TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
RAMAZAN ARAS BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2012/239)
Karar Tarihi: 2/7/2013
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Raportör
:
Mustafa BAYSAL
Başvurucu
:
Ramazan ARAS
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, tutukluluğununkanunda öngörülen azami sınırı aşması nedeniyle hukuka aykırı hâle geldiğini,ayrıca makul süreyi de aştığını, bu nedenle özgürlük ve güvenlik hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 12/10/2012tarihinde Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde eksiklikler giderilerekbaşvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespitedilmiştir
3. Birinci Bölüm İkinciKomisyonunca, 25/12/2012 tarihinde başvurunun kararabağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden,Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3)numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine kararverilmiştir.
4. Bölüm, 12/2/2013tarihinde yapılan toplantıda, İçtüzük’ün 28.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca, kabul edilebilirlik veesas hakkındaki incelemenin birlikte yapılmasına karar vermiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular 12/2/2013 tarihinde Adalet Bakanlığınabildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 16/4/2013tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafındanAnayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 8/5/2013tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, diyeceklerini süresi içinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru dilekçesi veBakanlık görüşünde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu 4/2/2007tarihinde gözaltına alınmış ve 8/2/2007 tarihinde Sultanbeyli Sulh CezaMahkemesince tutuklanmıştır.
9. İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığı, 25/6/2007 tarihli iddianameyle başvurucuve beş kişi hakkında dava açmıştır. İddianamede, başvurucunun çıkar amacı ilesilahlı suç örgütü kurma ve yönetme, nitelikli yağma, hırsızlık ve mala zararverme, konut dokunulmazlığını ihlal ve ruhsatsız silah bulundurma suçlarındancezalandırılması talep edilmiştir.
10. Başvurucu, 27/9/2012 tarihinde tutukluluk hâlinin beş yılı aştığınıileri sürerek tahliye talebinde bulunmuştur.
11. Mahkeme, müşteki beyanlarıve ceraim evrakı dikkate alındığında kuvvetli suçşüphesini gösteren olguların bulunması, tutuklama tarihi, atılı suçun 5271sayılı Kanun’un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında sayılan katalogsuçlardan olması, tutuklama nedenlerinin devam etmesi gerekçeleriyle bu talebireddetmiştir.
12. Başvurucu 2/10/2012tarihli dilekçe ile bu karara itiraz etmiştir. Mahkeme, tutukluluk halinindevamına ilişkin kararda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyleitirazın yerinde olmadığına karar vererek dilekçe ve dava dosyasının itirazıincelemeye yetkili İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine kararvermiştir.
13. İstanbul 11. Ağır CezaMahkemesi, atılı suçun vasıf ve mahiyeti, ceraimevrakı, delil durumu, müşteki beyanları birlikte değerlendirildiğinde atılısuçun işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin olması ve tutuklama tarihlerinidikkate alarak itirazın reddine karar vermiştir.
14. Davaya bakan İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 25/12/2012 tarih veE.2007/346, K.2012/300 sayılı kararıyla, başvurucunun 27 ayrı suçtan toplam 76yıl 8 ay 10 gün hapis ve 16.000 Türk Lirası adli para cezası ilecezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.
B. İlgiliHukuk
15. 5271 sayılı Kanun’un 8. ve9. maddeleri şöyledir:
“Bağlantı kavramı
Madde 8 – (1) Bir kişi, birden fazla suçtan sanıkolur veya bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursabağlantı var sayılır.
(2) Suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suçdelillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiilleri de bağlantılı suçsayılır.
Davaların birleştirilerek açılması
Madde 9 – (1) Bağlantılı suçlardan her biri değişikmahkemelerin görevine giriyorsa, bunlar hakkında birleştirilmek suretiyleyüksek görevli mahkemede dava açılabilir.”
16. Aynı Kanun’un 102. Maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Ağır ceza mahkemesinin görevine girenişlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde,gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez..”
17. Aynı Kanun’un 104.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasındaşüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”
18. Anılan Kanun’un 141.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentleri ile son cümlesi şöyledir:
Tazminat istemi
“Madde 141 – (1) Suç soruşturması veya kovuşturmasısırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışındayakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
…
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâldemakul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkındahüküm verilmeyen,
…
Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devlettenisteyebilirler.”
19. Anılan Kanun’un 142.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisinetebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşmetarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
20. Mahkemenin 2/7/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun12/10/2012 tarih ve 2012/239 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
21. Başvurucu, uzun süreden beri tutuklu olduğunu, 5271sayılı Kanun’daki tutukluluk süresinin aşıldığını, Kanun’daki açık düzenlemeyerağmen üst sınırın aşılmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğunu, bu nedenle anayasalhaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
22. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45.maddesinin (1) numaralı fıkrasında, herkesin, Anayasada güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ekTürkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücütarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabileceğihükmüne yer verilmiştir. Anayasa'nın anılan maddesinin söz konusu fıkrasınındevamında, başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmişolmasının şart olduğu; aynı maddenin dördüncü fıkrasında da, bireysel başvurudakanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamayacağıbelirtilmiştir.
23. Başvurucunun şikâyetininKanun’da öngörülen üst sınırın aşılması nedeniyle tutukluluğun hukuki olmadığıve makul sürenin aşıldığına ilişkin olduğu, bu nedenle incelemenin Anayasa’nın19. maddesi çerçevesinde yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
24. Adalet Bakanlığı, 5271sayılı Kanun’un 141. maddesi uyarınca, kanuna aykırı olarak tutulduğunu iddiaeden kişilerin tazminat talep etme hakkına sahip olduklarını, Avrupa İnsanHakları Mahkemesi (AİHM)’nin Demir/Türkiye ve Balca/Türkiye kararlarına atfen, bu yolaöncelikle başvurulması gerektiğini, Yargıtay kararlarına atıfla bazı durumlardatazminat talebinin incelenebilmesi için ilk derece mahkemesinde görülen davanınesasıyla ilgili kararın kesinleşmesinin şart olmadığını, dolayısıyla kabuledilebilirlik konusundaki incelemede bu hususların göz önünde bulundurulmasıgerektiğini ifade etmiştir.
25. Başvurucu, başvurunun kabuledilebilirliği hakkındaki Bakanlık görüşüne karşı bireysel başvuru dilekçesindeileri sürdüğü iddialarını tekrarlamış ve bunlar dışında yeni herhangi bir görüşdile getirmemiştir.
26. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birininkamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmişolması şarttır.”
27. 6216 sayılı Kanun’un 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
28. Anılan Anayasa ve Kanunhükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek içinihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari veyargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Bireyselbaşvurunun ikincil nitelikte bir hak arama yolu olması nedeniyle, asıl olan hakve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı gösterilmesi ve olası bir ihlaldurumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan yollarla giderilmesidir. Bunedenle bireysel başvuru yoluna ancak kanunda öngörülen olağan yollartüketilmesine rağmen ihlalin ortadan kaldırılamadığı durumlarda gidilebilir.
29. Ancak tüketilmesi gerekenbaşvuru yollarının ulaşılabilir olmaları yanında, telafi kabiliyetini haiz vetüketildiklerinde başvurucunun şikâyetlerini gidermede makul başarı şansıtanımaları gerekir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başınayeterli olmayıp uygulamada da etkili olduklarının gösterilmesi ya da en azındanetkili olmadıklarının kanıtlanmamış olması gerekir.
30. Adalet Bakanlığının görüşünde işaret edildiği üzere 5271 sayılıKanun’un tazminat isteminin düzenlendiği 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasınagöre, kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veyatutukluluğunun devamına karar verilenler ile kanuna uygun olarak tutuklandığıhâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içindehakkında hüküm verilmeyen kişilerin, maddî ve manevî her türlü zararlarınıDevletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin bu hususta bir başvurumekanizması öngördüğü görülmektedir. Ancak, aynı Kanun’untazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1) numaralıfıkrasında “Karar veya hükümlerinkesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veyahükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde” tazminatisteminde bulunulabileceği ifade edilmiştir.
31. Somut olayda beş yıllıkazami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle tutukluluğun yasal dayanağınınkalmadığı ve tutukluluğun makul süreyi aştığı iddia edilmektedir. Buna göre,yasal olarak mümkün olmadığı hâlde tutukluluğun devamına karar verilmiş isemadde kapsamında bunun mağduru maddi ve/veya manevi tazminat istemiyle davaaçabilecektir. Aynı şekilde makul süreyi aşan tutukluluk da tazminat isteminedenlerinden biridir.
32. Ancak başvurucunun başvurutarihi itibariyle istemi tazminat değildir. Başvurucu, Kanun’da öngörülen azamitutukluluk süresinin dolmuş olduğunun tespitiyle tahliyesine karar verilmesinitalep etmektedir. Bundan başka uzun süren tutukluluk hâlinden de şikâyetçidir.
33. 5271 sayılı Kanun’un korumatedbirleri nedeniyle tazminata dair düzenlemelerine bu açıdan bakıldığında,başvurucunun şikâyetiyle ilgili bir çözüm getirilmediği görülmektedir.Başvurulması hâlinde bu yol yalnızca maddi ve manevi zararların giderilmesiniteminat altına almakta, fakat hukuka aykırı tutulduğu tespit edilse dahi kişiyeserbest bırakılma konusunda bir imkân sunmamaktadır. Bireysel başvurununesastan incelenmesinden önce tutukluluk hâli sona ermediği sürece, kişinin buyola gitmesi somut talebi açısından etkili sayılamaz, dolayısıyla tüketilmesigerekmez.
34. Bununla birlikte başvurucuhakkındaki davanın karara bağlanmış olması nedeniyle tutukluluk halinin hükmentutukluluğa dönüştüğü, dolayısıyla her ne kadar başvuru anındaki talebi tahliyeise de, kararla birlikte bunun mümkün olamaması dikkate alındığında şikâyetkonusu anayasal hakların ihlaline dair bir tespit ve tazminata hükmedilmesihâlinde ihlalin giderilmesi mümkündür. Bu durumda 5271 sayılı Kanun’un 141. vd.maddelerinde belirtilen yola öncelikle başvurulmasının zorunlu olup olmadığınındeğerlendirilmesi gerekir.
35. Bakanlık, bu yola önceliklegidilmesi gerektiğini bir kısım kararlara atıfla ileri sürmüştür. Bakanlığıngörüşünde bahsettiği Yargıtay kararları belli durumlarda tazminat talebi içinasıl hükmün kesinleşmesinin aranmadığını göstermektedir (Yargıtay 12. CezaDairesi’nin 4/4/2012 tarih ve E. 2011/15700, K.2012/9187; 15/5/2012 tarih ve E. 2011/20114, K.2012/12183 sayılı kararları).Tutukluluk süresinin verilen cezadan fazla olması nedeniyle makul görülmediği,bu nedenle tazminata hükmedilmesi gerektiğini belirten kararlara rastlamak damümkündür (Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 17/12/2012tarih ve E. 2012/20277, K.2012/27572; 3/1/2013 tarih ve E.2012/24083, K. 2013/1sayılı kararları). Ancak bu örneklerin hiçbiri somut olay açısından bahse konuyolun etkili olduğuna örnek teşkil etmemektedir.
36. Açıklanan nedenlerleBakanlığın başvuru yollarının tüketilmediği yönündeki görüşü kabul edilemez.Başvurucunun iddiaların dayanaktan yoksun olmadığı, ayrıca başka bir kabuledilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esasİnceleme
37. Başvurucu, tutukluluksüresinin Kanunda öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle tutulmasının hukukidayanağının olmadığından ve aşırı uzun bir süredir tutuklu olduğundan şikâyetetmektedir.
38. Anayasa’nın 19. maddesişöyledir:
“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
Şekil ve şartları kanunda gösterilen:
Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların vegüvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanundaöngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veyatutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüneçıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehliketeşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseriveya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahıiçin kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerinegetirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya dahakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişininyakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksunbırakılamaz.
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancakkaçmalarını, delillerin yokedilmesini veyadeğiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılanve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıylatutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancaksuçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bununşartlarını kanun gösterir.
Yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama veya tutuklamasebepleri ve haklarındaki iddialar herhalde yazılı ve bunun hemen mümkünolmaması halinde sözlü olarak derhal, toplu suçlarda en geç hakimhuzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir.
Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakınmahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırksekizsaat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hakimönüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hakimkararı olmaksızın hürriyetinden yoksun bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal,sıkıyönetim ve savaş hallerinde uzatılabilir.
Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı, yakınlarına derhalbildirilir.
Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı vesoruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasınıveya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.
Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısasürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığıhalinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargımerciine başvurma hakkına sahiptir.
Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerinuğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir.”
39. Başvurucunun kanunitutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin şikâyetinin Anayasa’nın 19. maddesininüçüncü fıkrası, tutukluluk süresinin makullüğü ile ilgili şikâyetinin ise yedincifıkrası açısından değerlendirilmesi gerekir.
a. Anayasa’nın19. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının İhlal Edildiği İddiası
40. Başvurucu, öncelikle,Kanun’daki azami tutukluluk süresinin aşılması nedeniyle tutulmasının hukukaaykırı olduğunu iddia etmiştir.
41. Adalet Bakanlığı, görüşünde,keyfiliğe kaçmamak şartıyla mahkemelerin kanunları yorumlamada tam takdiryetkisine sahip olduklarını, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin somut olaydabeş yıllık üst sınırı her bir suç için ayrı ayrı dikkate aldığını, bununlabirlikte AİHM’in birden fazla suç isnadına dayalıtutukluluğu tek bir tutukluluk olarak değerlendirebileceğini ifade etmiştir.
42. Başvurucu, başvurunun esasıhakkındaki Bakanlık görüşüne katılmadığını belirterek bireysel başvurudilekçesinde ileri sürdüğü iddialarını tekrarlamıştır.
43. Anayasa’nın 19. maddesininbirinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğuilke olarak konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartlarıkanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceğidurumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlikhakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenendurumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir.
44. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”başlıklı 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızınyalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak veancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne veruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19. maddesindekikişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların şekil veşartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hakve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ile uyumludur.
45. Kişi hürriyeti vegüvenliğine ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usuleuygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derecemahkemelerine aittir. İdare organları ve mahkemeler esas ve usule ilişkin hukukkurallarına uymakla yükümlüdürler. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı bireyikeyfi bir şekilde özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup, maddedeöngörülen istisnai hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamalarınmaddenin amacına uygun olması ve keyfi uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alanhürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralıgereğince, başvurucunun tutukluluk durumunun “kanuni”dayanağının bulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izinverdiği hâllerde ise, kanunun hukuk devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemekiçin, uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olupolmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir.
46. Tutukluluk, 5271 sayılıKanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişiancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösterenolguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir. Maddedetutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre, (a) şüpheliveya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somutolgular varsa, (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1)delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkalarıüzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüpheoluşturuyorsa tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiğikonusunda kuvvetli şüphe bulunması halinde tutuklama nedenininvarsayılabileceği suçlar bir liste halinde belirtilmiştir.
47. 5271 sayılı Kanun’un 102.maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine girenişlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunluhallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplamüç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplamtutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır (bkz: Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/4/2011tarih ve E.2011/1-51, K.2011/42 sayılı kararı).
48. Somut olayda başvurucu 4/2/2007 tarihinde İstanbul’da gözaltına alınmış ve 8/2/2007tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucu, 5271 sayılı Kanun’un yukarıda belirtilenhükümleri uyarınca tutukluluk için öngörülen azami sürenin dolduğu iddiasıylatahliye talebinde bulunmuştur. Davaya bakan mahkeme ile itiraz mercii, azamibeş yıllık süre konusunda herhangi bir değerlendirme yapmadan diğergerekçelerle talebi reddetmiş ve tutukluluğun devamına karar vermişlerdir (§§11-13).
49. Anayasa’da yer alan hak veözgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındakikanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireyselbaşvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerininyorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisikapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar iledelillerin takdirinde açıkça keyfilik halinde hak ve özgürlük ihlalinesebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi gerekir.Aksinin kabulü bireysel başvurunun getiriliş amacıyla bağdaşmaz. Dolayısıylaincelemenin bu çerçevede yapılması gerekir.
50. 5271 sayılı Kanun’un 102.maddesinde soruşturma ve kovuşturma evrelerinde kişilerin tutulabileceği azamikanuni süreler düzenlenmiştir. Madde metninde, ağır ceza mahkemesinin görevinegiren ve girmeyen işler bakımından bir ayrıma gidilmiştir. Bireyler hakkındakibirden fazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların bir dosya üzerindenyürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmiş olması halinde bu soruşturma vekovuşturmaların belli bir bütünlük içinde yürütüleceği göz önüne alındığında,uygulanan bir tutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamıaçısından sonuç doğuracağı açıktır. Bu nedenle azami tutukluluk süresininkişinin yargılandığı dosya kapsamındaki tüm suçlar açısından en fazla beş yılolması gerektiği anlaşılmaktadır. Tutuklama tedbiri, bir yaptırım olmadığındanaynı dosya kapsamındaki her bir suç için azami tutukluluk süresinin ayrı ayrıhesaplanması kabul edilemez. Suç ve sanık sayısı, davanın karmaşık olması gibietkenler tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusundaki değerlendirmedeele alınabilecek faktörler olup kanuni tutukluluk süresinin belirlenmesindeesas alınmaları mümkün değildir. Normun lafzı ve amacı, tutuklama tedbirininceza adalet sistemi içerisindeki yeri ve 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesindekidüzenleme ile kişi özgürlüğüne yönelik sınırlamaların dar yorumlanmasıhususları birlikte değerlendirildiğinde aksine bir sonuca varmak mümküngörünmemektedir.
51. Diğer taraftan, Anayasa'nın19. maddesinin yedinci fıkrası tutuklulukta makul süreyi güvence altınaalmıştır. Dolayısıyla kanunla tutukluluk süresi için getirilen üst sınırlarmakul sürenin aşılmadığı istisnai durumlar için geçerli olabilir ve hiçbirşekilde kişinin bu süre doluncaya kadar tutulabileceği anlamına gelmez. Aksine,üst sınırın aşılmadığı durumlarda dahi, tutukluluk makul süreyi aşmışsa, anayasalhakkın ihlal edildiği sonucuna varılacaktır.
52. Anayasa’nın 36. maddesindeadil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Bu kapsamda makul süredeyargılanma herkese tanınan bir haktır. Davaların en az giderle ve mümkün olansüratle sonuçlandırılması da Anayasa'nın 141. maddesinde yargıya bir görevolarak yüklenmiştir. Azami sürenin, suç sayısı gerekçesiyle uzatılmasına dairyorumlarla veya gerekçe gösterilmeden genel ifadelerle uzatılması, muhtemelözgürlük ve güvenlik ihlallerine ilave olarak, makul sürede yargılanma hakkıaçısından da olası ihlallere zemin hazırlayabilecek niteliktedir. Böyle biruygulama, özgürlük ve güvenlik ihlalini neredeyse otomatik, makul süredeyargılanma hakkının ihlalini ise potansiyel hale getirebileceğinden kabuledilemez.
53. Diğer yandan, özgürlük vegüvenlik hakkına ilişkin sınırlamaların kanunla yapılması ve sınırlamanın şekilve şartlarının da kanunda açıkça belirtilmesi gerekir. Kanunun metni,bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, tutuklama nedenlerinive sürelerini belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek şekildekaleme alınmış olmalıdır. Dolayısıyla uygulanması öncesinde kanun, muhtemeletki ve sonuçları bakımından yeterli derecede öngörülebilir olmalıdır. Bununlabirlikte, kanun metninin tüm sonuç ve etkileri göstermesi her zamanbeklenemeyeceğinden, aranan açıklığın ölçüsü, söz konusu metnin içeriği,düzenlemeyi hedeflediği alan ile hitap ettiği kitlenin statü ve büyüklüğü gibifaktörler dikkate alınarak belirlenebilir. Bu özelliklere sahip kanunun aynızamanda kolaylıkla erişilebilir olması da gerekir.
54. 5271 sayılı Kanun’daki azamitutukluluk süresinin ağır cezalık işler bakımından uzatmalarla birlikte azamibeş yıl olduğu, bu haliyle düzenlemenin öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır.Ancak derece mahkemelerinin kanuni tutukluluk süresinin her suç için ayrı ayrıhesaplanması gerektiği yönündeki yorumu, bireylerin tutuklu olarakyargılanabileceği azami süreyi belirsiz ve öngörülemez bir şekilde uzatmaya elverişlidir.Zira bir kişi hakkında birden fazla suç isnadı olması halinde azami tutukluluksüresi her biri için ayrı ayrı hesaplandığında kişinin özgürlüğünden mahrumbırakılabileceği süre öngörülemez bir şekilde uzayacaktır. Bu durumun başvurucuaçısından öngörülebilir olmadığı açıktır. Bir hukuk devletinde henüz suçluluğusabit hale gelmemiş bir bireyin mahkemenin benimsediği yorum nedeniyle belirsizbir süre boyunca özgürlüğünden yoksun bırakılması düşünülemez.
55. Başvurucunun 4/2/2007 tarihinde göz altına alındığı ve 8/2/2007 tarihindetutuklandığı anlaşılmaktadır. Sultanbeyli Sulh Ceza Mahkemesinin tutuklamakararında başvurucuya isnat olunan fiiller hırsızlık, silahlı yağma, çıkaramaçlı suç örgütü kurmak ve yönetmek olarak sayılmıştır. Soruşturma vekovuşturma bir bütün olarak yürütülmüştür. Buna göre 5271 sayılı Kanun’un 102.maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen azami tutukluluk süresi 4/2/2012 tarihinde dolmuştur. Bu durumda başvurucunun butarihle hüküm tarihi olan 25/12/2012 arasındaki 10 ay21 gün süren tutukluluk halinin kanunda öngörülen şekil ve şartlara uymadığısonucuna varılmıştır.
56. Açıklanan nedenlerle,Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
b. Anayasa’nın 19. Maddesinin Yedinci Fıkrasınınİhlal Edildiği İddiası
57. Başvurucu ayrıca tutukluluksüresinin uzunluğundan şikâyet etmiştir.
58. Adalet Bakanlığı görüşünde,başvurucunun diğer beş sanıkla birlikte suç işlemek amacıyla çıkar amaçlı suçörgütü kurma, hırsızlık ve yağma suçlarından yargılandığını, suçlamaların ciddive ağır olduğunu, başvuran hakkında dokuz kez hırsızlık, iki kez yağma ve yineçok sayıda konut dokunulmazlığını ihlal ve mala zarar verme suçlarındanyargılandığını, çok sayıda delil bulunduğunu, bu itibarla, davanın karmaşıkolduğunu belirtmiş ve AİHM’in, tutuklamanın veyatutukluluğun devamı kararlarının gerekçesi olarak “delillerin durumu” ifadesini ciddi suç göstergelerininmevcudiyeti ve devamlılığı hususunda bir etken olarak değerlendirdiğini, başvuranınsuçlandığı suçun ciddiyetini ve suçlu bulunması halinde çarptırılacağı cezanınağırlığını kaçma riskinin değerlendirilmesinde ilgili bir unsur olarakgördüğünü, ancak belirli bir süre sonra birbirine benzer gerekçelerintutuklamaların haklılığını ortaya koymayacağını ifade ettiğini (Getiren/Türkiye, No. 10301/03, 22/7/2008; CahitDemirel/Türkiye, No. 18623/03, 7/7/2009), belirtmek suretiyle başvuranıntutukluluk süresinin uzunluğuna ilişkin şikâyeti konusunda takdiri AnayasaMahkemesine bırakmıştır.
59. Başvurucu, Bakanlığıngörüşünde belirtilen dosyanın karmaşık olduğu görüşüne karşı çıkmıştır.
60. Anayasa’nın 19. maddesininyedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin,yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasındaserbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.
61. Tutukluluk süresinin makulolup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkündeğildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olupolmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19.maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından dahaağır basan gerçek bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı bulunabilir(bkz: Labita/İtalya[BD], B. No: 26772/95, 6 Nisan 2000, § 119).
62. Bir davada tutukluluğunbelli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemeleriningörevidir. Bu amaçla, yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tümolayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılmataleplerine ilişkin kararlarında bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir.
63. Tutuklama tedbirinekişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanısırabu kişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesiniönlemek maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı içinyeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra, uzatmayailişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin gerekçeleriylebirlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili”ve “yeterli” görüldüğü takdirde,yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanınkarmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibifaktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkatealınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olupolmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir.
64. Dolayısıyla Anayasa’nın 19.maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesindeesas olarak, serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerinebakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itirazbaşvurularında sunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmişolup olmadığı göz önüne alınmalıdır.
65. Öte yandan hukuka uygunolarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti vetutuklama nedeninin varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreyekadar tutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerekir.
66. Makul süreninhesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltınaalındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklamatarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı tarihtir.
67. Ancak kişi serbestbırakılmadan yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûmolmuşsa, mahkûmiyet tarihi itibariyle de tutukluluk hali sona erer. Çünkü budurumda kişinin hukuki durumu “bir suçisnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır.Bireysel başvuru incelemesi açısından, tutuklamanın şartları ile mahkûmiyetehükmedilmesi arasındaki esaslı fark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete kararverilmiş olmakla, isnat olunan suçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğununsübuta erdiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcıcezaya ve/veya para cezasına hükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişininkuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk halisona ermektedir. Bu açıdan mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıcagerekmez. Nitekim gerek AİHM, gerekse Yargıtay, mahkûmiyet kararı sonrasıtutulma halini tutukluluk olarak nitelendirmemektedir. AİHM,ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olan bir sanığın, söz konusu mahkûmiyetkararından sonraki tutulmasını Sözleşme’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının(a) bendi hükmü uyarınca “mahkûmiyet sonrasıtutma” olarak değerlendirmekte ve tutukluluk süresinin hesabındadikkate almamaktadır (Bkz. Solmaz / Türkiye,no. 27561/02, 16 Ocak 2007, §§ 23,24; Şahap Doğan / Türkiye, no.29361/07, 27Mayıs 2010, § 26). Aynı yaklaşım Yargıtay Ceza Genel Kurulutarafından da benimsenmektedir. Kurul, 12 Nisan 2011 tarihli ve E. 2011/1-51,K. 2011/42 sayılı kararında, “hakkındamahkûmiyet hükmü kurulmakla sanığın atılı suçu işlediği yerel mahkemetarafından sabit görülmekte ve bu aşamadan sonra tutukluluğun dayanağımahkûmiyet hükmü olmaktadır.” gerekçesiyle, temyizde geçen sürenintutukluluk süresine dâhil edilmeyeceğine karar vermiştir.
68. Somut olayda başvurucugözaltına alındığı 4/2/2007 tarihi ile ilk derecemahkemesinin hükmünü açıkladığı 25/12/2012 tarihi arasında tutuklu kalmıştır.Buna göre süre 5 yıl 10 ay 21 gün olarak tespit edilmektedir. Ancak bu süreninbeş yılı aşan kısmının kanunda öngörülen şekil ve şarta uygun olmadığına kararverildiğinden, makul sürenin beş yıl üzerinden değerlendirilmesi gerekmektedir.
69. Dava toplam altı sanıkhakkında çok sayıda suç isnadına dayalı olarak görülmüştür. Yargılama boyunca18 duruşma yapılmıştır. Bu itibarla davanın nispeten karmaşık olduğusöylenebilir.
70. Ancak, kuvvetli suç şüphesiile birlikte devamını gösteren haklı nedenlerin gösterilmesi şartıylasoruşturma veya kovuşturmanın tutuklu sürdürülmesi mümkün olabilir. Buna dair gerekçelere mahkeme kararları ve Bakanlık görüşünde yerverilmediği gibi ilk tutuklama müzekkeresi dışında dosyaya herhangi bir kararörneği de sunulmamıştır. Dahası, beş yıllık süre dolmasına rağmen, kanundaki azamisürenin dolmuş olduğu iddiasıyla başvurucu tahliye talebinde bulunmuş, davayıgören ve itirazı inceleyen mahkemeler kararlarında tahliye talebinireddetmişler fakat beş yıllık azami süre konusundaki iddiaya hiçbir şekildedeğinmemişlerdir (§§ 12-14). Beş yılı hayli aşanbir tutukluluk halinin devamına ilişkin bu gerekçelerin ilgili ve yeterliolduğu söylenemez.
71. Açıklanannedenlerle, Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
3. 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulanması
72. 6216 sayılı Kanun’un 50.maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esasinceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş; ancak yerindelikdenetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceğihüküm altına alınmıştır.
73. Başvuruda Anayasa'nın 19.maddesinin üçüncü ve yedinci fıkralarının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.Başvurucu uzun tutukluluk nedeniyle AİHM’ebaşvurduğunu, tazminat talebinde bulunmadığını belirtmiştir. Hakkındamahkûmiyet kararı verilmekle başvurucunun tutukluluk hali sona ermiştir. Budurumda, ihlalin tespiti dışında sonuçlarınınortadan kaldırılması için yapılması gereken bir husus bulunmadığı sonucunavarılmıştır.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
B. “Kanun’daöngörülen azami tutukluluk süresinin aşılması” nedeniyle Anayasa'nın 19.maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. “Tutukluluğunmakul süreyi aşmış olması” nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLALEDİLDİĞİNE,
D. 172,50 TL başvuru harcınınBAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğinitakiben başvurucunun Maliye Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ayiçinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiğitarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
2/7/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.