumhuriyetsavcısının istemi üzerine, sulh ceza hâkiminin kararıyla bu yetkisikısıtlanabilir.
(3)Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişiraporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adlîişlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü uygulanmaz.
(4)Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosyaiçeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir; bütün tutanak vebelgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir.
(5) Bumaddenin içerdiği haklardan suçtan zarar görenin vekili de yararlanır.”
66. 21/2/2014 tarih ve 6526 sayılı Kanun’un 19. maddesi ile 5271 sayılıKanun’un 153. maddesinde yapılan değişiklik ile anılan maddenin (2), (3) ve (4)numaralı fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.
67. 5271 sayılı Kanun’un “Mağdurile şikâyetçinin hakları” kenar başlıklı 234. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
“1) Mağdurile şikâyetçinin hakları şunlardır:
a) Soruşturma evresinde;
1.Delillerin toplanmasını isteme,
2.Soruşturmanın gizlilik ve amacını bozmamak koşuluyla Cumhuriyet savcısındanbelge örneği isteme,
…
4. 153üncü Maddeye uygun olmak koşuluyla vekili aracılığı ile soruşturma belgelerinive elkonulan ve muhafazaya alınan eşyayı inceletme,
…”
68. 5271 sayılı Kanun’un “İtirazolunabilecek kararlar” kenar başlıklı 267. maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
“Hâkim kararlarıile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yolunagidilebilir.”
69. 11/4/2013 tarih ve 6459 sayılı Kanun’un 19. maddesi uyarınca 5271 sayılıKanun’un “Kovuşturmaya yer olmadığına dairkarar” kenar başlıklı 172. maddesine eklenen ve 30/4/2013 tarihindeyürürlüğe giren (3) numaralı fıkrası şöyledir:
“(3) (Ekfıkra: 11/04/2013-6459 S.K./19. md) Kovuşturmaya yerolmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsanHakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi üzerine, kararınkesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yenidensoruşturma açılır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
70. Mahkemenin 17/7/2014 tarihinde yapmışolduğu toplantıda, başvurucuların 12/11/2012 tarih ve 2012/848 numaralıbireysel başvuruları incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
71. Başvurucular, birinci derece yakınları olan HrantDink’in öldürülmesi olayı ile ilgili olarak 2007/972numaralı dosya üzerinden yürütülen soruşturmanın makul bir özen ve hızlayapılmadığını, soruşturma dosyasının kendilerine karşı gizli tutulduğunu,muhtemel şüphelilerin cezasız bırakıldığını ve gelinen noktada AİHM kararınıngereklerinin yerine getirilmediğini, aynı Savcılığın 2013/93822 sayılısoruşturma dosyasında da 4483 sayılı Kanun uyarınca yapılan incelemeneticesinde kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmediğini belirterek,Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul yönünden;ayrıca, soruşturmanın gizlilik kararına karşı etkili bir başvuru yolubulunmadığından, Anayasa’nın 17. maddesi ile bağlantılı olarak 40. maddesininde ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
72. Başvurucular ek olarak, 10/9/2012 tarihinde İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığının Hz.2007/972 sayılı dosyasından evrak talebinde bulunduklarını,ancak gizlilik kararı nedeniyle bu taleplerinin reddedildiğini, böylece yargımercileri önünde davacı olarak iddiada bulunma ve bilgiye ulaşarak muhakemeningidişatına yön verme haklarının engellendiğini, soruşturma dosyasındaki tutanakve belgelerden örnek almanın hak arama özgürlüğünün ve bu bağlamda adilyargılanma hakkının ayrılmaz bir parçasını oluşturduğunu, yine aynı Savcılıktarafından 4483 sayılı Kanun uyarınca yürütülen 2013/93822 numaralısoruşturmada kamu görevlileri hakkında soruşturma izninin verilmediğini,devletin kendini koruma refleksi sonucu bunların bağımsız ve tarafsız olmayankurullarca özel koruma yöntemlerinden faydalandırıldığını, bu nedenlerleAnayasa’nın 2., 10. ve 36. maddeleri ile bu maddelerebağlı olarak da 11. maddenin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve 500.000 TLtazminat talebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. YaşamHakkının İhlal Edildiği İddiası
73. Başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğiiddialarına yönelik olarak Bakanlık görüşünde şikâyetlerin kabul edilebilirliğiaçısından değerlendirme yapılırken, soruşturma sürecinin halen devam ettiği, 30/3/2012 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşuve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasıuyarınca bireysel başvurunun ancak başvuru yollarının tamamının tüketilmesisonrasında yapılabileceği, bu koşulun yerine getirilmediği hususunun dikkatealınması gerektiği ifade edilmiştir.
74. Başvurucular, başvurunun kabul edilebilirliği hakkındakiBakanlık görüşüne karşı, soruşturmanın halen devam ettiğinin farkındaolduklarını, ancak gizlilik kararı nedeniyle dosyanın içeriğineerişemediklerini, kısıtlama kararının kaldırılması taleplerinin reddedildiğinive bu yöndeki başvuru yollarının tüketilmiş olduğunu, bu nedenle Bakanlığınbaşvuru yollarının tüketilmediği itirazının yerinde olmadığını ilerisürmüşlerdir.
75. Öncelikle başvurucuların başvuru ehliyetleri ve ihlal iddiasınınincelenmesinde menfaatlerinin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. 6216 sayılıKanun’un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, ancak ihlale yol açtığı ilerisürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudanetkilenenlerin bireysel başvuru hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır.Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişiler açısından buhakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölenkişilerin yakınları tarafından yapılabilecektir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvurucular, başvuru konusu olayda ölenkişinin eşi, çocukları ve kardeşi olup, olayla ilgili olarak baştan itibarenşikâyet dilekçesi vererek, soruşturma ve kovuşturma aşamalarına katılmışlardır.Bu nedenle gerçekleşen ölüm olayı ile ilgili yürütülen soruşturmanınAnayasa’nın 17. maddesindeki yaşam hakkının ihlali niteliğinde olduğununtespitinde başvurucuların meşru menfaatleri olup, başvuru ehliyetleri açısındanbir eksiklik bulunmamaktadır.
76. İkinci olarak, bir işlem ya da kararın bireysel başvuruya konuolabilmesi için bu hususta öngörülen tüm kanun yollarının tüketilmesi gerekir.6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer verilen kanunyollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun temel hak ihlalleriniönlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal sonucudur. Diğer birifadeyle, temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların ve derecemahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunuzorunlu kılmaktadır (B. No: 2012/1027, § 20-21, 12/2/2013).Bir soruşturmanın etkili olup olmadığı yönünde bu koşul mutlak gerekli olmasada, yine de yürütülen soruşturmanın makul bir süreyi aşmaması şartıyla ilgilikamu makamları tarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi, bireyselbaşvuru ile getirilen koruma mekanizmasınınikincil niteliğine uygun olacaktır. Başvuruya konuolayla ilgili olarak gerek başvurucuların şikâyeti gerekse resen yürütülensoruşturmalar sonucunda açılmış ve neticelenmiş olan davalar yanında, derdestolan dava ve halen yürütülen ve kesinleşmemiş soruşturmalar bulunmakta ise de,başvuru konusu olayda Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitifyükümlülüklerinin usul boyutunun, Anayasa Mahkemesince bu aşamada incelenmesive bu yükümlülüklere uygun davranılıp davranılmadığının belirlenmesi ikincilkoruma mekanizması ile çelişmeyecektir.
77. Bir soruşturmanınaçılmayacağını, soruşturmada ilerleme olmadığını, etkili bir ceza soruşturmasıyapılmadığını ve ileride de böyle bir soruşturmanın yürütüleceği konusunda enufak gerçekçi bir şans olmadığının farkına vardıkları veya varmaları gerektiğiandan itibaren, başvurucuların yaptığı bireysel başvurular kabuledilebilmelidir. Yaşam hakkı ile ilgili böyle bir durumda başvuruculargerekli özeni göstermeli, inisiyatifleri elealabilmeli ve şikâyetlerini çok uzun süre geçirmeden Anayasa Mahkemesinesunabilmelidirler. Soruşturmanın çok uzun sürmesi ve soruşturma sürecitamamlanmadan başvuru yapılması konusunda ölenin yakınlarına karşı çok katı birtutum takınılmamalıdır. Ancak bu durumun tespiti doğal olarak her davanınşartlarına bağlı olarak değerlendirilecektir (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Varnava ve diğerleri/Türkiye [BD], B. No: 16064/90, 18/9/2009).Buna göre, başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesine ilişkin şikâyetleriaçısından kabul edilebilirlik değerlendirmesi yapılırken, başvuru yollarınıntüketilmesi hususunda karar verebilmek için, Devletin, Anayasa’nın 17. maddesikapsamında yaşam hakkını korumak için “etkilibir yargısal sistem kurma” pozitif yükümlülüğünün çerçevesinintespiti gerekmektedir. İç içe girmiş olması nedeniyle kabul edilebilirlikkonusundaki bu değerlendirmenin esas hakkındaki inceleme ile birlikte yapılmasıgerektiği sonucuna varılmıştır.
78. Dolayısıyla, başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaledildiğine dair iddialarının 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesi uyarınca açıkçadayanaktan yoksun olmadığı tespit edilmiştir. Başka bir kabul edilemezliknedeni de bulunmadığından başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
79. Başvurucular ayrıca, birinci derece yakınları olan Hrant Dink’in öldürülmesi olayıile ilgili olarak yürütülen soruşturmada gizlilik kararı alındığını, bu kararakarşı etkili bir başvuru yolu bulunmadığından, Anayasa’nın 17. maddesi ilebağlantılı olarak 40. maddesinin de ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
80. Başvurucuların Anayasa’nın 40. maddesinin ihlal edildiğiiddialarına yönelik olarak Bakanlık görüşünde nitelendirme konusundadeğerlendirme yapılırken, somut başvuruda şikâyetlerin kaleme alınış şekli vekapsamı dikkate alınarak, bu yöndeki şikâyetin de Anayasa’nın 17. maddesikapsamında incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.
81. Anayasa’nın 40. maddesinin ihlal edildiği iddialarına yönelikolarak Bakanlık tarafından sunulan bir görüş bulunmasa da, başvurucular,Bakanlığın nitelendirme yönündeki görüşüne karşı olarak, diğer ihlaliddialarının yanında Anayasa’nın 40. maddesine ilişkin ihlal iddialarının daAnayasa Mahkemesi tarafından incelenmesi gerektiğini ifade etmişlerdir.Başvurucular, başvurunun esası hakkındaki görüşlerinde, soruşturma dosyasıüzerindeki gizlilik kararının kaldırılmasını inceleyen hâkime başvuru yolununçelişmeli bir muhakemenin yürütülmemesi, duruşma yapılmaması, gerekçesiz kararverilmesi yönlerinden mevcut olayda Anayasa’nın 40. maddesinin gerektirdiği güvenceleribaşvuruculara sağlayan etkili bir hukuk yolu olmadığını ileri sürmüşlerdir.
82. Başvurucuların, soruşturmanın etkili yürütülmediği yönündekiiddiaları açıkça dayanaktan yoksun bulunmayarak, Anayasa’nın 17. maddesikapsamında incelendiğinden ayrıca bu bağlamda Anayasa’nın 40. maddesinin deihlal edildiği iddiasının değerlendirilmesine gerek görülmemiş olup, bu yöndekişikâyetler de Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında incelenmiştir.
b. AdilYargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
83. Başvurucular, soruşturmanın gizliliği nedeniyle yargı mercileriönünde davacı olarak iddiada bulunma ve bilgiye ulaşarak muhakemenin gidişatınayön verme haklarının engellendiğini, soruşturma dosyasındaki tutanak vebelgelerden örnek almanın hak arama özgürlüğünün ve bu bağlamda adil yargılanmahakkının ayrılmaz bir parçasını oluşturduğunu, kamu görevlileri hakkındasoruşturma yapmanın izne tabi olduğunu, dolayısıyla bu kişilerin özel korumayöntemlerinden faydalandırıldığını, bu nedenle Anayasa’nın 2. 10. ve 36.maddeleri ile bu maddelere bağlı olarak da 11. maddenin ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
84. Bakanlık görüşünde başvurucuların bu iddialarına karşılık,AİHS’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmayailişkin hak ve ilkelerin “medeni hak veyükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların” ve bir “suç isnadının” esasının karara bağlanmasıesnasında geçerli olduğunu, başvurucuların söz konusu ceza soruşturmasında suçisnadı altında bulunmadıklarının göz önünde bulundurulması ve bu nedenle konubakımından yetkisizlik kararı verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
85. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukukinitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisitakdir eder. Bu nedenle başvurucuların bu iddiaları Anayasa’nın 36. maddesi ileilişkili görülerek adil yargılanma hakkı kapsamda değerlendirilmiştir.
86. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü ve 6216 sayılı Kanun’un 45.maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca, Anayasa’da güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ekTürkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücütarafından ihlal edildiğini iddia eden kişilere Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuru hakkı tanınmıştır.
87. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesineyapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücütarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra AİHS (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ekprotokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa veSözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içerenbaşvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir.
88. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
89. Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği gibi, Anayasa’nın36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’daadil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam veiçeriğinin, Sözleşme’nin “Adil yargılanmahakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir(B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22-27).
90. Sözleşme’nin adil yargılanmahakkını düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgiliuyuşmazlıkların” ve bir “suçisnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğubelirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Bu ifadeden, hakarama hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmekiçin, başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığıntarafı olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmişolması gerektiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalanadil yargılanma hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa veSözleşme kapsamı dışında kalacağından, bireysel başvuruya konu olamaz.
91. AİHM içtihatlarına göre, bir ceza davasında üçüncü kişilerinsuçlanması veya cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarar gören,şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler, Sözleşme’nin 6. maddesinin korumaalanı dışında kalmaktadır. Bu kuralın istisnaları, ceza davasında medeni haktalebine imkân veren bir sistemin benimsenmiş veya ceza davası sonucundaverilen kararın hukuk davası açısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir(bkz. Perez/Fransa, B. No: 47287/99, 12/2/2004, § 70).
92. 5271 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesindeşahsi hak iddiasında bulunma imkânı ortadan kalkmıştır. Dolayısıylabaşvurucuların ceza muhakemesi sürecinde medeni haklarını ileri sürme imkânıbulunmamaktadır.
93. Başvurucular, suç işlediğinidüşündükleri kişiler hakkında soruşturma açılmasını sağlamak amacıyla suç duyurusunda bulunmuş olup, talepleri,yürütülen ceza soruşturması işlemleri ile ilgili tüm bilgi ve belgelereulaşamamaları ve buna karşı etkili bir başvuru yolu bulunmadığından, hakarama özgürlüklerinin ve bu bağlamda adil yargılanma haklarının ihlal edildiğiile sınırlıdır.
94. Bu nedenle, başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesine dayanan ihlaliddialarının konusu, Anayasa’da güvence altına alınmış ve Sözleşme kapsamındaolan temel hak ve özgürlüklerin koruma alanı dışında kaldığından, başvurunun bukısmının “konu bakımından yetkisizlik”nedeniyle kabul edilemez olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlığın Görüşü
95. Başvurucular, birinci derece yakınlarının öldürülmesi olayı ileilgili olarak yürütülen soruşturmanın makul bir özen ve hızla yapılmadığını,soruşturma dosyasının kendilerine karşı gizli tutulduğunu, gizlilik kararınakarşı etkili bir başvuru yolu bulunmadığını, 4483 sayılı Kanun uyarınca yapılanincelemeler sonucunda muhtemel şüphelilerin cezasız bırakıldığını ve gelinennoktada AİHM kararının gereklerinin yerine getirilmediğini belirterek,Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul yönündenihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
96. Bakanlık görüşünde, Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğiyönündeki şikâyetler değerlendirilirken, başvurucuların yaptığı başvuru üzerineAİHM tarafından 14/9/2010 tarihinde, Hrant Dink cinayeti hakkında yaşam hakkının esastanihlalinin yanı sıra usulden de ihlal edildiğine karar verildiği, soruşturmanınetkililiği bakımından AİHM kararından (bkz. Dink/Türkiye, B. No: 2668/07, 6102/08, 30079/08, 7072/09 ve7124/09, 14/9/2010) sonra yargılama süreçlerinde yeni gelişmelerinkaydedildiği belirtilmiştir.
97. Bakanlık görüşünde ayrıca, AİHM’inyaşam hakkı konusunda benimsediği ilkelere değinilmiş, AİHM içtihatlarıbağlamında, soruşturmanın, kamunun denetimine ve mağdurun yakınlarına, meşruçıkarlarının korunması için gerekli olduğu ölçüde açık (ulaşılabilir) olmasıgerektiği, bununla birlikte, polis tutanaklarının ve soruşturma belgelerininaçıklanması ya da yayınlanması, özel kişilere ya da diğer soruşturmalara zararverebilecek bazı hassas (önemli) sorunlara neden olabileceğinden, açıklıkşartının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 2. maddesinin her durumdasöz konusu olan kesin (otomatik) bir gerekliliği olarak görülemeyeceği,dolayısıyla, soruşturmanın kamuya veya mağdurun yakınlarına açıklığı şartının,usulün diğer uygun aşamalarında karşılanabileceği, hatta bazı durumlarda,soruşturmanın gizli yapılmasına rağmen, elde edilen sonucun kamuyaaçıklanmasının yeterli olabileceği, Sözleşme’nin 2. maddesinin, soruşturmamakamlarına, soruşturma sırasında ölenin yakınlarının bazı soruşturmatedbirlerinin alınması için yaptıkları her talebi karşılamaları şeklinde biryükümlülük yüklemediği ifade edilmiştir.
98. Bakanlık görüşünde son olarak, yürürlükteki mevzuat hükümlerininAİHM kriterleri ile büyük oranda uyumlu olduğubelirtilerek, yaşam hakkının usuli bakımdan ihlaledildiği yönündeki şikâyetlerin değerlendirilmesi konusunda takdirin AnayasaMahkemesine ait olduğu vurgulanmıştır.
99. Başvurucular, başvurunun esası hakkındaki Bakanlık görüşünekarşı, soruşturma dosyasının kısıtlılık kararı nedeniyle erişimlerine kapalıolduğunu, bu nedenle soruşturmaya dâhil edildiklerinin söylenemeyeceğini, tümbelgelere erişimlerinin gerekçesiz ve keyfi olarak mutlak bir biçimdeyasaklanması, soruşturmanın makul bir özen ve hızla yapılmaması, soruşturmanınkendilerine ve kamuoyuna açıklanmamasının etkili soruşturma yükümlülüğünü ihlalettiğini belirtmişlerdir.
b. Genelİlkeler
100. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı,maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Herkes,yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
101. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma hakkı,birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez haklardandır.Anayasa Mahkemesince belirtildiği gibi yaşam ve vücut bütünlüğü üzerindekitemel hak, devletlere pozitif ve negatif sorumluluk yüklemektedir (AYM, E.2007/78,K.2010/120, K.T. 30/12/2010).
102. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı kapsamında,devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunan hiçbir bireyinyaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme yükümlülüğü bulunmaktadır.Bunun yanı sıra devlet, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanındabulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğerbireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklerekarşı koruma yükümlülüğü altındadır (AYM, E.1999/68, K.1999/1, K.T. 6/1/1999). Devlet, bireyin maddi ve manevi varlığını hertürlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (AYM, E.2005/151,K.2008/37, K.T. 3/1/2008; E.2010/58, K.2011/8, K.T.6/1/2011).
103. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında cankaybının gerçekleştiği durumlarda Anayasa’nın 17. maddesi, Devlete, elindekitüm imkânları kullanarak, yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idariçerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulupcezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma göreviyüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusal olsun veya olmasın, yaşam hakkınıntehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir.
104. Ancak, özellikle insandavranışının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklardeğerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek faaliyetin tercihi gözönüne alınarak; pozitif yükümlülük,yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır. Pozitifyükümlülüğün ortaya çıkması için yetkililerce, belirli bir kişinin hayatınayönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğunun bilinmesi ya da bilinmesigerektiği durumların varlığı kabul edildikten sonra, böyle bir durum dâhilinde,makul ölçüler çerçevesinde ve kendilerine verilen yükümlülükler kapsamında, butehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde hiç önlem almadıkları ya dagerektiği gibi almadıklarının tespiti gerekmektedir (benzer yöndeki AİHMkararları için bkz. Keenan/Birleşik Krallık,27229/95, 3/4/2001, §§ 89-92; A. ve Diğerleri/Türkiye, 27/7/2004,30015/96, § 44-45; İlbeyi Kemaloğlu ve Meriye Kemaloğlu/Türkiye,19986/06, 10/4/2012, § 28).
105. Anayasa Mahkemesi kararlarında dabelirtildiği gibi, meydana gelen ölüm olaylarında Devlet görevlilerinin ya dakurumlarının bu konuda muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu, yaniolası sonuçların farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerineverilen yetkileri göz ardı ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşanriskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda,bireyler kendi inisiyatifleriyle ne gibi hukuk yollarına başvurmuş olursaolsun, insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhinehiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması 17. maddeninihlaline neden olabilir (B. No: 2012/752, 17/9/2013,§ 60).
106. Buna göre, üçüncü kişilerin eylemlerisonucunda ortaya çıkan öldürme olaylarına yönelik devletin kapsamlı ve etkinbir cezai soruşturma yürütmesi yükümlülüğü bulunmaktadır. Önleyici tedbirlerinalınmaması sonucu meydana gelen can kayıplarından Devletin sorumluluğunugerektiren durumlarda, Anayasa’nın 17. maddesi gereğince oluşturulması gereken“etkili bir yargısal sistem”in kapsamında, etkililiğedair belirlenmiş asgari standartları karşılayan ve soruşturmanın bulgularıçerçevesinde adli cezaların uygulanmasını sağlayan bağımsız ve tarafsız birresmi soruşturma usulünün bulunması gerekir. Bu gibi davalarda, yetkili makamlarbüyük bir gayretle ve ivedilikle çalışmalı ve ilk olarak olayın meydana gelişkoşulları ile denetim sisteminin işleyişindeki aksaklıkları ele almalı, ikinciolarak da söz konusu olaylar zincirinde herhangi bir şekilde rol oynayan Devletgörevlileri ya da makamlarını tespit etmek için resen soruşturma açmalıdır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 62; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Budayeva ve diğerleri/Rusya, 15339/02, 20/3/2008, § 142).
107. Dolayısıyla devletin yaşamhakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüklerin bir de usuli yönü bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her ölümolayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasınısağlayabilecek etkili resmi bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyanhukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerininya da kurumlarının karıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları altında meydanagelen ölümler için hesap vermelerini sağlamaktır (benzer yöndeki AİHM kararlarıiçin bkz. Anguelova/Bulgaristan, B. No: 38361/97, § 137; Jasinskis/Letonya, 21.12.2010, B. No: 45744/08, §72).
108. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türünün, yaşamhakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektiripgerektirmediğine bağlı olarak tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veyakötü muameleler sonucu meydana gelenölüm olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi gereğince devletin,ölümcül saldırı durumunda sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkânverebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır.Bu tür olaylarda, yürütülen idari ve hukukisoruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, yaşam hakkıihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (B.No: 2012/752, 17/9/2013, § 55).
109. Yürütülen cezasoruşturmalarının amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili birşekilde uygulanmasını ve sorumluların ölüm olayına ilişkin hesap vermelerinisağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılmasıyükümlülüğüdür. Diğer taraftan, burada yer verilen değerlendirmeler hiçbirşekilde Anayasa’nın 17. maddesinin, başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suçnedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı (benzer yöndeki AİHM kararı içinbkz. Perez/Fransa, 47287/99, 22/7/2008,§ 70) ya da tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıylasonuçlandırma ödevi (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Tanlı/Türkiye, 26129/95, § 111) yüklediğianlamına gelmemektedir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 56).
110. Yürütülecek cezasoruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkilive yeterli olduğundan söz edebilmek için soruşturma makamlarının resen hareketegeçerek ölümü aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütündelilleri toplamaları gerekir. Soruşturmada ölüm olayının nedenini ve/veyasorumlu kişilerin ortaya çıkarılması imkânını zayıflatan eksiklikler, etkilisoruşturma yürütme kuralıyla çelişme riski taşır (benzer yöndeki AİHM kararlarıiçin bkz. Hugh Jordan/Birleşik Krallık, 24746/94, 4/5/2001, § 109; Dink/Türkiye,2668/07, 6102/08, 30079/08, 7072/09 ve 7124/09, 14/9/2010, § 78).
111. Yürütülecek cezasoruşturmalarının etkililiğini sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibipratikte de hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarınınkamu denetimine açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, ölen kişininyakınlarının meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüdekatılmaları sağlanmalıdır (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hugh Jordan/Birleşik Krallık, 24746/94, 4/5/2001, § 109).
c. Buİlkelerin Mevcut Başvuruya Uygulanması
112. Başvuru konusu olayda,başvurucuların yakını 19/1/2007 tarihindeüçüncü kişi/kişilerin eylemine bağlı olarak uğradığı silahlı saldırı sonucuhayatını kaybetmiştir. Anılan olay açısından, devletin sahip olduğuyükümlülükler arasında yer alan yaşam hakkını koruma yükümlülüğü için yasal veidari çerçevenin oluşturulması ve bu çerçevenin gereği gibi uygulanmasısorumluluğunun (bulunup bulunmadığının) ortaya konulması gerekmektedir.
113. Devletin bu noktada bir yükümlülüğünün ortaya çıkabilmesi içinkamu yetkililerince, belirli bir kişinin hayatının gerçek ve yakın tehlikeiçinde olduğunun bilinmesi ya da bilinmesi gerektiği durumların varlığı kabuledildikten sonra, böyle bir durum dâhilinde, makul ölçüler çerçevesinde vesahip oldukları yetkiler kapsamında bu tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecekşekilde kamu makamlarının önlem almakta başarısız oldukları tespit edilmelidir(§ 104).
114. Ancak AİHM, aynı olayla ilgili olarak açılmış olan Dink/Türkiye davasında yaptığı incelemede,Hrant Dink’in yaşamıüzerinde açık ve yakın bir tehlikenin mevcudiyeti konusunda güvenlikgüçlerinin, ilgiliye karşı olası bir saldırının yüksek olduğunu bildikleri yada bilebilecek durumda oldukları, fakat öngörülen tehlikenin vücuda gelmesiniengellemek için başvurulması gereken önlemleri almadıkları sonucuna vararak,maddi yönden Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiş ve ihlalnedeni oluşturan diğer bir kısım hususları da dikkate alarak somut olayınkoşullarında başvurucular Rahil Dink, Delal Dink, Arat Dink ve Sera Dink’ebirlikte 100.000, başvurucu Hasrof Dink’e 5000 Avro ödenmesini uygun bulmuştur (bkz. Dink/Türkiye, B. No: 2668/07, 6102/08, 30079/08, 7072/09 ve7124/09, 14/9/2010, § 66-75). Dolayısıyla, kamumakamlarının önlem almadaki başarısızlığı nedeniyle cinayetin işlenmesi sonucugerçekleşen hak ihlali ile ilgili olarak, başvurucuların mağduriyeti ortadankalkmıştır. Buna göre başvurucuların mağdur sıfatı sona erdiğinden aynı ihlalnedeninin ikinci bir kez Anayasa Mahkemesince incelenmesinde hukuki yararbulunmamaktadır.
115. Diğer taraftan AİHM aynı kararında HrantDink’in ölümünde ihmali olabilecek kamugörevlilerinin tespitine yönelik etkili bir soruşturma yürütülmediğigerekçesiyle yaşam hakkının usuli boyutunun da ihlaledildiğine karar vermiştir. Bu kararın gereğini yerine getirmek Sözleşmeye göreDevletin ödevidir. AİHS’nin“kararların bağlayıcılığı ve infazı”başlıklı 46. maddesi uyarınca, taraf devletlerin AİHM’inkesinleşmiş kararlarına uyma yükümlülüğü bulunduğu, Mahkemenin kesinleşenkararlarının, infazını denetleyecek olan Bakanlar Komitesi’ne gönderildiği,Bakanlar Komitesi’nin, bir Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın,taraf olduğu bir davada verilen kesin karara uygun davranmayı reddettiğigörüşünde olması halinde, ilgili Taraf’a ihtardabulunduktan sonra, bu Devlet’in aynı maddenin 1. fıkrasında öngörülenyükümlülüğünü yerine getirmediği meselesini Mahkemeye intikal ettirme yetkisinesahip olduğu ve Mahkemenin, 1. fıkranın ihlal edildiğini tespit etmesidurumunda, alınacak önlemleri değerlendirmesi için davayı Bakanlar Komitesi’negönderebileceği dikkate alındığında, Hrant Dink ileilgili verilmiş olan karara uygun davranılıp davranılmadığının BakanlarKomitesi’nce denetlenmesi gerektiği açıktır.
116. Somut olayda yaşam hakkının usuliboyutuna ilişkin AİHM tarafından verilmiş bir ihlal kararı olmasına rağmen,Anayasa Mahkemesinin aynı konuda yeni bir inceleme yapabilmesi içinbaşvurucuların mağduriyetinin AİHM kararıyla giderilmemiş olması gerekir.Anılan başvuruda Hrant Dink cinayetine ilişkinsoruşturma dosyasının baştan itibaren açık olup, sorumluların tespitine yönelikincelemenin devam ettiği görülmektedir. Bu durumda AİHM’inihlal kararı ile başvurucuların mağdur sıfatının sona erdiği söylenemez.Anayasa Mahkemesinin özellikle AİHM’in kararı üzerineCumhuriyet Savcılığınca, Hrant Dink’inyaşamını korumada ihmalleri görülen veya cinayetin işlenmesi organizasyonundayer alan kamu görevlilerini belirleme ve bu eylemleri yaptırım altına almaamacıyla etkili bir soruşturma yürütülüp yürütülmediğini incelemesi gerekir.
117. Başvurucular, olayla ilgili olarak yürütülen soruşturmanın makulbir özen ve hızla yapılmadığını, muhtemel şüphelilerin cezasız bırakıldığını veAİHM kararının gereklerinin yerine getirilmediğini ileri sürmüşlerdir (§ 95).Bakanlığın görüş yazısında ise konu ile ilgili olarak, başvurucuların yaptığıbaşvuru üzerine AİHM tarafından 14/9/2010 tarihinde, Hrant Dink cinayeti hakkında yaşam hakkının esastanihlalinin yanı sıra usulden de ihlal edildiğine karar verildiği, soruşturmanınetkililiği bakımından AİHM kararından sonra yargılama süreçlerinde yenigelişmelerin kaydedildiği ifade edilmiştir (§ 96).
118. AİHM kararlarında da ifade edildiği gibi bir soruşturmanınetkililiğinden söz edebilmek için, soruşturmayı yapmakla görevli kişilerinolaylara karışmış olabilecek kişilerden bağımsız olmaları zorunludur.Bağımsızlık sadece hiyerarşik veya kurumsal değil, aynı zamanda pratik olarakbağımsızlığı da gerektirir (bkz. HughJordan/Birleşik Krallık, B. No: 24746/94, 4/5/2001,§ 120; Kelly ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 30054/96, 4/5/2001, § 114).Soruşturma, sorumluların belirlenmelerine ve cezalandırılmalarına yolaçabilecek nitelikte olmalıdır (bkz. Paul veAudrey Edwards/BirleşikKrallık, B. No: 46477/99, 14/3/2002,§ 71). Sözleşme’nin 2. maddesi anlamındaki etkili bir soruşturma için,soruşturmanın makul bir özen ve hızla yürütülmesi gerekir (bkz. Rantsev/Kıbrıs ve Rusya, B. No. 25965/04, 7/1/2010, § 233; Çakıcı/Türkiye [BD], B. No: 23657/94, 8/7/1999, § 80, 87, 106;yukarıda geçen Kelly ve diğerleri, § 97). Bütün bu süreçte,mağdurun yakınları, meşru menfaatlerinin korunmasının gerektirdiği ölçüde yeralmalıdırlar (bkz. Güleç/Türkiye,B. No: 21593/93, 27/7/1998, § 82; yukarıdageçen Kelly ve diğerleri, § 98).
119. Somut olay ile ilgilisoruşturmanın kamu görevlileri yönünden iki farklı usul izlenerek yürütüldüğügörülmektedir. Birincisinde, olaya karışmış olduğu iddiaedilen kişilerden bağımsız olarak genel ilkeler çerçevesinde İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından Hz.2007/972 sayılı dosya üzerinden yürütülen bir soruşturmasöz konusu iken, ikincisinde ise Trabzon ve İstanbul CumhuriyetBaşsavcılıklarınca 4483 sayılı Kanun’un öngörmüş olduğu usul kapsamında değişiksoruşturma numaraları üzerinde yürütülen ve bir kısım Trabzon Jandarmagörevlileri ile ilgili somut adli işlemler dışında, olayla ilgileri tespit edilendiğer kamu görevlileri yönünden kovuşturma ya da işlem yapılmasına yer olmadığıkararları ile sonuçlanan bir soruşturma söz konusudur.
120. Buna göre Hrant Dink ile ilgili AİHMkararında da (bkz. Dink/Türkiye, 2668/07, 6102/08, 30079/08, 7072/09 ve7124/09, 14/9/2010, § 82) vurgulandığı üzere,cinayetin ardından İstanbul Cumhuriyet Savcılığınca, maktulün yaşamınınkorunması yükümlülüğünün yerine getirilmesinde ihmali bulunan memurlarınkimliğinin de belirtilerek, İstanbul ve Trabzon’daki soruşturma birimlerineiletilmesine rağmen, cinayetin gerçekleştiği tarihten bireysel başvurununinceleme tarihine kadar halen olayla ilgili ihmalleri olduğu ileri sürülen kamugörevlilerinin (§ 39) bağımsız adli birimlerce soruşturulmamış ve olaydakirollerinin belirlenmemiş olması soruşturmanın etkililiğini zayıflatmıştır. Özellikle Hrant Dink’in öldürülmesi sürecinde sorumluluğu olduğu iddiaedilen kamu görevlileri ile ilgili soruşturmaların sistemik ve uygulamadankaynaklanan bazı sorunlar nedeniyle istenilen seviyede tarafsız, etkin, düzenlive hızlı sürdürüldüğünü söylemek mümkün değildir.
121. Hrant Dink’inöldürülmesi sürecinde, kamu görevlilerinin cinayetten önce veya sonra ortayaçıkan görevi kötüye kullanma ve ihmal gibi görülen bazı fiillerininsoruşturulmasının 4483 sayılı Kanun kapsamında yapıldığı, dolayısıyla cinayetinişlenmesinde ihmalleri olduğu ileri sürülen güvenlik personeli hakkındakisoruşturmaların yapılmasının bu görevlilerin amiri olan Vali tarafındansağlandığı, inceleme sonucunda Valinin soruşturma izni vermediği, bu kararakarşı yapılan itirazın Bölge İdare Mahkemesince reddedildiği dikkatealındığında, bu durumun kamu görevlilerinin sorumluluğunu tespite yönelikolarak etkili soruşturmayı, özellikle de bu kişilere atfedilebilecek fiillerinana suç kapsamındaki soruşturma ve yargılama aşamalarında belirginleşmesiniengellediği görülmüştür. Yetkili makamların maddi gerçeğe ulaşmayayönelik etkili soruşturma ve kovuşturma yapmaları beklenir. Bu konuda gerekliözenin gösterilmediği durumlarda ise, 4483 sayılı Kanun’un öngördüğü soruşturmausulünün yaşam hakkının korunması bakımından kamu görevlilerinin muhtemelsorumluluklarını ortaya çıkaracak etkili soruşturmanın yapılmamasına nedenolduğu söylenebilir.
122. Diğer taraftan Devlet Denetleme KuruluRaporunda da belirtildiği gibi, Hrant Dink’in öldürülmesi ile ilgili olarak kamu görevlilerihakkında yapılan idari inceleme ve soruşturmalarda 4483 sayılı Kanun’un ortayaçıkardığı uygulama hatalarından birisi de “yöntemyanlışlığı” olup, kamu görevlilerinin silsile halinde birbirinitakip eden ihmallerinin 4483 sayılı Kanun çerçevesinde bir bütün halindeincelenmeyerek, gerek yetki gerekse suçun işlendiği mahal itibariyle farklıbirimlerce ayrı ayrı soruşturma ve incelemeler yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu yöntemin; olayların bir bütün olarak elealınıp değerlendirilememesine, tüm iddiaların bir arada sorgulanamamasına, kamugörevlilerinin süreç içerisindeki fiillerinin ciddiyetinin kavranamamasına, anafiil ile illiyet bağının bulunup bulunmadığının tartışılmamasına ve böylecebütünüyle idari inceleme ve soruşturmalardan sonuç alınamamasına neden olduğusaptanmıştır (§ 63).
123. Somut olayda Devlet DenetlemeKurulu Raporunda işaret edilen ve AİHM’in deihlal nedeni olarak saptadığı hususlarda etkili bir soruşturmanın yapılmadığıgörülmektedir. Dolayısıyla ihlale dayalı mağduriyetin de giderilmediğianlaşılmaktadır. Zira olaylar silsilesinde sorumluluğu olduğuiddia edilen kamu görevlilerinin etkili bir yargısal sistem kapsamındasorumluluklarının belirlenmesi ve gerekiyorsa cezalandırılmalarına ilişkindevletin pozitif ödevinin yerine getirilmesinde AİHM değerlendirmeleriningereği gibi dikkate alınmadığı, sistem sorunları ve yöntem yanlışlıklarınıngiderilmesi çabalarının gerekli özen, ivedilik ve sorumluluk içindeyürütülmediği, buna ilişkin belirtilerin de tatmin edici olmaktan uzak olduğusaptanmıştır. Ayrıca soruşturma sürecinde ilgili kamu görevlilerininifadelerine bile başvurulmadan verilmiş olan takipsizlik kararlarının başlıbaşına ihlal nedeni olması karşısında, soruşturmanın takibi için geçen süreyimakul kabul etmeye yarayacak kabul edilebilir, şeffaf bilgilere ve bulgularaulaşılamadığı da dikkate alındığında, soruşturmanın, devletin pozitifyükümlülüğüne uygun olarak etkili bir şekilde yürütüldüğü söylenemez.
124. Buna göre gerek kamugörevlilerinin yargılanmasına ilişkin mevzuatın uygulanmasında gerekli özeningösterilmemesi ve kamu görevlilerinin soruşturulması hususunda izlenenyöntemlerdeki hatalar gerekse de adli birimlerin yeterince hızlı ve özenlidavranmamaları sebepleri ile; olay kapsamındaihmalleri olduğu ileri sürülerek kimlikleri tespit edilen İstanbul veTrabzon’daki kamu görevlilerinin cinayetin üzerinden uzunca bir süre geçmişolmasına rağmen halen ifadelerinin bağımsız adli birimlerce alınamadığı,olaydaki rollerinin saptanamadığı, öldürülenin yakınlarının ancak kendiçabalarıyla soruşturma sürecinden haberdar olabildikleri ya dakatılabildikleri, soruşturmanın makul bir özen ve hızla yapılamadığı anlaşılmışolduğundan, hakkın özüne zarar verecek şekilde yürütülen bu soruşturmanın birbütün olarak etkisiz olduğunun kabul edilmesi gerekir.
125. Soruşturmanın etkili olmadığısaptandığından, başvurucuların,soruşturma evresinde kısıtlılık kararı verilerek dosyanın kendilerine karşıgizli tutulmasının ve buna karşı etkili bir başvuru yolu bulunmamasının hakihlali oluşturduğu yönündeki şikâyetlerinin ayrıca incelenmesine gerekgörülmemiştir.
126. Açıklanan nedenlerle, Hrant Dinkcinayetinde sorumlulukları ve ihmalleri olduğu iddia edilen Trabzon jandarma veemniyet personeli ile İstanbul emniyet görevlileri ve mülki amirleri hakkındaözellikle AİHM kararı üzerine yeniden açılan soruşturmanın bir bütün olaraketkili olmadığına ve Anayasa’nın 17. maddesinin öngördüğü Devletin pozitifyükümlülüğünün bir sonucu olan usul yükümlülüğün ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
V. 6216 SAYILIKANUN’UN 50. MADDESİNİN UYGULANMASI
127. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esasinceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğinekarar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimiyapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez.
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
128. Başvuruda, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının usul boyutuylaihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucular uğradıkları maddi ve manevizararlarının karşılanmasını talep etmişlerdir.
129. Başvurucuların aynı iddialar kapsamında yaptıkları başvurularsonucunda AİHM’in 14/9/2010tarihli kararı ile 105.000 Avro (§ 36);İstanbul 10. İdare Mahkemesinin 27/10/2010 tarihli kararı ile de 100.000 TLtazminat ödenmesine (§ 52) kararverildiği tespit edildiğinden, bu konuda ayrıca bir tazminat ödenmesine gerekgörülmemiştir.
130. Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarıncatespit edilen 386,20 TL başvuru ve vekâlet harcı ile 1.500,00 TL vekâletücretinden oluşan toplam 1.886,20 TL yargılama giderinin başvurucularaödenmesine karar verilmiştir.
VI. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurunun,
1. Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği şeklindeki iddialarıiçeren bölümünün “konu bakımındanyetkisizlik” nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının usul yönündenihlal edildiği şeklindeki şikâyetlerini içeren kısmının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının Devletin usul yükümlülüğüyönünden İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuların tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarıncatespit edilen 386,20 TL başvuru ve vekâlet harcı ile 1.500,00 TL vekâletücretinden oluşan toplam 1.886,20 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
F. Kararın bir örneğinin, ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasıuyarınca İstanbul ve Trabzon Cumhuriyet Başsavcılıklarına; bir örneğinin deaynı maddenin (3) numaralı fıkrası uyarınca, başvurucular ile AdaletBakanlığına gönderilmesine,
17/7/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.