TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
RAMAZAN COŞAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/20562)
Karar Tarihi: 7/2/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Recai AKYEL
Raportör Yrd.
:
Halil İbrahim DURSUN
Başvurucu
:
Ramazan COŞAR
Vekili
:
Av. Türker CANDAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; askerlik hizmeti sırasında dizde kitle (tümör)olduğunun anlaşılması üzerine görülen tedavilere rağmen yaşamı yitirmenedeniyle yaşam hakkının, açılantam yargı davasısonucunda yüksek miktarda aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeyeerişim hakkının, bu davadaki yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 31/12/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6.Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucunun kardeşi A.C., askerlik hizmetini yaptığı sıradadizinde bir kitle olduğunun tespit edilmesi üzerine uzun süre tedavi görmüşancak kurtarılamayarak 29/9/2011 tarihinde yaşamını yitirmiştir.
A. A.C.nin AskerlikSüreci ve Ölümü
9. Başvurucunun kardeşi A.C., askerlik hizmetini ifa etmek üzere14/5/2010 tarihinde Üçüncü Amfibi Deniz Piyade Tabur Komutanlığına (İzmir)teslim olmuştur.
10.A.C., askerliğe başladıktan sonra muhtelif tarihlerde çeşitlişikâyetlerlerevire ve asker hastanelerinebaşvurmuştur.
11. A.C. 10/6/2010 tarihinde Foça Deniz Üs revirinde muayeneolmuş ve bu muayene neticesinde İzmir Asker Hastanesi Cildiye Polikliniğinesevk edilmiştir. Sevk kararı üzerine A.C. 11/6/2010 tarihinde Cildiye Polikliniğindemuayene olmuştur. A.C. burada muayene olduktan sonra nörofibromatozis ön tanısıylaRadyoloji Servisine yönlendirilmiştir. Radyoloji Servisinde A.C.ye beyin MR'si için 2/8/2010 tarihine randevu verilmiştir.
12. A.C. dizindeki bir ağrı nedeniyle 28/6/2010 tarihinde FoçaDeniz Üs revirine müracaat etmiştir. Revirde muayene edilen A.C.ninFoça Deniz Üs Komutanlığı Polikliniği Ortopedi Servisine sevkinin uygun olduğudeğerlendirilmiştir. Bunun üzerine aynı gün anılan Poliklinikte yapılanmuayenesi neticesinde A.C.ye artralji (eklem ağrısı) teşhisiyle ilaç tedavisiönerilmiştir.
13. A.C. sevk edildiği Foça Deniz Üs Komutanlığı PolikliniğiOrtopedi Servisinde 5/7/2010 tarihinde de artralji teşhisiyle ilaç tedavisialmış; bunun yanı sıra dizine elastik sargı uygulanmıştır.
14.Foça Deniz Üs Komutanlığı Polikliniği Ortopedi Servisinde12/7/2010 tarihinde de muayene edilen A.C., İzmir Asker Hastanesi OrtopediPolikliniğine sevk edilmiştir. A.C. bu tarihten sonra da birkaç defa acilolarak Foça Deniz Üs Komutanlığı Polikliniğine getirilmiş ve burada muayeneedilmiştir.
15. A.C., 15/7/2010 tarihinde İzmir Asker Hastanesi OrtopediPolikliniğinde muayene edilmiştir. Bu muayenede tahlil için kendisinden kanalınmış ve ayrıca ağrıyan yerin röntgeni çekilmiştir. Tetkik sonuçlarına göre22/7/2010 tarihinde tekrar değerlendirilen A.C.ye sol diz ydt tanısıyla yedi günistirahat verilmiş, elastik bandaj uygulanmıştır. Bu muayenede ayrıca A.C.den diz MR görüntüleme tetkiki istenmiş ve MRsonuçlarına göre tekrar değerlendirilmesi planlanmıştır. A.C. burada 29/7/2010tarihinde de muayene olmuştur.
16.A.C. 9/8/2010 tarihinde sol dizinde ağrı ve şişlikşikâyetiyle Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA) Acil Servisine giriş yapmış,akabinde ise 10/8/2010 tarihinde GATA Tıbbi Onkoloji Servisine yatırılmıştır.
17. GATA'da 13/8/2010 tarihinde yapılan biyopsi sonucunda A.C.yeosteosarkom [kötü huylu kemik tümörü] tanısı konmuşve bu tanıya göre kendisine dört kür kemoterapi uygulanmıştır. Kemoterapisonrasında kitlede belirgin bir küçülme olmaması ve hastanın ağrılarının devametmesi üzerine sol diz üstü ampütasyon (çıkıntı biçimindeki bir organıntamamının ya da bir kısmının kesilmesi) kararı alınmıştır. Bu karar üzerine25/10/2010 tarihinde GATA Ortopedi Kliniğinde ampütasyon ameliyatı yapılmıştır.
18.Ampütasyon ameliyatı sonrasında takip altına alınan A.C.nin akciğerinde sekiz ay sonra metastaz saptanmıştır.Bunun üzerine 16/6/2011 tarihinde GATA Göğüs Cerrahisi Kliniğinde metastazektomi ameliyatı yapılmıştır. Bu ameliyata rağmensağlık durumu düzelmeyen A.C. 29/9/2011 tarihinde yaşamını yitirmiştir.
B. Askeri Yüksek İdareMahkemesinde Açılan Tam Yargı Davası Süreci
19. Başvurucu, yaşanan olay nedeniyle uğramış olduğuzararlarının karşılanması istemiyle 16/9/2011 tarihinde Millî SavunmaBakanlığına müracaat etmiş; talebinin zımnen reddedilmesi üzerine 9/1/2012tarihinde Millî Savunma Bakanlığı aleyhine Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesindetazminat davası açmıştır. Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi 25/5/2012 tarihlikararıyla dava konusu olayda idare mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyleyargı yolu bakımından davanın reddine karar vermiştir.
20.Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi kararının kesinleşmesiüzerine başvurucu, 10/10/2012 tarihinde Millî Savunma Bakanlığı aleyhine AskeriYüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) tam yargı davası açmıştır. Bu davada,başvurucunun yanı sıra başvurucunun anne ve babası ile dört kardeşi de davacıtaraf sıfatıyla yargılamaya katılmıştır. Başvurucu, anılan olay nedeniyletoplam 10.000 TL manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Başvurucunun anne vebabası toplam 50.000 TL maddi, 20.000 TL manevi tazminat; kardeşleri isetoplam 30.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
21. Başvurucu dava dilekçesinde özetle hastalık hakkında geçteşhis konulması nedeniyle kardeşinin yaşamını yitirdiğini ileri sürmüştür.Başvurucu bu kapsamda kardeşinin dizindeki ağrıların ilk başlarda pekönemsenmediğini, kardeşinin ağrıları dayanılmaz hâle gelince hastaneye sevkişlemlerinin gerçekleştirildiğini ancak bu kez de yanlış teşhis nedeniyleortopedi servisinde zaman kaybedildiğini ifade etmiştir. Başvurucu ayrıcakardeşinin Antalya'ya izne gelmesi üzerine Akdeniz Üniversitesi Hastanesinegötürüldüğünü ve bu Hastanenin 2/9/2010 tarihli raporuyla kardeşine kemikkanseri teşhisi konulduğunu, kardeşinin bunun üzerine acil olarak GATA'yagötürüldüğünü ancak buradaki tüm tedavilere rağmen kurtarılamayarak yaşamınıyitirdiğini, hastalığın erken teşhis edilmesi hâlinde tedaviye %100 cevapverebilecek bir hastalık olduğunu, erken tanı konulamaması nedeniyle hastalığınmetastaz yaptığını belirtmiştir.
22. AYİM İkinci Dairesi, A.C.nintedavi gördüğü hastanelere müzekkere yazarak ilgili tıbbi belgeleri teminetmiş; ayrıca A.C.nin askelikşubesi şahsi dosyası ile uyuşmazlığın çözümü için gerekli görülen ilgili bazıbilgi ve belgeleri dava dosyasına eklemiştir.
23. AYİM İkinci Dairesi 29/5/2013 tarihli ara kararı ile konununaçıklığa kavuşturulması için tıbbi bilirkişi raporu alınmasına karar vermiştir.AYİM İkinci Dairesi bu kapsamda tarafların dilekçelerini ve ilgilihastanelerden getirtilen belgeler ile A.C.nin şahsidosyasını Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığına göndermiş ve aşağıdakihususları açıklığa kavuşturacak bir rapor tanzim edilmesi talebindebulunmuştur:
"1. Davacılar yakınının vefatına sebepolan rahatsızlığın ne olduğu, bu rahatsızlığın oluşum ve ilerleme süreci ve busüreçte etkili olan etmenlerin neler olduğu, (müteveffanın bacağındaki tümörünerken teşhis edilebildiğinde tedaviye cevap verebilecek bir tümör olup olmadığı,hastalığın %100'e yakınının tedaviye cevap verip vermediği, şayet tedavinoktasında biraz gecikme olmuşsa bile bacak kesilmek suretiyle tümörün diğerorganlara yayılmasının engellenip engellenemeyeceği),
2. Davacılar yakınının vefatına sebep olanrahatsızlığın bünyesel bir rahatsızlık mı, yoksa dış etkenlerden kaynaklananbir rahatsızlık mı olduğu,
3. Davacılar yakınının rahatsızlığı bünyeselbir rahatsızlık değilse, bu rahatsızlığın oluşumunda askerliğin sebep vetesirinin bulunup bulunmadığı,
4. Davacılar yakınının vefatına sebep olanrahatsızlığı bünyesel bir rahatsızlık ise, bu rahatsızlığın tetiklenmesinde veilerlemesinde askerliğin sebep ve tesirinin bulunup bulunmadığı,
5. Davacılar yakınının rahatsızlığı hususundaidari mercilerin ve sağlık hizmeti veren birimlerin teşhis, tedavi ve bakımhizmetlerinde herhangi bir hata, gecikme ve eksiklik bulunup bulunmadığı,
6. Davacılar yakınında mevcut rahatsızlığınaskerlik başlangıcında mevcut olup olmadığı, mevcut ise askere alınışısırasında anılan rahatsızlığı tespit etme imkanıbulunup bulunmadığı,
(...)"
24. AYİM İkinci Dairesinin talebi doğrultusunda GaziÜniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde görevli iç hastalıkları ve tıbbionkoloji uzmanlarınca hazırlanan 30/12/2013 tarihli raporda aşağıdakideğerlendirmelerde bulunulmuştur:
"1. Hastada ortaya çıkan osteosarkom başlangıcı askerlik öncesi dönemde başlamışolup askerliğin sebep ve tesiriyle oluşmamıştır. Hastanın şikâyetlerininbaşlangıcı ile tanının konulmasına kadar geçen süre 1,5 ay civarında olup çoknadir görülen tümörlerden olan osteosarkom tanısındakabul edilebilir bir sürede tanıya ulaşılmıştır. Osteosarkomhastalarında uygulanan tedavilere rağmen hastalığın biyolojik davranışı ileilişkili olarak ancak hastaların %20-30'unda uzun dönem yaşam şansı ortayaçıkarken maalesef güncel uygulamalara rağmen hastaların büyük bir kısmındatedaviye cevapsızlık ve hastalığın ilerlemesi ve uzak organ yayılımı nedeniylehastalar kaybedilmektedir. Tanı gecikmesi olarak ifade edilen 1,5 aylık süreaslında tetkiklerin yapılması ve patoloji sonucunun çıkması için ülkemizkoşularında geçen makul bir süredir.
2.Hastalık bünyesel nedenlerle oluşup, dışetkiler nedeniyle oluşmamaktadır.
3. Askerlik eğitimleri sırasındaki fizikselaktivitelerin hastalıkla ilgili semptomların daha erken ortaya çıkmasına sebepolarak tanıya daha erken ulaşılmasına katkı sağlamış olabileceğideğerlendirildi.
4.Hasta müteaddit defalar birlik reviri veaskeri hastaneye müracaat etmiş ve gerekli değerlendirmeler yapılmış, semptomatik tedaviler verilmiş ve ileri tetkiklerplanlanmıştır.
5. Hastalığın askerliğin başlangıcında mevcutolduğu ancak bu hastalıkla ilgili herhangi bir şikayetinin olmaması nedeniylesağlıklı bir birey olarak değerlendirilmiş ve tetkik edilmemiştir. Osteosarkom tanısı için tarama amaçlı erken tanıya yönelikherhangi bir tarama programı yoktur."
25. Başvurucu, kendisine tebliğ edilen bilirkişi raporuna itirazetmiştir. Başvurucu bu kapsamda hastalığın askerliğin sebep ve tesiriyleoluştuğuna dair bir iddiasının zaten bulunmadığını, dava konusunun hastalığınınerken teşhis edilememiş olması ve bu hastalığa rağmen kişinin sportiffaaliyetlere devam ettirilmesi olduğunu, yanlış tanı nedeniyle zamankaybedildiğini, hastalığın gizli ve sinsi bir hastalık olmadığını, röntgenlebile tanının konulabileceğini belirtmiştir.
26. AYİM İkinci Dairesi 22/4/2014 tarihli karar ile bilirkişiraporundaki açıklamaları yeterli görmüş ve anılan bilirkişi raporu ile davadosyasında bulunan diğer bilgi ve belgeleri dikkate alarak davanın reddinekarar vermiştir. Kararda özellikle Gazi Üniversitesi Hastanesinden alınanbilirkişi raporundaki değerlendirmelere dayanılmıştır. Kararın gerekçesinde; A.C.nin rahatsızlığının ortaya çıkması ile askerlik hizmetininsebep ve tesiri arasında herhangi bir illiyet bağının bulunmadığı, tedavideherhangi bir yanlışlık, eksiklik veya gecikme olmadığı, dolayısıyla idareninmeydana gelen zararı tazminle sorumlu tutulamayacağı belirtilmiştir. Karardaayrıca başvurucu ile başvurucunun annesi, babası ve kardeşleri aleyhine davanınreddedilen kısmı üzerinden toplam 7.250 TL vekâlet ücretine hükmedilmiştir.
27. Başvurucu, dakikaların bile önemli olduğu bir konuda birbuçuk aylık gecikmenin makul olarak görülemeyeceğini belirterek karar düzeltmeyoluna başvurmuştur. Başvurucu ayrıca dava sonucunda hükmedilen vekâletücretinin fahiş miktarda olduğunu ileri sürmüştür.
28. AYİM İkinci Dairesi 12/11/2014 tarihli kararla başvurucununkarar düzeltme isteminin reddine karar vermiştir.
29. Bu karar 4/12/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
30. Başvurucu 31/12/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
31. Yaşam hakkına ilişkin ilgili hukuk için bkz. Bağı Akay ve diğerleri, B. No: 2014/5101,22/6/2017, §§ 26-37.
32.4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare MahkemesiKanunu'nun "Yargılama masrafları"kenarbaşlıklı 71. maddesi şöyledir:
Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılan davadolayısıyla ödenen harç ve posta ücretleri ile bilirkişi incelemeleri, deliltespiti ve keşif için yapılan harcamalar ve avukat marifetiyle takip olunandavalarda, tarifesine göre avukatlık ücreti haksız çıkan tarafa ve davanınkısmen kabulü ve kısmen reddi halinde bu masraflar orantılı olarak taraflarayükletilir. Davadan feragat eden veya davayı kabul eden taraf, yargılamamasrafları ve avukatlık ücreti bakımından haksız çıkmış sayılır."
33. 1602 sayılı Kanun'un"İdari Yargılama Usulü Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunununuygulanacağı haller" kenar başlıklı56. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayanhallerde; İdari Yargılama Usulü Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun(...) yargılama giderleri[ne], (..) ilişkin hükümleri uygulanır."
34.12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu'nun "Yargılama giderlerindensorumluluk" kenar başlıklı326. maddesi şöyledir:
"(1) Kanunda yazılı hâller dışında,yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına kararverilir.
(2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklıçıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına görepaylaştırır.
(3) Aleyhine hüküm verilenler birden fazla isemahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da kararverebilir."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
35. Mahkemenin 7/2/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Yaşam Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1.Başvurucunun İddiaları
36.Başvurucu; 3. Amfibi Deniz Piyade Tabur Komutanlığı emrindepiyade onbaşı olarak görev yapan kardeşi A.C.ninaskerlik hizmeti sırasında dizinden rahatsızlandığını, kardeşinin dilegetirdiği şikâyetlerin komutanlar tarafından inandırıcı bulunmadığını ifadeetmiştir. Başvurucu, ağrıları iyice artan kardeşinin ancak 15/7/2010 tarihindehastaneye gitmesine izin verildiğini, Hastanenin Ortopedi Servisinde yapılantetkiklerde ise kardeşinin dizindeki tümörün fark edilemediğini, tümörün farkedilememesi nedeniyle kardeşinin her türlü askerî eğitim ve spor faaliyetinedevam ettiğini belirtmiştir. Başvurucu; ağrıları dayanılmaz hâle gelenkardeşinin ev izni alması üzerine Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde muayeneolduğunu ve bu hastanede 2/9/2010 tarihli raporla kardeşine kemik kanseriteşhisi konulduğunu, bu teşhis üzerine acilen GATA'ya sevk edilen kardeşininsol bacağının diz üstünden kesildiğini, kanser hücrelerinin geç teşhisnedeniyle akciğere sıçraması sonucu 29/9/2011 tarihinde yaşamını yitirdiğini,geç teşhis nedeniyle meydana gelen bu ölüm yüzünden büyük acı ve ızdırap duyduğunu, zararlarının karşılanması amacıyla AYİM'de açtığı davadan da sonuç alamadığını, idareninhaklarının kendi haklarından üstün tutulduğunu ifade etmiştir. Başvurucu,anılan nedenlerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun bu başlık altındaki iddiaları,kardeşi A.C.nin yaşamının yetkili makamlarcakorunamadığı ve bu konuda etkili bir yargısal korumadan yararlanamadığıhususları ile ilgilidir. Söz konusu iddialar yaşam hakkı kapsamındaki pozitifyükümlülükler ile ilgili olduğundan başvurucunun adil yargılanma hakkı ilebağlantı kurarak ileri sürdüğü bu iddiaların yaşam hakkı kapsamında incelenmesigerektiği değerlendirilmiştir.
38. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarışöyledir:
“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığınıkoruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı hallerdışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel vetıbbî deneylere tâbi tutulamaz.”
39. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, (...)kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriylebağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engellerikaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartlarıhazırlamaya çalışmaktır.”
a. Genel İlkeler
40. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını korumahakkı birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardanolup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyinyaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarakyine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusalmakamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerindenkaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).
41. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklere göredevletin yaşamı tehlikeye girebilecek olan kişilerin yaşamını korumak içinyeterli yasal ve idari bir çerçeve oluşturması gerekmektedir. Bu yükümlülükaskerlik hizmetini yerine getiren kişilerin yaşam ve sağlıklarının korunması içinde geçerlidir.
42. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükler askere alımişlemleri sırasında kişilerin uygun denetimlerden geçirilmesini gerekli kılar (Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841,23/1/2014, § 76). Bu yükümlülükler ayrıca askerlik hizmetini yerine getirenkişilerin yaşamının korunması için gerekli olan tıbbi bakımın sağlanmasınıgerektirir.
43. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altındagerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete yaşam hakkınıkorumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını,bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkiliidari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusalolsun veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyetbakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 52).
44. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise "etkili bir yargısal sistemkurma" yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davasıaçılmasını gerektirmez. Bu durumlarda mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinleilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59; Nail Artuç, §37).
45. Mağdurların kendi inisiyatifleri ile başvurabilecekleri tazminatyollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yollarınuygulamada da etkili olmasıgerekir. Bir başvuruyolunun ancak hak ihlalini önleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesiveya sona ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilmesi ve bunun için uygun birgiderim sunabilmesi hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, §39).
46. Yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının ileri sürüldüğütazminat ve tam yargı davalarında derece mahkemelerinin Anayasa’nın 17.maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapma yükümlülüğü bulunmaktadır.Bununla birlikte söz konusu özen yükümlülüğü, yaşam hakkı ile ilgili her davadamutlaka mağdurlar lehine bir sonuca varılmasını garanti altına almamaktadır (Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş, B. No:2013/4086, 20/4/2016, § 73).
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
47. Somut olayda yaşam hakkının korunması için oluşturulan yasalçerçevenin yetersiz olduğu şeklinde bir iddia ileri sürülmediği gibi AnayasaMahkemesi tarafından bu konuda resen gözetilmesi ve incelenmesi gereken birhususun da bulunmadığı anlaşılmıştır.
48. Somut olayda başvurucunun kardeşi A.C.ninosteosarkomtanısı ile tedavi gördüğü sırada bu rahatsızlıktan dolayı yaşamını yitirdiğianlaşılmaktadır. Bu durumda başvuru konusu olayda öncelikle askerî yetkililerinaskere alım işlemleri sırasında A.C.ninrahatsızlığını bilip bilmediklerinin veya bilmelerinin gerekip gerekmediğinindeğerlendirilmesi gerekmektedir.
49. A.C.nin askere alındığı tarihteyürürlükte bulunan 24/11/1986 tarihli ve 86/11092 sayılı Türk SilahlıKuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 5. maddesinde; askerlikçağına giren yükümlülerin askere alınmadan önce sağlık muayenesindengeçirileceği, bu muayene sırasında yükümlünün bildiği herhangi bir hastalıkveya arızasının olup olmadığına, muayene sırasında herhangi bir sağlıkyakınmasının bulunup bulunmadığına ilişkin yazılı beyanının alınacağı belirtilmiştir.Aynı Yönetmelik'in A.C.nin askere alındığı tarihteyürürlükte bulunan 10. maddesinde ise sağlık kontrolleri neticesinde askerliğeelverişli olmadığı tespit edilen yükümlülerin askere alınmayacağı belirtilmiş;sağlık durumları geçici olarak bozuk olan son yoklamaya tabi yükümlülerhakkında ertesi yıla bırakma kararı, sevke tabi olanlar hakkında ise sevktehiri kararı verileceği ifade edilmiştir.
50. Başvuru formu ve eklerinde A.C.ninaskere alınmadan önce yahut askerliğe sevk işlemleri sırasında herhangi birrahatsızlıktan, özellikle de ileride ortaya çıkacak olan osteosarkomrahatsızlığının öncü emaresi olabilecek diz ağrısı şikâyetinden muzdarip olduğuna dair bir bilgi ve belge bulunmamaktadır.Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde A.C.nin hastaolduğu ve bu nedenle askere alınmaması gerektiği yönünde başvurucu tarafındanyetkili makamlara yapılmış bir müracaatın bulunmadığı anlaşılmaktadır. Başvurudosyasındaki bu verilere göre A.C.nin askere alımişlemleri sırasında olağan muayeneden daha ileri tıbbi muayene ve tetkiklerdengeçirilmesi gerektiğini söylemek mümkün gözükmemektedir. Nitekim GaziÜniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinden alınan bilirkişi raporunda hastalığınaskerliğin başlangıcında mevcut olduğu belirtilmiş olmasına rağmen kişinin bu hastalıklailgili herhangi bir şikâyetinin olmaması nedeniyle sağlıklı bir birey olarakdeğerlendirilerek daha ileri bir muayeneden geçirilmemesinde sorungörülmemiştir. Bilirkişi raporunda ayrıca osteosarkomvakalarında erken tanıya yönelik herhangi bir tarama programı olmadığıbelirtilmiştir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde askerîyetkililerin askere alım işlemleri sırasında A.C.ninrahatsızlığını bildikleri ya da bilmeleri gerektiği sonucuna ulaşılması mümkündeğildir.
51. Bu durumda somut olayda incelenmesi gereken asıl sürecinaskerlik dönemi olduğu anlaşılmaktadır. Askerlik dönemi içinde asıl incelenmesigerekenin ise hastalığın teşhisine kadarki süreç olduğu anlaşılmaktadır. Çünkübaşvurucu, hastalık hakkında teşhis konulmasından sonra yapılan işlemlerleilgili olarak herhangi bir ihlal iddiasında bulunmamaktadır. Başvurucu asılolarak kardeşinin hastalığı hakkında geç teşhis konulmasından ve geç teşhiskonulmasının bir sonucu olarak hastalığın metastaz yapmasından şikâyetetmektedir.
52. Askerlik süreci bu kapsamda incelendiğinde 14/5/2010tarihinde Üçüncü Amfibi Deniz Piyade Tabur Komutanlığına teslim olan A.C.nin 10/6/2010 tarihinde revirde muayene olduktan sonraİzmir Asker Hastanesi Cildiye Polikliniğine sevk edildiği, sevk kararı üzerine A.C.nin 11/6/2010 tarihinde İzmir Asker Hastanesi CildiyePolikliniğinde muayene olduğu, bu muayene sonucunda nörofibromatozis ön tanısıyla A.C.nin beyin MR'sinin istendiğive bunun için A.C.ye 2/8/2010 tarihine randevu verildiği görülmektedir. A.C.nin dizindeki ağrı nedeniyle ilk kez 28/6/2010tarihinde Foça Deniz Üs revirine müracaat ettiği ve bu tarihte önce revirde,akabinde ise sevk edildiği Foça Deniz Üs Komutanlığı Polikliniğinde artraljiteşhisiyle ilaç tedavisi gördüğü, A.C.nin bu tarihtensonra da anılan Polikliniğin Ortopedi Servisine bir kaçdefa başvurduğu ve nihayetinde İzmir Asker Hastanesine sevk edildiğianlaşılmaktadır. Sevk kararı üzerine A.C.nin15/7/2010 tarihinde İzmir Asker Hastanesi Ortopedi Polikliniğinde muayeneolduğu, bu muayenede tahlil için A.C.den kan alındığıve ayrıca ağrıyan yerin röntgeninin çekildiği anlaşılmaktadır. A.C.nin daha sonra 22/7/2010 ve 29/7/2010 tarihlerinde debu Hastanede muayene olduğu görülmektedir. 22/7/2010 tarihli muayenede sol diz ydttanısıyla A.C.nin diz MR'ninistendiği ve MR sonuçlarına göre tekrardan değerlendirilmesinin planlandığıgörülmekle birlikte A.C.nin anılan Hastanede MRçektirmeden 9/8/2010 tarihinde GATA Acil Servisine giriş yaptığı, akabinde ise10/8/2010 tarihinde GATA Tıbbi Onkoloji Servisine yatırıldığı ve 13/8/2010tarihinde yapılan biyopsi sonucunda A.C.ye osteosarkom tanısının konulduğu vebundan sonra bu tanıya göre bir tedavinin uygulandığı anlaşılmaktadır.
53. Yukarıdaki bilgilere göre başvurucunun kardeşi A.C.,rahatsızlığından ötürü hem revirde hem de sevk edildiği hastanelerin ortopediservisinde birçok defa muayene olmuştur. Başvuru formu ve eklerinde,başvurucunun kardeşi A.C.nin revire ya da hastaneleresevki noktasında ilgili makamların duyarsız kaldığı şüphesini uyandıracakherhangi bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucu her ne kadarkardeşinin dile getirdiği şikâyetlerinin komutanlar tarafından inandırıcıbulunmadığını, hastaneye sevkin bu sebeple geç gerçekleştirildiğini ilerisürmüş ise de mevcut bilgi ve belgelere göre başvurucunun kardeşi A.C.nin sağlık hizmetlerine erişim noktasında sorunyaşadığını söylemek mümkün gözükmemektedir.
54. A.C.nin revire ya da hastaneye sevkedilmesi hususunda yetkili makamların her hangi bir ihmalinin bulunmadığı tespitini yaptıktansonra hastalığın geç teşhis edildiği yönündeki iddianın incelenmesi gerekir.Ancak bu incelemeye geçmeden önce A.C.ye Akdeniz Üniversitesi Hastanesinin2/9/2010 tarihli raporuyla kemik kanseri teşhisi konulduğu yönündeki iddiayadeğinilmesi yerinde olacaktır. Başvurucu her ne kadar kardeşinin ev izni alarakailesinin yanına gelmesi üzerine Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde muayeneolduğunu, bu hastanenin 2/9/2010 tarihli raporuyla kardeşine kemik kanseriteşhisi konulduğunu ve bu teşhis üzerine acilen GATA'ya sevk edilen kardeşininsol bacağının diz üstünden kesildiğini belirtmiş ise de başvurucu tarafındanverilen bu bilgiler GATA kayıtları ile örtüşmemektedir. GATA kayıtlarına göre9/8/2010 tarihinde sol dizinde ağrı ve şişlik şikâyetiyle GATA Acil Servisinegiriş yapan A.C.ye 13/8/2010 tarihinde yapılan biyopsi sonucunda osteosarkomtanısı konulmuştur. Başvurucu, başvuru formunda belirttiği Akdeniz ÜniversitesiHastanesi raporunu Anayasa Mahkemesine de sunmamıştır. Bu sebeple somut olay hakkındakideğerlendirme AYİM'de görülen dava dosyasındaki bilgive belgeler esas alınarak yapılacaktır.
55. AYİM kararına dayanak teşkil eden bilirkişi raporundahastanın şikâyetlerinin başlangıcı ile hastalığın tanısının konulmasına kadargeçen sürenin bir buçuk ay civarında olduğu belirtilmiştir. 13/8/2010 tarihindeyapılan biyopsi ile hastalığın tanısının konulduğu dikkate alındığındabilirkişi raporunda belirtilen bir buçuk aylık sürenin başvurucunun dizindekibir ağrı nedeniyle Foça Deniz Üs revirine müracaat ettiği 28/6/2010 tarihindenbaşlatıldığı anlaşılmaktadır. Bilirkişi raporunda, A.C.ninölümüne neden olan hastalığın A.C.nin İzmir AskerHastanesi Cildiye Polikliniğine sevk edilmesine neden olan hastalık ile ilgiliolduğu yönünde bir tespit yer almamaktadır. Dolayısıyla 11/6/2010 tarihindeİzmir Asker Hastanesi Cildiye Polikliniğinde yapılan muayene sonucunda A.C.yebeyin MR'si için 2/8/2010 tarihine gün verilmesininhastalık hakkında geç teşhis konulduğu yönündeki iddia bakımdan önemli bir verisunmadığı değerlendirilmektedir.
56. Hastalığın tanısının geç konulduğu yönündeki iddiadeğerlendirilirken başvurucunun kardeşinin dizinde ortaya çıkan osteosarkom tümörünün çok nadir görülen tümörlerden olduğuyönündeki bilirkişi raporuna özellikle vurgu yapılması gerekir (bkz. § 24).A.C., diz ağrısı şikâyetinin başlaması üzerine 28/6/2010 tarihinde müracaatettiği revirde ve akabinde sevk edildiği ortopedi servisinde ilk başta eklemağrısı tanısı kapsamında tedavi görmüştür. Askerlik hizmeti sırasında bellibazı sportif faaliyetlerin de yapıldığı dikkate alındığında A.C.ninşikâyetlerinin ilk başta eklem ağrısıyla ilgili olduğunun değerlendirilmesi veçok nadir görülen osteosarkom tümörünün düşünülmemesisomut olayın koşulları bağlamında makul olarak görülebilir. Nitekim GaziÜniversitesi Hastanesinden alınan bilirkişi raporunda, diz ağrısışikâyetlerinin başladığı ilk dönemde A.C.nin eklemağrısı tanısı kapsamında tedavi görmesinde ilgili hekimlerin ihmalininbulunduğu yönünde bir tespit yer almamaktadır.
57. A.C., ağrılarının devam etmesi üzerine İzmir Asker HastanesiOrtopedi Polikliniğine sevk edilmiş ve burada 15/7/2010 tarihinde muayeneolmuştur. Bu muayenede tahlil için A.C.den kanalınmış ve dizinin röntgeni çekilmiş ancak osteosarkomtümörü tespit edilememiştir. Başvurucu, derece mahkemesi önünde her ne kadarhastalığın gizli ve sinsi bir hastalık olmadığını, röntgenle bile tanısınınkonulabileceğini belirtmiş ise de Gazi Üniversitesi Hastanesinden alınanbilirkişi raporunda, İzmir Asker Hastanesinde yapılan tetkikler sonucundahastalığın tespit edilememiş olmasında ilgili hekimlere herhangi bir hataatfedilmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde bu tespitin doğruluğununsorgulanmasına neden olacak bir veri de bulunmamaktadır.
58. A.C., İzmir Asker Hastanesi Ortopedi Polikliniğinde22/7/2010 tarihinde de muayene olmuştur. Bu muayene neticesinde A.C.den diz MR görüntüleme tetkiki istenmiş ve MRsonuçlarına göre A.C.nin durumunun tekrardandeğerlendirilmesi planlanmıştır. A.C.nin soldizindeki ağrı nedeniyle 9/8/2010 tarihinde GATA'ya götürülmesi ve bu tarihtenitibaren tedavisine GATA'da devam edilmesi nedeniyle İzmir Asker Hastanesindeyapılması planlanan bu işlemler gerçekleştirilememiş ise de başvuru konusuolayda A.C.nin şikâyetlerinin artması üzerine herzaman daha ileri tetkik ve tedavinin planlandığı, GATA'ya sevk işleminin de bukapsamda olduğu bir gerçektir. Dolayısıyla somut olayda, hastalığın tanı vetedavisi için gerekli adımların atılmadığını söylemek mümkün gözükmemektedir.
59. Başvurucu ayrıca tümörün fark edilememesi nedeniylekardeşinin her türlü askerî eğitim ve spor faaliyetlerine devam ettiğini ilerisürmüştür. Bu bağlamda öncelikle belirtmek gerekir ki başvurucunun kardeşininnormal sportif faaliyetlerin ötesinde ağır bir yüke maruz kaldığına ilişkin birkayıt, başvuru formu ve eklerinde mevcut değildir. İzmir Asker HastanesiOrtopedi Polikliniğince yapılan 22/7/2010 tarihli muayeneden sonra dabaşvurucunun kardeşine yedi gün istirahat verilmiştir. Kaldı ki hükme esasalınan bilirkişi raporunda hastalığın bünyesel bir hastalık olup dış etkilernedeniyle oluşmadığı ifade edilmiştir. Birlikişiraporunda ayrıca askerlik eğitimleri sırasındaki fiziksel aktivitelerinhastalıkla ilgili semptomların daha erken ortaya çıkmasına sebep olarak tanıya dahaerken ulaşılmasına neden olabileceği değerlendirilmiştir.
60. Yukarıdaki açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğindesomut olayda hastalığın tanı ve tedavisinde ihmal yaşandığını ve/veya buhususta yetkili makamlarca gerekli çabanın sarf edilmediğini gösteren bir durumtespit edilememiştir. Nitekim Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesindenalınan bilirkişi raporunda, çok nadir görülen tümörlerden olan osteosarkoma dair kabul edilebilir bir sürede tanıyaulaşıldığı değerlendirilmiştir. Başvuru formu ve ekleri arasında hükme esasalınan bilirkişi raporundaki değerlendirmelerin güvenilirliğinin sorgulanmasınıgerektirecek bir husus da tespit edilememiştir.
61. Sonuç olarak başvuru konusu olaydadevletinyaşamı koruma yükümlülüğünü yerine getiremediğini söylemek mümküngözükmemektedir. Ayrıca dava reddedilmiş bile olsa başvurucunun etkili biryargısal korumadan yararlanamadığı da söylenemez.
62. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
1. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
63. Başvurucu; AYİM'de açılan davasonucunda aleyhlerine 7.250 TL vekâlet ücretine hükmedildiğini,hem kendisinin hem ailesinin maddi durumunun iyi olmadığını belirterek adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
64. Başvurucunun bu iddiasının adil yargılanma hakkınınunsurlarından olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
65. Anayasa Mahkemesi 19/6/2017 tarihli yazı ile başvurucu veyakınları aleyhine hükmedilen vekâlet ücretinin tahsil edilip edilmediğiniMillî Savunma Bakanlığından sormuştur. Millî Savunma Bakanlığı, AYİM kararındahüküm altına alınan vekâlet ücretinin başvurucunun babası B.C. ve davacıtarafların vekilinden talep edildiğini ancak hâlihazırda tahsilatınyapılmadığını, bununla birlikte bu hususun icra takibine konu edilmediğinibildirmiştir.
66. Anayasa'nın "Hakarama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Herkes, meşrûvasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veyadavalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
(...)"
67. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyenveya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, mahkeme kararını önemli ölçüdeetkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §52).
68. Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına görekazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkememasraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkınamüdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksuntalepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir.Ancak bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru biramaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamuyararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adildengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklememişolması gerekir (Özkan Şen,§§ 61, 62).
69. 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel Bütçe KapsamındakiKamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesineİlişkin Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile idarenin taraf olduğu davalarınidarenin bünyesinde görev yapan kadrolu hukuk müşavirleri ve avukatlartarafından takibi öngörülmüş olup davanın reddi hâlinde idare lehine avukatlıkücretine hükmedilmesi düzenleme altına alınmıştır. 659 sayılı KHK'nın genelgerekçesinde KHK'nın amacının "hukukhizmetlerinin, etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun bir şekilde yerinegetirilmesini sağlamak" olduğu belirtilmiştir(http://www2.tbmm.gov.tr/d26/1/1-0289.pdf). Dolayısıyla idare lehine vekâletücretine hükmedilmesinin amacının gereksiz başvuruların önlenerek davasayısının azaltılması ve böylece kamu kaynaklarının etkili, verimli ve usulekonomisine uygun bir şekilde kullanılmasının sağlanması olduğu ifadeedilebilir. Kamu kaynaklarının etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun birşekilde kullanılmasının teminine yönelik düzenleme yapılması da hukuk devletiilkesinin bir gereği olup bu sebeple yapılan müdahalenin meşru bir amacayönelik olduğu anlaşılmıştır (Murat Kara vediğerleri, B. No: 2014/6042, 9/3/2017, §§ 69, 70).
70. Buna karşılık bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyanbaşvurucuların reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan avukatlıkücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu, belirlidava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeyebaşvurmalarını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu kapsamda davanın özelkoşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişimhakkının asgari sınırını teşkil etmektedir (ÖzkanŞen, § 54).
71. Tazminat alacağının miktarı ancak bilirkişi incelemesi vebenzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi çerçevesindebelirlenebilen bir olgudur. Tazminat müessesesinin bu özelliği gereği, hakkazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tam olarak bilinmesi veyaöngörülmesi mümkün değildir (Özkan Şen,§ 56).
72. AYİM'de açılan davada, başvurucuRamazan Coşar toplam 10.000 TL manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Başvurucununanne ve babası toplam 50.000 TL maddi, 20.000 TL manevi tazminat; kardeşleri isetoplam 30.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.AYİM, davayı reddettikten sonra başvurucu ve yakınlarının reddedilen tazminattalebi üzerinden davalı idareye 7.250 TL vekâlet ücreti (maddi tazminat için5.750 TL vekâlet ücreti, manevi tazminat için 1.500 TL maktu vekâlet ücreti)ödemesine karar vermiştir.
73.Somut olayda başvurucu ve yakınları aleyhine hükmedilen 7.250TL tutarındaki vekâlet ücretinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği ilerisürülmüş ise de AYİM'deki davada davacı tarafsıfatıyla yer alan başvurucu dışındaki diğer kişilerin Anayasa Mahkemesine bukonuda herhangi bir başvuru yapmadığı görülmektedir. Bu sebeple 7.250 TLtutarındaki vekâlet ücretinin AYİM'deki davada davacıtaraf sıfatıyla yer alan başvurucu dışındaki diğer kişiler yönünden orantısızbir yük oluşturup oluşturmadığı anlaşılamamaktadır. Dolayısıyla mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia, sadece başvurucunun durumu dikkatealınarak değerlendirilecektir.
74. Başvurucu, AYİM'de görülen davadamaddi tazminat talebinde bulunmayıp sadece manevi tazminat istemindebulunmuştur. Yargılama sonucunda hükmedilen 7.250 TL tutarındaki vekâletücretinin ise 5.750 TL'lik kısmı maddi tazminat için, 1.500 TL'lik kısmı isemanevi tazminat için belirlenmiştir.
75. 6100 sayılı Kanun'un 326. maddesinin (2) numaralıfıkrasında, davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa mahkemeninyargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştıracağıbelirtilmiş; (3) numaralı fıkrasında ise aleyhine hüküm verilenler birden fazlaise mahkemenin yargılama giderlerini bunlar arasında paylaştırabileceği gibi müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebileceğihükme bağlanmıştır (Mustafa Karaca,B. No: 2014/11657, 22/6/2017, § 67).
76. Somut olayda AYİM, davacılar (başvurucu ve yakınları)aleyhine 7.250 TL vekâlet ücretine hükmetmiş ancak bu ücreti davacılar arasındapaylaştırmadığı gibi davacıların vekâlet ücretinden müteselsilensorumlu tutulmalarına da karar vermemiştir. 6100 sayılı Kanun'un 326.maddesinde mahkemenin davayı kaybedenlerin yargılama giderlerinden sorumluolacağı bölümü somutlaştırmadığı ve müteselsilensorumlu tutulmaları yolunda hüküm de kurmadığı durumlarda davayı kaybedenlerinyargılama giderlerinin ne kadarından sorumlu olacağını belirleyen bir hükümbulunmamaktadır. Bu durumda genel hükümlere müracaat edilmesi gerekmektedir (Mustafa Karaca, § 68).
77. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun162. maddesinin birinci fıkrasında, birden çok borçludan her biri alacaklıyakarşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse müteselsilborçluluğun doğacağı belirtildikten sonra ikinci fıkrasında, böyle bir bildirimyoksa müteselsil borçluluğun ancak kanunda öngörülen hâllerde doğacağıdüzenlenmiştir. Bu hüküm dikkate alındığında tarafların kendi aralarında rızaen müteselsil sorumluluk öngörmesi dışında açık birkanun hükmü bulunmadıkça müteselsil sorumluluk hükümlerinin uygulanamayacağıanlaşılmaktadır. Dolayısıyla müteselsil sorumluluğun istisnai bir sorumluluktürü olduğu söylenebilir (Mustafa Karaca,§ 69).
78. 6100 sayılı Kanun'un 326. maddesinin (3) numaralı uyarıncayargılama giderlerinden dolayı müteselsil sorumluluk ancak mahkemenin kararvermesi hâlinde doğabilmektedir. Mahkemece açıkça davayı kaybedenlerinyargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olacağıyolunda hüküm kurulmadıkça müteselsil sorumluluk hükümleri uygulanmaz. Budurumda mahkemece açıkça belirtilmese bile davayı kaybedenlerden her biri kendipayına düşen miktardan sorumlu olur (MustafaKaraca, § 70).
79. Bu açıklamalar dikkate alındığında başvurucunun sorumluolacağı vekâlet ücretiAYİM kararında açıkçabelirtilmemiş olsa bile davacıların vekâlet ücretinden müteselsilensorumlu olacağına yönelik açık bir ifade bulunmadığından başvurucunun sadecemanevi tazminat için belirlenen maktu vekâlet ücretinden sorumlu olacağı anlaşılmaktadır.Manevi tazminat için maktu olarakbelirlenen vekâlet ücretinin ise başvurucuya dava açmasını imkânsız kılacakveya aşırı derecede zorlaştıracak ağır bir ekonomik yük getirdiğinden ve busuretle mahkemeye erişim hakkına yönelik orantısız bir müdahale oluşturduğundansöz edilemez.
80.Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
81. Başvurucu, somut olayda makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
82. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinidari yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarakdavanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icraaşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devameden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,7/11/2013, §§ 45, 47).
83. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinidari yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanınkarmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu, başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Selahattin Akyıl, § 41).
84. Somut olayda 16/9/2011 tarihinde Millî Savunma Bakanlığınamüracaat ile başlayan sürecin AYİM İkinci Dairesinin 12/11/2014 tarihli kararıile sona erdiği anlaşılmıştır. Anılan süreçte kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikme tespit edilemediğinden yaklaşık3 yıl 2 aylık yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.
85. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1.Yaşam hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3.Makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 7/2/2018tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.