TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
RAMAZAN ÇELİK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/7247)
Karar Tarihi: 23/3/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
Leyla Nur ODUNCU
Başvurucu
:
Ramazan ÇELİK
Vekili
:
Av. Saim BOZKURT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; terör örgütü üyeleri tarafından hısımları M.M.Ç. ve H.Ç.nin kaçırıldığı ve yedi gün boyunca alıkonulduğudikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılanbaşvurunun reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ilemülkiyet hakkının; ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin yargılamaişlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 26/9/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 30/3/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu, hısımları M.M.Ç ve H.Ç.nin9/7/1993 tarihinde terör örgütü mensupları tarafından kaçırılıp yedi gün dağdatutulduktan sonra serbest bırakıldığını beyan etmiş ve bu özel durumundankaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk etmek zorunda kaldığınıiddia etmiştir.
6. Başvurucu 4/4/2006 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar TespitKomisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
7. Komisyon 6/1/2011 tarihli ve 2011/1-93 sayılı kararında,terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılanbaşvuruda dosyanın incelenmesi sonucunda Sason ilçesi Dereköyköyü Şahinli mezrası boşalmadığından, kişiye yönelik bir tehdit ve saldırıolmadığından bahisle talebin reddine karar verilmiştir.
8. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine Batmanİdare Mahkemesinde dava açılmıştır.
9. Batman İdare Mahkemesinin 25/11/2011 tarihli ve E.2011/236,K.2011/1367 sayılı kararında davanın reddine karar vermiştir. İlgili gerekçeşöyledir:
“... Dereköy köyümerkezinin ve Şahinli, Göşek mezralarının 1993-1996tarihleri arasında kısmen boşaltıldığı/boşaldığının ifade edildiği, Oyluca mezrasının 1993-2001 tarihleri arasında tamamenboşaltıldığı/boşaldığının ifade edildiği, ... 1987-2000 yılları arasında Dereköy köyünde GKK ve GÖKK görevlendirildiği ve koruculuksisteminin bulunduğu, köy nüfusunun 1990 yılında 841, 1997 yılında 1.240, 2000yılında 1.296 kişi olduğu, ... 1990-2000 yılları arasında muhtarlıkseçimlerinin yapıldığı, ancak evrakların imha edilmek üzere SEKA'yagönderildiği, 2000 yılı sonrasında da sandık kurularak seçimlerin düzenli olarakyapıldığı, ... Yukarı Dereköy İlköğretim Okulu'nun1994-2000 yılları arasında güvenlik sebebiyle eğitim ve öğretime kapalıolduğunun ifade edildiği görülmektedir.
...Dereköy köyüŞahinli mezrası halkının bir kısmının güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göçetmelerinden dolayı uğradıkları zararın, anılan köyün tamamen boşalmamışolması, diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamışolması ve davacıya yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmamasınedenleriyle 5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukukiolanak bulunmadığı...”
10. Başvurucuların temyizi üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 22/5/2012 tarihli ve E.2012/1928, K.2012/3353 sayılı ilamı ilekararın bozulmasına hükmedilmiştir. İlgili gerekçe şöyledir:
“...uyuşmazlıkta öncelikle Şahinli mezrasınıntamamen boşaltılıp boşaltılmadığının tespit edilmesi gerekmekte olup; ...Şahinli mezrasının “terör eylemleri” veya “terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler” nedeniyle idarece veya köy halkı tarafından tamamenboşaltılıp boşaltılmadığına ilişkin çelişkili bilgiler yer aldığı anlaşılmaktaolup; Şahinli Mezrası’nın “terör eylemleri” veya “terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler” nedeniyle idarece veya köy halkı tarafından tamamen boşaltılıpboşaltılmadığına ilişkin çelişkili bilgiler yer aldığı anlaşılmakta olup; İdareMahkemesi’nce yapılacak araştırma ile söz konusu belgeler arasındaki çelişkigiderilerek, uyuşmazlık konusu dönemde adı geçen mezrada köy korucuları dışındaoturan olup olmadığı (mezranın tamamen boşaltılıp boşaltılmadığı) hususununaraştırılması ve bu hususun tereddüde yer bırakmayacak şekilde açıklığakavuşturulmasından sonra bir karar verilmesi gerekmektedir...”
11. Danıştayın bozma kararlarıdoğrultusunda değerlendirme yapılarak dava dosyasının yeniden incelenmesisuretiyle Batman İdare Mahkemesinin 24/8/2012 tarihli ve E.2012/4643,K.2012/5120 sayılı kararı ile davanın reddine hükmedilmiştir. İlgili gerekçeşöyledir:
“…Mahkememizin E:2011/60 sayılı davadosyasında (Diyarbakır 3. İdare Mahkemesince) yapılan 11.05.2011 tarihli;E:2011/218 sayılı dava dosyasında Mahkememizce yapılan 17.10.2011 tarihli arakararı uyarınca gönderilen (ve Mahkememizin E:2011/218, E:2011/4555 sayılıdosyalarının UYAP sisteminde de yer alan) bilgi ve belgelerle birlikteincelenmesinden; “EK-A (1 Adet Boşalan ve Dönüş Yapılan Köy ve MezraÇizelgesi)”nin bulunduğu, Batman İl JandarmaKomutanlığının 25.03.2011 tarih ve 18647 sayılı yazısı eki Liste ile 28.08.2012tarih ve 50801 sayılı yazısı eki Listede, Dereköyköyü (merkez) ile Şahinli ve Göşek mezralarının“kısmen boşaldığı”nın, Oylucamezrasının ise “tamamen boşaldığı”nın belirtildiği,09.05.2006 tarih ve 30571 sayılı yazısında, “terör olaylarından etkilenen köy”olarak belirtildiği, 1987–2000 yılları arasında geçici köy korucusu (GKK) vegönüllü köy korucusu (GÖKK) görevlendirilen köylerden olduğu, korucu aileleriharicinde köyde ikamet eden hane sayısını gösterir 28.08.2012 tarih ve 50801sayılı yazısı eki liste, davacının ikamet ettiği Dereköyköyüne yer verildiği ve korucu ailesi dışında 100 hanenin ikamet ettiğininbelirtildiği, Batman Valiliği İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüğünün 17.04.2006tarih ve 406 sayılı yazı ekleri uyarınca, köy nüfusunun 1990 yılında 841, 1997yılında 1.240, 2000 yılında 1.296 kişi olduğu, Sason İlçe Seçim KuruluBaşkanlığının 04.09.2009 tarih ve 11851 sayılı yazısında, aralarında davacınınköyünün de bulunduğu köylerde 1990–2000 yılları arasında muhtarlık seçimininyapıldığının belirtildiği görülmektedir.
Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle, davacınınyerleşim yerinin “tamamen boşalıp boşalmadığı” hususunun, dava dosyasındamahkememizce yapılan ara kararı üzerine sunulan bilgi ve belgeler, aynı köy vemezraya ilişkin dava dosyalarında yer alan bilgi ve belgelerin birliktedeğerlendirilmek suretiyle tespiti gerekmektedir.
Buna göre, davacının ikamet ettiği Şahinlimezrasının bağlısı olduğu Dereköy köyüne (mezrabazında nüfus sayımı ve seçim sandığı kurulmadığından) ilişkin olarak; yukarıdaayrıntılı olarak belirtildiği üzere, düzenli bir yerleşik nüfusun bulunduğu,yerel ve genel seçimlerin yapıldığı, ayrıca geçici ve gönüllü köy korucususistemine dahil olmadığı hususlarında kuşku bulunmamaktadır.
Dava dosyasında yer alan ve Jandarmagörevlileri ile Dereköy köyünün hâlihazır ve eskimuhtarı, Zafer Mahallesi muhtarı, aza ve köy halkından olduğu belirtilenkişilerce imzalanan 16.09.2010 tarihli tutanakta; “...Dereköyköyünde ve mezralarında köy halkının terör olaylarının başladığı 1993 yılındanitibaren köyden göç ederek köyü boşalttıkları, 1996 yılından itibaren kısmendönüşlerin olduğu, halen bazı vatandaşların köye dönüş yapmadığı, köyde görevyapan geçici ve gönüllü köy korucularının ise köyde terörle mücadele ettiği,... Dereköy köy muhtarı, köy azası, köy sakinlerininve Dereköy köyüne komşu muhtarlarının beyanındananlaşılmış olup...” ibaresine yer verilmiştir.
Mahkememizce, Dereköyköyüne ait yukarıda anılan dava dosyalarında yer alan ve (11.05.2011 ve17.10.2011 tarihli ara kararları uyarınca gönderilen) bilgi ve belgeler ileDanıştay kararı doğrultusunda yapılan ara kararı uyarınca sunulan bilgi vebelgelerin birlikte değerlendirilmek suretiyle, hükme esas alınan Batman İlJandarma Komutanlığının 25.03.2011 tarih ve 18647 sayılı yazısı eki Liste ile28.08.2012 tarih ve 50801 sayılı yazısı eki Listede ise, Dereköyköyünün ve Şahinli mezrasının “kısmen boşaldığı”nınbelirtilmesi, ayrıca 03.03.2011 tarihli tutanak içerisinde, Dereköyköyü ve bağlısı mezralarda ikamet eden şahıslar hakkında tamamen boşaldığı ilerisürülen tarihleri de kapsayan tarihlerde Sason Cumhuriyet Başsavcılığıncayürütülen soruşturma dosya esas numaralarına yer verildiği ve anılan soruşturmakapsamındaki kişilerin yerleşim yerlerinin Dereköyköyü ve bağlısı mezralar olduğunun anlaşılması karşısında, söz konusu tutanağıniçeriğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Yukarıda anılan dava dosyalarında da yer alanSason İlçe Jandarma Komutanlığınca İl Jandarma Komutanlığına hitaben yazılan11.03.2011 tarih ve 1668 sayılı yazıda, “İlgi emir gereğince, Sason ilçesindeboşalan köylerin araştırılması sonucu Komutanlığımızca tutularak gönderilentutanaklar arasında ciddi çelişkiler olduğu bildirilmiştir.” ibaresine yerverildikten sonra, Sason ilçesine bağlı belde, mahalle, köy ve mezralarda,mahalle ve köy muhtarlarından, ihtiyar heyetlerinden, mahalle ve köy halkından,komşu köylerin muhtar ve ihtiyar heyetlerinden titiz bir şekilde araştırmayapılmak suretiyle köy ve mezraların tamamen boşalıp boşalmadığı, boşalanlarınhangi tarihler arasında boşaldığı, korucu aileleri dışında ikamet edenailelerin bulunup bulunmadığı ve 1987–2000 yılları arasında koruculuk sisteminedahil olan ve olmayan köylerin tespit edildiği, bahse konu hususlarınaraştırılması esnasında, Sason Kaymakamlığı, İlçe Nüfus Müdürlüğü, İlçe MilliEğitim Müdürlüğü ve İlçe Seçim Müdürlüğü ile yazışmalar yapıldığı, (köymuhtarlarının, köy halkının ve komşu köy muhtarları ile köy halkından)1987–2000 yılları arasında tamamen boşaldığı beyan edilen köy ve mezralarhakkında Sason Cumhuriyet Başsavcılığınca köy ve mezralarda ikamet edenmuhtelif şahıslar ile ilgili adli soruşturma yapıldığı ve bu soruşturmalariçeriğinde bazı vatandaşların (boşaldığı belirtilen) köy ve mezralarda ikametettiklerinin tespit edildiği, ayrıca Sason Askerlik Şubesi Başkanlığınca benzerşekilde köy ve mezralarda ikamet eden şahıslar olduğuna dair resmi belgelerinsunulduğu belirtildikten sonra, “EK-A (1 Adet Boşalan ve Dönüş Yapılan Köy veMezra Çizelgesi)”ne yer verilmiştir.
O halde, davacı vekilince sunulan ve Sasonİlçe Jandarma Komutanlığınca “imzası bulunanların beyanları doğrultusunda”düzenlenen 16.09.2010 tarihli tutanakta, Dereköy köyüve bağlı mezralarının 1993–1996 yılları arasında tamamen boşaldığı, korucularınköyde terörle mücadele ettikleri beyan edilmiş ise de; yukarıda anılan11.03.2011 tarih ve 1668 sayılı İlçe Jandarma Komutanlığı yazısı uyarınca,bütün mahalle, köy ve mezra halkıyla yapılan araştırmalar, Sason Kaymakamlığı,Cumhuriyet Başsavcılığı, Askerlik Şubesi Başkanlığı, İlçe Nüfus Müdürlüğü, İlçeSeçim Müdürlüğü ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerinden alınan bilgi ve belgelerile korucular hakkındaki bilgi ve belgeler esas alınmak suretiyle hazırlanan“boşalan köy ve mezralara” ilişkin Mahkememizce de hükme esas alınan çizelgede,davacının ikamet ettiği Şahinli mezrasının “Belirtilen Tarihler Arasında KısmenBoşalmıştır.” olarak belirtildiği, ayrıca söz konusu tarihler arasında korucuaile dışında 100 hanenin ikamet ettiği görüldüğünden, 16.09.2010 tarihlitutanağın hükme esas alınmasını kabule olanak bulunmamaktadır.
Diğer yandan, Batman İl JandarmaKomutanlığının 2006 gün ve 06 sayılı yazısı ekinde yer alan listede, “terörolaylarından tamamen etkilenen köy” olduğu belirtilmiş ise de, söz konusubelgenin İl Jandarma Komutanlığınca daha sonraki tarihlerde ve çelişkilibilgilerin giderilmesi amacıyla yeniden hazırlanan listede Dereköyköyü merkezi ile Şahinli ve Göşek mezralarının“kısmen boşalmıştır”, Oyluca mezrasının ise“1993–2001 yılları arasında “tamamen boşalmıştır” bilgisine yer verilmesi, ayrıcayerleşik Danıştay içtihatları uyarınca, nesnel güvenlik kaygısının yaşandığının“tamamen boşalmış” olması ve korucu ailesi dışında ikamet eden kimseninkalmamış olması gerektiği kuşkusuz olup, 2006 gün ve 06 sayılı yazı ekinde ise,köyün boşalıp-boşalmadığına yönelik olmaması, sadece terör olaylarındanetkilenmesine yönelik olması ve Sason Cumhuriyet Başsavcılığında yürütülensoruşturma dosyalarına yer verilen 03.03.2011 tarihli tutanak içeriğinde,hakkında soruşturma yapılan kişilerin Dereköy köyü vebağlısı mezralarda ikamet ettiğinin belirtilmesi nedeniyle, hükme esasalınmasına olanak bulunmamaktadır.
Bu durumda; yukarıda anılan dava dosyalarındayapılan ara kararları uyarınca gönderilen bilgi ve belgeler ile dava dosyasıbirlikte değerlendirildiğinde, davacının ikamet ettiği Şahinli mezrasınınbağlısı olduğu Dereköy köyünün yerleşik bir nüfusununolması, yerel ve genel seçimlerin yapılması, köyde korucuculuksistemi bulunmadığından korucu ailesinin olmaması ve davacı vekilince sunulantutanaktan daha sonra İlçe Jandarma Komutanlığınca her bir köy ve mezradayapılan inceleme, resmi kurumlardan alınan bilgi ve belgeler birliktedeğerlendirildikten sonra hazırlanan çizelgede de “kısmen” boşaldığınınbelirtilmesi karşısında, davacının ikamet ettiği yerleşim yerinin “tamamenboşalmamış” olması, diğer bir ifadeyle nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamışolması ve davacıya yönelik herhangi bir terör tehdidi ya da saldırısınınbulunmaması nedenleriyle, dava konusu işlemde hukuka aykırılıkbulunmamaktadır…”
12. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 14/3/2013 tarihli ve E.2012/12244, K.2013/1951 sayılı ilamı ilekararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiznedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğibelirtilerek kararın onanmasına hükmedilmiştir. Onama kararı başvurucuya9/9/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
13. Başvurucu 26/9/2013 tarihlerde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
14. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
15. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanun’un1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölümhâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımısonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemeküzere yaralanma derecesine göre,
b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar,
c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katıtutarına kadar,
d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katıtutarına kadar,
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katıtutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenennakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasailişkin hükümleri uygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
16. Mahkemenin 23/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
17. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin veakabinde açtığı davanın reddedildiğini, köy korucusu olmak yahut köyü terketmek şeklinde idarece yapılan baskı ve zorlamaya köy halkının maruz kalmasınındikkate alınmadığını, dosyadaki zarar tespitine ilişkin raporlar ve güvenliknedeniyle köyünün boşaltılmış olduğunu belirten belgeler ile terör örgütümensuplarınca hısımları M.M.Ç. ve H.Ç.nin terörörgütü tarafından kaçırılması ve yedi gün alıkonularak serbest bırakılmasınadair özel durumu dikkate alınmadan köyün tamamen boşalmamış olduğu soyutgerekçesine ve şahsına yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmamasınadayanılarak, sunduğu belgeler değerlendirilmeden idare tarafından sunulanbelgelerin dikkate alındığını, bu belgeler tebliğ edilmemek suretiylekendisinesavunma yapma imkânı tanınmadan verilen kararın adil olmadığını belirtmiştir.
18. Başvurucu; ayrıca kararların yeterli gerekçe ihtivaetmediğini, sunduğu belgeleri dikkate almadan idarece sunulan belgeleri dikkatealarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, kendi içinde çelişkili vegerçeği yansıtmayan belgelere dayanılarak karar verildiğini, davasının reddinekarar verilmesi nedeniyle makul ve objektif bir sebep bulunmamasına rağmenşahsına tazminat ödenmemesi yönünde karar alınarak ayrımcılığa maruz kaldığını,idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucumülkiyet hakkından yoksun kaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalıdeğerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’dayazmayan bir neden ileri sürülerek Komisyon ve yargı makamlarınca talebininreddedildiğini, yaptığı başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul süredesonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş ve madditazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
19. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun; 5233sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanınreddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiğianlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukukinitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisitakdir eder (Tahir Canan, B. No:2012/969, 18/9/2013, § 16).
20. Başvurucu, terör örgütü mensupları tarafından 9/7/1993tarihinde hısımları M.M.Ç. ve H.Ç.nin kaçırıldığınıbeyan etmiştir. Anayasa Mahkemesinin 5/6/2015 tarihli yazısı ile başvurucudan,mağdur oldukları beyan edilen kişiler ile başvurucu arasında şahsi ve özel bağbulunduğuna dair başvuru formunda ileri sürülen iddialarını ispat etmeyeyönelik elverişli delilleri Mahkemeye sunması istenmiş; gönderilmeyen bilgi vebelgelerin başvurunun değerlendirilmesinde dikkate alınmayacağı ve dosyakapsamına dâhil edilmeyeceği bildirilmiştir. Başvurucu 7/7/2015 tarihlidilekçesi ile M.M.Ç.nin, kız kardeşinin eşinin amcasıolduğunu beyan etmenin dışında bu iddiasına yönelik elverişli delil niteliğindeolan nüfus kayıt örneklerini Anayasa Mahkemesine sunmamıştır. Başvuruya konuihlal iddiasıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ve hangiAnayasa hükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyleiddialarını kanıtlama yükümlülüğü başvurucuya aittir (S.S.A., B. No: 2013/2355, 7/11/2013, §38). Başvurucu tarafından soyut şekilde hısımlık derecesinin belirtilmesi ileyetinildiği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının ayrıca incelenmesine gerekgörülmemiştir.
21. Başvurucu, Mahkemece verilen ret kararı neticesinde idarenincan ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu maruzkaldığı mülkiyet hakkından yoksun kalma durumu karşısında gerçek zararınıkarşılayacak bir giderim sağlanması imkânının kendisine tanınmadığınıbelirterek Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğiniiddia etmiştir. Anılan ihlal iddiaları, hakkaniyete uygun yargılanma hakkınınihlali iddiasının incelenmesi sonucu verilen karara bağlı olarakdeğerlendirileceğinden bu ihlal iddiası yönünden ayrıca inceleme yapılmamıştır.Başvurucunun diğer ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Eşitlik İlkesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
22. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderimtalebi kısmen kabul edilmekle birlikte zararının eksik hesaplandığıgerekçesiyle açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10. maddesindetanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
23. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminattaleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası dahaönce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılıkyapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtileniddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamışoldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,§§ 39-44).
24. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığınhangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtileniddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibifarklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
25. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Tarafsız MahkemedeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
26. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğedilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını iddiaetmiştir.
27. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, benzeriddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimintarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürütenhâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişiselbir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusuolduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucularınanılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).
28. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkinkarineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı kararverilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
29. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemedeyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının, diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
ii. Çelişmeli Yargılama veSilahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
30. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge ve deliller dikkatealınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyenbelgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine kararverildiğini belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliğiilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
31. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeliyargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha öncebireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanunkapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdasedilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamenboşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti içinde bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bubelgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarınaaktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk DereceMahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgelerışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürmeimkânlarının bulunduğu; başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyandilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulanbelgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkikve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyalarıkapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin birimkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (MesudeYaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,§§ 70-72).
32. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılanincelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı vebaşvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığısonucuna varılmıştır.
33. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama vesilahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
iii. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
34. Başvurucu, Mahkeme kararlarında talep sonucuna etki edenhususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmiştir.
35. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, gerekçelikarar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuşve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucularınhakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarınındeğerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen vehüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin derece mahkemeleri kararlarındadenetlenerek reddedildiği gerekçesiyle başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,§§ 75-77).
36. Somut başvurunun incelenmesi neticesinde başvurucununtalebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceği noktasında İlkDerece Mahkemesince yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olupolmadığının çeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgelerkapsamında değerlendirildiği, başvurucu tarafından ileri sürülen ve hükümsonucunu etkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarak reddedildiği (bkz. §11), İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçeleri hukuka uygunbulunmak suretiyle kanun yolu denetiminden geçerek (bkz. § 12) kesinleştiğianlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucunun -hakkaniyete uygun yargılanma hakkıkapsamında olan özel durumunun değerlendirilmesi hususu dışında- gerekçelikarar haklarının ihlal edildiğine yönelik iddiaları hakkında farklı kararverilmesini gerektiren bir yön bulunmamaktadır.
37. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar haklarınınihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
iv. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
38. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğügiderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
39. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında; Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
41. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvurutarihi (4/4/2006) ile nihai karar tarihi (14/3/2013) arasında geçen 6 yıl 11aylık sürede, uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine veözellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespitedilemediğinden, başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yönde bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.
42. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanmahakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
v. Hakkaniyete UygunYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
43. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmınınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
44. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurununve açtığı davanın kız kardeşinin eşi H.Ç.nin 9/7/1993tarihinde terör örgütü mensuplarınca kaçırılması, yedi gün alıkonulması veakabinde serbest bırakılması noktasındaki özel durumu dikkate alınmaksızınMahkemece mukim olduğu köyün tamamen boşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnelölçütten hareketle reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesindetanımlanan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
45. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındaki ekonomikve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışındabulundukları yerleri kendi istekleriyle terk edenlerin bu sebeple uğradıklarızararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.
46. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikleekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklananzararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminedilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdasedilmesi zorunlu görünmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşimyerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşimyerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyletoplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepkigöstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişidenkişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranıntamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadecegeçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasınızorunlu görerek güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmenboşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilmeolanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundanhareketle 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesineyasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemiştir (Mesude Yaşar, §§ 89, 90; CahitTekin, §§ 84, 85).
47. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerinbelirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu veKanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ilebu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somutolayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derecemahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak AnayasaMahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilenhususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması veuygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gerekenhususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır(Sabri Çetin, §§ 45-50; Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye,B. No: 30415/08, 28/06/2011, § 88). Bu konudaki takdir esasen derecemahkemelerine ait olmakla beraber derece mahkemesi kararlarının bariz takdirhatası içermesi durumunda anayasal bir temel hak veya özgürlüğün ihlal edilipedilmediğinin tespiti noktasında farklı bir değerlendirme yapılmasıgerekebilecektir (Mesude Yaşar, §93; Cahit Tekin, § 88).
48. Başvurucunun, kız kardeşinin eşinin terör örgütümensuplarınca kaçırılmasından kaynaklanan güvenlik kaygısıyla köyünü terkettiği ve bu çerçevede oluşan zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamındadeğerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdüğü ve belirtilen vakıaya ilişkintutanaklar ile soruşturma evrakını Derece Mahkemelerine ibraz ederek terörolaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeni ile yerleşim yerini terkettiği noktasındaki özel durumunun dikkate alınmasını talep ettiğianlaşılmaktadır.
49. Bu çerçevede başvurucunun en yakın aile fertlerinden olankız kardeşinin eşinin terör örgütü mensuplarınca kaçırılması ve sonrasındaserbest bırakılması, bu olay hakkında yargılama dosyalarındaki somut bulgular,tespit tutanakları dikkate alındığında belirtilen olay akabinde başvurucununyerleşim yerinden ayrıldığı iddiası karşısında başvurucunun talebinin 5233sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesi için nesnel ölçüttenyararlanılması tek başına yeterli olmayıp terör eylemleri veya terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle yerleşim yerini terk edip etmediğinoktasında farklı bir karine veya ölçüt arayışına girilmesi gerekmesine rağmenDerece Mahkemesince anılan incelemelerin yapılmadığı tespit edilmiştir. Talephakkında değerlendirme yapılırken başvurucunun özel durumunun incelenmemesi,Kanun’un amacının yanı sıra yakın hısmı terör örgütümensuplarınca kaçırılan başvurucunun terör olaylarından kaynaklanan güvenlikkaygısı ile yerleşim yerini terk edip etmediği konusundaki maddi vakıanıntespitine de uygun görülmemektedir.
50. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygunyargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
3. 6216 Sayılı Kanun’un50. Maddesi Yönünden
51. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
52. Başvurucu, başvuru formunda belirttiği maddi tazminatmiktarlarının ödenmesi talebinde bulunmuştur.
53. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkınınihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
54. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundanihlal kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Batman İdareMahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
55. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucuların bu konuda herhangi bir belgesunmamış olması nedeniyle maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesigerekir.
56. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmaküzere Batman İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
23/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.