TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
RAMAZAN VURAL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1148)
Karar Tarihi: 7/7/2015
R.G. Tarih- Sayı: 17/8/2015-29448
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Şermin BİRTANE
Başvurucu
:
Ramazan VURAL
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunanbaşvurucunun, İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezine göndermek istediğimektuba el konulması işlemi nedeniyle, haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğiiddiaları hakkındadır.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 28/1/2013 tarihindeBolu Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bireksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 27/5/2013tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarınıkarşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım isteminde bulunmuştur.
5. İkinci Bölümün 16/9/2013 tarihlive B.No:2013/1148 sayılı ara kararıyla adli yardım talebinin kabulüne kararverilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından 17/9/2013tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine kararverilmiştir.
7. Başvuru konusu olay ve olgular 23/9/2013tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, tanınan ek süresonunda görüşünü 19/11/2013 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
8. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulangörüş başvurucuya 22/11/2013 tarihinde tebliğedilmiştir. Başvurucu 29/11/2013 tarihinde bu görüşekarşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAYLAR VE OLGULAR
A. Olaylar
9. Başvuru dilekçesi, ekleri ile başvuruya konu dosyaiçeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:
10. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi kararı ile “devletin egemenliği altında bulunan topraklardan birkısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışmak” suçunu işlediğigerekçesiyle başvurucunun hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
11. Başvurucu hükümlü olarak bulunduğu Bolu F Tipi YüksekGüvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan (İnfaz Kurumu) İHD Genel Merkezine birmektup göndermek istemiştir. Söz konusu mektupta “…Sizler de takip ettiğiniz gibi 12 Eylül 2012 tarihinden bu yana birçok cezaevinde İmralı cezaevindeki tecridin son bulması ve anadilin önündekitüm engellerin kaldırılması talepleriyle başlayan ….açlıkgrevi eylemleri sürmektedir. Bizler de 8/10/2012tarihinden itibaren arkadaşlarımıza destek vermek amacıyla hem kapalı hem deaçık aile ziyaretlerine çıkmıyoruz. Arkadaşlarımızın talepleri yerinegetirilene kadar bu eylemimiz sürecektir. Bu konuda ….gerekenduyarlılığı göstereceğinize inanıyoruz…” ifadeleri yer almaktadır.
12. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza veGüvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 68. maddesinin (3) numaralıfıkrası uyarınca anılan mektubu inceleyen İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu9/10/2013 tarihli ve 2012/113 sayılı kararla mektubun alıkonulmasına kararvermiştir.
13. Anılan kararla, başvurucunun mektubunun yanı sıra, diğerhükümlülerin, çeşitli sivil toplum kuruluşlarına göndermek istediklerimektuplar da alıkonulmuştur. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
“Cezaevimiz Disiplin Kurulu 9/10/2012tarihinde, Kurum Müdürü Başkanlığında, aşağıda yazılı üyelerden müteşekkiltoplanarak, Mektup Okuma Komisyonu tarafından incelemesi yapılarak tutanaktanzim edilen, … Hükümlü Ramazan Vural’ın İHD Genel Merkezine, … göndermek istediği mektup(…), … incelenmiş olup;… mektup(…) içeriğinde ‘Terörörgütü mensuplarının örgütsel olarak haberleşmesi, kişi veya kuruluşları paniğeyöneltecek yalan yanlış bilgiler içermesi nedeniyle’ alıkonulmasına kararverilmiştir.”
14. Başvurucu bu karara karşı Bolu İnfaz Hâkimliğine şikâyetbaşvurusunda bulunmuştur. İnfaz hâkimi, 6/11/2012tarihli ve E.2012/1269, K.2012/1284 sayılı kararla başvurucunun şikâyetinireddetmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:
“5275sayılı Kanunun 68/3. maddesinde ‘kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren,görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suçörgütü mensuplarının haberleşmesini sağlayan, kişi veya kuruluşları paniğeyöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti içeren mektup, faks vetelgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmez’ibaresi yer aldığından;
İtirazakonu mektubun incelenmesinde, dosya kapsamı da hep birliktedeğerlendirildiğinde Ceza İnfaz Kurumu Kararı usul ve yasaya uygun olduğundanitirazın reddine karar vermek gerekmiştir.”
15. Başvurucu, infaz hâkiminin kararına karşı itiraz yolunabaşvurmuştur. İtirazı inceleyen Bolu Ağır Ceza Mahkemesi, 28/12/2012tarihli ve 2012/1740 sayılı kararla, İnfaz Hâkimliğinin kararındaki gerekçelereatıfta bulunarak kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle başvurucununitirazının reddine karar vermiştir.
16. Anılan karar başvurucuya 15/1/2013tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 28/1/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
17. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza veGüvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 68.maddesi şöyledir:
“Hükümlü, bu maddede belirlenen kısıtlamalardışında, kendisine gönderilen mektup, faks ve telgrafları alma ve ücretlerikendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme hakkına sahiptir.
(2) Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisinegelen mektup, faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bukomisyon, olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.
(3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeyedüşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veyadiğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veyakuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakaretiiçeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafındanyazılmış ise gönderilmez.
(4) Hükümlü tarafından resmî makamlara veyasavunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbideğildir..”
18. 5275 sayılı Kanun’un 121. maddesine dayanılarak çıkarılan,6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 20/3/2006 tarihli ve 2006/10218sayılı Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerininİnfazı Hakkında Tüzüğün 91. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeyedüşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veyadiğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine nedenolan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehditve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlütarafından yazılmış ise gönderilmez.”
19. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve GüvenlikTedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 122. maddesi şöyledir:
“(1) 91 inci maddeye göre mektup alma vegönderme hakkı kapsamında hükümlüler tarafından yazılan mektup, faks vetelgraflar, zarfı kapatılmaksızın bu işle görevlendirilen ikinci müdürbaşkanlığında, idare memuru ve yüksek okul mezunu ikiinfaz ve koruma memuru tarafından oluşturulan mektup okuma komisyonunailetilmek üzere güvenlik ve gözetim servisi personeline verilir. Yapılanincelemeden sonra gönderilmesinde sakınca görülmeyen mektuplar üzerine"görüldü" kaşesi vurulur, zarf içerisine konularak kapatılır vepostaneye teslim edilir.
(2) Resmî makamlara veya savunması içinavukatına gönderilenler hakkında 91 inci maddenin dördüncü fıkrası hükmüuygulanır.
(3) Hükümlülere gönderilen ve açılıp incelendiktensonra verilmesinde sakınca olmadığı anlaşılan mektup, faks ve telgraflarzarfları ile birlikte verilir.”
20. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve GüvenlikTedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 123. maddesi şöyledir:
“(1) Mektup okuma komisyonunca, mahallinegönderilmesi veya hükümlüye verilmesi sakıncalı görülen mektuplar, en geç yirmidört saat içinde disiplin kuruluna verilir. Mektubundisiplin kurulu tarafından kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde,mektup aslı çizilmeden veya yok edilmeden şikâyet ve itiraz süresinin sonunakadar muhafaza edilir. Mektubun kısmen sakıncalı görülmesi hâlinde, aslıidarede tutularak fotokopisinde sakıncalı görülen kısımlar okunmayacak şekildeçizilerek disiplin kurulu kararı ile birlikte ilgilisine tebliğ edilir.Mektubun tamamının sakıncalı görülmesi hâlinde, sadece disiplin kurulu kararıtebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren infaz hâkimliğine başvuru içingereken süre beklenir. Bu süre içinde infaz hâkimliğine başvurulmamış ise,disiplin kurulu kararı yerine getirilir. İnfaz hâkimliğine başvurulmuş ise,infaz hâkimliği kararının tebliğinden itibaren itiraz süresi beklenir. İnfazhâkimliği kararına itiraz edilmemiş ise bu karara göre, itiraz edilmiş isemahkemenin kararına göre işlem yapılır.
(2) Hükümlüyeyapılacak tebligatta, tebliğ tarihinden itibaren onbeşgün içinde infaz hâkimliğine şikâyet hakkının kullanılmaması veya infazhâkimliği kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde ağır cezamahkemesine itiraz edilmemesi hâlinde, disiplin kurulu kararının kesinleşerekmektubun sakıncalı görülen kısımlarının okunmayacak şekilde çizilerekverileceği veya tamamı sakıncalı görülen mektubun verilmeyeceği bildirilir.
(3) Kısmen veya tamamen sakıncalı görülenmektuplar, iç hukuk veya uluslararası hukuk yollarına başvuru yapılmasıdurumunda kullanılmak üzere idarece saklanır.”
21. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk CezaKanunu’nun 298. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Hükümlü ve tutukluların beslenmesiniengelleyenler hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir. Hükümlüve tutukluların açlık grevine veya ölüm orucuna teşvik veya ikna edilmeleri yada bu yolda kendilerine talimat verilmesi de beslenmenin engellenmesi sayılır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
22. Mahkemenin 7/7/2015 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 28/1/2013 tarihli ve 2013/1148 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
23. Başvurucu, 12/9/2012 tarihindearkadaşları tarafından başlatılan açlık grevine destek olmak için İHD GenelMerkezine hitaben yazdığı mektuba 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin (3)numaralı fıkrasındaki gerekçelere dayanılarak el konulduğunu, ancak mektubununbu gerekçelerden hiçbirini içermediğini, bu şekilde haberleşme ve ifadehürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüş; 5.000,00 TL manevi tazminattalebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
24. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucuhaberleşme hürriyeti ile ifade hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürdüğüanlaşılmış ise de, bu iddiaların özü, göndermek istediği mektuba cezaeviidaresince el konulması nedeniyle haberleşme hürriyetinin kısıtlanmasıylailgilidir. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukukitavsifi ile bağlı değildir. Bu sebeple başvurucunun bütün iddiaları haberleşmehürriyeti kapsamında değerlendirilmiştir. Nitekim Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM) de haberleşme alanında ifade özgürlüğünün Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (AİHS, Sözleşme) 8. maddesi ile güvence altına alındığınıhatırlatmaktadır (Silver vediğerleri/Birleşik Krallık, B.No. 5947/72,25/3/1983, §107; FazılAhmet Tamer/Türkiye, B. No: 6289/02, 5/12/2006, § 33; Ahmet Temiz, B. No:2013/1822, 20/5/2015, §23).
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
25. Başvurucunun, İHD Genel Merkezine hitaben yazdığı mektubael konulması işlemi nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğine ilişkinşikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabuledilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Başvurucu veBakanlığın Görüşleri
26. Başvurucu, arkadaşları tarafından başlatılan açlıkgrevine destek olmak için İHD Genel Merkezine hitaben yazdığı mektuba 5275sayılı Kanun’un 68. maddesinin (3) numaralı fıkrasındaki gerekçelere dayanarakel konulduğunu, ancak mektubunun bu gerekçelerden hiçbirini içermediğini, buşekilde haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
27. Bakanlık görüşünde, AİHM içtihatları hatırlatılmış ve başvurucununiddialarının bu kararlar doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiğibildirilmiştir.
28. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında, başvurudilekçesindeki iddiaları tekrar etmiştir. Başvurucu ayrıca, AİHM kararlarınaaykırı şekilde haberleşme özgürlüğüne müdahale edildiğini iddia etmiştir.
b. Genel İlkeler
29. Anayasa’nın 22. maddesi şöyledir:
“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.Haberleşmenin gizliliği esastır.
Millî güvenlik, kamudüzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunmasıveya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veyabirkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine busebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkilikılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez vegizliliğine dokunulamaz. Yetkilimerciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkiminonayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saatiçinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum vekuruluşları kanunda belirtilir.”
30. Sözleşme’nin “Özel veaile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
“1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna vehaberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerininkorunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumdagerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahaleyapılamaz.”
31. AİHM, haberleşme özgürlüğüne ilişkin şikâyetleriSözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde incelemektedir. Başvurucunun iddialarınaesas olan haberleşme özgürlüğü Anayasa’nın 22. maddesinde düzenlenmiştir.
32. Anayasa’nın 22. maddesinde, herkesin haberleşmeözgürlüğüne sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altınaalınmıştır. Sözleşme’nin 8. maddesinde de herkesin haberleşmesine saygıgösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesine yer verilmiştir.Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı, haberleşme özgürlüğünün yanı sıra,içeriği ve biçimi ne olursa olsun, haberleşmenin gizliliğini de güvence altınaalmaktadır. Posta, elektronik posta, telefon, faks ve internet aracılığıylayapılan haberleşme faaliyetlerinin, haberleşme özgürlüğü ve haberleşmeningizliliği kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Mehmet Koray Eryaşa, B.No:2013/6693, 16/4/2015, § 49).
33. Kamu makamlarının, bireyin haberleşme özgürlüğüne vehaberleşmesinin gizliliğine keyfi bir şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi,Anayasa ve Sözleşme ile sağlanan güvenceler kapsamında yer almaktadır.Haberleşmenin içeriğinin denetlenmesi, haberleşmenin gizliliğine ve dolayısıylahaberleşme özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale oluşturur. Bununla birliktehaberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp, meşru birtakım sınırlamalaratabidir. Bu kapsamdaki özel sınırlama ölçütleri, Anayasa’nın 22. maddesininikinci fıkrasında ve Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasındasayılmıştır (Mehmet Koray Eryaşa, § 50).
34. AİHM kararlarına göre, haberleşme özgürlüğüne yapılanmüdahale öncelikle kanunla öngörülmelidir. Müdahalenin yasal dayanağınıoluşturan mevzuatın“ulaşılabilir”, yeterince açık ve belirli bir eylemingerektirdiği sonuçlar açısından “öngörülebilir”olması gerekir. İkinci olarak söz konusu sınırlandırma “meşru bir amaca” dayalı olmalıdır. Bununyanı sıra müdahale demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olmalıdır (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§85-90; Klass ve diğerleri/Almanya, B. No:5029/71, 6/10/1978, §§ 42-55; Campbell/Birleşik Krallık, B. No:13590/88, 25/3/1992, § 34).
35. Dolayısıyla haberleşme özgürlüğüne yapıldığı iddia edilenmüdahalelerin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin varolup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.
c. Genel İlkelerinMevcut Olaya Uygulanması
i. MüdahaleninMevcudiyeti
36. Somut olayda, cezaevi disiplin kurulu kararıyla,başvurucunun İHD Genel Merkezine göndermek istediği mektuba, terör örgütümensuplarının örgütsel olarak haberleşmelerine neden olan, kişi veyakuruluşları paniğe yöneltecek yalan yanlış bilgiler içerdiği gerekçesiyle elkonulmuştur. Dolayısıyla anılan işlem ile kamu makamları tarafındanbaşvurucunun haberleşme özgürlüğüne bir müdahale yapılmıştır.
ii. Müdahalenin Haklı Sebeplere Dayanması Hakkında
37. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 22. maddesininikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasınadayanmadığı ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerinegetirmediği müddetçe Anayasa’nın 22. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bunedenle, sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama,Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme,Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetingereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olupolmadığının belirlenmesi gerekir (AhmetTemiz, § 36).
Kanunulik
38. Haberleşme özgürlüğüne getirilen sınırlamaların önceliklekanunla öngörülmüş olması gerekmektedir. AİHM içtihatlarında ifade edilenkanunla öngörülme kriteri, kendi içerisinde üç temelprensibi içermektedir. İlk olarak, müdahale teşkil eden eylem mevzuatta yeralan bir düzenlemeye dayanmalıdır. Keza, müdahalenin dayanağını teşkil edendüzenleme, ilgili kişi açısından yeterli derecede ulaşılabilir olmalıdır. Sonolarak, söz konusu düzenleme, hitap ettiği kişiler bakımından davranışlarınıona göre yönlendirme ve belli koşullar çerçevesinde eylemleri neticesindemeydana gelebilecek sonuçları öngörebilmeye olanak sağlayacak açıklıktaolmalıdır (Bkz. Silver ve diğerleri/BirleşikKrallık, §§ 86-88; Ahmet Temiz,§ 37).
39. Kanunilik ilkesinin yerine getirilmesinin, haberleşmehürriyetinin kısıtlanabileceğine dair genel bir yasal düzenleme yapılması ilemümkün olduğu söylenemez. Buna göre, “kanununkalitesi” olarak tanımlanabilecek kanuni düzenlemede bulunmasıgereken temel esaslar belirlenerek takdir yetkisini kullanacak mercilerinsınırlarının da netliğe kavuşturulması gereklidir. Bu bağlamda AnayasaMahkemesi Genel Kurulunun kararında belirttiği üzere kanunun temel esasları,ilkeleri ve çerçevenin ortaya konulmuş olması gerekir (bkz. AYM, E.1984/14,K.1985/7, K.T. 13/6/1985). Bu noktada, özelliklekanunun idari makamların haberleşme özgürlüğüne müdahalesine takdir yetkisitanıdığı durumlarda ilgili kanunun bu yetkinin çerçevesini belirli biraçıklıkta belirlemesi gerekmektedir (MehmetNuri Özen ve diğerleri/Türkiye, B. No: 15672/08…,11/1/2011, § 56; Tan/Türkiye, B.No:9460/03, 3/7/2007, § 21; Ahmet Temiz,§ 38).
40. Cezaevi idaresinin hükümlü ve tutukluların haberleşmesinemüdahalesinin Anayasa’nın 22. maddesinin hangi fıkrası kapsamında kaldığınınbelirlenmesi müdahalenin kanuniliği açısından önemlidir. Zira ikinci fıkra kapsamındaolduğunun kabulü halinde hâkim kararı veya onayı olmaksızın yapılan birmüdahale kanunilik ilkesini karşılamayacaktır. Öte yandan üçüncü fıkranıngündeme gelmesi durumunda kanun koyucunun cezaevini istisnai kamu kurumu olarakkabul edip etmediği değerlendirilecektir.
41. 5275 sayılı Kanun’un “Hapiscezalarının infazında gözetilecek ilkeler” başlıklı 6. maddesinin(1) numaralı fıkrasının (b) bendi şöyledir:
“Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin düzenlibir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığıhürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî vemanevî koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğerhakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülenkurallar uyarınca kısıtlanabilir.”
42. Cezaevlerinin Anayasa’nın 22. maddesinin üçüncüfıkrasındaki istisna kamu kurumu olduğuna dair mevzuatta açık bir düzenlemebulunmamaktadır. Bununla birlikte 5275 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “…Hükümlülerin,Anayasada yer alan diğer hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, buKanunda öngörülen kurallar uyarınca kısıtlanabilir.” ibaresiuyarınca cezaevlerinin haberleşme hürriyetinin kısıtlanabileceği istisnai kamukurumu olarak kabul edildiği değerlendirilmiştir (Mehmet Koray Eryaşa, § 76).
43. Somut olayda, hükümlülerin cezaevinden yaptıklarıyazışmaların denetimi ve sınırlandırılmasının dayanağını, 5275 sayılı Kanun’un68. maddesi ile Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve GüvenlikTedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 91., 122. ve123. maddeleri oluşturmaktadır.
44. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesindeve anılan Tüzüğün 91. maddesinde, hükümlülerin mektup, faks ve telgraf göndermeve kendilerine gönderilenleri alma hakkına sahip oldukları, resmi makamlaraveya savunmaları için avukatlarına gönderdikleri mektup, faks ve telgraflarındenetime tabi olmadığı, “Kurumun asayiş vegüvenliğini tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkaramaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine nedenolan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehditve hakareti içeren mektup, faks ve telgrafların” hükümlüye verilmeyeceği,hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir.
45. Gerek 5275 sayılı Kanun gerekse anılan Tüzük, Resmî Gazete’de yayımlanmış olup bu mevzuatın erişilebilirolduğunda kuşku yoktur. Anılan mevzuatta cezaevi disipliniyle ilgili hükümler,cezaevinde hükümlülerin mektup, faks ve telgrafları gönderme ve alma hakkı,buna getirilen kısıtlamalar ve izlenecek usuller yeterince açık veanlaşılabilir şekilde düzenlenmiştir. Hükümlünün mektubunun denetimi, kısmenveya tamamen sakıncalı görülmesi halinde başvurulacak tedbirler ile bu yöndekiişlemlere karşı hükümlünün başvurabileceği dava yollarının da düzenlendiği, buhaliyle ilgili düzenlemenin yeterince açık, anlaşılabilir ve öngörülebilirolduğu sonucuna varılmıştır (Ahmet Temiz,§ 44).
46. AİHM’in Gülmez/Türkiyekararında da 5275 sayılı Kanun’un, Avrupa İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veyaAşağılayıcı Muamele veya Cezaları Önleme Komitesi tarafından incelendiği,herhangi bir eleştiriye maruz kalmadığı, hükümlerinin yapılan herhangi birhaksız müdahaleye karşı yerinde koruma sağlayabilecek derecede açık veayrıntılı olduğu tespiti yapılmıştır (Gülmez/Türkiye,B. No:16330/02, 20/5/2008, § 51).
47. Görüldüğü üzere, müdahalenin dayanağı olan kanun hükmü,hak ve özgürlüğe yönelen müdahalelerin sınırlarını yeterli bir açıklıkta ortayakoyan, erişilebilir ve öngörülebilir bir düzenlemedir. Yapılan değerlendirmelerneticesinde, 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
Meşru Amaç
48. Haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin meşru kabuledilebilmesi için bu müdahalenin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasındasayılmış olan millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genelsağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerininkorunması sebeplerinden biri veya birkaçına dayanması gerekir.
49. Sözleşme’nin 8. maddesinin (2)numaralı fıkrasında da haberleşme özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin, hukukauygun ve demokratik toplumda gerekli olması ile ulusal güvenlik, kamugüvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genelsağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerininkorunması amaçlarıyla yapılmış olması aranmakta olup, bu şartlar altındayapılmayan müdahaleler yasaklanmıştır.
50. Anayasa’nın 22. maddesinde haberleşmenin gizliliğineyönelik müdahalenin ikinci fıkrada belirtilen amaçlar çerçevesinde olabileceğidüzenlenmiştir. Ayrıca müdahalenin hâkim kararıyla yapılması gerekmektedir.Bununla birlikte üçüncü fıkrada bazı kamu kurum ve kuruluşlarının kanun ileistisna tutulabileceği de belirtilmiştir. Üçüncü fıkrada belirtilen istisna,hâkim kararı alınması şartına yönelik olarak anlaşılmalı, 22. maddenin ikincifıkrasında belirtilen sınırlama sebeplerinin genişletilebileceği şeklindeyorumlanmamalıdır. Temel hak ve özgürlüklerin yalnızca Anayasa’nın ilgilimaddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlanabileceğini öngörenAnayasa’nın 13. maddesindeki düzenleme ve özgürlüklere getirilen sınırlamalarındar yorumlanması gereği karşısında, Anayasa’nın 22. maddesinin ikincifıkrasında öngörülen haberleşme hürriyetine getirilebilecek sınırlamasebeplerinin, anılan maddenin üçüncü fıkrasına dayanılarak kanunlagenişletilmesi mümkün değildir (Ahmet Temiz,§ 49).
51. Yukarıda da belirtildiği gibi, cezaevlerinin Anayasa’nın22. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kalan istisnai kamu kurumu olduğukabul edilmekle birlikte, bu istisna, anılan kurumlar tarafından hâkim kararıalınması şartı aranmaksızın haberleşme hürriyetine müdahale niteliğinde işlemtesis edilebileceği anlamına gelmektedir. Bununla birlikte, bu kurumlarınhaberleşme hürriyetine müdahale anlamındaki işlemlerinin meşru olabilmesi için,mutlaka Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmasebeplerine dayalı olması gerekmektedir (AhmetTemiz, § 50).
52. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin(3) numaralı fıkrasında, “Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren,görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suçörgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya kuruluşlarıpaniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti içeren mektup,faks ve telgrafların” hükümlüye verilmeyeceği, hükümlü tarafından yazılmış isegönderilmeyeceği düzenlenmiştir. Burada belirtilen sebeplerin, Anayasa’nın 22. maddesininikinci fıkrasında sayılmış olan kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi genelamacı çerçevesinde cezaevinde güvenliğin ve disiplinin sağlanmasını hedeflediğisöylenebilir.
53. Somut olayda, Cezaevi Disiplin Kurulunun 9/10/2012 tarihli kararında, başvurucunun İnsan HaklarıDerneği Genel Merkezine göndermek istediği mektuba el konulması işleminegerekçe olarak, söz konusu mektubun “Terör örgütü mensuplarının örgütsel olarakhaberleşmesi, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan yanlış bilgileriçermesi” gösterilmiştir.
54. Başvurucu şikayet yoluna başvurmuş; Bolu İnfazHâkimliğinin 6/11/2012 tarihli ve E.2012/1269,K.2012/1284 sayılı kararıyla, şikayet reddedilmiştir.
55. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 298. maddesinin (2)numaralı fıkrası hükmü uyarınca, hükümlü ve tutukluların açlık grevine veyaölüm orucuna teşvik veya ikna edilmeleri ya da bu yolda kendilerine talimatverilmesi suçtur.
56. Bu kapsamda, başvurucunun mektubunun, cezaevi disiplinkurulunca denetlenmesi suretiyle haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin,kamu düzeni, cezaevlerinde güvenliğin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesiamaçlarını taşıdığı ve bunun da Anayasa'nın haberleşme özgürlüğüne ilişkin 22.maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru bir amaç olduğu sonucunavarılmıştır.
Demokratik Bir ToplumdaGerekli Olma ve Ölçülülük
57. Başvurucu, arkadaşları tarafından başlatılan açlıkgrevine destek olmak için İHD Genel Merkezine hitaben yazdığı ve sadecekendilerine sahip çıkılması çağrısını içeren mektuba 5275 sayılı Kanun’un 68.maddesinin (3) numaralı fıkrasındaki gerekçelere dayanılarak el konulduğunu,ancak mektubunun bu gerekçelerden hiçbirini içermediğini, bu şekilde haberleşmehürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
58. Bakanlık görüşünde, AİHM kararlarında, ceza infazkurumlarında bulunan kişilerin yazışmalarının belirli ölçüde kontrolünün başlıbaşına Sözleşme’nin ihlaline sebebiyet vermeyeceği, keza ceza infaz kurumununolağan ve makul gereksinimleri dikkate alınarak bir değerlendirmede bulunmanıngerekli olduğunun vurgulandığı belirtilmiştir.
59. AİHM içtihatlarında ifade edilen demokratik toplumdazorunluluk kavramı, müdahale teşkil eden eylemin acil bir toplumsal ihtiyaçtankaynaklanması ve takip edilen meşru amaç bakımından orantılı olması unsurlarınıiçermektedir (Silver ve diğerleri /BirleşikKrallık, § 97; Ahmet Temiz,§ 58).
60. AİHM, haberleşme hürriyetine yapılan müdahalelerindemokratik toplumda zorunluluk teşkil etmesine ilişkin kriteriincelediği kararlarda, öncelikle, ceza infaz kurumlarında bulunan kimselerinyazışmalarının belirli ölçüde kontrolünün başlı başına Sözleşme’nin ihlalinesebebiyet vermeyeceğini, keza ceza infaz kurumunun olağan ve makul gereksinimleridikkate alınarak bir değerlendirmede bulunmanın gerekli olduğunu belirtmiştir (Mehmet Nuri Özen/Türkiye, § 51; Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, § 98).
61. AİHM, her somut olayda kamu makamlarının budeğerlendirmeyi yaparken, mektup gönderme ve almanın, ceza infaz kurumlarındabulunan hükümlülerin ve tutukluların dış dünya ile bağlantısında en önemliaraçlardan olduğunu göz önünde bulundurması gereğini belirtmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, § 45).
62. Haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp, meşrubirtakım sınırlamalara tabidir. Bu özgürlüğe ilişkin olarak Anayasa'nın 22.maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların, Anayasa'nın 13.maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülükilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılmasıgerekmektedir (Yasemin Çongar ve dğerleri, B. No: 2013/7054, 6/1/2015,§ § 57-58).
63. Anayasa’da belirtilen demokrasi, çağdaş ve özgürlükçü biranlayışla yorumlanmalıdır. "Demokratiktoplum" ölçütü, Anayasa'nın 13. maddesi ile AİHS'in"demokratik toplum düzeniningerekleri" ölçütünün bulunduğu 8, 9. 10. ve 11. maddelerindekiparalelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla demokratik toplum ölçütü,çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik temelinde yorumlanmalıdır (Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12/11/2014, § 92).
64. Nitekim Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarıuyarınca, "Demokrasiler, temel hak veözgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir.Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getirensınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bunedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamakkoşuluyla demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde veancak yasayla sınırlandırılabilirler." (AYM, E.2006/142,K.2008/148, K.T. 24/9/2008). Başka bir ifadeyle,yapılan sınırlama hak ve özgürlüğün özüne dokunarak, kullanılmasını durduruyorveya aşırı derecede güçleştiriyorsa, etkisiz hale getiriyorsa veya ölçülülükilkesine aykırı olarak sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge bozuluyorsademokratik toplum düzenine aykırı olacaktır (AYM, E.2009/59, K.2011/69, K.T. 28/4/2011; AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 17/4/2008; Fatih Taş, § 93).
65. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temelhak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmakiçin seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple haberleşme özgürlüğü alanındagetirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahaleninelverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051, 20/2/2014, § 84; FatihTaş, §§92-93).
66. Müdahalenin orantılı olduğundan söz edebilmek için, temelhakka daha az zarar verebilecek, ancak aynı zamanda güdülen amacı yerinegetirebilecek nitelikte olan yöntemin tercih edilmiş olması gerekmektedir (Nada/İsviçre, B. No: 10593/08, 12/9/2012, § 183; AhmetTemiz, § 65).
67. Hükümlü veya tutuklular, Anayasa'nın 19. maddesikapsamında hukuka uygun olarak "birmahkûmiyet kararına bağlı olarak tutma" olarakdeğerlendirilebilecek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı dışında (bkz. İbrahim Uysal, B.No:2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33) Anayasa'nın veSözleşme'nin ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamınagenel olarak sahiptirler (Aynı yönde benzer bir karar için bkz. Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B.No. 74025/01, 6/10/2005, § 69). Bununla birliktecezaevinde tutulmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinintemini gibi cezaevinde güvenliğin sağlanmasına yönelik kabul edilebilir makulgerekliliklerin olması durumunda sahip oldukları haklar sınırlanabilir (Turan Günana, B.No:2013/3550, 19/11/2014, § 35).
68. Ceza infaz kurumlarına gelen veya bu kurumlardangönderilen yazışmalara yapılan müdahalelere gerekçe olarak gösterilebilecekyukarıda belirtilen makul nedenlerin, somut olayın tüm koşulları çerçevesidâhilinde objektif bir gözlemciyi haberleşme hakkının kötüye kullanıldığınaikna edebilecek nitelikte olaya özgü olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesigerekmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, § 48). Bunun yanı sıra,yapılacak değerlendirmede hükümlüler hakkında uygulanan infaz rejiminin vemahkûmiyet sebeplerinin de dikkate alınması gerekmektedir (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, §98, § 102; Atilla ve diğerleri/Türkiye,B. No: 18139/07, 11/5/2010, (k.k.);Ahmet Temiz, § 67).
69. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacakdeğerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan idari mercilerin vederece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin haberleşmeözgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratikbir toplumda gerekli” ve “ölçülülükilkesi”neuygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Sebahat Tuncel, § 87).
70. Başvuruya konu mektup içeriğinde, “…Sizler de takip ettiğiniz gibi 12 Eylül 2012tarihinden bu yana birçok cezaevinde İmralı cezaevindeki tecridin son bulmasıve anadilin önündeki tüm engellerin kaldırılması talepleriyle başlayan ….açlık grevi eylemleri sürmektedir. Bizler de 8/10/2012 tarihinden itibaren arkadaşlarımıza destek vermekamacıyla hem kapalı hem de açık aile ziyaretlerine çıkmıyoruz. Arkadaşlarımızıntalepleri yerine getirilene kadar bu eylemimiz sürecektir. Bu konuda ….gereken duyarlılığı göstereceğinize inanıyoruz…” ifadeleriyer almaktadır. Söz konusu ifadelerde açlık grevinden bahsedilmektedir ve buifadelerin İHD vasıtasıyla cezaevinde sürdürülen açlık grevi eyleminekamuoyunun ilgisini çekme amacı taşıdığı anlaşılmaktadır.
71. Somut olayda, Cezaevi Disiplin Kurulunun 9/10/2012 tarihli kararında, başvurucunun İHD GenelMerkezine göndermek istediği mektuba el konulması işlemine gerekçe olarak, sözkonusu mektubun terör örgütü mensuplarının örgütsel olarak haberleşmesine nedenolan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan yanlış bilgiler içermesigösterilmiştir. Ancak başvurucunun göndermek istediği mektubun muhatabının,derneklerle ilgili mevzuata uygun olarak kurulmuş ve insan hakları alanındafaaliyet gösteren bir dernek olduğu hatırda tutulmalıdır. Dolayısıyla,başvurucunun mektubundaki sözlerin ne suretle terör örgütü mensuplarınınhaberleşmesine neden olacağı açıklanmamıştır. Bunun yanı sıra, başvurucununmektubundaki hangi sözlerin kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalanyanlış bilgiler içerdiği belirtilmeden, soyut olarak bu gerekçeye dayanıldığıanlaşılmaktadır.
72. Öte yandan, anılan disiplin kurulukararında, başvurucunun mektubunun yanı sıra, diğer hükümlülerin çeşitli siviltoplum kuruluşlarına göndermek istedikleri mektuplar birlikte değerlendirilmişve her bir hükümlünün göndermek istediği mektuba somut herhangi bir atıftabulunulmadan, genel değerlendirmeyle ve soyut olarak mektupların, “terör örgütü mensuplarının örgütsel olarakhaberleşmesine neden olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan yanlışbilgiler içerdiği”ndenbahisle alıkonulmasına karar verildiği sonucuna varılmıştır.
73. Disiplin kurulu kararına yapılan şikayet, Boluİnfaz Hâkimliğince söz konusu disiplin kurulu kararının usul ve yasaya uygunolduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu karara yapılan itiraz da Bolu Ağır CezaMahkemesince reddedilmiştir. Bolu İnfaz Hâkimliği kararında ve Bolu Ağır CezaMahkemesi kararlarında başvuruya konu mektup içeriği hakkında herhangi birsomut değerlendirme yapılmamış, sadece 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin (3)numaralı fıkrası tekrar edilip, mektup içeriğinin soyut olarak bu maddede yeralan düzenlemelere aykırı olduğu belirtilmiştir.
74. Buna göre başvurucunun mektubuna özgü ve diğermahkûmların mektuplarından bağımsız olarak değerlendirme yapılmadığı, mektupiçeriğindeki hangi sözlerin bu nitelikte olduğu belirtilmeden soyut olarak “terör örgütü mensuplarının örgütsel olarakhaberleşmesine neden olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan yanlışbilgiler içerdiği” gerekçesine dayanıldığı anlaşılmaktadır. Somutolayda suçun önlenmesi, disiplinin ve cezaevinde güvenliğin sağlanmasınayönelik kabul edilebilir makul gerekliliklerin somut bilgilere dayalı olarakortaya konulmadığı, dolayısıyla, başvurucunun göndermek istediği mektuba elkonulması suretiyle haberleşme hürriyetine yapılan müdahalenin ilgili veyeterli gerekçelere dayandırılmadığı, dolayısıyla "demokratik bir toplumda gerekli" olmadığıkanaatine varılmıştır
75. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa'nın 22.maddesinde güvence altına alınan haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
76. Başvurucu, anayasal hakları ihlal edildiği için 5.000,00TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
77. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
"Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir."
78. Başvurucunun Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altınaalınan haberleşme hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmesi üzerine yalnızcaihlal tespitiyle giderilemeyecek olan
manevi zararları karşılığında başvurucuyatakdiren net 1.500,00 TL manevi tazminat ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
79. Başvuru kapsamında haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğigözetilerek, kararın bir örneğinin bilgi edinilmesi için Adalet Bakanlığına veBolu İnfaz Hâkimliğine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle,
A. Başvurucunun,
1.Anayasa’nın 22. maddesinde yer alan haberleşme özgürlüğünün ihlaline ilişkinşikâyetlerin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2.Başvurucunun Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşmeözgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Başvurucuya net 1.500,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
C. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
D. Kararın bir örneğinin 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (3)numaralı fıkrası uyarınca başvurucuya, Adalet Bakanlığına ve Bolu İnfazHâkimliğine gönderilmesine
7/7/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.