TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
RAMAZAN ŞAŞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/16928)
Karar Tarihi: 27/10/2016
R.G. Tarih ve Sayı: 18/11/2016 - 29892
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Raportör
:
Kamil KAYA
Başvurucu
:
Ramazan ŞAŞ
Vekili
:
Av. Aykut ÖZGEL
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, hizmet tespiti davasının hatalı değerlendirmesonucunda hak düşürücü süre yönünden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 23/10/2014 tarihinde Tekirdağ İş Mahkemesi (Mahkeme)vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm ikinci Komisyonunca 9/9/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 25/3/2016 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuruya ilişkin görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, Tekirdağ Tekel Müdürlüğünde 1979 ile 2007 yıllarıarasında sigortasız çalıştırıldığını ileri sürerek söz konusu dönemde ödenmeyenbir kısım işçilik alacağının tahsili istemiyle Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz veAlkol İşletmeleri A.Ş. (TTA Gayrimenkul A.Ş.) ile Mey İçki San. ve Tic. A.Ş.aleyhine 31/12/2010 tarihinde alacak davası açmıştır.
8. Dava kapsamında alınan bilirkişi raporunda, başvurucununhizmet süresiyle ilgili dosyada yazılı belge veya kayıt bulunmaması nedeniyletanık beyanlarına göre başvurucunun 1/6/1979 ile 1/1/2007 tarihleri arasında 27yıl 7 ay çalıştığı kabul edilerek alacak hesabının bu süre üzerinden yapıldığıbelirtilmiştir.
9. Mahkeme 12/12/2012 tarihli ve E.2010/295, K.2012/295 sayılıkararı ile başvurucunun Tekirdağ Tekel Müdürlüğünde asgari ücretle çalıştığı,anılan Kurumun 2007 yılında kapandığı, iş yerinin kapanmasıyla iş akdininfeshedildiği ancak bir kısım işçilik alacağının ödenmediği gerekçeleriylebilirkişi raporundaki hesaplama doğrultusunda davalı TTA Gayrimenkul A.Ş.yönünden davanın kısmen kabulüne; diğer davalı yönünden davanın husumetnedeniyle reddine karar vermiştir.
10. Söz konusu kararın gerekçesinde başvurucunun anılan Kurumda1/6/1979 ile 31/12/2006 tarihleri arasında çalıştığı belirtilmiş; iş akdininfesih tarihi ise kararın bazı bölümlerinde 31/12/2006, bazı bölümlerinde ise1/1/2007 olarak gösterilmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
“Yapılan yargılama iddia, savunma, tanıkbeyanları, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde,tanık beyanlarına göre davacının davalılardan Tekel (Gayrimenkul A.Ş.)'ye aitTekirdağ Tekel Müdürlüğünde 01/06/1979 ila31/12/2006 tarihleri arasında temizlik ve yükleme boşaltma işlerindeasgari ücret ile çalıştığı, davacınınçalıştığı Tekirdağ Tekel Müdürlüğünün 2007 yılında kapandığı, sözkonusu Müdürlüğün davalı Tekel'in Sigara Pazarlama ve Dağıtım A.Ş.'ne bağlı olduğu, davalı Mey İçki San. Tic. A.Ş.tarafından Tekel'in içki fabrikalarının hisse satışı nedeniyle devir alındığı;davacının çalıştığı Tekel Tekirdağ Başmüdürlüğünün ise bu devrin kapsamıdışında kaldığı, dolayısıyla davacının davalı Mey İçki San. Tic. A.Ş. nezninde herhangi bir çalışmasının bulunmadığı, bu yüzdendavanın davalı Mey İçki San. Tic. A.Ş. yönünden husumet nedeniyle reddigerektiği, diğer davalı Tekel (unvan değiştirmekle Gayrimenkul A.Ş.) her nekadar yetki itirazında bulunmuş ise de 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanun'un 5.maddesi gereğince iş mahkemelerinde açılacak her dava açıldığı tarihtedavalının Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesindebakılabileceği gibi işçinin işini yaptığı iş yeri için yetkili mahkemede debakılabileceği kuralı gereğince işin görüldüğü yer Tekirdağ olup, mahkememizinyetkili olduğu anlaşılmakla, davalı Tekel vekilinin yetki itirazının kabuleşayan olmadığı, davacının iş akdi davalı işyerinin kapanması nedeniyle feshedildiğinden davacının kıdem veihbar tazminatına hak kazandığı bu nedenle kıdem ve ihbar tazminatınıntaleplerinin davalı Tekel yönünden kabulü gerektiği, davacının çalıştığıdönemde yıllık izinlerini kullanmadığı, izin ücretlerinin ödendiği hususunun dadavalı işveren tarafından iddia ve ispat edilemediği anlaşıldığından, davacınınizin ücreti talebinin kabulü gerektiği, ancak davacı taraf 23/11/2012 tarihindedava dilekçesini ıslah ederek ilk dava dilekçesinde talep ettiği kısımlarındışında bilirkişi tarafından hesaplanan tutar arasındaki fark alacakları ıslahetmiş olup, davalı tarafından ıslah edilen kısım yönünden zamanaşımı itirazındabulun[ul]muş olup, bir kısmı davacı tarafından davaedilmeyen alacak kısmı için fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmuş olmasınındava edilmeyen kısım açısından zamanaşımını kestiği kabul edilemeyeceğinden,davacı tarafça dava edilen kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı fesihten itibaren10 yıllık zamanaşımına tabi olması nedeniyle davalı tarafın kıdem ve ihbartazminatı yönünden ıslah edilen kısımlara ilişkin zamanaşımı defiine şayan bulunmamış olup, izin ücretinin ise akdinfesih tarihinden itibaren 5 yıllık zamanaşımına tabi olup, akdin fesih tarihi olan 01/01/2007 tarihindenıslahtarihi olan 23/11/2012 tarihine kadar 5 yıldanfazla süre geçtiğinden ıslah edilen kısım 5 yıllık zamanaşımı süresi içerisindetalep edilmediğinden davacı tarafın yıllık izin ücreti ile ilgili ilk davaettiği kısmı[n] kabulüne yıllık izin ücretlerinin ıslah edilen kısımlarızamanaşımına uğradığından bu kısımlar yönünden fazlaya ilişkin talebininreddine karar verilmek gerekmekte olup, davacının çalıştığı dönemde haftanın 5günü 08:00 ila 20:00 saatleri arasında 2 haftada bir kere cumartesi günleri de3 saat çalıştığı, böylece davacının ara dinlenmeleri düşüldükten sonra ayda 36saat fazla çalışma yaptığı fazla çalışma ücretlerinin ödenmediği dolayısıyladavacının fazla çalışma ücretine hak kazandığı, ancak davalı tarafın zamanaşımıdefininde bulunduğu, fazla çalışma ücretinin 4857sayılı Kanun'un 32. maddesine göre 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, ücretinhak edildiği tarihten itibaren 5 yıllık süre içerisinde talep edilmesigerektiği, dava tarihi olan 30/12/2010 tarihinden geriye doğru 5 yıllık süreolan 30/12/2005 ila akdin feshedildiği tariholan 31/12/2006 tarihleri arasındaki döneme ilişkin fazla mesaiücretinin talep edilebileceği, bu tarihten önceki fazla mesai ücretlerininzamanaşımına uğradığı için reddi gerektiği, ihbar ve kıdem tazminatının BorçlarKanunu'nun 125. maddesine göre fesih tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımınatabi olması, izin ücretinin ise fesih tarihinden itibaren 5 yıllık zamanaşımınatabi olması, fesih tarihi olan 31/12/2006ila dava tarihi olan 31/12/2010 tarihleri arasında 10 yıllık ve 5 yıllıkzamanaşımının dolmaması nedeniyle davalı tarafın bu alacak kalemleri yönündenzamanaşımı savunmasının kabule şayan olmadığından reddi gerektiği, davacı tarafher ne kadar fazla tatili ücreti alacağı talebinde bulunmuş ise de, tanıkbeyanlarına göre davacının pazar günleri çalışmadığı anlaşıldığından davacıtarafın hafta tatili çalışma alacağı talebinin reddi gerektiği, bilirkişitarafından hesaplanan fazla mesai ücreti alacağından yerleşik Yargıtaykararları gereğince %25 hakkaniyet indirimi uygulanmak suretiyle hüküm altınaalınması gerektiği anlaşılmakla davanın davalı Mey İçki San. A.Ş. yönündenhusumet nedeniyle reddine, davalı Tekel (Gayrimenkul A.Ş.) yönünden davanınkısmen kabul ve kısmen reddi ile 14.646,75 TL kıdem tazminatı, 991.20 TL ihbartazminatı, 1.500,00 TL yıllık izin ücreti alacağı, 1.529,28 TL fazla mesaiücretinin davalı Tekel A.Ş. (Gayrimenkul A.Ş.)'den tahsili ile davacı tarafaödenmesine, kıdem tazminatına akdin fesihtarihi olan 01/01/2007 tarihinden itibaren bankalarca mevduatauygulanan en yüksek mevduat faizi, diğer alacaklara ise dava tarihi olan31/12/2010 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, davacı tarafın fazlayailişkin fazla mesai ücreti ve yıllık izin ücreti taleplerinin reddine,ispatlanamayan hafta tatili talebinin reddine karar verilmesi cihetinegidilmiş[tir].”
11. Davalının temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay 7. HukukDairesinin 5/11/2013 tarihli ve E.2013/5542, K.2013/18163 sayılı ilamı ileonanarak aynı tarihte kesinleşmiştir.
12. Başvurucu, bahsi geçen alacak davasının lehine sonuçlanmasıüzerine bu defa sigortasız çalıştırıldığı sürenin tespiti için TTA GayrimenkulA.Ş. ile Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) aleyhine aynı Mahkemede 27/12/2012tarihinde hizmet tespiti davası açarak 1979 ile 2007 yılları arasında TekirdağTekel Müdürlüğünde çalıştığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
13. Mahkeme, 4/12/2013 tarihli ve E.2012/393, K.2013/529 sayılıkararı ile sigortalılığın tespiti davasının ilgili Kanun gereğince en sonhizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içinde açılması gerektiği,somut davanın ise başvurucunun en son hizmetinin geçtiği 31/12/2006 tarihindenbeş yıl sonra açıldığı gerekçesiyle davanın hak düşürücü süre yönünden reddinekarar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Mahkememizin 2010/295 esas sayılı dosyasınınmahkeme kaleminde yapılan araştırmada temyiz incelemesi için Yargıtay'agönderildiği, uyap üzerinden ve karar kartonundanyapılan kontrolde, davacısı dosyamız davacısı, davalıları Tekel Genel Müdürlüğü(Gayrimenkul A.Ş.) [ve] Meyçi İçki San. Tic. A.Ş.olan işçi alacağı davası olduğu, 2012/295 karar numarası ile karara çıktığı,söz konusu kararın kabul kısmında davacının01/06/1979 ila 31/12/2006 tarihleri arasında çalıştığının kabul edildiği, işakdinin 31/12/2006 tarihinde sona erdiğinin kabul edildiği ve bu tarihe göreişçi alacaklarının hesaplanıp hüküm altına alındığı görülmüştür.
...
Yapılan yargılama, iddia, savunma, gelenkayıtlar, tanık beyanları, Mahkememizin 2010/295 esas, 2012/295 karar sayılıdosyası ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; 506 sayılı yasanın79/8. maddesi gereğince yönetmelikte tespit edilen belgeleri, işveren tarafındanverilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilemeyen sigortalılarçalıştıklarının, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıliçerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse bunlarımahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları üzerinden prim ödeme günsayılarının nazara alınacağının hüküm altına alındığı, dolayısı ile hakkındaherhangi bir işe giriş bildirgesi bulunmayan ve çalıştıkları kurumca tespitedilmeyen kişilerin sigortalılığın tespiti davasının en son hizmetin geçtiğiyılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde açılması gerektiği, dolayısıyla davacının en son hizmetinin geçtiği 31/12/2006tarihinden itibaren 506 sayılı yasanın 79. maddesinde öngörülen 5yıllık hak düşürücü süre içerisinde davanın açılmadığı ve davanın 5 yıllıksüreden sonra 27/12/2012 tarihinde açıldığı anlaşıldığından davacı tarafıntalebi haklı ve yerinde görülmediğinden hak düşürücü süre yönünden davanınreddine karar veril[miştir].”
14. Başvurucunun temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin 16/6/2014 tarihli ve E.2014/7926, K.2014/14720 sayılı ilamıile onanmıştır. Onama ilamının ilgili kısmı şöyledir:
“Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce debenimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillereve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre,yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygunolan hükmün ONANMASINA ... karar verildi.”
15. Nihai karar, başvurucuya 23/9/2014 tarihinde tebliğ edilmiş;başvurucu 23/10/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
B. İlgili Hukuk
16. 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı mülga Sosyal SigortalarKanunu’nun 79. maddesinin onuncu fıkrası şöyledir:
“Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işverentarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar,çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisindemahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkemekararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazaraalınır.”
17. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve GenelSağlık Sigortası Kanunu’nun 86. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:
“Aylık prim ve hizmet belgesi işveren tarafındanverilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar,çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıliçerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse,bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödemegün sayıları dikkate alınır.”
18. 5510 sayılı Kanun’un 108. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun;
a) Geçici 20 ncimaddesinin son fıkrası 1/1/2008 tarihinde,
b) 72 nci ve 73 üncümaddeleri, geçici 6 ncı maddesinin yedinci fıkrasının(b) bendi, geçici 7 nci maddesinin son fıkrası,geçici 9 uncu maddesinin bir ilâ dördüncü fıkraları ile geçici 17 nci maddesi, geçici 20 ncimaddesinin onikinci fıkrası 30/4/2008 tarihinde,
c) 60 ıncımaddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (3) ilâ (8) ve (10) numaralı altbentleri ile (f) bendinde sayılanlar için genel sağlık sigortası hükümlerininuygulanmasına ilişkin olarak; 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1), (2),(8), (9), (10), (16), (17), (20), (22), (23), (24), (25), (26) ve (27) numaralıbentleri, 63, 64, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 74, 75, 77, 78, 79 uncumaddeleri, 80 inci maddesinin dördüncü fıkrası, 81 inci maddesinin birincifıkrasının (f) bendi ve ikinci fıkrası, 82 ncimaddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 87 ilâ 89 uncu maddeleri, 97 nci maddesinin son fıkrası, geçici 1 inci maddesinin sonfıkrası, geçici 3 üncü maddesi, geçici 6 ncımaddesinin dördüncü fıkrası, geçici 11 inci maddesinin ikinci fıkrası, geçici12 inci maddesi hükümleri 1/7/2008 tarihinde,
d) Diğer hükümleri 2008 yılı Ekim ayı başında,
yürürlüğe girer.”
19. 5510 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/7/1964tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 8/6/1949tarihli ve 5434 sayılı kanunlar ile 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunungeçici 20 nci maddesine göre sandıklara tabisigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı,itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılıksüreleri tabi oldukları kanun hükümlerine göre değerlendirilir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
20. Mahkemenin 27/10/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
21. Başvurucu; 1979 ile 2007 yılları arasında Tekirdağ TekelMüdürlüğünde sigortasız çalıştırıldığını, bu çalışmaları karşılığında ödenmeyenişçilik alacaklarının tahsili istemiyle açtığı alacak davasının lehinesonuçlandığını, söz konusu davada iş akdinin 1/1/2007 tarihinde feshedildiğinintespit edildiğini, davanın lehine sonuçlanması üzerine aynı Mahkemede bu defasigortasız çalıştığı sürenin tespiti için hizmet tespiti davası açtığını ancakiş yerindeki son hizmet tarihinin 31/12/2006 olduğu ve bu tarihten itibaren beşyıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığı gerekçeleriyle davanın süre yönündenreddedildiğini, Mahkemenin bu davada önceki kararıyla çelişkiye düşerek işakdinin fesih tarihini 31/12/2006 olarak kabul ettiğini, iş yerindeki en sonhizmet tarihinin 1/1/2007 olarak kabul edilmesi gerekirken Mahkemenin sonçalışma tarihi konusunda önceki kararıyla çelişir biçimde hatalı değerlendirmeyaparak davasını haksız olarak süre yönünden reddettiğini, temyiz ettiği bukararın Yargıtayca gerekçe belirtilmeden onandığınıbelirterek Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüş ve yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
23. Başvurucunun şikâyetinin özü, açmış olduğu hizmet tespitidavası için ilgili kanunda öngörülen hak düşürücü sürenin hatalı hesaplanmasısonucunda davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle uyuşmazlığın esasınınMahkeme tarafından incelenemediğine ilişkindir. Bu nedenle başvurucununiddialarının adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer alan mahkemeyeerişim hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
25. M. Emin KUZ bu görüşe katılmamıştır.
2. Esas Yönünden
26. Başvurucu, Mahkemenin son hizmet tarihi konusunda alacakdavasında verdiği kararıyla çelişir biçimde hatalı değerlendirme yapmasısonucunda hizmet tespiti davasını süre yönünden reddettiğini belirterek adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
27. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
28. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşruvasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veyadavalı olarak iddiada bulunma ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahipolduğu belirtilmiştir. Anayasa'da adil yargılanma hakkının kapsamıdüzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanmahakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §22).
29. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olanmahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek veuyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamınagelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararınıanlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüdeetkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §52).
30. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye etkilierişim hakkını “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri olarakkabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının mahkemeye başvuru konusundatutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeyeulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifadeetmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadakibelirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda buhakkın ihlal edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, (k.k), B. No: 51307/99,23/1/2003).
31. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukukigüvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylemve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerindebu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönündenherhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılırve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarınakarşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/64, K.2013/142,28/11/2013).
32. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıpsınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlamalarınhakkın özünü, zedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi,açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir(Serkan Acar, B. No: 2013/1613,2/10/2013, § 38).
33. Dava açma hakkı birtakım sınırlamalara tabi tutulabileceğigibi bu hakkın kullanımı da belli kurallara bağlanabilir. Bununla birlikte busınırlamalar dava açmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özünezarar verecek seviyeye ulaşmamalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Edificaciones March GallegoS.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34 ve Rodríguez Valín/İspanya,B. No: 47792/99, 11/10/2001, § 22).
34. Bir mahkemeye başvuru hakkının yasal birtakım şartlara tabitutulması kabul edilebilir olsa da mahkemeler; usul kurallarını uygularken biryandan adil yargılanma hakkını ihlal edebilecek aşırı şekilcilikten, diğeryandan da yasalar tarafından düzenlenen usul kurallarının ortadan kaldırılmasısonucunu doğurabilecek aşırı gevşeklikten kaçınmalıdır (Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29).
35. Usul kurallarının hukuki güvenliğin sağlanması veyargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesinehizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafındangörülmesi bakımından bir çeşit engel hâline gelmesi durumunda mahkemeye erişimhakkı ihlal edilmiş olacaktır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Efstathiou ve diğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02,27/7/2006, § 24).
36. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerinöngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkçahukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılıkoluşturmaz. Ne var ki öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarakyanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler, dava açma ya dakanun yollarına başvurma hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlaledildiğini kabul etmek gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Osu/İtalya, B. No: 36534/97, 11/7/2002, §§36-40).
37. Başvuruya konu olayda başvurucu, sigortasız çalıştırıldığıiş yerinde ödenmeyen bir kısım işçilik alacağının tahsili istemiyle alacakdavası açmıştır. Söz konusu dava kapsamında alınan bilirkişi raporunda, davadosyasında hizmet süresiyle ilgili yazılı belge veya kayıt bulunmamasınedeniyle tanık beyanlarına göre başvurucunun 1/6/1979 ile 1/1/2007 tarihleri arasında27 yıl 7 ay çalıştığı kabul edilerek alacak hesabı bu süre üzerindenyapılmıştır.
38. Yargılama sonunda Mahkeme, başvurucunun asgari ücretleçalıştığı iş yerinin 2007 yılında kapanmasıyla iş akdinin feshedildiği ancakbir kısım işçilik alacağının ödenmediği gerekçesiyle anılan bilirkişiraporundaki hesaplama doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar vermiş ve bukarar Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.
39. Söz konusu kararın gerekçesinde başvurucunun iş yerinde1/6/1979 ile 31/12/2006 tarihleri arasında çalıştığı belirtilmiş; iş akdininfesih tarihi ise kararın bazı bölümlerinde 31/12/2006, bazı bölümlerinde ise1/1/2007 olarak gösterilmiştir (bkz. § 10).
40. Alacak davası lehine sonuçlanan başvurucu, bu defasigortasız çalıştığı sürenin tespiti için 27/12/2012 tarihinde hizmet tespitidavası açarak 1979 ile 2007 yılları arasında Tekirdağ Tekel Müdürlüğündeçalıştığı hizmetlerinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
41. Mahkeme, 506 sayılı mülga Kanun’un 79. maddesinin onuncufıkrası gereğince sigortalılığın tespiti davasının en son hizmetin geçtiğiyılın sonundan başlayarak beş yıl içinde açılması gerektiği, somut davanın isebaşvurucunun en son hizmetinin geçtiği 31/12/2006 tarihinden itibaren beş yılsonra açıldığı gerekçesiyle davanın hak düşürücü süre yönünden reddine kararvermiştir.
42. Anılan kararın gerekçesinde daha önce görülen alacakdavasına atıf yapılmak suretiyle söz konusu davada başvurucunun 1/6/1979 ile31/12/2006 tarihleri arasında çalıştığının ve iş akdinin 31/12/2006 tarihindesona erdiğinin kabul edildiği, işçilik alacaklarının da bu tarihe görehesaplanıp hüküm altına alındığı dikkate alınarak başvurucunun en son hizmettarihinin 31/12/2006 olduğu ve bu tarihten itibaren Kanun’da öngörülen beşyıllık hak düşürücü süre içinde davanın açılmadığı sonucuna varıldığıbelirtilmiştir.
43. Başvurucunun temyizi üzerine bu karar, Yargıtay 10. HukukDairesinin 16/6/2014 tarihli ilamı ile onanarak aynı tarihte kesinleşmiştir.
44. 506 sayılı mülga Kanun’un 79. maddesinin onuncu fıkrası ile5510 sayılı Kanun’un 86. maddesinin sekizinci fıkrasında hizmet tespitidavaları için beş yıllık hak düşürücü süre öngörülmüş olup bu süreninbaşlangıcı konusunda çalışanların “hizmetlerinin geçtiği yılın” sonunun esasalınacağı belirtilmiştir (bkz. §§ 16, 17).
45. Başvuru konusu hizmet tespiti davasında Mahkeme,başvurucunun iş yerindeki en son hizmetinin 31/12/2006 tarihindegerçekleştiğini kabul ettiğinden bu tarihten itibaren beş yıl içinde açılmayandavada hak düşürücü sürenin geçtiği sonucuna varmıştır. Mahkemenin bu kabulünegöre somut davada hak düşürücü sürenin 31/12/2011 tarihinde dolduğuanlaşılmaktadır. Başvurucu ise iş yerindeki çalışmasının 1/1/2007 tarihinekadar sürdüğünü iddia etmiş olup başvurucunun bu iddiasının kabul edilmesihâlinde hizmet tespiti davası 2007 yılının sonundan itibaren beş yıl içindeyani 31/12/2012 tarihine kadar açılabilecek ve somut davanın açıldığı tarih27/12/2012 olduğundan hak düşürücü süre geçirilmemiş olacaktır.
46. Başvurucu, en son hizmet tarihi 1/1/2007 olduğu hâldeMahkemenin alacak davasında verdiği kararla çelişkili şekilde hatalıdeğerlendirme ve uygulama yapıp iş akdinin fesih tarihini 31/12/2006 kabulederek davasını haksız biçimde süre yönünden reddettiğinden şikâyet etmiştir.
47. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği mevzuatınyorumlanması ve uygulanması, derece mahkemelerinin görevi olmakla birlikte buyorum ve uygulamaların etkilerinin Anayasa ve Sözleşme’nin ortak korumaalanında bulunan hak ve yükümlülüklerle bağdaşıp bağdaşmadığının AnayasaMahkemesince incelenebileceği tabiidir. Mahkemeye erişim hakkı yönündenyapılacak böyle bir inceleme, somut olayın koşulları çerçevesinde olacaktır (Emre Kartal, B. No: 2014/5020, 6/10/2015,§ 40).
48. Bu kapsamda başvuru konusu davada, başvurucunun daha önceaçtığı ve lehine sonuçlanan alacak davasındaki tespitlerle çelişen bir kabulbulunup bulunmadığı, dava açma süresinin belirlenmesine esas alınan son hizmettarihi konusunda açıkça hukuka aykırı yanlış uygulama ya da yanlış hesaplamayapılıp yapılmadığı ve dolayısıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkınayönelik bir ihlal bulunup bulunmadığı incelenecektir.
49. Başvuru konusu hizmet tespiti davasında Mahkeme, daha öncegörülen alacak davasına atıf yapmak suretiyle söz konusu davada başvurucunun işakdinin 31/12/2006 tarihinde sona erdiğinin kabul edildiğini, işçilikalacaklarının da bu tarihe göre hesaplanıp hüküm altına alındığını dikkatealarak başvurucunun iş akdinin 31/12/2006 tarihinde sona erdiği sonucunaulaşmış ise de bu karara dayanak yapılan alacak davasına ilişkin gerekçelikarar incelendiğinde başvurucunun iş akdinin fesih tarihinin, kararın bazıbölümlerinde 31/12/2006, bazı bölümlerinde ise 1/1/2007 olarak gösterilmişolduğu, başvurucunun “hizmetlerinin geçtiği” son tarih konusunda kesin birbelirleme yapılmadığı görülmektedir (bkz. § 10). Bunun yanı sıra alacakdavasında hükme esas alınan ve başvurucunun alacaklarının hesaplandığı bilirkişiraporunda başvurucunun 1/6/1979 ile 1/1/2007 tarihleri arasında 27 yıl 7 ayçalıştığı kabul edilerek alacak hesabı yapılmış (bkz. § 8) ancak 1/1/2007tarihinin hizmet süresi içinde kabul edilip edilmediği belirtilmemiştir. Bunarağmen gerekçeli kararda, başvurucunun 1/1/2007 tarihi itibarıyla çalışmasıbulunup bulunmadığı, bir başka ifadeyle bu tarihin çalışma süresine dâhil olupolmadığı hususu tereddütsüz şekilde aydınlığa kavuşturulmamıştır.
50. Öte yandan aynı kararda, başvurucunun Tekirdağ Tekel Müdürlüğündeasgari ücretle çalıştığı, anılan Kurumun 2007 yılında kapandığı, iş yerininkapanmasıyla başvurucunun iş akdinin feshedildiği belirtilmiştir. Ay ve günbelirtilmeksizin sadece yıl zikredilerek yapılan bu belirlemenin, başvurucununson hizmetinin 2007 yılı içinde gerçekleşmiş olduğu şeklinde anlaşılmaya müsaitolduğu açıktır. Bunun yanı sıra anılan tarihin yılbaşı olması itibarıyla geneltatil günü olduğu, tatil olan bir günde iş akdinin feshi işleminin ne şekildeyapıldığının da kararda yeterince tartışılmadığı görülmüştür.
51. Başvurucunun iş yerindeki “hizmetlerinin geçtiği” son tarihalacak davasında açık ve net bir şekilde tespit edilmemiş olmasına rağmenbaşvuruya konu hizmet tespiti davasında Mahkemece, bu hususta ayrıca biraraştırma ve değerlendirme yapılmadan alacak davasındaki kesin olmayan birtakımtespitlere dayanılarak ve dava açma süresi konusunda başvurucunun yanılgıyadüşmesinde alacak davasına ilişkin gerekçeli kararda başvurucunun iş akdininfesih tarihinin kararın bazı bölümlerinde 1/1/2007 olarak gösterilmesininetkili olup olmadığı hususu değerlendirilmeden davanın süre yönündenreddedilmesinde bariz takdir hatası bulunduğu kanaatine varılmıştır.
52. Sonuç olarak başvuru konusu davanın süre yönündenreddedilmesiyle başvurucunun emeklilik haklarını doğrudan ilgilendiren davadakiesasa ilişkin iddiaların görüşülmesi imkânının ortadan kalktığı, dava açmasüresinin başlangıcı için esas alınacak tarih olan iş yerindeki son hizmettarihiyle ilgili yeterli araştırma yapılmamasının başvurucunun mahkemeyeerişimine zarar verdiği açıktır. Bu nedenle başvurucunun mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
53. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
54. M. Emin KUZ bu görüşe katılmamıştır.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
55. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
56. Başvurucu, yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur.
57. Adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
58. Adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmaküzere Tekirdağ İş Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
59. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA M. Emin KUZ’un karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE M. Emin KUZ’un karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkı kapsamındamahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılama yapılmak üzere Tekirdağ İş Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE27/10/2016 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
Başvurucunun, sigortasız çalıştırıldığı sürenin tespitineilişkin olarak açtığı davanın süre yönünden reddedilmesi ve mahkeme kararının Yargıtayca onanması üzerine Mahkememize yaptığı bireyselbaşvuru mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiş ve kabul edilebilirbulunarak ihlal kararı verilmiştir.
Kararın gerekçesinde,başvuruya konu olan davada mahkemece daha önce görülen alacak davasına atıfyapılmak suretiyle başvurucunun iş akdinin 31/12/2006 tarihinde sona erdiğininkabul edildiği, ancak söz konusu kararın bazı bölümlerinde bu tarihin yanında1/1/2007 tarihinden de söz edildiği, kararda 1/1/2007 tarihinin çalışmasüresine dahil olup olmadığının tereddütsüz şekilde aydınlığa kavuşturulmadığı,bu hususta ayrıca bir araştırma ve değerlendirme yapılmadan, önceki davadakitespitlere dayanılarak davanın süre yönünden reddedilmesinde bariz takdirhatası bulunduğu belirtilmiştir.
Başvuru konusu olmayan önceki mahkeme kararında başvurucununişten ayrılma tarihi konusunda çelişkiler bulunmakla birlikte bu farklılıklarınbaşvuru konusu yargılamada ortaya çıkmadığı ve mahkemenin makul bir şekilde butarihlerden 31/12/2006’yı (yani yıl sonunda işten ayrılma tespitini) esasaldığı anlaşılmaktadır.
Nitekim önceki mahkeme kararına esas alınan bilirkişi raporundada başvurucunun 1/6/1979’dan itibaren 27 yıl 7 ay çalıştığı kabul edilerekalacak hesabı yapıldığından, işten ayrılma tarihinin 31/12/2006 olmasıgerektiği, 1/1/2007 tarihinin çalışma süresine dahil olması hâlindebaşvurucunun 27 yıl 7 ay 1 gün çalışmış olduğunun kabulünün gerekeceği sonucunavarıldığı düşünülmektedir. Bu itibarla önceki kararda işten ayrılma tarihiolarak iki ayrı tarihten söz edilmesinin önceki mahkeme kararına ait maddî birhata (bir yazım hatası) olduğu, başvuru konusu mahkeme kararında başvurucununişyerindeki son hizmet tarihiyle ilgili olarak araştırılması ve aydınlığakavuşturulması gereken bir belirsizliğin de bulunmadığı anlaşılmaktadır.
İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış olayve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince varılan sonucun esasyönünden adil olup olmamasının bireysel başvuru incelemesine konu olamayacağı,derece mahkemelerinin kararlarındaki maddî ve hukukî hataların da, bariz takdirhatası bulunmadıkça bireysel başvuru incelemesinde ele alınamayacağı ve buçerçevede Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesinin söz konusu olamayacağıbilinmektedir.
Söz konusu tarihlerden 31/12/2006’nın esas alınmasında adaletive sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası bulunmadığı gibi, budeğerlendirmenin ve ulaşılan sonucun başvurucunun süresi içinde tespit davasıaçmasını imkânsız kıldığı da söylenemez.
Bu sebeple, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekirken, kabul edilebilir bulunarakesasına geçilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Diğer taraftan, kararın gerekçesinde, başvuruya konu davanınsüre yönünden reddedilmesiyle başvurucunun emeklilik konusundaki esasa ilişkiniddialarının görüşülmesi imkânının ortadan kalktığı ve mahkemeye erişim hakkınayönelik açık bir ihlalin bulunduğu belirtilmiştir.
Bilindiği gibi, mahkemeye erişim hakkı mutlak değil,sınırlandırılabilen bir haktır. Kuşkusuz, bu hakka getirilecek sınırlamalarında kararlarımızda belirtilen şartları taşıması gerekmektedir. Başvuru konusuolan davanın, Kanunda öngörülen beş yıllık hak düşürücü sürenin geçirildiğigerekçesiyle reddedilmesinin kanuni dayanağının bulunduğu, hizmetlerin geçtiği yılınsonundan başlayarak beş yıllık dava açma süresi öngörülmesinin meşru bir amaçtaşıdığı ve mahkemeye erişimi imkânsız hâle getirmediği veya aşırızorlaştırmadığı için ölçüsüz de olmadığı düşünülmektedir.
Yukarıda belirtilen sebeplerle, başvuruya konu red kararında bariz takdir hatası bulunmadığı ve yapılanyorum ve değerlendirmelerin mahkemeye erişimi imkânsız hâle getirmediği veyaaşırı zorlaştırmadığı düşüncesiyle, çoğunluğun kabul edilebilirlik ve ihlalyönündeki kararına katılmıyorum.
Üye
M. Emin KUZ